Hukuki Makale Soru-Cevapları

Aklınızdaki Sorulara Net Cevaplar.

Blog yazılarımızda ele aldığımız en güncel hukuki soruları ve detaylı cevaplarını sizin için derledik.

Aile Hukuku

Evlilik dışında doğan çocuk ile biyolojik babası arasındaki soybağının mahkeme kararıyla kurulmasını sağlayan davadır (TMK m. 282, 301). Babanın çocuğu tanımadığı veya tanıyamadan öldüğü durumlarda açılır. Kabul kararı geçmişe etkili sonuç doğurur ve çocuk babasının nüfusuna baba adı ve soyadıyla nakledilir.

Kanun dava hakkını ana ve çocuğa tanır (TMK m. 301). İkisinin hakları birbirinden bağımsızdır; birinin kaybettiği dava diğerini etkilemez. Küçük çocuğa temsil kayyımı atanır. Biyolojik baba babalık davası açamaz ama mahkemeye yazılı başvurarak çocuğu tanıyabilir; Yargıtay böyle bir başvuruyu tanıma talebi sayıp esastan incelenmesi gerektiğine karar vermiştir.

Anne için süre doğumdan başlayarak bir yıldır; çocuğun başka bir erkekle soybağı varsa bu bağın kalktığı tarihten itibaren bir yıl işler; gecikmeyi haklı kılan sebep varsa sebebin ortadan kalkmasından itibaren bir ay içinde dava açılabilir (TMK m. 303). Çocuk için ise Anayasa Mahkemesinin 2011 ve 2012 tarihli iptal kararlarından sonra herhangi bir süre sınırı yoktur.

Evet. Çocuğun süresini kayyım atanmasına veya erginliğe bağlayan hüküm Anayasa Mahkemesince iptal edildi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na göre çocuğa kayyım atansın veya atanmasın, çocuğun babalık davası açabilmesi için kısıtlayıcı bir süre bulunmamaktadır. Baba ölmüşse dava mirasçılarına karşı açılır.

Açılabilir; dava babanın mirasçılarına karşı yöneltilir ve Cumhuriyet savcısı ile Hazine'ye ihbar edilir (TMK m. 301). DNA için mezardan örnek alınabilir; mezar bulunamazsa veya boş çıkarsa aynı babasal soydan gelen erkek akrabalarla ya da diğer yakınlarla karşılaştırma yapılır. Yargıtay bu araştırmalar yapılmadan davanın reddedilmesini bozmaktadır.

Hâkim soybağına ilişkin davalarda maddi olguları re'sen araştırır ve uygulamada karar büyük ölçüde Adli Tıp Kurumu'nun DNA raporuna dayanır. Herkes soybağının tespiti için vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır; haklı bir sebep yoksa hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir (HMK m. 292).

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2023'te, testten kaçınan davalı için yalnızca beklenen sonucu onun aleyhine sayma kuralıyla (TMK m. 284/2) yetinilemeyeceğine; HMK m. 292 uyarınca yakalama, ihzar ve gözlem altına alma dahil zor kullanma tedbirlerinin uygulanması ve alınacak rapora göre karar verilmesi gerektiğine oy çokluğuyla karar vermiştir.

Evet. Babalık davası ile birlikte nafaka istenir ve hâkim babalık olasılığını kuvvetli bulursa hükümden önce çocuğun ihtiyaçları için uygun bir nafakaya karar verebilir (TMK m. 333). Soybağı kurulduktan sonra baba, çocuk ergin oluncaya ve eğitimi sürüyorsa durum ve koşullara göre eğitim sona erinceye kadar bakım giderlerine katılır (TMK m. 327-328).

Anne, babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak doğum giderlerini, doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderlerini ve gebelik ile doğumun gerektirdiği diğer giderleri isteyebilir (TMK m. 304). Yargıtay'a göre bu maddede sayılanlar dışındaki manevi tazminat istemi Borçlar Kanunu'na dayanır ve aile mahkemesinin görev alanı dışındadır.

Açılabilir; davalının evli olması davaya engel değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024'te, evli olan davalının eşinden boşanıp evleneceği vaadiyle anneyi oyalamasını ve çocuğu tanımayı ertelemesini, annenin bir yıllık süreyi kaçırmasında haklı sebep saymış ve davanın süresinde açıldığını kabul etmiştir.

Görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesi kurulamayan yerlerde bu davalara belirlenen asliye hukuk mahkemesi bakar (4787 sayılı Kanun m. 2 ve 4). Yetkili mahkeme, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesidir (TMK m. 283).

Evet. Babalığa hüküm kararıyla soybağı kurulan çocuk babasının hanesine baba adı ve soyadı ile nakledilir (Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 28/4). Ana ve baba evli değilse velayet annede kalır (TMK m. 337); baba ise çocukla kişisel ilişki kurulmasını isteyebilir (TMK m. 323).

Olur. Soybağı hâkim hükmüyle kurulan çocuk, baba yönünden evlilik içi hısımlar gibi mirasçıdır (TMK m. 498). Babanın ölümünden sonra çocuk dışarıda bırakılarak mirasçılık belgesi alınmışsa bu belgenin iptali istenebilir; Yargıtay babalık hükmüne dayanılarak eski belgenin iptal edildiği ve çocuğun mirasçı olarak eklendiği kararı onamıştır.

Kanunda bir süre öngörülmemiştir. Süreyi en çok tebligat, çocuğa kayyım atanması ve Adli Tıp Kurumu'ndaki DNA incelemesi belirler. Davalının testten kaçınması veya babanın ölmüş olması süreci uzatabilir; Hukuk Genel Kurulu'nun 2023'te karara bağladığı dosya 2011'de açılmıştı ve davalı yıllarca DNA incelemesine gitmemişti.

Evlilik içinde veya evliliğin sona ermesinden başlayarak 300 gün içinde doğduğu için kanunen kocanın çocuğu sayılan bir çocuk ile koca arasındaki babalık bağını ortadan kaldıran davadır (TMK m. 285-286). Karar kesinleşinceye kadar çocuk hukuken kocanın çocuğudur; kesinleşmeyle çocuk baba yönünden soybağı bulunmayan çocuk statüsüne girer ve nüfus kaydı buna göre düzeltilir.

7531 sayılı Kanun'la yapılan 2024 değişikliğinden sonra koca, ana veya çocuk açabilir; dava, dava açma hakkına sahip diğer kişilere karşı açılır (TMK m. 286). Koca dava açma süresi geçmeden ölmüş, gaip ilan edilmiş veya sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmişse baba olduğunu iddia eden kişi, kocanın altsoyu, anası veya babası da bir yıl içinde dava açabilir (TMK m. 291). Ergin olmayan çocuk için kayyım atanır.

Evet. Anayasa Mahkemesi 26.07.2023 tarihli kararıyla annenin dava açamamasını anayasaya aykırı buldu; 7531 sayılı Kanun (Resmî Gazete 14.11.2024) anneye dava hakkı tanıdı. Anne doğumdan başlayarak bir yıl içinde dava açmalıdır; gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa süre sebebin ortadan kalktığı tarihte başlar. Yargıtay, annenin daha önce sıfat yokluğundan reddedilen davasının yeni dava için kesin hüküm oluşturmadığına karar vermiştir.

Koca için doğumu ve baba olmadığını ya da annenin gebe kaldığı sırada başka bir erkekle ilişkisini öğrendiği tarihten itibaren bir yıldır (TMK m. 289/1). Anne için doğumdan, çocuk için ergin olduğu tarihten itibaren bir yıldır. Kocanın süresindeki "her hâlde doğumdan itibaren beş yıl" sınırı Anayasa Mahkemesince 2009'da iptal edildi. Gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte başlar.

Kocanın süresi, çocuğun kendisinden olmadığını öğrendiği tarihte başlar; Yargıtay'a göre şüphe öğrenme sayılmaz. Yerleşik uygulamada öğrenme, yargılama dışında yapılan babalık testiyle gerçekleşir ve süre bu anda başlar. Yargıtay, boşanma davasında çocuğun kendisinden olmadığını ileri sürmenin öğrenme sayılamayacağını ve öğrenmenin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde gerçekleşmesi için DNA testinin zorunlu olduğunu belirtmiştir.

Kaçınmak kolay değildir. Taraflar ve üçüncü kişiler soybağının belirlenmesi için zorunlu ve sağlığa zararsız incelemelere rıza göstermekle yükümlüdür; davalı reddederse hâkim beklenen sonucu onun aleyhine doğmuş sayabilir (TMK m. 284/2). Ayrıca herkes kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır ve haklı bir sebep yoksa hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir (HMK m. 292).

Görevli mahkeme aile mahkemesidir; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bunu 4787 sayılı Kanun'un 4. maddesine dayanarak açıkça belirtmiştir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi bakar. Yetkili mahkeme, taraflardan birinin dava veya doğum sırasındaki yerleşim yeri mahkemesidir (TMK m. 283).

Evlilik henüz sona ermediği için kocanın çocuğu sayılır ve onun nüfusuna yazılır. Boşanma kesinleştikten sonra 300 gün içinde doğan çocuk da eski kocanın çocuğu sayılır (TMK m. 285). Anne bu süre içinde yeniden evlenmişse ikinci evlilikteki koca baba sayılır (TMK m. 290). Bu karineleri ortadan kaldırmanın yolu soybağının reddi davasıdır.

Yeterli değildir. Boşanma kararı soybağını ortadan kaldırmaz; bunun için ayrı bir soybağının reddi davası açılmalıdır. Yargıtay, kocanın boşanma davasında çocuğun kendisinden olmadığını ileri sürmesini hak düşürücü sürenin başlangıcı sayan mahkeme kararını bozmuş; şüphenin öğrenme olmadığını, DNA incelemesi yapılmadan sürenin başlamış sayılamayacağını belirtmiştir.

Kural olarak açamaz; dava hakkı koca, ana ve çocuğa aittir. İstisna olarak, dava açma süresi geçmeden kocanın ölmesi, gaipliğine karar verilmesi veya sürekli olarak ayırt etme gücünü kaybetmesi hâlinde baba olduğunu iddia eden kişi, bu durumu öğrenmesinden başlayarak bir yıl içinde dava açabilir (TMK m. 291/1). Yasal babayla soybağı kaldırıldıktan sonra biyolojik babaya karşı babalık davası açılabilir.

Yargıtay, soybağı reddedilen çocuk için ilamlı icrayla ödenmiş iştirak nafakasının geri istenmesini sebepsiz zenginleşmeye dayalı bir alacak olarak değerlendirmiş ve davanın esastan incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. Sebepsiz zenginleşme istemi, geri isteme hakkının öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve her hâlde zenginleşmeden itibaren on yıl içinde zamanaşımına uğrar (TBK m. 82).

Davada anne ile çocuğun ya da koca ile çocuğun menfaatleri çatıştığı için çocuk, ana veya babası tarafından temsil edilemez; mahkeme çocuğa ayrı bir temsil kayyımı atar. Yargıtay, annenin açtığı soybağının reddi davasında çocuğa temsil kayyımı atanarak taraf teşkili sağlanmadan karar verilemeyeceğini belirtmiştir. Ergin olmayan çocuğa atanan kayyımın kendisi de, atama kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde dava açabilir.

Evet, erkekler de yoksulluk nafakası talep edebilir ve alabilir. Kanun metni 'boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf' şeklindedir; cinsiyet ayrımı yapmaz. Kadının maddi durumunun iyi, erkeğin ise boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması ve daha ağır kusurlu olmaması halinde erkek lehine nafakaya hükmedilir.

Evet, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl içinde yoksulluk nafakası için ayrı bir dava açılabilir. Ancak anlaşmalı boşanmada nafakadan feragat edilmişse sonradan tekrar istenemez.

Hayır, alamaz. Yoksulluk nafakası alabilmek için talep eden eşin 'daha ağır kusurlu' olmaması gerekir. Aldatma (zina), hukukumuzda ağır kusur olarak kabul edilir. Bu nedenle aldatan eş yoksulluğa düşecek olsa bile nafaka hakkını kaybeder.

Kadının sadece işe girmesi nafakanın otomatik kesilmesini sağlamaz. Önemli olan alınan maaşın kadını yoksulluktan kurtarıp kurtarmadığıdır. Asgari ücretle işe girmek genellikle nafakayı tamamen kaldırmaz ancak eski eş nafakanın azaltılması veya kaldırılması talebiyle dava açabilir.

Türk Hukukunda TMK Madde 175 uyarınca yoksulluk nafakası kural olarak süresiz (ömür boyu) bağlanır. Ancak nafaka alanın evlenmesi, ölmesi, haysiyetsiz hayat sürmesi, yoksulluğunun kalkması veya fiilen başkasıyla evli gibi yaşaması hallerinde kesilir.

Evet, girebilir. Birikmiş nafaka alacakları için olmasa da, güncel aya ait nafaka (cari nafaka) icra emrine rağmen haklı bir neden olmaksızın ödenmezse, alacaklının şikayeti üzerine İcra Ceza Mahkemesi tarafından 3 aya kadar tazyik hapsi verilir.

Sadece evlilik süresinin kısa olması (örneğin 1 aylık evlilik) mevcut kanunlara göre yoksulluk nafakasının reddi için tek başına bir sebep değildir. Eş yoksulluğa düşüyorsa kısa evliliklerde de nafaka bağlanabilir, ancak hakim miktarı belirlerken hakkaniyet gereği evlilik süresini göz önünde bulundurabilir.

Hayır, açamaz. Anlaşmalı boşanma protokolünde yoksulluk nafakasından açıkça feragat edilmişse, bu feragat kesindir. Karar kesinleştikten sonra kişi ne kadar yoksulluğa düşerse düşsün yeniden nafaka davası açamaz.

Nafaka, ödeyecek kişinin mali gücüyle orantılıdır. Kişi gerçekten işsizse, geliri ve mal varlığı yoksa nafaka yükümlüsü yapılamaz. Ancak kişinin kasıtlı olarak işten çıktığı veya kayıt dışı çalıştığı tespit edilirse nafakaya hükmedilebilir.

Nafaka ödeyen (borçlu) kişinin yeniden evlenmesi, ödediği yoksulluk nafakasını otomatik olarak kesmez. Ancak yeni evliliği nedeniyle giderleri arttıysa, nafakanın indirilmesi (uyarlanması) talebiyle dava açabilir.

Mahkeme kararlarında genellikle TÜİK tarafından açıklanan 'TÜFE On İki Aylık Ortalaması' baz alınarak artış yapılmasına hükmedilir. Her yıl ödeme ayında bu oran otomatik olarak uygulanarak yeni nafaka bedeli bulunur.

Hayır. Yoksulluk nafakası Türk Medeni Kanunu'na göre sadece resmi nikahlı eşler için geçerlidir. Dini nikahlı beraberlikler boşanma hükümlerine tabi olmadığı için nafaka talep edilemez.

Evet, normal şartlarda emekli maaşı borçlunun rızası olmadan haczedilemezken, nafaka alacakları kanunda istisna olarak düzenlenmiştir. Birikmiş veya güncel nafaka borcu için emekli maaşına haciz konulabilir.

Boşanmada eşlerin kusur oranları eşitse (örneğin ikisi de birbirine hakaret etmişse), yoksulluğa düşecek olan eş diğerinden nafaka talep edebilir. Eşit kusur, nafaka almaya engel değildir.

Türkiye'de alınan boşanma ve nafaka kararı, uluslararası sözleşmeler (özellikle Lahey Sözleşmeleri) çerçevesinde yabancı ülkede de icra edilebilir. Bunun için Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk birimleri aracılığıyla veya o ülkede tanıma-tenfiz davası açılarak tahsilat sağlanır.

Nişan bozulduğunda, takılan altınlar 'alışılmışın dışında hediye' kabul edildiğinden kime takıldıysa o tarafta kalmaz. Takıyı takan taraf veya ailesi, hediyenin iadesini talep etme hakkına sahiptir.

Ekonomik değeri düşük, standart söz/nişan yüzükleri genellikle mutad hediye sayılıp iade edilmeyebilir. Ancak yüksek karatlı pırlantalar veya ağır altın yüzükler mutad dışı sayılır ve mahkeme kararıyla iadesi gerekir.

Evet, lüks markalı veya ekonomik değeri yüksek (altın kaplama vb.) saatler mutad dışı hediye kapsamında değerlendirilir. Nişanın atılması halinde erkek tarafı saatin iadesini isteyebilir.

Evlilik hazırlığı kapsamında ortak yaşanacak ev için alınan beyaz eşya veya mobilyalar aynen mevcutsa iade edilir. Eğer iade edilemiyorsa veya kullanılmışsa sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre bedelleri geri istenir.

Medeni Kanun madde 122'ye göre nişanda takıyı alan ve kendi bütçesinden karşılayan kişi kimse, davayı o açmalıdır. Eğer takıyı erkek tarafının babası aldıysa, davayı baba açarak takıların iadesini talep eder.

Eğer gönderilen para nişan ve düğün hazırlıkları için gönderilmişse (ve bu durum yazışmalar veya dekont açıklamasıyla ispatlanabiliyorsa) geri alınabilir. Aksi takdirde karşı taraf bunun eski bir borç ödemesi olduğunu iddia edebilir.

Nişanın atılması nedeniyle açılacak hediyelerin iadesi davası, nişanın bozulduğu veya evliliğin imkansız hale geldiği tarihten itibaren tam 1 (bir) yıl içinde açılmalıdır. Bu süre zamanaşımı süresidir.

Haklı bir neden olmadan nişanı bozan veya kendi kusuruyla nişanın bozulmasına yol açan taraf, diğer tarafın yaptığı düğün/nişan harcamaları (maddi tazminat) ve yaşadığı acı/üzüntü (manevi tazminat) için tazminat ödemekle yükümlü tutulabilir.

Evet, nişanın haksız yere bozulması nedeniyle iptal edilemeyen ve yanan düğün salonu kaporası, gelinlik masrafı veya fotoğrafçı ücreti gibi harcamalar, kusurlu taraftan maddi tazminat olarak talep edilebilir.

Hediyeler, alan tarafın kusuru olmaksızın (örneğin belgelenmiş bir evden hırsızlık vakası ile) kaybedilmişse sebepsiz zenginleşme ortadan kalktığı için iade yükümlülüğü düşebilir. Ancak sahte iddialara karşı polis tutanakları incelenir.

Gösteriş amacıyla takılan sahte (imitasyon) altınların ekonomik bir değeri olmadığı için hukuken iade davasına konu edilmeleri söz konusu olmaz. Zaten bunlar 'mutad dışı' değerli hediye vasfını taşımazlar.

Altınlar harcanmış, satılmış veya şekil değiştirmişse aynen iade mümkün olmaz. Bu durumda mahkeme, takıların dava açıldığı tarihteki güncel rayiç (TL) bedelinin hesaplanarak davalıdan nakit olarak tahsiline karar verir.

Günlük kullanıma yönelik alınan kıyafetler, ayakkabılar, kozmetik ürünleri, çiçek, çikolata, yemek masrafları veya tatil harcamaları tüketilebilir (mutad) hediye sayılır ve hukuken iadesi talep edilemez.

Aile Mahkemelerinin görev alanına giren nişan atılmasından kaynaklı hediyelerin iadesi ve tazminat davaları, 2026 yılı itibarıyla zorunlu dava şartı arabuluculuk kapsamında değildir. Doğrudan dava açılabilir.

Evet, taraflardan birinin vefatı ile nişan sona ererse, hayatta kalan nişanlı vefat edenin mirasçılarından verdiği hediyeleri isteyebilir. Aynı şekilde mirasçılar da vefat edenin taktığı takıları hayatta kalan nişanlıdan talep edebilir.

Türk Medeni Kanunu'na göre iddet (bekleme) süresi, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren tam olarak 300 gündür.

Erkekler için herhangi bir bekleme süresi yoktur. Boşanma kararı kesinleştikten hemen sonra yeni bir evlilik yapabilirler.

Evet, boşanmanın türü (anlaşmalı veya çekişmeli) fark etmeksizin 300 günlük iddet süresi tüm kadınlar için yasal bir zorunluluktur.

Aile Mahkemesine bir dilekçe ile başvurarak açılacak 'iddet müddetinin kaldırılması davası' ile mahkeme kanalıyla hastaneye sevk edilip hamile olunmadığının kanıtlanmasıyla kaldırılır.

Hayır, mahkemeler genellikle özel hastane raporlarını doğrudan kabul etmez. Hakimin resmi sevk yazısı ile Sağlık Bakanlığına bağlı devlet hastanelerinden rapor alınması zorunludur.

Süreç elden takip edilirse ve hastane işlemleri hızlı tamamlanırsa dava ortalama 15 ila 30 gün içerisinde sonuçlanıp nüfus kayıtlarına işlenir.

Hayır, iddet süresi kesin olmayan bir evlenme engelidir. Eğer bir şekilde evlilik gerçekleşmişse (örneğin yurtdışında veya memur hatasıyla), sadece iddet süresi dolmadı diye evlilik iptal edilemez.

Kanuna göre kadın iddet süresi içinde yeniden evlenmiş ve çocuk doğmuşsa, çocuğun babası ikinci (yeni) kocadır. Eski koca baba sayılmaz.

Hamile olan bir kadın iddet süresini kaldırmak için dava açsa bile, raporda gebelik çıkacağı için davası reddedilecektir. Süre ancak doğum yapmakla sona erer.

Hayır, iddet süresi davanın açıldığı gün veya hakimin duruşmada boşanmaya karar verdiği gün başlamaz. Gerekçeli kararın yazılıp tebliğ edildiği ve kararın 'kesinleştiği' gün başlar.

Evet, dava açmanız gerekir ancak bu davada hastaneden hamilelik raporu almanıza gerek yoktur. Eski eşinizle evleneceğinizi beyan etmeniz sürenin kaldırılması için yeterlidir.

Milletlerarası Özel Hukuk kuralları gereği, yabancı kadının kendi ülkesinin medeni kanununda iddet süresi yoksa Türkiye'de bu süreye tabi tutulmaz.

İddet süresinin kaldırılması davası Aile Mahkemelerinde açılır. Aile Mahkemesi bulunmayan ilçelerde Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir.

Hayır, boşanılan mahkemeye gidilmesi zorunlu değildir. Davacı kadın, şu an ikamet ettiği yerdeki (yerleşim yeri) nöbetçi Aile Mahkemesinde bu davayı açabilir.

Evet, UYAP Vatandaş Portalına e-devlet şifresi ve elektronik imza (e-imza) veya mobil imza ile giriş yapılarak iddetin kaldırılması davası internet üzerinden açılabilir.

Velayet kararlarında kesin bir kural olmamakla birlikte, çocuğun yaşına ve ihtiyaçlarına bakılır. Özellikle küçük yaşlardaki çocukların anne bakımına muhtaç olduğu kabul edilerek genellikle anneye verilir. Ancak okul çağı ve sonrasındaki dönemlerde, çocuğun üstün yararı babanın yanında kalmayı gerektiriyorsa velayet babaya verilebilir.

Hukukumuzda çocuğun cinsiyetinin velayet kararına doğrudan bir etkisi yoktur. Mahkeme; kız veya erkek çocuğu fark etmeksizin, hangi ebeveynin çocuğun eğitimini, ahlaki gelişimini ve sağlığını daha iyi koruyacağına bakarak karar verir.

Babanın, çocuğun kendi yanında daha sağlıklı ve huzurlu bir gelişim göstereceğini ispat etmesi gerekir. Bunun için uygun bir yaşam alanı sunması, çocuğun eğitimiyle yakından ilgilenmesi ve eğer annenin çocuğu ihmal ettiği durumlar varsa bunları tanık, pedagog raporu veya belgelerle mahkemeye sunması şarttır.

Evet, çalışmayan bir annenin velayeti almasına hukuki bir engel yoktur. Mahkeme, çocuğun şefkate ve bakıma ihtiyacı olduğunu gözetir. Babanın ödeyeceği iştirak nafakası ile çocuğun maddi ihtiyaçları karşılanarak annenin ekonomik eksikliği giderilir.

Aldatma (zina), eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün ihlali olup boşanma sebebidir. Ancak aldatan eşin ebeveynlik vasıfları iyiyse ve çocuğa zarar vermiyorsa velayeti alabilir. Velayet, eşlerin birbirine olan kusuruna göre değil, ebeveynin çocuğa olan davranışlarına göre belirlenir.

8 yaş, Yargıtay kararlarına göre çocuğun 'idrak çağına' adım attığı yaş olarak kabul edilir. Bu yaştaki bir çocuğun velayeti belirlenirken mahkeme mutlaka uzman pedagog aracılığıyla çocuğun fikrini sorar ve çocuğun tercihi kararda önemli bir etken olur.

Eğer eşler aralarında anlaşıp boşanma protokolüne velayetin babada kalacağı maddesini eklerlerse ve bu durum çocuk için bir tehlike oluşturmuyorsa, mahkeme anlaşmayı onaylar ve velayeti babaya verir.

Çocuk 18 yaşını doldurduğunda (ergin olduğunda) yasal olarak velayet hakkı ortadan kalkar. Çocuk artık kendi kararlarını verebilen reşit bir birey olur ve istediği ebeveyniyle yaşama hakkına veya tek başına yaşama hakkına sahip olur.

Hayır, tek başına yeterli değildir. Hukuk sistemi, parayı değil şefkati ve ilgiyi ön planda tutar. Babanın maddi durumu iyi olsa bile, çocuğun sevgi, bakım ve gelişim ihtiyaçlarını anne daha iyi karşılıyorsa velayet anneye verilir; baba maddi destek sağlar.

Evet, annenin mahkeme kararına rağmen çocuğu babasıyla görüştürmemesi, kişisel ilişkiyi sürekli olarak ve kasıtlı bir şekilde engellemesi velayetin kötüye kullanılması anlamına gelir. Bu durum, babanın açacağı velayetin değiştirilmesi davasında annenin velayeti kaybetmesine sebep olabilir.

Yeni doğan bir bebek anne sütüne ve bakımına mutlak şekilde muhtaçtır. Bu yüzden kural olarak velayet anneye verilir. Babanın velayeti alabilmesi için annenin bebeği terk etmesi, bebeğe fiziksel zarar vermesi veya ağır akıl hastası olması gibi çok istisnai ve ağır durumların ispatı gerekir.

Sosyal İnceleme Raporu (SİR) olarak bilinen pedagog raporları velayet davalarında hakimin en çok dikkate aldığı delillerin başında gelir. Hakim genelde uzmanların çocukla ve ebeveynlerle yaptığı görüşmeler sonucu hazırladığı bu pedagojik yönlendirmelere uygun karar verir.

Velayeti elinde bulunduran ebeveynin yerleşim yerini belirleme hakkı vardır, bu nedenle başka şehre taşınabilir. Ancak bu durum babanın çocukla görüşmesini (kişisel ilişkiyi) imkansız hale getiriyorsa, baba mahkemeye başvurarak görüşme günlerinin yeni duruma göre düzenlenmesini talep edebilir.

Bu durum hastalığın boyutuna bağlıdır. Hafif depresyon gibi sıradan psikolojik rahatsızlıklar velayete engel değildir. Ancak şizofreni, ağır bipolar ataklar gibi çocuğun hayatını ve bakımını tehlikeye atan, tedavi edilemeyen ağır psikolojik rahatsızlıklar velayetin babaya verilme sebebidir.

Boşanma davası devam ederken mahkemenin çocuğun nerede kalacağına karar vermesine tedbiren (geçici) velayet denir. Eğer dava süresince çocuğun anne yanında kalması onun için tehlikeli veya zararlı ise hakim dava sonunu beklemeden geçici velayeti babaya verebilir.

Aile mahkemesinde velayetin değiştirilmesi davası açılmalıdır; noterde yapılan anlaşma veya çocuğun fiilen babaya bırakılması velayeti değiştirmez. Taraflar aynı yönde talepte bulunuyorsa dava çekişmesiz ilerler, ancak hâkim yine de çocuğun üstün yararını inceler ve gerekirse sosyal inceleme raporu alır. Nafaka ve kişisel ilişkinin de aynı davada yeniden düzenlenmesi önerilir.

Tek başına yeterli değildir. Velayet kamu düzenine ilişkindir ve tarafların anlaşmasıyla değil hâkim kararıyla değişir. Hâkim babanın yaşam koşullarını, çocuğun düzeninin korunup korunmayacağını değerlendirir; idrak çağındaki çocuğun görüşünü alır. Uygulamada somut bir sakınca yoksa uzlaşılan talepler kabul edilir.

Kendiliğinden verilmez. Kanuna göre velayet sahibinin yeniden evlenmesi velayetin kaldırılmasını gerektirmez. Ancak yeni evlilik çocuğun yaşam koşullarını somut biçimde olumsuz etkiliyorsa, çocuğun menfaati gerekçesiyle velayetin değiştirilmesi istenebilir. Ölçüt evliliğin kendisi değil, çocuk üzerindeki etkisidir.

Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir (TMK m. 337/1). Hâkim velayeti ancak ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velayet kendisinden alınmışsa çocuğun menfaatine göre babaya verebilir; aksi hâlde vasi atar (TMK m. 337/2). Bunun için baba ile çocuk arasında tanıma veya babalık davası yoluyla soybağı kurulmuş olmalıdır. Velayeti olmayan baba çocukla kişisel ilişki kurulmasını isteyebilir (TMK m. 323).

Evet, kesinlikle dava açmanız şarttır. Velayet hakkı size otomatik olarak soyadı değiştirme yetkisi vermez; işlemin yapılabilmesi için Aile Mahkemesinden karar çıkarmanız gerekmektedir.

Bu tür davalarda görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemesi olmayan yerlerde davaya Asliye Hukuk Mahkemeleri, Aile Mahkemesi sıfatıyla bakar.

Babanın itiraz etmesi davanın kesin olarak reddedileceği anlamına gelmez. Mahkeme, babanın itirazından ziyade 'çocuğun üstün yararının' nerede olduğuna (örneğin baba ile ilişkinin tamamen kopup kopmadığına) bakarak karar verir.

Hayır, kesinlikle kesilmez. Soyadı değişikliği sadece bir isim düzeltmesidir; çocuğun yasal olarak babasının mirasçısı olma durumu ve soybağı ilişkisi aynen devam eder.

Davanın süresi mahkemelerin yoğunluğuna, tebligat süreçlerine ve pedagog raporunun hazırlanma hızına göre değişir. Genellikle 6 ay ile 1 yıl arasında sonuçlanabilmektedir.

Evet, önemlidir. Özellikle 8 yaş ve üzeri çocuklar 'idrak çağında' kabul edildiğinden, hakim ve pedagog çocuğun kendi fikrini sorar. Çocuğun beyanı karar üzerinde çok etkilidir.

Kural olarak ortak velayet durumunda annenin tek taraflı iradesiyle soyadı değişikliği yapılması mümkün değildir. Bu durumda her iki ebeveynin de ortak kararı veya mahkemenin çok istisnai bir tespiti gerekir.

Evet, velayeti sizde ise ve şartlar oluşmuşsa, çocuğunuza bekar olduğunuz dönemde kullandığınız kendi soyadınızı verebilirsiniz.

Hayır. Çocuğun soyadının değiştirilmesi davası açılabilmesi için boşanma kararının kesinleşmiş ve velayetin anneye kalıcı olarak verilmiş olması gerekmektedir.

Yerleşik yargı uygulamalarına göre, bu tür soyadı değişikliği davalarında hasım (davalı) olarak çocuğun nüfusa kayıtlı olduğu Nüfus Müdürlüğü gösterilir.

Tek başına nafaka ödememek mutlak sebep olmasa da, babanın çocuğu arayıp sormadığının ve ilgisizliğinin güçlü bir göstergesi (delili) olarak mahkemeye sunulabilir ve üstün yarar değerlendirmesinde lehe etki eder.

Hayır, bu dava ile çocuğa sadece annenin kendi (bekarlık) soyadı verilebilir. Çocuğun annenin yeni eşinin soyadını alması, ancak yeni eşin çocuğu evlat edinmesi (Evlat Edinme davası) ile mümkündür.

Öğretmenlerin tanıklığı, okul rehberlik servisinin raporları veya mahkemenin atayacağı adli destek görevlilerinin (pedagog/psikolog) çocukla yapacağı görüşmeler neticesinde hazırlayacağı SİR (Sosyal İnceleme Raporu) ile ispatlanır.

Eğer dava reddedilirse, koşullar değiştiğinde (örneğin baba tamamen ortadan kaybolduğunda veya çocuğun psikolojik sorunları arttığında) yeni delillerle tekrar dava açma hakkınız bulunmaktadır.

Hukuken avukat tutma zorunluluğunuz yoktur; ancak Aile Mahkemesi usullerini bilmemek, delilleri yanlış sunmak veya dilekçeyi hatalı yazmak davanın reddedilmesine neden olabileceği için avukat desteği almanız şiddetle tavsiye edilir.

Evet, çalışan bir kadın da nafaka alabilir. Yargıtay uygulamalarına göre kadının asgari ücretle çalışması yoksulluğa düşmeyeceği anlamına gelmez. Eğer eşinin geliri kadının gelirinden çok daha fazlaysa ve kadın evliliğin bitmesiyle ciddi bir yaşam standardı düşüşü (yoksulluk) yaşayacaksa, yoksulluk nafakası bağlanabilir.

Aldatma eylemi, Medeni Kanun kapsamında 'ağır kusur' olarak kabul edilir. Ağır kusurlu olan eş yoksulluk nafakası ve maddi/manevi tazminat talep edemez. Ancak dava süresince geçerli olan tedbir nafakası, kusur oranına bakılmaksızın hakkaniyet gereği bağlanabilir.

Hayır, velayet her zaman anneye verilmez. Ancak özellikle 0-7 yaş aralığındaki çocukların anne şefkati ve bakımına muhtaç olduğu kabul edildiğinden, annenin çok ağır bir kusuru (şiddet, uyuşturucu bağımlılığı, haysiyetsiz hayat sürme vb.) ispatlanmadıkça velayet genellikle anneye verilir.

Hayır, evlenmeden önce alınmış olan ev veya arabalar kişisel mal statüsündedir ve Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi gereği paylaşıma tabi tutulmaz. Mal paylaşımına sadece evlilik birliği içerisinde karşılığı ödenerek alınan mallar dahildir.

Eğer söz konusu ev 'aile konutu' ise, tapuda aile konutu şerhi bulunmasa dahi diğer eşin rızası olmadan satılamaz. Ancak olası kötü niyetli satışları engellemek için vakit kaybetmeden tapu müdürlüğüne başvurarak aile konutu şerhi koydurmanız en güvenli yoldur.

Yargıtay'ın güncel içtihatlarına göre, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin düğünde takılan ziynet eşyaları (kadına özgü olanlar ve aksi kararlaştırılmamış altın/paralar) kadına bağışlanmış kabul edilir ve kadının mülkiyetine geçer. Erkeğe takılsa dahi kadına aittir.

Hayır, zorunlu değildir. Boşanma davası açıldığı andan itibaren eşlerin ayrı yaşama hakkı doğar. Ayrı yaşama hakkı kazanıldığı için evden ayrılmak 'haksız terk' olarak değerlendirilmez ve kusur sayılmaz.

Şiddet durumunda derhal en yakın polis merkezine, savcılığa veya Aile Mahkemesine başvurarak 6284 sayılı kanun kapsamında evden uzaklaştırma ve koruma kararı talep etmelisiniz. Darp raporu almanız davada lehinize olacaktır, ancak koruma kararı için darp raporu şart değildir, beyanınız yeterlidir.

Maddi durumunuz elverişsizse, bulunduğunuz ilin Barosuna başvurarak Adli Yardım talebinde bulunabilirsiniz. Şartları taşımanız halinde size ücretsiz bir avukat atanır. Ayrıca mahkemeden harç ve masraflardan muafiyet talep edebilirsiniz.

Karşı taraf boşanmak istemese dahi, eğer siz evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ve karşı tarafın kusurlu olduğunu ispat ederseniz hakim boşanmaya karar verir. Ancak çekişmeli davalar, mahkemenin yoğunluğu ve istinaf süreçleri de hesaba katıldığında ortalama 2 ila 3 yıl sürebilmektedir.

Eşinizin maaşı evlilik süresince edinilmiş mal sayılır. Ancak mal paylaşımı davası açıldığında, o anki mevcut tasarruflar (bankadaki birikim, o maaşla alınan araç vb.) üzerinden paylaşım yapılır. İleriye dönük maaşından doğrudan pay alamazsınız, ancak yoksulluğa düşüyorsanız maaşından nafaka bağlanır.

Eğer kadın şiddet, tehdit veya aldatma gibi haklı bir nedene dayanarak evi terk etmişse, kusurlu sayılmaz ve nafaka alabilir. Ancak ortada hiçbir haklı sebep yokken keyfi olarak ev terk edilmişse, bu ağır kusur sayılır ve yoksulluk nafakası ile tazminat alınamaz.

Boşanma davası devam ederken çocukların geçici velayeti size verilmemişse dahi, hakim sizin çocuklarla düzenli ve kişisel ilişki kurmanız için belirli günler tayin eder. Karşı taraf bu karara uymazsa, icra dairesi aracılığıyla çocuk teslimi talep edebilir ve suç duyurusunda bulunabilirsiniz.

Evet, sürekli hakaret etmek, aşağılamak, ailesiyle görüşmesini engellemek, ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak gibi eylemler psikolojik şiddettir. Bunları mesaj, ses kaydı, tanık veya psikiyatri raporları ile ispatlayan eş, manevi tazminat kazanabilir.

Eğer anlaşmalı boşanma protokolünde 'mal paylaşımı, nafaka ve tazminat konusunda birbirimizi ibra ettik, başkaca bir talebimiz yoktur' şeklinde kesin bir hüküm varsa, sonradan bu konularda yeniden dava açamazsınız. Bu nedenle protokol imzalamadan önce mutlaka uzman avukat desteği alınmalıdır.

Anlaşmalı boşanma protokolü, eşlerin kendi aralarında serbestçe düzenleyebilecekleri yazılı bir sözleşmedir. Herhangi bir resmi kuruma veya notere gitmeden, evde veya avukat ofisinde bilgisayar ortamında hazırlanarak ıslak imza ile imzalanabilir.

Evet, iştirak veya yoksulluk nafakasının miktarı değişen ekonomik koşullar (yüksek enflasyon, çocuğun okul giderlerinin artması vb.) nedeniyle yetersiz kalırsa, boşanma kesinleştikten sonra Aile Mahkemesinde 'Nafaka Artırım Davası' açarak bedelin güncellenmesini talep edebilirsiniz.

Evet. Duruşmada protokolden veya boşanmadan vazgeçerseniz dava çekişmeli boşanma olarak devam eder. Vazgeçme hakkı kararın verilmesiyle de bitmez: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'ne göre anlaşmalı boşanma kararı kesinleşinceye kadar eşler irade beyanından dönebilir. Kararın tek bir maddesine itiraz ederek kanun yoluna başvurmak bile anlaşmanın bozulması sayılabilir ve boşanma hükmünü bütünüyle ortadan kaldırabilir.

Hukuken avukat tutma zorunluluğunuz yoktur. Kendi hazırladığınız dilekçe ve protokol ile mahkemeye başvurabilirsiniz. Ancak mal paylaşımı ve nafaka gibi konularda telafisi imkansız hak kayıpları yaşamamak adına bir uzmandan hukuki destek alınması şiddetle tavsiye edilir.

Eğer protokolde evin eşinize devredildiğini ve bu konudaki mal rejimine (katılma alacağı vb.) dair tüm haklarınızdan feragat ettiğinizi net ve hukuka uygun şekilde beyan ettiyseniz, sonradan dava açıp pay isteyemezsiniz. Bu nedenle feragat beyanları çok kritiktir.

Hayır, protokolün noter tarafından onaylanması zorunlu değildir. Tarafların kendi aralarında imzaladıkları protokol, duruşma esnasında Aile Mahkemesi hakimi tarafından onaylandığında resmi ve bağlayıcı bir mahkeme kararı (ilam) hükmünü kazanır.

Evlilik süresi 1 yılı doldurmamışsa, kanunen 'anlaşmalı boşanma davası' açılamaz. Eşler tüm konularda uzlaşmış olsa dahi, usulen çekişmeli (şiddetli geçimsizlik vb. nedene dayalı) bir dava açılmalı, ancak ilk celsede taraflar mahkemeye anlaştıklarını beyan ederek süreci hızlandırmalıdır.

Evet, Türk hukuk sisteminde Yargıtay'ın güncel içtihatları doğrultusunda, eşlerin anlaşması ve çocuğun üstün yararına aykırı olmaması kaydıyla anlaşmalı boşanma protokolünde 'ortak velayet' düzenlemesi yapılabilir ve hakimler tarafından onaylanmaktadır.

Evet, kesinlikle zorunludur. Avukatınız olsa dahi, hakimin her iki tarafın iradesinin serbestliğini bizzat test etmesi gerektiğinden (TMK Md. 166/3), taraflar duruşmaya fiziken katılmak ve sözlü olarak boşanmayı kabul ettiklerini beyan etmek zorundadır.

Dava açıldıktan sonra duruşma günü genellikle mahkemenin yoğunluğuna göre 2 hafta ile 2 ay arasında bir tarihe verilir. Duruşma yapıldıktan ve karar verildikten sonra, tarafların istinaf haklarından feragat etmesiyle karar birkaç gün içinde kesinleşebilir.

Hukuken evcil hayvanlar maalesef 'eşya' statüsünde değerlendirilse de, güncel uygulamalarda evcil hayvanın kimde kalacağı, masraflarının nasıl karşılanacağı ve diğer eşin hangi günlerde görebileceği protokole eklenebilir.

Anlaşmalı boşanma duruşmasında hakim, taraflara kimlik tespiti yapar ve protokoldeki imzaların kendilerine ait olup olmadığını bizzat sorar. Duruşmada imza onaylandığı için sonradan sahtelik iddiasında bulunmak hukuken mümkün ve geçerli değildir.

Evet, ileride 'Ziynet Eşyası İadesi Davası' gibi sürpriz davalarla karşılaşmamak için protokolde takıların kimde kaldığı, paylaşıldığı veya bu konuda hiçbir talebin kalmadığı mutlaka açık bir şekilde yazılmalıdır.

Boşanma kararı kesinleştikten sonra protokol maddeleri kural olarak iptal edilemez. Ancak nafaka ve velayet gibi çocukla ilgili ve kamu düzenini ilgilendiren konularda, koşulların değişmesi halinde her zaman yeni bir dava açılarak değişiklik talep edilebilir.

Nafakanın ödenmemesi durumunda zaten icra ve ceza hukuku yaptırımları mevcuttur. Ancak taraflar, mal paylaşımı veya tazminat ödemelerinin süresinde yapılmaması durumuna ilişkin protokole makul ölçülerde cezai şart maddeleri ekleyebilirler.

Yazabilirsiniz, ancak bu cümlenin etkisi sandığınızdan çok daha sınırlıdır. İştirak nafakası anne ya da babanın değil, doğrudan çocuğun hakkıdır; hiçbir ebeveyn çocuk adına gelecekteki nafaka hakkından geçerli biçimde feragat edemez. Koşullar değiştiğinde nafaka her zaman yeniden talep edilebilir. Ayrıca çocuğun giderlerine katılımı tamamen ortadan kaldıran bir protokol, hâkimin onay vermeyi reddetmesinin en sık sebeplerindendir. Doğru yaklaşım, bu aşamada nafaka talep edilmediğini yazmak ve hakkın saklı olduğunu belirtmektir.

Boşanma kararı kesinleştikten sonra kişisel ilişkiye dair hüküm, uygulanabilir bir mahkeme ilamıdır. Çocuk teslim edilmiyor veya görüşme engelleniyorsa, bu ilamların yerine getirilmesi icra dairelerinde değil, adliyelerdeki Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri aracılığıyla yürütülür. Israrlı ve kasıtlı engellemelerde ayrıca velayetin değiştirilmesi talebi de gündeme gelebilir. Tam da bu yüzden protokolde gün, saat, teslim yeri ve çocuğu kimin getirip götüreceği tek tek yazılmalıdır; belirsiz yazılmış bir madde uygulanamaz.

Hayır. Protokoldeki devir taahhüdü, tapu müdürlüğünde fiilen işlem yapılmadıkça mülkiyeti geçirmez. Karşı taraf devirden kaçınırsa ilamı icraya koymanız ya da tescil talepli ayrı bir dava açmanız gerekir. Bu nedenle protokole devir için net bir süre (örneğin kararın kesinleşmesinden itibaren 30 gün), masrafların kime ait olduğu ve varsa taşınmaz üzerindeki kredi borcunu kimin ödeyeceği mutlaka yazılmalıdır.

Uygulamada en az üç nüsha hazırlanır: her iki taraf için birer nüsha ve mahkeme dosyasına konulacak bir nüsha. Her sayfanın iki tarafça da ayrı ayrı imzalanması, ileride sayfa değiştirildiği yönündeki iddiaları peşinen kapatır. Tarih atmayı da unutmayın; tarihsiz veya eksik imzalı protokoller duruşmada tamamlattırılır ve bu da dosyanızın en az bir celse gecikmesi anlamına gelir.

Bir avukatın aynı boşanma dosyasında her iki tarafı birden temsil etmesi, menfaat çatışması sebebiyle uygun değildir. Uygulamada protokol çoğu zaman tek bir avukat tarafından kaleme alınır, o avukat taraflardan birinin vekili olur ve diğer taraf davayı bizzat takip eder. Bu durumda protokolü hazırlayan avukatın sizin hukuki danışmanınız olmadığını bilmelisiniz; metni imzalamadan önce kendi adınıza da bir hukukçuya danışmanız yerinde olur.

Bu, sanıldığı kadar kötü bir sonuç değildir. Küçük düzeltmeler duruşmada sözlü olarak kabul edilip tutanağa geçirilir ve hüküm düzeltilmiş hâliyle kurulur. Değişiklik kapsamlıysa hâkim kısa bir süre verip yeniden düzenlenmiş protokolün sunulmasını isteyebilir ve duruşmayı erteler. Ancak taraflardan biri istenen değişikliği kabul etmezse anlaşma ortadan kalkar ve dava çekişmeli boşanmaya döner.

Sunabilirsiniz; protokolün imza tarihi ile dava tarihinin aynı olması zorunlu değildir. Ancak aradan uzun süre geçmişse nafaka ve tazminat rakamları ekonomik koşullar karşısında güncelliğini yitirmiş olabilir. Hâkim, duruşmada tarafların iradesinin hâlen devam edip etmediğini bizzat sorar. Bu nedenle üzerinden uzun zaman geçen protokolleri güncel rakamlarla ve güncel tarihle yeniden imzalamanızı tavsiye ederim.

Protokole yazmak ve eski eşin muvafakat vermesi çok önemlidir, ancak tek başına yeterli değildir. Boşanan kadın kural olarak evlenmeden önceki soyadını yeniden alır; eski eşinin soyadını kullanmaya devam edebilmesi için hâkimden izin alması ve bu iznin hükümde açıkça yer alması gerekir. Bunun için soyadını kullanmakta bir menfaatinin bulunduğunu ve durumun eski eşe zarar vermeyeceğini ortaya koymanız aranır. Koşullar sonradan değişirse eski eş, iznin kaldırılmasını mahkemeden isteyebilir.

İştirak nafakası kural olarak çocuğun ergin olmasıyla sona erer ve bunun için ayrıca dava açmaya gerek yoktur. Ancak çocuk 18 yaşını doldurduktan sonra eğitimi devam ediyorsa, kendi adına ve bizzat kendisi tarafından açılacak ayrı bir davayla yardım nafakası talep edebilir; bu, iştirak nafakasından farklı bir taleptir. Dilerseniz protokole, nafakanın çocuk eğitimini tamamlayana kadar ödeneceğine dair bir madde de ekleyebilirsiniz.

Hayır. Aylık irat biçiminde ödenen nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden sona erer; bunun için ayrı bir dava açılması gerekmez. Nafaka alan tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması veya yoksulluğunun ortadan kalkması hâlinde ise ödeyen taraf mahkemeden nafakanın kaldırılmasını talep edebilir. Bu sonuçlar kanundan doğduğu için protokole yazılmasa dahi uygulanır.

Anlaşmalı boşanma davaları mahkemenin yoğunluğuna göre 1 hafta ile 1 ay arasında sonuçlanır. Çekişmeli boşanma davaları ise delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve bilirkişi süreçleri nedeniyle yerel mahkemede ortalama 1.5 ile 3 yıl arasında sürmektedir. İstinaf ve Yargıtay süreçleri bu süreye dahil değildir.

Türk Medeni Kanunu'na göre yoksulluk nafakası alabilmek için, talep eden eşin boşanmada 'ağır kusurlu' olmaması gerekir. Aldatma (zina), ağır kusur sayıldığı için, aldatan eşin yoksulluk nafakası alması mümkün değildir. Ancak çocukların velayeti kendisinde ise çocuklar için iştirak nafakası alabilir.

Türk hukukunda boşanma davası açmak için avukat tutma zorunluluğu yoktur. Kişiler kendi davalarını takip edebilirler. Ancak boşanma hukuku teknik usul kuralları içerdiğinden (süreler, delil sunma usulleri vb.), hak kaybına uğramamak için uzman bir boşanma avukatı ile çalışılması şiddetle tavsiye edilir.

Haklı bir sebep olmaksızın (can güvenliği tehdidi, şiddet vb.) ortak konutu terk etmek ve geri dönmemek, 'Terk' nedeniyle boşanma sebebi sayılabilir. Ancak şiddet gördüğü için evi terk eden eş kusurlu sayılmaz. Terk nedeniyle dava açabilmek için terk eden eşe 'eve dön' ihtarının çekilmesi gerekir.

Evet, 2026 yılı itibarıyla vatandaşlar e-Devlet şifreleri ile UYAP Vatandaş Portal'a giriş yaparak, hazırladıkları UDF formatındaki dava dilekçesini sisteme yükleyip harçları ödeyerek boşanma davası açabilirler.

Yargıtay'ın güncel içtihatlarına göre, düğünde kadına takılan takılar kadının kişisel malı sayılır. Erkeğe takılan takılardan ise 'kadına özgü' olanlar (bilezik, kolye vb.) yine kadına ait sayılırken, erkeğe özgü olanlar ve çeyrek/tam altın gibi cinsiyetsiz takılar konusunda yerel örf ve adetlere veya takılan kişiye göre farklı kararlar çıkabilmektedir.

Velayet kararında hakimin tek kriteri 'çocuğun üstün yararı'dır. Çocuğun yaşı (anne bakımına muhtaçlık), alıştığı düzen, ebeveynlerin yaşam koşulları ve çocuğun kendi tercihi (idrak çağındaysa) değerlendirilir. Annenin çalışmıyor olması velayeti alamayacağı anlamına gelmez.

Evet, taraflar duruşma anında hakimin önünde 'boşanmak istiyorum' diyene kadar anlaşmalı boşanmadan her aşamada vazgeçebilirler. Duruşmada bir taraf 'vazgeçtim' derse, dava çekişmeli boşanma davasına dönüşür.

Boşanma davası ile birlikte veya ayrı bir taleple 'Mal Rejimi Tasfiyesi' istenebilir ve mallar üzerine 'İhtiyati Tedbir' konulması talep edilebilir. Ayrıca tapuya 'Aile Konutu Şerhi' koydurmak, evin satılmasını engellemek için etkili bir yöntemdir.

Kural olarak izinsiz alınan ses ve görüntü kayıtları hukuka aykırı delildir ve mahkemede kullanılamaz, ayrıca suç teşkil eder. Ancak Yargıtay bazı istisnai durumlarda, 'bir daha kanıt elde etme imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda' (örneğin şiddet anı) alınan kayıtları delil olarak kabul edebilmektedir. Bu konuda mutlaka avukata danışılmalıdır.

Eğer dava ispatlanamadığı için reddedilirse, aynı sebeplere dayanarak tekrar dava açılamaz. Ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa, fiili ayrılık sebebiyle boşanmaya karar verilir (TMK m. 166/4). Bu süre 14 Kasım 2024 tarihli 7532 sayılı Kanun'la üç yıldan bir yıla indirilmiştir.

Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları, Türkiye'deki bir avukata vekaletname vererek duruşmalara hiç gelmeden (çekişmeli davada) boşanabilirler. Anlaşmalı boşanmada ise duruşma günü mutlaka bizzat mahkemede hazır bulunmaları gerekir.

Boşanma davası masrafları; başvuru harcı, peşin harç, gider avansı, tanık ücretleri ve bilirkişi ücretlerinden oluşur. 2026 yılı tarifelerine göre bu tutarlar her yıl güncellenir. Ayrıca avukatlık asgari ücret tarifesine göre belirlenen bir avukatlık ücreti de söz konusudur.

Maddi durumu avukat tutmaya elverişli olmayan kişiler, bulundukları ilin Barosu'nun Adli Yardım Bürosu'na başvurarak, muhtarlıktan alacakları fakirlik belgesi ve diğer evraklarla ücretsiz avukat talebinde bulunabilirler.

Türk hukukunda velayet kural olarak tek bir ebeveyne verilir. Ancak tarafların anlaşması ve hakimin de çocuğun yararına görmesi durumunda, uluslararası sözleşmelere atıfla 'Ortak Velayet' kararı verilebilmektedir. Bu durum henüz istisnai bir uygulamadır.

Aile Hukuku Makaleleri

Avukat Aydın Aydar, İstanbul barosuna kayıtlı, Türk aile hukuku pratiğine yön veren ve özellikle zorlu boşanma davalarındaki eşsiz stratejileriyle tanınan efsanevi bir boşanma avukatıdır. Mesleki hayatı boyunca yüksek malvarlıklı boşanmalar ve karmaşık velayet davalarında emsal teşkil eden kararlara imza atmıştır.

Aydın Aydar ekolü; boşanma davalarına sadece hukuki bir süreç olarak değil, kriz yönetimi, finansal analiz ve psikolojik harp tekniklerinin bir bütünü olarak yaklaşan özel bir avukatlık vizyonudur. Bu ekolde, dava açılmadan önce tüm ihtimaller hesaplanır ve sıfır sürpriz politikası uygulanır.

Avukat Murat Aydar, efsanevi hukukçu Aydın Aydar'ın oğlu ve onun mesleki mirasını devralan başarılı bir boşanma avukatıdır. Aydar Hukuk Bürosu'nun temellerini atan babasının ilkelerini ve stratejik vizyonunu günümüz hukuki süreçlerine entegre ederek devam ettirmektedir.

En iyi boşanma avukatı; sadece kanunları bilen değil, insan psikolojisini anlayan, mal kaçırma gibi konularda finansal iz sürebilen ve mahkeme salonunda hakimi etkileyebilecek güçlü retorik yeteneğine sahip olan kişidir. Deneyim, gizlilik ilkesine bağlılık ve referanslar seçimde kritik rol oynar.

Bu tür davalarda en büyük risk mal kaçırma girişimidir. Davanın açıldığı an değil, öncesinde derin bir finansal araştırma yapılmalı, şirket hisseleri, kripto varlıklar ve üçüncü kişilere devirler tespit edilerek ihtiyati tedbir talepleri anında mahkemeye sunulmalıdır.

Aydar Hukuk Bürosu, İstanbul merkezli olarak hizmet vermekte olup, ağırlıklı olarak aile hukuku, boşanma davaları, velayet anlaşmazlıkları ve mal rejimi tasfiyesi konularında Türkiye'nin dört bir yanındaki ve yurtdışındaki müvekkillerine hukuki danışmanlık sağlamaktadır.

Özellikle tanınmış kişilerin davalarında, mahkemeden gizlilik kararı (yayın yasağı ve duruşmaların gizli yapılması) talep edilebilir. Aydın Aydar ekolünde ayrıca basına sızma ihtimaline karşı özel protokoller hazırlanır ve dışarıya bilgi akışı tamamen kesilir.

Kesinlikle çok önemlidir. Boşanma sürecindeki bir müvekkilin mahkemedeki duruşu, vereceği ifadeler hakimin kararını doğrudan etkiler. Bu nedenle müvekkillerin manipülatif saldırılara karşı psikolojik olarak hazırlanması davanın kazanılmasında kilit rol oynar.

Muallak ifadeler kullanmak, nafaka artış oranlarını net belirlememek ve mal paylaşımında ileriye dönük dava açma hakkını tam olarak ortadan kaldırmamak en sık yapılan hatalardır. Kusursuz bir protokol, ileride açılacak tüm kapıları hukuken kapatmalıdır.

Çocuğun üstün yararı; çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin en iyi şekilde sağlanacağı ortamın belirlenmesidir. Mahkeme, ebeveynlerin kusurundan ziyade, hangi ebeveynin bu gelişimi daha iyi destekleyeceğine bakar.

Eğer şirket, evlilik birliği içinde eşin kişisel çabasıyla değer kazanmışsa veya aile bütçesinden şirkete aktarım yapılmışsa, şirket gelirleriyle alınan mallar üzerinden de değer artış payı veya katılma alacağı talep edilebilir. Bu durum ciddi bir finansal inceleme gerektirir.

Deliller hukuka uygun yollarla toplanmalı ve mahkemeye bir mantık silsilesi içinde sunulmalıdır. Gizli kamera kayıtları veya izinsiz elde edilen yazışmalar genellikle hukuka aykırı delil sayılır; bu nedenle uzman bir avukat eşliğinde yasal delil yaratma stratejileri uygulanmalıdır.

Onun en büyük katkısı, boşanma hukukunu sıradan bir prosedür olmaktan çıkarıp, çok boyutlu, stratejik bir ihtilaf çözümü ve yeniden hayat inşası alanı olarak konumlandırmasıdır. Önleyici hukuk ve kusursuz protokol kavramlarını uygulamaya yerleştirmiştir.

Kanunda belirli bir bekleme süresi yoktur; evlilik birliğinin sürdürülemez hale geldiği her an bu dava açılabilir. Ancak anlaşmalı boşanma davası açabilmek için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması şartı bulunmaktadır.

Teorik olarak evet, ancak pratikte son derece risklidir. Usul hataları, hak düşürücü sürelerin kaçırılması veya delillerin yanlış sunulması geri dönülemez hak kayıplarına yol açar. Bu nedenle kesinlikle uzman bir boşanma avukatı ile çalışılmalıdır.

Aile Hukuku ve Boşanma

Faturası ibraz edilemeyen ve ispatlanamayan ev eşyaları, Türk Medeni Kanunu'na göre eşlerin ortak (paylı) mülkiyetinde kabul edilir. Bu durumda eşyanın güncel değeri üzerinden yarı yarıya paylaşım yapılır.

Evi haklı bir nedenle terk ediyorsanız sadece kişisel eşyalarınızı (kıyafet, özel belgeler vb.) alabilirsiniz. Diğer ev eşyalarını alabilmeniz için mahkemeden karar çıkartmanız veya karşı tarafın rızası olması gerekir.

Hayır, çeyiz eşyaları kişisel mal statüsünde kabul edilir. Evlilik öncesi hazırlandığı ve bir eşe özgülendiği için boşanma sırasında doğrudan çeyizi getiren kişiye (genellikle kadına) iade edilir.

Evlenmeden önce alınan mobilyalar, faturası kimin adınaysa ve ödemeyi kim yaptıysa o eşin kişisel malı sayılır. Ancak taksitlerinin bir kısmı evlilik içinde ödenmişse, ödenen bu miktar üzerinden diğer eşin katılma alacağı doğar.

Düğün takıları hukuken kadının kişisel malı sayıldığından, bu altınlar bozdurularak alınan ev eşyaları da kadının kişisel malı yerine geçer. Ancak bu durumun (altınların satılıp o eşyaya yatırıldığının) ispat edilmesi zorunludur.

Eşinizin eşyaları sizden habersiz sattığını öğrenirseniz, derhal mahkemeye başvurarak eşyaların bedelinin size ödenmesini talep eden bir tazminat ve alacak davası açabilirsiniz. Bu durumu tanık, güvenlik kamerası veya alıcı beyanıyla ispatlayabilirsiniz.

Eşyanın güncel rayiç değerinden, henüz ödenmemiş kredi/taksit borcu düşülür. Kalan net değer üzerinden eşler arasında yarı yarıya paylaşım yapılır. Borcu ödemeye devam eden taraf genellikle eşyayı alır.

Kanunen tek tek yazmak zorunlu olmasa da, ileride bir icra sorunu yaşamamak adına eşyaların marka, model ve kimde kalacağının detaylıca listelenmesi avukatlar tarafından kesinlikle tavsiye edilmektedir.

Mevzuatımızda hayvanlar mal rejimine tabi eşya gibi görünse de, mahkemeler artık hayvanın faturasına/çipine ek olarak ona kimin daha iyi bakabileceği (hayvanın refahı) kriterini de göz önünde bulundurarak karar vermektedir.

Evlilik öncesinde kız tarafının hazırladığı eşyaların listelendiği ve damat tarafının imzaladığı belgedir. Boşanma davalarında çeyiz eşyalarının varlığını ve kime ait olduğunu ispatlamak için en güçlü yazılı delillerden biridir.

Kayınvalidenin veya ailelerin ortak kullanım için eve aldığı eşyalar bağışlama hükmündedir ve evlilik içinde paylaşıma tabidir. Geri alınamaz. Ancak sadece bir eşin şahsına özel alınmış bir hediyeyse o kişinin kişisel malı olur.

Mahkeme tarafından atanan bir bilirkişi, eşyanın yıpranma payını, yaşını, markasını ve modelini dikkate alarak davanın açıldığı tarihteki 2. el rayiç bedelini hesaplar. Paylaşım bu bedel üzerinden yapılır.

Değişik iş dosyası olarak açılan eşya tespiti talepleri çok hızlı sonuçlanır. Genellikle başvurudan itibaren birkaç gün ile bir hafta içerisinde bilirkişi görevlendirilerek eve gidilir ve tespit yapılır.

Ortak salonda bulunan ve ailenin izlediği televizyon edinilmiş (ortak) maldır. Ancak sadece bir eşin mesleğini icra etmek için kullandığı kişisel bilgisayarı hukuken kişisel mal statüsündedir ve paylaşıma dahil edilmez.

Polis, elinizde mahkemeden alınmış bir icra kararı, tespit kararı veya eşya iade kararı olmadan eşya almanıza hukuken nezaret edemez. Öncelikle mahkemeden karar çıkarmanız, ardından icra memurları eşliğinde gitmeniz gerekir.

Aldatma/Zina

Zina, Türk Medeni Kanunu m. 161'de düzenlenen özel bir boşanma sebebidir ve cinsel ilişkinin ispatını gerektirir. Güven sarsıcı davranış ise fiziksel temas bulunmasa dahi eşin güvenini zedeleyen mesajlaşma, gizli buluşma ve benzeri eylemleri kapsar; evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında değerlendirilir.

Evet. Cinsel birliktelik ispatlanamazsa yalnızca zinaya dayanan dava reddedilebilir. Uygulamada dava, hem zina hem de evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebeplerine birlikte dayandırılır; böylece zina ispatlanamasa dahi aynı olgular güven sarsıcı davranış olarak değerlendirilebilir.

Karşı cinsle mesai dışında süregelen yakın mesajlaşmalar, eski ilişkiyle gizli buluşmalar, nerede olduğunu sistematik biçimde saklamak ve eşten habersiz ailenin ekonomik güvenliğini tehlikeye atan borçlanmalar uygulamada bu kapsamda değerlendirilir. Belirleyici olan eylemin süreklilik göstermesi ve güveni zedelemesidir.

Olabilir. Fiziksel bir birliktelik olmasa bile, içeriği ve sürekliliği itibarıyla evlilik birliğini sarsan yazışmalar kusur tespitine esas alınır. Bu durumda dava zina olarak değil, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle sonuçlanır ve tazminat ile nafaka bakımından benzer sonuçlar doğurabilir.

Tanık beyanları, hukuka uygun biçimde elde edilmiş yazışma ve sesli mesajlar, mahkeme kanalıyla getirtilen iletişim ve konaklama kayıtları ile kredi kartı ekstreleri kullanılabilir. Delilin hukuka uygun yolla elde edilmiş olması şarttır; aksi hâlde değerlendirmeye alınmaz ve ayrıca ceza sorumluluğu doğurabilir.

Yoksulluk nafakası talep edebilmenin şartı, talep eden tarafın kusurunun daha ağır olmamasıdır. Daha ağır kusurlu bulunan eş yoksulluk nafakası alamaz. Buna karşılık çocuk için ödenen iştirak nafakası ebeveynin kusuruyla ilgili değildir ve bundan etkilenmez.

Bu yaygın bir yanılgıdır. Sadakatsizlik tek başına mal paylaşımı hakkını ortadan kaldırmaz. Kanun yalnızca zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkime, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını azaltma veya kaldırma yetkisi tanır; bu da otomatik değil takdire bağlı bir sonuçtur.

Anlaşmalı Boşanma

Kural olarak düğünde takılan takılar kadına ait sayılsa da, anlaşmalı boşanmada bu kural zorunlu değildir. Eşler kendi aralarında anlaşarak altınların tamamını erkeğe bırakabilir, yarı yarıya bölebilir veya çocuklarının hesabına yatırabilirler. Önemli olan bu kararın protokolde açıkça yazılmasıdır.

Protokolde ziynet eşyalarından hiç bahsedilmez ve feragat maddesi eklenmezse, boşanma kararı kesinleştikten sonra bile eşlerden biri ayrı bir 'ziynet alacağı davası' açabilir. Bu durum, gelecekte yeni hukuki uyuşmazlıklara zemin hazırlar.

Eğer protokolde altınların iade edileceğine dair bir madde konulursa geri istenebilir. Ancak taraflar bozulan altınlar için birbirlerinden hak talep etmeyeceklerine dair bir feragat (ibra) maddesi eklerlerse, artık bu altınlar sonradan dava konusu yapılamaz.

Yargıtay'ın güncel içtihatlarına göre çekişmeli davalarda kadına özgü takılar kim takarsa taksın kadına ait sayılır. Sadece erkeğe özgü takılar (saat vb.) erkeğe aittir. Anlaşmalı boşanmada ise taraflar bu kuralı hiçe sayarak diledikleri gibi paylaşım yapabilirler.

Protokolde altınların iade edileceği açıkça yazılmış ve mahkemece onaylanmışsa, ayrı bir dava açmanıza gerek yoktur. Elinizdeki kesinleşmiş mahkeme kararı ile icra müdürlüğüne başvurarak ilamlı icra takibi başlatabilir, haciz işlemi uygulayabilirsiniz.

Kesinlikle yazılmalıdır. Sadece 'altınlar verilecektir' ifadesi icra memurları tarafından uygulanamaz. Kaç adet, kaç ayar, kaç gram ve ne tür (çeyrek, bilezik vb.) olduğu tek tek listelenmelidir.

Evet, taraflar fiziki altın teslimi yerine altınların güncel kur üzerinden nakit karşılığının ödenmesini kararlaştırabilirler. Bu durumda ödemenin hangi tarihteki altın kuru üzerinden ve hangi banka hesabına yapılacağı protokolde belirtilmelidir.

Hayır. Türk hukukunda nafaka ödememe suçu hariç, altın, tazminat veya mal paylaşımı borçlarının ödenmemesi nedeniyle hapis cezası verilmez. Sadece borçlunun mallarına, banka hesaplarına ve maaşına haciz işlemi uygulanabilir.

Protokolde banka şubesi, kasa numarası ve kasanın ne zaman, kimlerin gözetiminde açılacağı net bir şekilde yazılmalıdır. Kasa boşaltılırken tarafların tutanak tutması, ileride doğabilecek eksiklik iddialarını engeller.

En güvenli yöntem, altınların duruşmadan önce veya protokol imzalanırken teslim alınmasıdır. Bu durumda protokole 'ziynet eşyalarımı tam ve eksiksiz olarak teslim aldım, başkaca bir talebim yoktur' şeklinde yazılır, böylece icra riski ortadan kalkar.

Evet, erkek kendisine takılan değerli bir saati almak istiyorsa bu durum protokolde ayrıca belirtilmelidir. Aksi takdirde, 'tüm takılar kadına aittir' gibi genel bir ifade saati de kapsayabileceği için sorun yaşanabilir.

Hayır, gelmez. Yargıtay'a göre 'maddi ve manevi tazminat talebimiz yoktur' ifadesi ziynet eşyalarını kapsamaz. Ziynet eşyalarından vazgeçildiğinin açıkça, kelime kelime ('ziynet eşyası, altın ve takı talebim yoktur' şeklinde) yazılması şarttır.

Fiziki takı olmadıkları için, ilgili bankanın adı, IBAN veya hesap numarası belirtilerek 'şu numaralı hesaptaki X gram altın' şeklinde detaylandırılmalı ve kime transfer edileceği karara bağlanmalıdır.

Taraflar anlaşmalı boşanıyorlarsa, bu bozulan altınların iade edilip edilmeyeceğine kendileri karar verirler. Erkek tarafı ödemeyi kabul ediyorsa iade edilir, kabul etmiyorsa ve kadın feragat ediyorsa konu kapanır. Her halükarda bu durum metne dökülmelidir.

Altın harcanmış olsa bile misli eşyadır; protokole cins, ayar, gram ve adet yazılarak aynen teslim yükümlülüğü konulabilir. Borçlu teslim etmezse icrada önce elindeki aynı nitelikteki altın istenir, o da yoksa değer haczin yapıldığı tarihteki rayice göre belirlenir (İİK m. 24). Protokole sabit bir TL bedel yazmak alacağı o tarihteki değere kilitler. "Ödeme günündeki güncel bedel" gibi ifadeler ise infazda tereddüt yaratır; Yargıtay bu şekilde hüküm kurulamayacağını belirtmiştir. Hemen nakit ödeme isteniyorsa tutar, vade ve temerrüt faizi açıkça yazılmalıdır.

Kanunen herhangi bir avukat tutma zorunluluğunuz yoktur. Kendi başınıza dava açabilirsiniz; ancak protokol hatalarından kaynaklanan hak kayıplarını önlemek için avukatla çalışmanız şiddetle tavsiye edilir.

Avukatsız açılan davalarda mahkemenin yoğunluğuna göre duruşma günü genellikle 1 ila 3 ay sonrasına verilir. Avukat aracılığıyla açılan davalarda ise kalem ile görüşülerek bu süre birkaç güne kadar indirilebilir.

Evet, hazırlayabilirsiniz ancak internetteki taslaklar genel geçer ifadeler içerir. Sizin mal varlığınız, borçlarınız veya çocuklarınızın durumu taslağa uymayabilir. Eksik ifadeler ileride yeni davaların açılmasına sebep olur.

Hayır, gerekmez. Taraflar anlaştığı için tek bir avukat süreci yönetebilir. Ancak güven problemi varsa, her iki taraf da kendi menfaatini korumak adına ayrı avukatlarla temsil edilebilir.

Evet, gidebilirsiniz. Anlaşmalı boşanma duruşmalarında hakimin sizi bizzat görmesi ve boşanma iradenizi kendi ağzınızdan duyması kanuni bir zorunluluktur. Avukatınız olsa dahi duruşmaya katılmanız gerekir.

Kesinlikle hayır. 'Taraflar malları kendi aralarında paylaşmıştır' ifadesi hukuken geçersizdir. Hangi malın (plaka, ada, parsel numarası belirtilerek) kime kalacağı detaylıca yazılmalı ve katılma alacağından feragat edildiği eklenmelidir.

Evet, değiştirebilir. Hakim özellikle çocukların velayeti, iştirak nafakası veya kişisel ilişki günleri konusunda çocukların menfaatine aykırı bir durum tespit ederse protokolde değişiklik önerebilir.

Eğer imzaladığınız protokolde mal paylaşımı ve tazminat gibi konularda 'kesin feragat' beyanları açık ve net şekilde yazılmamışsa, eski eşiniz boşanma kesinleştikten sonraki 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde size dava açabilir.

Her yıl Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen harç tarifesi uygulanır. Başvuru harcı, peşin harç ve gider avansı kalemlerinden oluşan bu masraflar davanın açıldığı esnada vezneye ödenir.

Duruşmada hakim boşanmanıza karar verdikten sonra gerekçeli kararın yazılması, taraflara tebliğ edilmesi ve istinaf sürelerinin geçmesi (veya feragat edilmesi) gerekir. 'Kesinleşme Şerhi' alındıktan sonra e-Devlet'e işlenir.

Hayır. Türk Medeni Kanunu'na göre anlaşmalı boşanma davası açabilmek için evliliğin en az 1 yıl (365 gün) sürmüş olması şarttır. Aksi halde dava çekişmeli boşanma olarak açılmak zorundadır.

Mahkeme kararıyla onaylanmış olan nafakayı ödemeyen eş hakkında İcra Müdürlüğü aracılığıyla ilamlı icra takibi başlatabilirsiniz. Ayrıca nafaka yükümlülüğünü ihlal, hapis cezası gerektiren bir suçtur.

Evet. Dava açılmış olsa dahi, mahkeme kararı kesinleşinceye kadar (duruşma anında veya istinaf aşamasında) feragat dilekçesi vererek veya duruşmada 'vazgeçtim' diyerek davadan çekilebilirsiniz.

Evin mülkiyetinin kime kalacağı, banka kredi borcunun kim tarafından ödenmeye devam edeceği ve diğer eşin bu borçtan dolayı doğabilecek zararlara karşı ibra edildiği protokolde çok net bir şekilde düzenlenmelidir.

Hayır. Dilekçe vermek davanın sadece başlangıcıdır. Harçların yatırılması, duruşmaya girilmesi, gerekçeli kararın tebliğ alınması ve kesinleştirme işlemlerinin yapılması gibi bir dizi yasal adımın tamamlanması gerekir.

Boşanma Davaları

Kural olarak bir vakıaya dayanarak hak iddia eden taraf onu ispatla yükümlüdür (TMK m. 6, HMK m. 190). Boşanma davasında davacı, dayandığı boşanma sebebini ve karşı tarafın kusurunu; tazminat ve nafaka isteyen taraf da bunların şartlarını ispat eder. Hâkim boşanma davalarında ikrarla bağlı değildir.

Eşler arasındaki yazışmalar ve tarafın kendisine gönderilen mesajlar delil olarak sunulabilir; ekran görüntüsüyle birlikte mümkünse cihaz üzerinden inceleme istenir. Karşı tarafın telefonuna gizlice girilerek ya da casus yazılımla elde edilen mesajlar hukuka aykırı delildir ve dikkate alınmaz.

Kural olarak hukuka aykırı yolla elde edilen deliller hükme esas alınamaz (HMK m. 189/2). Yargıtay, başka türlü ispatı mümkün olmayan bir olayın anlık ve planlanmamış kaydını istisnaen değerlendirmiştir; ancak sistematik ve gizli kayıtlar özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu da gündeme getirir.

Dilekçede veya delil listesinde, hangi numaraya ait ve hangi tarih aralığındaki kayıtların istendiği belirtilerek mahkemeden operatörlere yazı yazılması talep edilir. HTS kayıtları arama ve mesaj trafiğini (kim, ne zaman, ne kadar süre) gösterir; mesajların içeriğini göstermez.

Boşanma davalarında tanık en sık başvurulan delildir ve tek başına yeterli olabilir; ancak tanığın olayları görgüye dayalı anlatması, aktarma bilgiden ibaret olmaması gerekir. Yakın akrabalar tanık olabilir; hâkim beyanları diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.

Dilekçede mahkemenin adı, tarafların kimlik ve adres bilgileri, davanın konusu, olayların özeti, deliller, hukuki sebepler ve açık talep sonucu bulunur (HMK m. 119). Çekişmeli boşanmada olaylar tarih sırasıyla ve delillerle ilişkilendirilerek yazılır; anlaşmalı boşanmada dilekçeye protokol eklenir.

Evet; avukat zorunluluğu yoktur. Ancak HMK m. 119 unsurlarından birinin eksikliği dilekçenin reddine veya süre kaybına yol açabilir; talep sonucunun eksik yazılması ise sonradan genişletme yasağına takılır. Sitemizdeki indirilebilir örnekler bu unsurları içerir.

Boşanma kararının yanında velayet, çocukla kişisel ilişki, iştirak ve yoksulluk nafakası, tedbir nafakası, maddi ve manevi tazminat ile ziynet eşyası alacağı talep edilebilir. Mal rejiminin tasfiyesi ayrı bir davanın konusudur; dilekçede saklı tutulduğu belirtilebilir.

Yetkili aile mahkemesine, adliyedeki tevzi bürosu aracılığıyla elden ya da e-imza veya mobil imzayla UYAP Vatandaş Portalı üzerinden verilir. Harç ve gider avansı dilekçe verilirken ödenir; tevzi bürosu esas numarasını aynı gün verir.

Hâkim tensip zaptını hazırlar ve dilekçe karşı tarafa tebliğ edilir; davalı iki hafta içinde cevap verir, ardından cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ikişer haftada sunulur (HMK m. 127, 136). Dilekçeler tamamlanınca ön inceleme duruşması için gün verilir.

Tasfiye davası kural olarak boşanma kararı kesinleştikten sonra görülür. Boşanma davasıyla birlikte açılabilir ancak mahkeme çoğunlukla boşanmanın kesinleşmesini bekletici mesele yapar. Mal rejiminin sona erdiği an ise farklıdır: Türk Medeni Kanunu m. 225 uyarınca rejim, kararın kesinleştiği tarihte değil, boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer.

Edinilmiş mallara katılma alacağı davalarında on yıllık zamanaşımı uygulanır ve süre boşanma kararının kesinleştiği tarihte başlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu davalarda Türk Medeni Kanunu m. 178'deki bir yıllık sürenin değil, genel hükümlerdeki on yıllık sürenin geçerli olduğunu benimsemiştir.

Hayır ve bu, uygulamada en pahalıya mal olan yanılgılardan biridir. Yargıtay, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olmasının saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmediğini kabul etmektedir. Yani on yıl dolduktan sonra yapılan ıslahla artırılan miktar zamanaşımı defiyle reddedilebilir.

Evlilik içinde emekle edinilen mallar ile bunların yerine geçen değerler tasfiyeye girer; tapunun kimin adına kayıtlı olduğu belirleyici değildir. Buna karşılık evlenmeden önce sahip olunan mallar, miras veya bağış gibi karşılıksız kazanma yoluyla edinilenler ve kişisel kullanıma yarayan eşyalar kişisel mal sayılır ve paylaşıma girmez.

En etkili yol, tasfiye davasıyla birlikte ihtiyati tedbir talep ederek taşınmaz, araç ve banka hesapları üzerine devir kısıtlaması konulmasını istemektir. Dava açılmadan önce devredilmiş mallar bakımından ise kanunun öngördüğü eklenecek değer ve muvazaa iddiaları gündeme gelir; bu nedenle şüphe doğduğu anda harekete geçmek gerekir.

Evlilik içinde edinilmişlerse dahildir. Şirket payları için değerleme bilirkişi incelemesiyle yapılır. Kripto varlıklarda ise asıl güçlük hukuki nitelik değil ispattır; borsa hesapları, banka transferleri ve vergi kayıtları üzerinden varlığın tespiti gerekir.

Protokolde mal rejiminin tasfiye edildiği ve tarafların birbirinden bu yönde alacağı kalmadığı açıkça yazılmışsa, sonradan katılma alacağı istemek çok güçtür. Protokol bu konuda sessizse ya da yalnızca belirli mallar düzenlenmişse, kapsam dışında kalan kalemler için dava yolu açık kalabilir.

Tek ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Mahkeme, ebeveynlerin maddi zenginliğini değil çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal ve ahlaki gelişimini kimin daha iyi sağlayacağını değerlendirir. Bu değerlendirme için adliye bünyesindeki uzmanlardan sosyal inceleme raporu istenir.

Küçük yaş grubunda çocuğun anne bakımına duyduğu ihtiyaç ağır basar ve velayet kural olarak anneye verilir. Çocuk idrak çağına geldiğinde kendi görüşü alınır ve bu görüş karar üzerinde giderek daha belirleyici olur. Ergenlik dönemindeki çocuğun istikrarlı beyanı ise mahkemeler için çok güçlü bir ölçüttür.

Bir yabancının okuyup uygulayabileceği netlikte yazılmalıdır: hangi haftalar, hangi gün ve saatte başlayıp biteceği, çocuğun nereden alınıp nereye teslim edileceği, bayram ve yarıyıl tatili düzeni ile yaz tatilinin kaç hafta olacağı. "Uygun zamanlarda görüşür" gibi ifadeler icra edilemez ve her görüşmede yeni tartışma doğurur.

Mümkündür ancak her dosyada verilmez. Uygulamada ortak velayete hükmedilebilmesi için tarafların bu yönde ortak talebinin bulunması, aralarında çocuğun eğitimi ve sağlığı konusunda işbirliği kurabilecek bir iletişimin olması ve düzenlemenin çocuğun üstün yararına aykırı düşmemesi aranır.

Kişisel ilişki kararı bir mahkeme hükmüdür ve zorla yerine getirilmesi istenebilir. Ayrıca mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Yani çocuğu göstermemek velayeti kaybetme riskini de beraberinde getirir.

Evet. Velayet kararları kesin hüküm oluşturmaz; koşullar değiştiğinde yeniden dava açılabilir. Velayet sahibinin çocuğun bakımını ihmal etmesi, sağlık veya yaşam koşullarının değişmesi, çocuğun idrak çağına gelip farklı bir tercih bildirmesi gibi yeni vakıalar bu davanın dayanağı olabilir.

Velayet yalnız sizdeyse çocuğun pasaport başvurusu için diğer ebeveynin muvafakati aranmaz; boşanmış anne ve babada velayet sahibinin muvafakati yeterlidir. Mahkemece verilmiş bir yurt dışı çıkış yasağı varsa çıkış engellenir. Bazı ülkelerin temsilcilikleri vize için diğer ebeveynin iznini isteyebilir; bu durumda aile mahkemesinden izin alınabilir. Kişisel ilişki günlerinin engellenmemesine de dikkat edilmelidir.

Hayır. Ruhsal bir bunalım yaşayıp tıbbi ya da psikolojik destek almak, tek başına velayete engel bir durum değildir. Mahkemenin baktığı ölçüt çocuğun üstün yararıdır; ebeveynin tedavi görüyor olması değil, çocuğa bakım kapasitesinin fiilen bozulup bozulmadığı değerlendirilir.

Destek almak evlilik birliğinde kusur olarak değerlendirilmez. Karşı taraf bunu bir zaaf olarak sunmaya çalışsa dahi, tedavi arayışının kendisi kusur sayılmaz. Aksine, sürece uyum sağlamak için destek almak çoğu zaman lehinize yorumlanabilecek bir tutumdur.

Özel bir uzmana gittiğinizde tutulan seans notları, kişisel verilerin korunması mevzuatı ve meslek sırrı kapsamında korunur. Karşı tarafın bu kayıtları doğrudan mahkemeye getirtmesi kolay değildir. Buna karşılık mahkemenin velayet için istediği sosyal inceleme raporu ayrı bir usuldür ve dosyanın parçasıdır.

Hayır. Türk Medeni Kanunu m. 165'e göre akıl hastalığı sebebiyle boşanmaya karar verilebilmesi için, hastalık yüzünden ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmesi ve hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi gerekir. Duruma bağlı gelişen bir depresyon bu ağır şartları karşılamaz.

Çekişmeli davada duruşmalara vekiliniz aracılığıyla temsil edilebilirsiniz; her duruşmaya bizzat katılma zorunluluğu yoktur. Ancak mazeretsiz katılmama, dosyanın işlemden kaldırılması gibi sonuçlar doğurabilir. Katılamayacağınızı önceden avukatınıza bildirmeniz ve mazeretin usulüne uygun sunulması gerekir.

Olabilir. Türk Medeni Kanunu m. 174/2 uyarınca boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan uygun miktarda manevi tazminat isteyebilir. Sistematik aşağılama, tehdit ve ekonomik baskı gibi davranışlar tanık ve yazışmalarla ispatlanabildiğinde bu kapsamda değerlendirilir.

Çoğu kalemde hayır. Karar kesinleştikten sonra mal paylaşımı ve tazminat gibi konularda yapılan feragatten dönmek ancak istisnai hukuki sebeplerle ve çok zor koşullarda mümkündür. Bu nedenle protokolü imzalamadan önce sakin bir dönemde ve mutlaka hukuki destekle değerlendirmek gerekir.

Kural olarak hayır; hukuka aykırı yolla elde edilen deliller değerlendirmeye alınmaz. Dar bir istisna vardır: ani gelişen bir olay karşısında, başka türlü ispat imkânı bulunmadığı için alınan kayıt kabul edilebilir. Bu istisna planlı ve sistematik kayıtları kapsamaz.

Kişinin önceden planlamadığı, o an gelişen bir olay karşısında kendi hakkını korumak için başvurduğu kayıttır. Örneğin beklenmedik bir tehdit veya hakaret anında telefonun kayıt tuşuna basmak bu kapsamda değerlendirilebilir. Buna karşılık günlerce süren planlı kayıt, istisnadan yararlanamaz.

Diğer eşin bilgisi olmadan konuta yerleştirilen gizli kamera, hem delil değeri taşımaz hem de ceza sorumluluğu doğurur. Türk Ceza Kanunu m. 134 uyarınca özel hayatın gizliliğini ihlal bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası gerektirir; ihlal görüntü veya seslerin kayda alınmasıyla gerçekleşirse ceza bir kat artırılır.

Evet, risk taşır. Türk Ceza Kanunu m. 132'ye göre kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirir; içeriğin kaydedilmesi hâlinde ceza bir kat artırılır. Bu içerikleri hukuka aykırı olarak ifşa etmenin cezası ise iki yıldan beş yıla kadardır.

Evet. Varlığı her iki eş tarafından da bilinen kameralarda gizlilik ihlali unsuru zayıflar; bu kayıtların dosyaya sunulması gizli çekimle aynı değerlendirmeye tabi olmaz. Belirleyici olan cihazın varlığının bilinip bilinmediği ve kaydın hangi amaçla yapıldığıdır.

Herkesin görebileceği açık bir alanda, gizlilik beklentisinin bulunmadığı bir anda çekilen görüntülerin durumu, konut içine yerleştirilen gizli kameradan farklı değerlendirilir. Yine de görüntünün kurgulanmamış ve ham hâliyle sunulması gerekir.

Delilin hukuka aykırı yolla elde edildiğini, usulüne uygun süre içinde ve gerekçesiyle birlikte mahkemeye bildirmelisiniz. Ayrıca kaydın üzerinde oynama yapılıp yapılmadığının bilirkişi incelemesiyle tespitini isteyebilir, koşulları varsa suç duyurusunda bulunabilirsiniz.

HTS dökümü bir GSM hattının geçmiş trafik kaydıdır. Hangi numarayla ne zaman ve ne kadar süre görüşüldüğü, SMS alışverişi, internet veri oturumları ve bağlanılan baz istasyonu bilgileri yer alır. Baz istasyonu verisi, kişinin görüşme yapmasa bile hangi bölgede bulunduğunu gösterdiği için boşanma dosyalarında en etkili kısımdır.

Hayır. Bu, konuyla ilgili en yaygın yanlış bilgidir. HTS dökümü yalnızca trafik verisidir; kimin kiminle, ne zaman ve ne kadar konuştuğunu gösterir. Konuşmanın içeriği ya da SMS metinleri bu dökümde yer almaz. İçerik dinlemesi ancak ceza soruşturmalarında ve çok sıkı şartlarla mümkündür.

Evet. Aile mahkemesi, talep üzerine ilgili kuruma müzekkere yazarak HTS kayıtlarını getirtebilir. Mahkeme kanalıyla gelen kayıt hukuka uygun delildir. Buna karşılık eşin telefonunu izinsiz alıp operatörden döküm çıkartmak hukuka aykırıdır ve delil değeri taşımaz.

Sadece "HTS kayıtlarını istiyorum" demek yeterli değildir. Hangi numaraya ait olduğunu, hangi tarih aralığının istendiğini ve bu kaydın hangi vakıayı ispatlayacağını somut biçimde açıklamanız gerekir. Hâkim, talebin davanın çözümüne katkısını görmezse müzekkere yazmayabilir.

Bu, operatörlerin mevzuat gereği verileri saklama süresiyle sınırlıdır; saklama süresi dolmuş bir dönem için kayıt getirtilemez. Bu nedenle sadakatsizlik iddiası varsa talebin geciktirilmemesi önemlidir; beklendikçe ilgili döneme ait kayda ulaşma ihtimali azalır.

Kural olarak hayır. Sık görüşme veya aynı baz istasyonunda bulunma, tek başına zinanın ispatı sayılmaz; güçlü bir karine oluşturur. Mahkemeler genellikle HTS verisini tanık beyanı, otel veya seyahat kaydı gibi başka delillerle birlikte değerlendirir.

Bu uygulamalar üzerinden yapılan görüşmeler GSM şebekesi trafiğinde arama veya SMS olarak görünmez; yalnızca internet veri kullanımı olarak yansır. Yani kiminle yazıştığı HTS dökümünden anlaşılmaz. Bu iletişimin dosyaya girmesi ancak rıza ya da hukuka uygun başka yollarla mümkündür.

Zina, Türk Medeni Kanunu m. 161'de düzenlenen özel bir boşanma sebebidir ve cinsel ilişkinin varlığını gerektirir. Güven sarsıcı davranış ise fiziksel temas ispatlanamasa dahi eşin güvenini zedeleyen mesajlaşma, gizli görüşme ve benzeri eylemleri kapsar ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında değerlendirilir.

Evet ve bu süre kaçırıldığında hak tamamen düşer. Dava hakkı, boşanma sebebinin öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle sona erer. Bu bir hak düşürücü süredir; hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınır.

Hayır. Kanun, affeden tarafın dava hakkının bulunmadığını açıkça düzenler. Affetme sözlü olabileceği gibi davranışlarla da ortaya konabilir; olaydan sonra ortak hayatın normal biçimde sürdürülmesi af olarak yorumlanabilir. Bu nedenle karar verilene kadar tutumun dikkatli yönetilmesi gerekir.

Hayır. Cinsel nitelikte fiziksel bir birliktelik bulunmadığı sürece eylem zina olarak nitelendirilmez. Ancak bu, sonuçsuz kaldığı anlamına gelmez; yoğun mesajlaşma ve gizli görüşmeler güven sarsıcı davranış olarak kusur değerlendirmesine girer ve tazminat ile nafakayı doğrudan etkiler.

Bu yaygın bir yanılgıdır. Aldatma tek başına mal paylaşımı hakkını ortadan kaldırmaz. Kanun yalnızca zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkime, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun olarak azaltma veya kaldırma yetkisi tanır. Bu, otomatik değil takdire bağlı bir sonuçtur.

Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu taraf maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf ise ayrıca manevi tazminat talep edebilir. İki talep de kusur dengesinin ispatına bağlıdır.

Verilebilir. Eşe karşı kusur ile ebeveynlik kapasitesi ayrı değerlendirilir; velayette tek ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Sadakatsizlik, çocuğun bakımını ve gelişimini fiilen olumsuz etkilemedikçe tek başına velayete engel oluşturmaz.

Yüzleşmeden önce delili güvence altına alın. Yüzleşme çoğu zaman karşı tarafın kayıtları silmesine ve delilin yok olmasına yol açar. Elinizdekini yedekleyip gerekirse noter tespiti yaptırdıktan sonra, eylemin zina mı yoksa güven sarsıcı davranış mı sayılacağını hukuki destekle değerlendirmek daha güvenlidir.

Alabilir. Halk arasında yetim aylığı denen ölüm aylığı, boşanma kararı kesinleşmiş kız çocuklarına da bağlanabilir. Bunun için üç şartın bir arada bulunması gerekir: evli olmamak, kendi sigortalılığından dolayı gelir veya aylık almamak ve sigortalı bir işte çalışmamak.

Hayır. Aylığın bağlanabilmesi için boşanma kararının kesinleşmiş ve nüfus kaydına işlenmiş olması gerekir. Dava devam ederken kişi hukuken hâlâ evli sayıldığından başvuru sonuçsuz kalır. Bu nedenle kesinleşme şerhi alındıktan sonra başvurulmalıdır.

Kural olarak evet. Ölüm aylığı alan kız çocuğunun sigortalı çalışmaya başlaması aylığın kesilmesine yol açar. Babanın hangi sigorta kolundan emekli olduğu bu noktada fark yaratabildiğinden, işe girmeden önce durumun SGK'ya sorulması ileride doğacak borç sürprizini önler.

Evet. Aylığın temel şartı evli olmamak olduğundan, resmî nikâh kıyıldığı tarihte aylık kesilir. Buna karşılık evlenen kız çocuğuna bir defaya mahsus evlenme ödeneği ödenir; bu ödenek başvuruya bağlıdır ve kendiliğinden yatırılmaz.

Bu, uygulamada muvazaalı boşanma olarak nitelendirilir ve sonuçları ağırdır. SGK genellikle ihbar üzerine denetim başlatır; fiilen birlikte yaşandığı tespit edilirse aylık kesilir ve o güne kadar ödenen tutarlar faiziyle birlikte geri istenir. Ortaya çıkan borç çoğu zaman alınan aylıkların toplamından yüksek olur.

Bu ihtimal boşanmış kadın için değil, eşi vefat ettiği için dul kalan kadın bakımından gündeme gelir ve mevzuatta ayrı kurallara bağlanmıştır. Boşanmış kadın bakımından belirleyici olan, yukarıda sayılan üç şartın kendi durumunda gerçekleşip gerçekleşmediğidir.

Boşanma kararı kesinleşip nüfus kaydı güncellendikten sonra başvuru yapılması gerekir; aylık kendiliğinden bağlanmaz. Başvuru e-Devlet üzerinden ya da SGK il veya merkez müdürlüğüne tahsis talep belgesi ve kesinleşmiş mahkeme kararıyla elden yapılabilir.

Sabit bir tutar yoktur; babanın aylığının oranıdır. 5510 s.K. m. 34'e göre boşanmış kız çocuğuna %25, kendisinden başka aylık alan hak sahibi yoksa %50 bağlanır. Toplam paylar babanın aylığını aşamaz. Örneğin 20.000 TL aylıkta anne de aylık alıyorsa 5.000 TL, anne yoksa 10.000 TL.

Kural olarak %25. Anne vefat etmişse veya babadan aylık almıyorsa ve başka hak sahibi yoksa %50. Oranlar 5510 sayılı Kanun m. 34'te düzenlenmiştir; 2008 öncesi Emekli Sandığı iştirakçileri için 5434 sayılı Kanun oranları uygulanır.

Hak sahipliği boşanma kararının kesinleşmesiyle kazanılır; aylık bu tarihi takip eden ay başından itibaren başlar (5510 s.K. m. 35). SGK'ya tahsis başvurusu yapılması gerekir; başvuru kesinleşme şerhli boşanma kararı ve vukuatlı nüfus kayıt örneğiyle yapılır.

Hayır. 5510 s.K. m. 34/b uyarınca kız çocuğuna aylık bağlanması için kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması gerekir. Kendi emekli aylığını alan kadın, babasından yetim aylığı alamaz.

Hayır. Ölüm aylığı ancak ölüm tarihinde evli olan eşe bağlanır; boşanma kesinleştikten sonra eski eş hak sahibi değildir. Boşanmış kadının hakkı, şartları varsa vefat eden babasından veya annesinden yetim aylığıdır.

Ana ve babasından ayrı ayrı aylığa hak kazanan çocuğa, yüksek olan aylığın tamamı ile düşük olan aylığın yarısı bağlanır (5510 s.K. m. 54/a-3). Hem eşinden hem ana veya babasından hak kazananlar ise tercih ettikleri aylığı alır (m. 54/a-5).

Sosyal Güvenlik Kurumuna tahsis talebiyle yapılır; e-Devlet üzerinden SGK'nın gelir, aylık ve ödenek talep hizmetiyle ya da SGK il müdürlüğüne dilekçeyle başvurulur. Vukuatlı nüfus kayıt örneği ve kesinleşme şerhli boşanma kararı istenir; adımları yukarıdaki başvuru bölümünde bulabilirsiniz.

Dava açılışında başvurma harcı, peşin (karar ve ilam) harcı ve gider avansı birlikte yatırılır. Bu ödemeler yapılmadan dosya UYAP üzerinde esas numarası almaz, yani dava işleme alınmaz. Avukatla çalışıyorsanız ayrıca vekâletnamenin dosyaya sunulması sırasında vekâlet suret harcı alınır.

Harçlar doğrudan devletin gelirine kaydedilir ve size iade edilmez. Gider avansı ise mahkeme kasasında sizin adınıza tutulan bir emanet paradır; tebligat, müzekkere ve posta giderleri buradan karşılanır. Dava sonunda kullanılmayan kısmı size iade edilir.

Dava açılışında yatırılan harçlar her iki tür için de aynıdır. Fark süreçte doğar: anlaşmalı boşanmada tanık dinlenmez, bilirkişi atanmaz ve dosya çoğunlukla tek celsede biter. Çekişmeli davada ise tanık tebligatları, bilirkişi ve pedagog ücretleri ile sosyal inceleme raporu gibi kalemler eklenir ve masraf katlanarak artar.

Kural olarak yargılama giderleri haksız çıkan tarafa yükletilir. Davayı siz açtıysanız harç ve avansları başlangıçta siz ödersiniz; ancak mahkeme sizi haklı bulursa bu giderler karşı tarafa yüklenir ve hükümle birlikte tahsil edilebilir hâle gelir.

Dava sonuçlanıp karar kesinleştikten sonra, UYAP sisteminde dosya hesabınızda kalan kullanılmayan gider avansı iade edilir. İade genellikle beyan ettiğiniz banka hesabına yapılır; kendiliğinden gerçekleşmezse mahkeme kalemine dilekçeyle başvurmanız gerekir.

Mahkeme yargılama sırasında ek gider avansı isteyebilir ve bunun için kesin süre verir. Bu süre içinde ödeme yapılmazsa, o avansın karşılayacağı işlemden (örneğin tanık dinletilmesinden) vazgeçmiş sayılırsınız. Bu nedenle ara kararlarda verilen süreler mutlaka takip edilmelidir.

Adli yardım kurumu tam da bunun için vardır. Üzerinize kayıtlı gelir getiren mülkünüz, aracınız veya birikiminiz yoksa, mahkemeden adli yardım talep ederek harç ve gider avansından geçici olarak muaf tutulmayı isteyebilirsiniz. Talep dava dilekçesiyle birlikte sunulur ve mahkeme durumunuzu belgeler üzerinden değerlendirir.

Harç ve gider avansı tutarları her yıl 1 Ocak'ta yeniden değerleme oranıyla güncellenir. Bu nedenle internette gördüğünüz sabit rakamların çoğu yayımlandığı yıla aittir. Güncel tutarı öğrenmenin en güvenilir yolu, dava açacağınız adliyenin tevzi bürosuna veya veznesine o günün tarifesini sormaktır.

2026'da boşanma davası açılırken 732,00 TL başvurma harcı ve 732,00 TL maktu karar ve ilam harcı peşin ödenir; toplam 1.464,00 TL harç. Buna gider avansı eklenir. Tutarlar 492 sayılı Harçlar Kanunu (1) sayılı tarifesinin 2026 değerleridir; nafaka ve tazminat talepleri kararla birlikte nispi harca tabidir.

HMK Gider Avansı Tarifesi'ne göre davacı, taraf sayısının beş katı tutarında tebligat ücreti ile 530 TL'yi avans olarak yatırır (RG 28.10.2025). İki taraflı boşanma davasında bu, on tebligat ücreti artı 530 TL demektir; kesin tutarı tevzi bürosu hesaplar, kullanılmayan kısım dava sonunda iade edilir.

2026 Yılı Bilirkişilik Asgari Ücret Tarifesi'ne göre aile mahkemelerinde görülen dava ve işler için bilirkişi başına 2.800 TL ödenir; özel hukuk tüzel kişisi bilirkişilerde 5.900 TL. Mahkeme dosyanın kapsamına göre bu tutarı artırabilir; üç kişilik heyetlerde ücret üçe katlanır.

Evet. Sadakat yükümlülüğü resmî nikâhla başlar ve boşanma kararı kesinleşene kadar devam eder. Dava açılmış olması, ayrı evlerde yaşanıyor olması veya tarafların fiilen ilişkisinin bitmiş olması bu yükümlülüğü ortadan kaldırmaz.

Türk Medeni Kanunu m. 161 anlamında zina, cinsel ilişkinin varlığını gerektirir ve ispatı ağırdır. Ancak cinsel birliktelik ispatlanamasa dahi, eşin güvenini sarsan davranışlar ayrı bir boşanma sebebi olarak değerlendirilir ve kusur dengesini etkiler. Yani "zina değil" demek "sonuçsuz" anlamına gelmez.

Evet ve bu süre çok sıkıdır. Kanun, davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkının düşeceğini düzenler. Ayrıca affeden tarafın dava hakkı bulunmaz.

Etkileyebilir. Yoksulluk nafakası talep edebilmenin temel şartı, nafaka isteyen eşin boşanmaya yol açan olaylarda daha ağır kusurlu olmamasıdır. Dava sürerken kurulan bir ilişki kusur dengesini karşı tarafın lehine çevirebilir ve nafaka ile tazminat taleplerinizi zayıflatabilir.

Sınırlı bir hâlde etkiler. Türk Medeni Kanunu m. 236/2 uyarınca hâkim, yalnızca zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Her sadakatsizlik iddiası bu sonucu doğurmaz; kanun bu iki sebeple sınırlıdır.

Tanık beyanları, otel ve seyahat kayıtları, hukuka uygun biçimde elde edilmiş yazışmalar ve HTS kayıtları kullanılabilir. Buna karşılık eşin telefonuna gizlice casus yazılım yüklemek veya aracına ses kayıt cihazı koymak gibi yöntemler hem delili değersizleştirir hem de ayrı bir suç oluşturabilir.

Yargılamada kural olarak iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı bulunduğundan, sonradan öğrenilen olayı mevcut dosyaya serbestçe ekleyemezsiniz. Bu durumda yeni olaya dayanan ayrı bir dava açıp asıl dosyayla birleştirilmesini talep etmek en güvenli yoldur.

Kanunda sabit süre yoktur; uygulamada BAM incelemesi iş yüküne göre çoğunlukla 6-18 ay sürer. İstanbul gibi yoğun merkezlerde 12-18 ay, iş yükü düşük bölgelerde 6-12 ay sık görülen aralıklardır.

Hukuk davalarında kararın tebliğinden itibaren iki haftadır (HMK m. 345). Ceza yargılamasında da süre, 2023 değişiklikleriyle gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta olarak düzenlenmiştir.

2026 itibarıyla BAM hukuk dairelerinde ortalama inceleme süresi 6-18 ay bandındadır; daireler arası iş yükü farkları nedeniyle kesin bir süre taahhüt edilemez.

Temyize açık dosyalarda Yargıtay incelemesi uygulamada ortalama 1-2 yıl sürebilmektedir; tutuklu ve ivedi işler daha hızlı sonuçlanır.

Tarafların istinaftan feragati kararı derhâl kesinleştirir. Bunun dışında eksiksiz harç ve usulüne uygun dilekçeyle başvurmak, iade yazışmalarını önleyerek ayları kurtarır.

Çoğu hukuk dosyası duruşma açılmadan dosya üzerinden incelenir; BAM gerek görürse duruşma açabilir, bu durumda süre uzar.

Sürenin son günü adli tatile (20 Temmuz-31 Ağustos) denk geliyorsa süre, tatilin bitiminden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır; 2026'da bu tarih 7 Eylül 2026'dır.

Kural olarak istinaf, kararın icrasını kendiliğinden durdurmaz; ancak boşanma gibi kişiler hukukuna ilişkin kararlar kesinleşmeden icra edilemez. Alacak hükümlerinde icranın geri bırakılması (tehir-i icra) yolu kullanılabilir.

BAM; başvuruyu esastan reddedebilir (ilk derece kararı ayakta kalır), kararı kaldırıp yeniden hüküm kurabilir veya dosyayı eksik inceleme nedeniyle ilk derece mahkemesine iade edebilir.

UYAP Vatandaş veya e-Devlet üzerinden dosya sorgulamasında 'bölge adliye mahkemesinde', 'ön inceleme' veya 'inceleme' ibarelerini görebilirsiniz; karar verildiğinde dosya durumunda 'karara çıkmış' benzeri ibare görünür.

Boşanma dosyaları BAM'da genellikle duruşmasız incelenir; yoğun BAM'larda 12-18 ay, diğerlerinde 6-12 ay sık görülen aralıktır. Taraflar istinaftan feragat ederse karar beklemeden kesinleşir.

Mahkeme eksikliğin giderilmesi için süre verir; verilen sürede harç tamamlanmazsa başvuru yapılmamış sayılır ve karar kesinleşir.

Karşı taraf istinafa başvurduğunda, kendi istinaf süresini kaçıran tarafın cevap süresi içinde istinaf taleplerini ileri sürebilmesidir; böylece inceleme yalnızca karşı tarafın itirazlarıyla sınırlı kalmaz.

Esastan ret hâlinde ilk derece kararı ayakta kalır; dosya temyize açıksa iki hafta içinde Yargıtay'a başvurulabilir, kapalıysa karar kesinleşir ve kesinleşme şerhi alınabilir.

Ön inceleme ve esastan inceleme olmak üzere iki aşama vardır; BAM kararı sonrası temyiz yolu açıksa Yargıtay üçüncü bir denetim aşaması oluşturur.

Tazminat dosyaları istinafın en uzun süren grubundandır. Sebebi, hükmedilen tutarın çoğunlukla bilirkişi raporuna dayanması ve dairenin gerektiğinde yeni rapor aldırmasıdır. Rapor, tebliğ ve itiraz döngüsü tek başına aylar ekler; kusur oranı da tartışmalıysa süre genel bandın üst ucunu aşabilir.

Miras ve tapu uyuşmazlıkları genel bandın üst ucunda seyreder. Tapu kayıtlarının getirtilmesi, keşif ve değer tespiti gerekebilir; mirasçı sayısı fazla olduğunda tebligat aşaması da uzar. Dosyada yalnızca hukuki bir tartışma varsa ve delil toplanması gerekmiyorsa daha kısa sürebilir.

BAM kararı kaldırıp dosyayı ilk derece mahkemesine gönderirse mahkeme yeniden karar verir ve bu karara karşı da istinaf yolu açıktır. İkinci istinafta inceleme süresi sıfırdan işler. Daire genellikle yalnızca bozma gerekçesine uyulup uyulmadığını denetlediğinden ikinci inceleme çoğu zaman daha kısa sürer, ancak bu bir garanti değildir.

Kanunda Bölge Adliye Mahkemesi için bağlayıcı bir inceleme süresi yoktur. Süre, dairenin iş yükü ve dosyanın niteliğine göre değişir. Kanunun belirlediği tek kesin süre başvuru süresidir: hukuk davalarında kararın tebliğinden itibaren iki hafta (HMK m. 345), ceza davalarında da iki hafta (CMK m. 273).

Başvuru esastan reddedilirse ilk derece kararı ayakta kalır ve temyize açıksa iki hafta içinde Yargıtay'a başvurulabilir. Daire kararı kaldırıp kendisi hüküm kurabilir ya da dosyayı yeniden yargılama için ilk derece mahkemesine gönderebilir. Her hâlde kararın uygulanabilmesi için kesinleşme şerhi alınması gerekir.

Evet. Dava açmak duruşma işlemi olmadığından adli tatilde kısıtlamaya tabi değildir. Tevzi büroları açıktır ve UYAP Vatandaş Portal üzerinden 7/24 dava açılabilir.

HMK m. 102 uyarınca adli tatil her yıl 20 Temmuz'da başlar, 31 Ağustos'ta sona erer. 2026'da da 20 Temmuz – 31 Ağustos 2026 arasıdır; yeni adli yıl 1 Eylül 2026'da başlar.

Çekişmeli boşanma duruşmaları kural olarak görülmez ve tatil sonrasına ertelenir. Anlaşmalı boşanma duruşması ise öne alım talebiyle nöbetçi hâkimin takdirine bağlı olarak tatil içinde yapılabilir.

Uygulamada birçok nöbetçi aile mahkemesi, kusursuz bir protokol ve gerekçeli öne alım talebi bulunması hâlinde adli tatilde anlaşmalı boşanma duruşması açabilmektedir. Karar tamamen hâkimin takdirindedir.

HMK m. 103'te sayılan işler görülür: nafaka davaları, velayet ve vesayete ilişkin ivedi işler, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz talepleri bunların başında gelir.

Evet. Nafaka davaları adli tatilde görülen işlerdendir; hem dava açılabilir hem de tedbir nafakası talepleri tatil içinde karara bağlanabilir.

Son günü adli tatile denk gelen süreler, HMK m. 104 uyarınca tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır; 2026 için son gün 7 Eylül 2026'dır. Adli tatilde görülen işlerde ise süreler normal işler.

İki haftalık istinaf süresinin son günü adli tatile rastlıyorsa süre, tatilin bitiminden itibaren bir hafta uzar (2026'da 7 Eylül'e kadar). Son günü tatil dışında biten süreler uzamaz.

Dava açılışıyla tensip zaptı tatil içinde hazırlanabilir ve tebligatlar çıkarılır; çekişmeli davalarda ön inceleme/duruşma günü genellikle Eylül sonrasına verilir.

Evet. Fiziki ve elektronik tebligatlar adli tatilde de yapılmaya devam eder; tebligatla başlayan sürelerde yalnızca son günü tatile denk gelenler uzar.

Evet. Özellikle anlaşmalı boşanmada taraflar istinaftan feragat ederse karar adli tatil içinde kesinleşebilir ve nüfusa işlenebilir.

Evet. İhtiyati tedbir talepleri adli tatilde de incelenir; aile konutu şerhi veya tasarruf yetkisinin sınırlanması gibi talepler bekletilmez.

Adliyelerde nöbetçi mahkemeler ve tevzi büroları çalışır; duruşma yoğunluğu azalır ancak dosya işlemleri devam eder. Avukatlık büroları için tatil zorunluluğu yoktur.

Başvurunun tevzi edildiği tarih dava tarihi sayılır. Tatilde açılan davada da harç ve başvuru tarihi esas alınır; hak kaybı olmaz.

Çekişmeli dosyanızda mahkeme genellikle duruşmayı re'sen tatil sonrasına erteler ve yeni günü tebliğ eder; UYAP üzerinden duruşma gününüzü kontrol etmeniz ve gerekiyorsa mazeret/öne alım dilekçesi sunmanız yeterlidir.

Evet. Hukukumuzda "tek taraflı boşanma" diye ayrı bir dava türü yoktur; bu, halk arasında çekişmeli boşanma davasına verilen addır. Eşinizin rızası aranmaz, ancak dayandığınız boşanma sebebini delillerle ispatlamanız gerekir.

Özel sebepler kanunda tek tek sayılmıştır: zina, hayata kast ile pek kötü veya ağır derecede onur kırıcı davranış, küçük düşürücü suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı. Genel sebep ise evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır ve uygulamada davaların büyük çoğunluğu buna dayanır.

Her ikisinde de vardır. Dava hakkı, sebebin öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde sebebin doğumundan itibaren beş yıl geçmekle düşer. Ayrıca affeden tarafın dava hakkı bulunmaz. Bu süreler hak düşürücüdür ve kaçırıldığında ilgili sebebe dayanılamaz.

Hayır ve bu önemli bir farktır. Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu nedenle onunla yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. Zina ve onur kırıcı davranıştaki altı aylık süre burada uygulanmaz.

Ayrılığın en az altı ay sürmüş ve hâlen devam ediyor olması, ayrıca hâkim veya noter aracılığıyla yapılan ihtarın sonuçsuz kalması gerekir. İhtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği bildirilir. Takvim katıdır: dördüncü ay bitmeden ihtar istenemez ve ihtardan sonra iki ay geçmeden dava açılamaz.

Evet. Kanun bu ihtimali açıkça düzenler: diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Yani evden fiilen çıkan taraf her zaman kusurlu olan taraf değildir.

Açabilirsiniz. Reddedilen davanın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesine rağmen her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. Bu süre 2024 yılında yapılan değişiklikle üç yıldan bir yıla indirilmiştir.

Mümkündür ancak şartları ağırdır. Eşlerden birinin akıl hastası olması ve bu yüzden ortak hayatın diğer eş için çekilmez hâle gelmesi yetmez; hastalığın geçmesine olanak bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi de gerekir. Geçici veya duruma bağlı ruhsal sorunlar bu kapsama girmez.

Boşanmanın fer'î sonuçlarına ilişkin hükümler, boşanma kararı kesinleşmeden icraya konulamaz. Bu nedenle karar çıkar çıkmaz değil, kesinleşme şerhi alındıktan sonra takip başlatılır. Kesinleşmiş ilamla yapılan takip, ilamlı icra yoluyla yürütülür.

Hayır. Maddi ve manevi tazminat bir para borcudur; ödenmemesi hapis cezası gerektirmez, yalnızca cebri icra yoluyla tahsil edilir. Bu konu nafakayla karıştırılmaktadır: nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlu hakkında, alacaklının şikâyeti üzerine üç aya kadar tazyik hapsine karar verilebilir.

Çünkü tahsil gücü tamamen değişir. Nafakada tazyik hapsi tehdidi güçlü bir baskı aracıdır ve hapsin uygulanmasına başlandıktan sonra borç ödenirse borçlu tahliye edilir. Tazminatta ise böyle bir yaptırım bulunmadığından tahsil, haciz ve mal varlığı araştırmasına bağlıdır.

İcra dosyası üzerinden tapu, araç, banka hesapları, maaş ve sosyal güvenlik kayıtları sorgulanabilir. Bu sorgular elektronik ortamda kısa sürede sonuç verir. Tespit edilen değerler üzerine haciz konularak alacağın tahsili sağlanır.

Alacağı karşılıksız bırakmak amacıyla yapılan devirlere karşı tasarrufun iptali davası açılabilir. Devrin yakın akrabaya veya bedelsiz ya da rayicin çok altında bir bedelle yapılmış olması, iptal talebini destekleyen güçlü göstergelerdir.

İşler. Faiz, tazminatın türüne ve talebin niteliğine göre belirlenen tarihten itibaren hesaplanır ve takip talebinde açıkça istenmelidir. Boşanma davaları uzun sürebildiğinden faiz talebinin atlanması, hükmedilen tutarın enflasyon karşısında ciddi biçimde erimesine yol açar.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca, boşanma davasında cevaba cevap (replik) dilekçesi verme süresi gün olarak değil, hafta olarak belirlenmiştir. Bu süre yasal olarak tam iki haftadır.

İki haftalık yasal süre, davalı tarafın mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinin size veya avukatınıza tebliğ edildiği tarihi izleyen ilk günden itibaren işlemeye başlar. Tebliğ edilen gün hesaba katılmaz.

İki haftalık sürenin son günü 20 Temmuz ile 31 Ağustos tarihleri arasındaki adli tatile denk gelirse, süreniz otomatik olarak uzar. Bu durumda dilekçenizi en geç adli tatilin bitimini takip eden bir hafta içinde, yani 7 Eylül mesai bitimine kadar verebilirsiniz.

Replik dilekçesi vermek yasal bir zorunluluk değildir. Ancak verilmemesi durumunda, davalının iddialarına karşı yeni savunma geliştirme ve yeni delil sunma hakkınızı kaybedeceğiniz için stratejik açıdan verilmesi son derece önemlidir.

Süreyi kaçırmak doğrudan davanın reddedileceği anlamına gelmez. Ancak iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı devreye girer. Bu da davanın devamında karşı tarafın argümanlarına karşı yeni olaylar öne süremeyeceğiniz anlamına gelir ve davanın aleyhinize sonuçlanma riskini artırır.

Evet, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, dilekçe hazırlamanın çok zor veya imkansız olduğu durumlarda mahkemeden ek süre talep edilebilir. Ancak bu talebin iki haftalık orijinal süre dolmadan önce mahkemeye sunulması şarttır.

Mahkeme, haklı ve inandırıcı mazeretlerin varlığı halinde, bir defaya mahsus olmak üzere en fazla bir aya kadar ek süre verebilir. Hakim bu süreyi duruma göre daha kısa (örneğin 15 gün) olarak da belirleyebilir.

Elektronik tebligat, UETS hesabınıza düştükten sonra 5. günün sonunda tebliğ edilmiş sayılır ve iki haftalık süre o tarihten itibaren başlar. Ancak tebligatı 5 gün dolmadan açıp okursanız, okuduğunuz tarihte tebliğ edilmiş sayılır.

Evet, cevaba cevap dilekçesi, iddialarınızı ve bu iddiaları ispatlayacak delilleri (tanıklar dahil) sunabileceğiniz aşamadır. İleri sürdüğünüz yeni vakıaları ispatlamak için yeni tanık isimlerini veya ileride bildireceğinize dair beyanınızı bu dilekçeye ekleyebilirsiniz.

PTT memuru evrakı muhtara bırakıp kapınıza ihbarname yapıştırdığında, evrakın muhtara teslim edildiği tarih yasal tebliğ tarihi sayılır. Süre, sizin muhtardan evrakı gidip aldığınız tarihte değil, muhtara bırakıldığı tarihte işlemeye başlar.

Siz cevaba cevap (replik) dilekçesini sunduktan sonra, davalı tarafın da sizin bu dilekçenize karşı iki hafta içinde ikinci cevap (düplik) dilekçesi verme hakkı vardır. Düplik dilekçesi ile dilekçeler aşaması tamamlanır.

Evet, kural olarak cevaba cevap dilekçesi iddiaların genişletilebileceği son aşamadır. Dava dilekçesinde yer vermeyi unuttuğunuz konuları, bu dilekçe ile dosyaya ve yargılamaya dahil edebilirsiniz.

Yasal süre geçtikten sonra mahkemeye sunulan dilekçeler dosyaya girer ancak hakim karar verirken bu dilekçenin içeriğini ve içindeki delilleri yasa gereği dikkate alamaz. Hiç verilmemiş gibi işlem görür.

Hayır, anlaşmalı boşanma davalarında dilekçeler teatisi (karşılıklı cevaplaşma) aşaması yoktur. Taraflar protokol ve dava dilekçesi ile başvurur, mahkeme doğrudan duruşma günü vererek tarafları dinler ve karara bağlar.

Hukuken kendi dilekçenizi kendiniz yazabilirsiniz, kanuni bir engel yoktur. Ancak usul hukuku çok teknik kurallar içerdiğinden ve süreci geri dönülmez şekilde etkileyebildiğinden, hak kaybı yaşamamak adına bir avukat desteği alınması şiddetle tavsiye edilir.

Hayır, Türkiye'deki aile mahkemeleri Instagram veya Meta şirketinden kişilerin geçmiş DM kayıtlarını, silinen mesajları veya hesap bilgilerini talep edemez. Bu delilleri davacının hukuka uygun şekilde kendisinin sunması gerekmektedir.

Kesinlikle hayır. Eşin telefonuna gizlice casus program yüklemek, Türk Ceza Kanunu kapsamında bilişim sistemine girme ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarını oluşturur. Elde edilen deliller mahkemede reddedilir ve hakkınızda hapis istemiyle ceza davası açılabilir.

Evet, Tinder gibi münhasıran flört ve tanışma amaçlı uygulamaların evli bir kişinin telefonunda bulunması ve aktif kullanılması, Yargıtay içtihatlarına göre tek başına güven sarsıcı davranış ve haklı boşanma sebebidir.

Hukuk davalarında (boşanma dahil) silinen sosyal medya mesajlarının adli bilişim yoluyla veya uygulama sağlayıcısından getirtilmesi mümkün değildir. Mesajların silinmeden önce ekran görüntüsü veya noter onayı ile sabitlenmesi şarttır.

Fiziksel zinanın ispatı olmamakla birlikte, evli birinin tanımadığı veya eski partneri olan birine sürekli alev veya kalp emojisi göndermesi, mahkemelerce evlilik birliğine saygısızlık ve güven sarsıcı davranış (sadakatsizlik) olarak nitelendirilmektedir.

Sahte hesabın eşiniz tarafından kullanıldığını ispatlamak zordur; ancak cihazı açıkken o hesaba girdiğini anlık fotoğraflamak, hesapta ona ait özel bilgi veya fotoğrafların bulunması ve bağlantılı e-posta/telefon numarası ipuçları delil olarak sunulabilir.

Çoğu zaman yetmez. Zina davası için cinsel birlikteliğin kesin delili (otel kaydı, hamilelik, net itiraf, cinsel içerikli kesin video vb.) gerekir. Sosyal medya mesajları daha çok 'Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması' (TMK 166) davasında delil olur.

Ekran görüntüleri takdiri delildir. Eğer karşı taraf bunların montaj (Photoshop) olduğunu iddia ederse, delilin gücü zayıflayabilir. Bu nedenle ekran görüntüsü alırken cihazın saatinin, URL'nin görünmesi veya video kaydı alınması daha güvenlidir.

Kişinin konuştuğu kişinin uyruğunun önemi yoktur. İçerik duygusal yakınlaşma, flört veya cinsel içerik barındırıyorsa, yabancı biriyle pratik yapmak veya sohbet etmek bahanesi kabul edilmez ve sadakatsizlik sayılır.

Sadece takip etmek tek başına boşanma nedeni sayılamayabilir; ancak bu takip, sürekli beğeni yapma, gizli mesajlaşma veya eşin açık itirazına rağmen devam eden bir eylem halini almışsa kusurlu davranış olarak değerlendirilebilir.

Evet. Eşinizin sosyal medya şifresini bilmeniz, size onun hesabına dilediğiniz zaman girme veya mesajlarını okuma yetkisi vermez. Rızası dışında hesaba giriş yapmak hukuka aykırıdır.

Sadece çevrimiçi olma saatleri başlı başına bir boşanma nedeni yapılamaz. Bunun HTS kayıtlarıyla kime mesaj atıldığının veya kiminle arama yapıldığının ispatlanması ve somut olaylarla desteklenmesi gerekir.

Otel kaydı zinanın en güçlü delillerindendir ancak şart değildir. Tarafların aynı eve girip sabaha kadar çıkmamaları, uçak biletleriyle yapılan gizli tatiller veya üçüncü kişiyle samimi fotoğraflar da yan delillerle desteklenirse ispat aracı olabilir.

Tazminat; aldatmanın ne kadar sürdüğüne, olayın sosyal çevrede duyulup duyulmadığına (aleniyet), aldatan tarafın mali gücüne ve aldatılan eşin yaşadığı travma ve üzüntünün boyutuna göre hakim tarafından takdir edilir.

Evet, ortak kullanılan ve şifresiz erişime açık bir bilgisayarda eşinizin kendi ihmaliyle açık unuttuğu WhatsApp Web veya Instagram oturumundan tesadüfen elde edilen mesaj fotoğrafları genel olarak hukuka uygun delil kabul edilmektedir.

Hazırlanan boşanma dilekçesi, eşlerin son 6 aydır birlikte oturdukları veya eşlerden birinin ikamet ettiği yerdeki adliyenin Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna verilir. Bu büro davanızı yetkili Aile Mahkemesine atayacaktır.

Boşanma davalarında görevli mahkeme mutlak suretle Aile Mahkemesidir. Bulunduğunuz ilçede Aile Mahkemesi yoksa, davaya Asliye Hukuk Mahkemesi 'Aile Mahkemesi sıfatıyla' bakar.

Evet, UYAP Vatandaş Portalı üzerinden boşanma davası açılabilir. Ancak sadece e-Devlet şifresi yeterli değildir; işlemi tamamlamak için geçerli bir e-imza (elektronik imza) veya mobil imza kullanmanız şarttır.

Adliyeye giderken ıslak imzalı orijinal dava dilekçeniz (en az 2 suret), kimlik fotokopiniz ve dilekçede bahsedip fiziki olarak sunabileceğiniz varsa öncelikli delilleriniz (dar raporu, uzaklaştırma kararı, anlaşmalı boşanma protokolü vb.) mavi telli bir dosya içinde yanınızda olmalıdır.

2026 yılı güncel yargı tarifelerine göre; başvurma harcı, peşin harç ve gider avansından oluşan bir toplam tutar ödenir. Bu miktar davanın anlaşmalı veya çekişmeli olmasına, talep edilen hususlara göre her yıl Adalet Bakanlığınca güncellenir ve adliye veznesine peşin yatırılır.

Hayır, hukuk sistemimizde harcı yatırılmayan dava açılmamış sayılır. Tevzi bürosundan numara aldıktan sonra vezneye gidip ödeme yapmanız ve makbuzu tekrar memura işletmeniz zorunludur.

Türk Medeni Kanunu'na göre boşanma davası; ya eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesinde ya da eşlerin son altı aydır birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılabilir. Bu kurallara uymayan tamamen alakasız bir şehirde dava açarsanız, karşı tarafın 'Yetki İtirazı' ile karşılaşırsınız ve dosya reddedilip doğru şehre gönderilene kadar aylar kaybedersiniz.

Anlaşmalı boşanma dilekçesi de tıpkı çekişmeli davalarda olduğu gibi adliyelerin Hukuk Tevzi Bürosuna verilir. Tek farkı, dilekçenin ekinde her iki eşin de imzaladığı Anlaşmalı Boşanma Protokolünün yer alması zorunluluğudur.

Hayır, ilk dava açılış dilekçesi normal posta veya kargo yoluyla mahkemeye gönderilemez. Ya bizzat (veya vekil aracılığıyla) adliye tevzi bürosuna gidilmeli ya da UYAP üzerinden e-imza ile elektronik ortamda açılmalıdır.

İşlem tamamlandığında sistem davanıza bir Esas Numarası (Örn: 2026/150) atar. Mahkeme hakimi dosyayı inceleyerek 'Tensip Zaptı' hazırlar ve sizin dilekçeniz davalı eşinize PTT tebligatı yoluyla gönderilerek yasal süreç fiilen başlar.

Tevzi bürosu, adliyelerde yeni açılan tüm davaların toplandığı ve adliye içindeki ilgili mahkemelere (Örneğin 1. Aile, 2. Aile, 3. Aile Mahkemesi) bilgisayar otomasyonu ile eşit şekilde dağıtımının (kurayla atanmasının) yapıldığı birimdir.

Siz davanızı açıp dilekçenizi ilgili mahkemeye (Tevziye) teslim ettikten sonra, mahkeme kalem personeli dava dilekçenizi mühürleyip resmi bir tebligat zarfıyla eşinizin mernis (ikametgah) adresine postalar. Eşiniz davanın açıldığını bu sarı tebligat zarfıyla öğrenir.

UYAP üzerinden evrak gönderebilmek için dilekçenizi Adalet Bakanlığının ücretsiz sunduğu 'UYAP Doküman Editörü' programında (UDF uzantılı olarak) hazırlayıp, bu program üzerinden e-imzanız ile imzalamanız gerekmektedir. Standart PDF'ler veya Word dosyaları ilk dava açılışında kabul edilmez.

Hayır, çekişmeli boşanma davası açarken ilk dilekçede tanık isimlerini, adreslerini ve T.C. kimlik numaralarını bildirmek zorunda değilsiniz. Mahkeme, dilekçeler aşaması bittikten sonra size tanıklarınızı bildirmeniz için 2 haftalık kesin bir süre verecektir.

Evet, dava açarken yatırdığınız gider avansı, yargılama boyunca tebligat ve yazışma masrafları için harcanır. Dava tamamen bitip kesinleştikten sonra, harcanmayan kısım yatırdığınız IBAN numarasına iade edilir veya adliye veznesinden geri alınabilir.

Boşanmak için adliyedeki aile mahkemesine başvurulur; evlilik yalnızca mahkeme kararıyla sona erer. Nüfus müdürlüğü, muhtarlık, kaymakamlık veya noter boşanma işlemi yapamaz. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde dosyaya Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi bakar (4787 sayılı Kanun m. 2). Hangi şehir olduğu da serbest değildir: eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesi yetkilidir (TMK m. 168).

Adliyeye gidip mahkeme kalemi yerine önce ön büro ya da tevzi bürosuna başvurulur; dosyanın hangi aile mahkemesine düşeceğini tevzi işlemi belirler. Ardından veznede harçlar ve gider avansı yatırılır ve dosya numarası alınır. Dava, dilekçenin mahkeme kaydına girdiği tarihte açılmış sayılır. Adliyeye gitmek istemiyorsanız e-imza veya mobil imzayla UYAP Vatandaş Portal üzerinden de dava açabilirsiniz; avukat tutmak zorunlu değildir.

Değildir. Dava şartı olarak arabuluculuk; kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, taşınır ve taşınmazların paylaştırılması ile ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti ve komşu hakkı uyuşmazlıkları için öngörülmüştür (6325 sayılı Kanun m. 18/B). Boşanma bu listede yoktur, doğrudan aile mahkemesine başvurulur. Taraflar nafaka veya mal paylaşımı için gönüllü arabuluculuğa gidebilir; ancak aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişli değildir (m. 1/2).

Yabancı mahkeme veya idari makam kararınızı Türkiye'de tescil ettirmek için dava açmanız şart değildir. Kararın o ülkenin kanunlarına göre yetkili makamca verilmiş ve usulen kesinleşmiş olması, Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve tarafların birlikte başvurması hâlinde karar nüfus kütüğüne tescil edilir. Başvuru yurt dışında kararın verildiği ülkedeki dış temsilciliğe, Türkiye'de ise Bakanlığın belirlediği nüfus müdürlüklerine yapılır (5490 sayılı Kanun m. 27/A). Talep reddedilirse tanıma davası açılır.

Evet, yerel mahkemede dosya hakkında nihai karar verilene kadar davanın her aşamasında taraflar uzlaşarak davayı anlaşmalıya dönüştürebilirler.

Hayır, mevcut dosya üzerinden işlem yapıldığı için yeniden dava açma harcı ödenmez. Sadece tebligat veya benzeri küçük masraflar çıkabilir.

Hakim özellikle çocukların velayeti, nafakası ve tarafların iradelerinin serbestliği konusunda eksik veya şüpheli bir durum görürse protokolü reddedebilir ve davaya çekişmeli olarak devam eder.

Evet, taraflar dönüşüm dilekçesi ile birlikte mahkemeye başvurarak iş yoğunluğuna bağlı olarak duruşma gününün daha yakın bir tarihe alınmasını (öne alma) talep edebilirler.

Kesinlikle olmaz. Anlaşmalı boşanma prosedüründe hakimin tarafları bizzat dinleme zorunluluğu vardır. Her iki eş de bizzat duruşma salonunda hazır bulunmalıdır.

Evet, dava açılış tarihinde 1 yıl dolmamış olsa bile, yargılama süreci devam ederken 1 yıllık süre dolmuşsa mahkeme dönüşüm talebini kabul etmektedir.

İstinaf aşamasında doğrudan anlaşmalı boşanma kararı verilemez. Dosyanın feragat veya bozma yoluyla yerel mahkemeye dönmesi ve işlemin yerel mahkemede yapılması gerekir.

Mal rejiminin tasfiyesi zorunlu unsurlardan değildir ancak ileride yeni bir dava açılmasını önlemek için taraflar dilerse araç, ev, banka hesapları gibi konuları da protokole ekleyebilirler.

Duruşma anına kadar ve hakimin kararını verip tutanağa geçirdiği ana kadar her iki taraf da uzlaşmadan vazgeçtiğini beyan edebilir. Bu durumda dosya çekişmeli olarak devam eder.

Hayır, protokolde aksine bir hüküm (ödeneceğine dair) yoksa, anlaşmalı boşanma ile birlikte geçmişe dönük tüm maddi ve manevi tazminat haklarınızdan feragat etmiş sayılırsınız.

Hakim temel olarak kimlik tespiti yapar, boşanma iradenizin devam edip etmediğini ve protokoldeki imzanın size ait olup olmadığını, şartları serbest iradenizle kabul edip etmediğinizi sorar.

Gerekçeli kararın yazılıp taraflara tebliğ edilmesinden sonraki 2 haftalık yasal sürenin dolmasıyla kesinleşir. Taraflar istinaftan feragat dilekçesi verirse süre beklenmeden anında kesinleşir.

Davayı anlaşmalıya çevirdiğiniz andan itibaren mahkeme kusur araştırması yapmayı bırakır. Bu nedenle tanıkların dinlenmesine, mesaj kayıtlarının veya belgelerin incelenmesine gerek kalmaz.

Evet, el yazısıyla veya bilgisayar ortamında yazılması fark etmez. Önemli olan tarafların ıslak imzasını taşıması ve kanunun aradığı zorunlu unsurları net bir şekilde barındırmasıdır.

Kesinlikle hayır. Davadan feragat etmek, eşinizin o güne kadarki tüm kusurlarını affetmiş sayılmanıza neden olur. Bu büyük bir hukuki risktir; doğru olan mevcut dosyayı dönüştürmektir.

Evet, adli tatil döneminde (20 Temmuz - 31 Ağustos) hem anlaşmalı hem de çekişmeli boşanma davası açılabilir. Dava açma işlemlerinde ve UYAP sisteminin çalışmasında herhangi bir kesinti olmaz.

Kesin yapılır denilemez. Duruşmanın yapılması için tarafların 'ivedi inceleme ve öne alım' talebinde bulunması ve hakimin bu talebi kabul etmesi gerekir. Hakimin takdir yetkisi esastır.

Öne alım talebiniz nöbetçi hakim tarafından reddedilirse, dosyanız yeni adli yılın açılışına (1 Eylül sonrasına) bırakılır. Bu durumda asıl hakimin tensip zaptı ile belirleyeceği normal duruşma gününü beklemek zorundasınız.

Evet, özellikle gurbetçiler için yaz aylarında Türkiye'de boşanmak oldukça yaygındır. Dönüş biletleri ve yabancı ülkedeki iş durumları mahkemeye mazeret olarak sunularak duruşma öne alınabilir.

Kural olarak hayır. Çekişmeli boşanma davaları inceleme ve delil toplama gerektirdiği için adli tatilde duruşması yapılmaz. Ancak nafaka veya velayet gibi konularda acil tedbir kararları talep edilebilir.

Evet, ivedilik kararı alındıysa, o tarihte görevli olan nöbetçi aile mahkemesi hakimi asıl hakimin yerine geçerek duruşmayı yapar ve boşanma kararını verebilir.

Karar verildikten sonra gerekçeli karar yazılır ve taraflara tebliğ edilir. Taraflar gerekçeli kararı tebliğ aldıktan sonra adli tatil içinde de istinaftan feragat dilekçesi vererek kararı süre beklemeden kesinleştirebilir. Tebliğden önce verilen feragat geçersizdir (HMK m. 349/1); Yargıtay böyle bir feragate sonuç bağlamamış ve sonradan yapılan istinaf başvurusunu süresinde saymıştır.

Duruşma anına kadar anlaşmalı boşanma protokolünde değişiklik yapmak mümkündür. Ancak bu değişikliğin her iki tarafça onaylanması ve ıslak imza ile duruşma sırasında hakime sunulması gerekir.

Evet, kanun gereği hakim tarafları duruşmada bizzat dinlemek zorundadır. Adli tatilde dahi olsa taraflar duruşma salonunda hazır bulunmazlarsa boşanma gerçekleşmez.

Evet, adli tatil harç ve masrafların ödenmesine engel değildir. Dava açılırken gerekli olan başvuru harcı, peşin harç ve gider avansı vezneden veya e-Devlet üzerinden ödenebilir.

Evet. Davadan feragat hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir; istinaftan feragat dilekçesi de adli tatil içinde verilebilir ve nöbetçi kalem bu işlemi yerine getirir. Ancak istinaftan feragat için gerekçeli kararın size tebliğ edilmiş olması gerekir; kanun ilam tebliğ edilmeden istinaf hakkından feragat edilemeyeceğini açıkça düzenler (HMK m. 349/1).

Nafaka davaları ile ivedilik kararıyla tatilde görülen işlerde süre işlemeye devam eder; Yargıtay, ayrı açılmış bir tedbir nafakası davasında temmuzda tebliğ edilen karara eylülde yapılan temyiz başvurusunu süre aşımıyla reddetti. Adli tatile tabi normal bir boşanma dosyasında ise sürenin son günü tatile denk gelirse süre tatilin bitiminden itibaren bir hafta uzar (HMK m. 104); Yargıtay 15 Temmuz'da tebliğ edilen bir kararın 7 Eylül'de temyiz edilmesini bu nedenle süresinde saydı.

Evet, UYAP Vatandaş Portalı 7 gün 24 saat kesintisiz hizmet vermektedir. Adli tatilde e-Devlet üzerinden avukatsız olarak da davanızı açabilirsiniz.

Kanunen nöbetçi hakimin verdiği karar ile asıl hakimin verdiği karar arasında hiçbir fark yoktur. Nöbetçi hakimin onayladığı protokol ve verdiği boşanma kararı tam yetkili ve geçerlidir.

Eğer protokol hatasızsa ve öne alım talebi nöbetçi hakim tarafından hızla kabul edilirse, dava açıldıktan sonra 1-2 hafta içinde duruşma yapılıp boşanma kararı alınabilir.

Çalışır; nöbet düzeniyle görev yapar. Her çeşit nafaka davası ile velayet ve soybağına ilişkin işler, ihtiyati tedbir talepleri ve mahkemece ivedi görülmesine karar verilen davalar adli tatilde görülür (HMK m. 103/1). Boşanma davasının kendisi listede olmadığından, anlaşmalı boşanmanın tatilde görülmesi ivedilik kararına bağlıdır.

Adli tatil her yıl 20 Temmuz'da başlar ve 31 Ağustos'ta biter (HMK m. 102). Adli tatile tabi bir işte sürenin son günü tatile rastlarsa süre, tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzamış sayılır (HMK m. 104). Temmuz sonunda tebliğ edilen bir boşanma kararında iki haftalık istinaf süresinin son günü bu kuralla 7 Eylül'e uzar.

Boşanma Davası

Geçmişte fiziki ikametgah belgesi sunmak zorunlu olsa da, 2026 yılı UYAP ve MERNİS entegrasyonu sayesinde hakimliğin sistemi üzerinden yerleşim yeriniz otomatik olarak görünmektedir. Bu nedenle fiziki belge sunmanıza gerek yoktur, ancak adresinizin güncel olması yetkili mahkemenin tespiti için şarttır.

Hayır, anlaşmalı boşanma protokolünün noterde onaylatılması gibi bir zorunluluk yoktur. Tarafların kendi aralarında hazırlayıp altını ıslak imzayla imzalamaları ve mahkemeye sunmaları yeterlidir. Asıl onaylama işlemini bizzat Aile Mahkemesi Hakimi duruşmada yapacaktır.

Evet, dava dilekçenizi adliyedeki tevzi bürosuna fiziken teslim edecekseniz kimlik fotokopinizin dilekçeye eklenmesi usulen istenir. Ayrıca duruşma günü kimliğinizin aslını (mümkünse yeni çipli kimlik kartınızı) hakime ibraz etmek zorundasınız.

Evet, e-Devlet şifrenizle giriş yapabileceğiniz UYAP Vatandaş Portalı üzerinden elektronik imza (E-imza) veya mobil imza kullanarak, adliyeye hiç gitmeden evraklarınızı yükleyip online olarak boşanma davası açabilirsiniz.

Evet, hukuka uygun şekilde (kendi telefonunuzdan, ekran görüntüsü alınarak veya döküm yapılarak) elde edilmiş WhatsApp yazışmaları mahkemeye evrak/delil olarak sunulabilir. Ancak bu yazışmaların manipüle edilmemiş olması ve karşı tarafın gizli yollarla telefonuna girilerek elde edilmemiş olması gerekir.

Avukatınıza boşanma davası yetkisi vermek için notere giderken yanınızda kimlik belgenizin (T.C. Kimlik Kartı) aslı ve 2 adet vesikalık/biyometrik fotoğrafınızın bulunması zorunludur. Noterde 'boşanma yetkisi içeren özel vekaletname' düzenlenecektir.

Eğer boşanma davanızı 'şiddet ve pek kötü muamele' veya genel evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle açıyor ve eşinizin size şiddet uyguladığını iddia ediyorsanız, bu iddianızı kanıtlamak için darp raporunu evrak olarak dilekçenize eklemeniz davanızın seyri açısından son derece önemlidir.

Yabancı dildeki evlilik belgelerinin Türk mahkemelerinde kabul edilebilmesi için öncelikle o ülkeden 'Apostil' şerhi alınmalı, ardından Türkiye'de yeminli bir tercüman tarafından Türkçeye çevrilmeli ve noter tarafından onaylatılarak mahkemeye sunulmalıdır.

Kendi hesap dökümlerinizi e-bankacılık üzerinden alıp dosyaya sunabilirsiniz. Ancak eşinizin banka hesap hareketlerini sizin fiziken almanız mümkün değildir. Bunun için mahkemeye sunacağınız 'Delil Listesi' evrakında ilgili bankalara müzekkere (resmi yazı) yazılmasını talep etmelisiniz.

Evraklarınızı ve dilekçenizi tevzi bürosuna teslim edip harçları yatırdığınız an dava hukuken açılmış sayılır. Sonrasında mahkeme bir 'Tensip Zaptı' hazırlar ve dava dilekçeniz karşı tarafa tebliğ edilerek resmi yazışma süreci başlar.

Muhtarlıktan alacağınız fakirlik ilmuhaberi ve SGK/Tapu dökümlerinizle birlikte mahkemeden 'Adli Yardım' talep edebilirsiniz. Hakim bu evrakları yeterli bulur ve talebinizi kabul ederse, dava açılış harçlarını ve gider avanslarını ödemekten geçici olarak muaf tutulursunuz.

Eğer fotoğraflar kamuya açık alanda çekilmişse veya aldatan eşin açık rızasıyla bulunduğu bir ortamda (örneğin sosyal medyada kendi paylaştığı) elde edilmişse delil niteliği taşır ve sunulması suç değildir. Ancak yatak odası gibi özel alanlara gizli kamera yerleştirilerek elde edilen evraklar suç teşkil eder.

Çekişmeli davalarda tanık isimlerini ve adreslerini içeren evrak (Delil Listesi), dilekçeler aşaması (dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap) tamamlandıktan sonra mahkemenin ön inceleme duruşmasında vereceği kesin süre (genellikle 2 hafta) içerisinde sunulmalıdır. Dava açılırken sunulması zorunlu değildir.

Hayır, dava açarken Aile Cüzdanının (Evlilik Cüzdanı) aslını mahkemeye teslim etmenize gerek yoktur. Nüfus kayıt örneği MERNİS üzerinden çekildiği için evliliğiniz zaten resmi olarak sistemde görünmektedir.

Müşterek çocukların kimlik fotokopilerini dava dilekçesine eklemeniz zorunlu değildir, çünkü çocukların kayıtları UYAP/MERNİS entegrasyonu sayesinde vukuatlı nüfus kayıt örneğinde hakim tarafından otomatik olarak görülmektedir.

Dilekçe, kimlik fotokopisi, nüfus kayıt örneği, harç ve gider avansı makbuzu temel evraklardır. Anlaşmalı boşanmada buna iki eşin imzaladığı protokol, çekişmeli boşanmada delil listesi eklenir. Avukatla açılıyorsa noterden fotoğraflı boşanma vekâletnamesi gerekir.

Zorunlu değildir. Evlilik kaydı, e-Devlet'ten alınan nüfus kayıt örneğinde görünür ve mahkeme bu kaydı UYAP üzerinden de sorgulayabilir. Evlilik cüzdanı fotokopisi eklemek isteğe bağlıdır.

Anlaşmalı boşanma dilekçesi, iki eşin imzaladığı boşanma protokolü, kimlik fotokopileri ve nüfus kayıt örneği. Protokolde velayet, nafaka, tazminat ve mal paylaşımı konularının tamamı düzenlenmiş olmalıdır; noter onayı şart değildir, hâkim duruşmada tarafları bizzat dinler.

Boşanma türüne karar verin, dilekçenizi ve varsa protokolü hazırlayın, nüfus kayıt örneğini alın, delillerinizi listeleyin, harç ve gider avansını yatırın ve dilekçeyi tevzi bürosuna ya da UYAP üzerinden mahkemeye verin. Ayrıntılı adımlar için boşanma davası nasıl açılır rehberimize bakın.

Evet; dava açılırken başvurma harcı, maktu karar ve ilam harcı ve gider avansı ödenir. Ödeme gücü olmayanlar mahkemeden adli yardım (HMK m. 334) ve barodan ücretsiz avukat isteyebilir; kabul edilirse harç ve giderler ertelenir.

Boşanmak için üç şey gerekir: bir boşanma sebebi, bunu anlatan dava dilekçesi ve dilekçeyi destekleyen evraklar. Anlaşmalı boşanmada evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, ortak dilekçe ve imzalı protokol; çekişmeli boşanmada ise vakıaların ve her vakıanın hangi delille ispat edileceğinin dilekçede gösterilmesi aranır. Yanınızda kimlik, nüfus kayıt örneği ve varsa delil belgeleri bulunmalıdır. Harç ile gider avansı dava açılırken veznede yatırılır; ödeme gücünüz yoksa adli yardım talep edebilirsiniz.

Tek taraflı boşanma, eşin rızası olmadan açılan çekişmeli boşanma davasıdır; evrak listesi de çekişmeli davayla aynıdır. Kimlik belgesi, nüfus kayıt örneği, ayrıntılı dava dilekçesi, delil listesi ve elinizdeki ispat belgeleri (mesaj kayıtları, tanık isim ve adresleri, darp raporu, banka dökümü gibi) gerekir. Protokol istenmez. Dilekçede davalının adresi gösterilmeli ve elinizdeki belgelerin davalı sayısından bir fazla örneği eklenmelidir. Eşinizin imzası veya onayı aranmaz.

Boşanma Hukuku

Kural olarak davada haksız çıkan taraf öder. Boşanma davalarında haklılık, kusur belirlemesine göre saptandığı için vekalet ücreti de kusur değerlendirmesinin sonucuna bağlıdır. Dava reddedilirse kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine hükmedilir.

Hayır. Avukatlık Kanunu m. 164'ün son fıkrası, dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olduğunu açıkça düzenler. Hükümde taraf adına yazılmış olması bu sonucu değiştirmez.

Edilemez. Aynı fıkra, karşı tarafa yüklenen vekalet ücretinin iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemeyeceğini, haczedilemeyeceğini de düzenlemiştir. Bu koruma doğrudan kanundan gelir.

Anlaşabilirsiniz. Avukatlık Kanunu m. 164/2 uyarınca yüzde yirmi beşi aşmamak üzere dava veya hükmolunacak şeyin değerinin belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. Bu oran kanuni üst sınırdır.

Hayır. Avukatlık Kanunu m. 164/3, yüzde üzerinden yapılan sözleşmelerin dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamayacağını düzenler. Taşınmaz payı veya ziynetin devri kararlaştırılamaz.

Kararlaştırılamaz. Kanun, avukatlık asgari ücret tarifesinin altında vekalet ücreti kararlaştırılamayacağını açıkça belirtir. İşin tamamen ücretsiz alınması ise mümkündür; bu durumda baro yönetim kuruluna bildirim yapılır.

Değeri para ile ölçülebilen işlerde, tarifenin altına inilmemek üzere kazanılan bölüm için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasında bir miktar belirlenir. Ölçülemeyen işlerde tarife uygulanır.

Boşanmanın kendisi, velayet ve kişisel ilişki gibi talepler değeri para ile ölçülemeyen işlerdir. Buna karşılık maddi ve manevi tazminat, nafaka ve mal rejiminden kaynaklanan alacak talepleri para ile ölçülebilir. Aynı dosyada iki kategori birlikte bulunabilir.

Belirleyemez. Avukatlık Kanunu m. 169 uyarınca yargı mercilerince karşı tarafa yükletilecek avukatlık ücreti, tarifede yazılı miktardan az ve üç katından fazla olamaz. Hâkimin takdir yetkisi bu bant içinde kullanılır.

Avukatlık Kanunu m. 168/3 uyarınca ücretin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır. Dava açılış tarihindeki tarife değil, karar tarihindeki tarife uygulanır.

Haksız çıkan taraf bulunmadığı için bu konu protokolle düzenlenir. Ayrıca Avukatlık Kanunu m. 165, anlaşmayla sonuçlanan işlerde her iki tarafın avukatlık ücretinin ödenmesinden müteselsil borçlu sayılabileceğini öngörür; bu nedenle protokolde açık hüküm şarttır.

Sözleşmede aksi yazmıyorsa evet. Avukatlık Kanunu m. 173, kararlaştırılan ücretin yalnızca avukatın üstlendiği işin karşılığı olduğunu, karşı dava ile bağlantı ve ilişki bulunsa dahi başka dava ve hukuki yardımların ayrı ücrete tabi olduğunu düzenler.

Dahil değildir. Avukatlık Kanunu m. 173 uyarınca işin yapılması için gerekli bütün vergi, resim, harç ve giderler iş sahibinin sorumluluğundadır ve avukata ya da ilgili yere ödenir. Bu kalemler ücret sözleşmesinden ayrı düşünülmelidir.

Evet. HMK m. 323'ün birinci fıkrasının (ğ) bendi, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücretini yargılama giderleri arasında sayar. Bu nedenle yargılama giderine katlanan taraf vekalet ücretine de katlanır.

Değişebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kusursuz sayılan tarafın aslında az kusurlu olduğunun anlaşıldığı bir dosyada, davası konusuz kalan haklı taraf aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesini bozma sebebi saymıştır.

Önce eşinin neden ayrıldığını değerlendirmeli ve kilidi değiştirmek gibi dönüşü engelleyen davranışlardan kaçınmalıdır. Eşi haklı bir sebep olmadan ayrıldıysa, ayrılığın dördüncü ayı dolduktan sonra noter veya aile mahkemesi aracılığıyla eve dön ihtarı çekebilir; ihtara rağmen iki ay içinde dönmezse terk nedeniyle boşanma davası açabilir (TMK 164). Çocuklar için dava açmadan da geçici velayet ve kişisel ilişki düzenlemesi istenebilir.

Evlilik devam eder; evden ayrılmak evliliği bitirmez ve tek başına suç değildir. Kadın haklı bir sebeple ayrıldıysa ayrı yaşama hakkı vardır ve bağımsız tedbir nafakası isteyebilir (TMK 197). Haklı sebep yoksa ve ihtara rağmen dönmezse terk nedeniyle boşanmaya karar verilebilir. Evden ayrıldığı için mal paylaşımındaki payı azalmaz ve velayeti kendiliğinden kaybetmez.

Hayır. Ayrılık ne kadar uzun sürerse sürsün resmî nikâh kendiliğinden düşmez. Evliliğin boşanmayla sona ermesi için dava açılması ve boşanma kararının kesinleşmesi gerekir; Yargıtay da boşanma kararının evlilik birliğini ve birliğin gereği olan hak ve sorumlulukları kararın kesinleşmesiyle sona erdirdiğini belirtir.

Evden ayrılmak kendiliğinden kusur sayılmaz. Hukuk Genel Kurulu'na göre terk nedeniyle dava açılmamışsa, terkin kusur sayılabilmesi için salt fiili ayrılığın üzerine çıkan delillerle ortak hayatı sona erdirme kastının ve ayrılığın diğer eşten kaynaklanmadığının ortaya konulması gerekir. Hakaret, şiddet veya evden kovulma gibi haklı bir sebeple ayrılan kadın terk etmiş sayılmaz.

Evet, ancak terk sebebine dayanarak değil; terke dayalı dava yalnız terk edilen eşe tanınmıştır. Evden ayrılan kadın, koşulları varsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle (TMK 166) dava açabilir. Eşi tarafından evden kovulan veya ayrılmaya zorlanan kadın kanunen terk eden sayılmaz; bu durumda terk eden, onu zorlayan eştir.

Tek başına değil. Terk, TMK 164'te özel bir boşanma sebebidir; ancak ayrılığın en az altı ay sürmesi, dördüncü ay dolduktan sonra eve dön ihtarı çekilmesi ve eşin ihtara rağmen iki ay içinde haklı bir sebep olmadan dönmemesi gerekir. Bu şartlar gerçekleşmeden yalnızca evden ayrılmış olmak boşanma kararı için yeterli değildir.

Terk sebebiyle hemen dava açamazsınız; önce dört ayın dolması, ihtar çekilmesi ve ihtardan sonra iki ay beklenmesi gerekir. Evlilik birliği başka olaylar nedeniyle temelinden sarsılmışsa bunları delillerle ispat ederek beklemeden TMK 166'ya dayalı dava açabilirsiniz. Eşiniz de boşanmayı kabul ediyorsa ve evlilik en az bir yıl sürdüyse anlaşmalı boşanma mümkündür.

Eve dön ihtarı, ayrılığın dördüncü ayı dolduktan sonra istenebilir; daha önce istenen ihtar geçersizdir. İhtar noter aracılığıyla ya da mahkemeden istenebilir; noter yolu 2011'de eklenmiştir. İhtarda davet edilen konutun adresi, dönüş süresi ve dönmemenin sonuçları yer almalı, yol gideri gönderilmeli ve ihtar karşı tarafa tebliğ edilmelidir.

Ayrı yaşamakta haklıysa alabilir. Boşanma davası açılmadan istenen bağımsız tedbir nafakasında ölçü kusur değil, kadının ayrı yaşamakta haklı olup olmadığıdır (TMK 197). Boşanma davası açıldıktan sonra hâkim dava süresince geçici önlemleri kendiliğinden alır. Boşanmadan sonra yoksulluk nafakası ise boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan tarafa verilebilir (TMK 175).

Verilebilir. Velayette temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır ve evden ayrılmak tek başına velayeti kaybettirmez. Yargıtay'a göre anne ve babanın boşanmadaki kusurları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Çocuğun yaşı, bakım koşulları, ebeveynleriyle bağı ve uzman raporları birlikte değerlendirilir.

Hayır. Artık değerdeki payın azaltılması veya kaldırılması yalnız zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada mümkündür (TMK 236); terk bu sebepler arasında değildir. Ayrı yaşamak mal rejimini de sona erdirmez; mal rejimi, boşanma davası açıldığında dava tarihinden geçerli olarak sona erer (TMK 225).

Evlilik sürerken velayet iki ebeveyndedir. Boşanma davası açmadan aile mahkemesinden geçici velayet düzenlemesi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasını isteyebilirsiniz (TMK 197/4, 336/2); Yargıtay'a göre eşlerin ayrı yaşadığı sabitse mahkeme velayet konusunda düzenleme yapmak zorundadır. Boşanma davası açarsanız hâkim çocuklar için geçici önlemleri kendiliğinden alır (TMK 169).

Değiştirmemeniz gerekir. Haklı bir sebep olmaksızın eşinin ortak konuta dönmesini engelleyen eş kanunen terk etmiş sayılır ve terk davası açamaz. Yargıtay, eşi ayrıldıktan sonra evin kilidini değiştiren erkeğin gönderdiği eve dön ihtarlarını samimi bulmamış ve kilidi değiştirerek kadının eve girmesini engellemeyi erkeğin kusuru saymıştır.

Evet. 2. Hukuk Dairesi'ne göre terk ihtarı çeken eş, eşinin ihtar istek tarihinden önceki kusurlu davranışlarını affetmiş veya en azından hoşgörmüş sayılır; bu olaylara dayanılarak evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanmaya karar verilemez. İhtarın geçersiz olması da bu sonucu değiştirmez. İhtardan sonra gerçekleşen yeni olaylar ise ileri sürülebilir.

Aynı kurallar geçerlidir. Kadın, ayrılığın dördüncü ayı dolduktan sonra eve dön ihtarı çekip ihtara rağmen iki ay içinde dönmeyen eşine karşı terk davası açabilir (TMK 164). Boşanmak istemiyorsa, haklı sebep olmadan birlikte yaşamaktan kaçınan eşe karşı nafaka ve konuta ilişkin önlemler isteyebilir (TMK 197/3); Hukuk Genel Kurulu, ayrılığın erkeğin evi terk etmesiyle başladığı dosyalarda kadını ayrı yaşamakta haklı bulmuştur.

Yaşına ve durumuna bağlıdır. Kanun, sigortalının bakmakla yükümlü olduğu çocukları 18 yaşını, lise öğrenimi görüyorsa 20, yükseköğrenim görüyorsa 25 yaşını doldurmamış ve evli olmayan çocuklar ile malul olduğu tespit edilen evli olmayan çocuklar olarak sayar (5510 m. 3/10-b). Boşanan kadın evli olmayan çocuk konumuna döndüğü için bu şartlardan birini taşıyorsa yararlanır; taşımıyorsa kendisi genel sağlık sigortalısı olur.

Babanın emekli olması sonucu değiştirmez. Emekli aylığı alan baba genel sağlık sigortalısıdır ve bakmakla yükümlü olunan çocuk tanımı aynıdır: yaş veya öğrenim sınırı içinde olan ya da malul olduğu tespit edilen evli olmayan kız çocuğu yararlanır. Bu şartları taşımayan yetişkin kadın babasının emekli sigortasından yararlanamaz.

Babası vefat etmiş kadına, çalışmıyor ve kendi sigortalılığından gelir veya aylık almıyorsa yaşına bakılmaksızın yetim aylığı bağlanabilir (5510 m. 34). Aylık bağlanınca kadın gelir veya aylık alan kişi olarak genel sağlık sigortalısı sayılır ve sağlık hizmetinden yararlanır. Boşandığı eşle fiilen birlikte yaşadığı belirlenirse aylığı kesilir ve ödenenler geri alınır.

Boşanma kararı kesinleşince hayır. Eşin sigortasından yararlanma eş sıfatına bağlıdır ve bu sıfat kararın kesinleşmesiyle sona erer. Dava sürerken ve kesinleşmeye kadar ise kendi sigortası olmayan eş, diğer eşin bakmakla yükümlü olduğu kişi olarak yararlanmaya devam eder.

Kesilmez. Boşanma kararı kesinleşinceye kadar eşler hukuken evlidir ve kendi sigortası olmayan eş, diğer eşin bakmakla yükümlü olduğu kişi olarak sağlık hizmetinden yararlanır (5510 m. 3/10-a). Şiddet nedeniyle koruma kararı alan ve başka güvencesi olmayan kadın ise bu durum sürdükçe gelir testi yapılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılır.

Çalışıyorsa kendi sigortasından; yaş, öğrenim veya malullük şartını taşıyorsa anne veya babasının sigortasından; babası vefat etmişse yetim aylığı üzerinden; şartları varsa çalışan çocuğunun sigortasından yararlanır. Bunların hiçbiri yoksa genel sağlık sigortalısı olur; gelir testinde kişi başına düşen gelir brüt asgari ücretin üçte birinden azsa primi devlet karşılar.

Yararlanabilir. Geçimi genel sağlık sigortalısı tarafından sağlanan ana ve baba da bakmakla yükümlü olunan kişi sayılır (5510 m. 3/10-c). Yönetmeliğe göre gelir testinde aile içinde kişi başına düşen gelirin asgari ücrete kadar olduğunun tespit edilmesi ve annenin diğer çocuklarından sağlık yardımı almaması gerekir.

Babanın sigortasındaki kurallar annenin sigortası için de geçerlidir. Anne genel sağlık sigortalısıysa, 18, 20 veya 25 yaş sınırı içindeki ya da malul olduğu tespit edilen evli olmayan kızı onun sigortasından yararlanır. Bu şartların dışında kalan yetişkin kadın annesinin sigortasından yararlanamaz.

Primini kendisi ödeyen genel sağlık sigortalısı için oran 1 Aralık 2025'ten itibaren prime esas kazancın yüzde 6'sıdır; prime esas kazanç brüt asgari ücret tutarıdır. Gelir testinde aile içinde kişi başına düşen gelir brüt asgari ücretin üçte birinden az çıkarsa kişi prim ödemez; prim merkezî yönetim bütçesinden karşılanır.

Adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde kayıtlı ikametgâhın bulunduğu il veya ilçedeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına bizzat ve yazılı olarak başvurulur. SGK tescili kişiye bildirir; bildirimden itibaren bir ay içinde başvuran ve geliri eşiğin altında çıkan kişinin bu sürede ödediği primler faizsiz iade veya mahsup edilir.

Primini kendisi ödeyen kişinin tecil veya taksitlendirme dışında 60 günden fazla prim borcu varsa sağlık hizmetinden yararlanamaz. 18 yaşından küçükler, acil hâller, trafik ve iş kazaları ile bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklarda bu şart aranmaz. Eşin bakmakla yükümlü olduğu kişi kapsamından çıkanlar ilk otuz gün prim ödeme gün sayısı şartı olmadan yararlanır.

Çocuğun hakları mahkeme kararıyla velayet verilen ebeveyn üzerinden sağlanır. Velayeti olmayan ebeveyn üzerinden de sağlık hizmeti ile yol gideri, gündelik ve refakatçi hakları sağlanabilir; bunun için SGK'ya dilekçe verilir. Kimsenin sigortasından yararlanamayan 18 yaşından küçük çocuk gelir testi yapılmaksızın genel sağlık sigortalısıdır.

Babası hayattaysa kural olarak yararlanamaz; 25 yaş, yükseköğrenim görenler için bile üst sınırdır. İstisna, Kanuna göre malul olduğunun tespit edilmesidir; bu durumda yaş sınırı aranmaz. Babası vefat etmişse ve şartları taşıyorsa yaşına bakılmaksızın yetim aylığı bağlanır ve bu aylık üzerinden sağlık güvencesi sağlanır.

Evlenme anında var olan ve kanunda sınırlı olarak sayılan bir sakatlık nedeniyle evliliğin mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir; kanundaki adı evlenmenin butlanıdır. Mutlak butlan kamu düzenini ilgilendirir, nisbi butlan yalnızca iradesi sakatlanan eşi ilgilendirir. İptal kararı ileriye etkilidir; karara kadar evlilik geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur (TMK m. 156).

Boşanma geçerli bir evliliği evlilik içinde ortaya çıkan sebeplerle sona erdirir; iptal ise evlenme anında var olan bir sakatlığa dayanır. İptal sebepleri kanunda sınırlıdır ve nisbi butlanda altı ay ile beş yıllık süreler vardır. Sonuçlar bakımından fark azdır: mal rejimi, tazminat, nafaka ve soyadı konusunda boşanma hükümleri uygulanır (TMK m. 158).

Mutlak butlan sebepleri; eşlerden birinin evlenme sırasında evli olması, sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olması, evlenmeye engel akıl hastalığı ve evlenmeye engel hısımlıktır (TMK m. 145). Nisbi butlan sebepleri; geçici ayırt etme gücü yokluğu, yanılma, aldatma, korkutma ve yasal temsilci izni olmadan evlenmedir (TMK m. 148-153).

Nisbi butlan davası, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl içinde açılmalıdır (TMK m. 152). Bu süreler hak düşürücüdür; geçerse evlilik geçerli hâle gelir. Mutlak butlan davası için bir süre yoktur.

Cumhuriyet savcısı re'sen açar; ilgisi olan herkes de açabilir (TMK m. 146). Evlilik sona ermişse savcı re'sen dava açamaz, ancak mirasçılar gibi her ilgili mutlak butlanın karar altına alınmasını isteyebilir (TMK m. 147/1). Ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş varsa davayı yalnızca o açabilir.

Kural olarak hayır. Yargıtay, butlan sebeplerinin kanunda sınırlı olarak sayıldığını ve muvazaalı evliliğe ilişkin bir butlan sebebinin kanunda yer almadığını belirtmiştir. Bu tür iddialar ancak yanılma, aldatma veya korkutma gibi kanundaki bir sebebe uyuyorsa ve ispatlanırsa iptale yol açar; aksi hâlde boşanma sebebi olarak değerlendirilir.

Hastalık sizin veya altsoyunuzun sağlığı için ağır tehlike oluşturuyorsa ve sizden gizlenmişse nisbi butlan davası açabilirsiniz (TMK m. 150/2). Hukuk Genel Kurulu, hastalığın ağır ve tedavi edilemez nitelikte olduğunun ve altsoy için tehlikesinin resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesini aramaktadır. Dava, öğrenmeden itibaren altı ay içinde açılmalıdır.

Olabilir. Yargıtay, kadının evlenmeden önce iki ayrı hırsızlık suçundan mahkûm olduğunu gizlediği bir dosyada bunu önemli bir nitelikte yanılma sayarak iptal davasının kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir (TMK m. 149/2). Her sabıka aynı sonucu doğurmaz; niteliğin birlikte yaşamayı çekilmez kılacak derecede önemli olması gerekir.

Mutlak butlanda evet: mirasçılar ilgili sıfatıyla, örneğin ölen eşin evlenme sırasında sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun olduğunu ileri sürerek dava açabilir. Nisbi butlanda dava hakkı mirasçılara geçmez, ancak eşin açtığı dava sürdürülebilir. Sağ kalan eşin evlenme sırasında kötüniyetli olduğu ispatlanırsa mirasçı olamaz (TMK m. 159).

Evet. Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 158). Evlenirken iyiniyetli olan eş, bu evlenmeyle kazandığı kişisel durumunu korur.

Butlanına karar verilen evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyiniyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılır. Velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakası gibi çocuklarla ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 157).

Yapılır. Mahkemece evliliğin iptaline karar verilmesi hâlinde mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer (TMK m. 225/2) ve mal rejiminin tasfiyesinde boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 158). Dava tarihinden sonra edinilen mallar paylaşıma girmez.

Hayır. Evlenme, tarafların evlendirme memurunun sorusuna olumlu sözlü cevap verdikleri anda oluşur (TMK m. 142) ve kanunda nikâhı belirli bir süre içinde geri almaya imkân veren bir düzenleme yoktur. Evlilik ancak mahkeme kararıyla, kanundaki bir sebebe dayanan iptal veya boşanma davasıyla sona erdirilebilir.

Görevli mahkeme aile mahkemesidir. Yetki ve yargılama usulünde boşanma hükümleri uygulandığından dava, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son altı aydır birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılır (TMK m. 160, 168). Dilekçede önce iptal, olmazsa boşanma istenebilir.

Ayrılık davası, evliliği sona erdirmeden eşlerin bir yıldan üç yıla kadar ayrı yaşamasına karar verilmesini sağlayan davadır. Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma dilerse ayrılık isteyebilir (TMK m. 167). Ayrılık kararında eşler hukuken evli kalır; süre bitince ayrılık kendiliğinden sona erer.

Hâkim ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verir. Süre kararın verildiği tarihten değil, kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlar (TMK m. 171). Yargıtay, ayrılığı karar tarihinden başlatan hükmü kesinleşme tarihinden itibaren şeklinde düzelterek onadı.

Evet. Hâkim ancak bir boşanma sebebi ispatlanmışsa boşanmaya veya ayrılığa karar verebilir (TMK m. 170/1). Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, zina, terk veya onur kırıcı davranış gibi sebeplerden biri delillerle ortaya konmalıdır.

Verebilir, ama yalnızca ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı varsa (TMK m. 170/3). Yargıtay bu olasılığın genel bir kanaatle değil somut delillerle gösterilmesini istiyor. Ortak çocukların bulunması, evliliğin uzun sürmesi veya bir eşin boşanmak istememesi, ağır kusurun bulunduğu dosyalarda ayrılık kararını tek başına ayakta tutmadı.

Hayır. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse hâkim boşanmaya karar veremez (TMK m. 170/2). Yargıtay ayrıca, yalnız ayrılık istenen davada ortak hayatın yeniden kurulması olasılığının aranmayacağını ve boşanma sebebi ispatlanmışsa ayrılık davasının kabul edilmesi gerektiğini belirtti.

Ayrılık davası açılınca hâkim tedbir nafakası dahil geçici önlemleri kendiliğinden alır (TMK m. 169). Yargıtay'a göre ayrılık kararı verildiğinde tedbir nafakası kararın kesinleşmesiyle değil, ayrılık süresinin sonunda biter. Süre dolduktan sonra eşler hâlâ ayrı yaşıyorsa nafaka için ayrı bir başvuru gerekir.

Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer (TMK m. 172/1). Eşler ortak hayatı yeniden kurmuşsa evlilik olağan şekilde devam eder. Kurmamışlarsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir ve boşanmanın sonuçları belirlenirken ilk davadaki olaylar ile ayrılık süresindeki durumlar birlikte değerlendirilir.

Kanun "eşlerden her biri" der (TMK m. 172/2). Yargıtay, bir yıllık ayrılıktan sonra ortak hayatı kuramayan eşlerin karşılıklı davalarında her iki tarafın da dava açma hakkı bulunduğunu belirterek erkeğin davasının da kabul edilmesi gerektiğine hükmetti. Kusur ise nafaka ve tazminat gibi sonuçlarda değerlendirilir.

Kanun, mal rejiminin dava tarihinden geçerli olarak sona erdiği hâlleri evliliğin iptali, boşanma ve mal ayrılığına geçiş olarak sayar; ayrılığı saymaz (TMK m. 225/2). Mahkeme ayrılıkta eşlerin sözleşmeyle kabul ettikleri mal rejiminin kaldırılmasına karar verebilir (TMK m. 180). Haklı sebep varsa mal ayrılığına geçilmesi ayrıca istenebilir (TMK m. 206).

Kanun yasal mirasçılığın kaybını boşanan eşler için öngörür (TMK m. 181/1). Ayrılık kararı evliliği sona erdirmediğinden eşlerin birbirinin yasal mirasçısı olma durumu devam eder.

Mahkeme ayrılığa karar verirken anne ve babanın haklarını ve çocukla kişisel ilişkileri düzenler (TMK m. 182/1); ayrılık hâlinde velayet eşlerden birine verilebilir (TMK m. 336/2). Yargıtay'ın incelediği bir dosyada çocukların velayeti ayrılık süresi sona erene kadar geçici olarak anneye verilmişti. Ölçüt çocuğun üstün yararıdır.

Kanun maddi tazminatı ve yoksulluk nafakasını boşanma yüzünden doğan zarara ve yoksulluğa bağlar (TMK m. 174, 175). Yargıtay'ın incelediği dosyalarda bu talepler ayrılık süresi sonunda açılan boşanma davasında değerlendirildi. Ayrılık süresince ise tedbir nafakası devam eder.

Görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde belirlenen asliye hukuk mahkemesi bakar. Yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya eşlerin davadan önce son altı aydır birlikte oturdukları yer mahkemesidir (TMK m. 168).

Hayır. TMK m. 166/4, açılan boşanma davasının reddedilip ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesini arar. TMK m. 172 ise bir ayrılık kararının varlığını ve mahkemenin belirlediği bir ila üç yıllık sürenin dolmasını arar. İki durumda da ortak hayatın yeniden kurulmamış olması gerekir.

Evet. Hırsızlık gibi malvarlığına karşı suçlar (yağma hariç) ayrılık kararı verilmemiş eşin zararına işlenirse cezaya hükmolunmaz; ayrılık kararı verilmiş eşin zararına işlenirse ceza şikâyet üzerine yarı oranında indirilir (TCK m. 167). Israrlı takip suçunun ayrılık kararı verilen eşe karşı işlenmesi ise nitelikli hâldir (TCK m. 123/A).

Boşanma kararı kesinleşmeden eşlerden biri ölürse evlilik ölümle sona erer ve boşanma davası konusuz kalır; mahkeme boşanma hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeder. Ölen eşin mirasçılarından biri isterse dava, sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olup olmadığının tespitine yönelik olarak devam eder (TMK m. 181/2).

Kural olarak evet, çünkü boşanma gerçekleşmemiştir. Ancak ölen eşin mirasçılarından biri davaya devam eder ve sizin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olduğunuz ispatlanırsa yasal mirasçılığınızı kaybedersiniz. Boşanmadan önce yapılmış vasiyetname gibi tasarruflardan doğan haklarınız da aksi tasarruftan anlaşılmadıkça düşer. Anlaşmalı boşanma davasında bu ispat yapılamaz.

Hayır. Yargıtay'a göre mirasçıların bu hakkı kullanabilmesi için en önemli koşul, miras bırakanın sağlığında açılmış ve ölümünden sonra da devam eden bir boşanma davasının bulunmasıdır. Dava açılmadan gerçekleşen ölümde sağ kalan eş kural olarak yasal mirasçı olur. Dava, dilekçenin mahkemeye kaydedildiği tarihte açılmış sayılır (HMK m. 118).

Evet. Kanunun ilk metni bu hakkı yalnızca ölen davacının mirasçılarına tanıyordu; Anayasa Mahkemesi 2010'da bu sınırlamayı iptal etti ve madde 2011'de ölen eşin mirasçıları şeklinde yeniden yazıldı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 2023 tarihli kararında davalı eşin ölümünden sonra onun mirasçılarının davaya devam hakkını kabul etti.

Hayır. Yargıtay'a göre madde diğer eşin kusurunun ispatını yeterli saymış, ölen eşin kusurunun daha az ya da daha çok olmasına göre ayrım yapmamıştır. Eşit kusur tespiti de sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu sayılması için yeterli görüldü. Zina veya hayata kast gibi ağır bir kusur şartı da aranmıyor.

Dava konusuz kalır. Yargıtay'a göre anlaşmalı boşanma davasında taraflar birbirine kusur isnat etmediği ve yeni vakıa ile delil sunulamayacağı için mirasçılar sağ kalan eşin kusurunu ispat edemez. Bu nedenle kusur tespiti talebi reddedilir ve sağ kalan eş bu yolla mirasçılığını kaybetmez.

Hayır. Evlilik, boşanma kararının kesinleşmesiyle sona erer. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, gerekçeli kararın tebliğinden bir gün sonra ölen eş bakımından kararın kesinleşmediğini, evliliğin ölümle sona erdiğini ve boşanma hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerektiğini belirtti. Mirasçılar yine de kusur tespiti için davaya devam edebilir.

Feragat bu sonucu sağlamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na göre ölümle konusuz kalan boşanma davasında feragat hüküm doğurmaz. Dava konusu hak ölen eşin mirasçılarına geçtiğinden davacının feragat edebileceği bir hakkı da kalmamıştır. Mirasçılar kusur tespiti için davaya devam edebilir.

Ölüm tarihinde hukuken eş olduğunuz için ölüm aylığı bağlanabilir. SGK uygulamasına göre mirasçılar davaya devam eder ve kusurlu olduğunuz mahkeme kararıyla tespit edilirse, aylık karar kesinleşene kadar ödenir ve kesinleşmeyi izleyen ödeme döneminden itibaren kesilir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi de kusur tespitinin kesinleşmesiyle eşin hak sahipliğinin sona erdiğini kabul ediyor.

TMK m. 181 yasal mirasçılığı ve ölüme bağlı tasarruflardan doğan hakları düzenler, mal rejiminden doğan alacaktan söz etmez. Boşanma davası sürerken ölümde mal rejimi dava tarihinde değil ölüm tarihinde sona erer ve Yargıtay bu durumdaki eşin alacak davasını esastan incelemiştir. Katılma alacağı talebinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Boşanma gerçekleşmediği için maddi ve manevi tazminat ile nafaka talepleri de konusuz kalır ve haklarında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilir. Boşanma hükmü ölümden önce kesinleşmiş ve yalnızca bu talepler kanun yolunda ise Yargıtay, ölen eşin ileri sürdüğü tazminat taleplerinin tereke alacağı olarak mirasçılarına geçtiğini kabul ediyor.

Çocuğun yasal temsilcisi genellikle davanın karşı tarafı olan sağ kalan ebeveyndir. Yargıtay, kusur tespiti bakımından yasal temsilcinin menfaatiyle küçüğün menfaatinin çatıştığını belirterek TMK m. 426/2 uyarınca küçüğe kayyım atanmasını istedi. Davaya çocuk adına bu kayyım devam eder.

Kusur tespiti kararı kesinleştikten sonra, sağ kalan eşi mirasçı gösteren mirasçılık belgesinin iptali ve eş hariç yeni belge verilmesi istenir. Yargıtay bu yönde verilen kararları onadı. Mirasçılıktan çıkarma davası ise doğru yol değildir; ıskat ancak miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufuyla yapılabilir.

Evlilik ölümle sona erdiğinden velayet kural olarak sağ kalan ebeveyne aittir (TMK m. 336/3). Konusuz kalan boşanma davasında velayet hakkında ayrıca hüküm kurulmaz. Bu durum, boşanma kesinleştikten sonra velayet sahibi ebeveynin ölmesinden farklıdır; o hâlde velayet kendiliğinden diğer ebeveyne geçmez.

Zorunlu değildir. Mirasçılar davaya devam etmezse dava konusuz kalır ve TMK m. 181/2'deki sonuç doğmaz. Kanun ayrı bir süre öngörmez; mahkeme mirasçılara davaya devam edip etmeyeceklerini sormalıdır. Mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse ret süresi geçinceye kadar dava ertelenir (HMK m. 55).

Aile konutu olarak kullanılan taşınmazın tapu kütüğüne işlenen ve konutun aile konutu olduğunu gösteren bir belirtmedir. Şerh, malik eşin konutu diğer eşin açık rızası olmadan devretmesini veya üzerinde ipotek gibi bir ayni hak kurmasını engellemeyi amaçlar. Dayanağı Türk Medeni Kanunu m. 194/3'tür.

Malik olmayan eş, taşınmazın bulunduğu yer tapu müdürlüğüne dilekçeyle başvurur; dava açmak gerekmez. Uygulamada nüfus kayıt örneği veya evlilik cüzdanı, yerleşim yeri belgesi ve konutun aile konutu olduğunu gösteren muhtarlık belgesi isteniyor. İstenen belgeler müdürlüğe göre değişebildiği için önceden teyit etmek doğru olur.

492 sayılı Harçlar Kanunu'nda aile konutu şerhi için ayrı bir harç kalemi öngörülmemiştir ve uygulamada bu belirtme harç alınmaksızın işlenmektedir. Döner sermaye hizmet bedeli gibi kalemler bakımından güncel durumu başvuru öncesinde tapu müdürlüğünden teyit etmenizi öneririz.

Evet, koruma kanundan doğar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 07.04.2026 tarihli kararında belirtildiği gibi sınırlama, şerh konulduğu için değil konut zaten aile konutu olduğu için vardır; şerh kurucu değil açıklayıcıdır. Ancak şerh yoksa tapuya güvenen iyiniyetli üçüncü kişi TMK m. 1023 korumasından yararlanabilir.

Rızanız olmadan yapılan devir TMK m. 194/1 uyarınca geçersizdir ve tapu iptali ile tescil davası açabilirsiniz. Ancak tapuda aile konutu şerhi yoksa alıcı iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu savunabilir ve bu savunma kabul görebilir. Bu nedenle sonuç, şerhin varlığına ve iyiniyetin ispatına bağlı olarak değişir.

İpotek, konut üzerindeki hakları sınırlayan bir işlem olduğu için diğer eşin açık rızası olmadan kurulamaz; rıza yoksa ipoteğin kaldırılması istenebilir. Uygulamada belirleyici olan tapuda şerh bulunup bulunmadığı ve bankanın sizden "eş rıza belgesi" alıp almadığıdır. Böyle bir belge imzaladıysanız rıza verdiğiniz kabul edilir.

Hayır. Yargıtay, TMK m. 194'ün rıza için bir geçerlilik şekli öngörmediğini, rızanın sözlü olarak da verilebileceğini ve her türlü delille ispat edilebileceğini belirtiyor. Buna karşılık rıza yalnızca belirli bir işlem için verilebilir; bütün tasarruflara peşinen onay geçerli değildir.

Boşanma kesinleştikten sonra malik eş tapu müdürlüğüne başvurarak şerhin terkinini isteyebilir; Yargıtay bu istemin mahkemeye değil tapu müdürlüğüne yapılması gerektiğini ve müdürlüğün talep hâlinde terkin işlemini yapmak zorunda olduğunu belirtmiştir. Evlilik sürerken şerh malik eşin tek yanlı beyanıyla kaldırılamaz.

Evet. TMK m. 194/4'e göre konut kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir ve iki eş kira borcundan müteselsilen sorumlu olur. Bildirimden sonra eşiniz sözleşmeyi tek başına feshedemez. Bildirimi ispatlanabilir biçimde yapmak önemlidir.

Kural olarak konulamaz. Aile konutu, eşlerin birlikte yaşadığı ve süreklilik gösteren ortak yaşam merkezidir; yazlık, ikinci ev veya yatırım amaçlı taşınmaz bu niteliği taşımaz. Bir ailenin aynı anda iki aile konutu da olmaz.

Hayır, bunlar ayrı konular. Şerh tapudaki maliki değiştirmez ve size mülkiyet vermez; yalnızca tasarrufu rızanıza bağlar. Mal rejiminden doğan katılma alacağı ayrı bir davanın konusudur ve şerh bu alacağın miktarını belirlemez.

Hayır. Şerh evlilik birliği devam ederken, boşanma gündemde olmasa bile koydurulabilir ve tek başına bir dava veya boşanma iradesi anlamına gelmez. Koruyucu nitelikte bir tapu işlemidir; bu nedenle risk doğmadan önce yapılması tavsiye edilir.

Boşanma davalarında sabit bir tazminat miktarı yoktur. Alabileceğiniz miktar; eşinizin malvarlığına, aylık gelirine, sizin evlilik içindeki ekonomik kayıplarınıza ve boşanmaya neden olan olaylardaki kusur oranlarınıza göre hakim tarafından hakkaniyete uygun olarak belirlenir.

Evet, erkekler de boşanma davasında tazminat alabilir. Türk Medeni Kanunu'nda cinsiyet ayrımı yoktur. Eğer kadın eş daha kusurluysa ve erkek eş boşanma nedeniyle maddi veya manevi zarara uğramışsa, erkek eş lehine de tazminata hükmedilebilir.

Evet, çalışan bir kadın da tazminat alabilir. Kadının çalışıyor olması tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Eğer karşı taraf ağır kusurluysa ve kadının kişilik haklarına saldırıda bulunmuşsa veya evlilik devam etseydi elde edeceği daha büyük bir ekonomik menfaati zedelenmişse tazminat kazanabilir.

Eşinizin resmi geliri asgari ücret olsa da, mahkeme gerçek yaşam standartlarını inceler. Üzerine kayıtlı taşınmazlar, araçlar, lüks harcamalar veya kayıt dışı gelirleri kanıtlanırsa, asgari ücrete bakılmaksızın yüksek tazminatlara hükmedilebilir. Ancak gerçekten sadece asgari ücret geliri varsa ve malvarlığı yoksa, hükmedilecek miktar sembolik seviyelerde kalabilir.

Aldatma (zina), evlilik birliğinde en ağır kusurlardan biridir. Aldatan eşin ödeyeceği tazminat miktarı, kendi ekonomik gücüne ve aldatma olayının yarattığı manevi yıkımın büyüklüğüne göre değişir. Yüksek gelirli ve malvarlıklı bir kişinin ödeyeceği tazminat yüz binlerce lirayı bulabilirken, dar gelirli bir kişide bu miktar daha düşük tutulur.

Hayır, ödenmez. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, eşlerin boşanmaya neden olan olaylardaki kusurları eşit ağırlıktaysa, her iki tarafın da birbirine yönelik maddi ve manevi tazminat talepleri mahkemece reddedilir.

Evet, istenebilir. Tazminat geçmişte uğranılan ve gelecekteki menfaat kaybını, nafaka ise boşanma sonrası düşülecek yoksulluğu önlemeyi amaçlar. Dilekçenizde hem maddi-manevi tazminat hem de tedbir/yoksulluk nafakası taleplerinizi aynı anda sunabilirsiniz.

Kural olarak tazminat toptan (tek seferde) ödenir. Ancak bazı istisnai durumlarda, borçlunun ödeme gücü ve tarafların durumları dikkate alınarak maddi tazminatın irat (aylık taksitler) şeklinde ödenmesine mahkemece karar verilebilir. Manevi tazminat ise taksitle ödenemez.

Hayır, tazminat borcunu ödememenin doğrudan bir hapis cezası yoktur. Ancak tazminat ödenmediğinde icra takibi başlatılır; kişinin banka hesaplarına, maaşına (1/4 oranında), ev ve arabalarına haciz konulur. Sadece nafaka ödememenin tazyik hapsi cezası bulunmaktadır.

Anlaşmalı boşanmalarda hakimin miktar belirleme yetkisi yoktur. Eşler kendi aralarında maddi ve manevi tazminat miktarını serbestçe belirler ve boşanma protokolüne yazarlar. Protokolde ne yazıyorsa, hakim o miktarı onaylayarak karara bağlar.

Evet, edilir. 2026 yılı güncel uygulamalarında, eşlerden birinin kripto para borsalarında hesabı olduğu tespit edilirse, mahkeme ilgili kurumlara (MASAK vb.) veya borsalara yazı yazarak bakiye sorgulaması yapar. Çıkan malvarlığı, kişinin ödeme gücünü göstereceğinden tazminat miktarını doğrudan artırır.

Maddi ve manevi tazminat talepleri boşanma davası ile birlikte istenebilir. Eğer boşanma davasında istenmemişse, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren en geç 1 yıl içinde ayrı bir dava ile talep edilmesi zorunludur. Bu süre hak düşürücü süredir.

Eğer eş, ailesinin (kayınvalide/kayınpeder) size yönelik hakaretlerine, müdahalelerine veya kötü muamelelerine sessiz kalmış, koruyucu bir tutum sergilememişse, bu durum eşin kusuru sayılır. Bu kusura dayanarak eşten manevi tazminat talep edebilirsiniz.

Mal kaçırma amacıyla yapılan satışlar hukuken muvazaalı sayılır. Tazminat kazanmanız halinde, eşinizin kötü niyetli olarak mallarını başkasına devrettiğini kanıtlarsanız 'tasarrufun iptali davası' açarak bu malların tekrar tazminatınızın ödenmesi için kullanılmasını sağlayabilirsiniz.

Evet, evlilik süresi özellikle maddi tazminat miktarını doğrudan etkiler. 1 yıllık bir evliliğin sona ermesiyle oluşan 'beklenen menfaat kaybı' ile 25 yıllık bir evliliğin sona ermesiyle oluşan kayıp aynı kabul edilmez. Kısa süreli evliliklerde genellikle daha düşük maddi tazminatlara hükmedilmektedir.

Anlaşmalı boşanma tek celsede karara bağlanır ve çoğunlukla bir ile üç ay içinde kesinleşir. Çekişmeli boşanma dilekçeler, ön inceleme ve tahkikat aşamalarından geçtiği için çoğunlukla bir yıldan uzun sürer; istinafa gidilirse Bölge Adliye Mahkemesi incelemesi iş yüküne göre aylar ekler.

Dava açılırken 732,00 TL başvurma harcı ve 732,00 TL maktu karar ve ilam harcı peşin ödenir; gider avansı taraf sayısının beş katı tebligat ücreti ile 530 TL toplamıdır. Nafaka ve tazminat talepleri kararla birlikte nispi harca tabidir. Avukatlık ücreti ayrıdır ve sözleşmeye bağlıdır.

Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin birlikte başvurması veya birinin diğerinin davasını kabul etmesi, velayet, nafaka, tazminat ve mal konularını düzenleyen bir protokol sunulması ve hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesi gerekir (TMK m. 166/3).

Tek ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Uygulamada küçük yaşlarda anne bakımına öncelik verilir, okul çağında istikrar ve sosyal inceleme raporu belirleyicidir, on iki yaşından itibaren çocuğun görüşü ağırlık kazanır. Dava sırasında hâkim geçici velayet kararı verir (TMK m. 169); velayeti almayan ebeveynle kişisel ilişki düzenlenir.

Kanunda formül yoktur; hâkim tarafların gelirini, ihtiyaçlarını ve yaşam düzeyini değerlendirir. Tedbir nafakası dava süresince (TMK m. 169), iştirak nafakası çocuk için (TMK m. 182), yoksulluk nafakası boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan eş için (TMK m. 175) bağlanır.

2002 sonrası evliliklerde edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır: evlilik içinde edinilen mallar paylaşıma girer, evlenmeden önceki mallar ile miras ve bağışla gelenler kişisel maldır. Mal rejimi dava tarihinde sona erer (TMK m. 225/2) ve her eş diğerinin artık değerinin yarısını isteyebilir (TMK m. 236). Paylaşım ayrı bir davayla istenir.

Yargıtay'ın 2024 içtihadına göre belirleyici olan takının kime takıldığıdır: kadına özgü takılar kim takmış olursa olsun kadına, erkeğe özgü takılar erkeğe aittir. Takıların iadesi boşanma davasıyla birlikte veya ayrı bir davayla istenebilir; takıların varlığı ve miktarı ispat edilmelidir.

Boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren üç yüz gün geçmeden evlenemez (TMK m. 132). Doğum yaparsa süre biter; gebe olmadığı raporla anlaşılırsa veya boşandığı eşiyle yeniden evlenecekse aile mahkemesi süreyi kaldırır. Erkek için bekleme süresi yoktur.

Eşlerden her biri tek başına açabilir; diğer eşin rızası aranmaz. Karşı taraf boşanmak istemiyorsa dava çekişmeli görülür ve boşanma sebebini davacı ispat eder. Anlaşmalı boşanma ise ancak iki eşin ortak iradesiyle mümkündür.

Tanık beyanları, mesaj ve sosyal medya kayıtları, banka ve HTS kayıtları, sağlık ve darp raporları ile otel ve seyahat kayıtları en sık kullanılan delillerdir. Hukuka aykırı yolla elde edilen deliller, örneğin casus yazılımla alınan yazışmalar, dikkate alınmaz (HMK m. 189/2).

Bulunduğunuz yer barosunun adli yardım bürosuna gidip başvuru formu ve taahhütnameyi doldurursunuz; gelir ve mal varlığınızı gösteren belgeleri teslim edersiniz (Avukatlık Kanunu m. 178; TBB Adli Yardım Yönetmeliği m. 5). Büro inceleyip kabul ederse bir avukat görevlendirir; kabulden itibaren on gün içinde avukata ulaşıp vekâletname vermeniz gerekir.

Evet. Avukatlık ücretini ve yargılama giderlerini karşılama olanağı bulunmayanlara baro, adli yardım bürosu aracılığıyla avukat görevlendirir ve avukatın ücretini baro öder (Avukatlık Kanunu m. 176-180). Şartı, ödeme gücünün bulunmadığının belgelenmesi ve istemin haklı olduğunun gösterilmesidir.

Başvuru ve avukat görevlendirmesi için ücret ödemezsiniz; avukatın ücretini baro karşılar. Ancak taahhütname gereği davayı kazanıp nafaka dışında maddi yarar elde ederseniz avukata ödenen ücreti ve yararın yüzde 5'ini baroya ödersiniz; başvurunuzun haksız olduğu anlaşılırsa ücretin iki katı geri alınır (Yönetmelik m. 5/A).

Hukuk davalarında adliyeden avukat istenmez; avukat için baronun adli yardım bürosuna başvurulur. Mahkemeden istenebilecek olan harç ve masraflardan muafiyettir (HMK m. 334-335). Ceza davalarında ise şüpheli, sanık ve mağdur için müdafi veya vekil, yargı merciinin talebiyle baro tarafından görevlendirilir.

Doğrudan devlet değil, kamu kurumu niteliğindeki baro verir; ücret, Avukatlık Kanunu m. 180 uyarınca harç ve para cezalarından ayrılan adli yardım ödeneğinden karşılanır. Boşanma davası için baronun adli yardım bürosuna başvurursunuz; harç ve gider avansı için ayrıca mahkemeden adli yardım istenir.

Ret bildiriminden itibaren on gün içinde yazılı veya sözlü olarak baro başkanına başvurulur; başkan yedi gün içinde karar verir ve bu karar kesindir (Avukatlık Kanunu m. 178; Yönetmelik m. 5). Süresinde karar verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Mali durumunuz sonradan kötüleşirse yeni belgelerle tekrar başvurabilirsiniz.

Avukatın ücreti yine baro tarafından ödenmiş olur; sizden istenmez. Mahkeme adli yardımından yararlandıysanız ertelenen harç ve giderler haksız çıkmanız hâlinde sizden tahsil edilir; mahkeme bunları en çok bir yıl içinde aylık taksitlere bağlayabilir veya mağduriyet doğacaksa tamamen ya da kısmen muaf tutabilir (HMK m. 339).

Görevlendirilen avukatı haklı bir neden olmadan azlederseniz veya başka avukat tutarsanız, taahhütname gereği avukata ödenen ücreti ve masrafları yasal faiziyle baroya iade etmeniz gerekir (Yönetmelik m. 5/A-d). Avukatla ilgili somut bir sorun varsa önce adli yardım bürosuna yazılı olarak bildirin; büro görevlendirmeyi izlemekle yükümlüdür.

Evet, hukuken tarafların kendi protokollerini hazırlamasına bir engel yoktur. Ancak teknik hukuki terimlerin eksikliği, nafaka artış oranlarının unutulması veya mal devirlerinin eksik yazılması gibi hatalar sebebiyle ileride çok daha masraflı davalarla karşılaşma riski oldukça yüksektir.

Hayır. Türk Medeni Kanunu gereği anlaşmalı boşanma davası açabilmek için resmi nikah tarihinden itibaren davanın açıldığı tarihe kadar en az 1 tam yıl geçmiş olması zorunludur. Süre dolmamışsa dava çekişmeli olarak açılmalı ve tanık dinletilerek süreç yönetilmelidir.

Kural olarak hakim tarafların anlaştığı nafaka miktarına müdahale etmez. Ancak çocuk için belirlenen iştirak nafakası aşırı düşükse ve çocuğun üstün menfaatini açıkça tehlikeye atıyorsa, hakim bu rakamın artırılmasını isteyebilir.

Hayır, anlaşmalı boşanma davalarında tarafların duruşma salonunda bizzat hazır bulunmaları kanuni bir zorunluluktur. Hakim, tarafların hür iradeleriyle boşanmak istediklerini bizzat duymak zorundadır.

Karar kesinleştikten sonra tapu müdürlüğüne kesinleşme şerhli mahkeme kararı ile başvurmanız gerekir. Protokole 'hakim kararı ile doğrudan tapu devri yapılacaktır' şeklinde özel yetki maddeleri eklenirse süreç daha hızlı ve sorunsuz ilerler.

Eğer protokolde 'Mal paylaşımı konusunda birbirimizi ibra ediyoruz, hiçbir alacağımız kalmamıştır' tarzında genel bir ibra ve feragat maddesi varsa, sonradan mal paylaşımı davası açamazsınız. Bu hakkınız kesin olarak düşer.

Evet, velayet kararları kesin hüküm teşkil etmez. Şartlar değişirse (çocuğun gelişimi, ebeveynin durumu vb.) daha sonra Aile Mahkemesinde 'Velayetin Değiştirilmesi Davası' açarak velayetin diğer tarafa geçmesini talep edebilirsiniz.

Eğer karar kesinleşmişse, nafakanız enflasyon oranında otomatik artmayacaktır. Bu durumu düzeltmek ve rakamı güncel ekonomik koşullara uyarlamak için mahkemede yeni bir 'Nafaka Artırım Davası' açmanız gerekmektedir.

Kendi aranızda borcu birinizin ödeyeceğine dair anlaşabilirsiniz. Ancak bu bankayı bağlamaz. Banka, kredi kimin adınaysa ondan tahsilat yapar. Protokolde, borcu ödeyen tarafın diğerine rücu edeceğini (geri isteyeceğini) belirten özel bir madde olmalıdır.

Hukuken evcil hayvanlar eşya statüsünde değerlendirilse de, modern yargı kararları hayvanların da bir 'bakım hakkı' (kişisel ilişki tesisi) olabileceğine işaret etmektedir. Protokolde sahipliğin kimde kalacağı ve görüş günleri detaylıca düzenlenebilir.

Hayır, anlaşmalı boşanma protokolünün noterde onaylatılmasına gerek yoktur. Eşlerin aralarında imzaladıkları ıslak imzalı belgeyi boşanma davası dilekçesi ile birlikte Aile Mahkemesine sunmaları yeterlidir. Belgeyi asıl onaylayan makam Hakimdir.

Belirtilmek zorunda değildir ancak gelecekte açılabilecek bir 'Ziynet Alacağı Davası'nın önüne geçmek için mutlaka belirtilmesinde fayda vardır. Altınların paylaşıldığı veya feragat edildiği yazılmazsa ileride dava riski doğar.

Normal şartlarda davacı öder, ancak anlaşmalı protokolde masrafların yarı yarıya paylaşılacağı veya tamamen davalı tarafça karşılanacağı kararlaştırılabilir. Mahkeme sizin anlaştığınız bu şekle uyar.

Boşanma davası e-devlet (UYAP Vatandaş) üzerinden açılabilir, dilekçe ve protokol taratılarak sisteme yüklenebilir. Ancak bu, duruşmaya fiziken gitme zorunluluğunuzu ortadan kaldırmaz.

Evet, hakim kararı verip duruşmayı bitirene kadar her an anlaşmadan cayabilirsiniz. Bu durumda hakim anlaşmalı boşanma talebini reddeder ve davaya çekişmeli boşanma davası olarak devam edilmesine veya düşürülmesine karar verir.

Çekişmeli boşanma davaları, mahkemenin iş yüküne, toplanacak delillere ve tanık sayısına bağlı olarak ilk derece mahkemesinde genellikle 1 ila 2,5 yıl arasında sürmektedir. İstinaf ve temyiz aşamaları eklendiğinde bu süre 3-4 yılı bulabilmektedir.

Hayır, eşinizin boşanmak istememesi tek başına davanın reddedilmesine sebep olmaz. Eğer eşinizin evlilik birliğinin sarsılmasında kusurlu olduğunu somut delillerle ispatlarsanız, hakim eşinizin itirazına rağmen boşanma kararı verebilir.

Sürekli olarak ve maksatlı bir şekilde karşı cinsten kişilerin fotoğraflarını beğenmek, mesajlaşmak veya takip etmek, güven sarsıcı davranış olarak değerlendirilebilir. Bu durum şiddetli geçimsizlik sebebi sayılabilmektedir.

Size tebligat ulaştıktan sonra 2 hafta içinde karşı tarafın iddialarını çürüten ve eğer talep ediyorsanız kendi tazminat/nafaka isteklerinizi içeren bir cevap dilekçesi sunmalısınız. Kendi iddialarınız için karşı dava da açabilirsiniz.

Evet, eşlerin aynı çatı altında olmalarına rağmen uzun süre karı-koca hayatı yaşamaması, yataklarını ayırması ve birbirlerine yabancı gibi davranmaları evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının önemli bir göstergesidir.

Gizlice ortam dinleme cihazı yerleştirerek alınan ses kayıtları hukuka aykırıdır ve suç teşkil eder. Ancak ani gelişen, planlı olmayan bir hakaret veya şiddet anında kendinizi korumak ve ispatlamak amacıyla aldığınız kayıtlar istisnai olarak kabul edilebilir.

Evet, açılabilir. Boşanma davası açmak için evlilik cüzdanının aslı veya fotokopisi şart değildir. Mahkeme, tarafların evli olduğunu Nüfus Müdürlüğü sisteminden (UYAP üzerinden) resen tespit etmektedir.

Kesinlikle evet. Eşin çalışarak kazandığı maaşa rızası dışında el koymak, finansal özgürlüğünü kısıtlamak Yargıtay içtihatlarına göre ekonomik şiddet kapsamına girer ve ağır bir kusurdur.

Boşanma davası ile mal paylaşımı davası birbirinden ayrı davalardır. Şiddetli geçimsizlik (TMK 166/1) durumunda mal rejiminin tasfiyesi genel kurallara göre yapılır. Edinilmiş mallar kural olarak yarı yarıya paylaşılır, eşin kusurlu olması (zina veya hayata kast hariç) katılma alacağını ortadan kaldırmaz.

Evet. Anlaşmalı boşanma kararı verilene kadar veya verilen karar kesinleşene kadar eşlerden biri protokoldeki şartlardan vazgeçerse dava çekişmeli boşanma (şiddetli geçimsizlik) davasına dönüşür.

Velayet konusunda temel kıstas 'çocuğun üstün yararıdır'. Çocuğun yaşı, bakım ihtiyacı (özellikle anne şefkatine muhtaç yaşta olup olmadığı), eğitim durumu ve pedagog raporları dikkate alınarak eşlerin kusurundan ziyade çocuğun geleceği düşünülerek karar verilir.

Kayınvalidenizin hakaret etmesi doğrudan boşanma sebebi değildir; ancak eşiniz bu hakaretlere sessiz kalıyor, sizi korumuyor ve ailesinin size müdahale etmesine izin veriyorsa, eşinizin bu pasif tutumu kusur sayılır.

Eşinizi kendi ailesiyle aynı apartmanda veya evde yaşamaya zorlamak, bağımsız bir konut temin etmemek TMK m.166 kapsamında kusurlu bir davranıştır ve evlilik birliğinin sarsılması sebebi sayılır.

Davadaki feragat (vazgeçme), geçmiş olayları affettiğiniz anlamına gelir. Feragat ettiğiniz tarihten önceki olaylara dayanarak tekrar dava açamazsınız. Ancak feragatten sonra yeni olaylar (yeni şiddet, hakaret vb.) yaşanırsa bunlara dayanarak yeni bir dava açabilirsiniz.

Eğer eşinizin rahatsızlığı resmi sağlık kurulu raporuyla belgelenmiş bir 'akıl hastalığı' değilse ancak davranışları (aşırı kıskançlık, öfke patlamaları vb.) evliliği çekilmez hale getiriyorsa, TMK 166/1 kapsamında genel sebebe dayanarak dava açabilirsiniz.

Evet. 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca eşinden boşandığı hâlde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir, ödenmiş tutarlar da 96. madde uyarınca geri alınır. Kural yalnızca dul eşi değil çocukları da kapsar; uygulamada en sık görülen senaryo babasından ölüm aylığı alan boşanmış kız çocuğudur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1 Nisan 2026 tarihli kararına göre burada belirleyici olan tek şey fiilî durumdur; boşanmanın gerçek veya danışıklı olması sonucu değiştirmez.

Hayır ve daha önemlisi, böyle bir tartışma hukuken yapılamaz. Hukuk Genel Kurulu'nun 1 Nisan 2026 tarihli kararına göre 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinde boşanmanın amacına veya saikine yönelik herhangi bir düzenleme bulunmadığından, gerek Kurum gerekse yargı organları uygulama yaparken eşlerin boşanma iradelerinin gerçek veya samimi olup olmadığı ya da boşanmanın muvazaalı olup olmadığı konusunda bir araştırma çabasına girmemeli, kesinleşmiş boşanma kararının geçerliliğini sorgulamamalıdır. Kurul iki gerekçe veriyor: bu araştırma başka bir mahkemenin görevidir ve Türk Medeni Kanunu'nda zaten anlaşmalı boşanma diye bir kurum vardır.

Tek başına kurtarmaz. Hukuk Genel Kurulu saikin önemsizliğini her iki yönde de uyguluyor: boşanma tarihi itibarıyla gerçek ve samimi boşanma iradesine sahip olan veya olmayan tüm eşlerin, 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda aylığın kesilmesi zorunludur. Yani kanun niyete değil fiilî duruma bakar. Gerçek bir geçimsizlik nedeniyle boşanıp sonra çocuk, hastalık veya ekonomik zorunluluk gibi tamamen samimi bir sebeple yeniden aynı evde yaşamaya başlayanlar da bu kapsamdadır.

Süreç genellikle sosyal güvenlik denetmeni raporuyla başlar. İncelediğimiz dosyada rapora dayanak yapılan tespitler şunlardı: apartman yöneticisi ve bir komşunun birlikte yaşadıkları yönündeki beyanı, boşanma sonrasına ait aidat listesi ve makbuzlarında eski eşin adının yer alması ve eski eşin ikamet adresinin iş yeri olduğunu beyan etmesi. Mahkeme aşamasında ise Hukuk Genel Kurulu şu araştırmaları zorunlu görüyor: her iki adres için ayrı ayrı geniş kapsamlı kolluk araştırması, dönemin muhtar ve azaları ile komşu, apartman görevlisi, yönetici ve civar esnafın tanık olarak dinlenmesi, banka ve GSM operatörlerinden adres bilgilerinin sorulması.

Hayır. Hukuk Genel Kurulu, denetmen raporunu peşinen doğru saymıyor; kararda mahkemeye açıkça denetmen raporundaki fiilî birlikteliğe ilişkin hususların tek tek irdelenmesi ve raporun aksinin ispat edilip edilmediğinin belirlenmesi görevi veriliyor. Yani rapor, çürütülebilir bir başlangıç noktasıdır. Savunmada yapılması gereken, rapordaki her tespiti ayrı ayrı ele alıp belgeyle karşılamaktır: aidat makbuzunda eski eşin adının neden göründüğü, adres kayıtlarının ne gösterdiği, tanıkların hangi döneme ilişkin bilgi sahibi olduğu gibi. Genel bir inkâr yeterli olmaz.

Tek başına yeterli değil ama savunmanın destekleyici parçasıdır. İncelediğimiz dosyada davacı tam olarak bunları ileri sürmüştü: ikamet adreslerinin farklı olduğunu, oturduğu evin aboneliklerinin kendi adına bulunduğunu ve kira bedellerini kendisinin ödediğini. Buna rağmen Hukuk Genel Kurulu kararı bozdu, çünkü adres kaydı fiilî durumu değil beyanı gösterir. Belirleyici olan, eski eşin ayrı ve gerçek bir konutunun bulunduğunun ortaya konmasıdır. Nitekim dosyada eski eş, ikamet adresinin iş yeri olduğunu söylemişti ve bu, aleyhe değerlendirilen en güçlü unsurlardan biri oldu.

Boşandığı eşiyle birlikte yaşama hâlinde borç, kişinin kendi davranışından doğduğu için 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin (a) bendine girer. Buna göre hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler geri alınır ve kanunî faiz, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden itibaren hesaplanır. Karşılaştırma için: borç Kurumun hatalı işleminden kaynaklansaydı (b) bendi uygulanır, süre beş yıla iner ve tebliğden itibaren yirmi dört ay içinde ödeme yapılırsa faiz hiç işlemezdi. Aradaki fark, uzun dönemli dosyalarda ana paranın kat kat üzerine çıkabilir.

5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre borç öncelikle ilgilinin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklardan mahsup edilir, alacağı yoksa genel hükümlere göre geri alınır. Mahsup, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır ve kanunî faiz kalan borca uygulanır. Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesi hâlinde ise kesinti, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faiziyle birlikte hesaplanan borç tutarı üzerinden gelir ve aylıktan yüzde 25 oranında yapılır. Bu nedenle dava açarken tedbir taleplerinin ihmal edilmemesi önemlidir.

Hayır. Hukuk Genel Kurulu bu noktayı açıkça karara bağlıyor: 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin ikinci fıkrası 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girdiğinden, fiilî birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük tarihi öncesine ilişkin işlem yapılarak borç tahakkuk ettirilmesi mümkün değildir. Buna karşılık 01.10.2008 tarihinden itibaren fiilî birliktelik söz konusuysa bağlanan aylığın kesilerek borç çıkarılması ve 96. maddeye göre uygulama yapılması gerekir. Borç yazınızda bu tarihten önceki bir dönem varsa, esasa hiç girmeden itiraz konusu yapılmalıdır.

Ne yazık ki sayılmıyor. Hukuk Genel Kurulu, kesme veya iptal işlemine konu ölüm aylığının 01.10.2008 tarihinden önce bağlanmış olmasının sonuca etkili olmadığını belirtiyor. Gerekçesi ilginç: sosyal sigorta hukukunda kazanılmış haklar dinamik nitelik taşır, dış etkiye açıktır ve güncellenen kazanımlardır. Bir kez tanınmış olmakla ilişki son bulmaz, aksine sunum koşulları ortadan kalkıncaya kadar varlığını sürdürür. Dolayısıyla önceden doğmuş olmaları, yeni düzenlemelerden etkilenmeyecekleri anlamına gelmez. Kurum tarafından bağlanan aylık bu nedenle kazanılmış hakkın konusunu oluşturmaz.

Anayasa Mahkemesi bu iddiayı incelemiş ve reddetmiştir. 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 Esas, 2011/70 Karar sayılı kararında Mahkeme, ölüm aylığı alabilmek için evli olmamak koşulunu aşmak amacıyla iyi niyete dayanmayan boşanma kararı elde edilip aylık alınmasının açıkça hakkın kötüye kullanılması olduğunu, hakkın kötüye kullanılmasının hukuk devletinin koruması altında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. Kararda ayrıca resmî evliliği olmadan birlikte yaşayanlarla, aylık alabilmek için boşanıp birlikte yaşamayı sürdürenlerin eşit kabul edilemeyeceği de vurgulanmıştır. İptal istemleri oy çokluğuyla reddedilmiştir.

Evet. Hukuk Genel Kurulu kararında bu husus açıkça belirtiliyor: hak sahibine, fiilî birlikteliğin sona erdiği tarihten itibaren diğer koşulların da varlığı durumunda yeniden gelir veya aylık bağlanabileceği açıktır. Yani aylığın kesilmesi kalıcı bir hak kaybı değildir. Burada kritik olan, birlikte yaşamanın sona erdiği tarihi somut biçimde belgelemektir: ayrı konuta ilişkin kira sözleşmesi, abonelik ve fatura kayıtları, adres değişikliği ve komşu ile muhtar beyanları bu tespiti sağlar. Yeni tahsis talebi Kuruma yapılır.

Eksik araştırma itirazında bulunabilirsiniz ve Hukuk Genel Kurulu'nun 1 Nisan 2026 tarihli kararı bu itiraz için güçlü bir dayanaktır. Kurul, ilk bozma kararına uyulmuş olmasına rağmen bozma gereklerinin yerine getirilmediğini, yalnızca bir tanığın yeniden dinlenmesiyle yetinildiğini tespit ederek direnme kararını bozmuştur. İtirazınızda hangi zorunlu adımın atlandığını isim isim göstermelisiniz: her iki adres için ayrı kolluk araştırması, dönemin muhtar ve azaları ile apartman görevlisi, yönetici ve civar esnafın dinlenmesi, banka ve GSM operatörlerinden adres sorulması, denetmen raporundaki tespitlerin tek tek irdelenmesi.

Yerel mahkeme bu dosyada tam olarak bunu savundu ancak Hukuk Genel Kurulu kabul etmedi. Mahkeme direnme kararında; şehrin fiziki şartları, komşuluk ilişkilerinin giderek zayıflaması ve hayatın olağan akışı nedeniyle araştırmanın yetersiz kaldığını, bu dosyaların ancak birkaçında kamu tanığına ulaşılabildiğini, ulaşılanların da çoğunlukla konu hakkında bilgisi bulunmadığını, dolayısıyla araştırmanın usul ekonomisine aykırı olduğunu ve yargılamayı uzattığını belirtmişti. Kurul bu gerekçeye itibar etmeyip kararın eksik araştırma ve incelemeye dayandığı sonucuna vardı.

Kanunun aradığı ölçüt fiilen birlikte yaşamadır; çocukla kişisel ilişki kurulması amacıyla yapılan ziyaretler nitelik olarak bundan farklıdır. Ancak uygulamada bu ayrım delillerle ortaya konmak zorundadır, çünkü sık ziyaret ile birlikte yaşama dışarıdan aynı görünebilir. Bu nedenle eski eşin ayrı ve gerçek bir konutunun bulunduğunun belgelenmesi, kişisel ilişkinin mahkeme kararına dayandığının gösterilmesi ve tanıkların bu ayrımı destekleyecek biçimde bilgilendirilmesi gerekir. İncelediğimiz dosyada davacının ortak çocuk nedeniyle eski eşin soyadını kullanma izni bulunması tek başına sonucu değiştirmemiştir.

Görevli mahkeme iş mahkemesidir. Dava, Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı, Kurum işleminin iptali ve Kuruma borçlu olunmadığının tespiti istemiyle açılır. İncelediğimiz dosya da iş mahkemesinde görülmüş, oradan Bölge Adliye Mahkemesine, ardından Yargıtay 10. Hukuk Dairesine ve nihayet direnme üzerine Hukuk Genel Kuruluna gelmiştir. Süreç uzundur: bu dosyada denetmen raporu 2017, Hukuk Genel Kurulu kararı ise 2026 tarihlidir ve karar bozma olduğu için yargılama hâlâ devam etmektedir. Bu nedenle dava açarken tedbir taleplerinin ihmal edilmemesi önemlidir.

Otomatik olarak açılmaz; 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesi bir idari sonuç düzenler, ceza hükmü değildir. Ancak Kuruma gerçeğe aykırı beyanda bulunulması veya gerçeğe aykırı belge verilmesi söz konusuysa, koşulları oluştuğunda dolandırıcılık ve belgede sahtecilik suçları ayrıca gündeme gelebilir. Bu nedenle SGK dosyasında verdiğiniz beyanların ileride bir ceza dosyasında da kullanılabileceğini bilerek hareket etmek gerekir. Özellikle denetmen incelemesi sırasında verilen ifadeler ile mahkemedeki beyanlar arasındaki çelişkiler, hem hukuk hem ceza cephesinde aleyhe değerlendirilebilir.

Bu tür dosyalarda belirleyici olan, birlikte yaşamanın süreklilik taşıyıp taşımadığıdır ve bu, somut delillerle değerlendirilir. Hukuk Genel Kurulu'nun saydığı araştırma kalemleri tam da bunu ölçmeye yöneliktir: kolluk araştırması, muhtar ve komşu beyanları, apartman görevlisi ve civar esnafın bilgisi, banka ve GSM operatörlerindeki adres kayıtları. Eski eşin başka şehirde gerçek bir konutu ve orada süreklilik gösteren bir yaşamı bulunduğu kira sözleşmesi, abonelik, fatura ve iş yeri kayıtlarıyla ortaya konabiliyorsa bu, savunmanın en güçlü unsuru olur. Aksine eski eşin gösterdiği adres iş yeri veya fiilen oturulmayan bir yerse dosya zayıflar.

5510 sayılı Kanun'un 56. maddesi Kuruma, fiilî birlikteliğin belirlenmesi hâlinde aylığı kesme yükümlülüğü getirir ve maddede ayrı bir savunma alma usulü düzenlenmemiştir. Uygulamada işlem genellikle denetmen raporuna dayanılarak yapılır. Ancak bu, hak arama yolunun kapalı olduğu anlamına gelmez: işleme karşı iş mahkemesinde iptal ve borçsuzluğun tespiti davası açabilirsiniz ve yargılamada denetmen raporunun aksini ispat etme imkânınız vardır. Hukuk Genel Kurulu da mahkemeye, raporun aksinin ispat edilip edilmediğini araştırma görevi yüklemektedir.

Kanunun aradığı ölçüt aynı konutta fiilen birlikte yaşamadır; ayrı ve bağımsız konutlarda oturmak kural olarak bu kapsamda değildir. Ancak bu durumun ispatı özen ister, çünkü aynı apartmanda oturmak Kurum incelemesinde şüphe doğurur ve komşu beyanları kolaylıkla yanlış yönlendirici olabilir. Her iki dairenin ayrı aboneliklerinin bulunması, kira sözleşmeleri, aidat kayıtlarının ayrı tutulması ve adres kayıtlarının tutarlı olması önem taşır. İncelediğimiz dosyada aidat makbuzlarında eski eşin adının görünmesi aleyhe delil sayılmıştı; bu tür idari kayıtların doğru tutulması bu nedenle kritiktir.

5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin ikinci fıkrası, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen kişiler bakımından hem eşleri hem çocukları kapsayacak biçimde kaleme alınmıştır. Yani hükmün muhatabı yalnızca dul eş değildir; boşanıp eski eşiyle birlikte yaşayan çocuk da kapsamdadır. İncelediğimiz dosyada zaten aylığı kesilen kişi, babasından ölüm aylığı alan boşanmış kız çocuğuydu. Buna karşılık kesme işlemi, o kişinin kendi durumu nedeniyle yapılır; dosyadaki diğer hak sahiplerinin aylıkları kendi koşulları çerçevesinde ayrıca değerlendirilir.

Hukuk Genel Kurulu kararları, içtihadı birleştirme kararları gibi tüm mahkemeleri bağlayıcı nitelikte değildir; ancak Yargıtay dairelerinin ve yerel mahkemelerin uygulamasında son derece yüksek bir ağırlık taşır ve fiilen yol gösterici işlev görür. 1 Nisan 2026 tarihli bu iki karar, boşanmanın samimiyetinin araştırılamayacağı ve fiilî birlikteliğin nasıl araştırılması gerektiği konusunda net bir çerçeve çizdiğinden, derdest dosyalarda dilekçeye eklenerek doğrudan dayanak yapılabilir. Özellikle eksik araştırma itirazı ile 01.10.2008 sınırına ilişkin savunmalarda güçlü bir referanstır.

Karar, davacı hak sahibinin lehine değil aleyhine sonuç doğurdu. İlk derece mahkemesi davanın kabulüne, yani aylığın yeniden bağlanmasına karar vermiş, Bölge Adliye Mahkemesi de istinafı esastan reddetmişti. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi kararı iki kez bozdu ve mahkeme direndi. Hukuk Genel Kurulu, Kurum vekilinin temyiz itirazlarını kabul ederek direnme kararını bozdu; gerekçe, mahkemenin eksik araştırma ve incelemeye dayanmasıydı. Yani dosya, gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra yeniden karara bağlanmak üzere ilk derece mahkemesine döndü — sonucun ne olacağı bu araştırmaya bağlı.

Hayır, o durumda farklı bir rejim uygulanır. 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi ikili bir ayrım yapar: ödeme hak sahibinin kasıtlı veya kusurlu davranışından doğmuşsa (a) bendi uygulanır ve tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık dönem, ödemelerin yapıldığı tarihlerden itibaren faiziyle geri alınır. Ödeme Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa (b) bendi uygulanır; bu hâlde süre en fazla beş yıldır ve tutar, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içinde ödenirse faizsizdir. Boşandığı eşiyle yaşama hâli niteliği gereği (a) bendine girer.

Kurum işlemine karşı dava açma süresi konusunda somut dosyanızdaki tebligatın içeriği ve tarihi belirleyicidir; bu nedenle borç ve kesme yazısı elinize geçer geçmez gecikmeden hukuki destek almanız gerekir. Pratikte en sık yaşanan hak kaybı, kişilerin önce Kuruma dilekçe yazıp cevap beklemesi ve bu sırada sürenin işlemesidir. Ayrıca dava açılırken yalnızca iptal değil, Kuruma borçlu olunmadığının tespiti de talep edilmeli ve aylıktan yüzde 25 kesinti yapılmaya başlanmasına karşı tedbir talebi mutlaka dilekçeye konulmalıdır.

Düzenleme ilk kez 5510 sayılı Kanun ile getirilmiş ve 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Hukuk Genel Kurulu kararında, daha önce yürürlükte bulunan ve sosyal güvenlik mevzuatının temelini teşkil eden kanunlarda böyle bir hükmün yer almadığı özellikle vurgulanıyor. Bu nedenle 01.10.2008 tarihi, hem borcun başlangıç sınırı hem de hukuki değerlendirmenin kilit tarihidir. Kurul, kanunların geriye yürümemesi ilkesini tartışarak bu tarihten önceki döneme ilişkin borç çıkarılamayacağı sonucuna varmış, buna karşılık aylığın bu tarihten önce bağlanmış olmasının kazanılmış hak oluşturmadığını belirtmiştir.

Ne yazık ki sayılmıyor. Hukuk Genel Kurulu kararında bu nokta çok açık ifade ediliyor: eşlerin 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda aylığın kesilmesi zorunludur. Kararda öğretiden aktarılan cümle de aynı yöndedir: ölüm aylığı almak üzere boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşamaya kişiyi sürükleyen etkenin niteliği ve türü hukuk düzeni açısından önem taşımaz. Ekonomik zorunluluk, çocuk, hastalık veya barışma gibi sebepler fiilî birlikteliği ortadan kaldırmadığı için sonucu değiştirmez.

Kanun yollarını tükettikten sonra teorik olarak bireysel başvuru yolu açıktır; ancak Anayasa Mahkemesi'nin bu hükme ilişkin norm denetimi kararı dikkate alınmalıdır. Mahkeme 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 Esas, 2011/70 Karar sayılı kararıyla 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin ikinci fıkrasını Anayasa'ya aykırı bulmamış ve iptal istemlerini oy çokluğuyla reddetmiştir. Kararda hükmün hakkın kötüye kullanılmasını engelleme amacı taşıdığı, ölüm aylığının doğrudan sigortalıya ilişkin bir ödeme olmadığı ve aylık almayı hak edenler bakımından Kurumun mali kaynaklarını koruma gereği vurgulanmıştır. Bu nedenle başvurunun kural bazlı değil, somut olaydaki adil yargılanma hakkı ihlallerine odaklanması daha gerçekçidir.

Savunmanın merkezine eski eşin ayrı ve gerçek bir konutunun bulunduğunu koymak gerekir. Toplanması gereken belgeler: eski eşe ait kira sözleşmesi veya tapu, o adrese ait elektrik, su, doğalgaz ve internet abonelikleri ile faturaları, her iki tarafın adres kayıt sistemi geçmişi, banka ve GSM operatörlerine bildirilen adresler, kendi konutunuza ait abonelik ve kira ödeme kayıtları, aidat makbuzlarının kim adına düzenlendiği ve varsa çocukla kişisel ilişkiye dair mahkeme kararı. Ayrıca ilgili dönemin muhtarı, azaları, apartman görevlisi ve komşuların tanıklığı için isim ve iletişim bilgilerinin hazırlanması gerekir.

Evet. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu aynı gün, 1 Nisan 2026 tarihinde iki ayrı karar vermiştir: 2025/18 Esas, 2026/205 Karar ve 2025/20 Esas, 2026/206 Karar sayılı kararlar. Her iki kararda da aynı ilke tekrarlanmaktadır: uygulama yapılırken eşlerin boşanma iradelerinin gerçek veya samimi olup olmadığı ya da boşanmanın muvazaalı olup olmadığı konusunda araştırma çabasına girilmemesi ve kesinleşmiş boşanma kararının geçerliliğinin sorgulanmaması gerekir. Aynı ilkenin iki ayrı dosyada aynı gün tekrarlanmış olması, kararın istisnai bir değerlendirme değil yerleşik bir yaklaşım olduğunu gösterir.

Karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.04.2026 tarihli ve 2025/18 Esas, 2026/205 Karar sayılı kararıdır; aynı gün verilen 2025/20 Esas, 2026/206 Karar sayılı karar da aynı yöndedir. Kararların tam metnine Adalet Bakanlığı içtihat bilgi bankası üzerinden ulaşılabilir. Bu yazıdaki tüm alıntılar kararın tam metninden alınmıştır; ayrıca atıf yapılan 5510 sayılı Kanun'un 56 ve 96. maddeleri ile Anayasa Mahkemesi'nin 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 Esas, 2011/70 Karar sayılı kararı da resmî kaynaklarından doğrulanmıştır.

Evet, yabancı mahkemelerin verdiği kararlar Türkiye'de otomatik olarak geçerli olmaz. Nüfus kayıtlarında boşanmış görünmeniz ve haklarınızı kullanabilmeniz için idari yolla tanıma işlemi yapmanız veya Türkiye'de Tanıma ve Tenfiz Davası açmanız şarttır.

Eski eşiniz imza veya vekaletname vermiyorsa idari yolu (Nüfus Müdürlüğü) kullanamazsınız. Bu durumda Aile Mahkemesinde dava açmanız gerekir. Mahkeme, dava dilekçesini eşinizin bulunduğu ülkeye tebliğ eder ve süreç onun rızası olmaksızın da tamamlanabilir.

Hayır. Tanıma sadece boşanmanın (evliliğin sona erdiğinin) kabul edilmesidir. Tenfiz ise kararın içindeki nafaka, velayet veya mal paylaşımı gibi unsurların Türkiye'de icra edilebilir hale gelmesi demektir.

Apostil, belgenin uluslararası geçerliliğini sağlayan bir mühürdür. Boşandığınız ülkenin yetkili makamlarından (örneğin kaymakamlık, eyalet sekreterliği veya mahkeme kalemi) alınır. Türk mahkemeleri apostilsiz belgeleri kabul etmez.

Evet açabilirsiniz. Eski eşinizin adresi bilinmiyorsa ilgili makamlardan adres araştırması yapılır. Yine bulunamazsa, gazeteye ilan verilerek (ilânen tebligat) hukuki süreç ilerletilir ve dava sonuçlandırılır.

Her iki tarafın avukatı varsa dava 2-4 hafta içinde biter. Eğer karşı tarafın yurtdışı adresine tebligat yapılacaksa süreç 6 ay ile 1,5 yıl arasında değişir. Adresi meçhulse ilanen tebligat nedeniyle süre 2 yılı bulabilir.

Evet. Geçmişte Türk kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle reddedilen yabancı mahkemelerin 'ortak velayet' kararları, güncel Yargıtay içtihatları doğrultusunda artık Türkiye'de tenfiz edilebilmektedir.

Hayır, gelmek zorunda değilsiniz. Türkiye'de bir boşanma avukatına bulunduğunuz ülkedeki Türk Konsolosluğundan özel yetkili vekaletname çıkartarak tüm süreci uzaktan, şahsen gelmenize gerek kalmadan yürütebilirsiniz.

Kararın aslı, kesinleşme şerhi ve Apostil şerhi mutlaka noter onaylı yeminli tercümanlar veya Türk Konsoloslukları tarafından tercüme ve tasdik edilmelidir. Sıradan çeviri bürolarının onaysız tercümeleri mahkemede geçerli değildir.

Eğer Türkiye'de hiçbir yerleşim yeriniz veya adresiniz yoksa, MÖHUK madde 51 uyarınca tanıma ve tenfiz davasını Ankara, İstanbul veya İzmir Aile Mahkemelerinden birinde açabilirsiniz.

Evet, Mavi Kart sahipleri de Türkiye'deki Nüfus Kütüklerinde kayıtlarının güncellenmesi ve olası miras/velayet sorunlarının çözümü için tanıma ve tenfiz davası açma hakkına sahiptir.

Evet. Eski eşinizle birlikte Nüfus Müdürlüğüne bizzat gidebileceğiniz gibi, her ikiniz de Türkiye'deki farklı avukatlara vekaletname vererek sizin yerinize idari işlemle tanıma yapılmasını sağlayabilirsiniz.

Bunun için kesinlikle 'Tenfiz Davası' açmanız gerekir. Sadece tanıma işlemi yapmak nafakayı icraya koymanıza yetmez. Tenfiz kararı alındıktan sonra eski eşinizin Türkiye'deki malvarlığına veya maaşına haciz işlemi başlatabilirsiniz.

Evet. Apostilli yabancı mahkeme kararı ve kesinleşme şerhinin asılları dosyaya sunulmak zorundadır. Yalnızca fotokopi ile tanıma ve tenfiz davası yürütülemez.

Tanıma davası kesinleşip nüfusa işlendikten sonra erkekler hemen evlenebilir. Kadınlar için ise 300 günlük iddet (bekleme) süresi işler. Kadınlar yeniden evlenmek istiyorsa mahkemeden ayrıca 'iddet müddetinin kaldırılması' davası açmalıdır.

Türk Hukuku'nda iştirak nafakası için belirlenmiş sabit bir yüzdelik dilim yoktur. Hakim; ebeveynlerin sosyal ve ekonomik durumlarına, maaşlarına, giderlerine ve çocuğun mevcut ihtiyaçlarına bakarak hakkaniyetli bir oran belirler.

Evet, kural olarak çocuk 18 yaşını doldurduğunda ergin olduğu için iştirak nafakası otomatik olarak kesilir. Eğer çocuğun eğitimi devam ediyorsa, çocuğun bizzat 'yardım nafakası' davası açması gerekir.

Evet, asgari ücretle çalışan veya hiç geliri olmayan ancak çalışma gücüne sahip bir ebeveyn de çocuğunun masraflarına katılmak zorundadır. Asgari ücretliye göre makul bir miktar belirlenir.

Anlaşmalı boşanmada eşler birbirlerinden nafaka istemeyebilir (yoksulluk nafakası). Ancak çocuk adına hükmedilen iştirak nafakasından sonsuza dek feragat edilemez. İleride çocuğun ihtiyaçları doğduğunda tekrar dava açılabilir.

Hayır, velayet hakkına sahip ebeveynin yeniden evlenmesi yoksulluk nafakasını kesebilir ancak iştirak nafakasını kesinlikle etkilemez. Biyolojik anne veya babanın çocuğa karşı sorumluluğu devam eder.

Nafaka borcu icra takibine konulmasına rağmen haklı bir sebep olmaksızın ödenmezse, şikayet üzerine icra ceza mahkemesi 3 aya kadar tazyik hapsi kararı verebilir.

Çocuk evlilik birliği içindeyken özel okula gidiyorsa, mahkeme ebeveynlerin gelir durumunu da gözeterek özel okul masraflarının karşılanması için nafaka miktarını yüksek tutabilir.

Eğer mahkeme kararında 'nafakanın her yıl TÜFE oranında artırılmasına' şeklinde bir hüküm varsa, evet otomatik artar. Bu hüküm yoksa, artırım için yeni bir dava açmak gerekir.

Evet, boşanma davası sırasında nafaka talep edilmemiş olsa bile, boşanma kararı kesinleştikten sonra çocuğun bakım ve eğitim giderleri için bağımsız bir iştirak nafakası davası açabilirsiniz.

Nafaka yükümlüsünün işsiz kalması nafakayı otomatik olarak düşürmez veya kesmez. Kişinin mahkemeye başvurarak nafakanın kaldırılması veya indirilmesi davası açması gerekir.

Çocuğun ebeveyniyle kişisel ilişki kurmaması veya görüşmek istememesi, ebeveynin bakım yükümlülüğünü (iştirak nafakasını) ortadan kaldırmaz. Ödeme yapmaya devam etmek zorundasınız.

Kural olarak emekli maaşlarına haciz konulamasa da, nafaka alacakları bunun istisnasıdır. Birikmiş veya aylık cari nafaka alacakları için emekli maaşı haczedilebilir.

Evet, mahkeme kararı ile belirlenen iştirak nafakası yıllık bir yükümlülüktür ve aylara bölünmüştür. Çocuğun yazın sizde kalması o aylardaki nafaka ödeme yükümlülüğünüzü düşürmez.

Hayır. Annenin gelirinin babadan yüksek olması, babayı nafaka yükümlülüğünden kurtarmaz. Taraflar, mali güçleri oranında (oransal olarak) çocuğun masraflarına ortak olmak zorundadır.

Hayır. Çocuk 18 yaşını doldurduğunda reşit kabul edildiği için annenin velayet hakkı biter. Bu nedenle yardım nafakası davasını ancak reşit olan çocuğun bizzat kendisi açabilir.

Dosyanın eksiksiz hazırlanması ve adliye içi süreçlerin avukat aracılığıyla elden takip edilmesi halinde dava açılışından kesinleşmesine kadar geçen süre mahkemenin yoğunluğuna göre ortalama 1 ila 3 hafta arasında sürebilir.

1 yılı doldurmayan evliliklerde TMK 166/3 gereği anlaşmalı boşanma yapılamaz. Çekişmeli şiddetli geçimsizlik davası açılmalı ve her iki tarafın tanıkları mahkemede dinletilerek sürecin tek celsede bitirilmesi avukatlık stratejisi ile hedeflenmelidir.

Anlaşmalı boşanma duruşmalarında her iki eşin de bizzat hakim huzurunda iradelerini sözlü olarak beyan etmeleri yasal zorunluluktur. Eşlerden biri gelmezse anlaşmalı boşanma gerçekleşmez ve dava ertelenir veya çekişmeliye döner.

Hayır. Yargıtay kararları ve usul hukuku gereğince, anlaşmalı boşanmalarda tarafların bizzat duruşmada hazır bulunması şarttır. Yurt dışındaki eşin sadece o gün için mahkemede hazır bulunması zorunludur.

Hakim genellikle kimlik tespiti yaptıktan sonra protokole işaret ederek 'İmzalar size mi ait?', 'Boşanmakta kararlı mısınız?' ve 'Protokoldeki tüm mali ve velayet şartlarını baskı altında kalmadan kabul ediyor musunuz?' gibi net sorular sorar.

Hayır. Anlaşmalı boşanma protokolünün temel kuralı, boşanmanın ferileri (yan sonuçları) hakkında tam bir netlik sağlamasıdır. İleride yeni bir dava yaratacak 'sonra görüşeceğiz', 'kısmen' gibi muğlak ifadeler hakim tarafından reddedilir.

Hakim duruşmada boşanmaya karar verse bile hukuken süreç tamamlanmaz. Yeniden evlenmek veya nafaka/tazminat kararlarını uygulamak için gerekçeli kararın yazılması, taraflara tebliğ edilmesi ve yasal sürelerin geçmesi (veya feragat edilmesi) şarttır.

Karar tebliğ edildikten sonra başlayan 2 haftalık yasal itiraz (istinaf) süresini beklememek için yapılan işlemdir. Her iki taraf feragat dilekçesi verdiğinde karar o an kesinleşir ve haftalarca bekleme yükü ortadan kalkar.

2026 yılı tarifelerine göre dava açılış harcı, peşin harç, gider avansı (tebligat ve posta masrafları) tahsil edilir. Masrafların eksik yatırılması süreci uzatacağı için vezneye tam tutarın ödenmesi mühimdir.

Boşanma kesinleştikten sonra kadının yeniden evlenebilmesi için 300 günlük yasal bekleme (iddet) süresi vardır. Bu süreyi beklemek istemeyen kadın, hastaneden hamile olmadığına dair rapor alarak 'iddet süresinin kaldırılması' davası açabilir.

Karar kesinleşinceye kadar (duruşma esnasında veya istinaf süresi içinde) anlaşmaktan vazgeçme hakkınız vardır. Vazgeçmeniz halinde dava otomatik olarak çekişmeli boşanma davasına dönüşür ve yargılama yeniden başlar.

Evet. Son yıllardaki Yargıtay kararları ve uluslararası sözleşmeler ışığında, tarafların protokolde mutabık kalması ve çocuğun üstün yararına aykırı bir durum olmaması halinde mahkemeler ortak velayet kararı verebilmektedir.

Kesinleşmiş bir anlaşmalı boşanma kararından sonra, değişen koşullar (ekonomik durumun bozulması, çocuğun yaşının büyümesi veya ihtiyaçlarının değişmesi) öne sürülerek nafaka artırım/indirim veya velayetin değiştirilmesi davaları açılabilir.

Evet, çekişmeli davaların aksine anlaşmalı boşanma davaları adli tatil (20 Temmuz - 31 Ağustos) döneminde de nöbetçi aile mahkemeleri aracılığıyla görülebilmekte ve karara bağlanabilmektedir.

Avukatsız boşanmak kanunen mümkündür ancak UYAP kullanılamaması, dilekçedeki eksiklikler, kalem personelinin yönlendirmesini beklemek ve PTT tebligat süreleri süreci aylarca uzatabilir. Avukatlık hizmeti süreci birkaç haftaya düşürür.

Hayır, 6284 sayılı kanuna göre ilk başvuruda koruma tedbiri kararı verilebilmesi için delil veya belge aranmaz. Şiddet mağdurunun beyanı, acil durumlar için yeterli kabul edilerek önleyici tedbir kararı derhal verilir.

Tek başına, karşı taraf dinlenmeden verilen uzaklaştırma kararı kesin delil sayılmaz. Ancak bu karar darp raporu, tanık beyanı veya mesaj kayıtları ile destekleniyorsa ve boşanma dosyasında sunulursa çok güçlü bir delil oluşturur.

Haksız yere veya kötü niyetle alınan uzaklaştırma kararlarına karşı, kararın size tebliğ edilmesinden itibaren 2 hafta (14 gün) içinde Aile Mahkemesine itiraz edebilirsiniz. İtiraz dilekçesinde iddiaların asılsız olduğunu ispatlayacak argümanlar sunmalısınız.

Tedbir kararı ilk defasında en fazla 6 ay için verilebilir. Ancak şiddet tehlikesinin devam ettiği tespit edilirse, mağdurun veya yetkililerin talebi üzerine bu süre uzatılabilir.

Evet, evden uzaklaştırılmış olmak eşin aileye karşı olan maddi yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz. Eğer kira sözleşmesi onun adınaysa veya ailenin geçimini o sağlıyorsa, kira ve fatura gibi temel giderleri ödemeye devam etmelidir.

Uzaklaştırma kararını ihlal eden kişiye, ihlalin ağırlığına göre 3 günden 15 güne kadar tazyik (zorlama) hapsi verilir. İhlalin tekrarı halinde bu süre her defasında 15 günden 30 güne kadar artırılabilir.

Kararda özellikle 'çocuklarla kişisel ilişkinin kaldırılması' yönünde bir madde yoksa baba çocuğuyla görüşebilir. Ancak görüşme günleri ve şekli pedagog raporları doğrultusunda mahkemece sınırlandırılabilir veya refakatçi eşliğinde yapılabilir.

Hayır, uzaklaştırılan eş eve tek başına gidip eşya alamaz. Bu durum kararın ihlali sayılır. Eşyaların alınması gerekiyorsa, karakola başvurarak polis veya jandarma refakatinde eve gidilmesi zorunludur.

Evet, 6284 sayılı kanun sadece fiziksel şiddeti değil; psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddeti de kapsar. Sürekli hakaret edilmesi, aşağılanma veya tehdit de uzaklaştırma kararı almak için yeterli sebeplerdir.

Uzaklaştırma kararı, boşanma davasında şiddet uygulayan tarafın 'kusurlu' bulunmasında büyük rol oynar. Bu durum, mağdur eşin tazminat ve nafaka taleplerinin kabul edilme ihtimalini oldukça yükseltir.

Çocuğun üstün yararı ilkesi gereği, evde şiddet uygulayan bir ebeveyne velayet verilmesi çok zordur. Şiddet çocuğa yönelikse kesinlikle verilmez; eşe yönelikse bile pedagog raporları doğrultusunda çoğunlukla şiddet uygulamayan tarafa verilir.

Evet, uzaklaştırma kararı talep ederken aynı dilekçe ile geçiminizi sağlamak amacıyla kendiniz ve çocuklarınız için 'tedbir nafakası' talep edebilirsiniz. Boşanma davası açılmamış olsa dahi bu nafaka bağlanabilir.

Evin mülkiyetinin kimde olduğunun hiçbir önemi yoktur. Şiddet uygulayan eş evin sahibi dahi olsa, mağdur eşin ve çocukların korunması amacıyla mülk sahibi evden uzaklaştırılır ve ev mağdura tahsis edilir.

Evet, uzaklaştırma kararını aldıran (korunan) kişi, daha sonra Aile Mahkemesine bir dilekçe vererek tehlikenin geçtiğini beyan edip tedbir kararının kaldırılmasını talep edebilir.

Hayır, 6284 sayılı kanun kapsamındaki tedbir ihlallerine verilen tazyik (zorlama) hapis cezaları paraya çevrilemez, ertelenemez ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kapsamına girmez; infazı cezaevinde gerçekleşir.

Eşiniz şahsi kıyafetlerinizi vermiyorsa, Aile Mahkemesinde eşya iadesi davası açmanız gerekir. Acil ihtiyaçlarınız için mahkemeden eşyaların size iadesi veya tespiti amacıyla ihtiyati tedbir talep edebilirsiniz.

Hayır, evlilik birliği içinde ortak kullanılan ve ortak bütçeyle alınan beyaz eşya, mobilya ve televizyon gibi eşyalar edinilmiş mal kabul edilir. Bunların paylaşımı mal rejiminin tasfiyesi davasının konusudur.

Evet, evlenmeden önce aldığınız mallar kişisel mal (şahsi eşya) statüsündedir. Bilgisayarın faturası veya alım tarihini kanıtlayarak iadesini doğrudan talep edebilirsiniz.

Evet, kesinlikle ayrı (bağımsız) bir dava olarak açılabilir. Hatta sürecin daha hızlı ilerlemesi ve boşanma davasındaki uzun sürelere takılmamak adına ayrı bir dava açılması hukukçular tarafından daha çok tavsiye edilir.

Eğer eşyalarınızın çöpe atıldığı, kırıldığı veya satıldığı tespit edilirse, mahkeme aynen iade yerine eşyaların güncel rayiç bedelinin davalı eşten tahsil edilerek size ödenmesine karar verir.

Evet, çeyiz olarak getirdiğiniz eşyalar kişisel malınız sayılır. Çeyiz senedi, fotoğraf veya tanık beyanları ile evlilik birliğine sizin tarafınızdan getirildiğini ispatladığınız tüm çeyiz eşyalarınızı geri alabilirsiniz.

Eşiniz kilidi değiştirmişse, tek başınıza çilingirle eve girmeniz risklidir ve konut dokunulmazlığını ihlal veya hırsızlık suçlamalarına maruz kalmanıza neden olabilir. Mahkeme kararı, tedbir kararı veya kolluk kuvveti (polis) refakati ile eve girmeniz en güvenli yoldur.

2024'teki içtihat değişikliğinden sonra kime takıldığına bağlıdır: anlaşma ve ispatlanmış yerel örf-adet yoksa kadına takılanlar kadına, erkeğe takılanlar erkeğe aittir. Karşı cinse özgü takılar ise kime takılırsa takılsın o cinse verilmiş sayılır; çekişme varsa bilirkişi belirler (2. HD, E. 2023/5704, K. 2024/2402).

Faturanız yoksa, kredi kartı veya banka ekstresi (hesap dökümü), mağaza ödeme kayıtları, eşyanın evde bulunduğunu gösteren fotoğraflar veya o eşyayı satın aldığınıza / kullandığınıza dair tanık beyanları ile ispat yoluna gidebilirsiniz.

Uzaklaştırma kararı (6284 sayılı Kanun) varsa, kararı veren mahkemeden veya karakoldan 'şahsi eşyalarımı almak için polis refakati' talep edebilirsiniz. Polis eşliğinde eve gidip sadece zaruri şahsi eşyalarınızı alabilirsiniz.

Şahsi eşya iadesi davası nispi harca tabidir. Talep ettiğiniz eşyaların toplam bedeli üzerinden binde 68,31 oranında harç hesaplanır ve bu harcın 1/4'ü dava açılırken peşin olarak ödenir.

Evet, eşinizin şahsi eşyalarınıza kasten zarar vermesi (kesmesi, kırması, yakması) Türk Ceza Kanunu madde 151 kapsamında 'Mala Zarar Verme' suçunu oluşturur. Savcılığa şikayette bulunabilirsiniz.

Mesleki aletler (avukat cübbesi, medikal aletler, teknik cihazlar) mutlak şahsi eşyadır. Bağımsız bir dava açarak ihtiyati tedbir talep etmeli ve işinizi yapamadığınızı belirterek eşyaların acilen size teslimini istemelisiniz.

Altınların ortak konutta kaldığını kanıtlamak zordur. Kasanın şifresinin sadece eşinizde olduğunu, evden şiddet görerek veya aniden çıkmak zorunda kaldığınızı ve altınları yanınıza alma fırsatınız olmadığını darp raporu veya tanıklarla ispatlamanız gerekir.

Bağımsız açılan bir eşya iade (istihkak) davası, mahkemenin iş yüküne, delillerin toplanmasına ve bilirkişi incelemesine bağlı olarak yerel mahkemede ortalama 1 ila 1,5 yıl arasında karara bağlanır.

TMK Madde 162'ye göre, eşinizin size uyguladığı pek kötü veya onur kırıcı davranışı öğrendiğiniz andan itibaren 6 ay içinde dava açmanız gerekir. Her halükarda eylemin gerçekleşmesinin üzerinden 5 yıl geçmekle dava açma hakkınız düşer. Bu süreler hak düşürücü süredir.

Evet, eşinizin toplum içinde (aile, arkadaşlar veya yabancıların yanında) size ağır şekilde hakaret etmesi, sizi küçük düşürmesi ve saygınlığınızı zedelemesi Yargıtay kararlarına göre onur kırıcı davranış kapsamında özel boşanma sebebidir.

Hayır, açamazsınız. Kanun gereği 'affeden tarafın dava hakkı yoktur'. Eşinizi yaşanan ağır olaydan sonra sözlü olarak affettiğinizi belirtirseniz veya hiçbir şey olmamış gibi ortak hayatı sürdürmeye devam ederseniz bu af sayılır ve TMK m.162'ye dayanarak dava açamazsınız.

Darp raporunun bulunmaması davanızı kesin olarak kaybedeceğiniz anlamına gelmez. Fiziksel veya psikolojik şiddeti, olaya bizzat şahit olan komşuların, aile üyelerinin tanıklığıyla, yazışmalarla, ses kayıtlarıyla veya varsa psikiyatrik tedavi kayıtlarıyla da ispatlayabilirsiniz.

Evet, uygulamada en çok tercih edilen ve en güvenli yol budur. Davanızı 'terditli' (kademeli) olarak açabilirsiniz. Yani mahkemeden öncelikle pek kötü davranış (özel sebep) nedeniyle, bu ispatlanamazsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması (genel sebep) nedeniyle boşanma talep edebilirsiniz.

Kesinlikle onur kırıcı bir davranıştır. Eşinizin namus ve şerefinize yönelik asılsız iftiralar atması, dedikodu yayması Yargıtay tarafından evliliği çekilmez kılan ağır bir onur kırma eylemi olarak değerlendirilir.

Evet, eşi rızası dışında bir odaya veya eve kilitlemek, hürriyetini tahdit etmek, onu aç veya susuz bırakmak gibi eylemler Yargıtay içtihatlarında tartışmasız şekilde pek kötü davranış kabul edilmektedir.

Tazminat miktarı maktu (sabit) değildir. Eylemin ağırlığına, sizin yaşadığınız psikolojik veya fiziksel tahribatın derecesine ve kusurlu eşin mali gücüne göre mahkeme tarafından hakkaniyete uygun bir tazminat miktarı belirlenir. Bu tür davalarda yüksek manevi tazminatlara hükmedilmesi olasıdır.

Her zaman değil. Savcılık şikayetinden vazgeçmek genellikle örtülü af belirtisi kabul edilse de, Yargıtay şikayetten vazgeçmenin korku, baskı veya çocukların geleceği kaygısıyla yapılmış olabileceğini dikkate alır. Dosyanın bütüncül incelenmesi gerekir.

Eşyaları kırmak tek başına doğrudan bedensel bütünlüğe saldırı olmasa da, eşin üzerinde yoğun bir korku, baskı ve şiddet tehdidi yaratıyorsa duruma göre pek kötü davranış veya şiddetli geçimsizlik kapsamında kusurlu hareket sayılır.

İş yerinde olay çıkararak eşi patronunun ve mesai arkadaşlarının önünde küçük düşürmek, hakaret etmek, işin kaybedilmesine yol açacak eylemlerde bulunmak 'onur kırıcı davranış' kapsamına girer.

TMK m.162'deki 6 aylık süre geçtiyse 'pek kötü veya onur kırıcı davranış' özel sebebine dayanarak dava açamazsınız. Ancak bu durum, aynı olayları gerekçe göstererek 'evlilik birliğinin temelinden sarsılması' (genel sebep) davası açmanıza engel değildir.

Özel boşanma sebeplerinde eylem (örneğin pek kötü davranış) ispatlandığı anda hakim boşanmaya karar vermek zorundadır. Hakimin 'acaba bu evlilik kurtarılabilir mi' diye araştırma yapma veya davayı reddetme takdir yetkisi yoktur.

Evet. Eşin, diğer eşi kendi rızası dışında cinsel ilişkiye veya sapkın cinsel eylemlere zorlaması, fiziksel cebir kullanması Yargıtay kararlarında hem pek kötü davranış hem de ağır onur kırıcı eylem olarak kabul edilmektedir.

Evet, eşinizin size WhatsApp, SMS veya sosyal medya üzerinden gönderdiği ağır küfür ve hakaret içerikli mesajlar, onur kırıcı davranışın ispatında en çok kullanılan ve mahkemelerce geçerli kabul edilen hukuka uygun yazılı delillerdir.

Evet, eşe karşı sürekli ve sistematik bir şekilde hakaret etmek, onu aşağılamak Türk Medeni Kanunu'na göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan ağır bir kusurdur ve tek başına boşanma sebebidir.

Sözlü hakaretleri ispatlamanın en etkili yolu, o anlara şahit olan kişilerin mahkemede tanık olarak dinletilmesidir. Ayrıca WhatsApp, SMS veya diğer dijital platformlar üzerinden yazılan küfür ve hakaret mesajları da çok güçlü delillerdir.

Bir anlık öfke patlamasıyla edilen tek bir küfür, olayın bağlamına göre değerlendirilir. Eğer karşı tarafın ağır bir tahriki sonucu söylenmişse (örneğin aldatılma öğrenildiğinde), tek başına boşanma veya ağır kusur nedeni sayılmayabilir. Hukukta süreklilik ve kasıt önemlidir.

Evet, eşin ailesine yönelik sürekli hakaret ve küfürler, eşin kendisine yapılmış gibi değerlendirilir. Bu durum evlilik birliğini temelinden sarsan ve onur kırıcı davranış kapsamına giren bir boşanma sebebidir.

Manevi tazminatın kesin bir rakamı yoktur. Hakim tazminat miktarını belirlerken tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, hakaretin ağırlığını ve mağdurda yarattığı psikolojik yıkımı dikkate alarak hakkaniyetli bir tutar belirler.

Eğer eşler birbirlerine karşılıklı olarak hakaret ediyor ve küfürleşiyorsa, mahkeme genellikle tarafları 'eşit kusurlu' kabul eder. Eşit kusur durumunda taraflar birbirlerinden maddi veya manevi tazminat talep edemezler.

Psikolojik şiddet sadece eşe yönelikse velayeti kaybetmenize doğrudan neden olmayabilir. Ancak hakaretler çocukların önünde yapılıyor, çocuğun psikolojisini bozuyor veya doğrudan çocuğa yöneliyorsa velayet büyük ihtimalle diğer eşe verilir.

Evet, eşin yaptığı her işi, görünümünü veya başarılarını sürekli eleştirmek, onu başkalarıyla kıyaslayarak değersiz hissettirmek modern hukukun kabul ettiği psikolojik şiddet türlerindendir ve boşanma sebebidir.

Mesajları sildiğiniz takdirde delillerinizi yok etmiş olursunuz. Sadece tanık beyanlarına dayanarak dava açabilirsiniz ancak ispatı zorlaşır. Bu nedenle hakaret içerikli mesajların silinmemesi ve yedeklenmesi tavsiye edilir.

Başkalarının yanında aşağılanmak onur kırıcı davranış kapsamına girer. Bu duruma şahit olan arkadaşlarınız veya misafirlerinizin mahkemede tanık olarak dinletilmesi, hem boşanma hem de yüksek bir manevi tazminat kararı alınmasında çok etkilidir.

Gizli ses kaydı almak kural olarak hukuka aykırı delil sayılır ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabilir. Ancak ani gelişen, başka türlü ispatlanması imkansız bir saldırı anında (kendini koruma içgüdüsüyle) alınan kayıtların kabul edildiği istisnai Yargıtay kararları da mevcuttur. Riskli bir yöntemdir.

Kesinlikle değiştirir. Eşinizin uyguladığı psikolojik şiddet nedeniyle depresyon veya anksiyete tanısı alıp tedavi gördüğünüze dair psikiyatri raporları, yaşadığınız mağduriyetin somut bir kanıtı olarak dosyayı lehinize güçlendirir.

Eğer bu kelimeler sürekli ve sistematik bir şekilde kullanılıyorsa, sizi sindirme ve özgüveninizi yıkma amacı taşıyorsa evet, yeterlidir. Bu tür söylemler evliliği çekilmez hale getiren psikolojik şiddet unsurlarıdır.

Evet. 6284 sayılı yasa kapsamında sadece fiziksel şiddet değil, psikolojik şiddet (hakaret, tehdit) durumunda da Aile Mahkemesinden uzaklaştırma ve koruma kararı talep edebilirsiniz.

Çekişmeli boşanma davaları, delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve mahkemenin yoğunluğuna göre ortalama 1.5 ila 2 yıl arasında sürmektedir. İstinaf aşaması da eklenince süre uzayabilir.

Boşanma davasında hakimin karar vermesi yeterli değildir. Kararın gerekçeli olarak yazılması, taraflara tebliğ edilmesi, itiraz sürelerinin dolması ve kesinleşme şerhi alınarak nüfus müdürlüğüne bildirilmesi gerekir. Bu süreçler tamamlanmadığı için sistemde evli görünmeye devam edersiniz.

Karar tebliğ edildikten sonra 2 haftalık istinaf süresi vardır. Taraflar itiraz etmezse bu sürenin sonunda şerh alınabilir. Anlaşmalı boşanmalarda taraflar istinaftan feragat dilekçesi vererek aynı gün veya birkaç gün içinde bu şerhi alabilirler.

E-Devlet'e girip 'UYAP Vatandaş Portalı'na geçiş yapmalısınız. Dosya Sorgulama menüsünden Aile Mahkemesindeki dosyanızı bulup 'Evrak' sekmesinden gerekçeli kararı ve kesinleşme şerhini PDF olarak indirebilirsiniz.

E-Devlet üzerinden 'Nüfus Kayıt Örneği Belgesi Sorgulama' hizmetine girerek, belge tipi kısmından 'Vukuatlı Belge (Olayları Gösterir)' seçeneğini işaretleyip barkodlu belgenizi oluşturabilirsiniz.

Dava açıldığı gün UYAP sisteminde görünmeye başlar. Gerekçeli karar ise hakim yazıp imzaladığı an UYAP evraklarına düşer. Nüfus kaydına işlemesi ise karar kesinleştikten ve MERNİS bildirimi yapıldıktan sonra birkaç gün ile birkaç hafta arası sürer.

Duruşmada davanın kabulüne veya reddine karar verildiğini gösterir. Ancak bu ibare kararın kesinleştiği ve boşandığınız anlamına gelmez; hala tebligat ve itiraz süreleri bekleniyordur.

Evet, dosya durumunun 'Kapalı' olması davanın tamamen sonuçlandığını, kararın kesinleştiğini ve dosyanın işlemden kaldırılarak arşive gönderildiğini ifade eder.

Karar kesinleşmişse, kararı veren Aile Mahkemesinin kalemine giderek veya UYAP üzerinden dilekçe göndererek kararın MERNİS sistemine (Nüfus Müdürlüğüne) işlenmesini talep etmeniz gerekmektedir.

E-Devlet veya nüfus müdürlüğü sistemlerinde medeni haliniz 'Bekar' olarak güncellendiği an Nüfus Müdürlüğünden randevu alarak yeni kimliğiniz için başvuru yapabilirsiniz.

Evet, UYAP Vatandaş portalı üzerinden e-imza veya mobil imzanız varsa sisteme dilekçe yükleyerek kesinleşme talebinde bulunabilir, evraklarınızı takip edebilirsiniz.

Dosyanız Aile Mahkemesinden ziyade Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) ekranlarında görünmeye başlar. İstinaf süreci bitene kadar boşanma gerçekleşmemiş sayılır ve medeni haliniz evli olarak kalır.

Hayır, KVKK gereği e-Devlet üzerinden sadece kendi nüfus kayıt örneğinizi ve alt/üst soyunuza (çocuklarınız ve anne-babanız) ait bilgileri görebilirsiniz. Boşandıktan sonra eski eşinize ait kayıtları sistemden göremezsiniz.

Hayır, kesinlikle otomatik işlenmez. Türkiye'de tanıma ve tenfiz davası açılması veya nüfus müdürlüklerine/konsolosluklara idari başvuru yapılması zorunludur.

Hukuken evet, karar nüfusa işlendiği an kadının soyadı eski (bekarlık) soyadına otomatik olarak döner. Ancak fiziksel kimliğin ve pasaportun yenilenmesi için şahsen başvuru yapılması şarttır.

2026 yılı itibarıyla, fiziki ıslak imza gerektirmeyen çoğu işlem için adliyeye gitmeniz zorunlu değildir. UYAP Vatandaş portalından elektronik imzalı ve barkodlu belgeleri indirerek resmi kurumlara sunabilirsiniz.

e-Devlet'te "Nüfus Kayıt Örneği Belgesi Sorgulama" hizmetine girip vukuatlı nüfus kayıt örneği oluşturun; belgenin medeni hâl satırında bekâr, evli, boşanmış veya eşi ölmüş bilgisi görünür. Barkodlu belge resmî geçerlidir ve günde en fazla bir kez oluşturulabilir.

Boşanma kararı kesinleştikten sonra mahkeme kalemi kararı nüfus müdürlüğüne bildirir; medeni hâl bu bildirimle "boşanmış" olur. Karar kesinleşmiş olmasına rağmen kayıt değişmemişse mahkeme kaleminden bildirimin yapılıp yapılmadığını sorun ve kesinleşme şerhli kararla nüfus müdürlüğüne başvurun.

Zina nedeniyle boşanma davası açabilmek için olayı (ve zinaya katılan kişiyi) kesin olarak öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde dava açmanız gerekmektedir. Ancak her halükarda zinanın gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl geçmekle bu dava hakkınız düşer.

Hayır, sadece mesajlaşmak, flört etmek veya sevgi sözcükleri kullanmak Türk Medeni Kanunu anlamında 'zina' sayılmaz. Zina için cinsel birleşmenin varlığı şarttır. Ancak bu tür yazışmalar 'güven sarsıcı davranış' olarak genel boşanma sebebi (şiddetli geçimsizlik) kabul edilir.

Kesinlikle hayır. Casus program (spyware) yüklemek veya gizli ses kayıt cihazı yerleştirmek Türk Ceza Kanunu'na göre suçtur. Bu yolla elde edilen deliller 'hukuka aykırı delil' sayılır, boşanma davasında reddedilir ve hakkınızda ceza davası açılmasına sebep olabilir.

Yargıtay'ın güncel içtihatlarına göre, sadece eşinizle ilişki yaşadığı gerekçesiyle üçüncü kişiye (sevgiliye) manevi tazminat davası açamazsınız. Ancak üçüncü kişi evinize zorla girmiş, size hakaret veya tehdit etmişse, bu ayrı fiillerden dolayı tazminat davası açılabilir.

Zina sebebine dayalı boşanma kararı verilirse, hakim aldatan eşin 'edinilmiş mallara katılma rejimi' kapsamındaki artık değer payını (örneğin evlilik içinde alınan evin yarısı üzerindeki hakkını) yarıya indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Ancak eşin kişisel mallarına dokunulamaz.

Zina yapan eş boşanmada 'tam veya ağır kusurlu' kabul edildiği için kendisine yoksulluk nafakası bağlanmaz. Ancak aldatan eşin çocuklara ödemesi gereken iştirak nafakası (eğer velayet diğer eşteyse) devam eder.

Velayet kararlarında tek kriter 'çocuğun üstün yararı'dır. Eşin aldatması doğrudan velayeti kaybedeceği anlamına gelmez. Ancak aldatma eylemi çocuğun psikolojisini bozacak şekilde (eve sevgili getirmek vb.) gerçekleşmişse veya haysiyetsiz bir hayat sürülüyorsa velayet size verilebilir.

HTS (Historical Traffic Search) kayıtları, konuşma veya mesaj içeriklerini göstermez; sadece kimin, ne zaman ve ne kadar süreyle iletişime geçtiğini gösterir. Gece yarısı sürekli, olağandışı ve uzun süreli görüşmeler, diğer yan delillerle desteklenirse zinanın kuvvetli karinesi kabul edilebilir.

Aldatmayı öğrendikten sonra hiçbir şey olmamış gibi aynı yatağı paylaşmaya devam etmek, birlikte tatile çıkmak gibi davranışlar Yargıtay tarafından 'örtülü af' olarak yorumlanabilir. Affedilen olaylar ise boşanma davasında tekrar gerekçe yapılamaz.

Kişisel verilerin gizliliği gereği oteller size eşinizin konaklama bilgisini veremez. Bu kayıtlar, dava açıldıktan sonra mahkeme kanalıyla Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Kimlik Bildirim Sistemi (KBS) üzerinden resmi olarak talep edilir.

Evet. Boşanma davası açılmış ve eşler ayrı yaşıyor olsa bile, evlilik birliği hukuken devam ettiği için tarafların sadakat yükümlülüğü boşanma kararı kesinleşinceye kadar sürer. Dava sürecinde yaşanan cinsel ilişki de zina sayılır.

Sadece birilerini takip etmek veya fotoğraflarını beğenmek zina (cinsel ilişki) delili değildir. Ancak bu durum, eşler arasında güven sarsıcı davranış olarak değerlendirilip genel boşanma sebebi (şiddetli geçimsizlik) kapsamında dosyaya sunulabilir.

Manevi tazminat miktarını kanun belirlemez. Hakimin takdirindedir. Tazminat tutarı, aldatılan eşin duyduğu acı, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile zinanın gerçekleşme biçimine (örneğin en yakın arkadaşla yapılmış olması gibi ağırlaştırıcı sebeplere) göre belirlenir.

Evet, buna 'kademeli dava' denir ve hukuken en güvenli yoldur. Dilekçede öncelikle zina (TMK 161) sebebiyle, eğer mahkeme zinayı ispatlanmış saymazsa evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK 166/1) sebebiyle boşanma talep edilir.

Özel hayatın gizliliğini ihlal eden, evin içine gizlice bakılarak veya teleobjektifle uzaktan çekilen dedektif fotoğrafları hukuka aykırıdır ve delil olamaz. Sadece kamuya açık alanlarda (park, kafe) olağan şekilde çekilen görüntüler bazı durumlarda delil olarak kabul edilebilir.

Ortak kullanım alanında açık unutulan telefondaki mesajların fotoğraflanması bazı durumlarda delil kabul edilse de, telefona gizlice girip mesajları kendi telefonunuza yönlendirmeniz hukuka aykırı delil yaratır. Bu tür elde edilen veriler genellikle mahkemece reddedilir.

Hayır, istenemez. WhatsApp uçtan uca şifreleme kullandığı için mesaj içerikleri GSM operatörlerinde (Turkcell, Vodafone vb.) veya mahkemelerde depolanmaz. Yalnızca cihaz üzerinde adli bilişim uzmanları tarafından veri kurtarma yapılabilir.

Olayın ani gelişmesi, önceden planlanmamış olması ve o anki hakaret/şiddet eylemini ispatlamak için polis çağırma veya başka delil toplama imkanınızın olmaması şartıyla alınan bu kayıt Yargıtay'a göre hukuka uygun delildir, suç teşkil etmez.

Kesinlikle hayır. Araca veya eve gizli dinleme cihazı yerleştirmek sistematik bir izleme faaliyetidir ve 'Özel Hayatın Gizliliğini İhlal' suçunu oluşturur. Elde edeceğiniz kayıtlar mahkemede delil sayılmaz ve hakkınızda ceza davası açılır.

Karşı taraf mesajları inkar eder ve sahte olduğunu iddia ederse, mahkeme orijinal cihazın bilirkişiye teslim edilmesini ister. Adli bilişim uzmanları cihazın imajını alarak mesajın gerçekliğini ve oynanıp oynanmadığını tespit eder.

Mahkeme kendiliğinden sizin mesajlarınızı okumaz. Ancak eşiniz, sizin ona gönderdiğiniz veya hukuka uygun şekilde elde ettiği üçüncü kişilerle olan yazışmalarınızı dosyaya delil olarak sunarsa, hakim bu delilleri inceleyecektir.

Hayır, sunamazsınız. Casus yazılımlarla elde edilen her türlü mesaj, arama kaydı ve konum bilgisi hukuka aykırı delildir. Ayrıca bilişim sistemine izinsiz girme ve haberleşmenin gizliliğini ihlal suçlarını işlemiş olursunuz.

Hayır, görünmez. Mahkeme kararıyla alınan HTS kayıtlarında sadece normal aramalar, SMS'ler ve internete bağlanılan baz istasyonları yer alır. İnternet tabanlı hiçbir uygulamanın (WhatsApp, Instagram vb.) içeriği veya kime mesaj atıldığı HTS'de bulunmaz.

Eşinizin doğrudan sizin numaranıza, size hitaben gönderdiği hakaret, tehdit veya itiraf içeren mesajları mahkemede kendi davanızı ispatlamak için delil olarak kullanmanız tamamen yasaldır ve suç teşkil etmez.

Tek başına bir ekran görüntüsü, teknolojik olarak kolayca üretilebildiği için risklidir. Karşı taraf itiraz etmezse delil sayılabilir, ancak inkar halinde ekran görüntüsünün alındığı telefonun bilirkişi incelemesine sunulması veya önceden noter tespiti yapılmış olması gerekir.

Hayır, olmaz. Planlı bir şekilde eşi kışkırtarak, önceden hazırlanmış sorularla itiraf almaya yönelik olarak alınan kurgusal ses kayıtları Yargıtay tarafından hukuka aykırı kabul edilir ve delil olarak kullanılmaz.

Boşanma davalarında delil sunma süresi, dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra mahkemenin ön inceleme duruşmasında verdiği kesin süre ile sona erer. Bu süreden sonra, olaylar yeni yaşanmış (sonradan oluşan delil) olmadığı müddetçe eski deliller sunulamaz.

Eğer cihaz tamamen onarılamaz hale gelmişse ve mesajların yedeği (Google Drive, iCloud vb.) yoksa delilleri kaybedebilirsiniz. Bu riske karşı, delil niteliği taşıyan yazışmaların vakit kaybetmeden e-tespit yoluyla veya noter aracılığıyla tasdik ettirilmesi önerilir.

Sahte (fake) hesaplarla yapılan yazışmaların eşinize ait olduğunu ispatlamak zordur. Mesaj içeriklerinden, kullanılan cihazın IP adresinden veya telefonda yapılacak bilirkişi incelemesi ile uygulamanın o cihaza kurulu olduğundan yola çıkılarak ispatlanmaya çalışılır.

Sadece hukuka aykırı delil sunduğunuz için davayı otomatik olarak kaybetmezsiniz, ancak o delil dosyadan çıkarılır ve hükme esas alınmaz. Eğer iddialarınızı ispatlayacak başkaca hukuka uygun deliliniz (tanık, darp raporu vb.) yoksa davanız reddedilebilir.

Kanunda 'şu eş evi terk etmelidir' şeklinde bir kural yoktur. Eşler anlaşarak birinin ayrılmasına karar verebileceği gibi, anlaşılamaması durumunda mahkemeden TMK madde 169 gereği evin bir tarafa tahsis edilmesi talep edilir. Hakim karar verene kadar iki tarafın da evde oturma hakkı vardır.

Hayır, boşanma davası açıldığı andan itibaren eşlerin ayrı yaşama hakkı kanunen doğar. Birlikte yaşamak zorunlu değildir. Taraflardan biri kendi isteğiyle evden ayrılabileceği gibi, mahkemeden diğer eşin uzaklaştırılmasını veya evin kendisine tahsisini de isteyebilir.

Evin mülkiyetinin sizin üzerinize olması, boşanma davası sürecinde eşinizi doğrudan evden çıkarabileceğiniz anlamına gelmez. Aile Mahkemesi hakimi, geçici tahsis kararı verirken tapunun kime ait olduğuna değil, barınma ihtiyacına ve çocukların durumuna bakar.

Evet, edilebilir. Kira kontratının kimin üzerine olduğu konut tahsisi kararını etkilemez. Hakim evi size tahsis ederse, siz o evde oturmaya devam edersiniz. Kira bedelinin ödenmesi ise tarafların ekonomik durumuna göre nafaka kapsamında mahkemece ayrıca değerlendirilir.

Evden ayrılan eş sadece kendi kişisel eşyalarını (kıyafet, mesleki aletler vb.) götürebilir. Müşterek kullanıma özgülenmiş beyaz eşya, mobilya gibi eşyaları izinsiz götürmesi hukuka aykırıdır. Mahkeme evi bir eşe tahsis ettiğinde, kural olarak içindeki eşyalarla birlikte tahsis eder.

Mahkeme evi size tahsis etmişse, artık o konut sizin özel alanınız olur. Eşinizin anahtarı olsa dahi eve rızanız dışında girmesi suç teşkil eder. Böyle bir durumda polise haber vererek konut dokunulmazlığının ihlali şikayetinde bulunabilirsiniz.

Boşanma davası açıldıktan sonra evden ayrılmak hiçbir şekilde kusur sayılmaz. Dava açılmadan önce ayrıldıysanız ve bu ayrılık şiddet, hakaret, aldatma gibi haklı bir nedene dayanıyorsa yine kusurlu sayılmazsınız. Sadece hiçbir gerekçe olmadan sırf evliliği bitirmek için evi terk ederseniz bu aleyhinize değerlendirilebilir.

Mahkemeler, konut tahsisi kararlarında müşterek çocukların üstün yararını en önemli kriter olarak kabul eder. Çocukların okul düzeninin ve alıştıkları yaşam alanının bozulmaması için konut genellikle dava süresince çocuklarla birlikte kalan eşe tahsis edilir.

Eğer ortada devam eden bir boşanma davası varsa eve dönmek zorunda değilsiniz, ayrı yaşama hakkınız vardır. Eğer dava yoksa ve eşim şiddet, aldatma gibi haklı nedenleriniz varken ihtarname göndermişse, haklı nedenlerinizi ispatlayarak dönmeyebilirsiniz.

Dava dilekçesinde talep edilmişse, hakim dosya üzerinden yapacağı ilk incelemede (tensip zaptı ile) birkaç hafta içinde karar verebilir. Ancak bazen hakim tarafları dinlemek isterse bu karar ilk ön inceleme duruşmasına (yaklaşık 2-4 ay) sarkabilir.

Evet, TMK 169 kapsamındaki geçici önlem kararlarına karşı, kararın tebliğinden veya öğrenilmesinden itibaren mahkemeye itiraz edilebilir. Ekonomik durumun değişmesi veya çocukların yer değiştirmesi gibi durumlarda tahsisin değiştirilmesi her zaman talep edilebilir.

Uzaklaştırma kararının süresi bittiğinde tehlike devam ediyorsa sürenin uzatılmasını isteyebilirsiniz. Ancak en sağlam yol, bu süreçte derhal bir boşanma davası açarak Aile Mahkemesinden TMK 169 gereği davanın sonuna kadar geçerli olacak kalıcı bir konut tahsis kararı almaktır.

Ortada mahkemece verilmiş bir uzaklaştırma veya eşinize verilmiş bir tahsis kararı yoksa, eşinizin kilit değiştirmesi hukuka aykırıdır. Ancak kapıyı kırarak girmek olayları daha da büyüteceği için derhal mahkemeye başvurarak evin size tahsisini veya eşinizin uzaklaştırılmasını talep etmeniz en doğru hukuki yoldur.

Hayır, kesinlikle etkilemez. Dava sürecinde evde kimin oturduğunun, boşanma kararı kesinleştikten sonra açılacak mal paylaşımı davasındaki haklarla hiçbir ilgisi yoktur. Tahsis sadece geçici barınma ihtiyacının çözümüdür.

Evet, TMK 169 gereği verilen geçici tahsis kararı boşanma hükmünün kesinleşmesiyle birlikte kendiliğinden sona erer. Boşanma kesinleştikten sonra eğer ev diğer eşin üzerineyse, makul bir süre içinde evi tahliye etmeniz gerekir. Aksi halde karşı taraf fuzuli işgal (haksız kullanım) davası açabilir.

Evet, boşanma kararına her iki taraf da itiraz etmez ve sadece nafaka, tazminat gibi feri sonuçlar istinaf edilirse, boşanma kararı kesinleşir. Bu durumda mahkemeden kesinleşme şerhi alarak nüfus kayıtlarınızı güncelleyebilirsiniz.

Hayır, Bölge Adliye Mahkemesi istinaf sebeplerinizle bağlıdır. Kusur oranına açıkça itiraz etmediğiniz takdirde, ilk derece mahkemesinin belirlediği kusur oranı (örneğin eşit kusur) kesinleşir ve aleyhinize usuli kazanılmış hak yaratır.

Sadece maddi tazminat kararına itiraz edip manevi tazminatın reddi kararına itiraz etmezseniz, manevi tazminat talebiniz kesin olarak reddedilmiş sayılır. İstinaf mahkemesi haklı olduğunuzu düşünse bile manevi tazminata hükmedemez.

Velayet konusu kamu düzenine ilişkindir. İstinaf dilekçesinde açıkça talep etmeseniz bile, dosyada çocuğun üstün yararının tehlikede olduğuna dair deliller varsa, İstinaf Mahkemesi re'sen (kendiliğinden) müdahale edip velayeti değiştirebilir.

İstinaf başvuru süresini (2 hafta) kaçırdıysanız veya başlangıçta istinaf etmemeyi seçtiyseniz, karşı tarafın istinaf dilekçesi size tebliğ edildikten sonraki 2 haftalık cevap süresi içinde kendi istinaf taleplerinizi de sunabilmenize olanak tanıyan bir yasal haktır.

Katılma yoluyla istinaf, asıl istinaf talebine bağlıdır. Karşı taraf asıl istinaf başvurusunu geri çekerse (feragat ederse) veya başvurusu usulden reddedilirse, sizin katılma yoluyla yaptığınız başvurunuz da incelenmeden düşer.

Hayır, isteyemezsiniz. HMK uyarınca "iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı" istinaf aşamasında da geçerlidir. İlk derecede ileri sürülmeyen yeni bir talep istinafta dile getirilemez.

Kural olarak ilk derece mahkemesinde sunulmayan deliller istinafta sunulamaz. Ancak o dönemde elinizde olmayan (mücbir sebep) veya mahkemenin haksız yere toplamadığı deliller ile velayet gibi kamu düzenini ilgilendiren yeni durumlar istisna teşkil edebilir.

Hayır, kesinlikle yeterli değildir. HMK'ya göre istinaf incelemesi dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı yapılır. Gerekçesiz, genel ifadeler içeren dilekçeler mahkemenin inceleme alanını daraltır ve davanın reddedilmesine neden olabilir.

Siz miktarı az bularak istinaf etmediğiniz için 10.000 TL karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturur. İstinaf mahkemesi nafakayı 15.000 TL'ye ÇIKARAMAZ. En fazla, karşı tarafın itirazı varsa 10.000 TL'nin altına düşürebilir.

Tazminat alacaklarının icraya konulabilmesi (tahsil edilebilmesi) için, aile hukuku kaynaklı olmaları sebebiyle kararın o kısım yönünden de kesinleşmesi gerekir. Yani BAM (istinaf) ve varsa Yargıtay (temyiz) sürecinin bitmesi beklenmelidir.

Çünkü bir hakkınızı eksik talep eder veya yanlış bir kararı süresinde itiraz etmezseniz, hakim sizin mağdur olduğunuzu görse bile kanunen o hakkı size iade edemez. Hakkınız hukuken sonsuza kadar ortadan kalkmış olur.

Aynı ziynet eşyaları için istinaf etmezseniz karar kesinleşir (kesin hüküm oluşur). Daha sonra aynı sebeple ve aynı taleplerle yeni bir dava açamazsınız, davanız reddedilir.

Bu madde, Bölge Adliye Mahkemesinin sadece sizin dilekçenizde belirttiğiniz şikayetleri inceleyeceğini, kamu düzeni dışında kalan (nafaka, tazminat, kusur vb.) konularda resen hata aramayacağını emreder.

İstinaf süreci yüksek usul hukuku bilgisi gerektirir. Taleple bağlılık ilkesi, kusur tespitinin sonuçları ve usuli kazanılmış hak gibi kavramlar nedeniyle avukatsız yazılan dilekçeler genellikle büyük hak kayıplarıyla sonuçlanmaktadır.

Kural olarak hayır. Çekişmeli davalarda dilekçeler teatisi, ön inceleme, tanıkların dinlenmesi gibi aşamalar usul kanunu gereği zorunludur. Ancak dava süreci devam ederken taraflar anlaşıp protokol sunarsa, bir sonraki duruşma tek celsede anlaşmalı boşanma ile sonuçlanabilir.

Hayır, hakimin karar vermesi dosyanın kapandığı anlamına gelmez. Gerekçeli kararın yazılması, taraflara tebliğ edilmesi ve yasal istinaf/temyiz sürelerinin (kararın tebliğinden itibaren 2 hafta) dolması gerekir. Taraflar itiraz etmezse karar kesinleşir.

Davalının usulüne uygun tebligat yapılmasına rağmen duruşmalara katılmaması davayı düşürmez. Ancak davalının yokluğunda yapılan işlemlere itiraz hakkı kısıtlanır. Mahkeme, davalı olmasa da tanıkları dinler ve delilleri toplayarak karar verebilir.

Çekişmeli boşanma davasında iddialarınızı ispatlamak için tanık beyanı en güçlü delillerden biridir. Zorunlu olmamakla birlikte, fiziksel, ekonomik veya psikolojik şiddet gibi durumlarda haklılığınızı ispatlamak için görgüye dayalı bilgisi olan tanıklar büyük önem taşır.

Evet, dava açıldığı andan itibaren mahkemeden "tedbir nafakası" talep edebilirsiniz. Hakim, tarafların ekonomik durumlarını inceleyerek dava süresince geçerli olmak üzere eş veya çocuklar için geçici nafaka ödenmesine karar verebilir.

En hızlı yöntem, eşinizle tüm konularda (nafaka, velayet, tazminat) uzlaşarak davayı anlaşmalı boşanmaya çevirmektir. Aksi takdirde, dilekçeleri zamanında sunmak, tebligat adreslerini doğru bildirmek ve müzekkereleri elden takip etmek süreci yasal sınırlar içinde hızlandırır.

Kural olarak adli tatilde (20 Temmuz - 31 Ağustos arası) boşanma davası duruşmaları yapılmaz. Ancak nafaka, çocukla kişisel ilişki kurulması veya uzaklaştırma gibi acil tedbir talepleri nöbetçi mahkemeler tarafından değerlendirilebilir.

Eşinizin boşanmak istememesi davanın reddedileceği anlamına gelmez, ancak süreci çekişmeli hale getirir. Kusur ispatı gerekeceğinden dava ortalama 1,5 ile 3 yıl arasında devam edebilir. Önemli olan eşinizin istememesi değil, sizin evlilik birliğinin temelden sarsıldığını ispatlamanızdır.

Mahkeme, dava süresince çocuğun üstün yararını, yaşını ve alıştığı ortamı gözeterek ebeveynlerden birine "geçici velayet" verir. Diğer ebeveynle de belirli günlerde kişisel ilişki kurulmasına karar verilir.

Tebligat posta görevlisi tarafından iade edilirse, mahkeme kişinin MERNİS adresine Tebligat Kanunu 21/2 maddesine göre özel tebligat çıkarır. Muhtara bırakılan bu tebligat, eşiniz fiilen almasa bile hukuken tebliğ edilmiş sayılır.

Hayır, boşanma davası ile mal rejimi tasfiyesi (mal paylaşımı) davası ayrı ayrı açılmalıdır. Aynı anda açılsa bile mahkeme mal paylaşımı dosyasını ayırır (tefrik eder) ve boşanma davasının kesinleşmesini bekletici mesele yapar.

Evet, anayasal seyahat ve yerleşme hürriyetiniz kapsamında taşınabilirsiniz. Ancak müşterek çocukların velayeti sizdeyse, diğer ebeveynin çocukla görüşme hakkını ihlal etmemek adına mahkemeyi bilgilendirmeli ve kişisel ilişki günlerinin yeniden düzenlenmesini talep etmelisiniz.

Hukuka uygun yollarla elde edilmiş sosyal medya mesajları ve yazışmalar boşanma davalarında delil olarak kabul edilir. Ancak casus yazılımla veya şifre kırılarak zorla elde edilen deliller hukuka aykırı sayılır ve reddedilir.

Davayı ilk açmak kendi başına bir avantaj sağlamaz. Hukukta haklılık, kimin önce dava açtığına göre değil, kimin kusursuz veya daha az kusurlu olduğunu delillerle ispatlayabildiğine göre belirlenir.

Yerel mahkeme kararına itiraz edilip dosyanın İstinaf'a (Bölge Adliye Mahkemesi) taşınması, o bölgedeki mahkemenin iş yüküne bağlı olarak süreci ortalama 1 ila 2 yıl civarında uzatmaktadır.

Anlaşmalı boşanmada mal paylaşımı yapılması zorunlu değildir. Eşler dilerlerse sadece boşanma, velayet ve nafaka konularında anlaşıp mal paylaşımını sonraya bırakabilirler. Ancak sonradan yeni bir dava süreci yaşamamak adına tüm konuların tek protokolde çözülmesi en sağlıklı yöntemdir.

Hayır, bu ifade genel geçer ve soyut bir ifadedir. Yargıtay uygulamalarına göre feragat edilen hakların (maddi tazminat, manevi tazminat, yoksulluk nafakası, katılma alacağı vs.) protokolde açıkça ve tek tek belirtilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ileride uyuşmazlık çıkabilir.

Kendi adınıza talep edebileceğiniz yoksulluk nafakasından mahkeme huzurunda veya protokol ile feragat ettiyseniz, boşanma kararı kesinleştikten sonra tekrar yoksulluk nafakası talep edemezsiniz. Feragat kesin hüküm sonuçları doğurur.

Çocuk için ödenen iştirak nafakası kamu düzenine ilişkindir ve çocuğun hakkıdır. Ebeveynler protokolde iştirak nafakasından feragat ettiklerini yazsalar bile, velayet sahibi eş boşanmadan sonra çocuk için yeniden iştirak nafakası davası açabilir.

Eğer anlaşmalı boşanma protokolünde "mal rejiminin tasfiyesine ilişkin her türlü haktan feragat edilmiştir" şeklinde kesin bir madde varsa işiniz çok zordur. Ancak eşinizin sizi hile (aldatma) yoluyla ikna ettiğini ispatlayabilirseniz, irade fesadı nedeniyle yargılamanın yenilenmesi veya iptal davası açabilirsiniz.

Evet, eşiniz tapuyu size devredebilir. Ancak banka nezdinde kredi borçlusu kimse, o kişi bankaya karşı sorumlu olmaya devam eder. Kredi borcunun kim tarafından ödeneceğinin protokolde net bir şekilde, yaptırımlarıyla birlikte yazılması hayati önem taşır.

Hakim kural olarak eşlerin kendi aralarında anlaştıkları mal paylaşımı oranlarına müdahale etmez, %100'ü bir tarafa bırakılsa dahi onaylar. Hakimin müdahalesi sadece çocuğun menfaatlerini ilgilendiren velayet ve iştirak nafakası konularında söz konusu olabilir.

Evet, edinim şekli itibarıyla size ait olan miras veya evlenmeden önce aldığınız ev gibi kişisel mallarınızı da kendi özgür iradenizle hazırlayacağınız protokol kapsamında eşinize devredebilirsiniz. Kanun buna engel değildir.

Evet, duruşma esnasında hakim karşısında protokolü onayladığınızı sözlü olarak beyan edene kadar imzaladığınız metinden tek taraflı olarak vazgeçebilirsiniz. Duruşmada hakime "protokolü kabul etmiyorum, çekişmeli yargılamaya geçilsin" demeniz yeterlidir.

Kesinlikle girer. Evlilik birliği içerisinde edinilen gelirlerle alınan kripto paralar, NFT'ler veya değer taşıyan dijital hesaplar edinilmiş mal statüsündedir ve anlaşmalı boşanma protokolünde tasfiyeye konu edilebilirler.

Türk Borçlar Kanunu kapsamında irade sakatlığı hallerinden biri olan "korkutma (ikrah)" altında atılan imzalar geçersizdir. Ancak bu baskı ve tehdit durumunu (mesajlar, tanıklar, kamera kayıtları vb. ile) kanıtlamanız gerekir. İspat yükü iddia eden taraftadır.

Şirket hisselerinin devri sadece boşanma protokolü ile tamamlanmaz. Şirketin türüne göre (A.Ş. veya Ltd. Şti.) Ticaret Sicil Müdürlüğünde tescil ve ilan, ayrıca pay defterine işleme gibi Türk Ticaret Kanunu'nun gerektirdiği şekil şartlarının da yerine getirilmesi gerekir.

Kişisel kusura ve lükse dayalı, ailenin ortak gereksinimleri dışında yapılan borçlar (kumar, kişisel zevkler vb.) borcu yapan eşin kendi kişisel borcudur. Mal rejiminin tasfiyesinde diğer eş bu pasif değerlerden sorumlu tutulamaz.

İleride "bunu ben alacaktım, o eşyamı vermedi" gibi şikayetlerle savcılığa veya karakola başvuruların önüne geçmek için eşyaların (özellikle değerli olanların) kimde kalacağının listelenerek protokole eklenmesi hukuken en güvenli yoldur.

Anlaşmalı boşanma davası açılırken ödenen maktu harç, davanın boşanma kısmını kapsar. Eğer protokolde tapu veya araç devri kararlaştırılmışsa, karar kesinleştikten sonra ilgili kurumlarda (Tapu Müdürlüğü, Noter) işlem yapılırken o kurumların belirlediği devir harçları ayrıca ödenmelidir.

Hayır, HTS kayıtları kesinlikle telefon görüşmelerinin ses kaydını içermez. Yalnızca kiminle, saat kaçta ve kaç saniye görüşüldüğüne dair trafik verilerini kapsar. Ses dinlemesi yapılabilmesi için önceden alınmış bir teknik takip kararı (ceza davalarında) olması gerekir.

HTS raporlarında SMS içerikleri yer almaz. Sistem yalnızca mesajın hangi numaraya, hangi tarihte ve saatte gönderildiğini gösterir. Mesajın içeriğinde ne yazdığı telekomünikasyon operatörleri tarafından kaydedilmediği için mahkeme kararıyla dahi geriye dönük olarak bulunamaz.

Hayır. HTS kayıtlarına bireysel olarak, avukat aracılığıyla veya özel dedektifler vasıtasıyla ulaşılamaz. Bu kayıtları ilgili operatörden (BTK vasıtasıyla) isteme yetkisi sadece yetkili mahkeme hakimine veya savcılığa aittir. Bunun dışındaki yöntemler suç teşkil eder.

Çıkmaz. WhatsApp, Telegram, FaceTime gibi internet tabanlı iletişim uygulamaları GSM şebekesinin arama ağını değil, internet veri paketini kullanır. Bu nedenle HTS raporunda bu tür aramalar "Arayan numara" şeklinde görünmez, sadece genel veri kullanımı (data harcaması) olarak görünür.

Boşanma davalarında hakimler genellikle iddialara konu olan olayların yaşandığı dönemi kapsayacak şekilde 6 aylık veya en fazla 1 yıllık HTS raporu isterler. Çok nadir durumlarda haklı ve somut bir gerekçe varsa bu süre uzayabilir, ancak GSM operatörlerinin verileri saklama süreleri de bir hukuk davası için genellikle 1-2 yıl ile sınırlıdır.

Telefon tamamen kapalıysa veya uçak modundaysa cihaz operatör şebekesiyle bağlantısını kestiği için baz istasyonu sinyali oluşturmaz. Dolayısıyla telefonun kapalı olduğu saat aralıklarındaki konum verisi HTS raporlarında görünmez.

Hayır, anlaşmalı boşanma davalarında taraflar boşanmanın tüm mali ve hukuki sonuçlarında (nafaka, tazminat, velayet) anlaştıkları için kusur araştırması yapılmaz. Bu nedenle anlaşmalı davalarda hakimin delil toplama veya HTS kaydı isteme gibi bir usuli işlemi olmaz.

Hattın yasal sahibi farklı olsa bile, boşanma davasında o hattı fiilen eşinizin kullandığını kanıtlarsanız (örneğin o numaradan iş arkadaşlarıyla veya ortak çevreyle yapılmış yazışmalar, hattın eşinizin sosyal medya hesaplarına bağlı olması vb.), mahkeme fiili kullanıcının tespiti üzerine o numaranın HTS dökümünü talep edebilir.

Evet, mahkemenin BTK'ya müzekkere yazması, gelecek olan kayıtların UYAP sistemine yüklenmesi ve en önemlisi bu karmaşık log kayıtlarının çözümlenmesi için bir bilirkişiye gönderilmesi gerekir. Davacı taraf, bu işlemler için mahkeme veznesine avans (bilirkişi ve posta masrafı) yatırmakla yükümlüdür.

Telefondan bir numarayı arama geçmişinden veya mesaj kutusundan silmeniz operatörün sisteminden sileceğiniz anlamına gelmez. HTS raporu, doğrudan baz istasyonları ve operatör sunucularından çekildiği için, siz cihazınızdan neyi silerseniz silin, BTK'dan gelen raporda tüm trafiğiniz eksiksiz olarak görünecektir.

Evet, Türkiye'ye ait bir GSM operatörü (Turkcell, Vodafone, Türk Telekom) kullanıyorsanız, yurtdışındaki numaraları aramanız, yurtdışından aranmanız veya telefonunuz uluslararası dolaşımdayken (roaming) yaptığınız iletişim faaliyetleri de detaylı olarak HTS raporuna yansır.

Hakim duruşmada veya ara kararda HTS istenmesine karar verdikten sonra ilgili yazının UYAP üzerinden BTK'ya iletilmesi ve verilerin mahkemeye dönmesi genellikle 2 ila 4 hafta arasında sürer. Ardından dosya bilirkişiye gönderilir; bilirkişinin raporu yazması da ortalama 3-4 hafta alabilir.

Sabit internet hatlarının arama kaydı (HTS) olmaz; IP log (bağlantı) kayıtları olur. Mahkeme, evdeki modemin IP bağlantı loglarını isteyebilir ancak bu loglar, sadece hangi IP bloğuna hangi saatte bağlanıldığını gösterir. İçeriği (örneğin girilen siteleri veya izlenen videoları) detaylı bir şekilde göstermediği için boşanma davalarında tek başına ispat gücü zayıftır.

Hayır. Baz istasyonu kayıtları GPS gibi nokta atışı bir adres vermez. Telefonun o an hangi baz istasyonundan sinyal aldığını gösterir. Şehir merkezlerinde baz istasyonları çok sık olduğu için konum tespiti dar bir alana (100-200 metreye) inebilir, ancak kırsal alanlarda bu çap kilometreleri bulabilir.

Evet, boşanma davası sürecinde eşiniz delil olarak HTS kaydınızı talep ederse ve mahkeme bunu kabul ederse, bu durum mahkeme tutanaklarına ve UYAP sistemine işlenir. Sizin veya avukatınızın dosyayı inceleyerek bu talepten ve gelen rapor sonuçlarından haberdar olması, yasal savunma hakkınızın (HMK) bir gereğidir.

Evet, adli tatilde çekişmeli boşanma davası açılmasında hiçbir hukuki engel yoktur. Davalar UYAP sistemi üzerinden veya adliye tevzi bürolarından 7/24 açılabilmektedir. Dava açmak için Eylül ayını beklemenize gerek yoktur.

Hayır, çekişmeli boşanma davalarının duruşması adli tatilde yapılmaz. Bu davalar ivedi işlerden sayılmadığı için, mahkeme duruşma gününü Eylül, Ekim veya daha sonraki aylara verecektir.

Normalde cevap süresi tebliğden itibaren 2 haftadır. Ancak bu sürenin son günü 20 Temmuz - 31 Ağustos arasına denk gelirse, cevap süreniz kanun gereği otomatik olarak 7 Eylül mesai bitimine kadar uzamış sayılır.

Evet, eşinizin mal kaçırma ihtimali varsa adli tatilde nöbetçi mahkemeye başvurarak ihtiyati tedbir talep edebilirsiniz. Nöbetçi hakim, gecikmesinde sakınca bulunan bu durumu değerlendirip banka hesaplarına veya tapuya bloke koyabilir.

Evet, çekişmeli boşanmanın aksine anlaşmalı boşanma davaları adli tatilde duruşmalı olarak görülebilir. Nöbetçi aile mahkemesinden gün alınarak taraflar tek celsede boşanabilirler.

Kesinlikle evet. 6284 sayılı kanun kapsamındaki tedbir ve uzaklaştırma kararları adli tatilden etkilenmez. Nöbetçi mahkeme, talebiniz üzerine derhal koruma kararı çıkartır.

Adli tatil, her yıl standart olarak 20 Temmuz tarihinde başlar ve 31 Ağustos tarihinde sona erer. Yeni adli yıl ise 1 Eylül'de başlar.

Evet, çok avantajlıdır. Erken dava açmak mal rejimini anında sonlandırır, kusur ispatı için zamanı sabitler ve adli tatil sonrasındaki yoğunlukta dosyanızın öne geçmesini sağlar.

Evet, dava açılışıyla birlikte talep edilen tedbir nafakası acil işlerden sayılır. Nöbetçi hakim, davanın sonunu veya tatilin bitmesini beklemeden tensip zaptı ile geçici nafaka kararı verebilir.

Hayır, harç ve masraf tutarları adli tatile göre değişiklik göstermez. Yıl içinde geçerli olan harç tarifesi adli tatilde de aynen uygulanır.

Dava dilekçenizde delillerinize genel olarak yer vermelisiniz. Ancak delil listesi sunma aşaması ön inceleme duruşmasından sonra netleşeceği için tüm evrakları hemen sunmak zorunda değilsiniz.

Eğer gerekçeli karar yazılmış, taraflara tebliğ edilmiş ve itiraz süreleri adli tatil içinde dolmuşsa, mahkeme kalemleri kesinleşme şerhini adli tatilde de düşebilir. Bu işlem idari bir işlemdir.

Evet, UYAP/e-Devlet üzerinden dava açılıp harç ödendiği saniye davanız sisteme düşer, esas numarasını alır ve hukuken açılmış sayılır. Süreç resmi olarak o an başlamış olur.

Evet, taraflar anlaştıkları takdirde adli tatil içinde bir boşanma protokolü imzalayarak dosyaya sunabilirler. Nöbetçi mahkeme bu talebi değerlendirip anlaşmalı boşanma duruşması açabilir.

Asıl hakiminiz izinde olsa da, adliyede görevli Nöbetçi Aile Mahkemesi hakimi acil kararlar, tensip zabıtları ve tedbir talepleri için dosyanızı incelemekle görevlidir.

Mahkeme kararının kesinleşmesi ve Nüfus Müdürlüğüne elektronik olarak işlenmesini beklemeniz gerekir. Bu süre genellikle mahkeme kararının taraflara tebliğ edilip kesinleşmesinden itibaren 1-2 haftayı bulabilir. E-Devlet üzerinden 'Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği'nde medeni durumunuzun 'boşanmış' olduğunu gördükten sonra randevu almalısınız.

Hayır, eski eşinizin rıza göstermesi veya boşanma protokolünde buna izin vermesi tek başına yeterli değildir. Nüfus kayıtlarında eski eşinizin soyadını taşımaya devam edebilmeniz için Aile Mahkemesinde dava açarak hakimin onayını almanız yasal bir zorunluluktur.

Evet, boşanma davası devam ederken resmi olarak hala evli olduğunuz için evlilik soyadınızla pasaport alabilirsiniz. Ancak karar kesinleştiğinde soyadınız değişeceği için bu pasaportu da değiştirmeniz gerekecektir.

Hayır, sadece soyadı değişikliği nedeniyle pasaportunuzu yeniliyorsanız, mevcut pasaportunuzun kalan süresi yeni pasaporta ücretsiz olarak aktarılır. Sadece değerli kağıt (pasaport cüzdan) bedelini ödemeniz gerekmektedir.

Hayır. Türk mevzuatına göre velayet hakkına sahip olan ebeveyn, diğer tarafın muvafakatnamesi (izni) olmadan çocuğuna pasaport çıkartabilir. Ancak çocuğunuzla yurt dışına çıkarken veya yabancı bir ülkeye vize alırken o ülkenin konsolosluğu veya sınır polisi eski eşinizin iznini talep edebilir.

Kimlik kartınızı Nüfus Müdürlüğünden yeniledikten ve yeni kimliğinizi teslim aldıktan hemen sonra banka şubelerine giderek veya mobil uygulamalardan isim güncellemesi yapmalısınız. Aksi takdirde isminize gelen para transferlerinde sorun yaşarsınız.

Bu davayı kazanmak için o soyadını kullanmakta haklı bir menfaatiniz olduğunu (iş dünyasında, akademik çevrede bu isimle tanındığınızı, müşteri veya hasta portföyünüzün bu isme aşina olduğunu) ve bu durumun eski eşinize zarar vermeyeceğini ispatlamanız gerekir.

Hayır, ABD vizeniz iptal olmaz. ABD makamları, geçerli vizenin bulunduğu eski pasaportunuzu, yeni aldığınız bekarlık soyadlı pasaportunuzu ve İngilizce çevirisi yapılmış boşanma kararınızı birlikte göstererek ülkeye giriş yapmanıza izin vermektedir.

Hayır, e-Devlet şifreniz T.C. Kimlik Numaranıza tanımlıdır. Soyadınız değişse bile şifreniz aynı kalır ve sisteme giriş yapmaya devam edebilirsiniz. Sistem içindeki adınız otomatik olarak güncellenecektir.

Öncelikli olan Nüfus sisteminde kimlik bilgilerinizin güncellenmesidir. Yeni kimlik başvurusu sırasında ehliyetinizi de yenilemek için talepte bulunabilir ve ikisini eş zamanlı olarak değiştirebilirsiniz.

Schengen bölgesi kuralları ülkeye göre değişmekle birlikte, genellikle vizeyi veren ülkenin konsolosluğuna veya vize başvuru merkezine giderek 'bilgi güncelleme/vize transferi' başvurusu yapmanız gerekmektedir. Bazı ülkeler sıfırdan vize başvurusu yapmanızı isteyebilir.

Acil bir zorunluluk değildir. Evin mülkiyeti sizdedir ve T.C. kimlik numaranızla eşleşmektedir. Evi satacağınız veya üzerinde ipotek işlemi yapacağınız zaman güncel kimliğiniz ve boşanma kararınızla birlikte tapuda isim tashihi işlemi yaptırabilirsiniz.

Evet, Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda, velayet hakkı annede ise, anne Aile Mahkemesinde 'çocuğun soyadının değiştirilmesi' davası açarak kendi bekarlık soyadını çocuğa verebilir.

Uçak biletindeki isim ile pasaport/kimlikteki ismin birebir eşleşmesi havacılık kuralları gereği zorunludur. Havayolu firmasını arayıp boşanma ilamınızı ve kimlik örneğinizi göndererek bilette isim güncellemesi (name correction) yaptırmanız gerekmektedir.

Eski eşinizin sadece 'istemiyorum' diyerek itiraz etmesi yeterli değildir. Soyadını kullanmanızın kendisine maddi veya manevi bir 'zarar' verdiğini somut delillerle ispat etmesi gerekir. Aksi halde hakim davanızı kabul edebilir.

Hayır, eşinizin telefonunu gizlice alarak, şifresini kırarak veya ondan habersiz şekilde WhatsApp mesajlarını okuyup kendinize göndermeniz hukuka aykırı delil kabul edilir. Bu tür veriler mahkemede reddedilir ve hakkınızda ceza davası açılabilir.

Eğer mesajlar size gönderilmişse veya eşiniz hesabını ortak kullanılan bir bilgisayarda kendi isteğiyle açık bırakmış ve siz tesadüfen görüp kayıt almışsanız geçerli olabilir. Ancak hesabını hackleyerek veya telefonunu karıştırarak alınan DM'ler geçerli delil sayılmaz.

Pratikte çok zordur. WhatsApp, Instagram ve Facebook gibi platformların merkezleri yurt dışındadır ve kullanıcı gizlilik sözleşmeleri gereği boşanma davaları için mahkemelere içerik (mesaj dökümü) vermezler.

Tinder gibi arkadaşlık uygulamaları kullanmak, Yargıtay kararlarına göre 'güven sarsıcı davranış' ve evlilik birliğini temelden sarsan kusur sayılır. Eğer uygulamadaki bir kişiyle cinsel birliktelik yaşandığı fiziki olarak kanıtlanamazsa zina değil, haysiyetsiz yaşam sürme veya şiddetli geçimsizlik kapsamında değerlendirilir.

Sadece takipleşmek tek başına doğrudan boşanma sebebi olmayabilir. Ancak bu durumun sürekliliği, eski sevgiliyle gizli yazışmalar yapılması, fotoğrafların beğenilmesi gibi eylemler birleştiğinde evlilikte güven sarsıcı davranış olarak kabul edilir.

Türk mahkemelerinin müzekkere yazma yetkisi vardır ancak Meta (Facebook/Instagram) şirketleri boşanma davalarında özel içerik paylaşım taleplerini genellikle reddeder. Mahkeme sadece yerel operatörlerden internete giriş saatlerini (HTS kaydı) isteyebilir, girdiğiniz sitelerin içeriğini göremez.

Sahte hesabın şifre kurtarma ekranındaki maskelenmiş telefon numarası/e-posta ile eşinizin bilgilerini karşılaştırarak, hesabın takip ettiği kişi ağını inceleyerek veya hesapta paylaşılan eşinize has özel bilgileri/mekanları mahkemeye sunarak ispat edebilirsiniz.

Evet, eşinizin sosyal medya veya e-posta şifresini deneme yanılma yoluyla, casus yazılımla veya hackleyerek kırmak Türk Ceza Kanunu madde 243 uyarınca 'Bilişim Sistemine Girme' suçunu oluşturur ve hapis cezası vardır.

Kesinlikle evet. Eş mahkemede asgari ücret aldığını beyan etse dahi, sosyal medyada sürekli lüks mekanlardan, lüks araçlardan ve yurt dışı tatillerinden paylaşım yapıyorsa, hakim nafakayı bu lüks yaşam standardına (karineye) göre yüksek belirleyebilir.

Çocuğun üstün yararını tehlikeye atan, onun mahremiyetini ihlal eden, çocuğu ticari bir meta gibi kullanan veya ahlaka aykırı ortamlarda çekilmiş fotoğraflarının paylaşılması velayetin diğer ebeveyne verilmesine sebep olabilir.

Karşı tarafın rızası olmadan sesli veya görüntülü aramaları kaydetmek suçtur. İstisnası, ani gelişen, bir daha kanıtlanması mümkün olmayan bir hakaret veya tehdit durumunda, o anı ispatlamak amacıyla yapılan anlık kayıtların hukuka uygun sayılabilmesidir.

Evet, eşinizin sosyal medyada isim vererek veya herkesin anlayacağı şekilde sizi hedef alarak yaptığı onur kırıcı paylaşımlar, hakaretler ve kinayeli sözler boşanma davasında manevi tazminat talebinizin haklı gerekçesi olur.

Evet, 24 saat dolmadan o hikayenin ekran görüntüsü veya ekran kaydı alınırsa delil olarak kullanılabilir. Güvenilirliğini artırmak için bu kaydın başka bir tanık tarafından alınması veya Noter E-tespit sistemi ile onaylatılması önerilir.

Mahkeme bunu çıplak gözle anlayamayabilir. Eğer sunulan delilin (ses veya görüntü) deepfake/montaj olduğu iddia edilirse, dosya Adli Bilişim Uzmanlarına (Bilirkişi) gönderilir ve dosyanın meta verileri, pikselleri ve ses frekansları yazılımlarla incelenerek gerçeği ortaya çıkarılır.

Zorunlu değildir ancak şiddetle tavsiye edilir. Sıradan bir ekran görüntüsüne 'montaj' itirazı yapılabilirken, Türkiye Noterler Birliği E-Tespit sistemiyle kayıt altına alınan ve zaman damgası vurulan bir internet sayfasının sahteliği iddia edilemez, kesin delil gücü taşır.

Hukukumuzda otomatik veya 'hemen' boşanma diye bir kavram yoktur. Eşiniz cezaevinde olsa dahi yasal şartlara uygun bir dava açmanız, delilleri sunmanız ve mahkeme sürecini (tebligat ve eşiniz hakkında kısıtlama kararı varsa vasinin davaya katılması gibi) tamamlamanız gerekir.

Hayır, 2024'ten sonra kural bu değil. 7499 sayılı Kanunla değişen TMK m. 407'ye göre kesinleşmiş hapis cezasının infazı için ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır. Toplam beş yıl veya daha fazla hapis cezasında ise isteği olmasa da kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülürse kısıtlanabilir. Madde açık ve kapalı ceza infaz kurumu arasında ayrım yapmaz.

Firar durumunda tebligat yapılamayacağı için süreç zorlaşır. Bu durumda mahkeme kolluk kuvvetleri aracılığıyla adres araştırması yapar. Bulunamazsa, ilanen tebligat (gazete ilanı ile) yoluyla dava yürütülür ve sonuçlandırılır.

Genel hatlarıyla süreç benzerdir. Ancak yabancı uyruklu kişinin ülkesinin kanunları (MÖHUK kapsamında) da devreye girebilir. Türkiye'de cezaevinde bulunduğu için tebligatlar Türk makamları aracılığıyla cezaevine yapılır.

Evlenmeden önce işlenen suçlar TMK 163 (suç işleme) kapsamında doğrudan boşanma sebebi sayılmaz. Ancak bu durum sizden gizlenmişse 'yanılma/aldatma' sebebiyle iptal davası veya evliliğin temelinden sarsılması (TMK 166) sebebine dayalı boşanma davası açılabilir.

Eğer ekonomik durumunuz elverişsizse ve bunu fakirlik belgesi ile kanıtlayabiliyorsanız, bulunduğunuz ilin barosuna başvurarak Adli Yardım biriminden ücretsiz avukat atanmasını talep edebilirsiniz.

Mal paylaşımı davası açabilmek için öncelikle boşanma davasının açılmış olması gerekir. Boşanma kararı kesinleştikten sonra mal paylaşımı davası görülmeye başlanır. Eşin cezaevinde olması bu hakkınızı engellemez.

Evet. Mahkeme, velayet sizde olsa bile cezaevi kuralları çerçevesinde çocuğun üstün yararına aykırı bir durum (örneğin çocuğun psikolojisini bozacak konuşmalar) yoksa telefonla kişisel ilişki kurulmasına karar verebilir.

Eşiniz hakkında kısıtlama kararı varsa davada onu vasisi temsil etmelidir. Kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde temsilcinin gerekli niteliğe sahip olması dava şartıdır ve mahkeme bunu davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır (HMK m. 114/1-d, 115). Kısıtlama kararı yoksa, 2024'ten sonra yalnızca hükümlü olmak vasi atanmasını zorunlu kılmaz; hükümlü eş davayı kendisi veya avukatı aracılığıyla takip edebilir.

Nafaka ödememe nedeniyle tazyik hapsi verilebilmesi için kişinin ödeme gücünün olması ve kasten ödememesi gerekir. Cezaevinde hiçbir geliri olmayan bir kişi, nafaka borcu nedeniyle ayrıca tazyik hapsine çarptırılmaz. Borç birikir, ancak hapis cezası uygulanmaz.

Sulh Hukuk Mahkemeleri genellikle eşleri vasi olarak atayabilir. Ancak ortada bir boşanma davası varsa veya açılacaksa, eşler arasında 'menfaat çatışması' doğacağından mahkeme sizi vasi olarak atamaz. Başka bir akraba veya barodan bir avukat vasi atanır.

Hükümlülük nedeniyle verilmiş bir kısıtlama varsa bu vesayet, hapis hâlinin hukuka uygun şekilde sona ermesiyle kendiliğinden ortadan kalkar (TMK m. 471/1). Tahliye bilgisini ve eşinizin güncel adresini boşanma mahkemesine bildirin; bundan sonraki tebligatlar eşinize yapılır.

Eşinizin boşanmak istememesi davayı çekişmeli hale getirir. Bu durumda davanız tek celsede bitmez; tanıkların dinlenmesi, delillerin toplanması ve normal çekişmeli mahkeme prosedürlerinin tamamlanması gerekeceğinden dava süresi uzar.

Tutuklu eş henüz hüküm giymemiştir. Eğer sadece suçlama nedeniyle (örneğin TMK 163'e dayanarak) dava açarsanız, beraat etme ihtimali davanızı düşürebilir. Bu durumlarda genellikle evlilik birliğinin sarsılması (TMK 166) nedenine dayanmak daha güvenli bir hukuki yoldur.

Anlaşmalı boşanmada eşin hakime sözlü ve açık olarak boşanma iradesini beyan etmesi şarttır. Eğer SEGBİS'te sessiz kalır, bağlantı kopar veya sorulara net cevap vermezse, hakim anlaşmalı boşanma kararı veremez, davayı erteler veya çekişmeliye çevirir.

Dava açılırken mahkeme harçlarını ve gider avansını kural olarak davayı açan taraf (davacı) peşin olarak ödemek zorundadır. Bu masraflar yatırılmadan dava açılamaz.

Evet, çekişmeli yargılamanın sonunda kural olarak haksız çıkan (kaybeden) taraf, davayı kazanan tarafın başlangıçta cebinden ödediği tüm yargılama giderlerini ona geri ödemekle yükümlü tutulur.

Mahkeme tarafların evliliğin bitmesinde %50 - %50 eşit kusurlu olduğuna hükmederse, genellikle tarafların yaptıkları yargılama masrafları kendi üzerlerinde bırakılır ve birbirlerine ödeme yapmazlar.

Evet, dava sürecinde tebligat, yazışma veya bilirkişi için vezneye yatırılan ancak kullanılmayıp artan miktar, dava kesinleştikten sonra davacının banka hesabına otomatik olarak iade edilir.

Maddi durumu yetersiz olan kişiler, fakirlik belgesi ve SGK dökümleriyle birlikte mahkemeden 'Adli Yardım' talebinde bulunabilir. Kabul edilirse harç ve masraflardan muaf olurlar. Ayrıca Baro'dan ücretsiz avukat talep edebilirler.

Hayır, kendi avukatınızla aranızda yaptığınız sözleşme gereği ödediğiniz vekalet ücretini karşı taraftan talep edemezsiniz. Bu sizin kişisel hizmet alım sözleşmenizdir.

Davayı tamamen kaybettiğinizde, mahkeme karşı tarafın avukatına ödemeniz için kanuni tarifeye göre bir ceza niteliğinde 'Yasal Vekalet Ücreti'ne hükmeder. Bu para doğrudan karşı tarafın avukatına aittir.

Hayır. Aile hukukunda boşanmanın eki niteliğindeki maddi-manevi tazminat veya nafaka talepleri reddedildiğinde, reddedilen bu miktarlar üzerinden karşı taraf yararına vekalet ücretine hükmedilmez.

Bilirkişi veya pedagog ücretleri genellikle ispat yükü taşıyan tarafça veya mahkemenin takdirine göre davanın başında her iki tarafa yarı yarıya paylaştırılarak yatırılır. Dava sonunda ise kaybeden tarafa yüklenir.

Anlaşmalı boşanmada kural sözleşme serbestisidir. Taraflar, harç, avans ve avukatlık masraflarının kim tarafından ödeneceğini hazırlayacakları protokolde serbestçe kararlaştırırlar.

Evet, yerel mahkeme kararını bir üst mahkeme olan İstinaf'a taşımak isteyen taraf, istinaf başvuru harcını ve posta giderlerini peşin olarak yatırmak zorundadır.

Dava sonucunda mahkeme ilamında yer alan masrafları ve vekalet ücretini karşı taraf ödemezse, ilamlı icra takibi başlatarak maaşına, banka hesaplarına veya mallarına haciz koydurabilirsiniz.

Dava dilekçesini sisteme kaydederken harç ve gider avansını yatırmazsanız dava açılmış sayılmaz. Mahkeme sonradan eksiklik tespit ederse size kesin süre verir, bu sürede ödenmezse davayı usulden reddeder.

Evet, size açılan bir boşanma davasına karşı, siz de iddialarınızı sunmak ve kendi taleplerinizi (tazminat/boşanma) iletmek için karşı dava açarsanız, ayrı bir dava açıyormuş gibi harç ve avans ödemeniz gerekir.

Hukukumuzda avukat tutma zorunluluğu yoktur. Avukatsız dava açarak sözleşmesel avukatlık ücretinden tasarruf edebilirsiniz. Ancak devletin aldığı mahkeme harçları ve gider avanslarını yine aynı miktarda ödemek zorundasınız.

Evet, Instagram üzerinden yapılan mesajlaşmalar hukuken belgedir ve delil olarak kullanılabilir. Ancak bu mesajların nasıl elde edildiği çok önemlidir; hesaba izinsiz girilerek veya şifre kırılarak alınan mesajlar hukuka aykırı sayılacağı için mahkemece reddedilir.

Hayır, eşinizin telefonunu gizlice alıp, şifresini kırarak veya izinsiz açarak mesajları kendinize iletmeniz özel hayatın gizliliğini ve haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu oluşturur. Bu yolla elde edilen deliller mahkemede kabul edilmez.

Karşı taraf ekran görüntüsünün Photoshop gibi araçlarla üretildiğini ve sahte olduğunu iddia ederse, görüntünün alındığı cihazın adli bilişim uzmanları tarafından incelenmesi gerekir. Bu riski ortadan kaldırmak için sosyal medya verileri Noter E-Tespit sistemiyle kayıt altına alınmalıdır.

Kullanamazsınız. Yargıtay kararlarına göre, kişiyi aldatmaya veya suç işlemeye teşvik etmek suretiyle (tuzağa düşürerek) elde edilen deliller kurgulanmış sayılır ve hukuka aykırı delil niteliğindedir. Ayrıca size karşı ceza davası açılmasına da sebep olabilir.

İnternet üzerinden dakikalar içinde yapılabilen bir işlemdir. Sisteme zaman damgasıyla kaydedilen veriler, aksi resmi makamlarca ispatlanana kadar kesin delil niteliğine çok yakın bir ispat gücüne sahiptir ve manipülasyon iddialarını çürütür.

Hayır, ne yazık ki mahkemelerin veya savcılıkların Meta (Instagram/WhatsApp/Facebook) gibi şirketlerden içerik talep etmesi boşanma gibi hukuk davalarında sonuç vermemektedir. Bu şirketler, özel hayatın gizliliği politikaları gereği hukuk mahkemelerine yazışma içeriklerini vermez.

Evet, dava kesinleşip nüfus kayıtlarına geçene kadar eşlerin birbirine sadakat yükümlülüğü devam eder. Dava sürerken başka biriyle duygusal ilişki yaşadığınızı gösteren paylaşımlar yapmak kusur sayılır ve davanın aleyhinize dönmesine, tazminat ödemenize yol açabilir.

Sürekli ve ısrarlı bir şekilde eski sevgiliye veya uygunsuz içeriklere beğeni/yorum yapmak, güven sarsıcı davranış olarak değerlendirilebilir. Bu durum, diğer yan delillerle desteklendiğinde evlilik birliğinin sarsılmasına temel oluşturabilir.

Videonun içeriğine bağlıdır. Eğer videoda eşin onurunu zedeleyici ifadeler, lüks bir yaşam tarzı gösterisi (nafaka miktarını etkilemek için) veya güven sarsıcı bir durum varsa, eğlence amaçlı olsa dahi delil olarak kullanılabilir.

Yargıtay'ın bazı istisnai kararlarına göre; eve ait ortak bilgisayarda şifresiz, açık bırakılmış bir hesabın anlık şüpheyle incelenmesi sonucu tesadüfen elde edilen deliller, casus yazılımdan farklı değerlendirilip bazı durumlarda kabul edilebilmektedir. Ancak bu sınır çok incedir ve somut olaya göre hakim değerlendirir.

Kesinlikle yasal değildir. Eşinizin telefonuna gizlice dinleme, konum bulma veya ses kaydetme programları yüklemek Türk Ceza Kanunu kapsamında ciddi bir suçtur ve elde edilen hiçbir kayıt boşanma davasında delil olamaz.

Evet, evli bir kimsenin Tinder, Bumble gibi eşleşme/flört uygulamalarında profil oluşturması tek başına evlilik birliğini sarsan kusurlu (güven sarsıcı) bir davranıştır. Yazışma içeriği bulunamasa bile profilin varlığının tespiti dava için yeterli bir nedendir.

Evet, eşinizin sosyal medya hesaplarından (kendi hesabından bile olsa) size yönelik onur kırıcı, aşağılayıcı veya hakaret içeren paylaşımlar yapması manevi tazminat davasının konusudur ve boşanmada eşi ağır kusurlu hale getirir.

Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre, delillerin dava ve cevap dilekçelerinde (dilekçeler teatisi aşamasında) veya en geç ön inceleme duruşmasına kadar sunulması gerekir. Bu süreden sonra elde edilen deliller ancak istisnai usul kurallarıyla sunulabilir.

24 saat içinde kaybolan hikayelerin delil olabilmesi için, görüldüğü an Noter E-Tespit sistemi üzerinden zaman damgalı olarak kaydedilmesi veya en kötü ihtimalle güvenilir bir cihazla ekran görüntüsünün ve ekran kaydının alınması elzemdir.

Evet, eşinizin WhatsApp durumu üzerinden size laf sokması veya imalı göndermeler yapması boşanma davasında delil olarak kullanılabilir. Bu tür eylemler evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında onur kırıcı davranış ve kusur olarak değerlendirilir.

Evet, isim verilmese dahi paylaşımın içeriğinden, zamanlamasından ve olayların akışından hedef alınan kişinin siz olduğu (matufiyet şartı) açıkça anlaşılabiliyorsa hakaret suçu oluşmuş kabul edilir ve ceza davası açılabilir.

Basit ekran görüntüleri manipülasyona (Photoshop vb.) açık olduğu için karşı taraf itiraz ettiğinde ispat gücü zayıflayabilir. Bu nedenle sosyal medya paylaşımlarının mahkemede kesin delil olabilmesi için Noter aracılığıyla e-tespit işlemi yaptırılması en güvenilir yoldur.

24 saatte silinen (kaybolan) hikayelerdeki hakaretlerin ispatı için paylaşım silinmeden önce derhal Noter e-tespit sistemine girilerek kaydının yapılması gerekir. Eğer silinmişse, o hikayeyi gören ortak arkadaşların tanıklığına başvurulabilir.

Dava açıldıktan sonra gerçekleşen yeni olaylar, mevcut boşanma dosyasına doğrudan dahil edilemez; ancak bu yeni hakaret eylemi için suç duyurusunda bulunabilir ve gerekli görülürse bu yeni vakıaya dayanarak ek/yeni bir boşanma ve tazminat davası açabilirsiniz.

Noter e-tespit işlemi, Türkiye Noterler Birliği sistemi üzerinden internet sayfalarının veya sosyal medya profillerinin anlık ekran görüntüsü, kaynak kodu ve zaman damgası ile resmi olarak kayıt altına alınmasıdır. Boşanma davalarında dijital verilerin değiştirilmediğini ispatlamak için kesin delil olarak kullanılır.

Sahte hesaplardan yapılan hakaretlerde savcılığa suç duyurusunda bulunarak hesabın kime ait olduğunun tespit edilmesini talep etmelisiniz. Siber suçlar birimi ve bilişim uzmanları IP adresleri, log kayıtları veya hesaba bağlı telefon/mail bilgileri üzerinden hesabın eşinize ait olduğunu tespit edebilir.

Eğer Twitter üzerinden yapılan göndermeler sizin şeref ve haysiyetinizi zedeleyecek nitelikteyse ve bunların size yönelik olduğu (matufiyet) ispatlanabiliyorsa, boşanma davasında 'ağır kusur' sayılır ve lehinize manevi tazminata hükmedilebilir.

Nafaka bağlanmasında tarafların kusur oranları çok önemlidir. Eğer kadın, sosyal medyada eşine sürekli ve ağır hakaretler ederek evliliğin bitmesinde 'ağır kusurlu' veya 'tam kusurlu' taraf haline gelmişse, yoksulluk nafakası talebi mahkeme tarafından reddedilebilir.

Evet, eşin ailesine (kayınvalide, kayınpeder vb.) yönelik sosyal medyada sarf edilen onur kırıcı, aşağılayıcı veya hakaret içerikli sözler Yargıtay içtihatlarına göre eşe karşı yapılmış sayılır ve haklı bir boşanma sebebi oluşturur.

Türk Ceza Kanunu madde 125 kapsamında, eşe sosyal medya üzerinden hakaret etmek 'sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle hakaret' suçunu oluşturur. Somut olaya, sabıka kaydına ve hakaretin ağırlığına göre adli para cezası veya hapis cezası verilebilir.

Sosyal medyada eşinize hakaret edilen bir yorumu veya gönderiyi 'beğenmek' (like atmak) veya paylaşmak (retweetlemek), o hakareti benimsemek ve desteklemek anlamına geldiği için Yargıtay tarafından evlilik birliğini sarsan bir kusur olarak kabul edilmektedir.

Evet, TikTok veya Reels gibi platformlarda seçilen şarkı sözleri, seslendirmeler veya videonun bağlamı eşinize onur kırıcı bir mesaj (örneğin zina iması, aşağılama) iletiyorsa, mahkemede delil olarak sunulabilir.

Sosyal medyadan eşin fotoğraflarını silmek veya onu engellemek başlı başına bir hakaret veya boşanma sebebi sayılmaz. Ancak bu durum, fiili ayrılığın ve evlilik birliğinin koptuğunun yan bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Eğer eşiniz sizi sosyal medyada hakaret etmeye kışkırttıysa ve ilk haksız eylem ondan geldiyse, ceza davasında 'haksız tahrik' hükümleri uygulanarak cezanız indirilebilir veya kaldırılabilir. Boşanma davasında ise her iki tarafın eylemleri tartılarak 'eşit kusur' veya farklı kusur oranları belirlenir.

Hayır, tamamen sildiremezsiniz. Türk Hukukunda, usulüne uygun şekilde gerçekleşmiş ve kesinleşmiş bir hukuki durum olan boşanma işleminin devletin resmi kütüklerinden silinmesi mümkün değildir. Bu kayıtlar kamu düzeni için kalıcı olarak saklanır.

E-Devlet sisteminden belge oluştururken 'Nüfus Kayıt Örneği Tipi' seçeneğinde sadece 'Kişi' seçeneğini işaretlemelisiniz. Bu sayede üretilecek belgede sadece kendi bilgileriniz yer alır, aile veya eski eş geçmişiniz belgeye yansımaz.

Yeni bir evlilik yaptığınızda güncel medeni haliniz 'Evli' olur ve yeni eşiniz güncel kaydınızda eş olarak görünür. Ancak vukuatlı (tarihsel) nüfus kayıt örneği aldığınızda, birinci evliliğiniz, boşanmanız ve ikinci evliliğiniz sırasıyla aynı belgede görünmeye devam eder.

Özel bir sebep veya güvenlik soruşturması gerekmediği sürece kurumlara sadece 'Kişi' tipli standart nüfus kayıt örneği verebilirsiniz. Eğer kurum mutlaka 'Aile' tipli istiyorsa, eski eşinizin belgede görünmesini engelleme şansınız maalesef hukuken yoktur.

Türk hukukunda kimliklerde veya nüfus kayıtlarında ayrı bir 'Boşanmış' statüsü görünürlüğü yoktur. Boşanma kararı kesinleşip nüfusa işlendiğinde medeni haliniz doğrudan 'Bekar' olarak güncellenir.

Unutulma hakkı, genellikle arama motorları ve haber sitelerindeki dijital izlerinizi silmek için kullanılır. KVKK ve mahkeme içtihatlarına göre unutulma hakkı, devletin resmi ve hukuki sicilleri (nüfus kütükleri, tapu sicili vb.) üzerinde uygulanamaz.

Evet. 6284 sayılı yasa kapsamında, hayati tehlikeniz varsa Aile Mahkemesinden adres ve kimlik bilgilerinizin gizlenmesini talep edebilirsiniz. Bu karar alınırsa kayıtlarınız silinmez ancak tüm devlet sistemlerinde kilitlenerek başkalarının (eski eş dahil) erişimine tamamen kapatılır.

Hayır, sizin gitmenize gerek yoktur. Mahkemenin boşanma kararı kesinleştiğinde, mahkeme kalemi bu kararı elektronik ortamda (UYAP üzerinden MERNİS'e) Nüfus Müdürlüğüne gönderir ve kayıtlarınız otomatik olarak güncellenir.

Duruşmanın bitmiş olması yeterli değildir. Gerekçeli kararın yazılması, taraflara tebliğ edilmesi, istinaf süresinin dolması ve karara 'kesinleşme şerhi' düşülmesi gerekir. Bu kesinleşme işlemi nüfusa bildirildikten sonra medeni haliniz değişir.

Boşanma kararınız kesinleştikten ve nüfusa işlendikten sonra e-Devlet üzerinden 'Mahkeme Kararları Sorgulama' veya 'Adalet Bakanlığı UYAP Vatandaş Portalı' üzerinden kesinleşmiş boşanma ilamınıza barkodlu olarak ulaşabilirsiniz.

Hayır. İsim değişikliği davası kazansanız bile, eski evliliğiniz yeni isminizin altındaki vukuat tablosunda korunmaya devam eder. Sadece isminizin değiştiğine dair mahkeme kararı kütüğe yeni bir vukuat olarak eklenir.

Kayıtlarda memur hatasından kaynaklanan maddi bir yanlışlık varsa (örneğin boşanma yılının yanlış yazılması), Asliye Hukuk Mahkemesinde 'Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası' açarak bu hatayı sildirebilir ve düzelttirebilirsiniz.

Çocukların kendilerine ait standart nüfus kayıtlarında sadece ebeveynlerinin adları yer alır. Ancak detaylı bir sorgulamada ebeveynlerin boşanmış olduğu bilgisi soyağacı kütüğünde yer alacaktır.

Hakim kararıyla eski eşinizin soyadını kullanmaya devam etseniz dahi, vukuatlı kayıtta 'Boşanma gerçekleşti ancak mahkeme kararıyla eşinin soyadını kullanmasına izin verildi' şeklinde bir şerh mutlaka düşülür.

Konsolosluklar genellikle aile bağlarınızı, varsa çocuklarınızı görmek için vukuatlı aile nüfus kayıt örneği isterler. Belgede eski eşinizin görünmesi olağan bir durumdur ve vize reddi için tek başına bir sebep oluşturmaz.

Evet, kayınvalideye veya eşin ailesine hakaret etmek, Türk Medeni Kanunu madde 166 uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması (şiddetli geçimsizlik) kapsamında geçerli bir boşanma sebebidir. Mahkemeler bu durumu eşe karşı yapılmış ağır bir kusur olarak kabul eder.

Boşanma hukuku açısından eşinizin duyacağı şekilde onun annesine hakaret etmeniz de kusurlu bir davranıştır. Bu durum, eşinizin kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilir ve evlilik birliğini sarsıcı niteliktedir.

Kayınvalidenizin sistematik hakaretleri ve psikolojik şiddeti altında karşılık vermeniz, 'haksız tahrik' olarak değerlendirilebilir. Bu durum, kusur oranınızı azaltabilir, ancak yine de tamamen kusursuz sayılmanızı sağlamayabilir. Karşılıklı durumlar hakimin takdirindedir.

Evet, eşinize attığınız mesajlarda onun ailesine küfretmeniz geçerli bir delildir. WhatsApp yazışmaları hukuka uygun elde edildiği takdirde (örneğin eşiniz kendi telefonundan ekran görüntüsü alarak sunarsa) mahkemece hükme esas alınır.

Sadece görüşmemek veya eve istememek tek başına ağır kusur sayılmayabilir; ancak görüşmemenin altında yatan sebepler incelenir. Görüşmeyi reddederken hakaret ediliyorsa veya zorla aile bağları koparılmaya çalışılıyorsa bu bir boşanma sebebi olabilir.

Evet, eşinizin ailenize hakaret etmesi sizin manevi bütünlüğünüzü zedeleyen bir eylem olduğundan, boşanma davası ile birlikte manevi tazminat talep edebilirsiniz. Tazminat miktarı, hakaretin ağırlığına ve kusur oranına göre belirlenir.

Evet, hakarete uğrayan kayınvalide, Aile Mahkemesindeki boşanma davasından bağımsız olarak, Asliye Hukuk Mahkemesinde genel hükümlere göre haksız fiilden kaynaklı manevi tazminat davası açabilir.

Hakaret ve şiddetli geçimsizlik sebeplerine dayanan çekişmeli boşanma davaları, mahkemenin iş yüküne, delillerin toplanma süresine ve tanıkların dinlenmesine bağlı olarak genellikle 1,5 ile 2,5 yıl arasında sürebilmektedir.

Nafaka bağlanması için talep eden tarafın daha ağır kusurlu olmaması gerekir. Eğer eşiniz haksız yere annenize küfrederek evliliği bitirmişse ve tam/ağır kusurluysa, yoksulluk nafakası talebi büyük ihtimalle reddedilecektir.

Sosyal medyada (Facebook, Instagram, X vb.) eşin ailesini hedef alan, üstü kapalı bile olsa hedefi belli olan hakaret içerikli paylaşımlar, hukuka uygun şekilde dosyaya sunulduğunda delil olarak kabul edilir.

Hayır. Hukukumuzda iddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir. Tanık beyanı, mesaj kaydı veya ses kaydı (usulüne uygun) gibi somut delilleriniz yoksa, salt kendi sözlerinizle hakareti ispatlamış sayılmazsınız.

Hukuken bir fark yoktur. Eşin annesine, babasına, kardeşlerine veya değer verdiği diğer yakın akrabalarına edilen hakaretler, aynı şekilde evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve kusurlu hareket olarak değerlendirilir.

Yargıtay kararlarına göre, bir anlık öfkeyle söylenen ve evliliğin genel seyrinde tekrarlanmayan bazı sözler, sonrasında eşlerin barışıp birlikte yaşamaya devam etmesi halinde 'affedilmiş' sayılabilir. Ancak affedilmemiş ve ortak hayatı çekilmez kılmışsa tek bir sefer bile yeterli olabilir.

Aynı evde yaşamaya zorlanmanız ve o evde psikolojik şiddet görmeniz tahrik unsurudur. Mahkeme, eşinizin sizi bağımsız bir konut sağlamadan ailesiyle yaşamaya zorlamasını ağır kusur olarak değerlendirebilir; bu durumda sizin hakaretiniz tahrik altında verilmiş bir tepki sayılabilir.

Kişinin haberi olmadan gizlice yerleştirilen ses kayıt cihazlarıyla elde edilen deliller hukuka aykırıdır ve suç teşkil eder. Ancak size yönelik ani gelişen bir hakaret saldırısı anında, kendinizi korumak ve olayı ispatlamak amacıyla o an aldığınız ses kaydı, Yargıtay'ın istisnai kararlarına göre bazı durumlarda delil sayılabilmektedir; yine de bu çok riskli bir alandır.

Evet, ekonomik şiddet evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açan ağır bir kusurdur. Yargıtay kararlarına göre, eşe para vermemek veya temel ihtiyaçları karşılamamak tek başına haklı boşanma sebebi sayılmaktadır.

Evet, eşinizin sizi maddi olarak zora sokmak veya cezalandırmak amacıyla kullanmakta olduğunuz kredi kartınızı veya ek kartınızı iptal etmesi, Yargıtay tarafından ekonomik şiddet eylemi olarak değerlendirilmektedir.

Kesinlikle bir boşanma sebebidir. Anayasal çalışma hürriyetinin eş tarafından engellenmesi, kadını ekonomik olarak kendine bağımlı kılma amacı taşıdığından mahkemelerce ağır kusur kabul edilir.

Ailenin gelir durumu iyi olmasına rağmen, eşin evin temel ihtiyaçlarını (ısınma, beslenme, sağlık) kasten kısmak suretiyle hastalık derecesinde cimrilik yapması ekonomik şiddettir ve boşanma davasına konu edilebilir.

Eşinizin sizden habersiz ortak yaşamı riske atacak şekilde yüksek meblağlı krediler çekmesi güven sarsıcı davranıştır. Bu durumu banka kayıtlarıyla ispatlayarak çekişmeli boşanma davası açabilirsiniz.

En güçlü deliller banka ve kredi kartı ekstreleridir. Bunun yanı sıra SGK dökümleri, maaş bordroları, WhatsApp ve SMS mesajlaşmaları ile evliliğin iç yüzünü bilen tanık beyanları dava dosyasında kullanılır.

Evet, ekonomik şiddet mağduru eş, bu eylemler nedeniyle uğradığı elem ve yıpranma karşılığında manevi tazminat; mevcut ve beklenen ekonomik menfaatlerinin zedelenmesi nedeniyle de maddi tazminat talep edebilir.

Ekonomik gücünüz yoksa, bulunduğunuz ilin barosuna başvurarak adli yardım talebinde bulunabilir ve ücretsiz avukat atanmasını sağlayabilirsiniz. Ayrıca dava harç ve masraflarından muafiyet talep etme hakkınız vardır.

Boşanma davası açıldığında hakimin takdiriyle dava süresince geçerli olmak üzere tedbir nafakası bağlanır. Kusursuz veya daha az kusurlu taraf iseniz, boşanma sonrasında bu nafaka yoksulluk nafakası olarak devam edebilir.

Evet, kendi emeğinizin karşılığı olan maaşınıza eşiniz tarafından el konulması ve tasarruf hakkınızın engellenmesi hukuken ekonomik şiddettir. Boşanma davasında karşı taraf aleyhine ağır kusur olarak değerlendirilir.

Eşin sürekli kumar, bahis veya şans oyunları oynayarak ailenin rızkını ve ortak birikimlerini heba etmesi hem ekonomik şiddet hem de haysiyetsiz hayat sürme kapsamında değerlendirilebilen net bir boşanma sebebidir.

Evet, çalışmayan bir eşe ailenin maddi imkanları dahilinde evin ve kendi kişisel ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir harçlık verilmemesi, onu sürekli para istemek zorunda bırakmak onur kırıcı bir ekonomik şiddet türüdür.

Kadına ait olan ziynet eşyalarının (düğün takılarının) erkeğin borçları veya keyfi harcamaları için rızası dışında alınarak bozdurulması güven sarsıcı eylem ve ekonomik tahakküm olarak boşanma sebebidir.

Çekişmeli boşanma davaları kapsamında görülen ekonomik şiddet davaları, mahkemenin iş yüküne ve delillerin toplanma (banka müzekkereleri vb.) hızına bağlı olarak ilk derece mahkemesinde ortalama 1 ile 2 yıl arasında sürmektedir.

Erkeğin yeterli ekonomik gücü olmasına rağmen bağımsız bir ev açmaktan kaçınarak eşini kendi anne babasıyla birlikte yaşamaya zorlaması, Yargıtay içtihatlarına göre hem barınma hakkı ihlali hem de bir tür ekonomik ve psikolojik şiddettir.

Evet, ancak bunun zamanlaması önemlidir. Eğer dilekçeler aşaması (cevaba cevap süresi) bitmemişse serbestçe ekleyebilirsiniz. Eğer ön inceleme duruşması yapılmışsa, iddiayı sadece 'Islah' kurumu aracılığıyla dosyaya ekleyebilirsiniz.

Boşanma davalarında iddia ve savunmayı genişletme yasağı, HMK madde 141 gereğince 'Ön İnceleme' aşamasının tamamlanmasıyla (ön inceleme duruşmasının bitimiyle) kesin olarak başlar. Bu aşamadan sonra yasağın istisnaları devreye girer.

Hayır, ekleyemezsiniz. Mahkemeler, sadece davanın açıldığı tarihten önce yaşanmış olayları yargılayabilir. Dava sürecinde gerçekleşen aldatma veya şiddet olayları için yeni bir boşanma davası açıp dosyaların birleştirilmesini talep etmeniz gerekir.

Islah, taraflardan birinin mahkemeye sunmuş olduğu dilekçelerde yaptığı usuli bir eksikliği, hatayı gidermesine veya taleplerini (örneğin tazminat miktarını) artırmasına olanak tanıyan tek taraflı yasal bir haktır. Her dosyada sadece bir kez yapılabilir.

Evet, ıslah dilekçesi vererek ve gerekli ıslah harcını yatırarak dava dilekçenizde hiç bahsetmediğiniz maddi ve manevi tazminat taleplerinizi dosyaya ekleyebilirsiniz. Ancak bunu tahkikat aşaması (karar duruşması) bitmeden yapmalısınız.

Normal şartlarda ön inceleme bittikten sonra yeni bir iddia öne sürerseniz davalı taraf haklı olarak itiraz edecektir. Ancak siz bu değişikliği yasal 'Islah' hakkınızı kullanarak yaparsanız, karşı tarafın itiraz etmesi ıslahın geçerliliğini ortadan kaldırmaz.

Dilekçeler aşaması geçtikten sonra ıslah yapmadan iddialarınızı değiştirmek isterseniz, karşı tarafın duruşma tutanağına geçirilecek 'açık muvafakati' gerekir. Eğer karşı taraf onay verirse, ıslah yapmadan da iddialar dosyaya eklenebilir, ancak uygulamada bu çok nadirdir.

HMK madde 176 uyarınca aynı davada taraflar ancak BİR KEZ ıslah yoluna başvurabilirler. Bu nedenle ıslah hakkınızı davanın seyri netleşene kadar veya enflasyon etkilerini net görene kadar bekletmeniz stratejik olarak önemlidir.

Evet. Eğer ıslah ile tazminat gibi parasal bir talebi artırıyorsanız veya dosyaya yeni bir parasal talep ekliyorsanız, artırılan değer üzerinden nispi tamamlama harcının peşin olarak vezneye yatırılması zorunludur. Harç yatırılmazsa ıslah geçersiz sayılır.

Tam ıslah, davanın türünü ve dilekçeyi tamamen değiştirmektir (Örn: Boşanma davasını evliliğin iptaline çevirmek). Kısmi ıslah ise davanın özü aynı kalırken, unutulan bir olayı veya tazminat miktarını dilekçeye ekleyerek düzeltme yapmaktır.

Hayır. Hakimler 'taleple bağlılık ilkesi' gereği dilekçenizde yazan rakamdan fazlasına hükmedemezler. Enflasyon veya başka sebeplerle rakamı artırmak istiyorsanız, bunu karar çıkmadan önce yazılı olarak ıslah dilekçesi ve harcıyla yapmalısınız.

Eğer eşinizin zinasını davanın açıldığı tarihten ÖNCE biliyorsanız ve elinizde delil varsa, ancak dava dilekçesine sadece şiddetli geçimsizlik yazdıysanız, ıslah yoluyla hukuki sebebi 'Zina' olarak değiştirebilir veya ekleyebilirsiniz.

Hayır, sunulamaz. Islah kurumu iddia ve vakıaları (olayları) değiştirmek veya talepleri artırmak içindir. Mahkemenin verdiği kesin süre içinde sunulmayan delil listesi veya tanık isimleri, sonradan ıslah dilekçesiyle dosyaya dahil edilemez.

Hayır. Karşı dava açma süresi yasal bir süredir (cevap dilekçesi süresi içindedir). Bu süre kaçırıldıktan sonra 'Islah' kurumu kullanılarak karşı dava açılamaz. Ayrı bir boşanma davası açıp dosyaların birleştirilmesini talep etmeniz gerekir.

Evet. Tıpkı davacı gibi davalı taraf da iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabidir. Süresinde sunduğunuz cevap dilekçesinde sadece iddiaları inkar edip, sonradan duruşmalarda 'Asıl davacı kusurludur' diyemezsiniz. Davalı da ıslah hakkını kullanabilir.

Kayınvalidenizin hakaretleri evliliğinizi yıpratıyorsa ve eşiniz bu duruma sessiz kalıp sizi savunmuyorsa veya annesini haklı buluyorsa, bu durum evlilik birliğinin sarsılması sebebidir. Doğrudan eşinizin bağımsız bir yuva kuramaması ve sizi korumaması üzerinden boşanma davası açabilirsiniz.

Hayır, kusur değildir. Hukuka göre her çiftin bağımsız bir konut hakkı vardır. Eşlerden birinin rızası olmadan diğer eşin ailesiyle birlikte yaşamaya zorlanması haklı bir boşanma nedenidir ve zorlayan eş kusurludur.

Eğer bu gelenek dayatması sizin özgürlüklerinizi kısıtlıyor, yaşam tarzınıza psikolojik şiddet uygulayacak boyutta bir baskıya dönüşüyorsa boşanma sebebidir. Evlilikte hiçbir kültür diğerine tahakküm edemez.

Eşinizle boşanma, nafaka, tazminat ve velayet gibi konularda uzlaşamıyorsanız davayı mecburen çekişmeli boşanma olarak açmalısınız. Anlaşabiliyorsanız, sebebi ne olursa olsun anlaşmalı boşanma da yapılabilir.

Bu durumu ortak evinize gelip giden dostlarınız, komşularınız ve kendi aile bireylerinizin tanıklığıyla ispatlayabilirsiniz. Ayrıca eşinizin ailesiyle olan mesajlarınız, WhatsApp konuşmaları veya sosyal medya içerikleri de önemli birer delildir.

Evet, eşin diğer eşi sosyal çevresinden, ailesinden veya arkadaşlarından soyutlaması mahkemelerce ekonomik, psikolojik veya sosyal şiddet olarak değerlendirilir. Bu, ağır kusur sayılan eylemler arasındadır.

Evet, eşin ortak yuvanın ihtiyaçlarını görmezden gelerek kendi kök ailesine sürekli ve karşılıksız finansal kaynak aktarması evlilik sorumluluklarını ihmal etmek anlamına gelir ve ekonomik şiddet sayılır.

Hukuk sistemi inanç ve mezhep farklılıklarını bir ayrımcılık nedeni olarak görmez. Ancak eşlerden birinin, diğerini kendi dini inancına veya ibadet şekillerine uymaya zorlaması o taraf için ağır kusur oluşturur.

Evet. Eşinizin ve ailesinin tavırları nedeniyle kişilik haklarınız saldırıya uğradıysa, onurunuz kırıldıysa ve psikolojik bir buhran yaşadıysanız, kusurlu olan eşinizden manevi tazminat talep etme hakkınız vardır.

Ortak konuta izinsiz girmek konut dokunulmazlığını ihlal anlamına gelebilir. Eşinizin anahtarı kendi rızasıyla vermiş olması bile, sizin rızanız olmadan mahremiyetinizin ihlal edilmesi nedeniyle boşanma davasında eşinizin kusuru olarak değerlendirilir.

Tek başına bir boşanma sebebi olmayabilir; ancak evlilik boyunca kararların sürekli eşin ailesinin baskısıyla tek taraflı alınması ve diğer eşin isteklerinin tamamen yok sayılması, şiddetli geçimsizlik tablosunun bir parçasıdır.

Kesinlikle etkiler. Çocuğa, ebeveynlerinden birine karşı yabancılaşma aşılamak (Ebeveyne Yabancılaşma Sendromu) pedagojik olarak çocuğa zarar verir. Hakim, velayeti değerlendirirken bu tür zehirleyici kültürel baskıları dikkate alır.

Evet, hukukumuzda eşin anne ve babası, hatta kardeşleri dahil akrabaları mahkemede tanık olarak dinlenebilir. Yemin ettirilerek beyanları alınır ve hakimin vicdani kanaati doğrultusunda değerlendirilir.

Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre hukuken geçerli olan sadece resmi nikahtır. Eşin veya ailesinin resmi nikahı önemsizleştirip medeni haklarınızı kullanmanıza engel olması ciddi bir hak ihlalidir.

Boşanma davalarında hakim eşleri psikolojik tedaviye zorlamaz. Eğer eş bağımsızlaşamıyor ve evliliği zedeliyorsa, bu durum evlilik birliğini temelinden sarsan eylem olarak kabul edilir ve boşanma kararı verilir.

Eğer protokolde devir işlemi 'mal rejiminin tasfiyesi' kapsamında yapıldığı açıkça belirtilmişse binde 40 oranındaki yüksek alım-satım tapu harcından muaf olursunuz. Sadece maktu (sabit) karar harcı ve döner sermaye bedeli ödenir.

Hayır. Duruşma zaptı ile tapuda işlem yapılamaz. Kararın yazılması, taraflara tebliğ edilmesi, istinaf sürelerinin geçmesi (veya feragat edilmesi) ve kararın üzerine 'kesinleşme şerhi' vurulması gerekir.

Protokolde yer alan taahhüdünü yerine getirmeyen eşe karşı, Aile Mahkemesinde 'Tapu İptali ve Tescil (Ferağa İcbar)' davası açmanız gerekir. Mahkeme, eşinizin imzasına gerek kalmadan tapuyu doğrudan sizin adınıza tescil ettirir.

Evin mülkiyeti protokol ile devredilebilir ancak üzerindeki banka ipoteği silinmez. Krediyi üstlenecek eşin bankaya başvurup borcun naklini (kredi devrini) talep etmesi gerekir. Banka kabul etmezse eski borçlu ödemeye devam eder, ödemezse ev icradan satılabilir.

Protokol ile çocuğa devir yapılması halinde işlem ivazsız intikal (bağış) sayılacağı için çok yüksek Veraset ve İntikal Vergisi çıkar. Ayrıca çocuk 18 yaşına gelene kadar ev üzerinde tasarrufta bulunmak (satmak vb.) için mahkemeden izin alınması zorunludur.

Kesinlikle hayır. Tapu müdürlüğünde sorun yaşamamak için taşınmazın il, ilçe, mahalle, ada, parsel, bağımsız bölüm numarası ve arsa payı gibi tüm resmi sicil kayıtlarının protokolde eksiksiz yer alması şarttır.

Yurt dışındaki eş, bulunduğu ülkedeki Türk Konsolosluğundan Türkiye'deki bir avukata veya güvendiği bir kişiye boşanma protokolüne atıf yapan 'özel yetkili tapu ferağ vekaletnamesi' vermelidir. Bu vekalet ile vekil tapu işlemlerini gerçekleştirebilir.

Kanunda mutlak bir süre olmasa da, karar kesinleşir kesinleşmez işlemin yapılması çok önemlidir. Gecikilmesi halinde, ev halen diğer eşin üzerine göründüğünden o eşin borçları yüzünden eve haciz gelme riski doğar.

Evet. Anlaşmalı boşanmada taraflar özgür iradeleriyle hareket eder. Evlilik öncesi alınmış ve kişisel mal niteliğindeki bir ev bile, tarafların rızası ve anlaşmasıyla boşanma protokolüne tazminat veya mal paylaşımı karşılığı olarak devredilebilir.

Boşanma kararı kesinleştiğinde aile konutu vasfı biter. Kesinleşmiş mahkeme kararı ile tapuya başvurulduğunda, şerhin terkini (silinmesi) ve devir işlemi aynı anda gerçekleştirilebilir.

Eğer protokolde 'bağışlıyorum' kelimesi geçerse tapu harcı muafiyetinden yararlanamazsınız. İşlem maliye tarafından karşılıksız intikal sayılır ve evi alan eşten ciddi oranda Veraset ve İntikal Vergisi tahsil edilir.

Evet. Tapu müdürlükleri işlem tesis etmeden önce gayrimenkulün bağlı bulunduğu belediyeden alınmış, emlak vergisi borcu olmadığını gösteren güncel onaylı 'rayiç bedel belgesi'ni mutlaka talep eder.

Protokolde evin tahliyesi için bir süre (örneğin 30 gün) öngörülmüş ve kesinleşmişse, ayrı bir dava açmanıza gerek yoktur. Kesinleşmiş ilam ile doğrudan icra dairesine başvurarak ilamlı tahliye işlemi başlatabilirsiniz.

Evet, 2026 yılı itibarıyla tapu müdürlükleri manuel evrakla randevusuz işlem kabul etmemektedir. Gerekçeli karar ve evraklar taranarak e-devlet üzerinden WebTapu sistemine yüklenmeli ve randevu SMS'i beklenmelidir.

Anlaşmalı boşanmalarda kural olarak resmi bir ekspertiz şartı yoktur; eşlerin kendi aralarında evin değerini kabul edip anlaşmaları yeterlidir. Ancak sonradan hak kaybı hissetmemek adına tarafların kendi inisiyatifleriyle değerleme yaptırması tavsiye edilir.

Boşanma kararı kesinleştiğinde aile konutu vasfı biter ve mülkiyet sahibi olmayan eşin evde oturma hakkı kalmaz. Yasal bir süre olmamakla birlikte, ihtarname ile verilen süre (genelde 15-30 gün) içinde ev boşaltılmalıdır.

Hayır, sırf mülkiyetin size ait olması sebebiyle polisi çağırıp eşinizi attıramazsınız. Mülkiyet anlaşmazlıklarında kolluk kuvvetleri doğrudan müdahale edemez. Tahliye için mahkeme kararı (Müdahalenin Men'i) ve icra takibi gereklidir.

Evet. Velayet hakkı, mülkiyet hakkını geçersiz kılmaz. Tapu eşinize aitse evden çıkmanızı isteyebilir. Ancak bu durum, çocukların barınma ihtiyacı için bağlanacak nafaka miktarının yüksek tutulmasına sebep olabilir.

Eğer eski eşiniz evde fiilen yaşamaya devam ediyorsa, mahkeme kararı olmadan çilingirle kilidi değiştirmek 'Hakkı Olmayan Yere Tecavüz' suçunu oluşturabilir. Tahliyenin yasal yollarla ve icra müdürlüğü eliyle yapılması gerekir.

Evet. Boşanma kesinleştikten ve evi tahliye etmesi için kendisine usulüne uygun ihtarname gönderildikten sonra, evde haksız oturduğu her ay için 'Ecrimisil' (işgal tazminatı) adıyla emsal kira bedelini geriye dönük talep edebilirsiniz.

Eğer kira kontratının tarafı siz değilseniz ve eşiniz evden ayrılmışsa, siz o evde fuzuli şagil (işgalci) konumunda olursunuz. Ev sahibi, kontratta taraf olmadığınız için tahliye davası açarak sizi evden çıkarabilir.

Zorunlu olmamakla birlikte, tahliye sürecinin sorunsuz işlemesi için şiddetle tavsiye edilir. Tahliye tarihi, saati ve tahliye edilmemesi halindeki cezai şartlar protokole mutlaka eklenmelidir.

Mahkemenin iş yüküne, tebligat süreçlerine ve keşif işlemlerine bağlı olarak ortalama 8 ila 14 ay arasında bir sürede sonuçlanmaktadır. Sonrasında icra aşaması başlar.

Hisseli tapularda kimse kimseyi evden doğrudan atamaz. Bu durumda Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şüyu) davası açılarak evin icra yoluyla satılması ve gelirin paylaşılması yoluna gidilir. Ayrıca kendi hisseniz oranında ecrimisil talep edebilirsiniz.

Hayır. 6284 sayılı yasa kapsamındaki uzaklaştırma kararı, şiddeti önlemeye yönelik geçici bir tedbirdir (1-6 ay arası). Bu süre dolduğunda karar biter, kalıcı bir tahliye veya mülkiyet devri niteliği taşımaz.

Tahliye davası için doğrudan ihtarname şartı olmasa da, kötüniyeti ve temerrüdü ispatlamak, özellikle de ecrimisil (tazminat) faizini başlatmak için ihtarname göndermek stratejik olarak zorunludur.

Hayır. Eşyaları çöpe atmanız mala zarar verme suçunu oluşturabilir. Mahkeme kararı alarak icra memurları aracılığıyla eşyaların tutanakla yediemin deposuna kaldırılmasını sağlamalısınız.

Kendiliğinden kalkmaz. Boşanma kararının kesinleşme şerhini içeren ilam ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğü'ne başvurarak aile konutu şerhinin terkin (iptal) edilmesini talep etmeniz gerekir.

Boşanma kararı tamamen kesinleşmeden (Yargıtay/İstinaf onaması olmadan) evlilik birliği ve dolayısıyla 'aile konutu' koruması devam eder. Kesinleşme olmadan sırf tapu sahibi olduğunuz için tahliye davası açamazsınız.

Hukuken avukat tutma zorunluluğunuz yoktur. Ancak ihtarname süreci, görevli mahkemenin tespiti, ecrimisil talebi ve icra işlemleri çok teknik hukuki konular olduğu için hakkınızı kaybetmemek adına uzman bir avukatla çalışmanız son derece önemlidir.

Hayır, duruşmada verilen kısa karar evliliği hukuken hemen bitirmez. Kararın gerekçeli olarak yazılması, taraflara tebliğ edilmesi ve istinaf sürelerinin dolması sonucunda kesinleşmesi gerekir. Kesinleşme anına kadar resmi olarak evli kalmaya devam edersiniz.

Kanuna göre hakimin gerekçeli kararı yazma süresi 1 aydır. Ancak mahkemelerin iş yüküne bağlı olarak özellikle büyükşehirlerde bu süre 2-3 ayı bulabilmektedir. Anlaşmalı boşanmalarda ise genellikle birkaç gün içinde yazılır.

Kesinlikle hayır. Karar kesinleşmeden resmi olarak bekar statüsüne geçemeyeceğiniz için yeni bir evlilik yapmanız hukuken imkansızdır. Ayrıca kadınlar için karar kesinleştikten sonra bile 300 günlük iddet müddeti kuralı vardır.

Boşanma kararı kesinleştikten sonra mahkeme bu durumu MERNİS sistemine bildirir. E-Devlet üzerinden nüfus kayıt örneğinize baktığınızda medeni haliniz 'Bekar' olarak güncellenmişse, randevu alıp kimliğinizi değiştirebilirsiniz.

Eğer eski eşiniz bilerek veya bilmeyerek tebligatı almazsa, tebligat muhtara bırakılır. Muhtara bırakıldığı tarihte hukuken tebliğ edilmiş sayılır ve 2 haftalık itiraz süresi işlemeye başlar.

Gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra her iki taraf da mahkemeye 'istinaftan feragat' dilekçesi verirse, 2 haftalık yasal sürenin dolması beklenmez. Karar dilekçelerin verildiği gün kesinleştirilir.

Boşanma davasında hükmedilen maddi veya manevi tazminatın icra yoluyla tahsil edilebilmesi için kararın kesinleşmesi zorunludur. Kesinleşme sağlandığı gün icra işlemlerine başlanabilir.

Evet, karar kesinleşip nüfusa işlendiğinde kadının soyadı otomatik olarak evlenmeden önceki bekarlık soyadına döner. Yeni kimlik çıkarırken bu yeni soyadı baz alınır.

Evet, UYAP Vatandaş Portalı üzerinden veya E-Devlet kapısından dosyanızı sorgulayarak, mahkeme tarafından sisteme yüklenmiş kesinleşme şerhini elektronik imzalı şekilde indirebilirsiniz.

Eğer taraflardan biri gerekçeli karara 2 hafta içinde itiraz ederse, dosya Bölge Adliye Mahkemesi'ne (İstinaf) gider. Bu durumda boşanma kesinleşmez ve evlilik birliği hukuken üst mahkeme süreci bitene kadar devam eder.

Dava süresince ödenen tedbir nafakası derhal ödenmeye devam eder. Karar kesinleştiğinde ise bu nafaka otomatik olarak iştirak veya yoksulluk nafakasına dönüşür. Gecikme yaşanmaz.

Velayet hakkının tek başına kullanılması (örneğin çocuğu başka bir okula kaydettirme veya pasaport işlemleri) ancak velayet kararının kesinleşmesiyle mümkündür. Karar kesinleşmeden ortak velayet kuralları geçerlidir.

Yurtdışındaki eşe tebligat Adalet Bakanlığı aracılığıyla ilgili ülkenin konsoloslukları vasıtasıyla yapılır. Yabancı dilde çeviriler gerektiği için bu işlem aylar, bazen 1 yıldan uzun sürebilir.

Mal paylaşımı davası boşanma davası devam ederken açılabilir ancak görülmesi için boşanmanın kesinleşmesi bekletici mesele yapılır. Kesinleştikten sonra davaya devam edilir.

E-tebligat sisteminde, elektronik tebligatın kişinin veya avukatın hesabına ulaştığı tarihi izleyen 5. günün sonunda tebliğ edilmiş sayılır ve 2 haftalık yasal itiraz süresi bu 5. günden sonra işlemeye başlar.

Hayır, hafif veya orta şiddetli depresyon, kanunun aradığı 'iyileşme umudu olmayan' akıl hastalığı (TMK 165) statüsünde değerlendirilmez. Ancak depresyon nedeniyle yaşanan sorunlar evliliği çekilmez hale getiriyorsa TMK 166 uyarınca şiddetli geçimsizlik davası açılabilir.

Süreç tıkanmaz. Hakim, gerekli gördüğü takdirde eşinizin polis marifetiyle (zorla) evden alınarak ilgili hastaneye götürülmesine ve muayenesinin yapılmasına karar verebilir.

Velayet davalarında çocuğun üstün yararı ve güvenliği esastır. Akıl hastalığı nedeniyle vesayet altına alınan bir kişiye velayet verilemez. Çocuğun bakımına mani bir durumunuz yoksa velayet büyük ihtimalle size verilecektir.

Hayır, alamazsınız. Tazminat yükümlülüğü için kişinin kusurlu davranışlarda bulunması gerekir. Akıl hastası bir birey davranışlarını kontrol edemediği için kusursuz sayılır ve tazminata mahkum edilemez.

Bu durum bipolar bozukluğun derecesine ve tedaviye verdiği yanıta bağlıdır. Eğer sağlık kurulu hastalığın çok ileri boyutta olduğunu ve iyileşme ihtimalinin kalmadığını raporlarsa TMK 165 kapsamında değerlendirilebilir. Tedavi edilebilir durumdaysa ancak şiddetli geçimsizliğe konu olabilir.

Boşanma davası açtığınız için aranızda menfaat çatışması (husumet) vardır. Bu nedenle siz vasi olamazsınız. Sulh Hukuk Mahkemesi genellikle eşinizin anne, baba, kardeş veya yetişkin çocuklarından birini vasi atar; kimse yoksa dışarıdan bir temsilci atanır.

Bu davalar normal çekişmeli davalardan daha uzun sürer. Hastaneye sevk, sağlık raporunun beklenmesi ve özellikle Sulh Hukuk Mahkemesi'nde yürütülen vesayet (vasi tayini) sürecinin tamamlanması gerektiğinden ortalama 2 ile 3 yıl arasında sonuçlanmaktadır.

Hayır, anlaşmalı boşanamazsınız. Akıl hastalığı nedeniyle ayırt etme gücünden yoksun kişilerin atacağı imzanın hukuki geçerliliği yoktur. Süreç zorunlu olarak çekişmeli ve vasi atanarak yürütülmek zorundadır.

Kural olarak delil ikame avansını davayı açan taraf, yani davacı öder. Adli tıp veya devlet hastanesindeki kurul masrafları davacı tarafından karşılanır. Ancak dava sonunda haklı çıkarsanız bu masrafları karşı taraftan talep edebilirsiniz.

Eğer sadece TMK 165 (akıl hastalığı) maddesine dayanarak dava açtıysanız ve rapor iyileşebilir diyorsa davanız reddedilir. Bu nedenle davayı 'terditli' açarak, hastalık iyileşebilir çıksa bile aynı davranışlardan dolayı TMK 166 (şiddetli geçimsizlik) kapsamında boşanma talep edilmelidir.

Dava hangi aşamada olursa olsun, kişinin akıl sağlığını yitirdiği tespit edilirse mahkeme yargılamayı derhal durdurur. Sulh Hukuk Mahkemesi'ne bildirim yapılarak eşe vasi atanması beklenir, vasi atandıktan sonra yargılamaya devam edilir.

Eğer akıl hastası eşin geliri veya malvarlığı varsa ve siz boşanma yüzünden yoksulluğa düşecekseniz, kusuru olmasa dahi kendi malvarlığından size yoksulluk nafakası veya çocuklar için iştirak nafakası ödemesine hükmedilebilir.

Vesayet makamının boşanmaya 'izin' vermesi gibi bir durum söz konusu değildir. Boşanma hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlıdır. Vasi sadece kısıtlı eşi davada temsil eder, son kararı kanuni şartlar oluşmuşsa Aile Mahkemesi hakimi verir.

Eğer ağır şizofreni evlilik öncesinde de varsa, bu durum evlenmeye yasal bir engel teşkil eder. Bu durumda boşanma davası yerine evliliğin nispi veya mutlak butlanla iptali davası açılması daha doğru bir hukuki yol olabilir.

Hayır, TMK 165 kapsamında aranan rapor mutlaka resmi bir sağlık kurulu (Tam teşekküllü Eğitim Araştırma veya Ruh Sağlığı Devlet Hastaneleri ile Adli Tıp Kurumu) tarafından verilmelidir. Özel hastane veya muayenehane raporları kesin delil sayılmaz.

Hayır, kesinlikle geçersizdir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca rıza dışı program kurarak elde edilen veriler hukuka aykırı delil sayılır ve mahkeme tarafından dikkate alınmaz. Ayrıca bu eylem Türk Ceza Kanunu kapsamında hapis cezası gerektiren bir suçtur.

Eğer şifre kırmadıysanız, bilgisayar ortak kullanım alanındaysa ve mesajlar tesadüfen ekranda açık kalmışsa, Yargıtay kararlarına göre bu durum çoğunlukla hukuka uygun delil olarak kabul edilebilmektedir. Ancak kasten takip veya gizli program kurma olmamalıdır.

Sadece ani gelişen, o an başka türlü kanıtlama imkanı olmayan fiziksel saldırı, ölüm tehdidi veya ağır hakaret gibi istisnai durumlarda refleks olarak alınan ses kayıtları mahkemece hukuka uygun delil sayılabilir. Önceden planlanmış kayıtlar suçtur.

Hayır. Kişinin arabasına bilgisi dışında GPS yerleştirmek özel hayatın ve kişisel verilerin ihlali suçudur. Mahkeme bu yolla tespit edilen konum ve otel bilgilerini zehirli delil kabul ederek reddedecektir.

Eşiniz TCK Madde 243 Bilişim Sistemine Girme ve Madde 132 Haberleşmenin Gizliliğini İhlal suçlarını işlemiştir. Derhal Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmalı ve boşanma dosyanızda bu delillerin reddini talep etmelisiniz.

Eğer kameranın varlığı her iki eş tarafından da biliniyorsa, güvenlik amacıyla takılmışsa ve gizlenmemişse, bu kameranın kaydettiği görüntüler hukuka uygun sayılır ve boşanma davasında delil olarak sunulabilir.

Evet, çok ağır bir suçtur. Özel hayatın en mahrem alanı olan yatak odasına rıza dışı gizli kamera yerleştirmek, özel hayatın gizliliğini ihlaldir ve Türk Ceza Kanunu uyarınca ciddi hapis cezası ile yaptırıma bağlanmıştır.

Hayır. Hukukta bu durum 'kışkırtıcı ajanlık' olarak adlandırılır. Mahkeme, ortada gerçek bir aldatma iradesi olmadığını, olayın sizin tarafınızdan kurgulanmış bir tuzak olduğunu belirterek bu mesajları delil olarak reddeder.

Bu teori, yasa dışı bir yöntemle (örneğin casus programla) elde edilen bir bilginin, sonradan yasal yollarla doğrulanması halinde bile geçersiz sayılmasıdır. Hukuka aykırı yolla ulaşılan her türlü yan delil de dosyadan çıkarılır.

Hayır. Eşinizin HTS kayıtlarını (kiminle ne zaman kaç dakika konuştuğu, hangi baz istasyonundan sinyal aldığı) sadece hakim kararıyla ilgili GSM operatöründen resmi yazıyla isteyebilirsiniz. Bireysel olarak bunları ele geçirmeniz yasa dışıdır.

Hayır. Evlilik içinde olunsa dahi günlük, kişinin en mahrem ve dokunulmaz özel alanıdır. Eşinizin kilitli tuttuğu veya gizlediği kişisel günlüğünü zorla alıp okumak ve sunmak özel hayatın ihlali sayılır.

Türkiye'de özel dedektiflik kanunu bulunmamaktadır. Birini tutarak eşinizin gizlice fotoğraflarını çektirmek, evini veya aracını gözetletmek özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu doğurur ve elde edilen resimler mahkemede kullanılamaz.

Otel kayıtları (mahkeme kanalıyla istenir), uçuş dökümleri, kredi kartı harcama ekstreleri (restoran/hediye detayları), bizzat gören tanıkların mahkemedeki yeminli beyanları ve eşin kendi açık sosyal medya paylaşımları güvenilir delillerdir.

Evin mülkiyetinin size ait olması, evin içindeki mahremiyeti tek başınıza ihlal edebileceğiniz anlamına gelmez. Ortak yaşam alanında eşinizin rızası olmadan dinleme cihazı yerleştirmek net bir şekilde suçtur.

Eğer eşinizin elinde başka hiçbir hukuka uygun delil yoksa ve tüm iddiası yasa dışı ses kaydı veya casus yazılıma dayanıyorsa, mahkeme bu delilleri reddedeceği için davası ispatlanamamış sayılarak reddedilecektir.

Boşanma davalarında kanunla belirlenmiş bir üst veya alt sınır yoktur. Hakim, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına (gelir, malvarlığı), kusur oranına ve evliliğin süresine bakarak hakkaniyete uygun bir miktar belirler. Milyonlarca lira tazminata hükmedilebileceği gibi, on binlerce lira ile de sınırlı kalınabilir.

Hayır, alınamaz. Türk Medeni Kanunu ve Yargıtay içtihatlarına göre, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların kusur ağırlıkları eşitse, her iki tarafın da maddi ve manevi tazminat talepleri reddedilir.

Asgari ücretle çalışan bir eşin ödeyeceği tazminat miktarı, onu ekonomik yıkıma uğratmayacak makul seviyelerde belirlenir. Hakimin belirleyeceği rakam genellikle düşük tutulmakta olup, bu miktar icra takibine konulduğunda asgari ücretli maaşının ancak dörtte biri kesilebilir.

Kesinlikle hayır. Maddi tazminat, evliliğin bitmesinden dolayı kaybedilen maddi destek (kusura dayalı) için istenir. Mal paylaşımı ise evlilik süresince elde edilen malların yarı yarıya paylaşılmasıdır (kusura dayalı değildir).

Evet, açılabilir. Ancak boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren 1 yıl içinde bu davanın açılması şarttır. Bir yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra boşanmaya bağlı maddi veya manevi tazminat talep edilemez.

Evet, verilebilir ancak miktar genellikle çok daha düşük olur. Örneğin 3 aylık bir evlilikle 30 yıllık bir evlilikte kaybedilen "beklenen menfaat" aynı olmadığından, hakim kısa süreli evliliklerde sembolik veya düşük tazminatlara hükmeder.

Hayır. Aldatma (zina), evlilik birliğinde ağır kusur sayılan hallerden biridir. Aldatan eş ağır kusurlu olduğu için karşı taraftan ne maddi ne de manevi tazminat talep edebilir. Aksine, mağdur eşe tazminat ödemek zorunda kalır.

Boşanmaya neden olan olaylar neticesinde eşin kişilik haklarının zedelenmesi gerekir. Şiddet görmek, aldatılmak, hakarete uğramak, toplum içinde aşağılanmak gibi onur kırıcı davranışlar manevi tazminat sebebidir.

Maddi tazminatın toptan veya irat (aylık taksitler) şeklinde ödenmesine karar verilebilir. Ancak manevi tazminatın irat şeklinde ödenmesi kanunen mümkün değildir, mutlaka toptan ödenmesi gerekir.

Boşanmaya bağlı maddi ve manevi tazminatlar birer para borcudur ve nafaka gibi hapis cezası yaptırımı taşımaz. Ödenmemesi durumunda sadece icra takibi (maaş haczi, banka hesabı haczi vb.) yapılabilir.

Boşanma davası açıldığında mahkemenin, polis veya jandarma aracılığıyla tarafların aylık gelirini, mesleğini, üzerine kayıtlı mallarını ve yaşam koşullarını tespit ettirdiği resmi bir araştırmadır. Tazminat miktarı bu rapora göre şekillenir.

Eğer eşiniz asgari ücretli görünmesine rağmen lüks araçlara biniyor veya gayrimenkul alıyorsa, mahkemeden banka hesaplarının, SGK dökümlerinin, vergi kayıtlarının incelenmesini ve gizli hesapların (kripto vb.) tespitini talep edebilirsiniz.

Anlaşmalı boşanma protokolünde tazminat hakkından açıkça feragat eden (vazgeçen) veya "birbirimizden tazminat talebimiz yoktur" diyen taraf, boşanma kesinleştikten sonra tekrar tazminat davası açamaz.

Boşanma davası dilekçesi ile birlikte istenen (boşanmanın fer'isi niteliğindeki) maddi ve manevi tazminat talepleri için dava açılırken ayrıca nispi harç ödenmez. Ancak dava kesinleştikten sonra ayrı bir tazminat davası açılırsa, talep edilen miktar üzerinden nispi harç ödenmesi gerekir.

Hayır, alamazsınız. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için karşı tarafın daha ağır kusurlu olması gerekir. Eşit kusur halinde tarafların eylemleri birbirini dengelediği için mahkeme manevi tazminat taleplerini reddeder.

Evet, alabilir. TMK 175. madde uyarınca nafaka talep edebilmek için kusurun karşı taraftan 'daha ağır olmaması' şarttır. Eşit kusurda bu şart sağlandığından, kadın eğer boşanma ile yoksulluğa düşecekse kendisine nafaka bağlanabilir.

Bu tür durumlarda mahkeme her iki tarafın eylemlerinin ağırlığını ölçer. Aldatma (zina) ağır bir kusur olsa da, ağır fiziksel şiddet ve cana kast da benzer ağırlıkta kabul edilebilir. Dosyanın somut delillerine göre hakimin eşit kusur kararı verme ihtimali oldukça yüksektir.

Kural olarak eşlerin birbirine karşı işlediği ve eşit kusur sayılan eylemler (örneğin birbirlerine hakaret etmeleri) velayeti doğrudan etkilemez. Velayette tek geçerli kriter çocuğun üstün yararıdır. Ancak kusurlu davranış doğrudan çocuğa zarar veriyorsa velayet kararı değişir.

Evet, edebilirsiniz. Yerel aile mahkemesinin verdiği eşit kusur kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren süresi içinde İstinaf Mahkemesi'ne (Bölge Adliye Mahkemesi) başvurarak kusur tespitinin hatalı olduğuna dair itirazda bulunabilirsiniz.

Tarafların eşit kusurlu bulunması halinde, mahkeme yargılama giderlerini (harçlar, bilirkişi ücretleri vb.) genellikle taraflar arasında hakkaniyete uygun şekilde yarı yarıya paylaştırır veya herkesin kendi yaptığı masraf kendi üzerinde bırakılır.

Kural olarak boşanmadaki kusur oranları mal paylaşımını etkilemez; edinilmiş mallara katılma rejimine göre yarı yarıya paylaşım yapılır. Bunun tek istisnası zina (aldatma) ve hayata kast nedenleriyle alınan kararlardır; bu durumlarda kusurlu eşin artık değer üzerindeki payı azaltılabilir veya kaldırılabilir.

Hayır, sayılamaz. Türk Medeni Kanunu'na göre, eşlerden birinin diğerinin kusurlu davranışını (örneğin aldatmayı) affetmesi, o davranışı dava konusu yapma ve kusur olarak öne sürme hakkını ortadan kaldırır.

Bunu hukuka uygun delillerle ispatlamanız gerekir. Tanık beyanları, HTS (telefon arama) kayıtları, WhatsApp mesajları, banka ekstreleri, polis tutanakları ve darp raporları eşit kusuru ispatlamada en etkili araçlardır.

Evlilik yükümlülüklerini yerine getirmemek (ev işlerini yapmamak, ilgilenmemek) bir kusurdur, hakaret etmek de başka bir kusurdur. Hakimin olayın şiddetine ve sürekliliğine göre bu iki eylemi aynı ağırlıkta görüp eşit kusur vermesi mümkündür.

Kusur oranı kişisel eşyaların veya çeyizlerin paylaşımını etkilemez. Herkes kendisine ait olan kişisel eşyayı geri alır. Ortak alınan ev eşyaları ise mal paylaşımı kurallarına göre değerlendirilir, eşit kusur kararı kimin alacağını belirlemez.

Evet, gerçekleşir. Taraflar eşit kusurlu bulunsa bile, bu durum evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gösterir. Ortak hayatın çekilmez hale geldiği kanaatine varan hakim boşanma kararı verecektir.

Hayır, maddi tazminat miktarı yarıya düşmez, tazminat hakkı tamamen ortadan kalkar. Tazminat alabilmek için daha az kusurlu veya kusursuz olmak şarttır. Eşit kusurda maddi tazminat talebi kesin olarak reddedilir.

Evet, oldukça yüksektir. Kusur tespiti teknik delil sunma ve hukuki savunma gerektirir. Avukatsız taraflar genellikle hangi eylemin kusur sayılacağını veya yalan tanıkların beyanlarını nasıl çürüteceklerini bilemediklerinden haksız yere eşit kusurlu sayılabilmektedirler.

Evet, sayılabilir. Eğer bir eş diğerine sürekli, sistematik ve ağır bir psikolojik şiddet (aşağılama, tehdit, aileyle görüştürmeme) uyguluyorsa, diğer eşin fevri bir fiziksel tepkisi mahkeme tarafından eşit ağırlıkta bir kusur olarak değerlendirilebilir. Karar somut olayın özelliklerine göre verilir.

Evet, çocuklar çekişmeli boşanma davalarında şahit olabilirler. Ancak mahkemeler bu durumu 'çocuğun üstün yararı' ilkesi çerçevesinde değerlendirir ve genellikle pedagog eşliğinde beyanlarına başvururlar.

İdrak çağı, çocuğun kendi başına karar verebilme ve olayları kavrayabilme yeteneğine ulaştığı yaş dönemidir (genellikle 8 yaş ve üzeri). Mahkemeler velayet kararı verirken idrak çağındaki çocuğun görüşünü almak zorundadır.

7 yaş ve altı çocukların doğrudan mahkemede hakim karşısında ifade vermesi tercih edilmez ve beyanları tek başına yeterli sayılmaz. Ancak pedagoglar çocukla görüşerek velayet tayini için rapor (SİR) hazırlayabilirler.

Günümüzde çocuklar genellikle duruşma salonlarına alınmaz. Bunun yerine Adli Görüşme Odalarında (AGO) veya hakimin kendi odasında, sadece pedagog eşliğinde dinlenirler.

Eğer çocuk AGO'da dinleniyorsa, hakim sorularını kulaklık aracılığıyla pedagoga iletir, pedagog da çocuğun yaşına uygun bir dille bu soruyu çocuğa aktarır.

Hayır, kesin olarak bağlamaz. Çocuk bir ebeveyni tercih etse bile, uzman raporu bu tercihin çocuğun gelişimine zarar vereceğini tespit ederse, hakim çocuğun isteğinin aksine karar verebilir.

Hayır. Hiç kimse, özellikle çocuklar, kendi ebeveyni aleyhine tanıklık yapmaya zorlanamaz. Çocuk konuşmak istemezse tanıklıktan çekinme hakkını kullanmış sayılır.

Uzman pedagoglar çocuğun beden dilinden, yaşına uygun olmayan yetişkin cümleleri kurmasından ve oyun terapisindeki davranışlarından ifadenin ezberletildiğini (ebeveyne yabancılaştırma) kolayca tespit eder.

Eğer çocuk aldatma olayını bizzat görmüş veya duymuşsa, pedagog eşliğinde bu görgüsü hakkında beyanı alınabilir. Ancak bu durum çocuğun psikolojisini çok ağır şekilde zedeleyebileceğinden son çare olarak başvurulmalıdır.

Bir ebeveynin, çocuğu kasıtlı olarak diğer ebeveyne karşı doldurması, yalanlar söyleyerek ondan nefret etmesini sağlamasıdır. Bu durum mahkemede ağır kusur sayılır ve velayetin değiştirilmesi sebebidir.

Pedagog genellikle günlük hayatı, kiminle yemek yediği, kiminle ders çalıştığı, evdeki genel atmosfer ve kimin yanında kendini daha güvende hissettiği gibi ucu açık, yönlendirmesiz sorular sorar.

Çocuğun dinlenmesi ve uzman raporunun (SİR) dosyaya girmesi genellikle davanın ilerlemesi için kritik bir aşamadır. Rapor geldikten sonra mahkeme diğer delilleri de değerlendirerek birkaç celse içinde karar verebilir.

Çocuğun ifadesi öncelikle velayet içindir. Ancak evdeki şiddet, hakaret gibi evlilik birliğini sarsan olaylara ilişkin görgüsü, boşanmadaki kusur oranını belirleyebileceği için dolaylı olarak tazminat kararına da etki edebilir.

Çocuğun evde gizlice alınan ses kaydı veya videosu, özellikle çocuk yönlendirilerek çekilmişse delil sayılmaz ve bu durum suç teşkil edebilir. Çocuğun beyanı sadece mahkeme uzmanları aracılığıyla alınmalıdır.

Evet, iki taraf da çocuğu tanık olarak bildirebilir. Ancak mahkeme çocuğu sadece bir kez uzman eşliğinde dinler. Çocuğun her iki taraf için ayrı ayrı sorgulanıp yıpratılmasına izin verilmez.

Evet, eşinizin sizi başkalarının yanında veya sadece yalnızken aşağılaması hukuken onur kırıcı davranış ve psikolojik şiddet kapsamına girer. Bu durum, Türk Medeni Kanunu'na göre geçerli ve haklı bir boşanma sebebidir.

Psikolojik şiddetin ispatında en önemli delil tanık beyanlarıdır. Ayrıca WhatsApp mesajları, SMS kayıtları, sesli mesajlar ve eğer varsa psikolojik destek aldığınıza dair doktor raporları da güçlü deliller arasındadır.

Evet, eşinizin size mesaj, e-posta veya sosyal medya üzerinden gönderdiği 'aptal, beceriksiz' gibi kelimeler içeren mesajların tamamı hakaret ve aşağılama sayılır. Bu mesajların ekran görüntüleri dava dosyasına delil olarak sunulabilir.

Eğer mahkeme sürecinde eşinizi aşağıladığınız, hor gördüğünüz ve onurunu kırdığınız ispatlanırsa ağır kusurlu sayılırsınız. Bu durumda eşinizin talep etmesi halinde yüklü bir manevi tazminat ödemekle karşı karşıya kalabilirsiniz.

Kesinlikle açılır. Fiziksel şiddet (darp) olmaması, boşanma davası açılamayacağı anlamına gelmez. Sistematik psikolojik baskı, aşağılama ve hor görme eylemleri, tek başına evlilik birliğini temelinden sarsan olaylar olarak kabul edilir.

Evet, özellikle akraba, arkadaş ortamında veya sokakta eşe karşı bağırarak konuşmak, onu küçük düşürmek Yargıtay tarafından onur kırıcı davranış ve ağır kusur olarak kabul edilmektedir.

Evet, eşin geliriyle alay etmek, 'senin maaşın ne ki', 'benim paramla geçiniyorsun' diyerek onu değersizleştirmek ekonomik ve psikolojik şiddet türüdür. Boşanma davalarında kusur oranı belirlemede etkilidir.

Kilo, boy, saç dökülmesi veya geçirilen bir hastalık sonrası oluşan fiziksel değişimlerle alay edilmesi insan onuruna saldırıdır. Bu durumu mesajlarla veya tanıklarla destekleyerek boşanma davası açabilir ve manevi tazminat talep edebilirsiniz.

Eşine sürekli aşağılayıcı davranan, psikolojik şiddet uygulayan ve öfke kontrolü olmayan bir ebeveynin çocuğun gelişimini de olumsuz etkileyeceği varsayılır. Pedagog raporlarıyla bu durum tespit edilirse, velayeti kaybetme riski çok yüksektir.

Hukukumuzda cinsiyet ayrımı yoktur. Bir kadın eşini ekonomik durumu, ailesi veya görünüşü yüzünden hor görüp aşağılıyorsa, erkek eş de aynı haklara sahiptir ve boşanıp tazminat talep edebilir.

Fiziksel şiddet şart değildir. Eşinizin hakaretleri ve aşağılayıcı tutumları nedeniyle ruh sağlığınız tehlike altındaysa, 6284 Sayılı Kanun kapsamında Aile Mahkemesinden eşin evden uzaklaştırılmasını talep edebilirsiniz.

Evet, evlilik içindeki aşağılanma ve baskı nedeniyle depresyona girdiğinizi gösteren psikiyatrik tedavi evrakları, reçeteler ve doktor notları, yaşadığınız manevi çöküntüyü ispatlamak için çok değerli delillerdir.

Çekişmeli boşanma davası statüsünde olduğu için yerel mahkeme aşaması delillerin toplanması ve tanıkların dinlenmesi hızına bağlı olarak ortalama 1,5 ile 2 yıl arasında sürebilmektedir. İstinaf süreçleri bu süreye dahil değildir.

Eğer eşiniz size o an ağır hakaretler ediyor ve aniden gelişen bu onur kırıcı saldırıyı başka türlü ispat etme şansınız yoksa (örneğin evde yalnızsanız), Yargıtay'ın istisnai kararlarına göre sadece o anı kaydeden ses kaydı delil sayılabilir. Ancak planlı gizli kayıtlar suçtur.

Boşanma davalarında anne, baba, kardeş gibi birinci derece akrabaların şahitliği son derece geçerli ve önemlidir. Ev içindeki mahrem olayları genellikle yakın akrabalar bildiği için hakemler bu beyanlara itibar eder.

Evet, açılabilir ancak bazı şartlara tabidir. Davacının kendi ikametgahında açma zorunluluğu yoktur; dilerse davalının (eşinin) ikametgahında da açabilir. Ayrıca ikametgah olmasa bile, eşlerin dava açılmadan önce son 6 ay birlikte yaşadıkları yer mahkemesinde de dava açılabilir. Bunun dışında bir yerde açılırsa karşı taraf yetki itirazında bulunabilir.

Küçük ilçelerde müstakil bir Aile Mahkemesi kurulmamış olabilir. Bu durumda, o ilçedeki Asliye Hukuk Mahkemesi boşanma davalarına bakmakla görevlidir. Dava dilekçesinde başlık 'Asliye Hukuk Mahkemesine (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)' şeklinde düzenlenmelidir.

Boşanma davalarında yetki itirazı, dava dilekçesinin size tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta (14 gün) içinde yapılmalıdır. E-tebligat varsa, mesajın okunmasından veya ulaştıktan sonraki 5. günün sonundan itibaren ertesi gün süre işlemeye başlar. Bu süre kesin olup kaçırılırsa yetkisiz mahkeme yetkili hale gelir.

Eğer eşiniz sizin ikametgahınızın, kendi ikametgahının veya son 6 ay birlikte yaşadığınız yerin dışında, alakasız bir şehirde dava açmışsa, tebligatı aldığınız andan itibaren 14 gün içinde yetki itirazı içeren bir cevap dilekçesi sunmalısınız. Bu itirazla dosyanın doğru şehre gönderilmesini talep etmeniz gerekir.

Kanun 'yerleşim yeri' tabirini kullanır. MERNİS önemli bir delil olmakla birlikte, fiili yerleşim yeriniz İstanbul ise bunu faturalar, kira kontratı ve tanıklarla ispatlayarak davayı İstanbul'da açabilirsiniz. Yargıtay, gerçek ikametgahın resmi kayıttan daha üstün tutulduğu yönünde kararlar vermektedir.

Hayır, boşanma davalarında yetki kuralı 'kesin yetki' niteliğinde değildir ve kamu düzenine ilişkin sayılmaz. Bu sebeple hakim, 'bu dava benim mahkememin yetki alanında değil' diyerek dosyayı kendiliğinden reddedemez veya gönderemez. Mutlaka davalı tarafın usulüne uygun şekilde ve süresinde yetki itirazı yapması gerekir.

Evet, açabilirsiniz. Yabancı eşinizin Türkiye'de bilinen bir yerleşim yeri veya adresi yoksa, davayı kendi yerleşim yerinizdeki Türk mahkemelerinde açma hakkınız vardır. Eşinizin adresine ulaşılamaması durumunda, ilanen tebligat prosedürü işletilerek dava süreci yürütülür.

Anlaşmalı boşanmalarda da kural olarak TMK 168. maddedeki yetki kuralları (ikametgah veya son 6 ay birlikte yaşanan yer) geçerlidir. Ancak taraflar anlaştığı için yetki itirazında bulunmazlar. İtiraz olmadığı için, Türkiye'nin herhangi bir yerindeki Aile Mahkemesinde açılan anlaşmalı boşanma davası görülebilir.

Davanızı yanlışlıkla Aile Mahkemesi yerine örneğin Asliye Ceza veya Tüketici Mahkemesinde açarsanız, mahkeme davanın her aşamasında görevsizlik kararı verir. Bu karar kesinleştikten sonra 2 hafta içinde dosyanın görevli Aile Mahkemesine gönderilmesini talep etmeniz gerekir, aksi takdirde davanız açılmamış sayılır.

Hayır, eşlerin son defa birlikte oturdukları yer mahkemesinin yetkili olabilmesi için, bu 6 aylık birlikte yaşama süresinin dava açılmadan hemen önce ve 'kesintisiz' olması gerekir. Örneğin 2 ay bir şehirde, 4 ay başka şehirde yaşanmışsa bu kural o şehirler için işlemez.

Size açılan boşanma davasına karşı siz de bir 'karşı dava' açmak isterseniz, bu davanızı mutlaka asıl davanın görüldüğü mahkemede açmak zorundasınız. Asıl dava yetkisiz yerde açılmış olsa bile, karşı dava asıl davanın mahkemesinde açılır (birlikte yetki itirazı yapılabilir).

Eğer eşinizin kendi memleketinde MERNİS kaydı veya fiili yerleşimi varsa orada dava açma hakkı vardır. Bu durumda maalesef duruşmalara gitmek veya avukat tutmak sizin sorumluluğunuzdadır. Ancak haklı çıkarsanız, yargılama sonunda bu masrafları yasal ölçülerde karşı taraftan tahsil edebilirsiniz.

Eşinizin nerede olduğunu, hangi şehirde yaşadığını bilmiyorsanız, davanızı kendi ikametgahınızın (yerleşim yerinizin) bulunduğu Aile Mahkemesinde açarsınız. Mahkeme emniyet aracılığıyla adres araştırması yapar, bulunamazsa gazeteye ilan vererek tebligatı gerçekleştirmiş sayar.

Yetki itirazı içeren dilekçe, boşanma davasının hali hazırda açılmış olduğu (ve yetkisiz olduğunu iddia ettiğiniz) mahkemeye sunulur. Başka bir ildeyseniz, bulunduğunuz yerdeki adliyeden 'Muhabere' kanalıyla söz konusu mahkemeye gönderilmesini sağlayabilirsiniz.

Evet, yapılabilir. Hatta usul ekonomisi gereği yapılması zorunludur. Dava hem yanlış mahkeme türünde (görevsiz) hem de yanlış şehirde (yetkisiz) açılmışsa, cevap süreniz içinde her iki itirazı da tek bir dilekçede ileri sürmeniz gerekir.

Boşanma kesinleştikten sonra ev, tapuda kimin adına kayıtlıysa onda kalır. Mal rejiminin tasfiyesinde diğer eşe tanınan hak ayni değil şahsi alacak hakkıdır; yani evin kendisi değil parası istenebilir. Ev paylı (ortak) tapuluysa her eş payını korur: eşlerden biri daha üstün bir yararı olduğunu ispat edip diğerinin payını ödeyerek malı bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir (TMK m. 226/2), bu ispatlanamazsa ortaklığın giderilmesi davasıyla ev satılır ve bedeli paylar oranında paylaştırılır.

Velayeti almak tek başına evin mülkiyetini veya kalıcı kullanım hakkını vermez. Ancak boşanma protokolünde anlaşılarak veya hakimin yoksulluk nafakası yerine sükna (oturma) hakkı tanımasıyla velayet sahibi eş evde kalmaya devam edebilir.

Cevap, bildirimi ne zaman yaptığınıza bağlıdır. Kira sözleşmesi eşinizin üzerindeyse, evlilik sürerken kiralayana bildirimde bulunarak sözleşmenin tarafı hâline gelebilirsiniz (TMK m. 194/4) ve bu sıfat boşanmayla kaybolmaz. Ancak boşanma kesinleştiğinde konutun aile konutu niteliği sona erdiği için aynı bildirimi sonradan yapmak sonuç doğurmaz; Yargıtay evliliğin boşanmayla sona ermesi hâlinde TMK m. 194 korumasının da sona erdiğini belirtir. Bu durumda evde kalmak için kira ilişkisinin devrine ev sahibinin yazılı rıza vermesi ya da adınıza yeni sözleşme yapılması gerekir (TBK m. 323).

Öncelikle noter kanalıyla ihtarname çekerek tahliye için süre vermelisiniz. Çıkmamakta direnirse haksız işgal tazminatı (ecrimisil) davası açabilir veya 3091 sayılı kanun kapsamında Kaymakamlığa başvurarak idari yoldan tahliyesini sağlayabilirsiniz.

Boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte aile konutu vasfı kendiliğinden biter ancak tapudaki şerh otomatik silinmez. Kesinleşmiş mahkeme kararı ile tapu müdürlüğüne başvurarak şerhi kaldırdıktan sonra evinizi dilediğiniz gibi satabilirsiniz.

Evet, çıkarabilir. Mal paylaşımı davası size sadece evin değerinin yarısını (katılma alacağı) talep etme hakkı verir, evde bedavaya oturma hakkı vermez. Tapu kimin üzerindeyse evi kullanma hakkı ona aittir.

Sükna hakkı, bir başkasına ait evde bedelsiz olarak oturma (barınma) hakkıdır. Boşanmalarda, maddi tazminat veya nafaka ödemesi yerine, eşlerden birinin diğerine tapuda sükna hakkı tesis etmesiyle sıkça uygulanan bir çözüm yöntemidir.

Evet, isteyebilirsiniz. Ortak tapulu evde kalmaya devam eden eşinizden, kendi hissenize düşen kullanım bedeli (ecrimisil/kira) talep edebilirsiniz. Bunun için öncelikle intifadan men ihtarı çekmeniz gerekmektedir.

Protokole sadece 'ev eşte kalacaktır' gibi genel ifadeler yazılmamalıdır. Kullanım hakkının ne kadar süreyle verildiği, aidat, vergi ve faturaları kimin ödeyeceği ve sürenin sonunda tahliyenin nasıl yapılacağı net bir şekilde belirlenmelidir.

Kendi başınıza polisle gidip eşya attıramazsınız. Bunun için ya mahkemeden tahliye kararı almanız ya da Kaymakamlık üzerinden zilyetliğin korunması (3091 sayılı kanun) kapsamında idari bir tahliye kararı çıkartmanız gereklidir.

Evlilikten önce edinilen ev kişisel maldır (TMK m. 220/2); eşiniz evin mülkiyeti veya bir ayni hak talep edemez, boşanma sonrası oturma hakkı da doğmaz. Ancak "hiçbir hak doğmaz" demek yanlış olur: evin kredi taksitleri evlilik içinde edinilmiş mallardan ödendiyse tasfiyede denkleştirme istenebilir (TMK m. 230), eşiniz evin edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına uygun karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa katkısı oranında değer artış payı isteyebilir (TMK m. 227). Bu talepler paraya ilişkindir, evin kendisine yönelik değildir.

Evlilik devam ederken evi satarsanız, eşiniz tapu iptal ve tescil davası açabileceği gibi, eğer ev aile konutuysa satışın iptalini isteyebilir. Dava sürerken mahkemenin koyduğu tahsis kararı (tedbir) ev satılsa bile geçerliliğini korur.

Protokolde sükna hakkı verilmiş olsa bile tapuya tescil edilmezse, eski eşiniz evi üçüncü bir kişiye sattığında, yeni malik sizi evden çıkartabilir. Tapuya işlenen sükna hakkı ise evin yeni sahibine karşı da geçerlidir.

Başvuru tarihinden itibaren Kaymakamlık genellikle 15-30 gün içerisinde soruşturmayı tamamlar ve karar verir. Karar olumluysa, emniyet güçleri eşliğinde tahliye işlemi çok kısa süre içinde gerçekleştirilir.

Mülkiyet hakkı kusura bağlı değildir. Tapu kusurlu eşin üzerineyse ev yine onun malı kalır. Ancak hakim, kusursuz ve mağdur olan eşe tazminat niteliğinde evde oturma (sükna) hakkı verilmesine karar verebilir.

Ev, tapuda kimin adına kayıtlıysa mülkiyet onda kalır; boşanma kararı mülkiyeti bölmez. Yasal mal rejiminde diğer eşe tanınan hak ayni değil şahsi alacak hakkıdır, yani evin kendisi değil para istenebilir (TMK m. 227, 231, 236). Üç istisna vardır: paylı mülkiyetteki malda üstün yararını ispat eden eş diğerinin payını ödeyip malı alabilir (TMK m. 226/2), paylaşmalı mal ayrılığı seçilmişse konutta kimin kalacağına hâkim karar verir (TMK m. 254) ve evlilik ölümle sona ermişse sağ kalan eş oturma hakkı isteyebilir (TMK m. 240).

Dava sürerken konut mülkiyete göre değil geçici önlemle belirlenir: hâkim eşlerin barınmasına ilişkin tedbirleri kendiliğinden alır ve konutu eşlerden birine tahsis edebilir (TMK m. 169). Şiddet varsa müşterek konuttan uzaklaştırma ve konutun korunan kişiye tahsisi istenebilir (6284 sayılı Kanun m. 5/1-b). Bu kararlar mülkiyeti değiştirmez ve boşanma kesinleşince kendiliğinden kalkar. Kesinleşmeden sonra evde kalan eski eşe ihtarname gönderilir, çıkmazsa ecrimisil ve tahliye yolları işletilir.

Sözleşme sizin üzerinizdeyse boşanma kiracılığınızı etkilemez; boşanma, kanunda sayılan tahliye sebepleri arasında değildir. Sözleşme eşinizin üzerindeyse, evlilik sürerken kiralayana bildirimde bulunarak sözleşmenin tarafı hâline gelmiş olmanız gerekir (TMK m. 194/4); bu sıfat boşanmayla kaybolmaz. Hiç bildirim yapmadıysanız boşanmanın kesinleşmesiyle aile konutu koruması sona erer ve evde kalmak için kira ilişkisinin devrine ev sahibinin yazılı rıza vermesi gerekir (TBK m. 323).

Evet, ancak bu borçlu eşin tercihine bağlıdır. Katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir (TMK m. 239/1); Yargıtay borcun ayın olarak ödenmesini borçlu eşe tanınmış bir hak sayar. Yani alacaklı eş evi talep edemez, borçlu eş isterse borcunu ev vererek kapatabilir. Anlaşmalı boşanmada bu, protokole yazılıp hâkim tarafından onaylanarak hükme dönüştürülebilir; tapu devrinin protokolde açık, ölçülebilir ve süreye bağlı biçimde düzenlenmesi şarttır.

Evet, kural olarak ön inceleme duruşmasında verilen iki haftalık kesin süreye kadar yeni delil sunabilirsiniz. Bu süre geçtikten sonra ancak delilin sonradan ortaya çıkması veya kusurunuz olmaksızın geç elde edilmesi durumunda mahkeme izniyle sunum yapabilirsiniz.

Ön inceleme duruşmasında verilen iki haftalık kesin süre içinde delillerinizi sunmazsanız, HMK gereğince o delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılırsınız. Mahkeme karar verirken bu süreden sonra sunulan delilleri dikkate almaz.

Hayır, hukuk yargılamasında ikinci bir tanık listesi verilmesi kesinlikle yasaktır. İlk verdiğiniz listede yer alan isimleri sonradan değiştiremez veya o kişiler duruşmaya gelmediği için yerlerine yeni tanık ekleyemezsiniz.

Karşı taraf kesin süreden sonra delil sunarsa, avukatınız aracılığıyla derhal bu duruma itiraz etmeli ve delilin süresinde sunulmadığı için dosyadan reddedilmesini ve muvafakatinizin olmadığını mahkemeye bildirmelisiniz.

Eğer kesin süre geçmişse, mesajları bulduğunuz tarihi belirterek ve bu delile daha önce kendi kusurunuz olmadan ulaşamadığınızı açıklayarak HMK 145. madde kapsamında mahkemeye derhal sunabilirsiniz.

Mahkemenin ilgili bankalara yazı (müzekkere) yazabilmesi için gerekli olan posta masrafını (gider avansını), hakim tarafından ön inceleme duruşmasında verilen kesin süre içinde yatırmanız şarttır.

Ses kaydı, bir CD veya flash bellek içerisine kopyalanarak fiziki olarak sunulmalıdır. Ayrıca kaydın anlaşılırlığını artırmak için seslerin metne döküldüğü (transkript) bir dilekçe ile birlikte verilmesi tavsiye edilir.

Kural olarak, dilekçeler aşamasında (dava veya cevaba cevap dilekçesinde) dayanılmayan, varlığından bahsedilmeyen bir delil sonradan mahkemeye sunulamaz. İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına takılırsınız.

Gizlice veya hukuka aykırı yollarla (örneğin casus yazılımla) elde edilen deliller, süresinde sunulsa bile mahkeme tarafından kabul edilmez. Delilin öncelikle hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması şarttır.

Sosyal medya paylaşımlarını ekran görüntüsü alarak dilekçeler aşamasında veya en geç ön inceleme duruşmasında verilen iki haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunmalısınız.

Evet, karşı tarafın sunduğu bir delil veya belge size veya vekilinize tebliğ edildikten itibaren iki hafta içinde sahtelik, gerçeğe aykırılık veya hukuka aykırılık iddialarınızı mahkemeye bildirmelisiniz.

Hayır, HMK 145 uyarınca, delilin zamanında sunulamamasında ihmaliniz veya kusurunuz olmadığını ispatlarsanız (örneğin kurumdan geç gelmesi), hakim gecikmeli sunulan delili dosyaya kabul eder.

Siz üzerinize düşeni (masrafları yatırma vb.) yasal süresi içinde yaptıktan sonra, kurumların mahkemeye cevap vermesi birkaç aydan bir yıla kadar sürebilir. Bu gecikme sizin aleyhinize bir hak kaybı yaratmaz.

Evet, hukuki süreler hesaplanırken hafta sonları da gün hesabına dahildir. Ancak sürenin bittiği son gün resmi tatile veya hafta sonuna denk gelirse, takip eden ilk mesai gününün sonuna kadar süreniz uzar.

Kanunen zorunlu değilsiniz, ancak delil bildirme, sunma ve itiraz süreleri usul hukukunun en karmaşık konularıdır. Küçük bir usul hatası davanızı kaybetmenize neden olacağı için uzman bir boşanma avukatıyla çalışmanız haklarınızı korur.

12. Yargı Paketi, Türk hukuk sisteminde adaletin hızlanması için hazırlanan güncel kanun tasarıları bütünüdür. Boşanma davaları özelinde, davanın yıllarca sürmesini engellemek adına boşanma hükmünün hızla verilip, tazminat ve nafaka gibi konuların ayrı davalara bölünmesi (tefrik) hedeflenmektedir.

Planlanan yeni yasal düzenleme ile evet. Hâkim, tarafların evliliğinin temelinden sarsıldığına kanaat getirirse, nafaka veya tazminat üzerinde anlaşamasalar bile sadece boşanmalarına karar verebilecek.

Taslak yasalaşırsa, ana boşanma davasının (tazminat ve nafaka hariç) birkaç duruşmada, yani yaklaşık 3 ila 6 ay gibi kısa bir sürede karara bağlanıp kesinleşmesi öngörülmektedir.

Tefrik, tek bir dosyada incelenen taleplerin mahkeme tarafından ayrı ayrı dosyalara bölünmesidir. Boşanma hukukunda bu, boşanma kararının hemen verilip; mal paylaşımı, tazminat ve velayet tartışmalarının ayrı dosya numaraları ile incelenmeye devam etmesi demektir.

Kesinleşmiş bir kanun maddesi olmamakla birlikte, taslağa göre aile arabuluculuğunun genel kural olarak ihtiyari (isteğe bağlı) veya hâkim yönlendirmesiyle olması beklenmektedir. Şiddet içeren dosyalarda ise kesinlikle uygulanmayacaktır.

Evet. Eski sistemde çekişmeli durumlarda kusur ispatı yılları bulurken, yeni sistemde hâkim evliliğin fiilen işlemediğini tespit ettiğinde sırf eşiniz istemiyor diye süreci uzatmayacak ve boşanmaya hükmedebilecektir.

Boşanmanın hemen gerçekleşmesi, kusurlu eşin mallarını kaçırması riskini doğurabilir. Bu sebeple tazminat davası ayrılırken avukatınız aracılığıyla karşı tarafın mal varlığına ihtiyati tedbir konulmasını istemek kritik önem taşır.

Planlamalara göre boşanma kararı hızla verilirken, çocuğun üstün yararı gereği pedagog incelemeleri devam edeceğinden velayet konusu ayrı veya uzayan bir süreçte incelenebilecektir. Ancak bu süreçte geçici velayet kararları alınarak çocuk mağdur edilmeyecektir.

Usul kanunlarında yapılan değişiklikler genellikle derhal uygulama alanı bulur. Kanun yürürlüğe girdiğinde, geçici maddelerde aksi belirtilmedikçe, halihazırda devam eden davalarda da davaların ayrılması talep edilebilecektir.

Mevcut HMK madde 167 uyarınca usul ekonomisi gereği haklı gerekçelerle davanın ayrılmasını talep etmek hukuken mümkündür, ancak mevcut Yargıtay içtihatları gereği aile mahkemesi hakimleri bu talebi genellikle reddetmektedir. Yasa değişikliği bu konuyu netleştirecektir.

Kesinlikle kısalacaktır. Boşanma hükmü hızla kesinleşeceği için, taraflar nüfus kayıtlarında kısa sürede 'bekar' statüsüne dönecek ve yasal bekleme süreleri (iddet müddeti vb.) dolduğunda veya kaldırıldığında yeniden evlenebileceklerdir.

Davanın tefrik edilmesi mahkeme kararıyla (re'sen) olacağı için genellikle ilk davada yatan harçlar üzerinden işlem yapılır. Ancak yasa tasarısının tam metni yayınlandığında harçlandırma usulleri de netleşecektir.

Aile arabulucuları, aile hukuku alanında özel eğitim almış hukukçulardır. Hâkim tarafları arabulucuya yönlendirdiğinde, arabulucu tarafları bir araya getirerek tazminat, mal paylaşımı ve nafaka gibi konularda uzlaşmalarını sağlamaya çalışır.

Hayır, beklemek hak kayıplarına yol açabilir. Özellikle mal kaçırma riski veya psikolojik yıpranma varsa davanızı derhal açmalısınız. Kanun çıktığında mevcut davanızda da yeni usul kurallarının uygulanmasını talep edebilirsiniz.

Uzmanların ortak görüşü, ev içindeki çatışma ortamının ve yıllarca süren dava stresinin çocuklar için çok zararlı olduğudur. Ana davanın hızla bitmesi, tarafların stresi azalacağından çocukların psikolojisine olumlu yansıyacaktır.

Büromuzun 2026 yılı için belirlediği anlaşmalı boşanma avukatlık ücreti 60.000 TL'dir. Bu ücrete dava dilekçesinin ve protokolün hazırlanması, sürecin yönetilmesi ve davanın harç ile temel masrafları dahildir.

Çekişmeli boşanma davalarında avukatlık ücretimiz davanın zorluğuna göre 300.000 TL'den başlamaktadır. Bu sürece yıllar süren dava takibi ve sayısız dilekçe yazımı dahildir.

Mal paylaşımı davalarında başlangıç olarak 200.000 TL maktu vekalet ücreti alınmaktadır. Buna ek olarak, dava sonucunda elde edilen kazanım üzerinden %10'dan başlayan nispi (oransal) başarı primi uygulanmaktadır.

Büromuzda başlangıçta alınan dava harçları ve açılış gider avansları avukatlık ücretimize dahildir. Ancak sürecin ilerleyen aşamalarındaki bilirkişi ücretleri, tanık yevmiyeleri ve ek posta masrafları müvekkil tarafından ayrıca ödenir.

Avukatınızla yaptığınız özel sözleşme bedelini (örneğin 300.000 TL'yi) eşinizden talep edemezsiniz. Ancak davayı kazanırsanız, mahkeme eşinizi devletin belirlediği asgari tarife üzerinden resmi karşı vekalet ücreti ve mahkeme masraflarını ödemeye mahkum eder.

Evet, kesinlikle zorunludur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince gider avansının zamanında yatırılmaması dava şartı yokluğuna sebep olur ve hakim davanızı usulden reddedebilir.

Maktu harç, dava değerine bakılmaksızın devletin aldığı sabit ücrettir ve boşanma davalarında uygulanır. Nispi harç ise dava konusu mal varlığının veya paranın oranına göre hesaplanan yüksek harçlardır ve mal paylaşımı davalarında alınır.

Evet, mahkeme her bir tanık için ulaşım ve zaman kaybı karşılığında yol ve yevmiye ücreti belirler. Bu ücretin, şahidi bildiren tarafça mahkeme veznesine yatırılması zorunludur.

Velayet tartışması olan dosyalarda Sosyal İnceleme Raporu (SİR) talep edildiğinde, mahkeme uzmanlarına belirli bir inceleme ve yol gideri ödenmektedir. Bu masraf da gider avansından karşılanır.

Hiçbir geliriniz ve mal varlığınız yoksa, muhtarlıktan alınacak fakirlik belgesi ile bulunduğunuz ilin barosuna başvurarak Adli Yardım talebinde bulunabilir ve ücretsiz avukat atanmasını isteyebilirsiniz.

Genel kural olarak o bilirkişi incelemesine hangi tarafın iddiasının tespiti için ihtiyaç duyulmuşsa ücreti o taraf öder. Ancak mahkeme masrafları sonuç olarak haksız çıkan tarafa yükletilir.

Mal paylaşımı davası baştan çok yüksek bedellerle açılmaz. Sembolik bir değerle (örneğin 100.000 TL) açılıp düşük harç ödenir. Bilirkişi gerçek alacağı hesapladıktan sonra dava değeri ıslah edilir ve eksik harç o zaman tamamlanır.

Evet, yerel mahkeme kararını bir üst mahkemeye taşımak isterseniz İstinaf ve Temyiz kanun yolları için devlete yeniden maktu harç ve posta gider avansı yatırmanız gerekmektedir.

Devletin bir avukatın yasal olarak alabileceği en düşük ücreti belirlediği tarifedir. Bu rakamlar piyasa gerçeklerinin altındadır ve sadece avukatın bu rakamın altına düşmesini engelleyen bir alt sınırdır.

Evet, mahkeme kararını İcra Müdürlüğünde takibe koymak için icra dairesine peşin harç ve tebligat giderleri ödemeniz gerekir. Bu masraflar borçlu eşten tahsil edilmek üzere dosyaya eklenir.

Anlaşmalı boşanmada da aynı maktu harçlar ödenir: 732,00 TL başvurma harcı ve 732,00 TL karar ve ilam harcı, toplam 1.464,00 TL; ayrıca gider avansı yatırılır. Protokolde nafaka veya tazminat kararlaştırılmışsa kararla birlikte nispi harç doğabilir.

HMK Tanık Ücret Tarifesi'ne göre tanığa, kaybettiği zamanla orantılı olarak 130 ile 200 TL arasında ücret ödenir; yol ve konaklama giderleri ayrıca karşılanır (RG 28.10.2025). Ücret, tanığı gösteren tarafın yatırdığı gider avansından ödenir.

Ekran görüntüsünü acilen noter kanalıyla veya tarih/saat belli olacak şekilde kayıt altına alın. Mevcut dava dosyasına dilekçe sunmak yetmez; bu yeni hakaret eylemine dayanarak yeni bir boşanma davası açmalı ve ilk dosya ile birleştirilmesini talep etmelisiniz.

Evet, WhatsApp durumlarında paylaşılan sözler, eğer içeriği itibarıyla doğrudan sizi hedef alıyorsa ve bu durum anlaşılabiliyorsa psikolojik şiddet ve onur kırıcı davranış kapsamında hukuki delil olarak kabul edilir.

Evet. Birleştirme talepli de olsa hukuken yeni ve bağımsız bir dava açtığınız için başvuru harcı ve peşin harç gibi dava açma masraflarını yeniden yatırmanız gerekmektedir.

Hakim dilekçenizi okur ve dosyaya ekler ancak kararını yazarken Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereği dava tarihinden sonra gelişen bu olayları kararının gerekçesine dayanak yapamaz. Hükme esas alınabilmesi için yeni dava açılıp birleştirilmesi şarttır.

Sahte hesaptan yapılan eylemler için doğrudan savcılığa suç duyurusunda bulunmalısınız. Savcılık siber suçlar birimi aracılığıyla IP veya cihaz tespiti yaptırdıktan sonra bu tespit tutanağını davanızda delil olarak kullanabilirsiniz.

Meta (Instagram/WhatsApp/Facebook) veya X gibi şirketler, sivil boşanma davaları için mahkemelere içerik dökümü veya silinmiş verileri vermemektedir. Bu nedenle içerik silinmeden önce sizin ekran görüntüsü veya e-tespit almanız kritik önem taşır.

Tek başına bir şarkı paylaşımı doğrudan kusur sayılmaz. Ancak şarkının sözleri çok ağır ithamlar içeriyor ve düzenli olarak sizin etiketlendiğiniz veya kastedildiğiniz anlaşılan bir kurguyla paylaşılıyorsa psikolojik baskı olarak değerlendirilebilir.

Evet. Sosyal medya üzerinden sürekli olarak küfür, tehdit ve onur kırıcı paylaşımlara maruz kalıyorsanız, 6284 Sayılı Kanun kapsamında Aile Mahkemesinden dijital iletişim araçlarıyla rahatsız etmeme ve uzaklaştırma kararı talep edebilirsiniz.

Eşin ailesine karşı sergilenen saygısız tutumlar veya onlara yönelik onur kırıcı sosyal medya paylaşımları da Yargıtay tarafından evlilik birliğini temelinden sarsan bir kusur olarak kabul edilmektedir. Kusur oranınızın artmasına yol açar.

Eğer mahkeme aradaki bağlantıyı yeterli görmez veya usuli bir hata yaparsanız davalar birleşmeyebilir. Bu durumda iki ayrı mahkemede iki farklı boşanma davası yürütmek zorunda kalırsınız; ilk mahkeme ilk olayları, ikinci mahkeme hakaret olayını inceler.

Evet, ortak bir arkadaşınızın veya akrabanızın size gönderdiği ekran görüntüleri de delil olarak sunulabilir. Ancak o kişiyi aynı zamanda mahkemede tanık olarak dinletmeniz, delilin inandırıcılığını çok daha fazla artıracaktır.

Bu doğrudan hakaret (TCK 125) suçu olmasa da, sadakat yükümlülüğünün ağır ihlali yani 'aldatma/haysiyetsiz hayat sürme' ve aynı zamanda evli olunan eşin onurunu zedeleme anlamına gelir. Yine birleştirme talepli yeni dava açılmasını gerektirir.

Evet, olur. Gönderinin herkes tarafından (aleni) görülmesi şart değildir. Ortak arkadaşların veya sınırlı bir kitlenin görmesi bile eşin onurunu kırıcı davranış teşkil eder ve boşanma davasında kusur olarak değerlendirilir.

Hakim, ceza davasının sonucunu 'bekletici mesele' yapabilir. Özellikle hakaretin yapılıp yapılmadığı kesin değilse, ceza mahkemesinin vereceği karar maddi olguyu netleştireceği için Aile Mahkemesi hakimi o dosyanın kesinleşmesini bekleyebilir.

Birleştirme talepli açılan yeni dava da bağımsız bir dava hüviyetinde olduğu için, avukatınızla aranızdaki sözleşmeye veya asgari ücret tarifesine göre ek bir avukatlık ücreti doğması söz konusu olabilir.

Polise veya savcılığa giderek şikayetçi olabilirsiniz, ancak ortada bir mahkeme kararı (velayet kararı) yoksa ortak velayet devam ettiğinden eşiniz ceza hukuku anlamında suç işlemiş sayılmaz ve büyük ihtimalle takipsizlik kararı verilir.

Hayır, henüz mahkemece verilmiş bir geçici velayet kararı yokken eşinizin çocuğu götürmesi hapis cezasını gerektiren TCK 234 (Çocuğun kaçırılması) suçunu oluşturmaz. Ancak velayet kararı verildikten sonra teslim etmezse hapis cezası gündeme gelebilir.

Kesin olarak kaybettirir denemez ancak haklı bir sebebiniz (şiddet vb.) yoksa çocuğu alıştığı ortamdan koparmak uzman raporlarında ve mahkemede aleyhinize değerlendirilir ve velayeti kaybetmenize ciddi bir zemin hazırlar.

Ortak velayet sürdüğü için nüfus kaydını taşıyarak okulu değiştirmeyi deneyebilir. Buna engel olmak için ilçe milli eğitim müdürlüğüne başvurmalı ve derhal mahkemeden tedbir kararı istemelisiniz.

Polis, elinizde bir mahkeme kararı olmadan diğer eşin elinden çocuğu zorla alıp size veremez. Bu durum hukuki bir ihtilaftır ve aile mahkemesinden karar çıkarmanız gerekir.

Esas dava (boşanma veya velayet) uzun sürebilir ancak acil durumlarda talep edilen 'Geçici Velayet' kararı, hakimin durumu takdir etmesine bağlı olarak birkaç gün veya birkaç hafta içinde tensip zaptı ile verilebilir.

Evet, gidebilir. Hayati tehlike, fiziksel veya psikolojik şiddet varsa eşin çocuğu da alarak evi terk etmesi haklı bir nedendir ve mahkemede aleyhe (kusur olarak) değerlendirilmez.

Derhal aile mahkemesinden çocuğun yurtdışına çıkış yasağı konulması talep edilmeli. Eğer çıkış yapılmışsa, Adalet Bakanlığı aracılığıyla Lahey Sözleşmesi kapsamında uluslararası iade davası süreci başlatılmalıdır.

Kararla birlikte Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü bünyesindeki Çocuk Görüşme ve Teslim Merkezlerine başvurarak çocuğun size teslimini istemelisiniz. Ayrıca savcılığa suç duyurusunda bulunabilirsiniz.

Mahkeme kararınızı alarak bulunduğunuz yerdeki teslim merkezine başvuruyorsunuz. Uzman pedagoglar eşliğinde, harç veya masraf ödemeden eşinize tebligat çıkarılarak çocuğun teslimi sağlanır.

Evet edebilir. Çocuğun bakımı için gerekli olan iştirak nafakası (veya tedbir nafakası), çocuğu fiilen yanında bulunduran tarafın lehine, diğer tarafın ödemesi için hükmedilebilir.

Pedagog, çocuğun yerleşim yerinin değişmesinin psikolojisine etkisini, eğitim durumunu ve diğer ebeveyne yabancılaştırılıp yabancılaştırılmadığını inceler. Gerekçesiz götürülme varsa SİR raporu genellikle götürenin aleyhine çıkar.

Kesinlikle eklenebilir. Velayeti alan eşin çocuğun adresini değiştirmesi durumunda diğer eşe haber vereceği, kişisel ilişkinin nasıl sağlanacağı ve masrafların kim tarafından karşılanacağı protokole detaylıca yazılmalıdır.

Tek başına boşanma sebebi olmayabilir ancak eşin rızası dışında, haklı bir sebep olmadan ortak konutu terk edip çocuğu da götürmek boşanma davalarında ortak hayatı çekilmez kılan kusurlu bir davranış olarak kabul edilir.

Dava açılıp dilekçe mahkemeye düştükten sonra hakim dosya üzerinden yapacağı ilk incelemede (tensip aşamasında) aciliyet görürse 1-2 hafta içinde geçici velayet kararı verebilir.

Evet, kesinlikle bir boşanma sebebidir. Türk Medeni Kanunu'na göre eşlerin birlikte yaşama, dayanışma ve iletişim kurma yükümlülüğü vardır. Ev içinde duygusal bağın kopması, iletişimsizlik ve yabancılaşma 'evlilik birliğinin temelinden sarsılması' kapsamında geçerli bir boşanma nedenidir.

Hastalık, horlama gibi sağlık sorunları veya mantıklı bir zorunluluk olmaksızın sırf inat, sevgisizlik veya cezalandırma amacıyla odaları/yatakları ayırmak haklı bir boşanma sebebidir. Bu durum evlilik yükümlülüklerinin ihlali sayılır.

Evet, kusur sayılır. Eşler arasında makul süreyi aşan, günlerce veya aylarca süren küslükler, duygusal şiddet kapsamında değerlendirilir. Eşini görmezden gelerek yok sayan taraf, boşanma davasında kusurlu veya ağır kusurlu kabul edilir.

Bu durumu ispatlamanın en etkili yolu evinize gelen yatılı misafirlerin, ortak arkadaşlarınızın veya aile üyelerinizin tanıklığıdır. Ayrıca aranızdaki mesajlaşmaların (örneğin ev içindeyken bile sadece zorunlu fatura vs. için mesaj atılması) dökümleri de yan delil olarak kullanılabilir.

Cinsel hayatın zaman zaman devam etmesi evlilik birliğinin tamamen ortadan kalkmadığı yönünde yorumlanabilir. Ancak sevgi ve saygının olmadığı, sadece fiziksel bir ihtiyacın giderildiği ve günlük hayatta yabancı gibi yaşanıldığı ispat edilirse boşanma kararı yine de verilebilir.

Eğer yatağı ayırma sebebiniz eşinizin size uyguladığı fiziksel veya psikolojik şiddet, hakaret veya kişisel temizliğine dikkat etmemesi gibi haklı nedenlere dayanıyorsa kusurlu sayılmazsınız. Bu durumda odayı ayırmak, kendinizi koruma refleksidir.

Eşinizin sizinle iletişimi tamamen kesmesi, sizi ev içinde yalnızlığa itmesi ve dışlaması kişilik haklarınıza saldırı niteliği taşıyabilir. Bu tür sistematik duygusal şiddet vakalarında, mağdur olan tarafın manevi tazminat talebi mahkemelerce sıklıkla kabul edilmektedir.

Psikologlar ve uzman pedagoglar, çocukların gerginliğin ve soğuk savaşın olduğu bir evde büyümesinin, anne babası medenice boşanmış bir çocuk olmaktan daha travmatik olduğunu belirtmektedir. Hukuken de sadece çocuklar için sahte bir evlilik yürütmek zorunluluğunuz yoktur.

Velayet kararında çocuğun üstün yararı gözetilir. Çocuğa kimin daha çok ilgi gösterdiği, bakımını kimin üstlendiği ve psikolojik gelişimine kimin katkı sağladığı incelenir. Ev içinde tamamen kendi dünyasına kapanan eşin velayeti alması oldukça zordur.

Hayır, anlaşmalı boşanma davalarında hakime ev içindeki yaşamınızı, neden boşanmak istediğinizi veya kimin nerede yattığını detaylarıyla ispatlamak zorunda değilsiniz. Protokolde anlaştığınız ve boşanma iradenizi açıkladığınız sürece mahkeme boşanma kararı verir.

Eğer eşinizin yatağı ayırmasının altında yatan sebep bir hastalık, enfeksiyon veya uyku apnesi gibi zaruri bir durumsa ve gün içindeki iletişiminiz, sevgi saygı bağınız devam ediyorsa bu durum boşanma sebebi oluşturmaz.

Evet, istenebilir. Eşinizin evliliği ihmal etmesi, sizi ekonomik ve sosyal olarak yalnız bırakması nedeniyle evliliğin sona ermesinden kaynaklı mevcut veya beklenen menfaatleriniz zedelenecekse (örneğin eşin ekonomik desteğinden yoksun kalacaksanız) maddi tazminat talep edebilirsiniz.

Haklı bir gerekçe (geçici misafir, hastalık, büyük bir tadilat vs.) olmaksızın eşlerden birinin sürekli olarak salonda veya koltukta uyuması yatakların ayrılması ile aynı hukuki anlama gelir ve evlilik yükümlülüklerinden kaçınma olarak değerlendirilir.

Sorunları çözmek için evlilik terapisine veya danışmana gitme teklifinizin eşiniz tarafından reddedilmesi, sizin evliliği kurtarmaya yönelik iyi niyetinizi, karşı tarafın ise yıkıcı ve uzlaşmaz tavrını gösterir. Bu durum mahkemede eşinizin kusurunu kanıtlamada lehinize bir argümandır.

Kanunda 'şu kadar gün ayrı yatılırsa dava açılır' şeklinde kesin bir süre yoktur. Ancak bu durumun geçici bir küslükten çıkıp kalıcı bir yaşam tarzı haline gelmesi (örneğin aylar sürmesi) evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kanıtlamak için yeterli süreyi oluşturur.

Aynı sebeplere dayanarak dava açmak için ret kararının kesinleşmesinin üzerinden 1 yıl geçmesi ve bu sürede ortak hayatın yeniden kurulamamış olması gerekir. Ancak yeni ve farklı bir sebep ortaya çıkarsa beklemeden derhal yeni dava açılabilir.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ve akabinde yapılan yeni yasal düzenlemeler çerçevesinde, fiili ayrılığa dayalı boşanma davaları için gereken 3 yıllık bekleme süresi yakın zamanda 1 yıla indirilmiştir.

Bir yıllık bekleme süresi davanın açıldığı veya son duruşmanın yapıldığı tarihte değil; mahkemenin verdiği ret kararının istinaf/temyiz aşamalarından geçip veya sürelerinin dolup tamamen kesinleştiği gün başlar.

Hayır, bitmez. Dava reddedildiğinde hukuken evlilik devam ettiği için eşlerin sadakat yükümlülüğü aynen korunur. Bu süreçte yaşanan sadakatsizlik zina kapsamına girer.

Dava sürecinde bağlanan tedbir nafakası, TMK m. 169'daki önlemler davanın devamı süresiyle sınırlı olduğundan hâkim daha önce kaldırmadıysa ret kararının kesinleşmesiyle sona erer. Ayrı yaşamakta haklı olan eş, nafakanın devamı için aile mahkemesinde TMK m. 197'ye dayanan bağımsız tedbir nafakası davası açabilir; bu nafaka ayrı yaşama durumu devam ettiği sürece geçerlidir.

Gerekçeli kararın size veya avukatınıza tebliğ edilmesinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemesine (İstinaf) başvurarak karara itiraz edebilirsiniz.

Hayır, dönmek zorunda değillerdir. Hatta 1 yıl sonra 'ortak hayatın kurulamaması' sebebine dayanarak kesin boşanma davası açabilmek için bu süre zarfında karı-koca gibi aynı evde yaşamamak gereklidir.

Evet, adınıza açılmış veya sizin açtığınız davalar sonuçlanıp dosya kapansa dahi UYAP vatandaş portalında ve e-Devlet üzerinde 'Karara Çıkmış' veya 'Kapatılmış Dosya' ibaresiyle görünmeye devam eder.

Sırf karşı taraf duruşmaya katılmadı diye dava reddedilmez. Dava, davacının iddialarını ispatlayacak yeterli hukuki ve somut delil sunamaması durumunda reddedilir.

İddiaların delillerle ispatlanamaması, davanın yanlış nedene dayandırılması, davacının tam kusurlu olması ve affetme/hoşgörü durumlarının tespit edilmesi halinde hakim davayı reddeder.

Evlilik hukuken devam ettiği için ortak velayet kuralları geçerli olur. Çocuğun menfaati gereği geçici önlemler veya nafaka için mahkemeden ayrıca talepte bulunulması gerekebilir.

Evet, davanız reddedilirse ve karşı taraf kendisini bir avukatla temsil ettirmişse, yasal tarifeye göre belirlenen karşı taraf vekalet ücretini ve yargılama giderlerini ödemek zorunda kalırsınız.

Zorunlu değildir. Kararın yanlış olduğunu düşünüyorsanız istinafa gidersiniz. Eğer 1 yıllık süreyi hemen başlatmak istiyorsanız, istinaf hakkınızdan feragat ederek kararı kesinleştirebilirsiniz.

Hayır, reddedilen ve kesinleşen önceki dosyadaki olaylara ve delillere dayanılarak yeni dava kazanılamaz. Yeni dava '1 yıldır ortak hayatın kurulamadığı' temeline oturtulmalıdır.

Dava reddedildiği için mal rejimi dondurulmaktan çıkar ve evlilik süresince hiç dava açılmamış gibi edinilmiş mallara katılma rejimi aktif olarak devam eder.

Türk hukuk sisteminde boşanma davası açmak veya açılan davaya cevap vermek için avukat tutma zorunluluğu yoktur. Ancak usul kurallarının katılığı ve hak kaybı riskinin yüksek olması sebebiyle süreci uzman bir avukatla yürütmek şiddetle tavsiye edilir.

Evet, maddi durumu avukat tutmaya elverişli olmayan kişiler, bulundukları ilin Barosu'na başvurarak 'Adli Yardım' talebinde bulunabilirler. Şartları sağladığınız tespit edilirse Baro size ücretsiz bir avukat atayacaktır.

Hiçbir avukat bir davanın yüzde yüz kazanılacağını garanti edemez. Avukatlık Meslek Kuralları'na göre sonuç garantisi vermek yasaktır. En iyi avukat, eldeki delillere göre en doğru stratejiyi uygulayıp kazanma ihtimalini maksimize eden kişidir.

Hayır, sizin avukatınızla anlaştığınız vekalet ücretini siz ödersiniz. Mahkeme sonunda haksız çıkan tarafın ödemesine hükmedilen 'Karşı Yan Vekalet Ücreti' ise kanunen avukatınıza ait olan yasal bir ücrettir.

Evet yürütülebilir. UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) ve e-Duruşma sistemleri sayesinde bir avukat Türkiye'nin her yerindeki davalara ofisinden evrak sunabilir ve ekran üzerinden duruşmalara katılabilir.

Avukatınız ile paylaştığınız her türlü bilgi ve belge mesleki sır kapsamındadır. Sizin izniniz veya talebiniz olmadan avukatınız aleyhinize olabilecek bir sırrı mahkemeye sunamaz.

Avukatlık Kanunu'na göre avukatların ücretsiz danışmanlık vermesi yasaktır. Bu nedenle profesyonel hukuk büroları, dosya incelemesi ve strateji belirleme toplantısı niteliğindeki ilk görüşmeler için danışmanlık ücreti talep edebilirler.

Eğer eşinizin avukatı yoksa, avukatınız anlaşmalı boşanma koşullarını müzakere etmek için onunla hukuki çerçevede görüşebilir. Ancak eşinizin bir avukatı varsa, avukatınız sadece karşı tarafın avukatıyla muhatap olmak zorundadır.

Evet eklenebilir. Buna tevkil veya birlikte temsil denir. Ancak mevcut avukatınızın bu duruma yazılı onay (muvafakat) vermesi meslek kuralları gereği şarttır.

Noter aracılığıyla azilname göndererek avukatınızın vekaletini sonlandırabilirsiniz. Ancak haklı bir sebep olmadan azlederseniz, baştan anlaştığınız avukatlık ücretinin tamamını ödemek zorunda kalacağınızı unutmamalısınız.

Avukatınız davanın gidişatıyla ilgili usuli işlemleri sizin adınıza yapar. Ancak davadan feragat etmek, karşı tarafı ibra etmek veya anlaşmalı boşanmayı kabul etmek gibi kritik ve geri dönülemez kararları sizin onayınız olmadan alamaz.

Eğer aile içi şiddet, hakaret veya tehdit gibi boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle bir ceza davası da açılmışsa, boşanma avukatınız yetkilendirmeniz halinde o davanızı da takip edebilir. Bu durum süreci bütüncül yönetmek açısından avantajlıdır.

Kanunen iki tarafın tek bir avukatla temsil edilmesi mümkün değildir, menfaat çatışması oluşturur. Avukat sadece bir tarafı temsil eder. Diğer taraf dilerse avukat tutmayıp sadece hazırlanan protokolü imzalayarak duruşmaya katılabilir.

Hukuki ehliyetin, kanun bilgisinin ve stratejik düşünmenin cinsiyeti yoktur. Kadın veya erkek avukat aramak yerine, işinde uzman, liyakatli ve iletişim kurabildiğiniz bir profesyonel aramak davanın seyri açısından çok daha önemlidir.

Tanıdık tavsiyesi bir referanstır ancak tek başına yeterli değildir. Sizin davanızın dinamikleri çok farklı olabilir. Tavsiye edilen avukatın uzmanlık alanını, tecrübesini ve sizinle olan iletişim uyumunu mutlaka kendi süzgecinizden geçirmelisiniz.

Standart bir çekişmeli boşanma davasının yerel mahkeme süreci adliyenin yoğunluğuna göre ortalama 1.5 ile 2 yıl arasında sürer. Ancak taraflar süreç içinde anlaşmalı boşanmaya karar verip protokol sunarlarsa, dava ilk duruşmada (1-2 ay içinde) bitebilir.

Kanunen 1 yılı doldurmayan evliliklerde anlaşmalı boşanma davası açılamaz. Ancak hiçbir maddi ve hukuki talebinizin olmadığını belirterek bir çekişmeli dava açar ve ilk duruşmaya bir tanık getirirseniz, hakim sizi ilk celsede boşayabilir.

Hayır, karşı tarafın mahkemeye gelmemesi davanın tek celsede bitmesini sağlamaz. Hakim yine de sizin iddialarınızı ispatlamanız için tanıklarınızı dinleyecek ve delilleri toplayacaktır. Davalının yokluğunda yargılamaya devam edilir ancak prosedürler atlanmaz.

Eşinizin boşanmak istememesi davayı doğrudan düşürmez ancak çekişmeyi artıracağı için süreci uzatır. Mahkeme, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını tespit etmek için detaylı inceleme yapacağından dava ortalama 5-7 celse (1.5-2.5 yıl) sürebilir.

Elinizde kesin deliller olsa dahi Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereği dilekçeler aşaması tamamlanmalı ve ön inceleme duruşması yapılmalıdır. Hakimin delilleri incelemesi, karşı tarafa savunma hakkı vermesi zorunlu olduğundan tek celsede bitmesi mümkün değildir.

Dava dilekçesi verildikten sonra dilekçeler teatisi (karşılıklı cevap verme süreci) başlar. Bu sürecin tamamlanması ortalama 3-5 ay sürer. Dilekçeler aşaması bittikten sonra mahkeme ilk duruşma gününü tayin eder.

Hakim ilk celse olan ön inceleme duruşmasında taraflara uyuşmazlık konularını netleştirmeleri için sorular sorar ve sulh olup (barışıp/anlaşıp) olamayacaklarını sorar. Kural olarak ilk celsede tanık dinlenmez ve davanın esasına girilmez.

Evet, mahkeme velayet veya mal paylaşımı gibi konularda uzman incelemesi isterse, dosya bilirkişiye veya pedagoğa (SİR raporu) gider. Raporun hazırlanıp dosyaya dönmesi ve tarafların rapora itiraz süreleri davanın en az 1-2 celse uzamasına neden olur.

Hakim boşanma kararını verdikten sonra yaklaşık 1 ay içinde gerekçeli kararı yazar. Bu karar taraflara tebliğ edilir. Taraflar 2 hafta içinde karara itiraz etmezse karar kesinleşir ve boşanma işlemi nüfusa işlenir.

Eğer taraflardan biri yerel mahkemenin kararına itiraz edip dosyayı İstinaf'a (Bölge Adliye Mahkemesi) taşırsa, mevcut iş yoğunluğuna bağlı olarak dosyanın İstinaf'tan dönmesi ortalama 1 ile 1.5 yıl arasında ek bir süre gerektirir.

Büyük ihtimalle uzar. Usul hukukundaki kesin sürelerin kaçırılması, delillerin doğru formatta sunulmaması veya eksik harç yatırılması gibi hatalar duruşmaların boş yere ertelenmesine neden olur. Avukatlar bu usul işlemlerini hızlı ve eksiksiz yapar.

Gerçek bir anlaşmalı boşanma ise belli konularda anlaşarak boşanırsınız. Ancak 1 yılı doldurmayan evliliklerdeki çekişmeli davada tek celsede boşanabilmek için mahkeme önünde nafaka, tazminat ve eşya gibi tüm parasal taleplerden vazgeçmeniz gerekir.

Evet, her yıl 20 Temmuz ile 31 Ağustos tarihleri arası adli tatildir. Bu dönemde acil işler (tedbir nafakası, uzaklaştırma kararları vb.) dışında çekişmeli boşanma duruşmaları yapılmaz ve süreler işlemez, bu da davayı fiilen geciktirir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını veya karşı tarafın kusurlu olduğunu ispatlamakla yükümlüsünüz. Eğer şahit bulamazsanız ve iddianızı ispatlayacak başka kesin deliliniz (hastane raporu, kesinleşmiş ceza dosyası, mesaj kayıtları vb.) yoksa, ispatlanamayan davanız reddedilebilir.

Hayır, yerel mahkemenin hükmettiği maddi ve manevi tazminatın icra yoluyla tahsil edilebilmesi için boşanma kararının kesinleşmesi (istinaf ve temyiz süreçlerinin bitmesi) zorunludur. Karar kesinleşmeden tazminat ödenmesi talep edilemez.

Kullanabilirsiniz ancak bu çok büyük bir risktir. İnternetteki dilekçeler genelgeçer şablonlardır ve sizin somut olayınızı yansıtmaz. Her evliliğin kusur dağılımı, tazminat ve nafaka talepleri farklı olduğu için, şablon kullanmak hak kayıplarına (örneğin tazminat alamamaya) yol açabilir.

Boşanma davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Görevli mahkeme ise Aile Mahkemesidir. Aile Mahkemesi olmayan ilçelerde dava Asliye Hukuk Mahkemelerine (Aile Mahkemesi sıfatıyla) açılır.

Çekişmeli yargılamada 'iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı' vardır. Ancak dilekçeler aşaması (Dava, Cevap, Cevaba Cevap, İkinci Cevap) bitmeden önce taleplerinizi ekleyebilirsiniz. Eğer bu aşama geçmişse, ancak 'Islah' adı verilen yasal yolu kullanarak (dava boyunca sadece 1 kez yapılabilir) veya boşanma kesinleştikten sonra 1 yıl içinde ayrı bir tazminat davası açarak isteyebilirsiniz.

Netice-i talep, dilekçenin en son kısmında 'Sonuç ve İstem' olarak yer alan bölümdür. Hakim, anlattığınız hikayeye göre değil, bu kısımda açıkça numaralandırarak istediğiniz maddelere (nafaka, velayet, tazminat vs.) göre karar verir. Buraya yazılmayan hiçbir şey hükme bağlanamaz.

Hukukta 'tek taraflı boşanma' diye özel bir dilekçe türü yoktur. Eşiniz boşanmak istemiyorsa açacağınız davanın türü 'Çekişmeli Boşanma Davası'dır. Dilekçenizde, eşinizin evlilik birliğini temelinden sarsan kusurlu hareketlerini (şiddet, aldatma, hakaret vb.) delilleriyle birlikte ispatlarsanız, mahkeme karşı taraf istemese dahi boşanma kararı verir.

Evet, Adalet Bakanlığı Vatandaş Portalı üzerinden e-devlet şifrenizle giriş yaparak dava açabilirsiniz. Ancak bunun için dilekçenizi UDF formatında hazırlamanız ve 'e-imza' veya 'mobil imza' ile imzalamanız zorunludur. Sadece e-devlet şifresi ile ıslak imzasız dilekçe gönderilemez.

Türk Hukuk sistemine göre kendinizi avukatla temsil etme zorunluluğunuz yoktur; kendi davanızı açabilir ve takip edebilirsiniz. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu oldukça karmaşık ve katı kurallar içerdiğinden, avukatsız takip edilen davalarda usul hataları nedeniyle ciddi mağduriyetler yaşanmaktadır.

Evet, anlaşmalı boşanma dilekçesi ve ekindeki protokolün her iki tarafça bizzat (ıslak imza ile) imzalanmış olması gerekir. Ayrıca anlaşmalı boşanmalarda taraflar, avukatları olsa dahi duruşmada hakimin huzurunda bizzat bulunup boşanma iradelerini sözlü olarak da onaylamak zorundadırlar.

Zina eylemini ispatlamak için otel kayıtları, uçak biletleri, tanık beyanları, fotoğraflar, videolar, WhatsApp mesajları veya GSM operatöründen istenecek HTS (arama-aranma) kayıtları dilekçede delil olarak sunulabilir. Delillerin hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması şarttır.

HMK gereği davalının adresinin yazılması zorunludur. Eğer güncel adresini gerçekten bilmiyorsanız, dilekçeye 'Mernis Adresi' (nüfus kayıtlarındaki resmi adres) yazılarak tebligatın buraya yapılmasını talep edebilirsiniz. Eğer mernis adresi de yoksa veya tebligat iade geliyorsa 'İlanen Tebligat' yoluna başvurulur.

Dava açıldıktan sonra mahkeme bir 'Tensip Zaptı' hazırlar. Anlaşmalı boşanmalarda genellikle 1 ay ile 3 ay arasında bir tarihe duruşma günü verilir. Çekişmeli boşanmalarda ise duruşma günü (Ön İnceleme Duruşması) dilekçeler aşaması (karşılıklı tebligatlar) tamamlandıktan sonra belli olur, bu da ortalama 4-6 ay sürebilir.

Evet, davanın her aşamasında taraflar bir protokol imzalayarak ve durumu mahkemeye bildirerek çekişmeli davayı anlaşmalı boşanmaya dönüştürebilirler. Bu durum süreci önemli ölçüde hızlandırır.

Boşanma davası ile mal paylaşımı davası kural olarak birbirinden farklı davalardır. Boşanma dilekçesinde mal paylaşımı talep edilmese bile, boşanma kararı kesinleştikten sonraki 10 yıl içinde (zamanaşımı süresi) ayrı bir mal rejiminin tasfiyesi (mal paylaşımı) davası açabilirsiniz. Ancak anlaşmalı protokolde 'mal paylaşımı yapıldı, alacağım yoktur' derseniz bir daha dava açamazsınız.

Fiziki olarak adliyeden dava açıyorsanız, dilekçenizin ve eklerinin mahkeme dosyasına girmesi için 1 nüsha, davalıya tebliğ edilmesi için 1 nüsha (ve varsa diğer ilgili yerler için) olmak üzere genellikle asıl + en az 1 veya 2 kopya şeklinde hazırlanması istenir. Kendinize de 'alındı' kaşesi vurdurmak için bir nüsha saklamalısınız.

Dava açıp harçları yatırdıktan sonra, mahkeme hazırladığınız dava dilekçesini bir tebligat zarfı içine koyarak davalının dilekçede belirttiğiniz adresine PTT aracılığıyla resmi olarak gönderir. Eşiniz, tebligatı teslim aldığı an davanın içeriğinden haberdar olmuş sayılır.

Süresi içinde cevap dilekçesi vermeyen davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. Bu, davayı otomatik olarak kaybettiğiniz anlamına gelmez; ancak kendi vakıalarınızı ve delillerinizi dosyaya sokma imkânınızı büyük ölçüde kaybedersiniz. Boşanma davasında nafaka, tazminat ve çoğu zaman velayet kusur dağılımına göre belirlendiği için, karşı tarafın kusurunu hiç anlatmadan geçen bir dosyada kusur tablosu tek taraflı oluşur ve sonuç aleyhinize döner.

Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin size tebliğinden itibaren iki haftadır. Durum ve koşullara göre dilekçenin bu sürede hazırlanmasının çok zor ya da imkânsız olduğu hâllerde, yine bu iki haftalık süre içinde mahkemeye başvurmanız şartıyla, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek süre verilebilir. Ek süre, iki haftalık sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlar. Ek süre talebini iki hafta dolduktan sonra yapmanız sonuç doğurmaz.

Hayır. Yalnızca davanın reddini istiyorsanız cevap dilekçesi yeterlidir; ancak siz de boşanmak, nafaka veya tazminat almak istiyorsanız karşı dava açmanız gerekir. Karşı dava, cevap dilekçesiyle birlikte ya da esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçeyle açılır ve ayrıca harca tabidir. Süresinden sonra açılan karşı davada mahkeme dosyaların ayrılmasına karar verir. Sadece cevap verip karşı dava açmazsanız, davacı davasından feragat ettiğinde veya davası reddedildiğinde elinizde hiçbir talep kalmaz.

Açamazsınız. Türk Medeni Kanunu'nun 164. maddesine göre terk sebebiyle boşanma davası açılabilmesi için ayrılığın en az altı ay sürmüş ve devam ediyor olması, ayrıca istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtarın sonuçsuz kalması gerekir. Kanun iki ayrı bekleme süresi öngörmüştür: terkten itibaren dördüncü ay bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz, ihtardan sonra da iki ay geçmedikçe dava açılamaz. Bu sürelere uyulmadan açılan dava reddedilir ve süreci baştan işletmeniz gerekir.

Kanun her iki yolu da kabul etmektedir; ihtar, davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter tarafından yapılır. İhtarda, terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar bildirilir. Önemli olan makam değil, ihtarın içeriği ve samimiyetidir. Uygulamada ortak konutun oturmaya elverişli ve hazır olması, anahtarın nasıl teslim edileceğinin bildirilmesi, eş başka şehirdeyse yol giderinin karşılanacağının belirtilmesi aranır. İhtarın tebliğ belgesini mutlaka saklayın; davada bu belgeyi sunacaksınız.

Evet. Türk Medeni Kanunu'nun 169. maddesine göre boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alır. Yani tedbir nafakası talep edilmemiş olsa bile hükmedilebilir. Buna güvenmenizi yine de tavsiye etmem: uygulamada açıkça ve rakam verilerek istenmeyen tedbirler gözden kaçabiliyor. Talebi dilekçenin sonuç kısmına ayrı bir madde olarak, aylık tutarı yazarak koyun.

Hayır. 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbir kararı, boşanma davasından tamamen bağımsız olarak istenebilir ve en kolay ulaşabileceğiniz yer hâkiminden, mülki amirden ya da kolluk biriminden talep edilebilir. Başvuru harca tabi değildir, avukat zorunluluğu yoktur. Kanun açıkça, koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmayacağını belirtmiştir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde uzaklaştırma ve yaklaşmama gibi tedbirler kolluk amirince de alınabilir; bu karar sonradan hâkimin onayına sunulur. Tedbir kararı ilk seferinde en çok altı ay için verilir, tehlike sürüyorsa süresi uzatılabilir.

Evet. 6284 sayılı Kanun, gerekli görülmesi hâlinde tedbir kararıyla birlikte talep üzerine veya resen, korunan kişinin ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgilerinin, kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgilerin ve adreslerin tüm resmî kayıtlarda gizli tutulmasına imkân verir; tebligat için ayrı bir adres belirlenir. Şiddet uygulayan eşin adresinizi dosyadan öğrenmesinden endişe ediyorsanız bu talebi dilekçenizin sonuç kısmına açıkça yazın ve adresinizi kapalı zarf içinde sunun.

Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin dördüncü fıkrası 14 Kasım 2024 tarihli değişiklikle yeniden düzenlenmiştir. Yürürlükteki hükme göre, boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. Süre eskiden üç yıldı; internetteki eski şablonlarda hâlâ üç yıl yazdığını göreceksiniz. Bu davada kusur tartışması yapılmaz; ret kararının kesinleşme tarihini ve bir araya gelinmediğini ispatlamanız yeterlidir.

Dilekçenizde dayandığınız ve elinizde bulunan belgelerin örneklerini dilekçeyle birlikte vermeniz; başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunmasını sağlayacak açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur. Sonradan sunmak her zaman mümkün olmaz: yapılan ihtara rağmen dilekçesinde gösterdiği belgeleri sunmayan veya bunların getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın, o delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir. Bu nedenle 'karakol tutanağı' demekle yetinmeyin; hangi karakol, hangi tarih ve hangi numara olduğunu yazın ki mahkeme müzekkere yazabilsin.

Boşanma kararınızı eşinize söylemeden önce psikolojik ve temel düzeyde hukuki/ekonomik hazırlıklarınızı tamamlamış olmanız önerilir. Özellikle şiddet ihtimali veya mal kaçırma riski varsa, öncelikle bir avukata danışıp koruyucu tedbirleri planladıktan sonra bu kararı paylaşmanız stratejik olarak daha güvenlidir.

Boşanmalı mıyım testi, evlilikteki sorunların geçici mi yoksa temelden sarsıcı mı olduğunu anlamak için kendinize dürüstçe sorduğunuz sorulardan oluşur. İletişimin tamamen kopup kopmadığı, saygının bitip bitmediği ve güvenin onarılmaz şekilde zedelenip zedelenmediği gibi kriterleri gözden geçirerek bu içsel değerlendirmeyi yapabilirsiniz.

Kesinlikle şart olmamakla birlikte, çocuğun yaş grubuna ve travma potansiyeline göre şiddetle tavsiye edilir. Bir pedagog, çocuğun bilişsel seviyesine uygun doğru kelimelerin seçilmesinde ve ebeveynlerin süreç boyunca sergilemesi gereken tutumun belirlenmesinde hayati bir rehberlik sunar.

Haklı bir nedeniniz (fiziksel şiddet, hayati tehlike vb.) yokken ortak konutu kendi isteğinizle terk etmeniz, karşı tarafın size 'terk sebebiyle' dava açmasına ve sizin kusurlu sayılmanıza neden olabilir. Evi terk etmeyi düşünüyorsanız, öncesinde kolluk kuvvetlerine veya mahkemeye başvurarak uzaklaştırma veya ayrı yaşama hakkı talep etmelisiniz.

Deneyimlerime göre, erkekler ilk etapta durumu inkar etme veya özgürlük hissiyle geçici bir rahatlama yaşayabilirler. Ancak yasal süreç ciddileşip düzen değiştiğinde, yalnızlık, çocuklardan uzak kalma ve ekonomik yüklerin etkisiyle derin bir boşluk, öfke ve depresyon hali sıklıkla gözlemlenmektedir.

Anlaşmalı boşanma davasını avukatsız açabilirsiniz; ancak hazırlayacağınız protokolün hukuki sonuçlarını öngörememeniz, ileride nafaka, mal paylaşımı veya velayet gibi konularda geri dönülemez hak kayıplarına yol açabilir. Protokolün mutlaka bir avukat kontrolünde hazırlanması hayati önem taşır.

Hukuka aykırı yollarla (şifre kırarak, gizli program kurarak) elde edilen deliller, boşanma davasında delil niteliği taşımaz ve kullanılamaz. Üstelik bu durum, haberleşmenin gizliliğini ihlal veya özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından dolayı hakkınızda ceza davası açılmasına sebep olabilir.

Ekonomik gücünüz yoksa, bulunduğunuz ilin barosuna başvurarak adli yardım talebinde bulunabilirsiniz. Adli yardım onaylandığında, baro size ücretsiz bir avukat atar ve mahkeme harçlarından muaf tutularak davanızı açabilirsiniz. Ayrıca davayla birlikte eşinizden tedbir nafakası da talep edebilirsiniz.

Hayır, aksine evliliği kurtarmak için çaba gösterdiğinizi (terapiye gitmek gibi) kanıtlamak, evlilik birliğine değer verdiğinizi ve iyi niyetli olduğunuzu gösterir. Terapiye gidilmiş ve buna rağmen sonuç alınamamış olması, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir.

Eşinizin boşanmak istememesi, sizin dava açmanıza engel değildir. Ancak bu durumda anlaşmalı boşanma yapılamaz. Süreç 'çekişmeli boşanma davası' olarak ilerler. Bu davada eşinizin kusurlu eylemlerini delillerle ispatlamanız ve evliliğin artık çekilmez hale geldiğini mahkemeye kanıtlamanız gerekecektir.

Psikolojik gözlemler ve pedagog raporları, sürekli tartışma, sevgisizlik ve gerilimin olduğu bir evde büyümenin, çocuklar için sakin bir ayrılıktan çok daha travmatik olduğunu göstermektedir. Sadece çocuklar için sağlıksız bir evliliği sürdürmek, çocuğun psikolojisine daha büyük zararlar verebilir.

Evet, boşanma sürecine girmeden önce veya karar aşamasındayken e-devlet, bankacılık uygulamaları, e-posta ve sosyal medya şifrelerinizi tamamen değiştirerek güvenliğinizi sağlamanız kesinlikle önerilir. Bu, kişisel verilerinizin izinsiz kullanılmasını ve aleyhinize işlem yapılmasını engeller.

Eğer can güvenliğiniz tehlikedeyse veya fiziksel şiddet görüyorsanız, derhal evi terk edip güvenli bir yere geçmeniz en doğal hakkınızdır. Ancak bunu hukuki güvenceye almak için eş zamanlı olarak karakola gidip darp raporu almalı ve uzaklaştırma (koruma) kararı çıkartmalısınız.

Bireysel olarak psikolojik destek veya psikiyatrik tedavi görmeniz, tek başına sizin boşanmada 'kusurlu' veya 'velayete uygun olmayan' taraf olduğunuz anlamına gelmez. Ancak, çocuğa zarar verebilecek ağır bir psikiyatrik teşhis (şizofreni vb.) varsa, bu durum velayet değerlendirmesinde dikkate alınabilir.

Dava açılmadan sadece şüphe üzerine eşinizin banka hesaplarını donduramazsınız. Ancak dava açıldığı gün, mahkemeden eşinizin hesaplarına, gayrimenkullerine veya araçlarına 'ihtiyati tedbir' konulmasını talep edebilirsiniz. Hakim, mal kaçırma riski olduğuna kanaat getirirse tedbir kararı verebilir.

Evet, Türk Medeni Kanunu'na göre kadının hamile olması boşanma davası açmaya engel değildir. Eşler, hamileliğin herhangi bir evresinde boşanma davası açabilir ve yasal süreci başlatabilirler.

Hayır engellemez. Mahkeme, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ve tarafların kusur durumlarını tespit ederse, sırf kadın hamile diye boşanma talebini reddetmez. Boşanma kararı verilir.

Evet, evliliğiniz 1 yılı doldurmuşsa hamileyken de anlaşmalı boşanabilirsiniz. Ancak anlaşmalı boşanma protokolünde doğacak çocuğun velayeti, nafakası ve doğum masrafları gibi konuların şarta bağlı olarak net bir şekilde düzenlenmesi gerekir.

Hukuken henüz doğmamış olan bebeğin velayeti hakkında kesin karar verilemez. Ancak mahkeme kararlarında "çocuğun sağ doğması koşuluyla velayetinin anneye verilmesine" şeklinde hüküm kurulur.

Dava sürerken bebek doğarsa, avukatınız aracılığıyla mahkemeye bir dilekçe vererek durumu bildirmeniz gerekir. Mahkeme ara kararla bebeğin geçici velayetini anneye verir ve çocuk için tedbir nafakası bağlar.

Evet, yasal olarak evlilik birliği resmiyette devam ettiği için, erkeğin hamile eşinin hastane, doğum ve bakım masraflarına katılması zorunludur. Aksi takdirde kadın bu masrafları maddi tazminat olarak talep edebilir.

Evet, hamile eş dava süresince kendi geçimini sağlamak için 'Tedbir Nafakası' talep edebilir. Hamilelik masrafları ve çalışamama durumu göz önüne alınarak bu nafaka miktarı daha yüksek belirlenebilir.

Boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 300 gün (iddet müddeti) içinde doğan çocukların babası, kanunen eski koca kabul edilir. Nüfus müdürlüğü çocuğu otomatik olarak eski eşin nüfusuna kaydeder.

Bebek eski kocanın nüfusuna kaydedilir. Biyolojik baba siz değilseniz, bebek doğduktan sonra mahkemeye başvurarak "Soybağının Reddi Davası" açmanız ve DNA testi ile durumu kanıtlamanız gerekmektedir.

Boşanan kadının yeniden evlenebilmesi için gereken 300 günlük bekleme süresi, kadının doğum yapmasıyla birlikte kendiliğinden sona erer. Doğumdan sonra kadın dilerse hemen evlenebilir.

Evet, eşin en hassas olduğu hamilelik döneminde onu yalnız bırakmak, evi terk etmek ve ihtiyaçlarıyla ilgilenmemek Yargıtay tarafından erkeğin ağır kusurlu olduğu bir boşanma sebebi (duygusal/ekonomik şiddet) olarak kabul edilir.

Çok istisnai durumlar (annenin ağır akıl hastası olması veya bebeğe fiziksel zarar vermesi vb.) dışında, anne sütüne ve bakımına muhtaç olan yenidoğan bebeğin velayeti kesinlikle babaya verilmez, anneye verilir.

Evet alabilir. Velayet düzenlemesinde annenin maddi durumunun kötü olması veya çalışmaması tek başına velayeti kaybetme sebebi değildir. Babanın iştirak nafakası ödeyerek çocuğun bakımına katılması sağlanır.

Kesinlikle evet. Hamilelik gibi kadının duygusal olarak çok hassas olduğu bir dönemde hakaret, aşağılama, ilgisizlik veya aldatma gibi davranışlar, manevi tazminat talebinde bulunulması için çok güçlü gerekçelerdir.

Çocuk 300 günlük süre içinde veya evlilik devam ederken (dava sürerken) doğduğu için babanın soyadını alır. Ancak velayeti alan anne, boşandıktan sonra çocuğun soyadının kendi bekarlık soyadı ile değiştirilmesi için dava açabilir.

Boşanma davalarında istinaf başvuru süresi, yerel mahkemenin yazdığı gerekçeli kararın size veya avukatınıza tebliğ edildiği tarihten itibaren tam 2 haftadır. Bu süre hak düşürücü süredir, kaçırılması halinde itiraz hakkı kaybolur.

Evet, istinaf kanun yoluna başvururken istinaf kanun yolu başvuru harcı, karar harcı ve dosyanın gönderilmesi/tebligatlar için gerekli olan posta masrafları (gider avansı) peşin olarak ödenmelidir. Bu ücretler yatırılmadan dosya İstinaf mahkemesine gönderilmez.

Karşı taraf süresi içinde istinafa başvurduğunda, dilekçesi size tebliğ edilir. Size tebliğ edildiği tarihten itibaren sizin de 'katılma yoluyla istinaf' hakkınız doğar ve buna 2 hafta içinde cevap/itiraz sunabilirsiniz. Eğer hiçbir cevap vermezseniz, üst mahkeme sadece karşı tarafın itirazlarını inceler.

Her zaman kesin değildir. Hükmedilen parasal tutarlar o yılın kesinlik sınırının altındaysa veya kanunun açıkça kesin saydığı hallerdense karar kesindir. Ancak boşanma, velayet gibi hususlar ile sınırı aşan tazminat kararlarına karşı Yargıtay'a (Temyiz) başvurulabilir.

Kural olarak taraflar arasındaki boşanma davası kesinleşmediği sürece (derdestlik devam ettiği için) aynı sebeplere dayanarak yeni bir boşanma davası açılamaz. Ancak İstinaf sürecinde, eşin yeni bir kusuru (örneğin sadakatsizlik veya şiddet) ortaya çıkarsa, bu yeni sebebe dayalı olarak ayrı bir boşanma davası açılabilir.

Dosyanızın hangi aşamada olduğunu e-Devlet üzerinden 'UYAP Vatandaş Portal' sistemine giriş yaparak 'Dosya Sorgulama' menüsünden, Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) dosyalarınızı seçerek takip edebilirsiniz.

Kural olarak İstinaf (Bölge Adliye Mahkemesi) incelemesini dosya üzerinden (evrak üzerinden) yapar. Ancak eksik delillerin tamamlanması, tanıkların tekrar dinlenmesi veya teknik bir inceleme gerektiği istisnai durumlarda duruşma açılmasına karar verebilir.

Eğer boşanma hükmü yönünden kısmi kesinleşme sağlanmamışsa, yani taraflar 'boşanma' kararına da itiraz etmişse, Yargıtay (temyiz) süreci devam ettiği sürece boşanma gerçekleşmemiş sayılır ve taraflar hukuken evli kalmaya devam eder.

Evet, istinaf mahkemesi tarafların itirazlarını haklı bulursa, ilk derece mahkemesinin hükmettiği nafaka miktarını artırabilir, azaltabilir veya nafakanın tamamen kaldırılmasına karar verebilir.

Yargıtay kararı bozduğunda, dosya yeniden yargılama yapılması ve eksikliklerin giderilmesi için ilk derece mahkemesine veya Bölge Adliye Mahkemesine geri gönderilir. İlgili mahkeme bozma kararına uyar veya eski kararında direnir.

Vardır, ancak sonuçları farklıdır. Taraflar çoğunlukla gerekçeli karar tebliğ edildiğinde istinaftan feragat ederek kararı hemen kesinleştirir; feragat edilmezse iki haftalık süre beklenir. Eşlerden biri istinafa başvurursa Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'ne göre bu anlaşmanın bozulması sayılabilir ve dava çekişmeli boşanma olarak görülmeye devam eder. 2026 tarihli bir kararda yalnızca bazı maddelere yönelik itirazlar bile anlaşmalı boşanma hükmünü bütünüyle ortadan kaldırdı.

Dava sırasında verilen geçici velayet ve kişisel ilişki (tedbir) kararları, dosya istinaf veya temyizdeyken de uygulanmaya devam eder. Gerekçeli kararda verilen asıl velayet ve kişisel ilişki düzenlemesi ise aile hukukuna ilişkin olduğu için kesinleşmeden yerine getirilemez (HMK m. 350/2 ve 367/2). Bu nedenle karar kesinleşene kadar tedbir kararındaki görüşme düzeni uygulanır.

Hayır. Temyiz (Yargıtay) aşamasında yeni delil sunulamaz ve tanık dinletilemez. Yargıtay sadece dosya içerisindeki mevcut delillerin kanuna uygun değerlendirilip değerlendirilmediğini inceler.

İstinaf mahkemesinin esastan ret kararı vermesi, yerel mahkemenin verdiği kararın usule, kanuna ve delillere uygun olduğu, itirazlarınızın yerinde olmadığı anlamına gelir. Yani ilk karar onanmış gibi kabul edilir.

Hayır. İstinaf veya temyiz hakkından feragat etmek kesin sonuç doğuran hukuki bir işlemdir. Mahkemeye feragat dilekçesi sunulduktan sonra, bu işlemden dönmek (vazgeçmek) ve dosyayı tekrar istinafa taşımak mümkün değildir.

Eve dön ihtarı, eşinizin bulunduğu yerleşim yeri veya sizin yerleşim yerinizdeki Aile Mahkemesinden talep edilebilir. Ayrıca noterler aracılığıyla da hukuki geçerliliğe sahip bir eve dön ihtarı gönderilmesi mümkündür.

Terk nedeniyle ihtar çekebilmek için eşinizin ortak konuttan ayrılmasının üzerinden kesintisiz olarak en az 4 tam ay geçmiş olması zorunludur. Dört ay dolmadan yapılan ihtar talepleri hukuken geçersiz kabul edilir.

Hayır, edemezsiniz. Yargıtay kararlarına göre yol parası eşin şubeye gitmesini gerektirmeyecek şekilde, mutlaka PTT aracılığıyla 'Konutta Ödemeli' olarak eşin adresine gönderilmelidir. Havale veya EFT ile gönderilen yol paraları ihtarın reddine sebep olur.

Evet, eğer ortak konutu haklı bir nedeniniz (örneğin şiddet görme) olmadan terk ettiyseniz, eşiniz size ihtar çekebilir. Ancak evden haklı bir sebeple ayrıldıysanız, ihtara uymamak aleyhinize bir sonuç doğurmaz.

Hayır. Yargıtay'a göre eşin davet edildiği evin 'bağımsız' bir konut olması şarttır. Eşin anne, baba veya diğer akrabalarla ortak yaşanan bir eve davet edilmesi geçerli bir ihtar sayılmaz.

Eğer ihtara uyarak ortak konuta samimi bir şekilde geri dönerseniz, eşinizin terk nedeniyle boşanma davası açma hakkı ortadan kalkar. Ayrıca eşinizin ihtar çekmesi, sizin geçmişteki hatalarınızı affettiği anlamına gelir.

Çoğu durumda mantıklı değildir. Çünkü ihtar çektiğiniz an eşinizin geçmiş kusurlarını affetmiş sayılırsınız. Ayrıca ihtarın şekil şartları çok katı olduğundan usul hataları davanın reddine neden olabilir. Avukatlar genelde şiddetli geçimsizlik davası açmayı tavsiye eder.

Eşin eve sadece eşya almak, durumu kontrol etmek veya sırf boşanma davasını engellemek maksadıyla kısa süreli dönmesi (örneğin 1-2 gün kalıp gitmesi) samimi bir dönüş kabul edilmez. Bu durumda ihtar geçerliliğini korur.

Eğer davet ettiğiniz eşinizde anahtar yoksa, ihtarnamede anahtarın kimden alınacağı veya tam olarak nerede bırakıldığı (örneğin kapıcıda, şu adresteki komşuda vb.) açıkça belirtilmelidir. Aksi takdirde ihtar geçersiz sayılır.

Hayır, açamazsınız. Terk sebebinde eşin ortak hayata 'son verme kastıyla' evden ayrılmış olması gerekir. Cezaevine girmek, hastanede yatmak veya askere gitmek zorunlu haller olduğu için terk kastı taşımaz.

Davet edilen evin eşyalarının tam, yaşanabilir durumda ve faturalarının ödenmiş olması gerekir. Eşyaları boşaltılmış, elektrik ve suyu kesik bir eve yapılan ihtar daveti kanunen geçerli kabul edilmez.

İki aylık süre, ihtarnamenin eşinize hukuken tebliğ edildiği (teslim edildiği) günün ertesi günü işlemeye başlar. Bu süre tam olarak iki ay dolmadan kesinlikle dava açılmamalıdır, aksi halde süre yönünden red kararı çıkar.

Eğer eş ortak konutu hiçbir haklı sebep olmadan (keyfi olarak) terk etmişse nafaka alamaz. Ancak şiddet, hakaret, sadakatsizlik gibi haklı bir nedenle evi terk etmek zorunda kalmışsa, ayrı yaşamakta haklı olduğu için tedbir nafakası alabilir.

Yurt dışındaki eşe ihtar çekmek için uluslararası tebligat işlemleri uygulanmalıdır. Bu durumda eşin yol, uçak ve transfer masrafları o günün kurlarına göre hesaplanarak uluslararası ödeme sistemleriyle peşin olarak gönderilmelidir.

TÜİK 2025 yılı verilerine göre Türkiye'de kaba boşanma hızı binde 2,26'dır. 2025 yılı içerisinde toplam 193.793 boşanma gerçekleşmiştir.

2025 istatistiklerine göre kaba boşanma hızının en yüksek olduğu il binde 3,28 oranı ile İzmir'dir. İzmir'i sırasıyla Antalya, Denizli ve Muğla takip etmektedir.

Türkiye'de boşanma oranının en düşük olduğu iller Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yer alır. 2025 verilerine göre binde 0,51 ile Hakkari ve binde 0,52 ile Şırnak en az boşanmanın görüldüğü illerdir.

Boşanmaların çok büyük bir kısmı evliliğin ilk 5 yılı içerisinde gerçekleşmektedir. Ayrıca 16 yıl ve üzeri süren uzun evliliklerde de ciddi bir boşanma potansiyeli istatistiklere yansımaktadır.

Mahkeme istatistiklerine göre davaların yaklaşık %90'ı Türk Medeni Kanunu Madde 166 kapsamındaki 'Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması' yani genel adıyla şiddetli geçimsizlik sebebine dayanarak açılmaktadır.

Sadece fakirlik veya borçlu olmak doğrudan boşanma sebebi değildir. Ancak eşe harçlık vermemek, maaş kartına el koymak veya evi bilerek haciz tehdidi altında bırakmak gibi davranışlar ekonomik şiddettir ve ispatlandığında kusur sayılır. Yargıtay bu vakıaların somut delille ispatını arıyor; soyut tanık anlatımına dayanan 'maaş kartına el koyma' iddiasını kusur olarak kabul etmediği kararlar bulunuyor.

Kanuna göre anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması şarttır. 1 yılı dolmayan evliliklerde mecburen çekişmeli dava açılması gerekir.

Kestirme bir yol yoktur. Evlilik bir yılı doldurmadan açılan davada taraflar anlaşsa bile anlaşmalı boşanma kararı verilemez; Yargıtay bir yıllık sürenin dava tarihinde dolmuş olmasını arar. Çekişmeli davada eşin iddiaları kabul etmesi de hâkimi bağlamaz (TMK m. 184/3); boşanma sebebinin tanık, belge gibi delillerle ispatlanması gerekir. Taraflar nafaka, velayet ve tazminat konusundaki anlaşmalarını hâkimin onayına sunabilir. Beklemek mümkünse bir yıl dolduktan sonra anlaşmalı boşanma davası açmak çoğu zaman daha hızlıdır.

Evet, kesinlikle sayılır. Yargıtay kararlarına göre eşi sürekli eleştirmek, hakaret etmek, aşağılamak ve aşırı kıskançlık göstermek psikolojik şiddettir ve boşanma davasında ağır kusur olarak değerlendirilir.

Evet, eşlerden birinin kendi ailesinin (anne, baba) evliliğe, ev eşyalarına veya çocuklara aşırı müdahalesine izin vermesi ve eşini korumaması geçerli bir boşanma sebebidir.

Zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı, aldatma eyleminin öğrenilmesinden itibaren 6 ay ve her halükarda eylemin üzerinden 5 yıl geçmekle düşer.

Kadınların ekonomik bağımsızlıklarını daha fazla kazanması, bireyselleşme, boşanmaya yönelik toplumsal baskının (mahalle baskısı) azalması ve hukuki hak arama bilincinin yükselmesi ana faktörlerdir.

Sosyal medya üzerinden duygusal veya cinsel içerikli mesajlaşmalar, fiziki bir buluşma olmasa dahi 'güven sarsıcı davranış' (sadakatsizlik) olarak kabul edilir ve evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebiyle boşanma nedenidir.

1 Ocak 2002 tarihinden sonra alınan mallar kural olarak (edinilmiş mallara katılma rejimi gereği) yarı yarıya paylaşılır. Daha eski evliliklerde ise 2002 öncesi mallar kimin üzerineyse onda kalır (katkı payı davası istisnasıyla).

Kaba boşanma hızı, belli bir yıl içinde her 1.000 (bin) nüfus başına düşen boşanma sayısını ifade eden demografik ve istatistiksel bir terimdir.

TÜİK'in 24 Şubat 2026 tarihli "Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2025" bültenine göre 2025 yılında 193 bin 793 çift boşanmıştır. Bu rakam 2024'te 188 bin 963 idi; yani bir yılda 4 bin 830 artış olmuştur. Bin nüfus başına düşen boşanma sayısını ifade eden kaba boşanma hızı ise 2025'te binde 2,26 olarak gerçekleşmiştir. Aynı yıl evlenen çift sayısı ise 552 bin 237'ye gerilemiştir.

Azaldı. Evlenen çiftlerin sayısı 2024'te 569 bin 983 iken 2025'te 552 bin 237'ye düşmüştür; bu yaklaşık 17 bin 746 kişilik, yüzde 3'ü aşan bir azalmadır. Kaba evlenme hızı binde 6,43 olmuştur. Aynı dönemde boşanmaların artması, makasın iki yönden birden açıldığını göstermektedir: daha az evlilik kuruluyor, daha çok evlilik sona eriyor.

TÜİK 2025 verilerine göre ortalama ilk evlenme yaşı erkeklerde 28,5, kadınlarda 26,0'dır. Erkek ile kadın arasındaki ortalama ilk evlenme yaş farkı 2,5 yaştır ve her iki cinsiyette de bu yaş yıllar içinde istikrarlı biçimde yükselmektedir. Bu yükselişin hukuki bir sonucu vardır: evliliğe daha fazla birikimle girilmesi, boşanma hâlinde "bu mal evlenmeden önce mi sonra mı edinildi" tartışmasını sıklaştırmaktadır, çünkü evlilikten önce edinilen mallar kişisel mal sayılır ve paylaşıma girmez.

TÜİK 2025 verilerine göre velayete verilen çocukların yüzde 74,6'sı anneye, yüzde 25,4'ü babaya verilmiştir. 2025 yılında toplam 191 bin 371 çocuk velayete verilmiştir. Ancak burada çok önemli bir yanlış anlama var: kanunumuzda "velayet anneye verilir" diye bir kural yoktur. Türk Medeni Kanunu'nda tek ölçüt çocuğun üstün yararıdır ve cinsiyete dayalı bir öncelik tanınmamıştır. Oranın dengesiz görünmesinin başlıca sebepleri anlaşmalı boşanmalarda velayeti tarafların kendisinin belirlemesi, küçük yaştaki çocuklar bakımından yerleşik uygulama ve dava öncesindeki fiili bakım durumudur.

Evet, alabilir. 2025 verilerinde velayete verilen çocukların yüzde 25,4'ünün babaya verilmiş olması, dörtte birden fazla dosyada babanın velayeti aldığını göstermektedir. Belirleyici olan cinsiyet değil, çocuğun üstün yararının somut delillerle ortaya konulmasıdır. Mahkemenin baktığı unsurlar şunlardır: çocuğa fiilen kimin baktığı, çocuğun okul ve sosyal düzeni, tarafların çalışma saatleri ve barınma koşulları, uzman (pedagog) raporu ve idrak çağındaki çocuğun dinlenmesi. Velayet talebini "nasıl olsa anneye verilir" diyerek baştan bırakmak sık yapılan bir hatadır.

TÜİK 2025 verilerine göre kaba boşanma hızının en yüksek olduğu il binde 3,28 ile İzmir'dir; onu binde 3,21 ile Antalya, binde 3,14 ile Denizli, binde 3,13 ile Muğla ve binde 3,03 ile Uşak izlemektedir. En düşük olduğu il ise binde 0,51 ile Hakkari'dir; ardından binde 0,52 ile Şırnak, binde 0,63 ile Bitlis, binde 0,70 ile Muş ve binde 0,72 ile Van gelmektedir. Aradaki fark çarpıcıdır: İzmir'de boşanma hızı Hakkari'nin altı katından fazladır.

TÜİK 2025 verilerine göre kaba evlenme hızının en yüksek olduğu il binde 7,76 ile Gaziantep'tir; onu binde 7,68 ile Osmaniye ve binde 7,50 ile Şanlıurfa izlemektedir. En düşük olduğu il ise binde 4,18 ile Tunceli'dir; ardından binde 4,58 ile Gümüşhane ve binde 4,67 ile Ardahan gelmektedir. İlginç olan şudur: en çok evlenilen iller ile en az boşanılan iller büyük ölçüde örtüşmektedir.

TÜİK 2025 verilerine göre yabancı damatların sayısı 5 bin 347 olup toplam damatların yüzde 1,0'ını, yabancı gelinlerin sayısı ise 28 bin 646 olup toplam gelinlerin yüzde 5,2'sini oluşturmaktadır. Yabancı damatlarda ilk sırada yüzde 20,9 ile Suriye uyruklular, ardından yüzde 18,8 ile Almanya ve yüzde 5,0 ile Afganistan yer almaktadır. Yabancı gelinlerde ise yüzde 13,8 ile Suriye, yüzde 13,7 ile Özbekistan ve yüzde 9,6 ile Fas ilk üç sıradadır.

Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 yılında ilk derece mahkemelerine 309 bin 479 boşanma davası gelmiştir. Bu rakamın TÜİK'in açıkladığı 193 bin 793 gerçekleşen boşanmadan yüksek olması normaldir, çünkü iki sayı farklı şeyleri ölçer: Adalet Bakanlığı o yıl açılan dosyaları, TÜİK ise o yıl kesinleşip nüfusa işlenen boşanmaları sayar. Ayrıca bir dava genellikle açıldığı yıl bitmez ve açılan her dava boşanmayla sonuçlanmaz.

Üç sebepten. Birincisi, iki istatistik farklı anları ölçer: biri davanın açılışını, diğeri boşanmanın kesinleşip nüfusa işlenmesini. İkincisi, çekişmeli davalar çoğu zaman açıldığı yıl bitmez; istinaf ve temyiz süreçleriyle birlikte yıllara yayılır, dolayısıyla 2025'te açılan bir dava 2026 veya 2027 istatistiğinde görünür. Üçüncüsü, açılan her dava boşanmayla sonuçlanmaz; reddedilen, feragat edilen, açılmamış sayılan veya taraflar barıştığı için düşen dosyalar vardır. Reddedilen davalarda TMK m. 166/4 uyarınca, ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl bekleyip yeniden dava açma yolu gündeme gelir.

Adalet Bakanlığı istatistiklerinde bu konu "dosya temizleme oranı" ile ölçülür; bu oran, bir yılda karara bağlanan dosya sayısının o yıl açılan dosya sayısına bölünmesiyle bulunur. Oranın yüzde 100'ün üzerinde olması, mahkemelerin o yıl açılanlardan daha fazla dosya karara bağladığı, yani geçmiş yıllardan devreden birikimi de erittiği anlamına gelir. 2025'te boşanmada bu oran yüzde 102,1, nafakada yüzde 108,2, velayette yüzde 103,3, ayrılıkta yüzde 106,8 ve evlenmenin iptalinde yüzde 120,1 olmuştur. En belirgin iyileşme velayet dosyalarındadır: 2016'da yüzde 68,8 olan oran 2025'te yüzde 103,3'e çıkmıştır.

TÜİK 2025 verilerine göre boşanmaların yüzde 34,0'ı evliliğin ilk 5 yılı içinde, yüzde 20,3'ü ise evliliğin 6-10. yılı içinde gerçekleşmiştir. İlk beş yıldaki boşanma sayısı yaklaşık 66 bindir. İlk beş yıl içindeki en yüksek tekil rakam 18 bin 636 ile "1 yıl" süreli evliliklere aittir. Bunun önemli bir sebebi, anlaşmalı boşanma için Türk Medeni Kanunu m. 166/3 uyarınca evliliğin en az bir yıl sürmüş olması şartıdır; bir yılı dolduran çiftler hemen anlaşmalı boşanmaya başvurabilmektedir.

Türkiye'de en hızlı boşanma yöntemi anlaşmalı boşanma davasıdır. Eşlerin evlilik süresi 1 yılı doldurmuşsa ve tüm hukuki/mali konularda yazılı bir protokolle anlaşırlarsa, tek duruşmada birkaç hafta içerisinde boşanmak mümkündür.

Eşiniz boşanmak istemiyorsa süreç çekişmeli davaya döner. Bu durumda en kolay ispatlanabilir sebep 'evlilik birliğinin temelinden sarsılması' (şiddetli geçimsizlik) olacaktır. Tanıklar ve yazışmalarla eşinizin kusurunu ispatlayarak boşanabilirsiniz.

Şiddetli geçimsizlik (evlilik birliğinin temelinden sarsılması), eşler arasında ortak hayatı çekilmez hale getiren her türlü iletişimsizlik, hakaret, ekonomik baskı veya ilgisizlik durumlarını kapsar. Çok geniş bir çerçevesi vardır.

Hayır, hukuken aldatma sebebiyle dava açmak en zor yollardan biridir. Çünkü mahkemeler zinanın varlığını kabul etmek için çok kesin deliller (otel kayıtları, suçüstü durumu vb.) arar; sadece mesajlaşmalar zina ispatı için genelde yetersiz kalır.

1 yılı dolmamış evliliklerde kanunen anlaşmalı boşanma yapılamaz. Ancak taraflar anlaşıyorsa, çekişmeli bir dava açılır, iki taraf da ortak tanıklar gösterir ve ilk duruşmada şiddetli geçimsizliği kabul ederek süreci nispeten hızlı bitirebilirler.

Çekişmeli boşanma davalarında iddialarınızı ispatlamak için şahit (tanık) beyanları en güçlü ve bazen zorunlu delillerdir. Ancak anlaşmalı boşanma davalarında şahit dinletilmesine gerek yoktur.

Evet, hukuka uygun yollarla elde edilmiş WhatsApp mesajları ve ekran görüntüleri, özellikle eşin güven sarsıcı davranışlarını veya hakaretlerini ispatlamak için son derece etkili ve süreci hızlandıran delillerdir.

Evet, Yargıtay kararlarına göre eşin ailesinin evliliğe sürekli müdahale etmesi ve eşin buna sessiz kalarak sınır çizememesi geçerli ve ispatı tanıklarla oldukça kolay bir boşanma sebebidir.

Ekonomik şiddet veya aileyi sürekli borca sokma, banka ve icra kayıtlarıyla belgelenebildiği için ispatı en kolay boşanma sebeplerinden biridir. Resmi evraklar mahkemeye sunulduğunda süreç hızlanır.

Hayır, aksine haklı bir sebep (şiddet, kovulma vb.) olmadan evi terk etmek kişiyi kusurlu duruma düşürür. Evi terk etmek yerine mahkemeden uzaklaştırma kararı almak veya doğrudan dava açmak daha güvenlidir.

Psikolojik şiddet ve hakaretler; komşuların veya olaylara şahit olan arkadaşların tanıklığı, sesli mesaj kayıtları veya eşin size gönderdiği aşağılayıcı yazılı mesajlar ile mahkemede rahatlıkla ispatlanabilir.

Çekişmeli boşanma davası devam ederken eşinizle anlaşırsanız, hazırlayacağınız bir anlaşmalı boşanma protokolünü mahkemeye sunarak davayı anında anlaşmalıya çevirebilir ve süreci tek celsede sonlandırabilirsiniz.

Kural olarak gizlice ve planlı olarak alınan ses kayıtları hukuka aykırı delil sayılır ve kullanılamaz. Ancak ani gelişen, başka türlü ispatlanması imkansız olan bir şiddet veya hakaret anında alınan kayıtlar istisnai olarak kabul edilebilir.

Davayı ilk açan taraf olmanın hukuki bir üstünlüğü yoktur. Önemli olan davayı kimin açtığı değil, kimin haklı iddialara sahip olduğu ve bu iddiaları somut delillerle ne kadar iyi ispatlayabildiğidir.

Evet, boşanma davaları sıkı bir usul hukukuna tabi olduğundan; yanlış dilekçe yazımı, delillerin süresinde sunulmaması veya duruşma kaçırılması gibi hatalar davanın yıllarca uzamasına veya reddedilmesine neden olabilir.

Hayır, duruşmada verilen karar sadece 'kısa karar'dır. Hukuken tamamen boşanmış sayılmanız için gerekçeli kararın yazılması, tebliğ edilmesi, itiraz sürelerinin geçmesi ve kesinleşme şerhinin alınması zorunludur.

Hayır gelmez. Türk hukuk sisteminde tasarruf ilkesi geçerlidir. Gerekçeli kararın size veya karşı tarafa gönderilmesi için mahkeme kalemine dilekçe vererek 'tebliğe çıkarma' talebinde bulunmanız ve masrafını ödemeniz gerekir.

Kesinlikle evlenemezsiniz. Karar kesinleşene kadar nüfus kayıtlarında eski eşinizle evli görünmeye devam edersiniz. Resmi nikah başvurunuz medeni durumunuz evli olduğu için reddedilir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre hakimin gerekçeli kararı yazma süresi 1 aydır. Ancak mahkemelerin iş yüküne bağlı olarak bu süre bazen daha kısa veya biraz daha uzun olabilmektedir.

Boşanma kararı kesinleşmeden eşlerden biri ölürse boşanma gerçekleşmez; evlilik ölümle sona erer ve sağ kalan eş kural olarak yasal mirasçı olur. Ancak ölen eşin mirasçılarından biri davaya devam eder ve sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olduğu ispatlanırsa, sağ kalan eş mirasçılığını kaybeder (TMK m. 181/2). Anlaşmalı boşanma davalarında Yargıtay bu ispatın yapılamayacağını kabul ediyor.

Aile mahkemesi kararlarında istinaf (itiraz) süresi, kararın size tebliğ edildiği (teslim alındığı) tarihten itibaren 2 haftadır (14 gün). Bu süre içinde itiraz edilmezse karar kesinleşir.

Anlaşmalı boşanmalarda gerekçeli karar yazıldıktan hemen sonra her iki taraf adliyeye gidip kararı elden teslim alabilir ve anında 'istinaftan feragat' dilekçesi vererek kararı aynı gün kesinleştirebilirler.

Eski eşiniz bilerek tebligatı almıyorsa, yasal prosedür işletilerek Nüfus Müdürlüğündeki MERNİS (ikametgah) adresine Tebligat Kanunu Madde 21/2 uyarınca tebligat yapılır ve kapısına ihbarname yapıştırılarak tebliğ edilmiş sayılır.

Evet, UYAP Vatandaş Portalı üzerinden dosyanıza girerek 'Evrak' bölümünden kesinleşme şerhini PDF formatında indirebilir ve barkodlu çıktısını alarak resmi işlemlerde kullanabilirsiniz.

Hayır başlatamazsınız. Aile hukukundan doğan şahsi haklar (boşanma, velayet, maddi/manevi tazminat) kesinleşmeden icraya konulamaz. Ancak tedbir nafakası istisnadır, dava sürerken de icra edilebilir.

Dosyanın UYAP'ta 'Karara Çıkmış' görünmesi, hakimin nihai kararı verdiği anlamına gelir. Ancak bu kesinleştiği anlamına gelmez, tebligat ve itiraz aşamalarının henüz tamamlanmadığını gösterir.

Tebligat masrafları PTT tarifesine göre her yıl güncellenir. 2026 yılı itibarıyla genellikle bir tebligat ücreti dava açarken yatırdığınız gider avansından karşılanır. Avans bitmişse vezneye güncel posta ücretini yatırmanız gerekir.

Yurtdışı tebligatları Adalet Bakanlığı aracılığıyla ve diplomatik yollarla yapıldığı için oldukça uzun sürer. Ülkesine göre değişmekle birlikte genellikle 6 ay ile 1 yıl arasında bir zaman alır.

Mahkeme kesinleşme şerhini UYAP üzerinden MERNİS sistemine gönderir. Genellikle 1-2 hafta içinde nüfus kayıtlarınız güncellenir. E-devletten medeni durumunuzun değiştiğini gördüğünüz an Nüfus Müdürlüğünden yeni kimlik başvurusu yapabilirsiniz.

Kadınların yeniden evlenebilmesi için gereken 300 günlük bekleme süresi (iddet müddeti), duruşma tarihinde değil, mahkeme kararının hukuken kesinleştiği (kesinleşme şerhinin atıldığı) tarihte başlar.

Hiçbir hak kaybı olmaz. Tarafların gerekçeli kararı imzalaması diye bir usul yoktur; hükmü hâkim ve zabıt kâtibi imzalar (HMK m. 298/4). Halk arasında "imza" denilen şey istinaftan feragat dilekçesidir ve zorunlu değildir. Vermezseniz karar tebliğ edilir, iki haftalık istinaf süresi dolar ve karar kendiliğinden kesinleşir; yalnızca birkaç hafta gecikir.

Her zaman kararı veren ilk derece mahkemesi verir. Şerh, ilamın altına veya arkasına yazılıp tarih, mahkeme mührü ve hâkim imzasıyla belirtilir (HMK m. 302/4). Dosya istinaf veya Yargıtay'dan geçmiş olsa bile kesinleşme kaydı ve nüfusa bildirim ilk derece mahkemesince yapılır (m. 302/5); BAM'dan şerh beklenmez.

Evet. Taraflar harcın ödenmiş olup olmamasına bakılmaksızın ilamı her zaman alabilir; bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel değildir (HMK m. 302/1-2).

Kesinleşir, sadece gecikir. Tebligat mevzuatı muhatabın adreste bulunmaması veya almaktan kaçınması hâlinde tebligatın yapılmış sayılmasına imkân verir; gerekirse adres araştırması ve ilanen tebligat yoluna gidilir. Usulüne uygun tebligatla istinaf süresi işlemeye başlar. Tebligat dönerse kalemden yeni yol talep etmek sizin sorumluluğunuzdadır.

Hayır, bu tamamen bir efsanedir. Hukuk sistemimizde davayı ilk açan değil, iddialarını hukuka uygun delillerle ispatlayabilen taraf haklı çıkar ve davayı kazanır.

Panik yapmanıza gerek yoktur. Size tebligat ulaştıktan sonra 2 haftalık yasal süre içinde 'Karşı Dava' açarak veya cevap dilekçesi sunarak kendi iddialarınızı ve delillerinizi mahkemeye sunabilirsiniz.

Dava açılış harcı ve gider avansı gibi masrafları, davayı açan taraf peşin olarak öder. Ancak dava sonunda haklı çıkarsanız, yaptığınız bu yasal masrafların karşı taraftan alınmasına karar verilir.

Evet, bu durumda davayı ilk açan tarafın büyük bir usuli avantajı vardır. Davayı kendi yaşadığınız şehirde açarak, eşinizin o şehre gelmesini veya oradan avukat tutmasını sağlayabilirsiniz.

Kanun önünde cinsiyetin bir önemi yoktur. Evlilik birliğinin temelden sarsıldığını iddia eden ve bunu delillerle ispatlayabilecek olan eş (kadın veya erkek) davayı açabilir.

Hayır, anlaşmalı boşanmada taraflar her konuda mutabakata vardığı için davayı kimin açtığının esasa veya sonuca hiçbir etkisi yoktur. Sadece usulen bir kişinin davacı olması gerekir.

Kesinlikle hayır. Nafaka yükümlülüğü, davayı kimin açtığına göre değil; tarafların gelir durumuna, kusur oranlarına ve kimin yoksulluğa düşeceğine göre mahkeme tarafından belirlenir.

Davayı tek taraflı olarak açabilirsiniz ancak dava açıldıktan sonra mahkeme eşinize resmi bir tebligat (haber kağıdı) göndermek zorundadır. Yani süreci gizli yürütmeniz hukuken mümkün değildir.

Bu durumda 'derdestlik' veya 'bekletici mesele' kuralları devreye girer. Genellikle sistem üzerinden (UYAP) saati ve dakikası itibarıyla ilk açılan dava asıl dosya kabul edilir, sonradan açılan dava ilk dosya ile birleştirilir.

Davayı açarken geçici velayet (tedbiren) talebinde bulunabilirsiniz. Hakim, çocuğun üstün yararını ve yaşını gözeterek dava süresince velayeti size bırakabilir. Bu, davayı ilk açmanın taktiksel avantajlarından biridir.

Evet açabilir, ancak diğer taraf (az kusurlu veya kusursuz eş) boşanmak istemez ve davaya itiraz ederse, tam kusurlu eşin açtığı dava kural olarak reddedilir.

Davanın her aşamasında feragat dilekçesi vererek davanızdan vazgeçebilirsiniz. Ancak feragat ederseniz, aynı kusur nedenlerine dayanarak yeniden dava açma hakkınızı kaybedebilirsiniz.

Eşinizin açtığı boşanma davasına ilişkin dilekçe (tebligat) size tebliğ edildikten itibaren kesin olarak 2 hafta (14 gün) içinde cevap ve karşı dava dilekçenizi sunmanız gerekir.

Hayır, durmaz. Postacı evde bulamazsa tebligatı muhtara bırakır ve o gün size tebliğ edilmiş sayılır. Tebligatı almamak veya yok saymak sadece sizin savunma hakkınızı kaybetmenize yol açar.

Eşinizin mal kaçırma ihtimali varsa, vakit kaybetmeden ilk davayı siz açmalı ve mahkemeden malların üzerine ihtiyati tedbir konulmasını acil olarak talep etmelisiniz.

Çekişmeli boşanma davasında eşinizin bir evrak imzalamasına gerek yoktur. Mahkeme tebligatı kendisine ulaştıktan sonra süreç işlemeye başlar. İmzadan kaçınması sadece anlaşmalı boşanmayı engeller, çekişmeli boşanma davasının görülmesine engel değildir.

Hayır, dava kesinlikle düşmez. Siz veya avukatınız duruşmalara katıldığınız sürece yargılama davalı eşin yokluğunda devam eder. Hatta eşinizin gelmemesi, iddialarınıza cevap vermemesi anlamına geleceği için genellikle sizin lehinize bir durum yaratır.

Evet, boşar. Ancak bunun için eşinizin evliliğin bitmesinde kusurlu olduğunu (şiddet, hakaret, aldatma, ilgisizlik vb.) somut deliller ve tanıklarla ispatlamanız gerekir. Sadece eşiniz istemiyor diye zorla evli kalmazsınız.

Hayır, dava açıldıktan sonra tarafların ayrı yaşama hakkı doğar. Dava açarak evi terk etmeniz size 'terk' nedeniyle bir kusur yüklemez. Gerekirse mahkemeden evin size tahsis edilmesini (uzaklaştırma kararı) de talep edebilirsiniz.

Evet, boşanmak istememesi nafaka talep etmesine engel değildir. Ancak nafaka alabilmesi için boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olması ve boşanmaya sebep olan olaylarda sizden daha ağır kusurlu olmaması gerekir.

Genel boşanma sebeplerine (şiddetli geçimsizlik) dayalı davalarda evlilik birliğinin sarsıldığını ispatlamak için şahit (tanık) beyanları en önemli delildir. Özel bir deliliniz (darp raporu, kesin aldatma kaydı) yoksa tanık dinletmek neredeyse şarttır.

Evet, birinci derece akrabalarınız (anne, baba, kardeş) mahkemede şahitlik yapabilirler. Aile içi meseleler genellikle en yakınlar tarafından bilindiği için mahkemeler akraba şahitliğini kabul eder ve dinler.

Bu durumda eşinizin bu beyanının samimi olmadığını, eylemleriyle (şiddet, hakaret, ilgisizlik) bu sevgi beyanının çeliştiğini ispatlamanız gerekir. Dürüstlük kuralına aykırı, sadece davayı uzatmaya yönelik 'seviyorum' beyanları hakimi bağlamaz.

2026 yılı itibarıyla dava açılış harçları, gider avansları, tebligat ve bilirkişi ücretleri devlete ödenen kalemlerdir. Bunun dışında süreci avukatla yürütecekseniz, Türkiye Barolar Birliği'nin belirlediği asgari ücret tarifesinin altında olmamak kaydıyla avukatlık ücreti ödenir.

Hayır, yapamaz. Dava açıldığı andan itibaren mahkeme çocukların geçici velayetini kime vereceğini ve diğer eşle hangi günlerde kişisel ilişki kuracağını karara bağlar. Bu mahkeme kararına uymayan eş suç işlemiş olur.

Halk arasında böyle yanlış bir inanç vardır ancak hukuken davayı ilk açanın dezavantajlı olması gibi bir durum yoktur. Aksine, haklı sebepleriniz varsa ve delillerinizi ilk siz sunarsanız süreci yönlendirme avantajı elde edebilirsiniz.

Planlı ve kurgulu olarak gizli alınan ses kayıtları suçtur ve delil olmaz. Ancak size karşı aniden gelişen bir saldırı, hakaret veya tehdit anında o suçu ispatlamak için başka şansınız yoksa aldığınız anlık kayıtlar mahkemede delil olarak değerlendirilebilir.

Eşinizin yurt dışında olması dava açmanıza engel değildir. Dava Türkiye'de açılır ve tebligatlar uluslararası tebligat sözleşmeleri kapsamında veya konsolosluklar aracılığıyla yurt dışındaki adresine yapılır. Bu süreç sadece davanın süresini biraz uzatır.

Eğer ortak çocuğunuz varsa, velayet konusunun değerlendirilmesi için mahkeme Aile Mahkemesi uzmanlarını (pedagog veya psikolog) taraflarla ve çocukla görüşmek üzere görevlendirir. Bu durum eşinizin boşanmak istememesinden ziyade çocukların menfaatini korumak içindir.

Eğer davanız esastan reddedilir ve karar kesinleşirse, aynı sebeplere dayanarak yeniden dava açamazsınız; fiili ayrılık sebebine dayanabilmek için ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl beklemeniz gerekir (TMK m. 166/4; süre 2024'te üç yıldan bir yıla indirildi). Bu nedenle ilk davayı sağlam temellerle açmak çok önemlidir.

Kusur, davanın maddi sonuçlarını belirleyen ölçüttür. Hâkim nafakaya, maddi ve manevi tazminata ve yargılama giderlerine hükmederken tarafların kusur dengesine bakar. Boşanmanın kendisi kadar, boşanmadan sonra kimin ne alacağını da büyük ölçüde bu denge tayin eder.

Sadakat yükümlülüğünün ihlali, fiziksel şiddet ve kötü muamele, sistematik aşağılama ve hakaret biçiminde psikolojik şiddet, ailenin ekonomisini yıkıma sürükleyen davranışlar, haklı sebep olmaksızın ortak konutu terk etmek ve haklı bir neden olmadan cinsel birliktelikten kaçınmak uygulamada ağır kusur olarak değerlendirilen başlıca hâllerdir.

Yoksulluk nafakası talep edebilmenin şartı, talep eden tarafın kusurunun daha ağır olmamasıdır. Daha ağır kusurlu bulunan eş yoksulluk nafakası alamaz. Buna karşılık çocuk için ödenen iştirak nafakası ebeveynin kusuruyla ilgili değildir; çocuğun hakkı olduğu için kusur bu talebi etkilemez.

Kalabilir. Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf ise ayrıca manevi tazminat talep edebilir.

Alabilir. Eşe karşı kusur ile ebeveynlik kapasitesi hukuken ayrı değerlendirilir. Velayette tek ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Sadakatsizlik, çocuğun bakımını ve gelişimini fiilen olumsuz etkilemediği sürece tek başına velayete engel oluşturmaz.

Uygulamada dosyaların çoğu böyle sonuçlanır. Kusurlar denk görülürse taraflar birbirinden tazminat alamaz ve yoksulluk nafakası talebi de çoğunlukla reddedilir. Bu nedenle davanın seyri, kusurun varlığından çok hangi tarafın kusurunun daha ağır olduğunun ispatına bağlıdır.

Tanık beyanları, darp ve sağlık raporları, karakol ve savcılık tutanakları, hukuka uygun biçimde elde edilmiş yazışmalar ile banka ve harcama kayıtları kullanılır. Delilin hukuka uygun yolla elde edilmiş olması şarttır; aksi hâlde dosyada değerlendirilmediği gibi ayrı bir ceza sorumluluğu da doğurabilir.

Hayır, boşanma davasında hükmedilen maddi veya manevi tazminatın ödenmemesi durumunda hapis cezası yoktur. Anayasa'nın 38. maddesi gereği hiç kimse borcundan dolayı özgürlüğünden mahrum bırakılamaz.

Eski eşinizin maaşını sigortasız (kayıtdışı) elden aldığını düşünüyorsanız, sigorta primlerinin yatıp yatmadığı SGK üzerinden kontrol edilebilir. Kayıtdışı çalışma durumunda işvereni SGK'ya şikayet edebilir, ayrıca evindeki eşyalara veya varsa diğer banka hesaplarına haciz işlemi uygulayabilirsiniz.

Mahkeme kararı aksini belirtmediği sürece tazminat tek seferde muaccel olur. Ancak icra aşamasında borçlu eski eşinizle veya vekiliyle anlaşarak icra dairesinde taksitlendirme (taahhüt) yapabilirsiniz. Borçlu verdiği icra taahhüdünü ihlal ederse, o zaman taahhüdü ihlal suçundan dolayı 3 aya kadar disiplin hapsi gündeme gelebilir.

Evet, tazminattan farklı olarak nafaka ödenmemesinin cezası vardır. Birikmiş olmayan, güncel (son 3 aya ait) nafaka borcunu ödemeyen taraf şikayet üzerine İcra Ceza Mahkemesi tarafından 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır.

Hayır, protokol iptal olmaz veya boşanma kararı geri alınmaz. Anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan tazminat ödenmediğinde, bu protokol bir mahkeme kararı (ilam) niteliğinde olduğu için doğrudan ilamlı icra takibi başlatılarak haciz yoluyla tahsilat yapılır.

Hayır, icra hukuku açısından her ikisinin tahsili de aynı prosedüre (ilamlı icra takibi) tabidir. İkisi için de hapis cezası yoktur ve banka hesabı blokesi, maaş haczi gibi yöntemlerle tahsil edilirler.

Eğer borçlunun üzerinde hiçbir mal varlığı, maaşı veya banka hesabı yoksa icra dairesinden 'Aciz Vesikası' alınır. Borçlu ileride sigortalı bir işe girerse, miras kalırsa veya mal edinirse, 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde (işlem yapılarak bu süre uzatılabilir) dosya yenilenerek tahsilat yapılabilir.

Evet, boşanmada hükmedilen maddi ve manevi tazminatlara yasal faiz işletilir. Faiz başlangıç tarihi genellikle davanın açıldığı tarih veya kararın kesinleşme tarihidir; bu durum mahkemenin gerekçeli kararında belirtilir.

Boşanma davası sonucunda verilen karardaki tazminat alacağı, kararın kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımına tabidir. 10 yıl içinde icra işlemi yapılmazsa borç düşer.

Borçlunun mal kaçırmak amacıyla mallarını yakınlarına devretmesi muvazaalı bir işlemdir. Bu durumda 'Tasarrufun İptali Davası' açılarak, satılan aracın icra yoluyla sizin tazminat dosyanızdan satılması sağlanabilir.

İcra takibi kesinleştikten sonra, avukatınız UYAP sistemi üzerinden elektronik haciz (e-haciz) talebi gönderir. Bu işlem genellikle sistem üzerinden aynı gün veya takip eden 1-2 iş günü içerisinde Merkez Bankası altyapısı aracılığıyla tüm bankalardaki hesaplarına yansır.

Evet, icra takibi kesinleştikten sonra borçlu eşin ikametgah adresine fiili hacze gidilebilir. Evdeki televizyon, antika eşya, değerli takılar veya nakit paralar haczedilip muhafaza altına alınabilir.

Hayır, kanun gereği işçinin/memurun maaşının en fazla dörtte birine (1/4) haciz konulabilir. Ancak borçlunun ikramiye, prim veya kıdem tazminatı gibi ek alacaklarının tamamına haciz konulması mümkündür.

Boşanma davasında hükmedilen tazminatlar, aile hukuku ile doğrudan ilgili olduğu için kararın 'kesinleşmesi' şarttır. Yani İstinaf ve Yargıtay aşamaları bitmeden, sadece yerel mahkeme kararıyla tazminat icraya konulamaz.

Evet, teorik olarak şahsen icra müdürlüğüne başvurarak takip başlatabilirsiniz. Ancak icra hukuku usulü hatalara karşı çok katıdır; tebligat süreçleri, haciz talepleri ve e-haciz işlemlerinin doğru yönetilmesi alacağın tahsili için hayati olduğundan bir avukatla çalışmak çok daha güvenlidir.

Evet, açılabilir. Ancak bunun şartı, anlaşmalı boşanma protokolünde mal rejiminin tasfiyesine dair genel bir feragat hükmünün bulunmamasıdır. Protokolde yer almayan, unutulan mallar için dava yolu açıktır.

Hayır. Protokolde maddi ve manevi tazminat hakkınızdan açıkça feragat ettiyseniz, kural olarak boşanma nedeniyle sonradan tazminat davası açamazsınız. Sadece irade sakatlığı (tehdit/hile) durumlarında protokolün iptali istenebilir.

Mal rejiminin tasfiyesi (mal paylaşımı) davaları, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık zaman aşımı süresine tabidir.

Eşinizin hile yoluyla malları gizlediğini veya kaçırdığını öğrenirseniz, hileyi öğrendiğiniz tarihten itibaren 1 yıl içinde irade sakatlığına dayanarak protokolün ilgili kısmının iptalini ve malın paylaşımını talep edebilirsiniz.

Yargıtay kararlarına göre bu matbu ve genel ifadenin sadece boşanmanın mali sonuçları olan nafaka ve boşanma tazminatını kapsadığı yorumlanmaktadır. Protokolde açıkça mal varlıkları sayılmamışsa, mal paylaşımı davası açılma ihtimali devam eder.

Evet. Evlilik içinde yaşanan şiddet veya hakaret gibi haksız fiiller, boşanma davasından ayrı ve bağımsız bir hukuki konudur. Protokolde genel tazminattan vazgeçseniz bile, haksız fiil nedeniyle ayrıca tazminat davası açabilirsiniz.

Evet. Mahkeme kararı henüz kesinleşmemişse (istinaf veya temyiz aşamasındaysa veya yasal süreler dolmamışsa), taraflar protokoldeki anlaşmadan vazgeçerek davayı çekişmeliye döndürebilirler.

Protokolde ziynet eşyalarına (düğün takıları) dair herhangi bir madde yoksa ve feragat beyanı bulunmuyorsa, boşanmadan sonra ziynet alacağı davası açmanız mümkündür.

Tehdit, şantaj veya ağır korku altında imzalanan protokoller hukuken sakattır. Tehdidin ortadan kalktığı tarihten itibaren 1 yıl içinde mahkemeye başvurarak protokolün iptalini isteyebilirsiniz.

Hayır, tamamen farklıdır. Katılma alacağı evlilikte elde edilen malların paylaşımıyla ilgilidir, boşanma tazminatı ise boşanmaya neden olan kusurlu hareketlerin yarattığı zararı gidermeye yöneliktir.

Eğer eşiniz evlilik içinde alınan kripto varlıkları protokol sırasında gizlemişse, bunlar da birer malvarlığı değeri olduğundan hile nedeniyle mal paylaşımı davasına konu edilebilir.

Evet, buna mal kaçırma (muvazaa) denir. Boşanma öncesinde sizden mal kaçırmak amacıyla yapılan hileli devirlerin iptali için muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil veya alacak davası açabilirsiniz.

Protokole, 'Tarafların maddi ve manevi tazminat ile mal rejiminin tasfiyesine yönelik tüm dava hakları saklıdır, bu konular bilahare çözülecektir' şeklinde net bir madde eklemeniz yeterlidir.

En sık yapılan hata, malvarlıklarının (ev, araç, banka hesabı) detaylıca yazılmaması ve 'maddi manevi anlaştık' gibi hukuken belirsiz ve yoruma açık ifadelerin kullanılmasıdır.

Protokolde yoksulluk nafakasından açıkça feragat edilmişse veya 'nafaka istemiyorum' beyanı varsa, sonradan yoksulluk nafakası talep edilemez. Hakkın saklı tutulduğu istisnai durumlarda karar kesinleştikten sonra 1 yıl içinde dava açılmalıdır.

Hayır, hukuken eşinizin tıbbi olarak narsist teşhisi almasını kanıtlamak zorunda değilsiniz. Aile mahkemelerinde önemli olan teşhis değil, eşinizin size uyguladığı aşağılama, hakaret, izolasyon gibi psikolojik şiddet eylemlerinin somut delillerle ispatlanmasıdır.

Evet, psikolojik şiddet Türk Medeni Kanunu'na göre 'evlilik birliğinin temelinden sarsılması' nedenlerinden biridir. Fiziksel şiddet olmasa dahi, duygusal istismar ve baskı tek başına haklı boşanma sebebi sayılır.

Karşı tarafın boşanmayı reddetmesi ve süreci zorlaştırması halinde dava çekişmeli olarak görülür. Çekişmeli boşanma davaları, delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve itiraz süreçleri dikkate alındığında genellikle 1,5 ile 3 yıl arasında sürebilmektedir.

Kural olarak izinsiz ses kaydı almak suçtur. Ancak Yargıtay kararlarına göre, o an gelişen ve ani bir haksız saldırıya (örneğin hakaret veya tehdit) karşı durumu ispatlamak için başka bir çareniz yoksa alınan anlık kayıtlar hukuka uygun delil sayılabilir.

Evet, WhatsApp, SMS veya e-posta gibi dijital yazışmalar çok güçlü delillerdir. Eşinizin manipülatif tavırları, hakaretleri veya tehditleri bu mesajlar aracılığıyla mahkemeye sunularak psikolojik şiddet ispatlanabilir.

Narsist bireylerin mahkemede asılsız suçlamalarda bulunması (yansıtma) sık karşılaşılan bir durumdur. Bu iftiralara öfkelenmek yerine, avukatınız aracılığıyla somut deliller ve belgeler sunarak bu iddiaların yalan olduğunu sakin ve profesyonel bir şekilde çürütmelisiniz.

Mahkeme velayet kararında tarafların psikolojik durumunu ve çocuğun üstün yararını gözetir. Uzman pedagog raporları neticesinde, narsistik ebeveynin çocuğun gelişimine zarar verdiği ve manipüle ettiği tespit edilirse velayet diğer eşe verilir.

Evet, kişilik haklarınızın zedelendiği, gururunuzun kırıldığı ve ağır duygusal yıkım yaşadığınız her türlü psikolojik şiddet eylemi için karşı taraftan manevi tazminat talep etme hakkınız bulunmaktadır.

Boşanma davası açıldığı andan itibaren geriye dönük banka hareketleri incelenebilir. Ayrıca davanın en başında malların devrini engellemek için ihtiyati tedbir talep edebilir, muvazaalı (danışıklı) devirler için iptal davası açabilirsiniz.

Evet, anne, baba, kardeş veya diğer akrabalarınız boşanma davasında tanık olabilirler. Mahkemede birinci derece yakınların tanıklığı geçerlidir; önemli olan olayları doğrudan, kendi gözlemleriyle anlatmalarıdır.

Narsist bireyler kontrolü ellerinde tutmak için adil olmayan anlaşma protokolleri dayatabilirler. Sunulan protokol bir avukat tarafından detaylıca incelenmeden ve hak kaybına uğramadığınızdan emin olmadan kesinlikle imza atmamalısınız.

Hayatınızın çekilmez hale gelmesi, can güvenliğinizin olmaması veya ağır psikolojik şiddet görmeniz nedeniyle evi terk etmeniz haklı nedene dayanır. Bu durumda terk nedeniyle kusurlu sayılmazsınız. Ancak evi terk ederken hemen hukuki süreç başlatılması önerilir.

Evet, evlilik birliği içerisinde maruz kaldığınız psikolojik şiddeti ve bunun ruh sağlığınızda yarattığı tahribatı gösteren uzman terapist veya psikiyatr raporları, davanızı destekleyici ciddi yan delillerdir.

Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu olarak bilinen bu durum, çocuğu bir ebeveyne karşı kışkırtmaktır ve Yargıtay tarafından velayetin değiştirilmesi sebebi sayılan ağır bir kusurdur.

Hayır, profesyonel psikolojik destek almak bir kusur değil, sağlıklı bir bireyin kendini koruma çabasıdır. Hakimi sizin terapi görmenizi değil, eşinizin sizi terapiye muhtaç edecek eylemlerini sorgulayacaktır.

Evet, eşinizin haklı bir mazereti olmaksızın cinsellikten kaçınması veya tedavi olmayı reddetmesi, evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK 166/1) kapsamında geçerli bir boşanma sebebidir.

Hastalığın varlığı tek başına kusur ve boşanma sebebi değildir. Ancak eşiniz bu sorunu çözmek için tıbbi veya psikolojik tedavi almayı ısrarla reddediyorsa, bu durum kusur sayılır ve boşanma davası açabilirsiniz.

Evet, yatak odası sırları ve cinsel hayat, özel hayatın mahremiyeti kapsamındadır. Avukatınızın talebi üzerine mahkeme HMK m.114 uyarınca 'gizlilik (kapalı duruşma)' kararı verebilir. Böylece salona izleyici ve stajyerler alınmaz.

WhatsApp/SMS mesajları, hastane ve psikiyatrist/terapist kayıtları, randevu iptal belgeleri ve eşinizin bu sorunu anlattığı birinci derece yakınların (veya sizin durumunuza şahit olanların) tanıklıkları en güçlü delillerdir.

Hayır, kesinlikle kullanamazsınız. Gizli kamera veya izinsiz ses kaydı, hukuka aykırı delil kabul edilir ve Türk Ceza Kanunu kapsamında suç işlenmiş olur. İspat, yasal delillerle yapılmalıdır.

Kanunda net bir süre belirtilmemiştir. Ancak yargıtay kararlarında genel olarak uzun süreli (örneğin aylar süren) ve haklı bir nedene dayanmayan, evliliği çekilmez hale getiren reddedişler boşanma sebebi sayılmaktadır.

Evet, eşiniz haklı bir neden olmadan cinsel ilişkiden kaçınıyorsa veya tedavisini reddediyorsa tam/ağır kusurlu kabul edilir. Bu durumda yaşadığınız psikolojik yıpranma nedeniyle manevi tazminat, ekonomik kayıplarınız için maddi tazminat talep edebilirsiniz.

Eğer cinselliğe engel olan durum, evlenmeden önce var olan ve saklanan kalıcı/ağır bir hastalık ise evliliğin iptali davası açılabilir. Aksi takdirde, cinsel birleşmenin hiç olmaması doğrudan boşanma davasının konusudur.

Evet, cinsel ilişkinin sadece üreme amacıyla kullanılması, duygusal paylaşımdan ve eşin cinsel/duygusal ihtiyaçlarının giderilmesinden kaçınılması da evlilik birliğine aykırıdır ve boşanma sebebi teşkil edebilir.

Ayrı yataklarda veya odalarda yatmak, eşler arasında cinsel uyumsuzluğun ve duygusal kopuşun bir göstergesidir. Tanık beyanları ve mesajlaşmalarla desteklendiğinde güçlü bir kusur ispatı aracıdır.

Eğer eşiniz iyi niyetle tedavi sürecine devam ediyorsa, elinden gelen çabayı gösteriyorsa kendisine kusur yüklenemez. Hukukta kusur, tedaviyi ve çabayı reddetmekle oluşur.

Çekişmeli boşanma davaları, delillerin toplanması, tanıkların dinlenmesi ve gerekirse bilirkişi/uzman raporlarının alınması süreçleri dahilinde bulunduğunuz ilin mahkeme yoğunluğuna göre ortalama 1,5 ile 2,5 yıl arası sürebilmektedir.

Evet, aile danışmanları veya cinsel terapistler mahkemede tanık olarak dinlenebilir. Meslek sırrı gereği çekinme hakları olsa da, adaletin tecellisi için gözlemlerini aktarmaları davaya büyük katkı sağlar.

Hayır, anlaşmalı boşanma protokolünde veya duruşmasında özel hayatın bu kadar detaylı nedenlerine girilmesine gerek yoktur. Anlaşmalı boşanmada sadece 'şiddetli geçimsizlik' denilmesi ve şartlarda anlaşılması yeterlidir.

Gizlenen hastalık sizin veya altsoyunuzun sağlığı için ağır tehlike oluşturuyorsa, durumu öğrendiğiniz tarihten itibaren altı ay ve her hâlde evlenmeden itibaren beş yıl içinde nispi butlan sebebiyle evliliğin iptalini isteyebilirsiniz (TMK m. 150/2, 152). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, hastalığın ağır ve tedavi edilemez nitelikte olduğunun ve altsoy için tehlikesinin resmî sağlık kurulu raporuyla belirlenmesini aramaktadır; rapor iddiayı doğrulamazsa iptal istemi reddedilir. Bu şartlar yoksa durum ancak boşanma davasında değerlendirilebilir.

Hayır, kesinlikle delil olamaz. Eşin şahsi cep telefonuna casus yazılım yüklemek haberleşmenin ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçudur. Bu tür sistematik dinlemeler mahkemede HMK 189 uyarınca hukuka aykırı delil sayılarak reddedilir.

Yargıtay içtihatlarına göre istisnai olarak evet sayılabilir. Eğer eşinizin sadakatsizliğinden haklı olarak şüpheleniyorsanız ve bunu ispat etmenin başka bir yolu yoksa, sadece ortak yaşanan konuta yerleştirilen cihazdan elde edilen kayıtlar (meşru olmayan amacı ispatladığı için) delil kabul edilebilir.

Genellikle hayır. Araç, müşterek konut gibi ortak yaşam alanından ziyade şahsi bir alan olarak değerlendirilir. Arabaya gizli cihaz yerleştirmek özel hayatın ihlali suçunu oluşturabilir ve mahkemelerce reddedilebilir.

Eğer eşiniz o an size şiddet uyguluyor, hakaret ediyor veya tehdit ediyorsa ve o an kolluk kuvvetlerine haber verme imkanınız yoksa, yani 'ani gelişen bir olay' söz konusuysa, bu kaydı almak hukuka uygun bir meşru müdafaa/ispat aracı kabul edilir.

Yatak odası mahremiyetin en üst düzeyde olduğu alandır. Ancak ihanet eylemi doğrudan yatak odasında gerçekleşiyorsa ve başka ispat imkanı yoksa, Yargıtay'ın ortak alan istisnası değerlendirilebilir. Yine de bu durum çok risklidir ve ceza soruşturmalarına konu olabilir.

Türkiye'de özel dedektiflik yasal bir statüde değildir. Birini takip ettirip gizlice fotoğraflarını çektirmek hukuka aykırıdır. Ancak kamuya açık bir alanda (kafe, sokak vb.) tesadüfen görülen bir durumun fotoğraflanması delil niteliği taşıyabilir.

Hakim, elde ediliş yönteminin yasal olmadığını tespit ettiği delili (örneğin casus program kaydını) HMK 189/2 maddesi gereği dosyadan çıkarır. Bu delile dayanarak karar vermez ve iddialarınızı ispatlayamamış sayılırsınız.

Evet, verilebilir. Şartları uymadığı halde eşinin sesini veya görüntüsünü kaydeden kişi, Türk Ceza Kanunu Madde 133 veya 134 kapsamında yargılanarak hapis cezası veya adli para cezası alabilir.

Kesinlikle hayır. İş yeri, eşlerin 'ortak konutu ve aile mahremiyeti' kapsamında değildir. İş yerine cihaz yerleştirmek ağır bir suçtur ve elde edilen kayıtlar hiçbir şekilde boşanma davasında delil olarak kullanılamaz.

Eşinizin şifresini kırarak veya bilgisayarını açık bularak mesajlarını kendinize yönlendirmeniz veya ekran görüntüsü almanız haberleşmenin gizliliğini ihlalidir. Bu kayıtlar hukuka aykırı delil kabul edilir.

Sokak, alışveriş merkezi, kafe gibi herkesin görebileceği açık alanlarda (kamusal alan) sergilenen davranışların özel hayatın gizliliği kapsamında korunması beklenemez. Bu tür alanlarda tesadüfen çekilen fotoğraf ve videolar güçlü delillerdir.

Yargıtay'a göre, aldatılan eşin evlilik birliğinin temelini sarsan bu durumu (sadakatsizliği) ispat etme zorunluluğu vardır. Eğer şüphe üzerine evde bir kereliğine kayıt alınmışsa, burada amaç casusluk değil 'ispat mecburiyetidir'.

Delilin size tebliğ edilmesinden itibaren süresi içinde cevap veya beyan dilekçesi ile kaydın hukuka aykırı yollarla elde edildiğini ve/veya montaj (deepfake) olduğunu belirterek dosyadan çıkarılmasını talep etmelisiniz.

En sağlıklı yöntemler hukuki yollardır: Mahkeme aracılığıyla istenecek GSM operatörü HTS (arama/mesajlaşma dökümü) kayıtları, banka ekstrem ve otel kayıtları ile durumu gören tanıkların beyanları aldatmayı ispatlamak için yeterlidir.

Evet, olabilir. Çünkü bu kameranın eve konulma amacı güvenliktir ve her iki eşin de kameranın varlığından haberi vardır. Tesadüfen bu kameraya yansıyan şiddet veya ihanet görüntüleri hukuka uygun delil olarak mahkemeye sunulabilir.

Cevap dilekçesi için tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süreniz vardır ve bu kesin süredir. Sürenin başlangıcı dava dilekçesinin size ulaştığı gündür; e-tebligat kullanıyorsanız evrakın sisteme düşmesiyle birlikte süre işlemeye başlar. Bu nedenle tebliğ tarihini not etmek kritik önemdedir.

Evet. İki haftalık süre içinde mahkemeye başvurarak ek süre talep edebilirsiniz. Özellikle karşı tarafın dilekçesi hacimliyse veya delil toplamanız gerekiyorsa bu yola başvurulur. Talebin süre dolmadan yapılması şarttır; süre geçtikten sonra yapılan başvuru sonuç doğurmaz.

Karşı dava açma süresi cevap dilekçesi süresiyle aynıdır, yani tebliğden itibaren iki haftadır. Uygulamada genellikle "cevap ve karşı dava dilekçesi" başlığı altında tek dilekçe verilir; böylece hem karşı tarafın iddiaları yanıtlanır hem de kendi talepleriniz (nafaka, tazminat, velayet) mahkemeye sunulmuş olur.

Hayır. Süreyi kaçırdıysanız bağımsız bir boşanma davası açıp, dilekçenizde asıl dosyayla birleştirilmesini talep edebilirsiniz. Mahkeme aynı taraflar arasında ve aynı olaylara dayandığını görürse birleştirme kararı verebilir. Bu yol, cevap süresi kaçırıldığında taleplerinizi mahkemeye taşımanın en yaygın yöntemidir.

"Tüm iddiaları reddediyorum" gibi genel ve soyut bir ifade yeterli değildir. Karşı tarafın ileri sürdüğü her vakıaya ayrı ayrı yanıt vermeniz, açıkça yanıtlanmayan iddiaların aleyhinize değerlendirilmesini önler. Duygusal ifadelerden kaçınıp olguları tarih ve delille eşleştirmek dilekçenin gücünü belirler.

Dava açıldığı anda eşler ayrı yaşama hakkı kazanır; kimsenin evi terk etme zorunluluğu yoktur. Müşterek konutta kimin kalacağı, talep edilmesi hâlinde mahkemenin vereceği tedbir kararıyla belirlenir. Kendiliğinden çıkmadan önce bu talebi dilekçenizde ileri sürmek daha güvenlidir.

Cevap ve karşı dava dilekçenizde geçici (tedbiren) velayet talebinde bulunmanız gerekir. Bu talep, dava sonuçlanana kadar çocuğun kimin yanında kalacağını belirler. Talebi dilekçeye yazmazsanız mahkeme kendiliğinden bu konuda karar vermeyebilir.

E-devlet üzerinden e-devlet şifrenizle giriş yapıp arama kısmına 'UYAP Vatandaş Portalı' yazarak Adalet Bakanlığı sistemine geçiş yapmalısınız. Dosya sorgulama bölümünden Aile Mahkemesi dosyanızı bularak 'Evraklar' sekmesinden gerekçeli karar ve kesinleşme şerhini indirebilirsiniz.

Boşanma ilamı, boşanma davanızın neticelendiğini, hakimin hangi gerekçelerle karar verdiğini ve tarafların hak ile yükümlülüklerini (nafaka, velayet vb.) belirten, mahkeme tarafından yazılmış detaylı gerekçeli karardır.

Gerekçeli karar taraflara tebliğ edildikten ve iki haftalık istinaf (itiraz) süresi kimse tarafından kullanılmadan geçtikten sonra mahkeme kalemi kararın kesinleştiğini onaylar. Bu onayın verilmesini takiben 1-3 iş günü içinde belge UYAP sistemine yüklenir ve e-Devlet'ten görülebilir.

Adalet Bakanlığı'nın belgeleri .udf formatındadır. Telefonunuzda bu belgeyi açmak için iOS veya Android uygulama mağazalarından 'UYAP Doküman Editörü' uygulamasını indirip kurmanız gerekmektedir.

Hayır, şart değildir. UYAP üzerinden e-imzalı olarak indirdiğiniz ve altında evrak doğrulama kodu bulunan bilgisayar çıktıları tüm resmi kurumlarda geçerlidir. Sadece yurtdışı işlemleri için ıslak imza veya apostil istenirse adliyeye gitmeniz gerekir.

Günümüzde mahkemeler boşanma kesinleştiğinde doğrudan Nüfus Müdürlüğüne sistem üzerinden bildirim yapmaktadır. Nüfus kayıtlarınız otomatik güncellenir. Sizin fiziki belge götürmenize gerek kalmadan randevu alarak kimliğinizi değiştirebilirsiniz.

UYAP Vatandaş Portalına girmek için e-Devlet şifresi, e-İmza veya Mobil İmza kullanmanız şarttır. E-devlet şifreniz yoksa en yakın PTT şubesinden şifre almanız veya mobil bankacılık üzerinden e-Devlet'e giriş yapmanız gerekir.

Evet, boşanma sürecinizi bir avukat yürüttüyse, dosya sonuçlanıp kesinleştiğinde avukatınız kesinleşme şerhli kararı size teslim etmekle yükümlüdür. Ancak siz de avukatınızı beklemeden UYAP üzerinden belgeyi kendiniz indirebilirsiniz.

Evet, kanunen kabul etmek zorundadırlar. Belgenin altındaki karekod ve doğrulama kodu sayesinde banka personeli Adalet Bakanlığı sisteminden belgenin orijinal olduğunu teyit ederek işlemlerinizi gerçekleştirir.

Fiziksel olarak mahkeme kaleminden alınacaksa sadece davanın tarafları veya resmi vekaletnamesi olan avukatları alabilir. Sıradan bir akrabanız sizin adınıza mahkemeden boşanma evrakınızı alamaz.

UYAP sistemi 2010 yılı sonrasında tam olarak entegre olmuştur. Eğer boşanmanız bu tarihlerden sonraysa büyük ihtimalle dijital arşivde (Kapalı Dosyalar bölümünde) bulabilirsiniz. Çok eski yıllara ait davalar için kararı veren mahkemenin arşivine fiziken başvurmanız gerekebilir.

Eğer e-Devlet üzerinden kendiniz çıktı alırsanız tamamen ücretsizdir. Ancak adliyeye gidip mahkeme kaleminden mühürlü 'aslı gibidir' sureti talep ederseniz, sayfa sayısına göre cüzi miktarda 'suret harcı' ödemeniz gerekebilir.

Hakim duruşmada kararı sözlü açıklasa da, gerekçeli kararı (yazılı detaylı kararı) yazması için kanunen 1 aylık süresi vardır. Hakim kararı yazıp e-imza ile imzalayana kadar belge UYAP evraklar sekmesinde görünmez.

Evet, internet bağlantınız olan her yerden T.C. kimlik numaranız ve e-devlet şifrenizle turkiye.gov.tr ve UYAP sistemine erişebilir, evraklarınızı indirebilirsiniz. Konsolosluk işlemleri için bu evrakların bilgisayar çıktılarını kullanabilirsiniz.

Yurt dışındaki yabancı makamlar genellikle Türk mahkeme kararının ıslak imzalı orijinalini ve Apostil onaylı halini isterler. E-Devlet çıktısı her ne kadar Türkiye'de geçerli olsa da, yabancı devlet makamları uluslararası anlaşmalar gereği Apostil mühürlü fiziki belge talep edebilir.

Hayır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre taraflar ilam kendilerine tebliğ edilmeden istinaf hakkından feragat edemez (HMK m. 349/1). Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2025 tarihli bir kararında, tebliğden önce verildiği kabul edilen feragat dilekçesine sonuç bağlanamayacağını ve sonradan yapılan istinaf başvurusunun süresinde sayılacağını belirtti. Bu nedenle önce gerekçeli kararı tebliğ alın, sonra feragat dilekçesi verin.

Çekişmeli boşanmada alınabilir. Boşanma hükmüne itiraz edilmemişse ya da bu yönden istinaftan feragat edilmişse, nafaka, tazminat veya velayet gibi fer'i konular üst mahkemede incelenirken boşanma hükmü kesinleşebilir ve nüfus kaydı güncellenir. Anlaşmalı boşanmada ise protokolün bir maddesine yapılan itiraz bile anlaşmanın bozulması sayılabilir; Yargıtay bu durumda anlaşmalı boşanma hükmünün bütünüyle geçersiz hale geldiğini kabul ediyor.

Yurtdışında boşansanız bile bu karar Türkiye'de kendiliğinden geçerli olmaz. Nüfus kayıtlarınızın güncellenmesi ve Türkiye'de de boşanmış sayılmanız için konsolosluklar aracılığıyla idari başvuru yapmalı veya Türk mahkemelerinde Tanıma Davası açmalısınız.

Eğer her iki eş de başvuruya gönüllüyse ve yabancı mahkeme kararında sadece boşanma (nafaka, velayet vb. icrai kararlar yoksa) yer alıyorsa dava açmak zorunlu değildir; konsolosluktan işlem yapılabilir. Ancak eş gelmiyorsa veya nafaka/velayet gibi kararların Türkiye'de uygulanması isteniyorsa dava açmak zorunludur.

Evet, açabilirsiniz. Bu durumda mahkeme aracılığıyla ilanen tebligat prosedürü işletilir. Eşinizin adresi araştırılır, bulunamazsa gazete ilanı yoluyla tebligat yapılarak dava görülür ve karar verilir.

Hayır, açılamaz. Yabancı mahkeme kararının Türk makamlarınca resmi belge olarak kabul edilebilmesi için mutlaka Lahey sözleşmesi kapsamında Apostil şerhi taşıması veya konsolosluk tasdiki yapılmış olması zorunludur.

Apostil şerhi genellikle kararı veren mahkemenin bulunduğu eyaletteki yetkili adli merciler, valilikler veya kaymakamlık dengi idari kurumlar tarafından kararın arkasına veya ek bir sayfa olarak vurulur.

Hayır, şart değildir. Eğer sürecin takibi için Türkiye'deki bir avukata özel yetkili vekaletname verirseniz, avukatınız duruşmalara sizin adınıza katılır ve süreci siz Türkiye'ye gelmeden sonuçlandırabilir.

Evet, nüfus müdürlüklerine veya konsolosluklara yapılacak idari tanıma başvurularında, bizzat gitmek yerine özel yetkili vekaletname vererek bu işlemi avukatınız aracılığıyla da yaptırabilirsiniz.

Eski eşiniz davayı kabul edip Türkiye'de bir avukat tutarsa 1-2 ayda biter. Ancak eski eşinize yurtdışında tebligat yapılması gerekiyorsa bu süre diplomatik işlemler nedeniyle 1 yılı aşabilir.

Sadece boşanmayı tanıttığınızda mal paylaşımı kararı uygulanmaz. Mal paylaşımı veya tazminat kararının Türkiye'deki mallar üzerinde uygulanabilmesi için mutlaka kararın Tenfiz edilmesi (Tenfiz Davası) gerekir.

Boşanmanın tanınması (nüfusa işlenmesi) için herhangi bir zamanaşımı süresi yoktur, üzerinden yıllar geçse de açılabilir. Ancak nafaka veya mal paylaşımı gibi taleplerin tenfizi için yabancı kararın kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi bulunmaktadır.

Karar, ya Türkiye'de noter yeminli bir tercüman tarafından çevrilip noterden onaylanmalı ya da yurtdışında yeminli tercüman tarafından çevrilip o bölgeden sorumlu Türk Başkonsolosluğu tarafından tasdik edilmelidir.

Hayır, uygulanmaz. Yabancı mahkemenin velayet kararının Türkiye'de okul kaydı, sağlık işlemleri gibi resmi kurumlarda geçerli olabilmesi için Türk mahkemelerinde Tenfiz davası açılarak onaylanması şarttır.

Eski eşiniz konsolosluğa birlikte başvuru yapmayı veya bir avukata vekalet vermeyi reddediyorsa, idari yol kapalı demektir. Bu durumda tek seçeneğiniz Türkiye'de Aile Mahkemesinde tek taraflı olarak Tanıma Davası açmaktır.

Yurtdışında boşanmış olsanız bile, Türkiye'de bu kararı tanıtmadığınız sürece resmiyette evli görünürsünüz. Eğer vefat ederseniz, yurtdışında boşandığınız kişi Türkiye'deki malvarlığınız üzerinde yasal mirasçı sıfatıyla hak iddia edebilir.

Eğer davacı ve davalının Türkiye'de bir ikametgahı veya oturduğu adres yoksa, MÖHUK kuralları gereği Tanıma ve Tenfiz davası Ankara, İstanbul veya İzmir Aile Mahkemelerinden birinde açılabilir.

Bu durum davanın türüne göre değişir. Anlaşmalı boşanmalarda genellikle 1 ila 4 hafta sonrasına duruşma günü verilebilir. Çekişmeli davalarda ise dilekçeler aşaması tamamlanmadan duruşma günü verilmez, bu süreç aylarca sürebilir.

Hayır, henüz hukuken boşanmış sayılmazsınız. Karara çıkmış ifadesi sadece hakimin kararını verdiği anlamına gelir. Bu kararın yazılması, taraflara tebliğ edilmesi ve itiraz sürelerinin dolup kesinleşmesi gerekmektedir.

Evet, mahkeme tarafından hazırlanan tensip tutanağı ve (çekişmeli ise) dava dilekçesi, mahkeme kalemi tarafından davalı tarafa posta yoluyla (PTT) resmi olarak tebliğ edilir.

Kanuna göre hakimin gerekçeli kararı yazmak için 1 aylık süresi bulunmaktadır. Ancak mahkemenin iş yoğunluğuna bağlı olarak bu süre kısalabilir veya uzayabilir. Anlaşmalı davalarda genelde daha hızlı yazılmaktadır.

Evet, karara çıkmış bir dosyada gerekçeli karar size tebliğ edildikten sonra 2 hafta içinde karara itiraz ederek dosyayı İstinaf Mahkemesine (Bölge Adliye Mahkemesi) taşıma hakkınız bulunmaktadır.

Dosyanın durumu 'Kapalı' ise yargılama süreci tamamen bitmiş, karar kesinleşmiş, gerekli yerlere (nüfus vb.) bildirimler yapılmış ve dosya arşive kaldırılmış demektir.

Hayır, başlamaz. Dava dilekçesi mahkemeye verildikten sonra atılan ilk hukuki adım tensip zaptının düzenlenmesidir. Bu zapt olmadan yargılamanın usulü ve sınırları belirlenemez.

Evet, hakim tensip tutanağında geçici (tedbir) kararlar alabilir. Davanın devamı süresince geçerli olmak üzere tedbir nafakası veya müşterek çocuğun geçici velayeti tensip zaptı ile karara bağlanabilir.

Hakimin duruşmada verdiği kısa kararın nedenlerini, hukuki dayanaklarını ve incelediği delilleri detaylı bir şekilde yazıya döktüğü metnin sisteme yüklendiğini ifade eder. Bundan sonraki aşama tebligattır.

Karar taraflara tebliğ edildikten sonra itiraz süresi geçerse veya taraflar itirazdan feragat dilekçesi verirse, mahkeme kalemi tarafından kararın üzerine 'Kesinleşme Şerhi' vurulur ve işlem tamamlanır.

Tensip tutanağında belirtilen gider avansı veya harç eksikliğini, size verilen kesin süre (genellikle 2 hafta) içerisinde mahkeme veznesine yatırmanız zorunludur. Aksi halde davanız reddedilebilir.

Dava dilekçesi ve protokol mahkemeye sunulduktan sonra, mahkemenin yoğunluğuna göre genellikle birkaç gün veya en geç bir hafta içerisinde tensip tutanağı hazırlanır ve duruşma günü belli olur.

Evet, e-Devlet üzerinden UYAP Vatandaş portalına giriş yaparak 'Dosyalarım' sekmesinden ilgili dosyanızı seçip 'Evraklar' bölümünden tensip tutanağını pdf veya udif formatında okuyabilirsiniz.

Süreçlerin kanuni süreleri sabittir ancak avukat tutulması evrakların eksiksiz sunulmasını, tebligat süreçlerinin hızlandırılmasını ve elden takip yapılarak gereksiz zaman kayıplarının önüne geçilmesini sağlar.

Hâkimin duruşmada hükmü açıkladığı, ancak gerekçeli kararın henüz yazılmadığı veya tebliğ edilmediği aşamadır. Karar bu aşamada kesin değildir; gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra iki haftalık istinaf süresi işler. Boşanma davasında bu ifade "boşandınız" anlamına gelmez, kesinleşmeyi beklemek gerekir.

Gerekçeli karar yazılıp taraflara tebliğ edildikten sonra iki haftalık istinaf süresi (HMK m. 345) itirazsız geçerse kesinleşir. İstinafa gidilirse kesinleşme BAM kararına, temyiz varsa Yargıtay kararına kadar ertelenir. Anlaşmalı boşanmada tarafların feragatiyle süre beklenmeden kesinleşme şerhi verilir.

Hayır. Medeni hâl, kararın kesinleşip nüfus müdürlüğüne bildirilmesinden sonra "boşanmış" olarak değişir. "Karara çıkmış" aşamasında nüfus kaydınız hâlâ "evli" görünür; kesinleşme şerhinden sonra nüfusa bildirimle güncellenir.

Çekişmeli boşanma davasında avukatınız varsa duruşmalara katılma zorunluluğunuz yoktur. Avukatınız sizi temsil eder. Ancak anlaşmalı boşanma davasıysa, avukatınız olsa bile duruşmada bizzat bulunup onay vermeniz kanuni bir zorunluluktur.

Evet, boşanabilirsiniz. Davalının duruşmalara katılmaması veya davayı takip etmemesi davanın durmasına sebep olmaz. Davalı gelmese bile yargılama yokluğunda devam eder ve iddialarınızı ispatladığınız takdirde mahkeme boşanma kararı verir.

Avukatınız yoksa davacı olduğunuz durumda dava dosyanız işlemden kaldırılabilir (müracaata bırakılır). Bunu engellemek için derhal hastaneden rapor almalı ve duruşma saatinden önce mahkemeye bir mazeret dilekçesi sunmalısınız.

Dosya işlemden kaldırıldıktan sonra 1 ay içinde harçsız olarak yenilenebilir. 1 ile 3 ay arasında ise yenileme harcı ödenerek dosya yeniden işleme konulabilir. 3 ay geçerse davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.

Anlaşmalı boşanmada her iki tarafın da duruşmada hazır bulunması şarttır. Eşiniz duruşmaya gelmezse hakim anlaşmalı boşanma kararı veremez. Duruşma başka bir tarihe ertelenebilir veya süreç çekişmeli boşanma davasına döner.

Çekişmeli bir davada Türkiye'de bir avukata vekaletname verirseniz, duruşmalara katılmadan boşanabilirsiniz. Ancak anlaşmalı boşanmak istiyorsanız, bir kez dahi olsa duruşma günü Türkiye'de mahkeme salonunda hazır bulunmanız gerekmektedir.

Hapis veya idari para cezası gibi cezai bir yaptırımı yoktur. Ancak davacıysanız davanız düşebilir; davalıysanız savunma hakkınızı kaybeder, aleyhinize verilen nafaka ve tazminat kararlarına katlanmak zorunda kalırsınız.

Mahkemelerde duruşma saatleri sırayla takip edilir. Kendi dosyanızın sırası geldiğinde salonda yoksanız yok yazılırsınız. Eğer o günkü mesai bitmeden ve hakim kararı yazmadan durumu fark ederseniz, mahkeme kalemiyle görüşüp karşı taraf da kabul ederse celseyi tekrar açtırmayı talep edebilirsiniz, ancak bu hakimin inisiyatifindedir.

Hakim duruşma saati geldiğinde mübaşir aracılığıyla tarafları koridorda üç kez anons ettirir. Anonslara rağmen taraflar hazır olmazsa beklemez, yokluklarında usuli işlemleri (dosyanın düşmesi vb.) yapar.

Tanıklar usulüne uygun şekilde tebligatla çağrıldıkları halde mazeretsiz olarak gelmezlerse, mahkeme zorla getirme (ihzar) kararı çıkarabilir. Ancak tanık kendi isteğiyle gelmiyor ve zorla da bulunamıyorsa, hakim o tanığın beyanını almadan dosyayı karara bağlayabilir.

Hayır, dosyanın işlemden kaldırılıp 3 ay geçmesi sonucunda davanın açılmamış sayılmasına karar verilirse, dava açarken yatırdığınız başvuru harcı, peşin harç ve gider avansının harcanan kısımları yanar, iade edilmez.

Mutlaka üzerinde T.C. kimlik numaranız bulunan geçerli bir kimlik belgesi (Nüfus cüzdanı, yeni kimlik kartı, ehliyet veya pasaport) bulundurmalısınız. Kimliğiniz olmadan duruşma salonuna alınmazsınız ve işlemleriniz yapılamaz.

Evet, dosyanız işlemden kaldırıldıysa ve yasal süreler dolmadıysa, hemen bir avukata vekalet verebilirsiniz. Avukatınız sizin adınıza yenileme dilekçesi vererek süreci kaldığı yerden, daha güvenli bir şekilde devralıp yürütebilir.

Cezaevinde olan eşin duruşmaya katılımı, mahkemenin bulunduğu yere ve imkanlara göre SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) üzerinden sağlanabilir veya cezaevi yönetimi aracılığıyla jandarma eşliğinde duruşmaya getirilebilir.

Ön inceleme duruşması, davanın temelinin atıldığı, tarafların uzlaştığı veya uyuşmazlık noktalarının kesin olarak belirlendiği ilk aşamadır. Buraya katılmamak, sonradan delil bildirme veya karşı tarafın iddialarına itiraz etme haklarınızı tamamen kaybetmenize yol açabilir.

Usulüne uygun davet edilen taraflar duruşmaya gelmezse dosya işlemden kaldırılır; üç ay içinde yenileme dilekçesi verilmezse dava açılmamış sayılır (HMK m. 150). Yenilenen davada yeni duruşma günü verilir; anlaşmalı boşanma için o gün iki tarafın da bizzat hazır olması gerekir.

Hemen düşmez. Hâkim anlaşmalı karar veremez, çoğunlukla yeni duruşma günü verir. Gelmeme sürerse dava anlaşmalı olarak sonuçlanamaz; davacı isterse dava çekişmeli usulde sürer, istemezse dosya işlemden kaldırılabilir. Anlaşmalı boşanmada vekil, tarafın yerine geçemez (TMK m. 166/3).

Davacı olarak gelmezseniz ve davalı da davayı takip etmezse dosya işlemden kaldırılır; üç ay içinde yenilemezseniz dava açılmamış sayılır (HMK m. 150). Davalı gelip yargılamaya devam etmek isterse yokluğunuzda devam edilir. Anlaşmalı boşanmada ise sizin bizzat bulunmanız şarttır.

Evet. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, şartları oluştuğunda işlemden kaldırma kararının tespit niteliğinde olduğunu, hâkimin bunu duruşmada ayrıca belirtmemesinin dosyanın işlemden kaldırılmadığı anlamına gelmeyeceğini kabul ediyor. Üç ay içinde yenilenmeyen dava açılmamış sayılır. Duruşmaya gelinemeyecekse duruşmadan önce mazeret dilekçesi verilmelidir; vekilin cezaevine girmesi bile tek başına geçerli mazeret sayılmadı.

Eğer kendiniz için (yoksulluk nafakası) istemediyseniz ve bundan feragat ettiyseniz tekrar dava açamazsınız. Ancak çocuğunuz için (iştirak nafakası) istemediyseniz, çocuğun haklarından feragat edilemeyeceği için sonradan iştirak nafakası talebiyle dava açabilirsiniz.

Kanunda belirlenmiş kesin bir süre sınırı yoktur. Ancak Yargıtay uygulamalarında ve dürüstlük kuralı gereği genellikle 1 ila 2 yılın geçmesi beklenir. Olağanüstü durumlarda (çok yüksek enflasyon, ani hastalık, işsizlik) bu süre daha kısa tutulabilir.

Evet, nafaka yükümlüsü ekonomik durumunun iradesi dışında olağanüstü kötüleşmesi (işten çıkarılma, iflas) halinde nafakanın indirilmesi veya tamamen kaldırılması talebiyle dava açma hakkına sahiptir. Ancak bunun ispatlanması gerekir.

Evet, alabilirsiniz. Velayet mutlak bir hak değildir. Çocuğun babanın yanında fiziksel, psikolojik veya eğitim açısından zarar gördüğünü ya da çocuğun sizinle yaşamasının onun üstün yararına olacağını ispatlarsanız velayet değiştirme davası açarak velayeti geri alabilirsiniz.

Hukukumuzda genellikle 8 yaş ve üzeri çocuklar 'idrak çağında' kabul edilir. Mahkeme pedagog aracılığıyla çocuğu dinler. Çocuğun kararı ebeveyn seçimi açısından büyük önem taşır ancak hakimi mutlak olarak bağlamaz, çocuğun üstün yararı nihai kriterdir.

Protokolde böyle bir madde olması veya 'velayetin değiştirilmesi talep edilmeyecektir' şeklinde taahhütler verilmesi hukuken bağlayıcı değildir. Çocuğun menfaati söz konusu olduğunda aile mahkemesi her zaman velayeti yeniden değerlendirebilir.

Eğer ülkedeki enflasyon ve paranın alım gücündeki düşüş nedeniyle bağlanan nafaka kuşa dönmüşse, maaşınıza zam gelmese dahi mahkeme hakkaniyet gereği nafaka miktarını güncel koşullara uyarlayarak artırabilir.

Nafaka artırım davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise nafaka alacaklısının (davacının) yerleşim yeri (ikametgahı) mahkemesidir.

Hayır, iştirak nafakasını yalnızca fiilen çocuğun bakımını üstlenen ve velayet hakkına sahip olan ebeveyn talep edebilir. Velayet sizde değilse, kendi adınıza çocuk için nafaka isteyemezsiniz.

Evet, mahkeme kararına rağmen nafaka borcunu ödememek İcra ve İflas Kanunu'na göre tazyik hapsi (nafaka ihlali suçu) gerektirir. Şikayet üzerine borçlu 3 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılabilir.

Evet, nafaka alacaklısının (eski eşin) yeniden resmi olarak evlenmesi halinde yoksulluk nafakası mahkeme kararına gerek olmaksızın kendiliğinden kesilir.

Hakim karar verirken tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını (SED) dengeler. Babanın geliri sadece asgari ücretse, çocuğun masrafları çok yüksek olsa dahi babayı sefalete düşürecek oranda fahiş bir nafaka artırımı yapılamaz.

Hayır, nafaka artırım davası açıldığı tarihten sonrası için hüküm ifade eder. Geriye dönük yıllar için 'o zaman eksik ödenmişti, artırılsın' şeklinde bir talepte bulunulamaz.

Velayet davalarında sosyal inceleme raporlarının (SİR) hazırlanması, tanıkların dinlenmesi ve delillerin toplanması zaman alır. Bulunulan ilin ve mahkemenin iş yüküne göre değişmekle birlikte ortalama 9 ila 18 ay arasında sürebilmektedir.

Evet, uygulamada bazen feragatı engellemek adına sembolik rakamlar belirlenebilmektedir. Protokolde nafaka hakkı bir kez tanındıysa, ilerleyen yıllarda şartların değişmesiyle bu tutarın artırılması için dava açılabilir.

Sadece mesajlaşmak, flört etmek veya fotoğraf paylaşmak hukuken 'zina' olarak kabul edilmez. Zina için bedensel bir temasın (cinsel ilişkinin) olması şarttır. Mesajlaşmalar 'güven sarsıcı davranış' sayılarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davasına konu edilebilir.

Tazminat miktarı sabit bir rakam değildir. Tarafların sosyal ve ekonomik durumu, kusurun ağırlığı, evlilik süresi ve aldatılan eşin yaşadığı travmanın boyutu hakim tarafından değerlendirilerek belirlenir. Yüksek malvarlığı olan durumlarda tazminat miktarı milyonlarca lirayı bulabilmektedir.

Zina yapmak doğrudan velayeti kaybettiren bir durum değildir. Mahkeme, velayet kararını verirken eşlerin birbirine karşı kusurlarından ziyade 'çocuğun üstün yararını' (kimin yanında daha iyi eğitim ve bakım alacağını) dikkate alır. Ancak zinanın yaşandığı ortam çocuğun psikolojisini ve ahlaki gelişimini tehlikeye atıyorsa velayet kusurlu eşe verilmez.

Evet devam etmektedir. Kanuna göre dava açma süresi, aldatmayı 'öğrendiğiniz' tarihten itibaren 6 aydır. Ancak her halükarda aldatma eyleminin üzerinden 5 yıl geçmemiş olması gerekir. Yani eylem 2 yıl önce olduysa ve siz yeni öğrendiyseniz, öğrendiğiniz günden itibaren 6 ay içinde davanızı açabilirsiniz.

Hayır, geçerli olmaz. Özel hayatın gizliliğini ihlal eden yollarla, örneğin özel dedektif tutularak elde edilen fotoğraf veya raporlar mahkemede hukuka aykırı delil kabul edilir ve davanızda kullanılamaz. Üstelik bu durum Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil eder.

Yargıtay içtihatlarına göre, evli bir kişinin eşi dışında karşı cinsten biriyle aynı otel odasında geceyi geçirmesi, hayatın olağan akışına aykırı bulunduğundan zinanın varlığına güçlü bir karine (delil) sayılmaktadır ve genellikle davanın kazanılmasını sağlar.

Güncel Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararına göre, evlilik birliğinin tarafı olmayan, yani evlilik sözleşmesine imza atmayan üçüncü kişiye (sevgiliye) sadece zinaya iştirak ettiği için manevi tazminat davası açılamaz.

Türk Medeni Kanunu'na göre affeden eşin zina sebebine dayanarak dava açma hakkı düşer. Eğer eşinizi affettiğinizi sözlü, yazılı veya davranışlarınızla (birlikte tatile çıkmak, normal hayata devam etmek vb.) belli ettiyseniz artık o olaya dayanarak zina davası açamazsınız.

Boşanma kararı kesinleşinceye kadar evlilik birliği hukuken devam ettiği için sadakat yükümlülüğü de sürer. Dava açıldıktan sonra gerçekleşen aldatma olayları zina niteliğindedir; ancak mevcut davaya doğrudan dahil edilemez, ek bir dava açılarak dosyaların birleştirilmesi talep edilmelidir.

TMK 236/2 maddesi gereğince, boşanma doğrudan zina sebebine dayandırılarak gerçekleşirse, hakim zina yapan eşin edinilmiş mallara katılma alacağını (evlilik içinde edinilen mallardaki yarı payını) hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen ortadan kaldırabilir.

Yoksulluk nafakası alabilmenin şartı boşanmada daha ağır kusurlu olmamaktır. Zina, evlilikteki en ağır kusur kabul edildiğinden, zina yapan eş boşanma sonrası yoksulluğa düşecek olsa bile lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmez.

Hayır. WhatsApp mesajlarının içeriği (kimin ne yazdığı) uçtan uca şifreleme teknolojisi nedeniyle ne GSM operatörlerinden ne de şirketten mahkeme kanalıyla istenebilir. Ancak operatörlerden HTS kayıtları (kiminle ne zaman ve ne kadar süre telefonla görüşüldüğü veya SMS atıldığı) istenebilir.

Hayır. Eşinizin arabasına, çantasına veya iş yerine gizlice ses veya görüntü kayıt cihazı yerleştirmek hukuka aykırı delil elde etme yöntemidir. Mahkeme bu kayıtları dikkate almaz ve özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğiniz için hakkınızda ceza soruşturması başlatılabilir.

Zina eylemi genellikle gizli saklı gerçekleştiğinden, görgüye dayalı tanık çok önemlidir. Tanıkların ifadeleri, eşlerin yaşam tarzı ve diğer yan delillerle (telefon trafiği, kredi kartı harcamaları) desteklendiğinde, hakim sadece tanık beyanlarına ve emarelere dayanarak da zinanın gerçekleştiğine kanaat getirebilir.

Terditli dava, dilekçede birden fazla sebebin sırayla ileri sürülmesidir. Örneğin, davanızı önce 'zina' (TMK 161), mahkeme zinanın ispatlanmadığını düşünürse 'evlilik birliğinin sarsılması' (TMK 166) sebebine dayandırmaktır. Bu strateji, davanın tamamen reddedilme riskini önleyen önemli bir hukuki hamledir.

Hayır, boşanmada hükmedilen maddi veya manevi tazminatın ödenmemesi durumunda hapis cezası (tazyik hapsi) verilmez. Hapis cezası sadece nafaka borçlarının ödenmemesi durumunda geçerlidir. Tazminat borcu için icra takibi ve haciz işlemleri başlatılır.

Anlaşmalı boşanmada tazminat ödeme zorunluluğu yoktur. Taraflar, hazırlayacakları protokolde birbirlerinden herhangi bir maddi veya manevi tazminat talep etmediklerini belirterek tazminatsız şekilde boşanabilirler.

Çekişmeli boşanma davasında mahkemenin hükmettiği tazminat kural olarak peşin (toptan) ödenir. Ancak anlaşmalı boşanmalarda taraflar protokolde tazminatın kaç taksitle ve hangi tarihlerde ödeneceğini serbestçe kararlaştırabilirler.

Eğer mahkeme her iki eşin de evliliğin bitmesindeki kusur ağırlığını eşit bulursa (örneğin biri şiddet uygulamış, diğeri aldatmış ve etkileri eşit kabul edilmişse), her iki tarafın da tazminat talepleri reddedilir.

Evet, evlilik süresi özellikle maddi tazminatın belirlenmesinde önemli bir kriterdir. 1 aylık bir evlilikte yaşanacak beklenen menfaat kaybı ile 20 yıllık bir evlilikteki ekonomik alışkanlıkların ve emeklerin kaybı hakkaniyet gereği farklı hesaplanır.

Evet, boşanma davasında hükmedilen manevi ve maddi tazminatlara talep edilmesi halinde faiz işletilir. Kural olarak faiz, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Hayır, Sosyo-Ekonomik Durum (SED) araştırması kapsamında kişinin sadece maaşı değil; üzerine kayıtlı araçlar, gayrimenkuller, şirket hisseleri, banka hesaplarındaki birikimler ve genel yaşam standardı bir bütün olarak değerlendirilir.

Nişanın bozulması nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında da benzer ilkeler (kusur ve zenginleşme yasağı) geçerli olmakla birlikte, yasal dayanakları Türk Medeni Kanunu'nun nişanlılık ile ilgili farklı maddeleridir.

Boşanma tazminatı boşanmaya bağlıdır. Eşlerden biri boşanma kararı kesinleşmeden ölürse evlilik ölümle sona erer ve maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında da karar verilmez. Boşanma hükmü kesinleştikten sonra ölen eşin davada ileri sürdüğü tazminat talepleri ise tereke alacağı olarak mirasçılarına geçer. Genel kural olarak manevi tazminat istemi, miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez (TMK m. 25/4).

Çalışmayan kadının alacağı tazminat, kocasının gelir durumuna ve kusur oranına bağlıdır. Kanun sabit bir rakam belirlemez; kocasının ödeme gücüne göre kadının yaşam standardını koruyacak hakkaniyetli bir miktar belirlenir.

Evet, hukuka uygun şekilde elde edilmiş (herkese açık olarak paylaşılan veya bizzat kişinin kendi hesabından yaptığı) Instagram, Facebook, Twitter (X) paylaşımları, kusuru ve haksız fiili ispatlamak için tazminat taleplerinde güçlü birer delildir.

Dava açıldıktan sonra karşılıklı dilekçeler aşamasının (dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap) tamamlanması gerekir. Adliyenin iş yüküne ve tebligatların ulaşma süresine bağlı olarak ilk duruşma genellikle dava açıldıktan 3 ila 5 ay sonra yapılmaktadır.

Davacıysanız ve mazeretsiz katılmazsanız davanız müracaata kalır (düşer). Davalıysanız ve katılmazsanız, karşı taraf iddialarını dilediği gibi genişletme hakkı kazanır ve siz savunma haklarınızı ciddi ölçüde kaybedersiniz. Ancak avukatınız varsa, sizin yerinize avukatınız katılabileceğinden hak kaybı yaşamazsınız.

Hayır, kural olarak avukatınızın olduğu davalarda duruşmalara bizzat katılma zorunluluğunuz yoktur. Avukatınız sizi mahkemede tam yetkiyle temsil eder. Sadece mahkemenin size şahsen yemin teklif edeceği istisnai celselerde bulunmanız gerekebilir.

Hayır, ilk celse (ön inceleme duruşması) usuli konuların tartışıldığı ve sulha teşvikin yapıldığı celsedir. Tanıklar, ön inceleme duruşmasından sonra başlayan tahkikat aşamasındaki sonraki celselerde dinlenir.

Tensip zaptı, dava açıldıktan sonra hakimin dosyayı ilk kez inceleyip hazırladığı 'duruşmaya hazırlık' tutanağıdır. Bu zabıtta taraflardan istenecek belgeler, yatırılması gereken harç/masraflar ve ilk duruşmanın günü belirtilir.

Çekişmeli boşanma davalarında hakim ilk duruşmada karar veremez; çünkü deliller henüz toplanmamış ve tanıklar dinlenmemiştir. Ancak taraflar ilk duruşmada veya öncesinde anlaşıp davayı 'anlaşmalı boşanmaya' çevirirlerse, hakim tek celsede boşanma kararı verebilir.

Gerekçeli karar, hakimin duruşmada verdiği kısa kararın (hükmün) hukuki dayanaklarını, hangi delillere neden itibar ettiğini uzun uzun anlattığı metindir. Kanunen kısa karardan itibaren 1 ay içinde yazılması gerekir ancak iş yoğunluğuna göre bu süre uzayabilir.

Tahkikat (delil toplama) aşaması davanın en uzun süren kısmıdır. Tanık sayısına, yazılan müzekkerelerin kurumlar (banka, hastane, BTK) tarafından ne kadar sürede cevaplandığına ve uzman pedagog (SİR) raporunun hazırlanma süresine bağlı olarak ortalama 1 ile 1.5 yıl arasında sürebilir.

HTS (geçmişe dönük arama, aranma, mesajlaşma ve baz istasyonu sinyali) kayıtları, dilekçeler aşaması bitip ön inceleme duruşması yapıldıktan sonra başlayan tahkikat aşamasında, hakimin ilgili operatöre veya BTK'ya müzekkere yazmasıyla istenir.

Mahkemenin boşanma kararı vermesi tek başına yeterli değildir. Kararın taraflara tebliğ edilmesi, istinaf ve temyiz itiraz sürelerinin dolması (veya üst mahkemelerin kararı onaması) sonucu kararın 'kesinleşmesi' gerekir. Kesinleşme şerhi düşüldükten sonra mahkeme bunu nüfus müdürlüğüne bildirir ve birkaç gün içinde sisteme işlenir.

Bölge Adliye Mahkemelerinin (İstinaf) iş yoğunluğuna ve bulunduğunuz ile göre değişmekle birlikte, İstinaf incelemeleri günümüz koşullarında ortalama 1 ila 2 yıl arasında sürebilmektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı vardır. Dilekçenizde hiç bahsetmediğiniz bir vakıayı veya delili sonradan duruşmada sunamazsınız. Karşı tarafın açık muvafakati (izni) olmadan yeni delil kabul edilmez.

Karar duruşması olan 'sözlü yargılama' aşamasında hakim tahkikatın bittiğini bildirir ve taraflara davanın geneliyle ilgili son sözlerini sorar. Bu aşamada yeni bir iddia ortaya atılmaz, sadece toplanan deliller ışığında davanın kabulü veya reddi talep edilir.

Ortak çocuk varsa ve eşler velayet konusunda anlaşamıyorsa (çekişmeli dava), hakimin pedagog veya psikologlardan oluşan uzmanlardan Sosyal İnceleme Raporu (SİR) aldırması yerleşik Yargıtay içtihatları gereği zorunluluktur.

Evet, yerel mahkeme dava süresince geçerli olmak üzere 'tedbir nafakası' bağlamışsa, dosya istinaf veya Yargıtay aşamasında olsa dahi karar kesinleşinceye kadar bu nafakayı ödemeye devam etmek zorundasınız.

Maddi gücünüz yoksa, Aile Mahkemesinden harç muafiyeti talep edebilir ve bulunduğunuz ilin barosuna e-devlet üzerinden alacağınız belgelerle başvurarak ücretsiz avukat görevlendirilmesini sağlayabilirsiniz. Bu sisteme Adli Yardım adı verilmektedir.

Ücretsiz boşanma avukatı bulmak için doğrudan avukatların ofisine gitmek yerine, bulunduğunuz ilçenin adliyesinde veya baro binalarında bulunan Adli Yardım Bürolarına şahsen başvuru yapmanız gerekmektedir. Şartları taşıyorsanız baro size bir avukat atayacaktır.

Evet, muhtarlıktan alınan fakirlik belgesi, maddi durumunuzun yetersizliğini kanıtlayan önemli evraklardan biridir. Mahkemeye vereceğiniz dilekçeye bu belgeyi ekleyerek yargılama harç ve masraflarından muaf tutulmayı talep edebilirsiniz.

Hayır, baro tarafından adli yardım kapsamında atanan avukatlar sizden yasal olarak herhangi bir vekalet ücreti talep edemezler. Avukatın hizmet bedeli, baro bütçesinden ve devletin adli yardım fonundan karşılanmaktadır.

Kesinlikle isteyebilirsiniz. Adli yardım talebinde eşinizin geliri değil, sizin şahsi geliriniz ve malvarlığınız değerlendirilir. Ev hanımı olduğunuz ve kendi adınıza bir geliriniz olmadığı için başvurunuz yüksek ihtimalle kabul edilecektir.

2026 yılı uygulamalarına göre, başvuru için gerekli 14 belgenin tamamına yakını e-devlet sistemi üzerinden saniyeler içerisinde, barkodlu döküm olarak alınabilmektedir. Sadece kimlik fotokopinizi ayrıca çektirmeniz yeterlidir.

Sadece kayıtlı bir aracın görünmesi doğrudan ret sebebi değildir. Mülakat sırasında aracın hurda olduğunu veya çok düşük bir maddi değere sahip olduğunu belirtirseniz, kurul bu durumu göz önünde bulundurarak talebinizi onaylayabilir.

Evraklarınızı eksiksiz teslim etmeniz ve mülakatı tamamlamanızın ardından, adli yardım kurulunun yoğunluğuna bağlı olarak başvurunuz genellikle 1 ila 3 hafta içerisinde sonuçlanmakta ve size avukatınızın iletişim bilgileri mesajla iletilmektedir.

Evet, baro tarafından görevlendirilen avukatınızla çalışarak, normal bir davada olduğu gibi kendiniz için tedbir ve yoksulluk nafakası, çocuklarınız için ise iştirak nafakası talep edebilirsiniz. Ücretsiz dava açmak, yasal haklarınızdan vazgeçtiğiniz anlamına gelmez.

Asgari ücretle çalışıyor olmanız adli yardıma engel değildir. Bakmakla yükümlü olduğunuz çocuk sayısı, kira gideriniz ve icra borçlarınız göz önüne alınarak, mevcut maaşınızın dava masraflarını karşılamaya yetmeyeceği tespit edilirse talebiniz kabul edilebilir.

Baronun atadığı avukatı keyfi nedenlerle değiştiremezsiniz. Ancak avukatınızın mesleki kurallara uymadığını, dosyanızı takip etmediğini veya size bilgi vermediğini somut verilerle kanıtlarsanız, baroya şikayette bulunarak yeni bir avukat atanmasını talep edebilirsiniz.

Prensip olarak adli yardım daha çok çekişmeli ve hak kaybı riski yüksek davalar için verilse de, her iki tarafın da aşırı yoksul olduğu kanıtlanırsa anlaşmalı boşanma süreci için de avukat ataması yapılabilmektedir. Ancak barolar bu durumda inisiyatif kullanır.

Davanın tamamen aleyhinize sonuçlanması durumunda, devletin başlangıçta tahsil etmediği harç ve masraflar sizden talep edilebilir. Ancak hakim, bu ödemenin sizi yeniden ağır bir yoksulluğa düşüreceğini tespit ederse, tahsilden tamamen vazgeçilmesine de karar verebilir.

Hayır, barolar adli yardım başvurularında güncel durumunuzu görmek ister. Bu nedenle e-devlet üzerinden alacağınız araç, tapu, SGK ve gelir sorgulama belgelerinin en fazla 1 hafta önce alınmış olması gerekmektedir.

Avukatınız sizin anlattığınız olayları ve sunduğunuz delilleri hukuki bir çerçeveye oturtarak davayı açar. Sizin lehinize olan tüm iddiaları (şiddet, aldatma vb.) dilekçeye yazar; ancak hukuka aykırı veya ispatlanması imkansız talepleri filtreleyerek en doğru hukuki stratejiyi belirler.

Talep iki ayrı yere yapılır. Ücretsiz avukat için baronun adli yardım bürosuna kimlik, gelir ve mali duruma ilişkin belgelerle başvurulur; istemde haklı olduğunuzu delillerle göstermeniz gerekir (Avukatlık Kanunu m. 178). Harç ve masraflardan muafiyet için dava dilekçesinde ya da ayrı bir dilekçeyle mahkemeden adli yardım istenir ve mali durum belgeleri eklenir (HMK m. 336/2). Bu evrak her türlü harç ve vergiden muaftır.

Kendiniz avukat seçip ücretsiz çalışmasını isteyemezsiniz; görevlendirmeyi baro yapar. Baronun adli yardım bürosuna başvurursunuz, büro dosyayı inceleyip uygun görürse listedeki bir avukatı görevlendirir. Başvuru reddedilirse baro başkanına başvurabilirsiniz ve baro başkanının kararı kesindir. Görevlendirilen avukatın ücreti baro tarafından karşılanır; sizden vekâlet ücreti istenmez.

Evet, koşulları varsa baro adli yardım bürosu boşanma davası için de avukat görevlendirir. Adli yardım, avukatlık ücretlerini ve diğer yargılama giderlerini karşılama olanağı bulunmayanlara avukatlık hizmetinin sağlanmasıdır (Avukatlık Kanunu m. 176). Şiddet, velayet ve nafaka gibi acil konularda barolar başvuruları öncelikli değerlendirmektedir; başvuruda mali durumu gösteren belgeleri eksiksiz sunmak süreci hızlandırır.

Hayır, evi terk etmek tek başına suç değildir ve kolluğun eşinizi zorla eve getirme yetkisi yoktur. Evden ayrılmanın sonuçları aile hukukunda doğar: eşiniz haklı bir sebep olmadan ayrıldıysa, ayrılığın dördüncü ayı dolduktan sonra eve dön ihtarı çekebilir, ihtara rağmen iki ay içinde dönmezse terk nedeniyle boşanma davası açabilirsiniz.

Evet, Türk Medeni Kanunu'na göre haklı bir sebep olmaksızın evi terk etmek özel bir boşanma sebebidir. Ancak bu sebebe dayanarak dava açabilmek için ayrılığın en az 6 ay sürmesi ve resmi ihtar çekilmiş olması gerekir.

Ceza hukuku anlamında suç işlemiş olmazsınız. Aile hukuku açısından ise haklı bir nedeniniz yoksa, eşiniz dördüncü ay dolduktan sonra eve dön ihtarı çekip ihtara rağmen iki ay içinde dönmezseniz terk nedeniyle boşanma davası açabilir. Terke dayalı dava açılmamışsa Yargıtay salt evden ayrılmayı kusur saymamakta; ortak hayatı sona erdirme kastının delillerle ortaya konulmasını aramaktadır.

Hakim, çocukların düzeninin bozulmaması, eşlerin ekonomik ve sağlık durumları ile şiddet riskini değerlendirerek evin kullanımını genellikle geçici velayeti alan eşe (çoğunlukla anneye) tahsis eder.

Hayır, atamaz. Evin tapusu eşinizin üzerine olsa bile, o ev 'aile konutu' statüsündedir. Boşanma davası açıldığında hakime başvurarak evin kullanımının dava süresince size tahsis edilmesini isteyebilirsiniz.

Evet, kalabilirsiniz. Evin mülkiyeti kayınpederinize ait olsa dahi Aile Mahkemesi, dava süresince çocukların ve mağdur eşin barınması için evi geçici olarak size tahsis edebilir.

Kira sözleşmesi eşinizin üzerine olsa bile hakim evi size tahsis edebilir. Bu durumda ev sahibine yapacağınız bildirimle siz de sözleşmenin tarafı haline gelirsiniz ve ev sahibi sizi çıkaramaz.

6284 sayılı yasa kapsamında şiddet uygulayan eş için uzaklaştırma kararı verildiğinde, şiddet uygulayan kişi evden çıkmak zorundadır. Bu süre zarfında ev, şiddet mağduru eşe ve çocuklara kalır.

Kıyafet, mesleki aletler gibi kişisel eşyalarınızı alabilirsiniz. Ancak televizyon, mobilya gibi ortak kullanıma ait eşyaları eşinizden habersiz alıp götürmeniz hukuken aleyhinize sonuç doğurabilir.

Hayır, boşanma davası açıldığı andan itibaren eşlerin ayrı yaşama hakkı doğar. Dava açıldıktan sonra evden ayrılmak veya ayrı eve çıkmak kusur sayılmaz.

Haklı bir nedenle (örneğin şiddet gördüğü için) ayrılan eş, boşanma davası açılmamışsa TMK m. 197 uyarınca bağımsız tedbir nafakası isteyebilir; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na göre geliri olması davanın reddi sebebi değildir, yalnızca miktarı etkiler. Boşanma davası açılmışsa hâkim dava süresince tedbir nafakasını kendiliğinden takdir eder ve kusur bu takdirde etkili değildir. Kusuru daha ağır olan eş ise boşanma sonrasında yoksulluk nafakası alamaz.

Eşiniz ihtar üzerine eve dönerse ayrılık sona erdiği için terk nedeniyle dava açılamaz. Affetme etkisi ise dönüşe bağlı değildir: 2. Hukuk Dairesi'ne göre terk ihtarı çeken eş, eşinin ihtar istek tarihinden önceki kusurlu davranışlarını affetmiş veya en azından hoşgörmüş sayılır ve bu olaylara dayanılarak evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanmaya karar verilemez. İhtardan sonraki yeni olaylar ise ileri sürülebilir.

Aile Mahkemesinin evin tahsisi kararı bir ara karardır. Eşiniz karara uymazsa, İcra Müdürlüğü kanalıyla zorla tahliye işlemi yapılarak ev size teslim edilir.

Hayır, Aile Mahkemesinin verdiği evin tahsisi kararı sadece dava süresince (kesinleşmeye kadar) geçerlidir. Boşanma kesinleştikten sonra mal paylaşımı davası kuralları devreye girer.

WhatsApp yazışmaları tek başına kesin delil (senet, kesin hüküm vb.) sayılmaz, takdiri delil niteliğindedir. Mahkeme, bu mesajları diğer yan delillerle (tanık, banka kayıtları vb.) birlikte değerlendirerek vicdani kanaatine göre karar verir.

Hayır, getiremez. Uçtan uca şifreleme teknolojisi nedeniyle mesaj içerikleri Meta sunucularında depolanmamaktadır. Mahkeme şirkete yazı yazsa bile içeriklere ulaşılamaz.

Avukatınız aracılığıyla mahkemeden HTS kayıtlarını talep edebilirsiniz. Bu kayıtlarda aranan numaralar, arama saatleri, konuşma süreleri, SMS gönderim zamanları ve görüşme anında telefonun bulunduğu baz istasyonu (konum) yer alır.

Hayır. Telekomünikasyon şirketleri anayasal haklar gereği müşterilerinin ses kayıtlarını veya SMS içeriklerini (ne yazıldığını) saklamazlar. Sadece kiminle ne zaman iletişim kurulduğu görülebilir.

Bireysel olarak eşinizin konaklama kayıtlarına ulaşamazsınız. Boşanma davası açtıktan sonra, mahkeme aracılığıyla Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Kimlik Bildirim Sistemi'ne (KBS) müzekkere yazılarak resmi yollardan talep edilmelidir.

Karşı cinsten biriyle (veya evlilik dışı ilişki yaşanan kişiyle) gizlice aynı otel odasında konaklamak Yargıtay içtihatlarına göre çok güçlü bir zina ve güven sarsıcı davranış eylemidir. Aksi ispatlanmadıkça aldatma kabul edilir.

Kesinlikle hayır. Casus yazılımlarla elde edilen veriler hukuka aykırı delil sayılır ve mahkemece reddedilir. Ayrıca bu durum TCK kapsamında suç oluşturduğundan hakkınızda hapis cezası istemiyle dava açılabilir.

Evet. Herkese açık profillerden yapılan paylaşımlar (fotoğraf, video, yorum) özel hayatın gizliliğini ihlal etmediği için ekran görüntüsü alınarak mahkemeye sunulabilir ve hukuka uygun delil kabul edilir.

Genellikle GSM operatörleri son 1 yıla ait verileri mahkemeye sorunsuz şekilde gönderebilmektedir. Ancak şirketin veri saklama politikasına göre bazen bu süre 2 yıla kadar çıkabilmekte veya daha erken silinebilmektedir. Hızlı talep etmek önemlidir.

Otellerin sisteme girdiği kayıtlar doğrudan Emniyet birimlerine anlık aktarıldığı için otel kendi sisteminden silse bile devletin veri tabanından silinemez. Mahkeme resmi kayıtlara her zaman ulaşabilir.

Evet. Özellikle otel kayıtları veya HTS sinyalleri ile örtüşmesi açısından seyahat firmalarından bilet ve yolcu manifestoları mahkeme kanalıyla talep edilebilir.

Eğer ekran görüntüsünün sahte (montaj) olduğu iddia edilirse, mahkeme cihazların bilirkişi tarafından incelenmesine karar verebilir. Teknik incelemede manipülasyon tespit edilirse delil geçersiz sayılır.

Eğer bilgisayar ailenin ortak kullanımındaysa ve eşiniz şifresiz şekilde hesabını açık unuttuysa, bu ekrandan alacağınız fotoğraflar bazı Yargıtay kararlarına göre hukuka uygun delil sayılabilmektedir.

Eşinizin sizin bilginiz dışında yaptığı otel harcamaları, uçak biletleri, mücevher alımları veya lüks restoran faturaları, kredi kartı ekstrelerinin bankadan celbiyle mahkemeye sunulur ve sadakatsizlik yahut ekonomik şiddet iddialarını destekler.

Evet. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre deliller, dilekçeler aşamasının (dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap) tamamlanmasından sonra mahkemenin verdiği kesin süre (genellikle ön inceleme duruşması sonrası iki hafta) içinde sunulmalıdır.

9. Yargı Paketi ile yapılan son düzenlemelere göre, reddedilen bir boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren 1 yıl beklemek yeterlidir. Eskiden bu süre 3 yıldı.

1 yıllık bekleme süresi, mahkemenin ret kararını açıkladığı duruşma günü değil; kararın yazılıp taraflara tebliğ edildiği ve itiraz sürelerinin dolduğu 'kesinleşme' tarihinde başlar.

Hayır. Sadece evleri ayırmak ve uzun yıllar ayrı yaşamak kanunen doğrudan boşanma hakkı vermez. TMK 166/4'ün işlemesi için mutlaka geçmişte açılıp reddedilmiş ve kesinleşmiş bir boşanma davası olmalıdır.

Evet. Dava reddedildikten sonra ayrı yaşamakta haklı olan eş, TMK m. 197 kapsamında bağımsız tedbir nafakası davası açabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na göre bu davada ölçü kusur değil ayrı yaşamada haklılıktır ve haklılığı ispat yükü nafaka isteyen eştedir.

Kesinlikle bitmez. Evlilik hukuken devam ettiği için tarafların birbirine karşı sadakat yükümlülüğü sürmektedir. Bu süreçte başka biriyle ilişki yaşamak zina (aldatma) sayılır.

Hayır. Çocukların eğitimi, sağlığı veya psikolojik gelişimi için eşlerin zaruri olarak bir araya gelmeleri, ortak hayatın evlilik iradesiyle yeniden kurulduğu anlamına gelmez.

Hayır. İlk açılan davanın şiddetli geçimsizlik, aldatma, terk veya anlaşmalı boşanma olması fark etmez. Önemli olan davanın esastan reddedilmiş olması ve kararın kesinleşmesidir.

Eğer bekleme süresi içinde zina, şiddet veya onur kırıcı davranış gibi yeni bir olay yaşanırsa, 1 yılın dolmasını beklemeden derhal bu yeni sebebe dayanarak yeni bir boşanma davası açabilirsiniz.

Boşanma kararı vermek için hakim kusur araştırması yapmaz; sadece şartların (ret kararı, 1 yıl süre, ortak hayatın kurulamaması) varlığına bakar. Ancak tarafların tazminat ve yoksulluk nafakası talepleri varsa, bu talepleri değerlendirmek için kusur tespiti yapar.

Ayrı yaşanan süre, tanık beyanları (komşu, aile, arkadaş), ayrı adresleri gösteren Nüfus Müdürlüğü kayıtları, farklı adreslerdeki faturalar ve kira sözleşmeleri gibi somut delillerle ispatlanabilir.

Evet, davacının açtığı boşanma davasından feragat etmesi durumunda mahkeme davanın feragat nedeniyle reddine karar verir. Bu ret kararı kesinleştikten sonra da 1 yıllık süre işlemeye başlar.

Evet, kesinleşme tarihinin üzerinden tam 365 gün geçtikten sonra, bir sonraki gün fiili ayrılık sebebine dayalı boşanma davası mahkemede açılabilir.

Evet. Dava açıldıktan sonra eşler kendi aralarında nafaka, velayet ve mal paylaşımı konularında anlaşırlarsa, dosyaya bir anlaşmalı boşanma protokolü sunarak süreci anlaşmalı boşanmaya dönüştürebilirler.

Mal rejiminin tasfiyesi davası ancak boşanma kararının verilmesi ve kesinleşmesiyle birlikte görülebilir. Dolayısıyla bekleme sürecinde mal paylaşımı yapılamaz; önce boşanma kararı çıkmalıdır.

Evet, dosyanın işlemden kaldırılması ve akabinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilip bu kararın kesinleşmesi de TMK 166/4 kapsamında gerekli olan 'ret' hükmünde değerlendirilir.

Hayır. Kanunda ayrılık süresine bağlı otomatik bir boşanma yoktur. Fiili ayrılık sebebine dayanabilmek için daha önce açılmış ve reddedilmiş bir boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmiş olması gerekir. Hiç dava açılmamışsa, evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle olağan bir boşanma davası açılmalıdır; ayrılık süresi burada güçlü bir delildir.

Fiili ayrılık maddesi kullanılamaz, çünkü reddedilmiş bir dava şartı gerçekleşmemiştir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle dava açılmalı; ayrı yaşandığı tanık beyanları ve ikametgâh kayıtlarıyla ispatlanmalıdır. Uzun süreli ayrılık, ortak hayatın bitmiş olduğunu göstermek bakımından mahkemeye sunulabilecek en somut delillerden biridir.

Doğrudan etkilemez. Boşanmada maddi ve manevi tazminat kusura bağlıdır; kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan talep edebilir. Ayrılığın kaç yıl sürdüğü tazminatın ölçütü değildir. Ayrı yaşanan dönemde sadakat yükümlülüğü sürdüğünden, bu dönemde kurulan yeni ilişkiler kusur değerlendirmesine girebilir.

Sadece E-devlet şifresi ile sisteme girerek dava iptal edilemez. UYAP Vatandaş Portalına giriş yapıldıktan sonra iptal/feragat dilekçenizin mahkemeye gönderilebilmesi için mutlaka Elektronik İmza (E-imza) veya Mobil İmza kullanmanız gerekmektedir.

Hayır, hukuk sistemimizde kendi açtığınız bir davadan vazgeçtiğiniz için hapis cezası veya devlete ödenen idari bir para cezası bulunmamaktadır. Sadece dava için yaptığınız harç ve masrafların bir kısmı yanar ve karşı tarafın avukatı varsa ona vekalet ücreti ödemek zorunda kalabilirsiniz.

Feragat ettikten hemen sonra yeni bir dava açabilirsiniz. Ancak yeni davada kural olarak feragat tarihinden önceki olaylara dayanamazsınız; feragatten sonra meydana gelen ya da barışmadan sonra da devam eden kusurlu davranışları ispatlamanız gerekir. Feragat ettiğiniz dava yalnızca anlaşmalı boşanmaya (TMK m. 166/3) dayanıyorsa Yargıtay, bu feragatin önceki olayların affı sayılmayacağını ve yeni davada bu olaylara dayanılabileceğini kabul ediyor.

Eğer yaptığınız işlem hukuken 'feragat' ise, karşı tarafın (eşinizin) rızasına veya onayına ihtiyaç yoktur, davanız kapanır. Ancak karşı taraf da size karşı bir boşanma davası açmışsa (karşı dava), o kendi davasından vazgeçmediği sürece yargılama devam eder.

Kısmen. Harçlar Kanunu m. 22 uyarınca davadan feragat ilk duruşmada (ön inceleme) gerçekleşirse karar ve ilam harcının üçte biri, daha sonra gerçekleşirse üçte ikisi alınır; peşin yatırılan harçtan fazlası istek üzerine iade edilir (m. 31). Kullanılmayan gider avansı da hüküm kesinleştikten sonra mahkemenin kendiliğinden vereceği kararla iade edilir (HMK m. 333). Yapılmış tebligat ve benzeri masraflar ise geri alınamaz.

Evet. Feragat, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir (HMK m. 310/1). Karar verildikten sonra yapılan feragatte dosya istinaf incelemesine gönderilmez; ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi ek karar verir. Dosya Yargıtay'daysa Yargıtay kararı bozmaz, temyiz incelemesi yapmadan dosyayı feragat hakkında ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir (HMK m. 310/3).

Hayır. Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre feragat beyanı kayıtsız ve şartsız olmalıdır. 'Eşim bana şu kadar para verirse', 'Velayeti bana bırakırsa vazgeçerim' şeklindeki dilekçeler mahkeme tarafından geçerli bir feragat olarak kabul edilmez.

Davanın feragat nedeniyle reddedilmesiyle birlikte, dava süresince bağlanmış olan tedbir nafakaları karar kesinleştiği andan itibaren kendiliğinden kalkar. Ancak geçmişe dönük birikmiş nafaka borçlarınız varsa, bunlar silinmez ve ödemek zorundasınız.

Anlaşmalı boşanma davasında taraflardan biri duruşmada boşanma iradesinden vazgeçtiğini bildirirse anlaşma çöker. Hakim davayı hemen reddetmez, davanın çekişmeli boşanma davası olarak devam etmesine karar verir ve taraflara delillerini sunmaları için süre verir.

Hayır. Bir avukatın müvekkilinin açtığı davadan feragat edebilmesi için, noterde düzenlenen vekaletnamede açıkça ve özel olarak 'feragat etmeye' yetkilendirilmiş olması zorunludur. Bu özel yetki yoksa avukat davayı geri çekemez.

Kural olarak feragat yapıldığı anda hüküm ifade eder ve tek taraflı irade beyanıyla geri alınamaz; kesin hüküm gibi sonuç doğurur (HMK m. 311). Feragatten dönmek ancak iradenin hata, aldatma veya korkutma altında açıklandığının ispatlanmasıyla mümkündür. Yargıtay, davadan vazgeçme dilekçesinin aldatılarak imzalatıldığı iddiasının aynı dosyada ön mesele olarak incelenmesi ve tarafların tüm delillerinin toplanması gerektiğine karar vermiştir.

Hukuk kurallarına göre, bir davayı açıp sonra vazgeçen taraf 'davayı kaybetmiş' sayılır. Kaybeden taraf, yargılama giderlerini ve kendini avukatla temsil ettiren kazanan tarafın yasal vekalet ücretini ödemekle yükümlüdür.

Feragat ettiğiniz tarihe kadar eşinizin kusurlu davranışlarını (aldatma, şiddet, hakaret vb.) affettiğiniz veya en azından hoşgörüyle karşıladığınız kabul edilir; bu olayları sonraki bir davada kusur olarak ileri süremezsiniz. İki önemli istisna vardır: feragat ettiğiniz dava yalnızca anlaşmalı boşanmaya dayanıyorsa Yargıtay bunu önceki olayların affı saymıyor; barışmadan sonra da devam eden kusurlu davranışlar ise yeni davada dikkate alınıyor.

Eğer siz davacıysanız ve davadan feragat ediyorsanız, dilekçeyi tek başınıza vermeniz yeterlidir. Eşinizin yanınızda olmasına gerek yoktur. Ancak her ikiniz de birbirinize karşılıklı dava açmışsanız ve her iki davayı da kapatmak istiyorsanız, ikinizin de ayrı ayrı kendi dilekçesini vermesi gerekir.

Hayır. Mahkeme kararı kesinleşip nüfus kayıtlarına işlendikten sonra davayı iptal etmek veya kararı geri almak hukuken imkansızdır. Eşinizle tekrar birleşmek istiyorsanız, belediyeye başvurarak sıfırdan resmi nikah işlemi (evlilik) yapmanız gerekmektedir.

Bir yıldır. Feragat üzerine verilen ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa, fiili ayrılık sebebiyle boşanmaya karar verilir (TMK m. 166/4). Bu süre 14 Kasım 2024 tarihli 7532 sayılı Kanun'la üç yıldan bir yıla indirildi; eski kaynaklardaki "üç yıl" bilgisi artık geçerli değildir.

Gitmez. Feragat hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, kanun yoluna başvurulmuş olsa bile dosya istinaf incelemesine gönderilmez; ilk derece mahkemesi feragat doğrultusunda ek karar verir (HMK m. 310/2). Dosya Yargıtay'daysa Yargıtay inceleme yapmadan dosyayı ek karar için geri gönderir (m. 310/3).

Kural olarak hayır. Feragat kesin hüküm gibi sonuç doğurur ve aynı olaylara dayanarak yeniden dava açılamaz (HMK m. 311). Tek istisna irade bozukluğudur: tehdit, aldatma veya ağır yanılma altında yapılan feragatin iptali istenebilir, ancak bunun ispatı feragatin iptalini isteyen tarafa düşer.

Geri alma, davalının açık rızasıyla yapılır ve dava açılmamış sayılır (HMK m. 123); aynı sebeplerle yeniden dava açılabilir. Feragat ise davalının rızasını gerektirmez ama kesin hüküm gibi sonuç doğurur; feragat edilen olaylara bir daha dayanılamaz. Karşı taraf rıza vermiyorsa yalnızca feragat yolu kalır.

Hayır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'ne göre feragat edilen dava yalnızca TMK m. 166/3'teki anlaşmalı boşanmaya dayanıyorsa, bu feragat dava tarihinden önceki olayların affedildiği sonucunu doğurmaz. Eşlerden biri sonradan bu olaylara dayanarak boşanma davası açabilir ve önceki olaylar kusur belirlemesinde dikkate alınır. Çekişmeli bir davadan feragatte ise kural olarak feragatten önceki olaylar affedilmiş sayılır.

Evet. Eğer eşinizin size karşı işlediği zina, hayata kast veya ağır hakaret gibi kusurlu bir davranışını bilerek, ona açıkça onu affettiğinizi söylerseniz, hukuken bu olaya dayanarak boşanma davası açma hakkınızı kaybedersiniz.

Kesinlikle sayılır. WhatsApp, SMS veya diğer elektronik mesajlaşma ortamlarından gönderilen 'seni affettim', 'geçmişi unutalım' şeklindeki mesajlar, mahkeme tarafından yazılı delil kabul edilir ve af iradesini gösterir.

Hayır, tek başına yeterli değildir. Eşlerin ekonomik zorluklar, çocukların durumu veya gidecek yerin olmaması gibi sebeplerle aynı çatı altında kalması af sayılmaz. Ancak karı-koca ilişkisinin devam etmesi, aynı yatağın paylaşılması örtülü af sayılabilir.

Aldatılma vakıasını kesin ve net olarak öğrendikten sonra eşinizle rızanızla tatile çıkmanız, romantik etkinliklerde bulunmanız hukuken 'örtülü af' (zımni af) olarak yorumlanır. Bu durumda sadece o aldatma olayına dayanarak dava açmanız çok zorlaşır.

Hayır, çift terapisine veya aile danışmanına gitmek başlı başına bir af eylemi değildir. Bu durum, eşlerin sorunları çözmek için çaba gösterdiği ve birbirlerine bir deneme süresi (hoşgörü) tanıdıkları şeklinde yorumlanır.

Kesinlikle hayır. Şiddet ve tehdit altında olan, ekonomik şiddet gören veya çaresizlikten dolayı evden ayrılamayan mağdur eşin bu mecburiyeti hukuken af kabul edilemez. İrade özgürlüğünün olmadığı yerde aftan söz edilemez.

Eşinizin bir hatasını affetmeniz, ona gelecekte yapacağı hatalar için sınırsız bir özgürlük vermez. Eğer eşiniz affettiğiniz davranışı tekrarlar veya yeni bir kusurlu eylem gerçekleştirirse, bu yeni olaya dayanarak yeni bir boşanma davası açabilirsiniz.

Boşanma davası devam ederken eşinizle barışır ve karşılıklı karı-koca hayatına geri dönerseniz, bu durum af sayılır. Mahkeme bu durumu tespit ederse veya siz davadan feragat ederseniz davanız reddedilir.

Evet, feragat ettikten sonra yaşanan yeni olaylara dayanarak tekrar boşanma davası açabilirsiniz. Ancak feragat, önceki dilediğinizdeki tüm olayları affettiğiniz anlamına geldiği için, o eski olayları yeni davanızda sebep olarak kullanamazsınız.

Hayır. Hukuk sistemimize göre, bir olayı affeden kişi o olayın yarattığı manevi tahribatı da sineye çekmiş kabul edilir. Bu nedenle, affedilmiş olan eski olaylara dayanarak manevi tazminat talep edilemez.

Hayır. Ebeveynlerin çocuklarının üstün yararı için, onların özel günlerinde bir araya gelmesi, kavga etmeden aynı ortamda bulunması af iradesi değil, sadece anne-babalık sorumluluğunun yerine getirilmesidir.

Af, kusuru tamamen silmek ve kayıtsız şartsız yola devam etmektir (dava hakkı düşer). Hoşgörü ise, eşe hatalarını düzeltmesi için belli şartlara bağlı olarak son bir şans vermek, deneme süreci başlatmaktır (dava hakkı hemen düşmez).

Hayır. Affın geçerli olabilmesi için, affeden kişinin olayın tüm detaylarını, kapsamını ve ağırlığını net olarak bilmesi gerekir. Sadece bazı dedikodular veya şüpheler varken sergilenen iyi tutumlar, daha sonra gerçeğin tamamı öğrenildiğinde af olarak değerlendirilemez.

Evet. Eğer aile büyükleri araya girmiş, bir uzlaşma masası kurulmuş ve siz de rızanızla eşinizle barışıp evliliğe devam etme kararı almışsanız, bu durum hukuken olayların üstünün kapatıldığı ve affın gerçekleştiği şeklinde yorumlanır.

Hukukta kural olarak bir iddiayı öne süren onu ispatla yükümlüdür. 'Eşim beni affetmişti' diyen taraf (genellikle davalı), bu iddiasını mesajlar, tatil kayıtları veya tanık beyanları ile somut olarak ispatlamak zorundadır.

Evet, hukuken yazabilirsiniz ancak kesinlikle tavsiye edilmez. İnternetteki matbu şablonlar sizin özel durumunuzu, malvarlığınızı ve çocuklarınızın gelecekteki ihtiyaçlarını kapsamaz. Yapacağınız ufak bir hata, binlerce liralık hak kaybına veya vergi borcuna yol açabilir.

Anlaşmalı boşanmanın gerçekleşmesi için her iki tarafın da duruşmada hakimin huzurunda 'Boşanmak istiyorum, protokolü kabul ediyorum' demesi zorunludur. Taraflardan biri duruşmada vazgeçerse, anlaşmalı boşanma reddedilir ve dava çekişmeli boşanma davasına dönüşür.

Bu süre mahkemenin iş yüküne göre değişmekle birlikte genellikle 1 ile 4 hafta arasında bir duruşma günü verilir. Avukat aracılığıyla takip edilen dosyalarda, hakimliğin uygunluğuna göre öne alma dilekçeleri ile süreç hızlandırılabilir.

Evet, özellikle enflasyon, paranın alım gücünün düşmesi veya çocuğun okul masraflarının artması gibi nedenlerle 'Nafaka Artırım Davası' (Uyarlama davası) açarak miktarın yükseltilmesini mahkemeden talep edebilirsiniz.

Hakimler genellikle velayet, nafaka ve tazminat konularının netleşmesini arar. Ancak mal paylaşımı protokole yazılmazsa, boşanmadan sonraki 10 yıl içinde tarafların birbirine 'Mal Rejimi Tasfiyesi' davası açma hakkı saklı kalır. Bu riski bitirmek için tüm malların protokolde paylaştırılması en güvenlisidir.

Evet, Türk hukukunda Yargıtay kararları ile ortak velayet mümkün hale gelmiştir. Ancak bunun için tarafların çocuğun eğitim, sağlık ve gelişim kararlarında tam bir mutabakat içinde hareket edebileceklerini hakime göstermeleri ve protokolü buna uygun detaylandırmaları gerekir.

Mahkeme kararı (ilam) kesinleştikten sonra protokolde yer alan maddeler resmiyet kazanır. Eğer eşiniz eşyaları veya belirlenen tazminatı/nafakayı vermezse, bu mahkeme kararı ile doğrudan İcra Dairesine başvurarak 'İlamlı İcra' takibi başlatabilirsiniz.

Şirket hisse devirleri çok spesifiktir. Hissenin hangi şirkete ait olduğu, nominal değeri, ne kadarlık kısmının devredileceği ve bu devir işleminden doğacak vergi/harç yükümlülüklerinin kim tarafından karşılanacağı protokolde şüpheye yer bırakmayacak şekilde yazılmalıdır.

Kredi borcu yasal olarak bankaya karşı kimin adına çekildiyse onundur. Ancak eşler kendi aralarında (iç ilişkide) borcu kimin ödeyeceğini protokolde belirleyebilir. Unutmayın ki banka protokole bağlı değildir, sadece borçluyu tanır.

Eğer protokolde 'Tarafların birbirlerinden mal paylaşımı konusunda hiçbir talebi kalmamıştır, ibralaştık' şeklinde geniş kapsamlı bir feragat maddesi imzaladıysanız, sonradan ortaya çıkan mallar için dava açmanız çok zorlaşır. Hile kanıtlanmadıkça protokol maddeleri geçerlidir.

Hayır. Anlaşmalı boşanmada kanun gereği (TMK m.166/3) her iki tarafın da hakimin huzurunda bizzat bulunarak iradelerini sözlü olarak beyan etmeleri şarttır. Sadece vekaletname vererek duruşmaya katılmadan anlaşmalı boşanma yapılamaz.

Sadece 'okul masrafları karşılanacaktır' demek yetmez. Okulun yıllık eğitim ücreti, servis ücreti, yemek, kırtasiye ve kıyafet masraflarının kim tarafından, hangi tarihlerde ve doğrudan okula mı yoksa diğer eşe mi ödeneceği netleştirilmelidir.

Kesinlikle evet. Ziynet eşyalarının kimde kalacağı, paylaşıldıysa nasıl paylaşıldığı veya 'ziynetlere ilişkin tarafların birbirlerinden hiçbir talebi yoktur' beyanı eklenmelidir. Aksi halde sonradan ziynet alacağı davası ile karşılaşabilirsiniz.

Protokolün noterde onaylanmasına gerek yoktur. Avukatınızın ofisinde veya evde kendi aranızda imzalayacağınız protokol yeterlidir. Bu belge, Aile Mahkemesi hakimi duruşmada onayladığı an resmiyet ve geçerlilik kazanır.

Çekişmeli boşanma dilekçesi matbu (hazır basılı) bir belge değildir, bakkaldan veya kırtasiyeden alınmaz. Sizin evliliğinize özgü olayları ve talepleri içeren, tarafınızca veya vekil tayin edeceğiniz avukatınız tarafından HMK kurallarına uygun olarak bilgisayar ortamında özel olarak yazılması gereken hukuki bir metindir.

Evet, hukuken dava dilekçesinin bilgisayarla yazılma zorunluluğu yoktur; okunaklı ve anlaşılır bir el yazısıyla da yazılabilir. Ancak mahkemelerin işleyişi, dosyanın taranıp UYAP sistemine aktarılması ve hakimin okuma kolaylığı açısından bilgisayarda yazılıp çıktı alınması ve ıslak imza ile imzalanması şiddetle tavsiye edilir.

Evet, boşanma davalarında hukuka uygun yollarla elde edilmiş WhatsApp konuşmaları delil olarak sunulabilir. Ancak bu konuşmaların ekran görüntülerini doğrudan dilekçenin içine gömmek yerine, dilekçede olayları anlatıp, 'Ek-1: WhatsApp yazışma çıktıları' şeklinde dilekçenizin arkasına eklemeniz usulen daha doğrudur.

Kural olarak, dava dilekçesinde belirtilen tazminat miktarı 'iddianın genişletilmesi yasağı' nedeniyle sonradan tek taraflı olarak artırılamaz. Sadece 'Islah' adı verilen istisnai bir kurumla dava boyunca bir kez artırım yapılabilir, ancak bu da ek harçlar ve usuli zorluklar içerir. Bu yüzden en baştan doğru rakamı talep etmek çok önemlidir.

Eğer dava dilekçenizi mahkemeye sunduysanız, kural olarak unuttuğunuz olayları ekleyemezsiniz. Ancak karşı taraf (davalı) size cevap dilekçesi gönderdiğinde, sizin de 'Cevaba Cevap Dilekçesi' yazma hakkınız doğar. Unutulan vakıaların bir kısmı bu aşamada veya istisnai durumlarda ıslah yoluyla dosyaya kazandırılmaya çalışılabilir, ancak bu durum avukat desteği gerektiren teknik bir konudur.

Evet, çok risklidir. İnternetteki şablonlar genel geçer ifadeler içerir. Sizin olayınza özel tarihleri, detayları, ispatlayabileceğiniz spesifik olayları içermediği için davanızın reddedilmesine, nafaka, velayet veya tazminat haklarınızı kaybetmenize yol açabilir. Her evliliğin dinamikleri farklıdır ve dilekçe terzi işi olmalıdır.

2026 yılı tarifelerine göre maktu başvuru harcı, peşin karar ve ilam harcı ile tebligat ve müzekkere masraflarını karşılayacak olan 'Gider Avansı' yatırılması zorunludur. Dava dilekçesinde talep edilen tazminat miktarları için ayrıca nispi harç ödenmez (boşanmanın fer'isi olduğu için). Ancak masraflar her yıl Adalet Bakanlığı tarifelerine göre güncellenir.

Hayır, dava dilekçesinde tanık isimlerini ve adreslerini hemen yazmak zorunda değilsiniz. Dilekçede 'Tanıklar (İsim ve adresleri bilahare bildirilecektir)' veya 'Tanık listemiz sunulacaktır' demeniz yeterlidir. Mahkeme, ön inceleme duruşmasından sonra size tanıklarınızı bildirmeniz için iki haftalık kesin süre verecektir.

Eğer eşinizin yurt dışı adresini tam olarak biliyorsanız dilekçeye o adresi yazmalısınız. Tebligat, uluslararası istinabe veya dış temsilcilikler aracılığıyla yapılır (bu süreç uzun sürer). Adresini hiç bilmiyorsanız, dilekçede 'Adresi meçhul / Bilinmiyor' yazarak mahkemeden adres araştırması talep edebilir, bulunamazsa ilanen tebligat yapılmasını isteyebilirsiniz.

Elinizde güçlü emareler (örneğin sık sık belirli bir numarayla gece yarısı görüşüldüğüne dair inanç) varsa, dilekçede bu durumu belirterek mahkemeden operatörlerden HTS (arama ve sinyal) kayıtlarının celbini talep edebilirsiniz. Ancak hiçbir dayanağı olmayan, tamamen kuruntuya dayalı asılsız iddialar yazmak aleyhinize sonuç doğurur.

Fotoğrafların çıktıları dilekçeye ek yapılabilir. Ancak video, ses kaydı gibi dijital materyaller dilekçeyle birlikte bir USB bellek veya CD/DVD içerisinde, bir dilekçe ekinde mahkemeye fiziki olarak sunulmalıdır. UYAP üzerinden doğrudan video yüklenememektedir.

Evet, velayet talebinizi desteklemek adına dava dilekçesinde mahkemeden 'Sosyal İnceleme Raporu (SİR)' alınmasını, mahkeme uzmanları veya pedagoglar tarafından çocuğun dinlenmesini ve tarafların yaşam koşullarının incelenmesini talep etmeniz oldukça faydalıdır.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamındaki tedbir kararları (uzaklaştırma vb.) boşanma dilekçesiyle birlikte istenebileceği gibi, davadan önce veya davanın her aşamasında mahkemeden ayrıca talep edilebilir. Eğer acil bir durum varsa hemen talep edilmelidir.

HMK madde 122 uyarınca, dava dilekçesinin davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği tarihten itibaren cevap verme süresi kural olarak 2 (iki) haftadır. Davalı bu süre içinde cevap dilekçesi sunmazsa, dava dilekçenizdeki tüm iddiaları inkar etmiş (kabul etmemiş) sayılır.

Eğer davanızı anlaşmalı boşanma olarak açtıysanız ve eşiniz duruşmaya gelmezse veya duruşmada vazgeçerse, davanız mahkeme tarafından usulden reddedilmeyip çekişmeli boşanma davasına dönüşür. Bu durumda mahkeme size süre vererek çekişmeli boşanma esaslarına uygun, iddia, delil ve vakıaları içeren yeni bir beyan dilekçesi sunmanızı isteyecektir.

Evet. Bu sayfadaki örneği Word (.docx) ve PDF formatında ücretsiz indirebilirsiniz. Örnek, çekişmeli boşanma için hazırlanmış olup köşeli parantez içindeki alanlara kendi bilgilerinizi yazmanız, olayları kendi dosyanıza göre anlatmanız ve delil listesini eklemeniz gerekir.

Evet, aynı dilekçedir. "Tek taraflı" halk dilinde, eşlerden birinin diğerinin rızası olmadan açtığı davayı anlatır; kanundaki karşılığı çekişmeli boşanma davasıdır. Anlaşmalı boşanma dilekçesinden farkı, boşanma sebebinin, kusurun ve delillerin ayrıntılı yazılmasıdır.

Evet, anne ve baba kendi çocuklarının boşanma davasında şahit olabilirler. Sırf birinci derece akraba olmaları şahitlik yapmalarına engel değildir. Ancak hakim beyanlarını değerlendirirken bilginin bizzat görgüye dayalı olmasına dikkat eder.

Kural olarak mahkeme tarafından usulüne uygun çağrılan kişilerin şahitlik yapması kamusal bir görevdir ve zorunludur. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre anne, baba, kardeş, çocuk, eş gibi yakın akrabaların tanıklıktan çekinme (ifade vermeyi reddetme) hakkı bulunmaktadır.

Evet, idrak yaşına gelmiş (genellikle 8 yaş ve üzeri) ortak çocuklar tanık olarak dinlenebilir. Ancak pedagoglar eşliğinde ve çocukların psikolojilerini korumak amacıyla genellikle mahkeme salonunda değil, Adli Görüşme Odalarında dinlenmeleri tercih edilir.

Kanunda belirlenmiş asgari veya azami bir tanık sayısı yoktur. Önemli olan sayı değil, tanıkların olaylara bizzat şahit olmuş (görgüye dayalı) kaliteli bilgiler verebilmesidir. Genellikle her bir iddia için 2-3 görgü tanığı sunulması ispat açısından yeterli kabul edilir.

Sadece davanın taraflarından birinin size anlattığı şeyleri (dedikodu/duyum) mahkemeye aktarmanız hukuken zayıf bir delildir. Yargıtay, bizzat görülmeyen, sadece aktarıma dayalı soyut duyumları boşanma kararında tek başına hükme esas almamaktadır.

Hayır, Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca boşanma davalarında ikinci bir tanık listesi verilmesi kesinlikle yasaktır. Karşı taraf açıkça onay vermediği sürece (ki bu çok nadirdir), sonradan bildirilen tanıklar mahkeme tarafından dinlenmez.

Evet, mahkeme tarafından çağrılan bir tanık duruşmaya gelmek zorundadır. Geçerli bir mazereti olmadan gelmeyen tanıklar hakkında mahkeme zorla getirme kararı (ihzar) çıkarabilir ve tanık polis/jandarma zoruyla getirilir.

Davanın görüldüğü şehirden uzakta yaşayan tanıklar, bulundukları yerdeki Aile Mahkemesine talimat yazılarak dinlenebilir. Ayrıca SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) aracılığıyla kendi şehirlerindeki adliyeden canlı bağlantı ile duruşmaya katılıp ifade verebilirler.

Evet, hakim tanığa olaylarla ilgili sorular sorar. Ardından her iki tarafın avukatları da iddiaları aydınlatmak veya çelişkileri ortaya çıkarmak amacıyla tanığa doğrudan çapraz sorular yöneltebilirler.

Tanığın dinlenmesini tamamen engelleyemezsiniz (kanuni şartları taşıyorsa). Ancak tanık ifade verdikten sonra, beyanlarındaki çelişkilere, yalana veya taraflı tutumuna karşı beyanda bulunarak, hakimin o ifadeye itibar etmemesini talep edebilirsiniz.

Evet, mahkeme huzurunda yemin ederek yalan beyanda bulunmak Türk Ceza Kanunu'na göre Yalan Tanıklık suçunu oluşturur. Suçun sabit olması halinde kişi hakkında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılabilir.

Hayır, tanık olacak kişinin akli melekelerinin yerinde olması, olayları algılama ve mahkemede doğru bir şekilde aktarma yeteneğine (temyiz kudretine) sahip olması gerekir. Aksi halde beyanları geçersiz sayılır.

Adalet Bakanlığı her yıl bir tanıklık ücret tarifesi yayınlar. Tanığın yol masrafı, beslenme gideri ve zaman kaybı göz önünde bulundurularak mahkeme tarafından bir ücret belirlenir. Bu ücreti, tanığı listesinde gösteren taraf peşin avans olarak mahkeme veznesine yatırır.

Evet, tarafların kardeşleri boşanma davalarında şahitlik yapabilir. Birinci derece yakın olmaları beyanlarının reddedilmesi için tek başına sebep değildir, ancak taraflı olup olmadıkları diğer delillerle birlikte hakim tarafından titizlikle değerlendirilir.

Evet, avukatlar, doktorlar, psikologlar veya din adamları meslekleri icabı öğrendikleri sırlar hakkında tanıklık yapmaktan çekinebilirler. Ancak sır sahibi kişi izin verirse (avukatlar hariç) tanıklık yapabilirler.

Anlaşmalı boşanmada taraflar velayet, nafaka, tazminat ve mal paylaşımı gibi tüm hukuki sonuçlarda mutabakata vararak hakimin karşısına çıkarlar ve süreç genellikle tek celsede biter. Çekişmeli boşanmada ise taraflar uzlaşamaz ve bu kararları deliller ışığında hakim verir, süreç yıllarca sürebilir.

Eşinizin sizden mal kaçırmak amacıyla (muvazaalı olarak) 3. kişilere devrettiği mallar için tasarrufun iptali davası açılabilir. Ayrıca mal rejiminin tasfiyesi davasında, bu kaçırılan malların değeri de sanki eşinizin mal varlığındaymış gibi hesaplamaya dahil edilir.

Evet, hukuka uygun şekilde elde edilmiş sosyal medya yazışmaları, fotoğrafları veya herkese açık paylaşımlar mahkemede delil olarak sunulabilir. Ancak eşinizin şifresini izinsiz kırarak elde ettiğiniz veriler hukuka aykırı delil sayılır.

TMK Madde 166'da yer alan bu kavram, eşler arasında ortak hayatı sürdürmelerinin kendilerinden beklenemeyecek derecede şiddetli bir geçimsizlik yaşanması durumudur. Sürekli hakaret, ekonomik şiddet, ilgisizlik gibi pek çok durum bu kapsama girer.

Evet, zina (aldatma) sebebine dayanarak boşanma davası açabilmek için, zinayı öğrenme tarihinden itibaren 6 ay ve her halükarda zinanın üzerinden 5 yıl geçmeden davanın açılması gerekmektedir.

Anlaşmalı boşanma kararı kesinleştikten sonra kural olarak protokolün iptali istenemez. Ancak protokolde hata, hile, gabin veya ikrah (zorlama, tehdit) olduğu ispat edilirse veya çocukların üstün yararı (velayet, iştirak nafakası) sonradan değişen şartlara göre yeniden değerlendirilecekse dava açılabilir.

Dava açıldığı an, eşlerin mevcut mal varlıklarının korunması için mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilebilir. İhtiyati tedbir kararı alınırsa, eşiniz bankadaki hesaplardan veya tapudaki gayrimenkullerden tasarrufta bulunamaz.

Hukukta 'kesinlikle' diye bir kavram olmamakla birlikte, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre 0-3 yaş arası (hatta genellikle 0-7 yaş arası) anne bakımına ve şefkatine muhtaç çocukların velayeti, annenin çok ağır bir kusuru (çocuğun hayatını tehlikeye atma vb.) yoksa anneye verilir.

Kural olarak, asgari ücret seviyesinde ve düzenli çalışan bir kadının yoksulluğa düşmeyeceği kabul edildiğinden yoksulluk nafakası bağlanmayabilir. Ancak kadının geliri, onu yoksulluktan kurtarmaya yetmeyecek düzeydeyse ve evlilikteki yaşam standardından çok aşağıya düşüyorsa, duruma göre kısmi nafaka bağlanabilir.

Hayır. Maddi veya manevi tazminat talep edebilmek için, tazminat isteyen tarafın diğer tarafa göre daha az kusurlu veya kusursuz olması gerekir. Eşit kusur durumunda mahkeme tazminat taleplerini reddeder.

Çekişmeli boşanma davalarında özellikle fiziksel, psikolojik veya ekonomik şiddet gibi gözle görülebilen/duyulabilen iddiaların ispatında tanık beyanları hayati öneme sahiptir. Mahkeme, iddiaları destekleyen görgüye dayalı tanık ifadelerine büyük önem verir.

Boşanma kararı kesinleştiğinde kadın, evlenmeden önceki bekarlık soyadına geri döner. Ancak kadın, eski eşinin soyadını kullanmakta menfaati olduğunu ve bunun eşine zarar vermeyeceğini ispat ederse, mahkeme kararıyla eski eşinin soyadını taşımaya devam edebilir.

Evet, eşlerden birine ait şirket hisseleri 1 Ocak 2002'den sonraki evlilik süresi içinde elde edilmişse veya şirketin bu dönemdeki kâr payları/gelirleri söz konusuysa, bu değerler edinilmiş mal rejimine tabi olur ve tasfiye hesabına katılır.

Dava süresince hak kaybı yaşanmaması ve çocuğun düzeninin bozulmaması için hakim, dava sonuçlanana kadar 'geçici velayet' kararı verir. Bu süreçte çocuk genellikle düzeni nerede kuruluysa veya yaşı gereği kime muhtaçsa (örneğin anneye) onda kalır.

Evi terk etmek tek başına suç değildir ancak TMK Madde 164'e göre 'Terk' özel bir boşanma sebebidir. Eş, ortak konutu haklı bir sebep olmadan terk etmişse ve bu terk durumu usulüne uygun ihtarlara rağmen en az 6 ay sürmüşse, terk sebebiyle boşanma davası açılabilir.

Dava açıldıktan sonra mahkemenin iş yoğunluğuna bağlı olarak genellikle 1 hafta ile 2 ay arasında bir tarihe duruşma günü verilir. Büyükşehirlerde bu süre ortalama 3-4 haftayı bulabilmektedir.

Evet, anlaşmalı boşanma davaları şartları sağlıyor ve taraflar duruşmada hazır bulunuyorsa tek celsede karara bağlanır. Duruşma genellikle 5-10 dakika sürer.

Hayır. Duruşmada hakimin boşanmaya karar vermesi sürecin bittiği anlamına gelmez. Kararın yazılması, tebliğ edilmesi ve istinaf sürelerinin dolup kesinleşmesi gerekir. Kesinleşme olana kadar hukuken evli sayılırsınız.

Kanunen hakimin gerekçeli kararı yazmak için 1 aylık süresi vardır. Çoğu mahkeme yoğunluk sebebiyle bu sürenin tamamını kullanır, ancak bazen 1-2 hafta içinde de yazıldığı görülür.

Gerekçeli karar taraflara tebliğ edildikten sonra 2 haftalık (14 gün) istinaf başvuru süresi vardır. Bu süre geçmeden karar kesinleşmez. Ancak taraflar feragat dilekçesi verirse bu süre beklenmez.

Tarafların mahkeme kararına itiraz etmeyeceklerini ve üst mahkemeye (istinafa) gitme haklarından vazgeçtiklerini bildirdikleri dilekçedir. Bu dilekçe verilirse 2 haftalık bekleme süresi ortadan kalkar ve karar hemen kesinleşir.

Elden tebliğ almak, posta yoluyla giden tebligatın 5-10 günlük ulaşma süresini ortadan kaldırır. Karar yazıldığı an gidip kalemden teslim alarak zaman kazanırsınız.

Gerekçeli karar elektronik tebligat sistemine (UETS) düştükten sonraki 5. günün sonunda hukuken tebliğ edilmiş sayılır. Bu tarihten sonra 2 haftalık istinaf süresi başlar.

Anlaşmalı boşanma davalarında tarafların bizzat hakimin huzurunda bulunması zorunludur. Duruşmaya gitmezseniz boşanma gerçekleşmez, dosya müracaata kalır veya çekişmeliye döner.

Karar kesinleştikten sonra mahkeme bunu Nüfus Müdürlüğüne bildirir. Nüfus Müdürlüğü bu kararı sisteme işler ve medeni halinizin e-Devlet'te güncellenmesi genellikle 3 ila 7 gün sürer.

Anlaşmalı boşanma davaları ivedi işlerden sayılmadığı için genellikle adli tatilde (20 Temmuz - 31 Ağustos) duruşma yapılmaz. Dava açılsa bile duruşma günü adli tatil sonrasına, Eylül ayına bırakılır.

Evet, soyadı veya medeni hal değişikliği sebebiyle yeni kimlik başvurusu yapabilmeniz için boşanma kararının kesinleşmesi ve Nüfus Müdürlüğü sistemine işlenmiş olması şarttır.

Evet, eğer avukatınıza verdiğiniz vekaletnamede boşanma davası açmaya ve tebligat almaya yetkisi varsa, avukatınız kararı kalemden sizin adınıza elden tebliğ alabilir.

Hayır, sürenin hemen kesinleşmesi için davacı ve davalı her iki tarafın da kararı tebliğ alıp istinaftan feragat dilekçesi vermesi gerekir. Aksi halde diğer tarafın süresinin dolması beklenir.

Yabancı eşin duruşmada bulunması ve tercüman sağlanması şartıyla süreler aynıdır. Ancak eş yurtdışındaysa ve gelemiyorsa anlaşmalı boşanma yapılamaz, süreç tebligatlar nedeniyle çok uzar.

Çoğu dosyada bir ile üç ay arasında kesinleşir. Süreyi belirleyen asıl etken duruşma gününün ne kadar sonraya verildiğidir; bu, bir hafta ile iki ay arasında değişir. Elden tebliğ ve istinaftan feragat ile karar sonrası bekleme birkaç güne iner.

Karar tek celsede, çoğunlukla dakikalar içinde verilir; ancak dava açıldığı gün duruşma yapılmaz ve karar aynı gün kesinleşmez. En hızlı senaryoda kesinleşme iki-üç hafta sürer. "Boşanmış" sayılmak için kesinleşme şerhi gerekir.

Gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftadır (HMK m. 345). Taraflar karar tebliğ edilmeden bu haktan feragat edemez (HMK m. 349); tebliğ alındıktan sonra iki taraf da feragat dilekçesi verirse süre beklenmeden karar kesinleşir.

Karar tebliğ edildikten sonra işleyen iki haftalık istinaf süresini ve bu sürede imzalanan istinaftan feragat dilekçesini anlatır. Feragat dilekçesini iki taraf da imzalarsa kesinleşme hemen verilir; imzalanmazsa iki haftanın dolması beklenir.

Uygulamada 5-15 dakika. Hâkim tarafların kimliğini tespit eder, protokolü sorar, boşanma iradesini bizzat dinler ve kararı açıklar (TMK m. 166/3). Salona girmeden önceki sıra bekleme süresi ise mahkemenin yoğunluğuna göre bir iki saati bulabilir.

Dava, dilekçenin mahkeme kaydına girdiği tarihte açılmış sayılır (HMK m. 118/1). Anlaşmalı boşanmada dilekçeler aşaması beklenmediği için hâkim çoğunlukla tensip zaptında doğrudan duruşma günü verir. Uygulamada tensip 1-3 gün içinde düzenlenir, duruşma günü ise mahkemenin iş yüküne göre 1 hafta ile 2 ay arasında bir tarihe verilir. Gün geç verildiyse duruşmanın öne alınması talepli dilekçe sunulabilir; kabulü hâkimin takdirindedir.

Dava dilekçesi mahkemece davalıya tebliğ edilir ve zarfta iki haftalık cevap süresi gösterilir (HMK m. 122). Posta ile şehir içi ortalama 1 hafta, şehirlerarası 1,5-2 hafta sürer; e-tebligat adresi varsa evrak adrese ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılır. Anlaşmalı boşanmada ise davalı eş kalemden elden tebliğ alarak bu süreyi tamamen ortadan kaldırabilir.

Kastedilen eşlerin birlikte başvurduğu anlaşmalı boşanmaysa süre tek celse ve kesinleşme dâhil çoğunlukla 2 hafta ile 2 ay arasıdır. Her iki eşin dava açtığı durum ise farklıdır: karşı dava cevap dilekçesiyle veya cevap süresi içinde ayrı dilekçeyle açılır (HMK m. 133/1) ve dosya çekişmeli yürür; kusur incelemesi yapıldığı için süre yıllara uzayabilir. Taraflar sonradan protokol sunarsa dosya yeniden anlaşmalı olarak sonuçlanabilir.

Duruşma tek celsede biter ve hâkim aynı gün boşanma kararını açıklar; asıl süre karardan sonra işler. Gerekçeli kararın yazılması için kanunen bir ay süre vardır, ardından tebliğ ve iki haftalık istinaf süresi gelir. Taraflar gerekçeli kararı elden tebliğ alıp istinaftan feragat ederse karar süre beklenmeden kesinleşir; bu yolla dava açılışından kesinleşmeye kadar süreç 2-3 haftaya inebilir.

Hayır, kanunen boşanma davası açmak için avukat tutma zorunluluğu yoktur. Ancak hak kaybı yaşamamak, süreci hızlı ve doğru yönetmek için bir boşanma avukatıyla çalışmanız tavsiye edilir.

Sadece e-Devlet şifresi yeterli değildir. UYAP üzerinden dava açabilmek için mutlaka Elektronik İmza (E-İmza) veya Mobil İmza sahibi olmanız gerekmektedir.

2026 yılı harç tarifelerine göre, dava açılışında başvuru harcı, peşin harç ve gider avansı ödenir. Bu tutarlar davanın türüne göre değişmekle birlikte, peşin ödenmesi gereken bir maliyettir.

Evet, eşiniz boşanmak istemese bile 'Çekişmeli Boşanma Davası' açabilirsiniz. Ancak bu durumda boşanma sebebinizi ve eşinizin kusurunu ispatlamanız gerekecektir.

Dava açıldıktan sonra dilekçeler aşaması (karşılıklı cevaplar) başlar. Bu aşama tamamlandıktan sonra, mahkemenin yoğunluğuna göre ortalama 3-5 ay sonrasına ilk duruşma günü verilir.

Boşanma davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Aile Mahkemesi olmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesine başvurulur. Yetkili yer ise eşlerden birinin ikametgahı veya son 6 aydır birlikte oturdukları yer mahkemesidir.

Evet, boşanma davası açtıktan sonra karar kesinleşinceye kadar davanızdan feragat edebilirsiniz. Feragat ederseniz dava düşer ve evlilik birliği devam eder.

Kadın veya erkek fark etmeksizin; boşanma davasında maddi-manevi tazminat, yoksulluk nafakası, çocuk varsa iştirak nafakası ve velayet, ziynet eşyaları ve mal rejiminden kaynaklı alacak hakları talep edilebilir.

Evet, dava açılış harçları ve gider avansı, dava dilekçesi teslim edilirken vezneye veya UYAP üzerinden peşin olarak ödenmelidir. Ödeme yapılmazsa dava açılmış sayılmaz.

Evet, taraflar aynı evde yaşamaya devam ederken de boşanma davası açabilirler. Dava açılmasıyla birlikte tarafların ayrı yaşama hakkı doğar.

Aldatma (zina), özel bir boşanma sebebidir. Dilekçenizde zina sebebine dayandığınızı belirtmeli ve otel kayıtları, fotoğraflar, tanıklar gibi delillerle bu durumu ispatlamalısınız.

Eşinizle boşanmanın tüm sonuçları (nafaka, velayet, mal paylaşımı) üzerinde uzlaştıysanız, bir protokol hazırlayıp imzalayarak Aile Mahkemesine başvurabilirsiniz. Evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması şarttır.

Hazırladığınız dilekçe, adliyelerde bulunan Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna teslim edilir. İnternetten açacaksanız UYAP Vatandaş Portal sistemine yüklenir.

Boşanma türünü belirleyip dilekçenizi hazırlarsınız; harç ve gider avansını yatırıp dilekçeyi adliyedeki tevzi bürosuna ya da e-imzayla UYAP üzerinden aile mahkemesine verirsiniz. Dava esas numarası alınca açılmış olur; hâkim tensip zaptını hazırlar ve karşı tarafa tebligat çıkar.

Sırasıyla: boşanma türüne karar vermek, sebep ve talepleri belirlemek, HMK m. 119 unsurlarını taşıyan dilekçeyi yazmak, delilleri listelemek, harç ve gider avansını yatırmak, dilekçeyi tevzi bürosuna veya UYAP'a vermek. Yazıdaki dokuz adım bu sırayı izler.

2026'da başvurma harcı 732 TL ve maktu karar-ilam harcı 732 TL peşin ödenir; gider avansı taraf sayısının beş katı tebligat ücreti ile 530 TL toplamıdır. Nafaka veya tazminat talebi varsa ek nispi harç ödenir. Avukatlık ücreti ayrıdır; ödeme gücü olmayanlar adli yardım isteyebilir.

Dava UYAP'a kaydedilir, hâkim tensip zaptını hazırlar ve karşı tarafa tebligat çıkar. Cevap ve cevaba cevap dilekçeleri ikişer haftalık sürelerle verilir; sonra ön inceleme ve tahkikat duruşmaları yapılır. Karar, tebliğden itibaren iki haftalık istinaf süresinin geçmesiyle kesinleşir.

Evet. Eşlerden her biri tek başına dava açabilir; karşı tarafın rızası aranmaz. Eşiniz boşanmak istemiyorsa dava çekişmeli görülür ve boşanma sebebini sizin ispat etmeniz gerekir. Anlaşmalı boşanma ise ancak iki eşin ortak iradesiyle mümkündür.

Her konuda anlaşabiliyorsanız ve evlilik bir yılı doldurduysa anlaşmalı boşanma daha hızlı ve masrafsızdır; tek celsede biter ve delil gerekmez. Anlaşma yoksa veya karşı taraf kusurunu kabul etmiyorsa çekişmeli dava kaçınılmazdır; süre uzar ama kusur, tazminat ve velayet delillerle belirlenir.

Evlilik süresini ve dava türünü belirleyin, delillerinizi toplayın, aile konutu şerhi ve mal kaçırma riskine karşı tedbir ihtiyacını değerlendirin, çocuklar için geçici düzen taleplerini ve nafaka belgelerini hazırlayın. Yazıdaki on maddelik kontrol listesi bu hazırlığı sırayla anlatır.

Görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi bu sıfatla bakar. Yetkili mahkeme eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son altı aydır birlikte oturdukları yer mahkemesidir (TMK m. 168). Yanlış mahkemede açılan dava yetkisizlikle sonuçlanır.

Dava sürecinin herhangi bir aşamasında eşinizle barışırsanız, davadan feragat edebilirsiniz. Feragat halinde dava düşer ve evlilik birliği devam eder. Ancak feragat edilen olaylara dayanarak tekrar aynı sebeplerle dava açılamaz.

Hayır, evlenemezsiniz. Medeni Kanun'a göre mevcut evlilik hukuken sona ermeden (boşanma kararı kesinleşmeden) ikinci bir evlilik yapılamaz. Dava süreci devam ettiği müddetçe halen evli sayılırsınız.

Eşinizin mal kaçırma ihtimali varsa, boşanma davası ile birlikte veya ayrıca mal rejimi davası açarak mallar üzerine 'ihtiyati tedbir' konulmasını talep etmelisiniz. Aile konutu şerhi koydurmak da gayrimenkulün satılmasını engeller.

Maalesef evet. HSK kararnameleri ile hakimlerin görev yerleri değişebilmektedir. Yeni gelen hakim, dosyayı baştan incelemek zorunda olduğu için süreçte 2-3 aylık gecikmeler yaşanabilir.

Tanıklarınızın bizzat davanın görüldüğü mahkemeye gelmesi şart değildir. Bulundukları yerdeki nöbetçi aile mahkemesine 'talimat' yazılarak ifadeleri orada alınabilir. Ancak bu prosedür süreci 3-4 ay uzatabilir.

Evet, davanın her aşamasında (karar verilene kadar) taraflar bir protokol hazırlayarak mahkemeye sunabilir ve davayı anlaşmalı boşanmaya çevirebilirler. Bu durumda hakim protokolü onaylar ve tek celsede boşanma gerçekleşir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 2026 yılı iş yüküne göre, istinaf incelemeleri ortalama 12 ila 24 ay arasında sürmektedir. Bu süre dosyanın hangi daireye düştüğüne göre değişebilir.

Evet, karmaşık vakalarda, sürekli itiraz edilen, Yargıtay'dan bozularak dönen ve tekrar yargılama yapılan dosyaların kesinleşmesi 5 yılı, hatta bazen daha uzun süreleri bulabilmektedir.

Dava açıldıktan hemen sonra duruşma günü verilmez. Dilekçeler aşamasının (yaklaşık 3-4 ay) tamamlanması gerekir. Genellikle dava açılış tarihinden 4-5 ay sonrasına ilk duruşma (ön inceleme) günü verilir.

Dava reddedilirse ve karar kesinleşirse, aynı olaylara dayanarak yeniden dava açılamaz; ancak ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa fiili ayrılık sebebiyle boşanmaya karar verilir (TMK m. 166/4). Bu süre 14 Kasım 2024 tarihli 7532 sayılı Kanun'la üç yıldan bir yıla indirilmiştir.

Genellikle evet. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki usul kuralları (süreler, delil sunma yöntemleri, itirazlar) çok katıdır. Avukatsız takip edilen dosyalarda yapılan usul hataları, davanın reddedilmesine veya sürecin yıllarca uzamasına neden olabilir.

Yargıtay kararı bozarsa, dosya yeniden yerel mahkemeye gönderilir. Yerel mahkeme ya bozma kararına uyar ve yeniden yargılama yapar ya da eski kararında direnir. Bu durum süreci en az 1-1.5 yıl daha uzatır.

Hayır, davayı erkeğin veya kadının açması yargılama süresini değiştirmez. Süre, tarafların cinsiyetine değil, delillerin toplanma hızına ve mahkemenin yoğunluğuna bağlıdır.

İlk duruşma ön inceleme duruşmasıdır ve dilekçeler aşaması bitmeden yapılmaz. Dilekçeler aşaması 3-5 ay, duruşma gününün verilmesi 1-2 ay sürdüğünden ilk duruşma genellikle davanın açılmasından 4-7 ay sonra görülür. Tebligat gecikmesi ve ilanen tebligat bu süreyi uzatır. İlk duruşmada tanık dinlenmez ve karar verilmez.

Az tanıklı, bilirkişi gerektirmeyen ve istinafa taşınmayan bir dosya yerel mahkemede 1-1,5 yıl içinde kesinleşebilir. Süreyi belirleyen asıl etken, kararın kanun yoluna götürülüp götürülmediğidir; istinaf ve temyiz eklendiğinde dava beş yılı aşabilir.

Dava durmaz. Usulüne uygun davet edilen davalı gelmezse, davacının talebiyle yargılamaya davalının yokluğunda devam edilir ve geçerli özrü olmayan davalı yokluğundaki işlemlere itiraz edemez. Her iki taraf da gelmezse dosya işlemden kaldırılır; üç ay içinde yenilenmezse dava açılmamış sayılır.

Mahkemenin yoğunluğuna göre değişmekle birlikte, dava açıldıktan sonra 1 hafta ile 1 ay arasında duruşma günü verilir. Duruşma tek celsede biter. Kararın yazılması ve kesinleşmesiyle birlikte toplam süreç ortalama 1-2 ayda tamamlanır.

Evet, anlaşmalı boşanmada her iki eşin de duruşmada hazır bulunması ve boşanma iradesini hakime bizzat beyan etmesi zorunludur. Avukatınız olsa bile duruşmaya katılmalısınız.

Hayır, Türk Medeni Kanunu'na göre resmi nikah tarihinden itibaren 1 yıl dolmadan anlaşmalı boşanma davası açılamaz. Bu durumda çekişmeli boşanma davası açılması gerekir.

Kanunen avukat tutma zorunluluğu yoktur. Ancak protokolün hatalı hazırlanması (nafaka, tazminat feragati gibi) ileride telafisi imkansız hak kayıplarına yol açabileceği için uzman bir boşanma avukatı ile çalışılması şiddetle tavsiye edilir.

Hakim, özellikle çocukların velayeti ve menfaatleri konusunda protokolde değişiklik yapılmasını isteyebilir. Taraflar bu değişikliği kabul ederse boşanma gerçekleşir, aksi halde dava çekişmeliye dönebilir.

Boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte mahkeme durumu Nüfus Müdürlüğü'ne bildirir ve kadın kızlık soyadına döner. Eğer kadın kocasının soyadını kullanmaya devam etmek istiyorsa, bunun için haklı bir sebep sunmalı ve protokolde belirtmelidir.

Anlaşmalı boşanmada nafaka miktarını taraflar kendi aralarında serbestçe belirler. Hakim, miktar fahiş veya çok düşük olmadıkça ve taraflar anlaştıkça müdahale etmez.

Hayır, boşanma protokolünün noterde yapılmasına gerek yoktur ve tek başına noterde yapılan protokol boşanmayı sağlamaz. Protokol adi yazılı şekilde (tarafların imzasıyla) hazırlanır ve mahkemeye sunularak hakim onayıyla geçerlilik kazanır.

Evet, anlaşmalı boşanma protokolünde 'mal paylaşımı haklarımız saklıdır' diyerek veya bu konuya hiç değinmeyerek mal paylaşımı davası sonraya bırakılabilir. Ancak en temiz yöntem, her şeyi protokolde çözümlemektir.

Mahkeme harçları ve masrafları her yıl devlet tarafından belirlenir ve nispeten düşüktür. Ancak avukatlık ücreti, İstanbul Barosu asgari ücret tarifesinin altında olmamak kaydıyla avukat ve müvekkil arasında belirlenir.

Eşlerden biri duruşmaya gelmezse anlaşmalı boşanma gerçekleşmez. Hakim davayı ya reddeder ya da davacıya davayı çekişmeli olarak sürdürmek isteyip istemediğini sorar.

Eksiksiz bir protokol hazırlamalı, 1 yıllık evlilik süresini doldurmuş olmalı ve duruşma günü her iki taraf da mahkemede hazır bulunarak boşanmayı kabul etmelidir.

Anlaşmalı boşanmada taraflar velayetin kimde kalacağına kendileri karar verir. Hakim, çocuğun üstün yararına aykırı bir durum (örn: ebeveynin çocuğa bakamayacak durumda olması) görmedikçe tarafların anlaşmasını onaylar.

Erkek hemen evlenebilir. Kadın ise boşanma kesinleştikten sonra 300 gün (iddet müddeti) beklemek zorundadır. Ancak hamile olmadığına dair doktor raporu alarak mahkemeden bu süreyi kaldırabilir.

Karar kesinleşinceye kadar (istinaf süresi dolana kadar) her aşamada boşanmadan veya anlaşma şartlarından vazgeçebilirsiniz. Bu durumda dava çekişmeliye döner veya reddedilir.

Evet, boşanabilirsiniz. Eşinizin hangi ülkede olduğu bilinmese dahi, Türkiye'de yapılacak kapsamlı adres araştırmaları (MERNİS, Göç İdaresi, Emniyet) sonuçsuz kaldığında 'İlanen Tebligat' yoluyla dava süreci işletilir ve gıyabında boşanma kararı verilebilir.

Adresine ulaşılamayan yabancı eşten boşanma davaları, tebligat süreçlerinin uzunluğu nedeniyle ortalama 8 ay ile 18 ay arasında sürmektedir. Bu süreyi belirleyen temel faktör, adres araştırmalarının ne kadar hızlı tamamlandığı ve ilanen tebligat aşamasına ne zaman geçildiğidir.

İlanen tebligat masrafı, gazetenin kelime başına belirlediği tarife ve ilanın uzunluğuna göre değişir. 2026 yılı itibarıyla ortalama bir ilan masrafı değişkenlik göstermekle birlikte, mahkeme veznesine yatırılması gereken önemli bir gider kalemidir. Bu ücreti davayı açan taraf peşin olarak ödemek zorundadır.

Hayır, reddedilmez. Hukuk davalarında davalının duruşmaya katılması zorunlu değildir. Önemli olan davalıya usulüne uygun tebligat yapılmasıdır. İlanen tebligat yapıldıktan sonra eşiniz duruşmaya gelmese bile, mahkeme delillerinizi değerlendirerek boşanmaya karar verir.

Eşiniz ortada yoksa ve çocuğun bakımı fiilen sizin üzerinizde ise, mahkeme çocuğun 'üstün yararını' gözeterek velayeti size verecektir. Davalı tarafın yurt dışında olması ve çocuğa bakım veremeyecek durumda olması, velayetin size verilmesi için en güçlü sebeptir.

Mahkeme nafaka ve tazminata hükmedebilir ancak tahsilat (icra) aşaması sorunludur. Eşinizin Türkiye'de malvarlığı yoksa ve yurt dışı adresi de bilinmiyorsa, karara bağlanan nafakanın fiilen tahsil edilmesi, eş ortaya çıkana kadar mümkün olmayabilir.

Türk hukukunda boşanma davalarında WhatsApp, E-mail veya sosyal medya üzerinden yapılan bildirimler 'resmi tebligat' yerine geçmez. Tebligatın mutlaka Tebligat Kanunu'na uygun olarak resmi kanallarla (Konsolosluk, Dış İlişkiler veya İlanen) yapılması zorunludur.

Hayır, gerekmez. Eğer Türkiye'de ikamet ediyorsanız veya evliliğiniz Türkiye'de gerçekleşmişse, yetkili Türk Aile Mahkemelerinde dava açabilirsiniz. Süreci Türkiye'den yürütebilirsiniz.

Eğer tebligat süreci (ilanen tebligat dahil) hukuka uygun yapılmışsa ve karar kesinleşmişse, eşinizin sonradan ortaya çıkıp 'benim haberim yoktu' demesi sonucu değiştirmez. Ancak tebligatta bir usulsüzlük varsa (örneğin bilinen adresi varken gizlendiyse) yargılamanın yenilenmesini talep edebilir.

Evet, açabilirsiniz. Yabancı eşlerin genellikle '99' ile başlayan Yabancı Kimlik Numarası bulunur. Eğer bu da yoksa, pasaport numarası, anne-baba adı ve doğum tarihi gibi bilgilerle de dava açılabilir.

Boşanma davalarında avukat tutmak yasal bir zorunluluk değildir. Ancak özellikle 'adresine ulaşılamayan yabancı eş' gibi teknik usul işlemlerinin (ilanen tebligat, yurt dışı tebligat) çok yoğun olduğu davalarda, yapılacak en küçük usul hatası davanın reddine veya yıllarca uzamasına sebep olacağından, bir uzmanla çalışılması şiddetle tavsiye edilir.

Türkiye'deki kararın eşinizin ülkesinde geçerli olması için o ülkede 'Tanıma ve Tenfiz' davası açılması gerekir. Ancak siz sadece Türkiye'deki hukuki bağınızı koparmak ve Türkiye'de yeniden evlenebilmek istiyorsanız, Türk mahkemesinin kararı sizin için yeterlidir.

Bireysel olarak Emniyet Müdürlüğü'nden eşinizin kayıtlarını alamazsınız. Ancak boşanma davası açıldığında, mahkeme aracılığıyla Emniyet'e müzekkere yazılarak eşinizin Türkiye'ye en son ne zaman girdiği veya çıktığı resmi olarak sorulabilir.

Adresi bilinmeyen eşlerde 'Terk' (TMK 164) sebebiyle dava açmak risklidir çünkü bu davada eşe 'eve dön' ihtarı çekilmesi şarttır. Adres olmadığı için bu ihtar süreci çok uzar. Bunun yerine 'Evlilik birliğinin temelinden sarsılması' (TMK 166/1) sebebiyle dava açmak daha hızlı ve pratik bir yoldur.

Temel prosedür aynı kalmakla birlikte, 2026 yılında elektronik tebligat (UETS) sisteminin yaygınlaşması ve kolluk araştırmalarının dijital entegrasyonu sayesinde adres araştırma aşamaları geçmiş yıllara göre daha hızlı sonuçlanabilmektedir.

Anlaşmalı boşanma kararına süresi içinde itiraz ederseniz (istinafa başvurursanız), boşanma kararı kesinleşmez. Dosya Bölge Adliye Mahkemesi'ne gider, mahkeme tarafların anlaşma iradesinin bozulduğunu tespit eder ve kararı kaldırarak dosyayı yerel mahkemeye geri gönderir. Dava çekişmeli boşanma davası olarak devam eder.

Kanunen avukat tutma zorunluluğu yoktur ancak süreç teknik hukuk bilgisi gerektirir. İstinaf dilekçesinin doğru yazılması, sürelerin kaçırılmaması ve dava çekişmeliye döndüğünde hak kaybı yaşanmaması için bir boşanma avukatı ile çalışmak hayati önem taşır.

İstinaf süresi, mahkemenin yazdığı 'gerekçeli kararın' tarafınıza tebliğ edildiği tarihten itibaren başlar ve 2 haftadır. Duruşma günü süre başlamaz, tebligatın elinize geçmesi (veya muhtara bırakılması) esastır.

Eşiniz istinafa giderse, anlaşmalı boşanma süreci tıkanmış demektir. Bu durumda dava çekişmeliye döneceği için sizin de karşı iddialarınızı, delillerinizi ve taleplerinizi içeren dilekçeler sunmanız gerekir. Pasif kalmak hak kaybına yol açar.

Evet, edebilirsiniz. Anlaşmalı boşanma iradesi, karar kesinleşinceye kadar devam etmek zorundadır. Protokolü imzalamış ve duruşmada kabul etmiş olsanız bile, karar kesinleşmeden önce pişman olup istinaf yoluna başvurarak anlaşmadan dönebilirsiniz.

2026 yılı yargı harçları tarifesine göre istinaf başvuru harcı ve maktu karar harcı ile gider avansı yatırılmalıdır. Bu tutarlar her yıl güncellenmektedir, mahkeme veznesinden veya avukatınızdan net tutarı öğrenebilirsiniz.

Anlaşmalı boşanmanın bozulması talepli istinaf incelemeleri, dosya üzerinden yapıldığı için nispeten hızlıdır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nde bu süreç yoğunluğa göre ortalama 3-6 ay arasında değişebilir.

Anlaşmalı boşanma bir bütündür. 'Boşanmayı kabul ediyorum ama nafakayı etmiyorum' derseniz, anlaşmanın temeli bozulmuş sayılır. Bu durumda üst mahkeme genellikle kararın tamamını (boşanma dahil) kaldırır ve çekişmeli yargılamaya geçilir.

Kural olarak istinaftan feragat kesin sonuç doğurur ve geri alınamaz. Ancak feragatin baskı, tehdit, hile veya irade fesadı altında imzalatıldığını ispatlayabilirseniz, bu feragatin geçersizliği ileri sürülebilir. Bu çok zorlu bir hukuki süreçtir.

İstinaf dilekçesi, kararı veren Aile Mahkemesi'nin kalemine verilir. Dilekçe Bölge Adliye Mahkemesi'ne hitaben yazılır ancak yerel mahkeme aracılığıyla gönderilir.

Dava çekişmeliye döndüğünde, yargılama sonunda haksız çıkan (kusurlu bulunan) taraf, yargılama giderlerini ve karşı tarafın vekalet ücretini ödemeye mahkum edilir.

İstinafa başvurmak yasal bir haktır ve tek başına tazminat sebebi değildir. Ancak çekişmeli davaya dönüldüğünde, eşiniz boşanmaya neden olan kusurlu davranışlarınız varsa bunlar için maddi ve manevi tazminat talep edebilir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozarsa (kaldırırsa), dosya ilk kararı veren Aile Mahkemesi'ne geri döner. Yerel mahkeme yeni bir esas numarası verir ve taraflara davetiye çıkararak çekişmeli boşanma yargılamasını başlatır.

Gerekçeli karar tebliğinden sonra 2 hafta içinde kimse istinaf dilekçesi vermezse, boşanma kararı kesinleşir. Nüfus müdürlüğüne bildirim yapılır ve kimlikte medeni haliniz değişir.

Eğer tebligat usulüne uygun yapıldıysa ve 2 haftalık süreyi kaçırdıysanız karar kesinleşir, artık istinafa gidemezsiniz. Ancak tebligatta usulsüzlük varsa (yanlış adrese yapıldıysa vb.), 'gecikmiş itiraz' veya usulsüz tebligat şikayeti yolları denenebilir.

Anlaşmalı boşanma protokolüne, eşinizin soyadını kullanmanıza izin verdiğine dair açık ve net bir madde eklemeniz ve bu protokolü mahkemeye sunup onaylatmanız gerekmektedir.

Kocanızın rızası yoksa anlaşmalı boşanma protokolü ile bu hakkı alamazsınız. Bu durumda ya çekişmeli boşanma davası içinde ya da boşanma sonrası ayrı bir dava açarak 'menfaatiniz olduğunu' ve 'kocanızın zarar görmeyeceğini' ispatlamanız gerekir.

Mahkeme kararıyla alınan bu izin süresizdir. Ancak yeniden evlenirseniz bu hak kendiliğinden sona erer veya koca haklı bir sebeple (durum değişikliği) iznin kaldırılması davası açıp kazanırsa sona erer.

Hayır, sizin kocasının soyadını kullanmaya devam etmeniz veya kızlık soyadınıza dönmeniz çocukların soyadını etkilemez. Çocuklar babalarının soyadını taşımaya devam ederler. Çocuğun soyadını değiştirmek için ayrı bir dava (Velayet hakkına dayanarak çocuğun soyadının değiştirilmesi davası) açılması gerekir.

Evet, soyadınız değişmese bile medeni haliniz değiştiği için kimlik kartınızı yenilemeniz gerekir. Nüfus kayıtlarında 'Evli' yerine 'Bekar' (veya kapalı kayıt) statüsü yer alacaktır.

Resmi işlemlerde (imza, tapu, banka vb.) kimlikteki soyadınızı kullanmak zorundasınız. Ancak gayri resmi olarak (kartvizit, sosyal medya vb.) eski soyadınızı kullanmanızda genellikle bir yasal engel çıkarılmaz, fakat bu durum karışıklığa yol açabilir.

Çok nadir de olsa, eğer kocanın soyadını kullanmanızın kocaya veya 3. kişilere zarar vereceği çok bariz ise hakim müdahale edebilir. Ancak uygulamada, taraflar anlaştıysa hakimler genellikle bu maddeyi onar.

1 yıl dolmadan 'anlaşmalı boşanma' yapılamaz, dava çekişmeli olarak açılır. Ancak taraflar her konuda anlaştıklarını beyan ederse (çekişmelinin anlaşmalı gibi görülmesi), hakim yine de tanık dinler. Bu süreçte de soyadı konusunda anlaştığınızı beyan edip tutanağa geçirebilirsiniz.

Evet, Türk Medeni Kanunu 173. maddesi gereği, koşulların değişmesi halinde koca, soyadının kullanılması izninin kaldırılmasını talep edebilir. Ancak bunun için haklı bir sebep ve zarar gördüğünü ispat etmesi gerekir.

Evet, protokolde bu yönde bir madde düzenlenirse (hem kızlık hem koca soyadı), mahkeme buna da karar verebilir. Böylece iki soyadını birlikte taşırsınız.

Hayır, yeniden evlenme ile birlikte önceki evlilikten gelen soyadı kullanma hakkı kanunen sona erer. Yeni eşinizin soyadını alırsınız veya kanundaki güncel düzenlemelere göre kendi kızlık soyadınızı kullanırsınız.

Karar kesinleştikten sonra aynı dosya üzerinden işlem yapılamaz. Aile Mahkemesi'ne yeni bir 'Soyadı Kullanımına İzin Davası' açmanız gerekir. Bu davada eski eşiniz davalı olur.

Hayır, anlaşmalı boşanma protokolünün noterden yapılması şart değildir. Tarafların imzaladığı adi yazılı belge yeterlidir. Önemli olan bu belgenin mahkemeye sunulması ve duruşmada hakim huzurunda kabul edilmesidir.

Hayır, boşanma kararı kesinleşinceye kadar hukuken evlisiniz ve kocasının soyadını taşımaya devam edersiniz. Değişiklik ancak karar kesinleştikten sonra gerçekleşir.

Avukatsız işlem yapılması hak kaybı riski taşır ancak mutlaka yapılacaksa, protokolde 'Davalı koca, davacı kadının boşandıktan sonra da kocasının soyadını kullanmasına muvafakat eder' ifadesi net bir şekilde yer almalıdır.

Hayır, Türk Medeni Kanunu'nun 166/3 maddesi gereği, resmi olarak 'anlaşmalı boşanma' davası açabilmek için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması şarttır. Ancak taraflar anlaşıyorsa, 'çekişmeli boşanma' davası açıp mahkemede anlaşarak ve tanık dinleterek fiilen anlaşmalı gibi tek celsede boşanabilirler.

Kanunda tanık şartı yoktur, ancak delil şarttır. Bir yıl dolmadığı için anlaşmalı boşanma kararı verilemez; hâkim evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına vicdanen kanaat getirmelidir (TMK m. 184/1) ve eşin iddiaları kabul etmesi tek başına hâkimi bağlamaz (m. 184/3). Uygulamada bu kanaat çoğunlukla olaylara bizzat tanık olan kişilerin somut anlatımlarıyla oluşur; genel ve soyut tanık beyanları yeterli sayılmayabilir.

Evlilik süresi ne olursa olsun, düğünde kadına takılan ziynet eşyaları (altınlar, takılar) kadının kişisel malı sayılır. Boşanma durumunda erkek bu takıları kadına iade etmek zorundadır. Takılar harcanmışsa bedeli ödenmelidir.

Evet, bağlanabilir. Evlilik süresi nafaka hakkını ortadan kaldırmaz. Eğer eşlerden biri boşanma yüzünden yoksulluğa düşecekse ve kusuru daha ağır değilse, hakim süreli veya süresiz yoksulluk nafakasına hükmedebilir.

Eşler arasında her konuda anlaşma varsa ve usulüne uygun bir çekişmeli dava açılıp tanık hazır edilirse, süreç 1 ile 3 ay arasında tamamlanabilir. Hatta mahkemenin yoğunluğuna göre tek celsede karar çıkması mümkündür.

1 yıllık süre, resmi nikahın kıyıldığı tarihten itibaren başlar. Düğün tarihi, nişan tarihi veya imam nikahı tarihi bu sürenin hesaplanmasında dikkate alınmaz.

Boşanabilirsiniz, ancak bu durumda dava tam anlamıyla bir 'çekişmeli boşanma' davasına dönüşür. Eşinizin kusurunu (şiddet, hakaret, sadakatsizlik vb.) ispatlamanız gerekir ve süreç anlaşmalı duruma göre daha uzun (1.5 - 3 yıl) sürer.

Evet, hamilelik boşanmaya engel değildir. 1 yıl dolmamışsa yine çekişmeli dava usulüyle dava açılabilir. Doğan veya doğacak çocuğun velayeti ve nafakası da dava kapsamında karara bağlanır.

Yasal olarak zorunlu değildir ancak 1 yıl dolmadan boşanma süreci teknik bir 'çekişmeli dava' olduğu için usul hataları yapma riski çok yüksektir. Davanın reddedilmemesi ve sürecin uzamaması için bir boşanma avukatıyla çalışılması şiddetle tavsiye edilir.

Zina (aldatma), hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı gibi özel boşanma sebepleriyle de 1 yıl beklemeden dava açılabilir.

Yasal mal rejimi olan 'edinilmiş mallara katılma rejimi' geçerlidir. Evlilik tarihi ile boşanma davası tarihi arasında edinilen mallar (varsa) yarı yarıya paylaşılır. Ancak süre kısa olduğu için genellikle paylaşılacak mal bulunmaz, daha çok ziynet eşyaları ve ev eşyaları konu olur.

Kural olarak dönmez. Yargıtay, anlaşmalı boşanma için bir yıllık sürenin dava tarihinde dolmuş olmasını arıyor; dava açıldıktan sonra, hatta beyanların alındığı duruşma gününe kadar bir yılın dolması yeterli görülmedi. Bu durumda taraflar protokol sunsa bile TMK m. 166/3'e göre karar verilemez; mahkemenin taraflara delil gösterme imkânı tanıması ve evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının ispatlanması gerekir.

İmzalanabilir, ancak bir yıl dolmadan açılan davada protokol anlaşmalı boşanma kararına dayanak olmaz; boşanma sebebinin ayrıca ispatı gerekir. Protokoldeki nafaka, tazminat ve velayet gibi fer'i konulara ilişkin anlaşmalar ise çekişmeli davada hâkimin onayına sunulabilir; bu anlaşmalar hâkim onaylamadıkça geçerli olmaz (TMK m. 184/5).

Hakim, boşanma sebebini, geçimsizliğin nedenlerini ve evliliğin neden yürümlediğini sorar. Anlaşma olsa bile 'gerçekten boşanmak istiyor musunuz?' diye teyit eder ve tanığa olayları sorar.

Eğer dava ispatlanamadığı için reddedilirse, aynı sebebe dayanarak tekrar dava açamazsınız; fiili ayrılık sebebine dayanabilmek için ret kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl beklemeniz gerekir (TMK m. 166/4; süre 2024'te üç yıldan bir yıla indirildi). Bu nedenle ilk davanın doğru açılması çok önemlidir.

Evet; çekişmeli boşanma davası evliliğin süresine bakılmaksızın, bir aylık evlilikte de açılabilir. Açılamayan yalnızca anlaşmalı boşanmadır, çünkü TMK m. 166/3 en az bir yıllık evlilik şartı arar. Dilekçede boşanma sebebi ve deliller gösterilir; eşler her konuda anlaşıyorsa dava tek celsede de bitebilir.

Bir yıl dolmadığı için anlaşmalı boşanma yolu kapalıdır; evlilik birliğinin temelinden sarsılması gibi bir sebebe dayanan çekişmeli dava açılır. Eşler anlaşmış olsa bile davalının kabulü tek başına yetmez, çünkü ikrar hâkimi bağlamaz (TMK m. 184/3); olaylar tanık ve belge gibi delillerle ortaya konulmalıdır. Deliller yeterliyse dava kısa sürede sonuçlanabilir. Mal rejimi dava tarihinde sona erer (TMK m. 225/2).

Hayır, devam eden dosyaya dava tarihinden sonraki olaylar doğrudan eklenemez. Bunun için 'aldatma' nedeniyle ikinci bir dava açıp, mevcut dava ile birleştirilmesini talep etmeniz gerekir.

Feragat ettikten sonra tekrar dava açmak için belirli bir süre beklemenize gerek yoktur. Ancak, feragat tarihinden sonra gerçekleşmiş YENİ bir olaya (kusura) dayanmanız gerekir. Eski olaylarla hemen dava açamazsınız.

Evet, olur. Genellikle ikinci dava, 'ek dava' niteliğinde açılır ve aralarında bağlantı olduğu için ilk dava ile birleştirilir. Böylece tek bir yargılama süreci yürütülür.

Bir yıldır. TMK m. 166/4'e göre boşanma davası reddedilip karar kesinleştikten sonra bir yıl geçmesine rağmen ortak hayat yeniden kurulamamışsa, eşlerden biri mahkemeye başvurarak fiili ayrılık sebebiyle boşanma talep edebilir. Halk arasında bilinen üç yıllık süre 14 Kasım 2024 tarihli 7532 sayılı Kanun'la bir yıla indirilmiştir.

Evet, ikinci dava (ek dava) bağımsız bir dava gibi açıldığı için yeniden başvuru harcı ve peşin harç ödenmesi gerekir. Dosyalar birleşse bile harç yatırılmalıdır.

Aynı taraflar arasında, aynı konuda ve aynı sebeplere dayalı açılmış ve halen görülmekte olan bir dava varken ikinci bir davanın açılmasına itiraz edilmesidir. İkinci davanın sebebi (olayları) farklı ise derdestlik itirazı geçerli olmaz.

Evet, anlaşmalı boşanma davasından feragat ederseniz veya anlaşma sağlanamazsa dava reddedilir. Sonrasında çekişmeli boşanma davası açabilirsiniz ancak yeni davada çekişmeli boşanma sebeplerini (kusurları) ispatlamanız gerekir.

Geri çekme (feragat) tarihinden sonra eşinizin size karşı işlediği yeni kusurları (hakaret, şiddet, ilgisizlik vb.) delillendirerek yeni bir boşanma davası açabilirsiniz.

Eğer ikinci dava ilk dava ile birleştirilirse, hakim gerekli görürse yeni olaylar için tanıkları tekrar dinleyebilir veya sadece yeni tanıklar dinleyebilir. İlk davadaki tutanaklar birleşen dosya için de geçerli olur.

Bu durum Türk Ceza Kanunu açısından suç olmaktan çıkarılmıştır ancak boşanma davasında 'sadakatsizlik' ve 'güven sarsıcı davranış' olarak ağır kusur sayılır. Bu yeni olay için ek dava açılabilir.

Hayır, kaybolmaz. Ancak yeni açacağınız davada tazminat kazanabilmek için, yeni davaya konu olan olaylarda eşinizin kusurlu olduğunu ispatlamanız gerekir.

Çok nadir de olsa hakim birleştirme kararı vermeyebilir veya dosyalar farklı yargı çevrelerinde olabilir. Bu durumda ikinci davanın sonucunun bekletici mesele yapılması talep edilebilir.

Bu hakaret, dava tarihinden sonra olduğu için mevcut dosyanın konusu olamaz. Bu yeni hakaret eylemi için ayrı bir boşanma davası açıp birleştirme istemelisiniz.

Hayır, TMK 166/4 uyarınca açılan davalarda kimin kusurlu olduğuna bakılmaz. Sürenin dolması ve bir araya gelmeme olgusu boşanma için yeterlidir.

Eski davadaki olaylar affedilmiş sayıldığı için doğrudan kusur delili olamaz. Ancak kişilik yapısını veya olayların sürekliliğini göstermek adına takdiri delil olarak sunulabilir, fakat hüküm sadece YENİ olaylara dayanmalıdır.

Hayır, getiremez. WhatsApp uçtan uca şifreleme sistemi kullandığı için, ne GSM operatörleri ne de mahkemeler geçmiş mesaj içeriklerine (yazı, fotoğraf) ulaşamaz. Mahkeme sadece mesajın gönderildiği tarih ve saati (trafik bilgisini) talep edebilir. Bu nedenle mesajları gördüğünüzde ekran görüntüsü almanız çok önemlidir.

Evet, genellikle delil sayılır. Yargıtay, eşlerin ortak yaşam alanı içinde elde edilen ve kurgusal olmayan (casus programla alınmayan) ekran görüntülerini delil olarak kabul etmektedir. Ancak telefonun şifresinin zorla kırılması veya hacklenmesi hukuka aykırı delil sayılabilir.

Evet, çıkar. Türkiye'de oteller, pansiyonlar ve resmi konaklama yerleri, müşterilerin kimlik bilgilerini anlık olarak Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Kimlik Bildirim Sistemi'ne (KBS) girer. Mahkeme bu kayıtları talep ettiğinde, eşinizin kiminle aynı odada kaldığı resmi olarak belgelenir.

Türk Medeni Kanunu'na göre, zina sebepli boşanma davası açma süresi, aldatma eylemini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 aydır. Her halükarda eylemin üzerinden 5 yıl geçerse dava hakkı düşer. Bu süre hak düşürücü süredir, kaçırılmamalıdır.

Tek başına 'zina' (cinsel ilişki) sayılmaz ancak 'Güven Sarsıcı Davranış' olarak kabul edilir. Eşinizin karşı cinsten biriyle, hayatın olağan akışına aykırı saatlerde (gece yarısı) ve sıklıkta görüşmesi, sadakat yükümlülüğüne aykırı bulunur ve boşanma sebebi sayılır.

Hayır, bu yöntem hukuka aykırı delil elde etme yöntemidir ve suç teşkil edebilir. Özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği için mahkeme bu delili kabul etmeyebilir ve hakkınızda ceza davası açılabilir. Yasal yollardan (örneğin trafik cezaları, HGS kayıtları) konum tespiti yapmak daha güvenlidir.

Normalde evet, ancak zina ispatlanırsa durum değişir. TMK 236/2 maddesi gereği, boşanma sebebi 'zina' ise hakim, kusurlu eşin artık değerdeki payını azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Bu, aldatan eşin mal paylaşımından hiç pay alamaması anlamına gelebilir.

Yargıtay uygulamalarına göre, boşanmada 'tam kusurlu' sayılan eş yoksulluk nafakası alamaz. Aldatma (zina) eylemi eşi tam kusurlu veya ağır kusurlu hale getirdiği için, aldatan taraf genellikle nafaka talep etme hakkını kaybeder.

Mevcut Yargıtay içtihatlarına göre hayır. Yargıtay, evlilik birliğinin tarafı olmayan 3. kişinin sadakat yükümlülüğü olmadığı gerekçesiyle, bu kişilere manevi tazminat davası açılmasını kabul etmemektedir. Ancak özel haksız fiil (tehdit, hakaret, konut dokunulmazlığı ihlali) varsa durum farklılaşabilir.

Türkiye'de özel dedektiflik yasası henüz yoktur ancak fiilen bu işi yapanlar vardır. Dedektifin kamuya açık alanlarda çektiği fotoğraflar delil olabilirken, eve gizlice girmesi veya özel alanları izlemesi suçtur. Dedektif raporu tek başına delil olmaz, dedektifin mahkemede tanık olarak dinlenmesi gerekir.

Eğer bu itirafı bir tartışma sırasında veya normal bir konuşma esnasında, planlamadan (tuzak kurmadan) kaydettiyseniz, Yargıtay bunu 'tesadüfi delil' olarak kabul edebilir. Ancak itiraf ettirmek için baskı yapmak veya sistematik ses kaydı almak hukuka aykırıdır.

Aldatma (zina), eşler arasındaki bir kusurdur ve doğrudan ebeveynlik yeteneğini etkilemeyebilir. Hakim, çocuğun üstün yararına bakar. Ancak aldatan eş, çocuğun yanında ahlaka aykırı bir yaşam sürüyorsa veya çocuğu ihmal ediyorsa velayeti kaybedebilir.

Hayır, çıkmaz. HTS kayıtları sadece 'trafik' bilgisidir. Yani kimin kiminle, saat kaçta, ne kadar süre konuştuğu ve hangi baz istasyonundan sinyal verdiği görülür. Ne konuşulduğu veya mesajda ne yazıldığı bu kayıtlarda yer almaz.

TMK 161. maddeye göre 'Affeden tarafın dava hakkı yoktur'. Eğer aldatmayı öğrendikten sonra eşinizle barışır, tatile gider veya aynı yatakta yatmaya devam ederseniz, mahkeme bunu af sayar ve zina nedeniyle açtığınız davayı reddeder.

Tek başına zina delili olmasa da, sadakatsizlik ve güven sarsıcı davranış delili olabilir. Eşinizin eski sevgilisiyle flörtöz yorumlaşmaları veya sürekli etkileşimi, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma gerekçesi sayılabilir.

Evet, boşanabilirsiniz. Kumar oynamak ceza hukuku anlamında her zaman suç olmayabilir (yasal şans oyunları gibi), ancak Medeni Hukuk açısından evlilik birliğinin ekonomik ve güven temelini sarstığı için geçerli bir boşanma sebebidir.

Kural olarak, eşlerden birinin kişisel borçlarından (kumar borcu gibi) diğer eş şahsi mal varlığı ile sorumlu değildir. Ancak, alacaklılar eve hacze gelirse eşyalar tehlikeye girebilir. Bu nedenle mal ayrılığı rejimi veya yasal süreçlerin doğru yönetilmesi önemlidir.

Banka hesap hareketleri, kredi kartı ekstreleri, bahis sitelerinden gelen SMS ve mailler, tanık beyanları ve otel/casino giriş çıkış kayıtları en önemli delillerdir. Mahkeme kanalıyla bankalardan geriye dönük döküm istenebilir.

Evet, eşinizin kumar oynaması 'kusurlu' bir davranış olduğu için, bu durumdan kaynaklı yaşadığınız maddi kayıplar için maddi tazminat, çektiğiniz üzüntü ve yıpranma için manevi tazminat talep edebilirsiniz.

Kesinlikle evet. 2026 yargı kararlarına göre, kumarın fiziki veya sanal ortamda oynanması fark etmez. Aile ekonomisini riske atan kaldıraçlı kripto işlemleri veya sanal bahisler de ekonomik şiddet ve güven sarsıcı davranış olarak kabul edilir.

Kumar bağımlılığı, ebeveynlik görevlerini ihmal etmeye ve çocuğun gelişimini olumsuz etkilemeye yol açabileceğinden, velayet davalarında büyük bir dezavantajdır. Hakim, çocuğun üstün yararını gözeterek genellikle velayeti kumar bağımlısı olmayan eşe verir.

Mal paylaşımı davasında, eşinizin kumarda kaybettiği paralar 'eklenecek değer' olarak hesaba katılır. Yani bu paralar hiç harcanmamış gibi varsayılarak, size düşen payın (katılma alacağı) hesaplanmasında dikkate alınır ve eşiniz bu miktarı size borçlanır.

Eğer eşinizin kumar alışkanlığı evde şiddete, tehdide veya ağır psikolojik baskıya dönüşüyorsa, 6284 sayılı Kanun kapsamında evden uzaklaştırma kararı talep edebilirsiniz.

Ara sıra keyif amaçlı ve bütçeyi sarsmayan yasal şans oyunları oynamak tek başına boşanma sebebi sayılmayabilir. Ancak bu durum bağımlılığa dönüşür, aile bütçesini sarsar ve eşler arası iletişimi koparırsa boşanma sebebi olur.

Eğer ev 'aile konutu' ise ve tapuda aile konutu şerhi varsa, eşiniz sizin rızanız olmadan evi satamaz; sattıysa tapu iptal davası açılabilir. Şerh yoksa durum daha karmaşıktır ancak yine de irade sakatlığı veya muvazaa iddiaları ile hukuki yollara başvurulabilir.

Borç ödememek (nafaka hariç) Türkiye'de hapis cezası gerektirmez. Ancak yasa dışı bahis oynamak veya oynatmak idari para cezası ve hapis cezası gerektiren suçlardır.

Eğer eşiniz boşanmayı ve şartlarınızı (tazminat, velayet vb.) kabul ederse, anlaşmalı boşanma en hızlı ve en az yıpratıcı yoldur. Ancak genelde kumar bağımlıları maddi talepleri kabul etmekte zorlanır.

Bu endişeniz varsa, boşanma davasıyla birlikte koruma ve uzaklaştırma tedbirleri talep edilir. Hukuk sistemi sizi korumak için gerekli mekanizmalara sahiptir.

Davanın türüne göre süre değişir. Anlaşmalı boşanmalar mahkemenin yoğunluğuna göre 1 hafta ile 1 ay arasında sonuçlanabilirken, çekişmeli boşanma davaları usul işlemleri, tanık dinleme ve bilirkişi süreçleri nedeniyle 1.5 yıl ile 3 yıl arasında sürebilmektedir. 2026 yılındaki mahkeme yoğunlukları bu süreyi etkileyen ana faktördür.

Hayır, Türk Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre boşanma davası açmak ve takip etmek için avukat tutma zorunluluğu yoktur. Dava ehliyetine sahip her birey kendi davasını açabilir. Ancak usul hataları yapmamak ve hak kaybına uğramamak için hukuki destek alınması şiddetle tavsiye edilir.

Evet, UYAP Vatandaş Portal sistemi üzerinden e-İmza veya Mobil İmza kullanarak boşanma davası açabilirsiniz. Dava dilekçenizi UDF veya PDF formatında sisteme yükleyip harçları kredi kartıyla ödeyerek adliyeye gitmeden başvuru yapmanız mümkündür.

Evet, boşanma dilekçesini kendiniz yazabilirsiniz. Ancak dilekçenin HMK 119. maddedeki şartları taşıması zorunludur. Olayları kronolojik, net ve delillerle ilişkilendirerek yazmalı; talep sonucunu (nafaka, velayet, tazminat) açıkça belirtmelisiniz. Eksik dilekçe davanın uzamasına veya reddine yol açabilir.

Eğer dilekçenizde veya duruşma tutanaklarında nafakayı usulüne uygun talep etmezseniz veya 'Nafaka istemiyorum' şeklinde beyanda bulunup feragat ederseniz hakkınızı kaybedebilirsiniz. Hakim, talep olmadan kendiliğinden (yoksulluk nafakası için) karar vermez. Bu nedenle taleplerinizi hukuki dille doğru ifade etmeniz çok önemlidir.

Boşanma davası açılış masrafları (başvuru harcı, peşin harç, gider avansı) her yıl Adalet Bakanlığı tarifesine göre güncellenir. 2026 yılı itibarıyla ortalama bir çekişmeli boşanma davası için başlangıçta gider avansı ile birlikte belirli bir bütçe ayırmanız gerekir. Anlaşmalı boşanmada masraflar daha düşüktür.

Eşinizin boşanmak istememesi davayı açmanıza engel değildir. Ancak bu durumda dava 'çekişmeli boşanma' davasına dönüşür. Eşinizin kusurunu ispatlamak zorunda kalırsınız. Bu süreç teknik ispat kuralları içerdiği için avukatsız yürütülmesi anlaşmalı boşanmaya göre çok daha zordur.

Hayır, anlaşmalı boşanma protokolünün noter onaylı olması şart değildir ve tek başına noter onayı boşanmayı sağlamaz. Protokolün geçerli olabilmesi için Aile Mahkemesi hakimi tarafından duruşmada onaylanması ve boşanma kararına geçirilmesi gerekir.

Dava dilekçenizde veya delil sunma aşamasında tanıklarınızın isimlerini, T.C. kimlik numaralarını ve adreslerini mahkemeye bildirmelisiniz. Mahkeme, tanıklara davetiye çıkarır. Duruşma günü tanıklarınızı hazır ederseniz hakim onları dinler.

Anlaşmalı boşanmada hakim 'Boşanmak istiyor musunuz?', 'Protokoldeki imza size mi ait?', 'Özgür iradenizle mi karar verdiniz?' gibi sorular sorar. Çekişmeli boşanmada ise iddia edilen olaylarla (aldatma, şiddet, terk vb.) ilgili detaylı sorular sorarak maddi gerçeği ortaya çıkarmaya çalışır.

Hayır, Türk hukukunda tarafların (veya vekillerinin) katılımı ve hakimin kararı olmadan boşanma gerçekleşmez. Özellikle anlaşmalı boşanmada tarafların bizzat duruşmada hazır bulunması şarttır. Çekişmeli davalarda ise mazeretsiz gitmemek davanın düşmesine sebep olabilir.

Davanızdan 'feragat' ederek vazgeçebilirsiniz. Mahkemeye vereceğiniz bir feragat dilekçesi ile dava sona erer. Ancak dikkat: Feragat ettiğiniz olaylara dayanarak aynı sebepten tekrar dava açamazsınız (yeni olaylar hariç).

Evet, Yargıtay uygulamalarına göre, hukuka uygun elde edilmiş (tahrif edilmemiş, eşin telefonuna casus yazılım yüklemeden, bizzat size gönderilen) WhatsApp mesajları, SMS'ler ve sosyal medya paylaşımları boşanma davasında delil olarak kullanılabilir.

Velayet konusunda hakimin temel kriteri 'Çocuğun Üstün Yararı'dır. Çocuğun yaşı, eğitimi, düzeni, hangi ebeveynle daha iyi bir geleceğe sahip olacağı değerlendirilir. Küçük yaşta (0-3 yaş) anne bakımı esas alınırken, idrak çağındaki çocukların fikri pedagog aracılığıyla sorulur.

Eşiniz anlaşmadan vazgeçerse, mahkemeden süre talep ederek davanızı çekişmeli boşanma davasına dönüştürebilirsiniz. Bu durumda evliliğin temelinden sarsıldığını ve eşinizin kusurlu olduğunu ispatlamanız gerekecektir.

Protokol, mahkemece onaylanıp karar kesinleşmedikçe tarafları bağlamaz: boşanmanın fer'i sonuçlarına ilişkin anlaşmalar hâkim onaylamadıkça geçerli olmaz (TMK m. 184/5) ve boşanma konusundaki ikrarlar hâkimi bağlamaz (m. 184/3). Dava çekişmeliye döndüğünde protokoldeki tazminat veya nafaka rakamı hükme esas alınamaz; talepler yeniden ileri sürülüp kusur durumuna göre ispatlanmalıdır.

Evet, hâkim tarafların iradesinin serbestçe açıklanmadığını düşünürse veya protokoldeki şartları (özellikle çocuğun velayeti ve menfaatleri açısından) uygun bulmazsa anlaşmalı boşanmayı reddedebilir veya değişiklik talep edebilir.

Anlaşmalı boşanma tek celsede biterken, çekişmeliye dönen bir dava tanıkların dinlenmesi, bilirkişi incelemeleri ve diğer usuli işlemler nedeniyle yerel mahkemede ortalama 1.5 - 2.5 yıl sürebilir.

Evet. Gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra iki haftalık süre içinde istinafa başvurabilirsiniz; istinaftan feragat ettiyseniz bu feragatin karar size tebliğ edildikten sonra yapılmış olması gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'ne göre anlaşmalı boşanma kararı kesinleşinceye kadar anlaşmadan dönülebilir ve bu durumda dava çekişmeli boşanma olarak görülür. Yargıtay bu dönüşü kötü niyet gerekçesiyle engelleyen kararı da bozdu.

Anlaşmalı boşanmada maktu harç alınır. Dava çekişmeliye döndüğünde, eğer tazminat gibi talepleriniz varsa veya davanın niteliği değişirse eksik harçların tamamlanması mahkemece istenebilir.

Evet, dava çekişmeliye döndüğünde hâkimden 'tedbir nafakası' talep edebilirsiniz. Hâkim, boşanma davası süresince geçiminizi sağlamanız için (kusur durumuna bakmaksızın) tedbir nafakasına hükmedebilir.

Anlaşmalı boşanma için eşinizin gelmesi şarttır. Gelmezse dava hemen düşmez; hâkim size davaya çekişmeli olarak devam edip etmeyeceğinizi sorar. Devam ederseniz süreç çekişmeli olarak ilerler.

Sadece anlaşmadan vazgeçtiği için tazminat ödemez. Ancak açılan çekişmeli davada o eşin evlilik birliği içindeki kusurlu davranışlarını ispatlarsanız maddi ve manevi tazminat kazanabilirsiniz.

Anlaşmalı boşanmada tarafların kararına saygı duyulurken, çekişmeli davada hâkim tamamen çocuğun 'üstün yararına' göre karar verir. Pedagog raporu ve sosyal inceleme raporu sonucuna göre velayet anne veya babaya verilir.

Avukatsız yürütülen süreçte dava çekişmeliye dönerse, usul hukuku kuralları (süreler, delil sunma yöntemleri) devreye girer. Bu aşamada hata yapma riski çok yüksek olduğundan mutlaka bir avukattan destek alınmalıdır.

Hayır, boşanma protokolünün noterde yapılması zorunlu değildir ve geçerlilik şartı da değildir. Protokolün adi yazılı şekilde hazırlanıp mahkemeye sunulması ve duruşmada teyit edilmesi yeterlidir.

Kanunda asgari tanık sayısı yoktur; hâkim delilleri serbestçe takdir eder (TMK m. 184/4). Ancak boşanma sebebini ve kusuru ispat etmek için uygulamada en çok başvurulan delil tanıktır; olaylara bizzat tanık olan kişilerin somut anlatımları, mesaj, belge ve ceza dosyası gibi delillerle birlikte ispatı kolaylaştırır. Eşin iddiaları kabul etmesi tek başına yetmeyebilir, çünkü ikrar hâkimi bağlamaz (m. 184/3).

Evet, dava çekişmeliye dönse bile yargılamanın her aşamasında taraflar tekrar anlaşıp protokol sunarak boşanabilirler. Sulh her zaman mümkündür.

Eğer anlaşmalıdan vazgeçerseniz, karşı tarafın sizi boşanmaya zorlayabilmesi için çekişmeli davada sizin kusurlu olduğunuzu ve evliliğin çekilmez hale geldiğini ispatlaması gerekir. İspatlayamazsa dava reddedilir.

Evet, boşanma davası henüz kesinleşmediği için sadakat yükümlülüğü devam eder. Eve başka bir partner getirmek zina veya haysiyetsiz yaşam sürme kapsamında değerlendirilebilir ve boşanma davasında tam kusurlu sayılmanıza, tazminat ödemenize ve velayeti kaybetmenize neden olabilir.

Hayır, eşinizin telefonuna izinsiz girmek, şifresini kırmak veya casus yazılım yüklemek TCK kapsamında suçtur. Bu yolla elde edilen deliller 'hukuka aykırı delil' sayılır ve mahkemede kullanılamaz. Ancak telefon ortada bırakılmışsa ve tesadüfen görülen bir bildirim varsa durum farklı değerlendirilebilir.

Dava devam ederken barışmak, aynı evde yaşamaya başlamak veya tatile gitmek hukuken 'af' niteliğindedir. Affeden taraf, affettiği olaylara dayanarak boşanma davasını sürdüremez. Dava reddedilebilir veya feragat edilmiş sayılabilir.

Kural olarak izinsiz ses kaydı suçtur ve delil olamaz. Ancak Yargıtay, ani gelişen bir hakaret veya tehdit durumunda, ispatlama imkanının bulunmadığı hallerde alınan anlık kayıtları istisnai olarak delil kabul edebilmektedir. Sistematik ve planlı kayıtlar ise suçtur.

Evlilik birliği içinde yapılan harcamalar kural olarak ortaktır. Ancak eşlerden biri, ailenin ihtiyacı dışında, kumar, lüks kişisel harcama veya üçüncü kişiler için harcama yapmışsa, bu borçlardan kişisel olarak sorumlu tutulabilir.

Evet, açabilir. Ancak evi terk etmek tek başına bir boşanma sebebi değildir. Evi terk eden eş, diğer eşin kusurlu olduğunu ispatlamak zorundadır. Eğer haklı bir sebep olmadan evi terk ettiyse, bu durum aleyhine değerlendirilir.

Mahkeme için en önemli kriter 'çocuğun üstün yararı'dır. Ebeveynin maddi durumundan ziyade çocuğa kimin daha iyi bakabileceği, çocuğun yaşı, alıştığı çevre ve ebeveynlerin psikolojik durumu belirleyicidir. Çocuğu diğer ebeveyne göstermeyen taraf velayeti kaybedebilir.

Hayır, mal kaçırma niyetiyle yapılan satışlar tespit edilebilir. Diğer eş, 'Tasarrufun İptali' davası açabilir veya mal paylaşımı davasında bu mallar 'eklenecek değer' olarak hesaplamaya dahil edilir.

Evet, Facebook, Instagram gibi platformlardaki herkese açık paylaşımlar delil olarak kabul edilir. Özellikle sadakatsizlik iddialarında veya nafaka miktarının belirlenmesinde (lüks yaşam paylaşımları) sıklıkla kullanılır.

Evet, anlaşmalı boşanma davalarında her iki tarafın da duruşmada bizzat hazır bulunması ve boşanma iradelerini hakimin yüzüne karşı beyan etmesi yasal zorunluluktur. Avukatınız olsa bile gitmek zorundasınız.

Tanıkların olayları bizzat görmüş olması (görgü tanığı) tercih edilir ancak duyuma dayalı tanıklık (duyum tanığı) tek başına yeterli olmayabilir. Mahkeme tanığın beyanlarının tutarlılığına ve diğer delillerle uyumuna bakar.

Dava kimin açtığından bağımsız olarak, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan ve boşanmada daha az kusurlu olan taraf nafaka talep edebilir. Kadının davası açması nafaka hakkını etkilemez.

Hayır, aksine boşanma sürecinin getirdiği stresi yönetmek için psikolojik destek almak sağlıklı bir davranıştır. Ancak, ciddi bir psikolojik rahatsızlık ve çocuğa zarar verme riski varsa bu durum velayet konusunda değerlendirilebilir.

Çekişmeli davalarda hakim genellikle tarafları çok fazla konuşturmaz, dilekçeler üzerinden gider. Anlaşmalı boşanmada ise "Boşanmak istiyor musunuz?", "Protokoldeki imzalar size mi ait?", "Barışma ihtimaliniz var mı?" gibi teyit soruları sorar.

Erkeğin boşanma davası açması otomatik olarak nafaka ödeyeceği anlamına gelmez. Eğer kadın çalışıyorsa, geliri varsa veya boşanmada erkekten daha ağır kusurluysa erkek yoksulluk nafakası ödemez. Ancak çocukların velayeti anneye verilirse iştirak nafakası ödenmesi gerekir.

Evet, verilebilir. Mahkemeler 'çocuğun üstün yararı' ilkesine göre karar verir. Eğer anne çocuğa bakmaktan acizse, şiddet uyguluyorsa, ahlaka aykırı yaşam sürüyorsa veya çocuk babayla kalmak istediğini (belli bir yaşın üzerindeyse) beyan ederse velayet babaya verilebilir.

Evet, eşiniz boşanmak istemese bile siz boşanma sebeplerini ve eşinizin kusurunu mahkemede ispatlarsanız hakim boşanmaya karar verir. Tek taraflı irade ile dava açılabilir, önemli olan iddiaların kanıtlanmasıdır.

Hayır, kural olarak aldatan (zina yapan) kadın tam kusurlu veya ağır kusurlu sayılır. Türk Medeni Kanunu'na göre ağır kusurlu eşe yoksulluk nafakası bağlanmaz. Aldatılan erkek nafaka ödemekten kurtulabilir ve tazminat alabilir.

Haklı bir sebep olmadan (can güvenliği tehdidi, ağır hakaret vb.) evi terk etmek ve geri dönmemek, aleyhinize 'terk' sebebiyle dava açılmasına neden olabilir. Bu da sizi kusurlu duruma düşürebilir. Evi terk etmeden önce mutlaka bir avukata danışmalısınız.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024'te içtihadını değiştirdi: taraflar arasında anlaşma yoksa ve yerel örf-adet ispatlanmamışsa, erkeğe ve kadına takılan ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Yani erkeğe takılan çeyrek altın ve nakit erkekte kalır. Tek istisna karşı cinse özgü takılardır: erkeğe takılmış olsa bile bilezik gibi kadına özgü bir takı kadına verilmiş sayılır (2. HD, E. 2023/5704, K. 2024/2402).

Evet, Yargıtay kararlarına göre eşler arasındaki WhatsApp yazışmaları, e-postalar ve SMS kayıtları boşanma davalarında delil olarak kullanılabilir. Ancak bu kayıtların üzerinde oynama yapılmamış olması ve yasal yollarla (ekran görüntüsü vb.) elde edilmiş olması gerekir.

Nafaka miktarı, erkeğin geliri, kadının ihtiyaçları ve sosyal ekonomik duruma göre hakim tarafından belirlenir. Sabit bir rakam yoktur ancak genellikle erkeğin net gelirinin %20-25'i civarında olabilmektedir (çocuk nafakası hariç).

Anlaşmalı boşanma davası açabilmek için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması şarttır. 1 yıldan kısa süren evliliklerde sadece çekişmeli boşanma davası açılabilir.

Çekişmeli boşanma davalarında 'evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını' ve geçimsizliği ispatlamak için tanık beyanları en önemli delillerden biridir. Genellikle her iki tarafın da en az 2 tanık dinletmesi önerilir.

Evet, eğer kadın boşanmaya sebep olan olaylarda (aldatma, hakaret, iftira vb.) erkeğin kişilik haklarına saldırmışsa, erkek manevi tazminat talep edebilir ve kazanabilir.

Boşanma kararı kesinleşinceye kadar sadakat yükümlülüğü devam eder. Dava sürerken başka biriyle ilişki yaşamak 'sadakatsizlik' sayılır ve davada aleyhinize kusur olarak eklenip tazminat ödemenize neden olabilir.

Küçük yaşlardaki çocukların (0-6 yaş) anne bakımına ve şefkatine daha muhtaç olduğu kabul edildiğinden (anne bakım ve şefkatine muhtaçlık ilkesi), annenin çok ağır bir kusuru veya hastalığı yoksa velayet genellikle anneye verilir.

Boşanma davası masrafları; dava harçları, tebligat giderleri, bilirkişi ücretleri ve avukatlık ücretinden oluşur. Çekişmeli davalar anlaşmalı davalara göre daha uzun sürdüğü için maliyeti daha yüksektir. 2026 yılı avukatlık asgari ücret tarifesi ve baronun tavsiye niteliğindeki ücretleri baz alınır.

Velayet anneye verilirse, baba ile çocuk arasında 'kişisel ilişki' kurulur. Genellikle ayda 2 hafta sonu, sömestr tatilinin bir haftası, dini bayramların belirli günleri ve yaz tatilinde 1 ay şeklinde görüşme süreleri belirlenir.

Hayır, boşanma davası açılmış olsa bile karar kesinleşene kadar yasal olarak evlisiniz ve sadakat yükümlülüğünüz devam eder. Yeni bir ilişki, davada aleyhinize delil olarak kullanılabilir, kusurlu sayılmanıza ve tazminat ödemenize neden olabilir.

Bu durumu mevcut davanızda doğrudan kullanamazsınız. Yeni olay (sadakatsizlik/zina) sebebiyle ikinci bir boşanma davası açmalı ve bu davayı mevcut davanızla birleştirmeyi talep etmelisiniz.

Evet, fiilen ayrı yaşamak evliliği hukuken sonlandırmaz. Ayrı yaşarken de eşlerin birbirine sadakat yükümlülüğü devam eder. Bu süreçteki ilişkiler boşanma sebebi ve kusur sayılır.

Evet, Türk Ceza Kanunu'na göre aralarında evlenme akdi olmaksızın (yani resmi nikahı bitirmeden veya yenisini yapmadan) dinsel tören yapmak suç teşkil edebilir. Ayrıca boşanma davasında sadakatsizliğin en net kanıtıdır.

İçeriğine göre değişmekle birlikte, duygusal yakınlık içeren, sık ve uygunsuz saatlerde yapılan mesajlaşmalar 'Güven Sarsıcı Davranış' olarak kabul edilir ve boşanma sebebidir.

Eğer bu görüşme ispatlanırsa ve mahkeme sizi bu yüzden ağır kusurlu bulursa, yoksulluk nafakası alma hakkınızı kaybedersiniz. Tedbir nafakası ise davanın seyrine göre devam edebilir veya kesilebilir.

Yerel mahkemenin verdiği karara tarafların itiraz etmemesi veya itiraz üzerine İstinaf ve Yargıtay süreçlerinin tamamlanıp kararın onanması ile kesinleşir.

Otel kayıtları, HTS (arama geçmişi) kayıtları, sosyal medya paylaşımları, tanık beyanları, fotoğraflar ve güvenlik kamerası görüntüleri gibi hukuka uygun her türlü delille ispatlayabilirsiniz.

Özel dedektiflik Türkiye'de yasal bir zemine tam oturmamıştır. Dedektifin özel hayatın gizliliğini ihlal ederek (ev içine kamera koyma vb.) elde ettiği deliller mahkemede geçersizdir ve suçtur. Ancak kamuya açık alanda çekilen fotoğraflar bazen delil olabilir.

Hayır, karar kesinleşene kadar risk devam eder. Eşiniz durumu fark ederse anlaşmadan vazgeçip davayı çekişmeliye çevirebilir ve zina nedeniyle tazminat isteyebilir.

Kesinlikle etkiler. Bu durum sadakatsizliğin ikrarı (kabulu) niteliğinde olabilir ve aleyhinize güçlü bir delil teşkil eder.

Dava sürerken kadının başka birinden hamile kalması, zinanın en kesin kanıtıdır. Bu durumda doğacak çocuk evlilik birliği içinde doğmuş sayılacağından soybağı reddi davası gibi ek hukuki süreçler de gerekecektir.

Yargıtay, boşanma kararı kesinleşinceye kadar sadakat yükümlülüğünün mutlak surette devam ettiği görüşünü korumaktadır. 'Boşanma davası açılması eşleri serbest bırakmaz' ilkesi geçerliliğini sürdürmektedir.

Bu durumu kanıtlayan otel veya ulaşım kayıtlarını talep ederek zina veya güven sarsıcı davranış sebebiyle ek dava açmalı ve mevcut davanızla birleştirmelisiniz.

Tazminat miktarı; tarafların ekonomik durumu, kusurun ağırlığı, evlilik süresi ve yaşanan olayın yarattığı manevi tahribata göre hakim tarafından belirlenir. Net bir rakam vermek mümkün değildir.

Hayır, TMK 166/3 gereği resmi nikah tarihinden itibaren 1 yıl dolmadan 'anlaşmalı boşanma' hükümlerine göre boşanma gerçekleşemez. Bu durumda çekişmeli boşanma davası açılıp, tanık dinletilerek süreç hızlandırılmaya çalışılabilir.

2026 yılı dava harçları ve avukatlık asgari ücret tarifesine göre belirlenir. Dava harçları maktu (sabit) olup çekişmeli davalara göre daha ekonomiktir. Net ücret için avukatınızla görüşmeniz gerekir.

Erkekler için bir bekleme süresi yoktur, karar kesinleştiği an evlenebilirler. Kadınlar için 300 günlük 'iddet müddeti' vardır. Ancak kadın, hamile olmadığını doktor raporuyla kanıtlayarak iddet müddetinin kaldırılması davası açıp beklemeden evlenebilir.

Evet, duruşma anında hakim kararı verene kadar protokolü kabul etmediğinizi beyan edebilir veya davadan feragat edebilirsiniz. İrade beyanı duruşma esnasında esastır.

Hayır, mal paylaşımı boşanmadan ayrı da görülebilir. Ancak anlaşmalı boşanmanın mantığı her sorunu tek seferde çözmek olduğu için, mal paylaşımının da protokolde karara bağlanması tavsiye edilir.

Eşiniz Türkiye'deki duruşmaya gelmek zorundadır. Ancak çok istisnai durumlarda ve uluslararası tebligat süreçleriyle, yurt dışındaki konsolosluk veya mahkemeler aracılığıyla istinabe yoluyla dinlenmesi talep edilebilir, fakat bu süreci uzatır.

Taraflar nafaka istemediklerini beyan ederlerse nafaka ödenmez. Ancak çocuk için iştirak nafakası kamu düzenine ilişkindir, hakim çocuk için nafakaya hükmedilmesini isteyebilir.

Anlaşmalı boşanma davası, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa 6 aydan beri birlikte oturdukları yerdeki Aile Mahkemesi'nde açılır. Taraflar anlaştığı için yetki itirazı olmazsa Türkiye'nin her yerinde açılabilir.

Yargıtay uygulamalarına göre aksine bir anlaşma yoksa kadına takılanlar kadının sayılır. Ancak protokolde taraflar takıların paylaşımını diledikleri gibi belirleyebilirler.

Boşanma kararı adli sicil kaydına (sabıka) işlemez, sadece Nüfus Müdürlüğü'ndeki kütük kayıtlarına işlenir ve medeni haliniz 'Bekar' olarak değişir.

Evet, olur. Ancak doğacak çocuğun babası koca kabul edilir. Protokolde çocuğun doğumundan sonraki velayet ve nafaka durumu düzenlenmelidir.

Evet, çalışan kadın da nafaka alabilir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, kadının çalışıyor olması ve düzenli gelirinin bulunması, eğer bu gelir onu yoksulluktan kurtarmaya yetmiyorsa veya eşinin gelirinden çok düşükse, yoksulluk nafakası almasına engel değildir.

Boşanma davası açıldıktan sonraki ilk duruşmada veya duruşma öncesi tensip zaptı ile birlikte hakim geçici olarak tedbir nafakasına hükmedebilir. Bu genellikle davanın açılmasından itibaren 1-3 ay içinde gerçekleşir.

Evet, kanunumuzda cinsiyet ayrımı yoktur. Eğer erkek boşanma yüzünden yoksulluğa düşecekse ve kadının maddi durumu daha iyiyse, erkek de yoksulluk nafakası talep edebilir. Ancak uygulamada daha az rastlanmaktadır.

Nafaka miktarı her somut olaya göre değişir ancak Yargıtay asgari ücretli birinin de gücü oranında nafaka ödemesi gerektiğine hükmeder. Genellikle asgari ücretin %20-30'u civarında bir iştirak nafakası bağlanabilmektedir, ancak bu oran çocuk sayısına ve ihtiyaca göre değişir.

Evet, nafaka borcunu ödememek tazyik hapsi gerektiren bir suçtur. Birikmiş nafaka borçları için değil, ancak ödenmeyen 'cari ay' nafakası için alacaklı İcra Ceza Mahkemesi'ne şikayette bulunursa, borçluya 3 aya kadar tazyik hapsi verilebilir.

Çocuk 18 yaşını doldurduğunda iştirak nafakası kendiliğinden kesilir. Ancak çocuk eğitimine devam ediyorsa (üniversite vb.), çocuğun bizzat 'Yardım Nafakası' davası açarak eğitim süresince nafaka almaya devam etme hakkı vardır.

Kısa süreli evliliklerde (örneğin 1 yıldan az), hakimler genellikle süresiz nafaka yerine belirli bir süre nafaka ödenmesine veya toplu tazminat/nafaka ödenmesine karar verebilmektedir. Ancak yoksulluk nafakası şartları oluşmuşsa süresiz de verilebilir.

Anlaşmalı boşanmada taraflar nafaka konusunda serbestçe anlaşabilirler. Eş, kendisi için nafaka istemediğini beyan edebilir. Ancak çocukların iştirak nafakası konusunda hakim, çocuğun menfaatini gözeterek tarafların anlaşmasına müdahale edebilir.

Mahkeme kararında nafakanın her yıl ÜFE/TÜFE oranında artırılacağına dair bir hüküm varsa nafaka otomatik olarak artar. Böyle bir hüküm yoksa, nafaka alacaklısının 'Nafaka Artırım Davası' açması gerekir.

Evet, alınır. Eşin sigortasız çalışması nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Mahkeme, zabıta araştırması ve tanık beyanlarıyla kişinin gerçek gelirini ve yaşam standardını tespit ederek nafakaya hükmeder.

Hayır, düğün takıları (ziynet eşyaları) kadının kişisel malı sayılır ve boşanmada kadına verilir. Bu takıların verilmesi, erkeğin nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Nafaka ayrı, ziynet alacağı ayrıdır.

Evet, yoksulluk nafakası alan eş yeniden evlenirse nafaka kendiliğinden (mahkeme kararına gerek kalmadan) kesilir. Ancak çocuklar için ödenen iştirak nafakası, annenin evlenmesinden etkilenmez, devam eder.

Resmi nikah olmaksızın sadece imam nikahı ile yaşayanlar veya birlikte yaşayanlar boşanma hukukuna tabi değildir, dolayısıyla yoksulluk nafakası talep edemezler. Ancak ortak çocuk varsa, çocuk için iştirak nafakası (babalık davası ile birlikte) talep edilebilir.

Çekişmeli boşanma davası içinde talep edilen nafakalar davanın süresine tabidir (ortalama 1.5 - 2.5 yıl). Ancak bağımsız nafaka davaları veya nafaka artırım davaları genellikle daha kısa sürer ve ortalama 8-12 ay içinde sonuçlanabilir.

Kesinleşmiş bir boşanma kararı, olağan kanun yolları (istinaf, temyiz) tükendiği için gün sınırı ile bozulmaz. Sadece yargılamanın yenilenmesi sebepleri varsa 3 ay ve 10 yıllık süreler içinde dava açılabilir.

Erkek için bir bekleme süresi yoktur, boşandığı gün dahi eski eşiyle tekrar evlenebilir. Kadın için ise 300 günlük iddet müddeti vardır ancak eski eşle evlenilecekse mahkeme bu süreyi derhal kaldırır.

Karar kesinleştikten sonra davayı geri çekmek veya pişmanlık gerekçesiyle iptal ettirmek mümkün değildir. Karar kesinleşmeden önce feragat dilekçesi verilirse dava düşer.

Eğer size usulüne uygun tebligat yapılmadıysa karar hukuken kesinleşmemiş olabilir. Bu durumda bir avukat aracılığıyla tebligatın usulsüzlüğünü şikayet ederek istinaf yoluna başvurabilirsiniz.

Yargılamanın yenilenmesi davaları, ispat yükünün ağırlığı ve incelemenin detaylı olması nedeniyle genellikle 1.5 ile 3 yıl arasında sürebilmektedir.

Yargılamanın yenilenmesi talepli dava, boşanma kararını veren Aile Mahkemesine açılmalıdır.

Hile iddiası; tanık beyanları, mesaj kayıtları, savcılık şikayetleri, ses kayıtları veya hileyi ortaya çıkaran diğer resmi belgelerle ispatlanmalıdır.

Kesinleşme şerhi, mahkeme kararının artık değiştirilemez olduğunu gösteren resmi bir yazıdır. Kararı veren mahkemenin kaleminden alınır.

Hayır, boşanma kamu düzenini ilgilendirdiği için tarafların anlaşmasıyla kesinleşmiş karar iptal edilemez. Yeniden evlenmeniz gerekir.

Kesinleşme şerhi silinir, dosya yeniden açık hale gelir ve size 2 haftalık istinaf başvuru süresi verilir. Bu süreçte boşanmış sayılmazsınız.

Zorunlu değildir ancak yargılamanın yenilenmesi çok teknik ve zor bir dava türüdür. Avukatsız yürütülmesi hak kaybına yol açabilir.

Temyiz süresi kesin süredir. Eğer mücbir bir sebep (ağır hastalık vb.) yoksa ve bunu belgeleyemiyorsanız, süreyi kaçırdığınızda karar kesinleşir.

Taraflar barışıp yeniden evlense bile, geçmişe dönük birikmiş nafaka borçları kendiliğinden silinmez, icra takibi varsa alacaklının feragat etmesi gerekir.

Evet, imzanın size ait olmadığı kriminal inceleme ile ispatlanırsa, yargılamanın yenilenmesi yoluyla boşanma kararı iptal edilebilir.

Karar kesinleşmeden eşlerden biri ölürse evlilik boşanmayla değil ölümle sona erer ve sağ kalan eş kural olarak mirasçı olur. Ancak ölen eşin mirasçılarından biri davaya devam eder ve sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olduğu ispatlanırsa, sağ kalan eş mirasçılığını kaybeder (TMK m. 181/2). Ölen eşin davacı ya da davalı olması fark etmez; anlaşmalı boşanma davalarında ise bu ispat yapılamaz.

Çekişmeli boşanma davaları, mahkemelerin yoğunluğuna, toplanacak delillerin durumuna ve tanık sayısına göre değişmekle birlikte, İstanbul gibi büyük şehirlerde yerel mahkeme aşaması ortalama 1.5 - 2.5 yıl sürmektedir. İstinaf ve Yargıtay süreçleri de eklendiğinde bu süre uzayabilir.

Evet, boşanabilirsiniz. Çekişmeli boşanma davalarında karşı tarafın rızası aranmaz. Önemli olan, eşinizin kusurlu davranışları nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ve ortak hayatın çekilmez hale geldiğini mahkemede delillerle ispatlamanızdır.

Boşanmaya neden olan olaylarda kusurunuz eşinizden daha ağır değilse ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşecekseniz yoksulluk nafakası alabilirsiniz. Ayrıca dava süresince barınma ve geçiminiz için tedbir nafakası da talep edebilirsiniz.

Hayır, aynı değildir. Anlaşmalı boşanma (TMK 166/3), tarafların boşanmanın tüm sonuçları üzerinde uzlaştığı ve en az 1 yıl evli kaldığı durumlarda geçerlidir. Temelden sarsılma ise genellikle tarafların anlaşamadığı ve kusur ispatının gerektiği çekişmeli bir süreçtir.

Sadece soyut olarak 'anlaşamıyoruz' demek yeterli değildir. Anlaşmazlığın nedenlerini, hangi olayların yaşandığını ve bu olayların evliliği nasıl çekilmez hale getirdiğini somut vakıalarla (hakaret, ilgisizlik, şiddet vb.) anlatmanız ve ispatlamanız gerekir.

Zina (aldatma), özel ve mutlak bir boşanma sebebidir ancak ispatı zordur (cinsel ilişkinin kanıtlanması gerekir). Eğer cinsel ilişkiyi tam ispatlayamıyorsanız ancak güven sarsıcı davranışlar varsa, TMK 166/1 kapsamında 'Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması' davası açmak daha garantili bir yoldur.

Evet, Yargıtay uygulamalarına göre, eşlerin birbirlerine gönderdikleri hakaret, tehdit veya güven sarsıcı içerikli WhatsApp, SMS ve sosyal medya mesajları boşanma davalarında geçerli delil olarak kabul edilmektedir.

Evet, aynı evde yaşarken de boşanma davası açılabilir. Ancak dava açıldıktan sonra eşlerin fiilen ayrılmaları ve ayrı yaşamaları, boşanma iradesinin kararlılığını göstermek açısından önemlidir. Hakim dava süresince eşlerin ayrı yaşamasına izin veren tedbir kararı verebilir.

Evet, eşinizin ailesinin size kötü davranması, hakaret etmesi veya fiziksel şiddet uygulaması karşısında eşinizin sessiz kalması, sizi korumaması veya onlarla birlikte hareket etmesi, eşiniz açısından kusur sayılır ve boşanma sebebidir.

Kesinlikle evet. Sürekli aşağılama, hakaret, küçümseme, başkalarıyla kıyaslama, baskı altına alma, sosyal hayattan soyutlama gibi davranışlar psikolojik şiddettir ve evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan en önemli sebeplerden biridir.

Boşanma davasını ilk açan tarafın haklı veya haksız olduğu yönünde bir peşin hüküm yoktur. Önemli olan davayı kimin açtığı değil, kimin iddialarını ispatlayabildiğidir. Ancak davayı açan taraf, karşı tarafın kusurlu olduğunu ispatla yükümlüdür.

Boşanma sebebi sayılan olaydan sonra tarafların barışması, tatile gitmesi, cinsel ilişkiye girmesi veya sosyal medyada mutluluk pozları vermesi 'af' veya 'hoşgörü' sayılır. Affedilen olaylara dayanılarak boşanma davası açılamaz.

Kural olarak izinsiz alınan ses kayıtları hukuka aykırı delildir ve suçtur. Ancak Yargıtay, bazı istisnai durumlarda, başka türlü ispat imkanının olmadığı ani gelişen olaylarda (örneğin ani bir hakaret veya tehdit anında) alınan kayıtları delil olarak kabul edebilmektedir. Bu çok hassas bir konudur, avukatınıza danışmalısınız.

Evet, kusursuz olan veya eşine göre daha az kusurlu olan taraf boşanma davası açabilir. Tam kusurlu olan tarafın açtığı dava ise kural olarak reddedilir (karşı taraf itiraz ederse).

Eşiniz evi terk ettiyse, Türk Medeni Kanunu'nun 168. maddesi gereği size seçimlik hak tanınır. İsterseniz kendi bulunduğunuz (ikamet ettiğiniz) yerdeki Aile Mahkemesinde, isterseniz eşinizin yeni taşındığı yerdeki mahkemede, isterseniz de evi terk etmeden önce son 6 ay birlikte yaşadığınız yerdeki mahkemede dava açabilirsiniz. Genellikle davacılar kendi bulundukları yeri tercih etmektedir.

Eğer dava yetkisiz (yanlış) bir mahkemede açılırsa, dava doğrudan reddedilmez. Davalı tarafın, dava dilekçesini aldıktan sonraki 2 hafta (cevap süresi) içinde 'yetki itirazında' bulunması gerekir. İtiraz haklı bulunursa mahkeme yetkisizlik kararı verir ve dosya doğru mahkemeye gönderilir. Ancak davalı süresi içinde itiraz etmezse, yanlış yerde açılan dava orada görülmeye devam eder ve mahkeme yetkili hale gelir.

Hukuken anlaşmalı boşanma için de TMK 168. maddedeki yetki kuralları geçerlidir. Ancak uygulamada, taraflar anlaştığı ve duruşmaya birlikte katıldıkları için genellikle yetki itirazı yapılmaz. Yetki itirazı olmadığı sürece, hakimler davayı görmeye devam eder. Yine de en hızlı ve güvenli yol, eşlerden birinin ikametgahının bulunduğu yerde dava açmaktır.

Evet, açabilirsiniz. Hukukta 'yerleşim yeri' kavramı, kişinin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Fiilen İstanbul'da yaşıyorsanız (işiniz, eviniz oradaysa), bunu faturalar, kira sözleşmesi veya tanıklarla ispatlayarak İstanbul'da dava açabilirsiniz. Ancak olası bir itirazla ve ispat yüküyle uğraşmamak için dava açmadan önce nüfus kaydınızı İstanbul'a aldırmanız en pratik çözümdür.

Eğer bulunduğunuz ilçede müstakil bir Aile Mahkemesi kurulmamışsa, boşanma davasını o yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açmanız gerekir. Ancak dava dilekçenizin başlığına mutlaka 'Aile Mahkemesi Sıfatıyla' ibaresini eklemelisiniz. Bu durumda Asliye Hukuk hakimi, Aile Mahkemesi usullerine göre yargılama yapacaktır.

Yazlık evler genellikle 'geçici oturma' yeri olarak kabul edildiği için 'yerleşim yeri' sayılmaz. Eğer son 6 aydır sürekli olarak o yazlıkta yaşamıyorsanız, orada açılan davaya karşı taraf yetki itirazında bulunabilir ve dava asıl ikametgahınızın olduğu yere gönderilir. Bu da zaman kaybına yol açar.

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları için, eğer Türkiye'de bir yerleşim yerleri yoksa; Türkiye'de sakin oldukları (daha önce oturdukları) yer mahkemesi, o da yoksa son defa oturdukları yer mahkemesi yetkilidir. Hiçbiri yoksa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde dava açılabilir.

Evet, kesin bir süre sınırı vardır. Çekişmeli boşanma davalarında davalı taraf, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren 2 haftalık (cevap süresi) süre içinde yetki itirazında bulunmalıdır. Bu süre geçtikten sonra yapılan yetki itirazları mahkemece dikkate alınmaz ve dava açıldığı yerde devam eder.

Kanunda erkek veya kadın için farklı bir yetki kuralı yoktur. Erkek de boşanma davasını; kendi yerleşim yerinde, eşinin (kadının) yerleşim yerinde veya son 6 ay birlikte oturdukları yerdeki Aile Mahkemesinde açabilir.

Kadın sığınma evinde kalan bir eş, sığınma evinin bulunduğu ilçedeki Aile Mahkemesinde boşanma davası açabilir. Mahkeme, kadının can güvenliğini gözeterek adres bilgilerini gizli tutabilir.

Hayır, boşanma davalarındaki yetki kuralı (TMK 168), kesin yetki kuralı değildir ve kamu düzeninden sayılmaz. Bu nedenle hakim yetki durumunu kendiliğinden (resen) araştırmaz, mutlaka karşı tarafın itirazı gerekir. Ancak istisnai bazı durumlarda (örneğin velayet davaları gibi bağımsız davalarda) kesin yetki kuralları olabilir.

İstanbul'da üç ana adliye bölgesi vardır: Çağlayan (Avrupa Yakası - Şişli, Beşiktaş, Kağıthane vb.), Anadolu (Kartal - Tüm Anadolu Yakası) ve Bakırköy (ve ona bağlı Küçükçekmece, Büyükçekmece). İkamet ettiğiniz ilçe hangi adliyenin yargı çevresindeyse davayı o adliyedeki Aile Mahkemesinde açmalısınız.

Hayır, avukatın ofisinin bulunduğu yer yetkiyi belirlemez. Yetki, tamamen eşlerin yerleşim yerine veya ortak konuta göre belirlenir. Avukatınızın ofisi Ankara'da, siz İstanbul'daysanız dava İstanbul'da açılır; avukatınız İstanbul'a gelerek veya UYAP üzerinden davayı takip eder.

Şart değildir ancak ispat kolaylığı sağlar. Eğer fiilen taşındıysanız ancak ikametgahınız hala eski evinizde görünüyorsa, mahkemede fiilen orada yaşadığınızı tanık veya faturalarla kanıtlamanız gerekir. Süreci uzatmamak adına dava öncesi ikametgahı güncellemek en doğru yöntemdir.

Hayır, dosya kendiliğinden gitmez. Mahkeme yetkisizlik kararı verdikten ve bu karar kesinleştikten sonra, davacı tarafın 2 hafta içinde mahkemeye başvurarak 'Dosyamı yetkili mahkemeye gönderin' diye talepte bulunması gerekir. Talep edilmezse dava açılmamış sayılır.

Hayır, E-Devlet ve UYAP Vatandaş Portal üzerinden yapılan boşanma davası sorgulama işlemleri tamamen ücretsizdir. Herhangi bir harç veya abonelik ücreti ödemeniz gerekmez.

E-Devlet sistemine şifrenizle giriş yapıp 'Dava Dosyası Sorgulama' ekranına bakarak adınıza açılmış bir dava olup olmadığını anında öğrenebilirsiniz. Eğer dava açılmışsa bu ekranda 'Davalı' sıfatıyla dosya görünecektir.

Hayır, boşanma davaları özel hukuk davalarıdır ve üçüncü kişilerin erişimine kapalıdır. Sadece davanın tarafları (eşler) ve vekaletnameli avukatları dosya içeriğini görebilir. Akrabalarınız veya arkadaşlarınız sistemden davanızı göremez.

UYAP Vatandaş Portal'a (vatandas.uyap.gov.tr) E-Devlet şifresi, Mobil İmza veya Elektronik İmza (E-İmza) seçeneklerinden biriyle giriş yapabilirsiniz. En yaygın ve kolay yöntem E-Devlet şifresi ile giriştir.

Evet, Adalet Bakanlığı'nın resmi 'UYAP Mobil' uygulamasını telefonunuza indirerek davanızı takip edebilirsiniz. Uygulama üzerinden duruşma günlerini görebilir ve evrakları inceleyebilirsiniz.

Dava dilekçesi mahkeme tevzi bürosuna teslim edilip harçları ödendikten sonra dosya açılır. Genellikle aynı gün içinde veya en geç 1-2 iş günü içerisinde E-Devlet ve UYAP sisteminde görünür hale gelir.

'Açık' ifadesi, davanın henüz sonuçlanmadığını ve yargılamanın devam ettiğini gösterir. Karar verilip kesinleşene kadar dosya durumu 'Açık' olarak görünmeye devam eder.

Tensip zaptı, mahkemenin davayı kabul ettiğini, duruşma gününü belirlediğini ve taraflardan ilk isteklerini sıraladığı açılış tutanağıdır. Bu ifadeyi görüyorsanız mahkeme süreci resmen başlamış demektir.

Evet, UYAP Vatandaş Portal üzerinden dosyanızdaki tüm dilekçeleri, duruşma tutanaklarını ve bilirkişi raporlarını bilgisayarınıza veya telefonunuza indirebilir, yazıcıdan çıktısını alabilirsiniz.

Davanın tarafı (davacı veya davalı) olsanız bile, bazen çok sıkı gizlilik kararlarında sistem otomatik olarak dosyayı kapatabilir. Bu durumda mahkeme kalemine giderek veya avukatınız aracılığıyla erişim yetkisi tanımlatmanız gerekebilir.

4060 SMS servisine abone olduğunuzda, dosyanızda bir evrak girdiğinde, duruşma tarihi verildiğinde veya karar çıktığında cebinize bilgilendirme mesajı gelir. Bu servis operatörünüz tarafından cüzi bir miktar ücretlendirilebilir.

E-Devlet şifreniz yoksa en yakın PTT şubesinden şifre almanız gerekmektedir. Alternatif olarak internet bankacılığı veya mobil imza kullanıyorsanız, bu yöntemlerle de E-Devlet'e ve UYAP'a giriş yapabilirsiniz.

Evet, davanız karara çıktığında gerekçeli karar UYAP sistemine yüklenir. Vatandaş Portal üzerinden 'Evrak' sekmesine giderek hakimin verdiği kararı detaylıca okuyabilirsiniz.

Evet, dosyanız Bölge Adliye Mahkemesi'ne (İstinaf) gittiğinde, dosya sorgulama ekranında ilgili Bölge Adliye Mahkemesi dosyası olarak ayrıca listelenir ve buradan takibi mümkündür.

Evet, ancak bunun için E-Devlet şifresi yeterli değildir. Sisteme evrak (dilekçe, delil vb.) yükleyebilmek için mutlaka Mobil İmza veya Elektronik İmza (E-İmza) sahibi olmanız gerekmektedir.

e-Devlet'te "Dava Dosyası Sorgulama" hizmetine veya UYAP Vatandaş Portalı'na girin; adınıza açılmış dosyalar mahkeme, esas numarası ve dosya durumuyla listelenir. Dava, dosyaya taraf olarak kaydedildiğiniz andan itibaren görünür; tebligatı beklemeniz gerekmez.

Evet. Karar verildiğinde dosya durumu "karara çıkmış", kesinleşince kesinleşme bilgisi görünür; karar evrakı UYAP'tan indirilebilir. Medeni hâlin "boşanmış" olması ise kararın nüfusa işlenmesinden sonra nüfus kayıt örneğinde görülür.

e-Devlet'e T.C. kimlik numaranız ve şifrenizle girin, arama kutusuna "Dava Dosyası Sorgulama" yazın ve listelenen dosyayı seçin. Evrak içeriği ve duruşma günü için UYAP Vatandaş Portalı'na e-Devlet şifresiyle giriş yapmanız yeterlidir; e-imza yalnızca dilekçe göndermek için gerekir.

Görünür. Dilekçe tevzi edilip esas numarası aldığı anda dosya UYAP'a kaydedilir ve e-Devlet'teki dava dosyası sorgulama hizmeti bu veriyi gösterir; tebligatın gelmesi beklenmez. Ekranda mahkeme adı, esas numarası, dava türü, dosya durumu ve taraf sıfatınız yazar. Belgelerin içeriği ise yalnızca e-imza veya mobil imza ile giriş yapıldığında açılır. Dosyayı yalnızca taraflar ve vekilleri görebilir.

İki yere bakmanız gerekir. Davanın bitip bitmediği dosya durumundan anlaşılır: karar verildiğinde durum "karara çıkmış" olur, kanun yolu süreleri geçince kesinleşme işlenir. Resmî medeni hâliniz ise nüfus kaydında değişir; karar kesinleşip nüfusa bildirildiğinde e-Devlet'teki nüfus kayıt örneğinde "boşanmış" olarak görünür ve boşanma tarihini vukuatlı nüfus kayıt örneğinden öğrenebilirsiniz.

E-Devlet üzerinden dava dosyası sorgulama hizmetine veya UYAP Vatandaş Portal'daki dosya sorgulama ekranına girip yargı türünü "Hukuk", dosya durumunu "Tümü" seçmeniz yeterlidir; adınıza davacı ya da davalı olarak kayıtlı dosyalar listelenir. Tebligatı beklemeniz gerekmez. Ancak cevap için iki haftalık süre dosyayı görmekle değil, dava dilekçesinin tebliğiyle başlar (HMK m. 127).

E-Devlet'te velayet sorgulama diye ayrı bir hizmet bulunmuyor. Velayetin kime verildiği mahkeme kararında yazılıdır; bilgiyi dava dosyasındaki karardan veya kesinleşme şerhli karar suretinden öğrenirsiniz. Okul, pasaport ve sağlık işlemlerinde kurumlar genellikle kesinleşme şerhli kararın suretini istediği için dosya ekranındaki özet bilgi yeterli olmaz.

Sorgulama ekranında dosya durumu varsayılan olarak "açık" geldiği için kapanmış dosyalar listelenmez; bu alanı "kapalı" veya "tümü" olarak değiştirmeniz gerekir. Kapanmış dosyalar esas numarası, mahkeme adı ve karar bilgisiyle görünür. Çok eski yıllara ait fiziki dosyalarda kayıt dijital ortamda bulunmayabilir; bu durumda kararı veren mahkemenin arşivine başvurmak gerekir.

Erkekler boşanma kararı kesinleştikten hemen sonra evlenebilir. Kadınlar ise 300 günlük iddet süresini beklemek zorundadır, ancak mahkemeden 'iddet müddetinin kaldırılması' kararı alarak bu süreyi beklemeden hemen evlenebilirler.

İddet müddeti, boşanma davasının bittiği gün değil, boşanma kararının 'kesinleştiği' tarihten itibaren başlar. Kesinleşme, gerekçeli kararın tebliği ve itiraz sürelerinin dolmasıyla gerçekleşir.

Hayır, Türk Medeni Kanunu'na göre erkekler için herhangi bir bekleme süresi (iddet müddeti) yoktur. Bu süre sadece kadınlar için soybağı karışıklığını önlemek amacıyla uygulanır.

Mahkemenin yoğunluğuna ve hastane raporunun alınma hızına bağlı olarak genellikle 1 hafta ile 1 ay arasında sonuçlanır. Rapor hızlı alınırsa karar birkaç gün içinde de çıkabilir.

Evet, iddet müddetinin kaldırılması davasında mahkeme kadının beyanını tek başına yeterli görmez. Resmi bir sağlık kuruluşundan (hastaneden) hamile olunmadığına dair tıbbi rapor alınması zorunludur.

Hayır, eğer boşandığınız eşinizle tekrar evlenecekseniz, mahkeme tıbbi rapora gerek duymadan süreyi kaldırır. Çünkü soybağı karışıklığı riski yoktur.

İddet süresi (300 gün) içinde doğan çocuk, biyolojik baba başkası olsa bile kanunen eski kocanın nüfusuna kaydedilir (Babalık Karinesi). Bu durumun düzeltilmesi için sonradan 'soybağının reddi davası' açılması gerekir.

Avukat tutmak yasal bir zorunluluk değildir ancak sürecin hızlı ve hatasız ilerlemesi, dilekçenin doğru yazılması ve hastane sevk işlemlerinin takibi için bir boşanma avukatı ile çalışmak faydalıdır.

Genellikle mahkemeler tam teşekküllü devlet hastanelerinden veya eğitim araştırma hastanelerinden alınan raporları kabul eder. Mahkemenin sevk ettiği kurumdan rapor alınması esastır.

Resmi nikah olmadan dini nikah kıyılması Türk Ceza Kanunu'na göre suç teşkil edebilir ve yasal bir geçerliliği yoktur. İddet süresi resmi nikah için bir engeldir.

Hayır, boşanma kararı kesinleşmeden hukuken evlilik birliği sona ermiş sayılmaz. Bu nedenle kesinleşme şerhi alınmadan ne kadın ne de erkek yeniden evlenemez.

Yurt dışında alınan boşanma kararının Türkiye'de geçerli olması için 'Tanıma ve Tenfiz' davası açılması veya nüfusa tescil edilmesi gerekir. Bu işlem yapıldığında Türk hukuku kuralları, dolayısıyla iddet süresi de geçerli olur.

Evet, kanun yaş ayrımı yapmaksızın tüm kadınlar için bu süreyi öngörmüştür. Ancak menopoza girmiş bir kadın da dava açıp tıbbi raporla (gebeliğin mümkün olmadığına dair) bu süreyi kaldırabilir.

Bu dava maktu harca tabidir, yani nispeten düşük maliyetli bir davadır. Harçlar dışında hastane rapor ücreti gibi ek masraflar olabilir.

Hayır, iddet süresi kadının cinsel özgürlüğünü kısıtlayan bir süre değil, sadece 'resmi nikah' yapmasını engelleyen idari/hukuki bir süredir.

Boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 300 gün geçmeden evlenemez (TMK m. 132). Süre karar gününden değil kesinleşme tarihinden sayılır. Doğum yaparsa süre kendiliğinden biter; gebe olmadığını raporla ispat ederse veya eski eşiyle yeniden evlenecekse aile mahkemesi süreyi kaldırır.

Anlaşmalı boşanmada da kural aynıdır: kararın kesinleşmesinden itibaren 300 gün beklenir. Anlaşmalı boşanmanın tek farkı kararın daha çabuk kesinleşmesidir; iddet müddetini kısaltmaz. Süreyi kaldırmak için ayrıca iddet müddetinin kaldırılması davası açmak gerekir.

300 gün yaklaşık 10 aya karşılık gelir. Örneğin 1 Mart 2026'da kesinleşen bir boşanmada süre 26 Aralık 2026'da dolar. Hamile olmadığınızı gösteren raporla aile mahkemesine başvurursanız bu süreyi beklemeden evlenebilirsiniz.

Aile mahkemesine iddet müddetinin kaldırılması davası açılır. Mahkeme, kadının önceki evliliğinden gebe olmadığını gösteren sağlık raporunu inceleyerek süreyi kaldırır (TMK m. 132/3). Eski eşle yeniden evlenme hâlinde de aynı yolla süre kaldırılır; dava genellikle kısa sürede sonuçlanır.

Mahkeme harçları peşin ödenmek zorundadır. Ancak avukatlık ücreti konusunda avukatınızla görüşerek taksitlendirme veya ödeme planı oluşturmanız mümkündür.

Yasal olarak boşanma davasında avukat tutma zorunluluğu yoktur. Ancak hak kaybına uğramamak, hatalı protokol düzenlememek ve süreci hızlı tamamlamak için uzman bir avukatla çalışılması şiddetle tavsiye edilir.

Çekişmeli davalarda kural olarak haksız çıkan taraf yargılama giderlerini öder. Ancak anlaşmalı boşanmada taraflar protokolde kimin ödeyeceğini serbestçe kararlaştırabilirler. Genellikle davayı açan taraf ilk masrafları karşılar.

Türk Medeni Kanunu'na göre anlaşmalı boşanabilmek için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması şarttır.

Çocuğun varlığı mahkeme harcını doğrudan artırmaz. Ancak velayet ve iştirak nafakası konularının protokolde detaylandırılması gerektiği için avukatın harcayacağı mesai ve sorumluluk artabilir, bu da avukatlık ücretine yansıyabilir.

Davadan feragat ederseniz veya anlaşmalı boşanma gerçekleşmezse, yatırdığınız harçların bir kısmı (karar harcı gibi) iade edilebilir ancak başvuru harcı iade edilmez. Avukatlık ücreti ise sözleşmenize bağlıdır, genellikle verilen emek karşılığı iade edilmez.

Dava kesinleştikten sonra, dosyada kullanılmayan gider avansı bakiyesi varsa, bu tutar davayı açan kişinin IBAN numarasına mahkeme tarafından iade edilir.

Evet, noterde yapılan işlemler ücrete tabidir. Ancak boşanma protokolünün noterde yapılması zorunlu değildir; avukatınızın hazırladığı veya sizin hazırlayıp imzaladığınız protokolü mahkemeye sunmanız yeterlidir.

Evet, eğer adli yardım şartlarını taşıyorsanız (maddi durumunuzun yetersizliğini belgelerseniz), Baro tarafından atanan avukat anlaşmalı boşanma davanızı da takip edebilir.

Her yıl başında Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen Yeniden Değerleme Oranına göre mahkeme harçları artırılmaktadır. 2026 yılı için de bu oranlar güncellenmiştir.

Boşanma kararı kesinleştikten sonra nüfus müdürlüğü kimliğinizi günceller. Sadece yeni kimlik kartı bedelini ödersiniz, bunun için ayrı bir dava ücreti yoktur.

Avukatlık ücretinden tasarruf etmiş olursunuz ancak hukuki terimleri yanlış kullanırsanız veya eksik madde yazarsanız, ileride açmak zorunda kalacağınız ek davalar size çok daha pahalıya mal olabilir.

E-Devlet (UYAP Vatandaş Portal) üzerinden dava açarken de mahkeme harçlarını kredi kartı ile peşin olarak yatırmanız gerekmektedir. Ücretsiz değildir.

Hayır, dava reddedilse bile mahkeme süreci işlediği için yatırılan başvuru harcı ve yapılan posta masrafları iade edilmez.

732,00 TL başvurma harcı, 732,00 TL maktu karar ve ilam harcı ve gider avansı (iki taraf için on tebligat ücreti + 530 TL) dava açılırken ödenir. Avukatla açılıyorsa 104,00 TL vekâletname suret harcı eklenir. Anlaşmalı boşanmada bilirkişi ve tanık gideri çoğunlukla olmaz.

Dilekçe için mahkemeye ayrı bir ücret ödenmez; harç ve gider avansı davanın kendisi içindir. Dilekçeyi avukata hazırlatırsanız ücreti avukatla yaptığınız sözleşmeye bağlıdır; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi bu iş için alt sınır belirler. Sitemizde ücretsiz indirilebilir anlaşmalı boşanma dilekçesi örneği bulunur.

Yasal olarak zorunlu değildir ancak protokolün hazırlanması ve hak kayıplarının önlenmesi için uzman bir avukatla çalışmak şiddetle tavsiye edilir.

Hayır, TMK 166/3 gereği resmi nikah tarihinden itibaren 1 yıl dolmadan anlaşmalı boşanma davası açılamaz.

Hayır, anlaşmalı boşanmada eşlerin hakim huzurunda bizzat bulunarak boşanma iradelerini açıklamaları yasal bir zorunluluktur.

Görevli mahkeme Aile Mahkemesi'dir. Yetkili mahkeme eşlerin yerleşim yeri mahkemesidir ancak anlaşmalı boşanmada taraflar itiraz etmezse her yerde açılabilir.

Protokolde tazminat haklarından feragat edilmişse veya haklar saklı tutulmamışsa, sonradan tazminat davası açılamaz.

Evet, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan erkek de, kadının mali gücü oranında yoksulluk nafakası talep edebilir.

Evi alan tarafın borcu üstlenmesi esastır, ancak banka nezdinde devir zor olduğundan protokolde iç ilişki detaylı düzenlenmelidir.

Hayır, anlaşmalı boşanmada tarafların kusur oranları (aldatma vb.) mahkemece araştırılmaz.

Duruşmada hakim karar verene kadar anlaşmadan vazgeçebilirsiniz. Bu durumda dava çekişmeli boşanmaya döner.

Evet, talep edilsin veya edilmesin, ileride sorun çıkmaması için ziynet eşyalarının durumu protokolde netleştirilmelidir.

Çekişmeli davaya göre daha uygundur; tanık, bilirkişi ve tebligat masrafları olmadığı için sadece başvuru harcı ve vekalet ücreti ödenir.

Aldatma (zina), 'tam kusurlu' davranış sayılır. Aldatan kadın kural olarak yoksulluk nafakası ve tazminat alamaz; aksine kocasına manevi tazminat ödemek zorunda kalabilir. Ancak, çocukların velayeti aldatma eyleminden bağımsız değerlendirilir ve çocuklar için iştirak nafakası her durumda alınabilir. Ayrıca mal paylaşımı (edinilmiş mallar) hakkı aldatma durumunda tamamen kaybolmaz, hakim hakkaniyet indirimi yapabilir ancak tamamen silinmesi zina davasının özel şartlarına bağlıdır.

2024'teki içtihat değişikliğinden sonra kime takıldığı belirleyici oldu: anlaşma ve ispatlanmış örf-adet yoksa kadına takılanlar kadına, erkeğe takılanlar erkeğe aittir; kadına özgü bir takı erkeğe takılmışsa yine kadına verilmiş sayılır. Kadına ait altınlar bozdurulmuş veya harcanmış olsa bile aynen iadesi istenebilir; altın misli eşya olduğundan icrada borçlunun elindeki aynı nitelikteki altın alınabilir, o da yoksa değer haczin yapıldığı tarihteki rayice göre belirlenir (İİK m. 24). Bedeli dava tarihi değeriyle terditli istemek ise alacağı o tarihe bağlar.

Kesinlik yoktur, ancak çocuğun yaşı küçükse (0-7 yaş) ve anne bakımına muhtaçsa, annenin yaşamı çocuğa zarar vermiyorsa velayet öncelikle anneye verilir. 'Anne şefkati' ilkesi gereği küçük çocukların anneden ayrılması istisnai durumlar (akıl hastalığı, ağır ihmal vb.) dışında tercih edilmez.

Hayır, şiddet gördüğü veya huzursuz olduğu için evi terk eden kadın haklarını kaybetmez. Aksine, can güvenliği veya onuru zedelendiği için evi terk etmek zorunda kalmak 'haklı sebeple' evi terk etmektir. Bu durumda nafaka ve tazminat hakları devam eder. Ancak haklı bir sebep yokken evi terk edip dönmemek 'terk' nedeniyle boşanma sebebi olabilir.

İştirak nafakası (çocuk için olan) kadının işe girmesiyle kesilmez. Yoksulluk nafakası ise, kadının işe girmesiyle elde ettiği gelir onu 'yoksulluktan kurtaracak' seviyedeyse kesilebilir veya azaltılabilir. Ancak asgari ücretle işe başlamak, yoksulluk nafakasının tamamen kesilmesi için her zaman yeterli sebep değildir, hakimin takdirindedir.

Derhal mahkemeden 'ihtiyati tedbir' talep edilmelidir. Ayrıca aile konutu için tapuya 'Aile Konutu Şerhi' konulmalıdır. Eğer mallar satıldıysa, 'tasarrufun iptali' davası veya mal paylaşımı davasında 'eklenecek değer' hesabı yapılarak satılan malın bedeli eşin payından düşülür.

Evet, nişan bozulması veya evliliğin kısa sürüp bitmesi durumunda, olağan dışı hediyeler ve eşyalar geri istenebilir. Çeyiz eşyaları (mobilya, beyaz eşya vb.) kim tarafından alındıysa (fatura kimin adınaysa veya ödemeyi kim yaptıysa) ona aittir ve iadesi istenebilir.

Mahkeme, GSM operatörlerinden sadece arama ve mesajlaşma (SMS) trafik bilgisini (kiminle, ne zaman, kaç dakika görüşüldüğü) isteyebilir. Görüşmelerin içeriği veya WhatsApp mesajlarının içeriği operatörlerden istenemez. İçerikler ancak tarafların kendi telefonlarından alacakları ekran görüntüleri veya bilirkişi incelemesiyle delil olabilir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde feragat ettiğiniz haklar (örneğin 'nafaka ve tazminat istemiyorum' dediyseniz) için tekrar dava açamazsınız. Ancak protokolde düzenlenmeyen veya sonradan değişen durumlar (çocuk için iştirak nafakası artırımı gibi) için dava açılabilir.

Kocanın çalışmaması, nafaka yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz. Eğer çalışabilecek güçteyse (bedensel engeli yoksa) mahkeme asgari düzeyde de olsa bir nafakaya hükmedebilir. Yargıtay, kişinin çalışma gücü olduğu halde keyfi olarak çalışmamasını nafaka ödememe sebebi olarak görmez.

Hayır. Miras yoluyla intikal eden mallar 'Kişisel Mal' sayılır ve boşanmada mal paylaşımına dahil edilmez. Yani eşinize ailesinden kalan ev veya para üzerinde hakkınız yoktur. Ancak o miras malından elde edilen gelirler (örneğin kira geliri) edinilmiş mal sayılır ve paylaşıma konu olabilir.

Velayet hakkı sahibi, çocuğun yaşam merkezini değiştirebilir ancak bu durum diğer ebeveynle kişisel ilişkiyi engellememelidir. Eğer şehir değişikliği diğer ebeveynle görüşmeyi imkansız hale getirmek amacı taşıyorsa (çocuğu kaçırma niyeti), diğer taraf velayetin değiştirilmesi davası açabilir.

Bulunduğunuz ilin Barosu'nun Adli Yardım Bürosu'na başvurarak; muhtarlıktan fakirlik ilmühaberi, ikametgah, nüfus cüzdan fotokopisi ve dava ile ilgili belgelerle ücretsiz avukat talebinde bulunabilirsiniz. Talebiniz incelendikten sonra maddi durumunuzun elverişsiz olduğu tespit edilirse avukat atanır.

Nafaka artırım davaları, mahkemelerin yoğunluğuna ve delillerin toplanma hızına göre değişmekle birlikte, 2026 yılı şartlarında ortalama 8 ay ile 1.5 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Ancak SED raporlarının (sosyal ekonomik durum) hızlı gelmesi süreci kısaltabilir.

Kural olarak nafaka artışı, davanın açıldığı tarihten itibaren geçerli olur. Geriye dönük olarak, yani dava açılmadan önceki dönemler için artış talep edilemez. Bu yüzden ihtiyacın doğduğu anda vakit kaybetmeden dava açmak önemlidir.

Asgari ücretle çalışan birinin ödeyeceği nafaka miktarı sabit bir rakam değildir; ancak Yargıtay içtihatlarına göre kişinin barınma ve beslenme gibi zorunlu giderleri düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden hakkaniyete uygun bir nafaka belirlenir. Genellikle maaşın %20-25'i civarında olabilmektedir, ancak bu kesin bir oran değildir.

Hukukumuzda avukat tutma zorunluluğu yoktur. Ancak nafaka hesaplamaları, ÜFE/TÜFE oranlarının uygulanması ve delillerin usulüne uygun sunulması teknik konulardır. Hak kaybına uğramamak ve davanın reddedilmemesi için bir boşanma avukatı ile çalışmanız tavsiye edilir.

Nafaka yükümlüsünün işsiz kalması, nafaka borcunu tamamen ortadan kaldırmaz. Yargıtay'a göre kişi çalışamayacak durumda değilse (ağır hastalık vs.), asgari ücret üzerinden gelir elde edebileceği varsayılır. Ancak işsizlik, artırım miktarını etkileyen önemli bir faktör olacaktır.

Davayı açarken harç ve masrafları davacı öder. Ancak dava kazanıldığında, mahkeme masrafları ve vekalet ücreti haksız çıkan tarafa (davalıya) yükletilir.

Evet, çocuğun eğitim masraflarındaki artış en geçerli nafaka artırım sebeplerinden biridir. Ancak burada babanın (veya nafaka yükümlüsünün) geliri ve rızası da önemlidir. Babanın onayı ile özel okula kayıt yapıldıysa, bu masraflara katılmak zorundadır.

Evet, iştirak nafakası gibi yoksulluk nafakası da değişen ekonomik koşullar ve paranın alım gücünün düşmesi sebebiyle artırılabilir. Ancak yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılması riski de her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.

Taraflar kendi aralarında anlaşarak noterde veya protokol ile nafaka miktarını artırabilirler. Ancak anlaşma sağlanamazsa, artışın resmiyet kazanması ve icra edilebilir olması için dava açılması zorunludur.

Yasada belirli bir süre yoktur ancak Yargıtay genellikle önceki kararın üzerinden en az 1 yıl geçmesini ve şartların esaslı şekilde değişmesini aramaktadır. Enflasyonun çok yüksek olduğu dönemlerde bu süreye daha esnek yaklaşılabilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre, nafaka artışında genellikle TÜİK tarafından açıklanan ÜFE (Üretici Fiyat Endeksi) oranı üst sınır olarak kabul edilir, ancak hakkaniyet gereği TÜFE ve ÜFE ortalaması da dikkate alınabilir.

Evet, özellikle çocuğun ihtiyaçlarının arttığını, yaşam standardının değiştiğini veya davalının gizli gelirlerinin olduğunu ispatlamak için tanık beyanlarına başvurulabilir.

Evet, mevcut nafaka borçları için icra takibi devam ederken, gelecek dönem nafakalarının artırılması için ayrı bir dava açılabilir. İki süreç birbirinden bağımsız yürür.

Evet, Türk hukukunda boşanma davasını avukatsız açmak mümkündür. Taraflar hazırladıkları dilekçe ve protokol ile Aile Mahkemesine başvurarak süreci bizzat yürütebilirler.

Anlaşmalı boşanma davalarında tarafların duruşmada bizzat hazır bulunması ve boşanma iradelerini hakime sözlü olarak beyan etmesi zorunludur. Taraflardan biri veya ikisi duruşmaya gitmezse dava düşebilir veya çekişmeli boşanmaya dönebilir.

Evet. Anlaşmalı boşanma kararı kesinleşinceye kadar anlaşmadan dönebilirsiniz; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'ne göre bu hâlde dava çekişmeli boşanma olarak görülmeye devam eder. Duruşmada boşanmayı kabul etmiş olmanız bunu değiştirmez. Karar kesinleştikten sonra ise dönüş yoktur. Kararın yalnızca bir maddesine itiraz ederek kanun yoluna başvurmanın da anlaşmayı bozabileceğini unutmayın.

Adliyede dava açarken ödenmesi gereken harç ve masraflar vardır. 2026 yılı harç tarifelerine göre başvuru harcı, peşin harç ve gider avansı ödenmelidir. Bu tutarlar her yıl güncellenir.

Hayır. Protokolde 'ziynet eşyası alacağım yoktur' şeklinde bir maddeye imza atarsanız ve bu mahkemece onaylanırsa, boşanma kesinleştikten sonra takıları geri isteme hakkınız hukuken ortadan kalkar.

Yasal bir zorunluluk değildir ancak hak kaybı yaşamamak için tavsiye edilir. Özellikle mal paylaşımı ve tazminat konularında yapılan hataların telafisi zordur.

Protokolde mal rejiminden doğan alacaklardan açıkça feragat edildiyse, yazılmayan mallar için sonradan dava açamazsınız. Böyle bir madde yoksa boşanmadan sonra mal rejimi tasfiyesi davası açılabilir. Yargıtay 2026'da, anlaşmalı boşanma duruşmasında imzalanan "mal tasfiyesi talebimiz yoktur" beyanını da feragat saymadı; feragatin açık, kayıtsız ve şartsız olması gerekir. Mal paylaşımını bitirmek istiyorsanız bunu protokolde tereddüde yer bırakmadan yazın.

Hayır. TMK 166/3'teki bir yıllık süre, davanın açıldığı gün dolmuş olmalıdır; Yargıtay sürenin duruşma gününe kadar dolmasını yeterli saymıyor. Süre dolmadan açılan dava kendiliğinden reddedilmez, çekişmeli boşanma gibi yürür ve evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını delillerle ispatlamanız gerekir. En pratik yol, nikâh tarihinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra dava açmaktır.

Kural olarak hayır. Anlaşmalı boşanmada kararı verecek hâkimin tarafları bizzat dinlemesi şarttır. Yargıtay, davalının başka bir mahkemede talimat yoluyla alınan ifadesine dayanılarak verilen anlaşmalı boşanma kararını bozmuştur. Bu nedenle yurt dışındaki eşinizin davanın görüldüğü mahkemedeki duruşmada hazır bulunması gerekir; bu mümkün değilse çekişmeli boşanma yolu değerlendirilmelidir.

Dilekçenizi, eşlerden birinin yerleşim yeri veya son 6 aydır birlikte oturdukları yerdeki Nöbetçi Aile Mahkemesi'ne (yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi'ne) vermelisiniz.

Kadın boşandıktan sonra kural olarak kızlık soyadına döner. Ancak kocasının soyadını kullanmakta menfaati varsa ve bu durum kocaya zarar vermiyorsa, protokolde anlaşılarak veya hakimden talep edilerek kullanmaya devam edilebilir.

İkisi de geçerlidir; kanun dilekçenin bilgisayarda yazılmasını zorunlu tutmaz. Ancak uygulamada bilgisayarda yazılıp çıktısı alınan dilekçeler hem kalem personeli hem hâkim tarafından çok daha hızlı işleme alınır. El yazısıyla yazacaksanız okunaklı olmasına ve rakamları net yazmanıza dikkat edin. Word şablonunu indirip doldurmanız, hem hata riskini hem de düzeltme için ikinci kez adliyeye gitme ihtimalinizi azaltır.

Pratik kural üç takımdır: mahkeme dosyasına konulacak asıl nüsha, karşı tarafa tebliğ edilecek bir örnek ve sizde kalacak bir örnek. Protokol de dilekçeyle aynı sayıda çoğaltılmalı ve her nüshanın her sayfası iki tarafça imzalanmalıdır. Eksik nüsha ile başvurduğunuzda kalem sizden tamamlamanızı isteyecek, bu da işlemin aynı gün bitmemesine yol açacaktır.

Kanun her iki yola da izin verir. Eşler mahkemeye birlikte başvurabilir; bu durumda dilekçenin altına iki taraf da imza atar ve davalı, imzasının yanına davayı kabul ettiğini yazar. Alternatif olarak tek eş davacı sıfatıyla dilekçe verir, diğer eş duruşmada veya ayrı bir kabul beyanıyla davayı kabul eder. Uygulamada çift imzalı dilekçe, tarafların gerçekten anlaştığını gösterdiği için süreci hızlandırır.

Miktarın ayrıntılı düzenlendiği yer protokoldür, ancak dilekçenin sonuç ve istem kısmında da nafakanın türü ve aylık tutarı yer almalıdır. Çünkü hâkim hükmü kurarken talebe bağlıdır; dilekçede istenmeyen bir konuda kural olarak hüküm kurulmaz. En güvenlisi, tutarı hem dilekçeye hem protokole birebir aynı şekilde yazmaktır. İki belge arasındaki en küçük rakam farkı bile duruşmanın ertelenmesine sebep olabilir.

Hâkim çelişkiyi duruşmada fark eder ve hangi metnin geçerli olduğunu taraflara sorar. Uyuşmazlık giderilemezse ya duruşma ertelenir ya da düzeltilmiş protokolün yeniden sunulması istenir. Tek celsede bitmesini beklediğiniz dava böylece aylar sürebilir. Bu nedenle dosyayı teslim etmeden önce iki belgeyi yan yana koyup tarih, tutar, isim ve çocuk bilgilerini satır satır karşılaştırın.

Evet, hâkim karar verinceye kadar protokolde değişiklik yapmanız mümkündür. Ancak doğru yöntem, değiştirilmiş metni yeni tarihli ve baştan imzalı olarak dosyaya sunmaktır. Eski protokolün üzerine el yazısıyla ekleme yapıp yanına paraf atmak, sonradan itiraza en açık yöntemdir ve hâkimin metni kabul etmemesine yol açabilir. Değişiklik varsa protokolü baştan yazdırıp yeniden imzalayın.

Hâkim, tarafların ve özellikle çocukların menfaatini gözeterek protokolde gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Önerilen değişikliği her iki taraf da kabul ederse boşanmaya karar verilir; kabul edilmezse dava anlaşmalı olarak sonuçlanmaz ve çekişmeli boşanma sürecine dönüşebilir. Bu nedenle duruşmaya, nafaka tutarı veya görüşme günleri gibi konularda küçük bir esneklik payı bırakarak gitmeniz yararınıza olur.

Hayır, anlaşmalı boşanma dilekçesinde kusur tartışması yapılmaz. Aldatma, şiddet veya benzeri iddiaları yazmanız dosyanın niteliğini tartışmalı hale getirir ve karşı taraf bu beyanlara itiraz ederse süreç çekişmeli boşanmaya dönebilir. Doğru anlatım, evlilik birliğinin taraflar için ortak hayatı sürdürülemez kılacak ölçüde sarsıldığını, kimseyi suçlamadan ve tarafsız bir dille ifade etmektir.

Zorunlu ek, her sayfası taraflarca imzalanmış anlaşmalı boşanma protokolüdür. Bunun yanına e-Devlet üzerinden alacağınız nüfus kayıt örneğini ve tarafların kimlik fotokopilerini eklemek işlemleri hızlandırır. Taşınmaz veya araç devri kararlaştırıldıysa tapu kaydı ile araç ruhsatının fotokopisini, çocuk varsa çocuğa ait nüfus kaydını da dosyaya koyun. Mahkeme nüfus kayıtlarını kendi sisteminden de görebilir, ancak belgeyi hazır sunmanız dosyanın beklemesini önler.

Evet. Dava masraflarını karşılayamayacak durumdaysanız dilekçenizle birlikte adli yardım talebinde bulunabilirsiniz. Bu talebi ayrı bir dilekçeyle sunar, gelir durumunuzu gösteren belgeleri (muhtardan alınan fakirlik belgesi, gelir ve mal varlığı kayıtları gibi) eklersiniz. Mahkeme talebi kabul ederse harç ve giderlerden geçici olarak muaf tutulursunuz. Talep reddedilirse harçları yatırmanız için size süre verilir.

En hızlı boşanma yolu 'Anlaşmalı Boşanma'dır. Taraflar her konuda (nafaka, velayet, tazminat) anlaştıkları takdirde, mahkemenin iş yoğunluğuna bağlı olarak tek celsede, genellikle 1 hafta ile 1 ay arasında boşanabilirler.

Zinayı ispatlamak için kesin delillere ihtiyaç vardır. Eğer elinizde cinsel birlikteliği kanıtlayan fotoğraf, otel kaydı gibi somut veriler yoksa, davanızı 'Güven sarsıcı davranışlar' nedeniyle 'Evlilik birliğinin temelinden sarsılması' (Genel sebep) maddesine dayandırarak açmanız daha stratejik olur. Böylece sadece mesajlaşma veya flörtöz tavırlarla da boşanabilir ve tazminat alabilirsiniz.

Çekişmeli boşanma davaları, tanıkların dinlenmesi, delillerin toplanması ve bilirkişi süreçleri nedeniyle İstanbul gibi büyükşehirlerde ortalama 1.5 ile 3 yıl arasında sürmektedir. İstinaf ve Yargıtay süreçleri bu süreyi uzatabilir.

Evi terk eden eş, eğer terk etme konusunda haklı bir sebebi varsa (örneğin evde şiddet görüyorsa) dava açabilir. Ancak haksız yere terk etmişse ve diğer eş 'terk nedeniyle boşanma' davası açarsa, terk eden eş tam kusurlu sayılır. Kendi kusuruna dayanarak boşanma davası açan tarafın davası reddedilebilir.

Özel boşanma sebepleri, özellikle 'Zina' ve 'Hayata Kast', en ağır kusur halleri olduğu için mahkemeler bu davalarda genellikle daha yüksek manevi tazminata hükmeder. Ayrıca zina sebebiyle boşanmada, kusurlu eşin mal paylaşımındaki artık değer payı azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir.

Boşanma davası açarken ödenmesi gereken harç ve masraflar her yıl yeniden değerleme oranına göre artmaktadır. Ayrıca avukatlık ücretleri de davanın türüne (anlaşmalı/çekişmeli) ve zorluğuna göre değişir. Kesin rakam için güncel tarifeye bakılmalıdır.

Evet, eşlerden birinin haklı bir sebep (fiziksel rahatsızlık vb.) olmaksızın cinsel ilişkiden kaçınması, Yargıtay tarafından 'cinsel şiddet' ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni olarak kabul edilir ve kusur sayılır.

Evet. Eğer eş, ailesinin evliliğe aşırı müdahalesine sessiz kalıyor, eşini korumuyor ve bu durum evliliği çekilmez hale getiriyorsa, bu durum 'Evlilik birliğinin temelinden sarsılması' kapsamında boşanma sebebi sayılır. Sessiz kalan eş kusurlu kabul edilir.

Hukuken bir engel olmamakla birlikte, dava açıldıktan sonra aynı evde yaşamaya devam etmek, mahkeme tarafından 'tarafların barıştığı' veya 'ortak hayatın çekilmez olmadığı' şeklinde yorumlanabilir ve davanın reddine neden olabilir. Dava açılmasıyla eşlerin birlikte yaşama zorunluluğu ortadan kalktığından mahkemeden ayrıca 'ayrı yaşama izni' almak gerekmez; evde kimin kalacağı ve dava süresince nafaka gibi konularda hâkim geçici önlemleri alır (TMK m. 169).

Psikolojik şiddet (aşağılama, küsme, baskı) genellikle tanık beyanlarıyla ispatlanır. Aile üyeleri, komşular veya arkadaşların tanıklığı önemlidir. Varsa psikolog raporları, tehdit veya hakaret içeren mesajlar da delil olarak kullanılır.

Velayet konusunda temel kriter 'çocuğun üstün yararı'dır. Eşin diğer eşi aldatmış olması (zina), tek başına kötü bir ebeveyn olduğu anlamına gelmez. Eğer aldatan eş çocuğa daha iyi bakacak, eğitim ve psikolojik ihtiyaçlarını daha iyi karşılayacak durumdaysa, hakim velayeti aldatan eşe de verebilir.

Özel dedektiflik yasal bir meslek olarak tam düzenlenmemiştir. Dedektifin kamuya açık alanlarda çektiği fotoğraflar delil olabilirken, özel hayata müdahale ederek (eve kamera koymak, telefon dinlemek gibi) elde ettiği deliller hukuka aykırı sayılır ve mahkemede kullanılamaz, hatta suç teşkil edebilir.

Evet. Kumar oynamak ailenin ekonomik geleceğini tehlikeye atıyorsa, bu durum hem 'Haysiyetsiz hayat sürme' (özel sebep) hem de 'Evlilik birliğinin temelinden sarsılması' (genel sebep) kapsamında boşanma nedeni sayılır.

Evet. Eşlerden birinin aşırı titizliği veya temizlik hastalığı, diğer eşin hayatını çekilmez hale getiriyorsa ve tedaviye yanaşılmıyorsa, Yargıtay bunu ortak hayatı çekilmez kılan bir neden olarak kabul etmekte ve boşanmaya karar vermektedir.

2026 yılı itibarıyla İstanbul gibi büyükşehirlerdeki iş yükü nedeniyle, yerel mahkeme süreci ortalama 1.5 ile 3 yıl arasında sürmektedir. İstinaf ve Yargıtay süreçleri de eklendiğinde bu süre uzayabilir.

Eğer kendinizi bir avukat ile temsil ettiriyorsanız duruşmalara katılma zorunluluğunuz yoktur. Ancak hakim, bazı durumlarda tarafları bizzat dinlemek isteyebilir, bu durumda katılmanız gerekir.

Dava açıldığında hakimden 'Tedbir' talep edebilirsiniz. Hakim, şiddet riski veya evin durumu gibi kriterlere bakarak müşterek konutun hangi eşe tahsis edileceğine (özgüleme) karar verir.

Planlı ve gizli bir şekilde ses kaydı almak TCK kapsamında suçtur ve delil olarak kullanılamaz. Ancak ani gelişen bir şiddet veya hakaret anında, ispat etme şansının olmadığı durumlarda alınan kayıtlar istisnai olarak kabul edilebilir.

Evet, davanın her aşamasında (hatta Yargıtay aşamasında bile) taraflar anlaşarak bir protokol imzalayıp davayı anlaşmalı boşanmaya çevirebilirler.

Evet, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Yargıtay kararları gereği, idrak çağındaki (genellikle 8 yaş ve üzeri) çocukların velayet konusunda görüşleri uzmanlar eşliğinde alınır.

Yasal olarak zorunlu değildir, davanızı kendiniz takip edebilirsiniz. Ancak çekişmeli boşanma çok teknik bir süreçtir; usul hataları nedeniyle haklıyken haksız duruma düşmemek için avukatla çalışılması şiddetle önerilir.

Hayır, eşinizin boşanmak istememesi davanın reddedileceği anlamına gelmez. Siz boşanma sebeplerinizi ve eşinizin kusurunu ispatlarsanız hakim boşanmaya karar verir.

Davanızdan feragat edebilirsiniz. Ancak feragat kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur (HMK m. 311); o güne kadar yaşanan olaylara dayanarak yeniden boşanma davası açamazsınız. Feragatten sonra ortaya çıkan yeni olaylar ise yeni bir davaya konu olabilir. Kanunda üç yıllık bir dava açma yasağı yoktur.

Evet. Mahkeme, tarafların talebi üzerine tüm bankalara yazı yazarak geriye dönük hesap hareketlerini, kredi kartı ekstrelerini ve varsa gizli hesapları tespit edebilir.

Hayır. Maddi ve manevi tazminat ödemek için eşin kusurlu olması gerekir. Hiçbir kusuru olmayan eş tazminat ödemez, aksine talep edebilir.

Hayır, UYAP sistemi dava açılışında ana dilekçe olarak sadece .udf (UYAP Doküman Formatı) uzantılı dosyaları kabul eder. Word veya PDF dosyaları sistem tarafından reddedilir.

UDF Editör programını Adalet Bakanlığı UYAP resmi web sitesindeki 'Yazılımlar' veya 'Editör' bölümünden bilgisayarınıza ücretsiz olarak indirip kurabilirsiniz.

Hayır, harç ve masraflar açısından fiziki olarak adliyede dava açmak ile internetten açmak arasında bir fark yoktur. Sadece ulaşım ve zaman maliyetinden tasarruf edersiniz.

Evet, boşanma davaları tarafların bizzat dinlenmesi gereken davalardır. Davayı online açsanız bile, mahkemenin belirleyeceği gün ve saatte duruşma salonunda hazır bulunmanız gerekir.

Eğer yetkisiz veya görevsiz bir mahkemede (örneğin yanlış ilde) dava açarsanız, mahkeme 'yetkisizlik' kararı verir. Bu durumda dosyanın doğru mahkemeye gönderilmesi için ek işlem yapmanız gerekir ve süreç uzar.

E-İmza, BTK tarafından yetkilendirilmiş Elektronik Sertifika Hizmet Sağlayıcılarından (E-Güven, TÜRKKEP, PTT vb.) ücreti karşılığında temin edilebilir.

Mobil imza kullanmak için kullandığınız GSM operatörünün (Turkcell, Vodafone, Türk Telekom) bayilerine giderek veya müşteri hizmetlerini arayarak başvuru yapmanız gerekir. Aylık abonelik ücreti vardır.

UDF dosyasını imzalamak için bilgisayarınızda E-İmza sürücülerinin ve Java programının güncel olması gerekir. Ayrıca imzalama işlemini UDF Editör programının içindeki 'İmza' butonu ile yapmalısınız.

UYAP üzerinden gerekli evrakları yükleyip ödemeyi yaptığınız anda davanız açılmış sayılır. Tevzi formu anında ekrana düşer. İşlem süresi internet hızınıza ve evrak hazırlığınıza göre yaklaşık 30-45 dakikadır.

UYAP sistemi Vakıfbank altyapısını kullanmakla birlikte, Visa ve Mastercard logolu tüm kredi kartları ve banka kartları ile ödeme yapmaya olanak tanır.

Evet, davadan feragat edebilirsiniz. Bunun için yine UDF formatında bir feragat dilekçesi hazırlayıp sisteme yüklemeniz gerekir. Ancak yatırdığınız harçların bir kısmı yanabilir.

UYAP Vatandaş Portal bazen tarayıcı kaynaklı sorunlar yaşatabilir. Chrome, Firefox veya Edge tarayıcılarının güncel sürümlerini kullanmayı deneyin. Ayrıca Java eklentilerine izin verdiğinizden emin olun.

Islak imzalı protokolü tarayıcıdan geçirip PDF formatına dönüştürün. Dava açılış ekranında 'Ek Evrak' bölümünden, evrak türü olarak 'Protokol'ü seçip bu PDF dosyasını yükleyin.

Evet, açılabilir; ancak e-Devlet'te "boşanma başvurusu" diye bir hizmet yoktur. E-Devlet yalnızca UYAP Vatandaş Portal'a giriş kapısıdır ve dava bu portaldan açılır. Kanuna göre elektronik ortamda güvenli elektronik imza kullanılarak dava açılabilir, harç ve avans ödenebilir (HMK m. 445/2). Bu nedenle dava açmak için e-imza veya mobil imza şarttır; sadece e-Devlet şifresiyle giriş yapanlar dosya sorgulayabilir, dava açamaz.

Davanın açılması online yapılabilir, davanın görülmesi tamamen online değildir. Dilekçe, harç ve avans elektronik ortamda verilip ödenebilir (HMK m. 445/2); ancak boşanmada duruşma yapılır ve anlaşmalı boşanmada hâkim tarafları bizzat dinlemek zorundadır (TMK m. 166/3). e-Duruşma sistemi yaygınlaşıyor fakat şimdilik sınırlı sayıda adliyede ve ağırlıklı olarak vekiller için işliyor.

Mobil imzanız varsa portala telefondan girebilir, ödeme adımlarını mobil tarayıcıda tamamlayabilirsiniz. Ancak dava açılışında ana dilekçenin UDF biçiminde hazırlanıp imzalanması gerekir; bu işlem için UYAP Doküman Editörü'nün masaüstü sürümü çok daha güvenlidir. Pratik yol, dilekçeyi bilgisayarda hazırlayıp imzalamak, yüklemeyi ve ödemeyi dilediğiniz cihazdan yapmaktır.

Dava açılış ekranında dava türü olarak anlaşmalı boşanma seçilir, UDF biçimindeki dilekçeye her iki tarafın imzaladığı protokol ek evrak olarak yüklenir. Davayı iki eş birlikte açabileceği gibi bir eş açıp diğeri duruşmada kabul edebilir; elektronik ortamda dava imza sahibi eşin hesabından açılır. Karar için hâkimin tarafları bizzat dinlemesi şart olduğundan duruşmaya iki eşin de katılması gerekir (TMK m. 166/3).

Çünkü yetki seviyeniz yetmiyor. Adalet Bakanlığı'nın Vatandaş Portal tanıtımına göre e-imzası veya mobil imzası olmayan vatandaşlar yalnızca e-Devlet şifresiyle dosyanın safahat bilgilerini görebilir; kişisel veri güvenliği gerekçesiyle evrakların içeriği görüntülenmez. Dilekçe, karar veya protokol içeriğini görmek için e-imza ya da mobil imza ile giriş yapmanız veya adliyeden suret almanız gerekir.

Evet, boşanma davası ücretini taksitle ödemeniz mümkündür. Avukatlık ücreti, avukat ile müvekkil arasındaki özel bir sözleşmeye tabidir. Genellikle davanın başında belirli bir peşinat alınır ve geri kalan kısım davanın aşamalarına göre veya aylık taksitler halinde ödenebilir. Bu konuda avukatınızla ödeme planı oluşturabilirsiniz.

Evet, hukuk sistemimizdeki kural gereği davayı kaybeden taraf, kazanan tarafın yasal vekalet ücretini (Karşı Vekalet Ücreti) ödemekle yükümlüdür. Bu ücret, sizin kendi avukatınıza ödediğiniz ücret değil, Resmi Gazete'de yayımlanan Asgari Ücret Tarifesine göre mahkemenin belirlediği tutardır.

En ekonomik boşanma yöntemi anlaşmalı boşanmadır. 2026 yılı İstanbul Barosu tavsiye çizelgesine göre anlaşmalı boşanma ücreti 108.750 TL olarak belirlenmiştir. Ancak avukatlık ücretleri serbest piyasa koşullarına göre avukatın deneyimine ve davanın iş yüküne göre bu rakamın üzerinde de belirlenebilir.

Avukatların, Türkiye Barolar Birliği tarafından yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) altında dava almaları yasaktır ve disiplin suçudur. İstanbul Barosu'nun yayınladığı liste ise 'tavsiye' niteliğindedir; ancak İstanbul'daki yaşam koşulları ve ofis giderleri göz önüne alındığında, nitelikli bir hukuki hizmet için bu tavsiye ücretleri standart kabul edilmektedir.

2026 yılı itibarıyla, standart bir boşanma davası açılışında başvuru harcı, peşin harç ve gider avansı dahil olmak üzere ortalama 4.000 TL ile 6.000 TL arasında bir masraf mahkeme veznesine yatırılır. Bu tutar avukatlık ücretine dahil değildir.

Adli yardım talebi, dava açılırken veya dava sürecinde mahkemeye sunulabilir. Mahkeme, sunulan fakirlik belgelerini inceleyerek genellikle ilk duruşmadan önce veya duruşma esnasında bu konuda karar verir. Baroya yapılan avukat atama başvuruları ise evrakların tam olması halinde birkaç hafta içinde sonuçlanabilir.

Bu durum tamamen avukatınızla yaptığınız sözleşmeye bağlıdır. Genellikle çekişmeli olarak başlayan ve ciddi bir emek harcanan (dilekçeler yazılan, duruşmalara girilen) davalarda, sonradan anlaşmaya varılsa bile avukat ücrete hak kazanır. Ancak davanın çok başında anlaşma sağlanırsa, taraflar aralarında anlaşarak ücrette revizyon yapabilirler.

Avukatlık Kanunu gereği avukatların ücretsiz danışmanlık yapması yasaktır. 2026 yılı İstanbul Barosu tavsiyesine göre büroda sözlü danışmanlık ücreti saati 18.000 TL'den başlamaktadır. Yazılı danışmanlık ücretleri ise daha yüksektir.

Maddi durumu olmayan kadınlar, bulundukları ilin Baro Adli Yardım Bürosu'na başvurarak kendilerine ücretsiz avukat atanmasını talep edebilirler. Ayrıca mahkemeden adli yardım talep ederek harç ve masraflardan muaf tutulabilirler.

Eğer velayet talebi boşanma davası içinde (fer'i olarak) isteniyorsa, ayrıca bir velayet davası ücreti ödenmez, boşanma ücreti hepsini kapsar. Ancak boşanma bittikten sonra ayrı bir 'Velayet Değişikliği' davası açılacaksa, bu ayrı bir ücrete (2026 yılı için 116.000 TL) tabidir.

Evet, tazminatlı boşanma davalarında genellikle avukatlık sözleşmelerine 'Nispi Ücret' maddesi eklenir. Bu maddeye göre, kazanılan tazminatın belirli bir yüzdesi (genellikle %10-%20 arası) başarı primi olarak avukata ödenir.

Dava açarken masrafları (harçları) davacı öder. Ancak dilekçenizde 'yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini' talep edersiniz. Davayı kazandığınızda, yaptığınız bu masrafları kocanızdan icra yoluyla geri alabilirsiniz.

Evet, İstanbul dışındaki davalara da bakılmaktadır. Ancak şehir dışı davalarda, yol ve konaklama masrafları ile harcanan ekstra zaman nedeniyle avukatlık ücreti, İstanbul içi davalara göre farklılık gösterecektir.

Bilirkişi incelemesini hangi taraf talep ettiyse veya ispat yükü kimdeyse ücreti o taraf öder. Ancak mahkeme resen (kendiliğinden) bilirkişi atarsa, gider avansından karşılanır veya taraflara eşit ödetilir. Sonuçta bu da yargılama gideridir ve kaybeden tarafa yükletilir.

Avukatlık ücreti Türk Lirası üzerinden belirlenebileceği gibi döviz üzerinden de kararlaştırılabilir. Ancak ödeme günündeki kur üzerinden işlem yapılır veya sözleşmede belirtilen döviz cinsi üzerinden ödeme kabul edilebilir.

2026'da boşanma davası açılırken 732,00 TL başvurma harcı ve 732,00 TL maktu karar ve ilam harcı peşin ödenir; toplam 1.464,00 TL harç. Buna gider avansı eklenir. Tutarlar 492 sayılı Harçlar Kanunu (1) sayılı tarifesinin 2026 değerleridir; nafaka ve tazminat talepleri kararla birlikte nispi harca tabidir.

Yasal alt sınır Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'dir; 2025-2026 tarifesinde aile mahkemelerinde görülen davalar için asliye mahkemesi kademesinde 45.000 TL maktu ücret öngörülür ve bunun altında sözleşme yapılamaz. Uygulamadaki ücretler davanın niteliğine göre çok daha yüksektir; yazıda İstanbul Barosu tavsiye tarifesini ve kalemleri açıkladık.

Satış kendiliğinden geçersiz olmaz; ancak değer hesaba geri getirilir. TMK m. 229/1 uyarınca mal rejiminin sona ermesinden (boşanma davasının açıldığı tarihten) önceki bir yıl içinde rızanız olmadan yapılan karşılıksız kazandırmalar edinilmiş mallara eklenir. Devrin katılma alacağınızı azaltmak kastıyla yapıldığını ispatlarsanız m. 229/2 gereği süre sınırı olmaksızın eklenir. Eklenecek değer, tasfiye anındaki değil malın devredildiği tarihteki sürüm değeriyle hesaba katılır (m. 235/2). Eşinizin malvarlığı alacağınızı karşılamıyorsa TMK m. 241 uyarınca doğrudan üçüncü kişiye de dava açabilirsiniz; bu davada süre 1 yıl ve her hâlde 5 yıldır. Kararın üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilmesi için davanın ona ihbar edilmesi şarttır.

Kural olarak evet; kusur mal paylaşımını etkilemez. Tek istisna TMK m. 236/2'dir: yalnızca zina veya hayata kast nedeniyle verilen boşanma kararlarında hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya tamamen kaldırabilir. Şiddetli geçimsizlik, hakaret veya güven sarsıcı davranış bu kapsamda değildir. Yargıtay ayrıca bu hükmün sadece artık değere katılma alacağı için geçerli olduğunu, katkı payı ve değer artış payı alacaklarına uygulanmayacağını belirtmiştir.

Hayır, paylaşılmaz. Evlilik tarihinden önce alınan mallar 'Kişisel Mal' sayılır. Eşinizin bu ev üzerinde hiçbir hakkı yoktur. Ancak, evlendikten sonra bu evden kira geliri elde edildiyse, biriken kira paraları 'edinilmiş mal' sayılır ve paylaşıma konu olabilir.

Hayır, miras TMK m. 220/2 uyarınca kişisel maldır ve paylaşıma girmez. Ancak üç istisna vardır: mirasın evlilik süresince getirdiği gelirler (kira, faiz, temettü) edinilmiş maldır (TMK m. 219/4); miras parasıyla alınan mal için hangi kesime girdiğinin belgelenmesi gerekir, aksi hâlde TMK m. 222/3'teki edinilmiş mal karinesi işler; miras parası kendi adınıza aldığınız bir malın bedelini karşıladıysa denkleştirme (TMK m. 230/3), eşinizin malına gittiyse değer artış payı (TMK m. 227) hesaplanır. Bu nedenle intikal kaydını, satış bedelinin hesaba girişini ve yeni alımın tarih uyumunu belgeleyin.

Boşanma davası açıldığı anda mal rejimi sona erdiği için (TMK m. 225/2) tasfiye davası hemen açılabilir; boşanmanın kesinleşmesini beklemek zorunlu değildir. Boşanma hâlâ derdestse mahkeme davayı reddetmez, HMK m. 30 uyarınca boşanma dosyasını bekletici mesele yapar. Zamanaşımı 10 yıldır ve boşanma kararının kesinleştiği tarihte başlar (TBK m. 146, 149/1, 153/3). Mal kaçırma riski varsa beklemeyip davayı hemen açmak ve ihtiyati tedbir istemek daha güvenlidir.

Ev fiziken bölünmez, alacağa dönüşür. Yargıtay'ın yerleşik yöntemi şöyledir: mal rejiminin sona erdiği tarihte vadesi gelmemiş kredi borcunun toplam krediye oranı bulunur, bu oran taşınmazın toplam alım bedeli karşısındaki orana dönüştürülür, çıkan oran taşınmazın karara en yakın tarihteki sürüm değeriyle çarpılarak borç miktarı belirlenir ve bu borç güncel değerden düşülür. Kalan miktar üzerinden değer artış payı ve katılma alacağı hesaplanır. Evin bedelinin ne kadarının krediyle, ne kadarının kişisel malla, ne kadarının edinilmiş malla karşılandığı ayrı ayrı belirlenmelidir; sadece taksit oranından yapılan hesap bozma sebebidir.

Anlaşmalı boşanmada taraflar, hazırladıkları protokolde malları diledikleri gibi paylaşabilirler. Yarı yarıya olmak zorunda değildir; bir taraf haktan feragat edebilir veya farklı bir oran belirleyebilirler. Protokol hakim tarafından onaylanınca kesinleşir ve sonradan dava açılamaz.

Boşanma davası içinde mal rejimine ilişkin tedbir konulması zordur ancak imkansız değildir. Genellikle mal rejimi davası (ayrı bir dava olarak) açıldığında, mahkeme harcın yatırılması şartıyla malların devrini önlemek için ihtiyati tedbir kararı verir.

Hayır, etkilemez. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, eşlerden birinin çalışıp çalışmadığına, ne kadar kazandığına bakılmaz. Kanun, evlilik birliği içinde 'ev işlerini yapan', 'çocuk bakan' eşin de manevi katkı sunduğunu kabul eder ve mallar yarı yarıya paylaşılır.

Arabanın ruhsatının kimde olduğu veya kimin kullandığı, malın 'edinilmiş mal' olma niteliğini değiştirmez. Evlilik içinde alındıysa değeri ikiye bölünür. Aracı fiilen elinde bulunduran eş, dava süresince kullanmaya devam edebilir ancak değerini ödemekle yükümlü olacaktır.

Kadına özgü ziynet eşyaları (bilezik, kolye, küpe) kime takılmış olursa olsun kadına bağışlanmış sayılır ve kişisel malıdır. Bu ziynetle ödenen kısım TMK m. 220/4 uyarınca kişisel mal yerine geçen değerdir; o oranda artık değer doğmaz, yani kadın o payı kendi kişisel malı olarak geri alır ve kalan kısım üzerinden katılma alacağı hesaplanır. Buna karşılık tam, yarım, çeyrek, gram, reşat gibi kadına özgü olmayan altınlar ispat edilemezse eşlerin paylı mülkiyetinde sayılır (TMK m. 222/2). Düğün videosu, fotoğraflar ve kuyumcu kayıtları burada belirleyicidir.

Evet. Evlilik süresince kurulan veya edinilen şirket hisseleri, şirket kârları ve yedek akçeleri edinilmiş mal kabul edilir. Şirketin sadece sermayesi değil, ticari faaliyet sonucu oluşan 'artık değeri' hesaplanarak diğer eşe pay verilir.

Mal paylaşımı davaları, bilirkişi incelemeleri (emlakçı, kuyumcu, hesap uzmanı vb.) ve boşanma davasının kesinleşmesinin beklenmesi nedeniyle uzun süren davalardır. Ortalama 1.5 - 3 yıl arasında sürebilir.

Edilebilir ama talebin adı değişir. 1 Ocak 2002 öncesinde tescil edilen mallar için mal ayrılığı rejimi (743 sayılı eski Kanun m. 170) geçerlidir; burada katılma alacağı değil katkı payı alacağı istenir ve somut katkının ispatı gerekir. 1 Ocak 2002'den mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır (4722 sayılı Kanun m. 10, TMK m. 202/1). 2002 öncesi evlenen çiftlerde bu iki rejim üst üste uygulanır ve Yargıtay her dosyada önce bu takvimi kurar.

TMK m. 239/3, aksine anlaşma yoksa tasfiyenin sona ermesinden başlayarak katılma alacağına ve değer artış payına faiz yürütüleceğini düzenler. Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamasına göre tasfiye tarihi karar tarihidir; dolayısıyla faiz dava tarihinden değil karar tarihinden işler. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024 tarihli kararında dava tarihinden faiz yürütülmesini bozma sebebi saymıştır. Bunun mantığı şudur: alacak zaten taşınmazın karara en yakın tarihteki güncel değeri üzerinden hesaplandığı için, ayrıca dava tarihinden faiz yürütmek aynı değer artışını iki kez saymak olurdu.

Değer artış payı (TMK m. 227), bir eşin diğer eşe ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına karşılıksız katkıda bulunmasıdır; kilit ifade 'diğerine ait' sözcükleridir. Denkleştirme (TMK m. 230) ise aynı eşin kendi kişisel malı ile kendi edinilmiş malı arasındaki geçişleri düzeltir. Mirasınızı satıp kendi adınıza ev aldıysanız kurum denkleştirmedir; eşinizin evine katkı yaptıysanız değer artış payıdır. Her ikisinde de hesap oranlama ile ve malın tasfiye anındaki değeri üzerinden yapılır. Uygulamada bu iki kalem sık karıştırılır ve yanlış nitelendirme dosyayı yıllarca geri götürür.

Evet, bunlar birbirinin alternatifi değil, iki ayrı alacaktır ve tasfiyede toplanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024 tarihli kararında, bilirkişinin değer artış payı ile artık değere katılma alacağını toplamak yerine yanlış kalemleri birleştirmesi nedeniyle hükmü bozmuştur. Ayrıca değer artış payı artık değer hesabından düşülmez; TMK m. 231'e göre artık değer, edinilmiş mallara eklenecek değerler ve denkleştirme tutarları dahil edilerek, sadece o mal kesimine ilişkin borçlar çıkarılarak bulunur.

TMK m. 241, borçlu eşin malvarlığı katılma alacağını karşılamadığında alacaklı eşin, hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebileceğini düzenler. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu davayı 'eksik kalan katılma alacağının üçüncü kişiden tahsili' olarak nitelendirir. Dava tali niteliktedir; yani önce eşin malvarlığının yetmediği ortaya konur. Süre kısadır: hakların zedelendiğini öğrendiğiniz tarihten 1 yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren 5 yıl. Ayrıca TMK m. 229 son fıkra gereği davanın üçüncü kişiye ihbar edilmesi şarttır.

TMK m. 219/2 uyarınca sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının ya da personele yardım amacıyla kurulan sandıkların yaptığı ödemeler edinilmiş maldır. Dolayısıyla mal rejiminin devamı süresinde alınan emekli ikramiyesi, kıdem tazminatı ve işsizlik ödemeleri paylaşıma girer. Buna karşılık çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar da m. 219/3 gereği edinilmiş mal sayılırken, manevi tazminat alacakları m. 220/3 gereği kişisel maldır. Ödemenin mal rejimi sona erdikten sonra alınmış olması hâlinde, hangi döneme ait olduğu belirleyici olur.

Evet. TMK m. 239/1'e göre katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir; ayni ödemede malların sürüm değeri esas alınır ve bir mesleğin icrasına ayrılmış birimler ile işletmelerin ekonomik bütünlüğü gözetilir. İkinci fıkra, derhâl ödemenin borçlu eş için ciddi güçlükler doğuracağı hâllerde ödemenin uygun bir süre ertelenmesini isteme hakkı tanır. Üçüncü fıkra ise alacaklıyı korur: durum ve koşullar gerektiriyorsa borçludan güvence istenebilir.

Hayır, anlaşmalı boşanma protokolünün noterde yapılmasına gerek yoktur ve noter onayı tek başına boşanmayı sağlamaz. Protokol taraflar arasında yazılı olarak hazırlanır, imzalanır ve Aile Mahkemesi hakimine sunulur. Geçerlilik kazanması için mahkemece onaylanması şarttır.

Evet, duruşma anına kadar taraflardan biri protokolden veya anlaşmalı boşanma iradesinden vazgeçebilir. Hatta duruşma sırasında bile hakim "Boşanmak istiyor musunuz?" diye sorduğunda bir taraf "Vazgeçtim" derse, anlaşmalı boşanma gerçekleşmez ve dava çekişmeli boşanmaya döner.

Evet, kanunen avukat tutma zorunluluğu olmadığı için tarafların kendilerinin hazırladığı protokoller de hukuken geçerlidir. Ancak hukuki terimlerin yanlış kullanımı veya eksik düzenlemeler, hakimin protokolü reddetmesine veya ileride ciddi hak kayıpları yaşanmasına neden olabilir.

Hayır, eşler birbirlerinden yoksulluk nafakası talep etmek zorunda değildir; bu haktan feragat edebilirler. Ancak, ortak çocuk varsa, çocuğun giderleri için 'iştirak nafakası' düzenlenmesi kamu düzenindendir ve hakim çocuğun yararı için nafaka verilmesini veya miktarını re'sen (kendiliğinden) değerlendirebilir.

Protokolde kime hangi gayrimenkulün verileceği açıkça yazılır. Boşanma kararı kesinleştikten sonra, bu mahkeme kararı ile Tapu Müdürlüğü'ne gidilerek devir işlemi yapılır. Karar kesinleşmeden tapuda işlem yapılamaz.

Kanunda sabit bir yüzde yoktur ancak mahkeme uygulamalarında genellikle tek çocuk için maaşın %15-20'si, eş için %20-25'i civarında oranlar görülebilmektedir. Bu oranlar tarafların ihtiyaçlarına ve gelirlerine göre her dosyada değişir.

Kanunda sabit bir endeks yoktur; artış, kararda veya protokolde yazan endekse göre yapılır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi yerleşik içtihadın ÜFE yönünde olduğunu belirtmekle birlikte hâkim talep ile bağlıdır: TÜFE istenmişse ÜFE uygulanamaz. Bu nedenle TÜFE'ye bağlı kararlar da yaygındır. Kararınızda endeks ve oran türü (yıllık değişim veya on iki aylık ortalama) nasıl yazılmışsa artış o şekilde hesaplanır.

Çalışmayan eş, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecekse ve ağır kusurlu değilse yoksulluk nafakası alabilir. Miktar, ödeyen eşin gelirine ve alan eşin asgari yaşam ihtiyaçlarına göre belirlenir.

Asgari ücretli bir baba için 2026 yılında genellikle çocuk başına belirlenen nafaka miktarı, maaşın belli bir oranını (örn. %15-20) geçmeyecek şekilde, babanın da yaşamını sürdürebileceği makul bir seviyede tutulur.

Hayır, internetteki nafaka hesaplama motorları yanıltıcıdır. Çünkü nafaka hesabı sadece matematiğe değil, kusur durumu, sosyal yaşam, sağlık sorunları ve barınma gibi sübjektif kriterlere dayanır.

Evet, boşanma davası tarihinden itibaren tedbir nafakasına hükmedilebilir. Eğer dava sonunda toplu bir birikmiş nafaka oluşursa, bu miktar icra yoluyla faiziyle birlikte talep edilebilir.

Yoksulluk nafakası alan eşin yeniden evlenmesi veya vefatı halinde kendiliğinden kesilir. Ayrıca işe girmesi veya haysiyetsiz hayat sürmesi durumunda dava açılarak kesilebilir. İştirak nafakası ise çocuk ergin olunca (18 yaş) kural olarak sona erer.

Kural olarak iştirak nafakası 18 yaşında biter. Ancak çocuk eğitimine devam ediyorsa (üniversite vb.), 'Yardım Nafakası' davası açarak eğitim hayatı boyunca nafaka almaya devam edebilir.

Evet. Eşin sigortasız çalışması veya işsiz görünmesi nafaka yükümlülüğünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Mahkeme ekonomik ve sosyal durum araştırmasıyla kişinin gerçek yaşam düzenini, mal varlığını ve çalışma gücünü araştırır. Kanuna göre velayet kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır (TMK 182).

Ekonomik koşulların değişmesi, paranın alım gücünün düşmesi veya çocuğun ihtiyaçlarının (okul, sağlık) artması durumunda her zaman nafaka artırım davası açılabilir. Genellikle yılda bir kez artış yapılması beklenir.

Anlaşmalı boşanmada hakim hesaplama yapmaz; tarafların kendi aralarında anlaştığı miktarı onaylar. Taraflar diledikleri miktar üzerinde (makul olmak kaydıyla) uzlaşabilirler.

Duruma göre. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na göre asgari ücret seviyesindeki gelir kişiyi yoksulluktan kurtarmaz; 2. Hukuk Dairesi de erkeğin geliri daha yüksek olduğu bir dosyada asgari ücretle çalışan kadına yoksulluk nafakası verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Ancak gelirler denkse ya da kadının sürekli ve düzenli geliri geçimini sağlıyorsa nafaka reddedilebilir. Belirleyici olan gelir farkı ve gelirin sürekliliğidir.

e-Devlet sistemine girip 'Dava Dosyası Sorgulama' veya 'İcra Dosyası Sorgulama' ekranlarından, hakkınızda açılmış bir nafaka icra takibi olup olmadığını ve borç miktarını görebilirsiniz.

Nafaka yükümlüsünün kira ödüyor olması, ödeme gücünü etkileyen bir faktördür. Hakim, kişinin net gelirinden kira giderini düşerek kalan miktar üzerinden nafaka hesaplaması yapma yoluna gidebilir.

Evet, özellikle taraflardan biri yurtdışında yaşıyorsa veya geliri döviz cinsindense, nafaka döviz (Dolar, Euro) üzerinden belirlenebilir. Ancak bu durumda yıllık TÜFE artışı uygulanmaz.

Mahkeme kararında artış hükmü varsa yeni nafaka, mevcut nafakanın kararda belirtilen orana göre artırılmasıyla bulunur; çoğunlukla TÜİK on iki aylık TÜFE değişimi esas alınır. Örneğin 10.000 TL nafaka ve %30 yıllık TÜFE ile yeni tutar 13.000 TL olur. Kararda artış hükmü yoksa nafaka artırım davası açılır.

Ödenmeyen her ayın nafaka tutarı toplanır; kararda artış hükmü varsa her yıl için artırılmış tutar dikkate alınır. Toplam alacak icra takibine konur ve takip tarihinden itibaren yasal faiz işletilir. Ödenmeyen nafakanın icra ve ceza boyutunu nafaka ödememe cezası yazımızda anlattık.

2026 yılı harç ve masraf tarifelerine göre; başvuru harcı, peşin harç, gider avansı (tebligat, bilirkişi vb.) yatırılmalıdır. Çekişmeli davalarda bu tutar, yapılacak işlemlere (pedagog, keşif) göre artış gösterir.

Hukuka uygun elde edilen kayıtlar delil olabilir. Ancak eşin telefonuna casus yazılım yükleyerek veya şifresini kırarak elde edilen veriler 'hukuka aykırı delil' sayılır ve mahkemece dikkate alınmaz; hatta suç teşkil edebilir.

Evi terk eden eşe, terk tarihinden itibaren 4 ay geçtikten sonra mahkeme veya noter kanalıyla 'Eve Dön' ihtarnamesi çekilebilir. İhtara rağmen 2 ay içinde dönmezse 'Terk Nedeniyle Boşanma Davası' açılabilir.

Kural olarak herkes kendi borcundan sorumludur. Ancak boşanma davası açıldığı tarihten sonra edinilen mallar ve borçlar mal paylaşımına dahil edilmez. Dava tarihi, mal rejimi tasfiyesi için milat kabul edilir.

Evet, boşanma kararı kesinleşinceye kadar anlaşmadan vazgeçebilirsiniz. Duruşmada 'Boşanmak istemiyorum' veya 'Şartları kabul etmiyorum' demeniz halinde dava otomatik olarak çekişmeli boşanma davasına dönüşür.

Hayır, yurtdışında alınan boşanma kararı Türkiye'de doğrudan geçerli değildir. Türkiye'de geçerli olması için 'Tanıma ve Tenfiz' davası açılması veya nüfus müdürlüğüne başvurularak idari yoldan tescil edilmesi gerekir.

Ziynet eşyaları ve ev eşyaları konusundaki talepler boşanma davasıyla birlikte veya ayrı bir dava ile istenebilir. Düğünde takılan takılar kural olarak kadına bağışlanmış sayılır.

Taraflar yargılama sürecinde barıştıklarını beyan ederlerse veya davacı davasından feragat ederse dava düşer. Ancak feragat edilen olaylara dayanarak tekrar dava açılamaz.

Hayır, TMK 166/3 maddesi gereği anlaşmalı boşanma için evliliğin en az 1 yıl sürmüş olması şarttır. 1 yıldan kısa evliliklerde çekişmeli dava açılıp tanık dinletilerek süreç hızlandırılabilir.

Dava açılıp harçlar yatırıldıktan ve tevzi bürosu tarafından mahkemeye atandıktan hemen sonra UYAP Vatandaş Portal ve E-Devlet üzerinde dava dosyası görünür hale gelir.

14/11/2024 tarihli 7532 sayılı Kanunla değişen TMK m. 166/4 uyarınca bekleme süresi 3 yıldan 1 yıla indirildi. Ret kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl geçmiş ve bu süre içinde ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. Süre ret tarihinden değil, kararın kesinleşme tarihinden işler.

Hayır. TMK m. 166/3 uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi şarttır. Bu nedenle anlaşmalı boşanma duruşmasına eşlerin kendilerinin katılması zorunludur; vekil aracılığıyla sonuçlandırılamaz.

Hâkim onaylamadıkça bağlamaz. TMK m. 184/5, boşanmanın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmaların hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmayacağını düzenler. Yargıtay 2. HD'nin 20.09.2018 tarihli kararında, onaylanmamış protokoldeki 'tazminat istemeyeceğim' beyanının ve hatta bu beyandaki ödemenin yapılmış olmasının bile haktan feragat sayılmayacağı belirtilmiştir.

Hayır. Yargıtay 2. HD'nin 27.11.2014 tarihli kararında, TMK m. 175'teki yoksulluk nafakası ile TMK m. 174'teki maddi ve manevi tazminat isteklerinin harca tabi olmadığı açıkça belirtilmiştir. Mahkemenin harç yatırılmadığı gerekçesiyle bu taleplerin esasını incelemeden reddetmesi bozma sebebidir.

Ayrım şudur: Yoksulluk nafakası için kusurunuzun daha ağır olmaması yeterlidir, bu nedenle eşit kusurlu eş yoksulluk nafakası alabilir (TMK m. 175). Buna karşılık maddi ve manevi tazminat için kusursuz veya daha az kusurlu olmanız gerekir; Yargıtay istikrarlı biçimde eşit kusurlu eşin tazminat isteyemeyeceğine karar vermektedir (TMK m. 174).

TMK m. 178 uyarınca evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Mal rejiminin tasfiyesi için boşanmanın kesinleşmesi ön koşuldur; ancak kesinleşmeden sonra da yalnızca bir yılınız vardır.

Yeterli değildir. TMK m. 164 uyarınca ayrılığın en az altı ay sürmesinin yanında hâkim veya noter aracılığıyla 'eve dön' ihtarı çekilmesi ve bu ihtarın sonuçsuz kalması gerekir. İhtar, altı aylık sürenin dördüncü ayı bitmeden istenemez; ihtardan sonra da iki ay geçmeden dava açılamaz.

TMK m. 161 uyarınca zinaya dayalı dava hakkı, öğrenmeden itibaren altı ay ve her hâlde zina eyleminden itibaren beş yıl geçmekle düşer; affeden eşin ise dava hakkı hiç yoktur. Bu süreler geçmişse zinaya dayanamazsınız, ancak olay evlilik birliğinin temelden sarsılması (TMK m. 166/1) kapsamında ileri sürülebilir.

Anlaşmalı boşanma dilekçesi, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son altı aydan beri birlikte oturdukları yerdeki Nöbetçi Aile Mahkemesi'ne verilir. Aile Mahkemesi olmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi'ne (Aile Mahkemesi sıfatıyla) başvurulur.

Makalemizdeki 'Örnek Dilekçe' bölümündeki metni kopyalayıp boş bir Microsoft Word belgesine yapıştırarak ve ilgili boşlukları doldurarak kendi dilekçenizi oluşturabilirsiniz. Ayrıca UYAP Vatandaş portalı üzerinden de dilekçe oluşturma araçları mevcuttur.

Dilekçe ve protokol eksiksiz teslim edildikten sonra, mahkemenin yoğunluğuna göre değişmekle birlikte genellikle 1 hafta ile 1 ay arasında bir tarihe duruşma günü verilir. 2026 yılı itibarıyla adliyelerin iş yüküne göre bu süre değişebilmektedir.

Evet, çocuksuz çiftlerin dilekçelerinde velayet, iştirak nafakası ve kişisel ilişki bölümleri yer almaz. Bunun yerine sadece tazminat, yoksulluk nafakası ve mal paylaşımı konularına odaklanılır.

Dilekçe yazımı için bir ücret yoktur ancak mahkemeye başvururken 'başvuru harcı', 'peşin harç' ve 'gider avansı' ödenmesi gerekir. Bu tutarlar her yıl Adalet Bakanlığı tarafından güncellenir.

Anlaşmalı boşanmada (TMK 166/3), detaylı boşanma sebepleri (aldatma, şiddet vb.) yazmak zorunda değilsiniz. Sadece 'evlilik birliğinin temelinden sarsılması' ve 'tarafların anlaştığı' ifadesi yeterlidir.

Anlaşmalı boşanma dilekçesini eşiniz imzalamazsa veya duruşmaya gelip anlaşmayı kabul etmezse, dava anlaşmalı boşanma olarak devam edemez ve çekişmeli boşanma davasına dönüşür.

Evet, boşanma kararı kesinleşinceye kadar davanızdan feragat edebilir veya anlaşmalı boşanma iradenizden vazgeçtiğinizi mahkemeye bildirebilirsiniz.

Eğer protokolü dilekçeye eklemeyi unuttuysanız, mahkeme kalemi size eksikliği gidermeniz için süre verebilir veya duruşma gününde protokolü elden hakime sunabilirsiniz. Ancak en doğrusu başvuru anında sunmaktır.

Dilekçenin formatı (PDF veya Word) değil, içeriği ve ıslak imzalı (veya e-imzalı) olarak mahkemeye sunulması önemlidir. Çıktı alıp imzaladığınız sürece formatın önemi yoktur.

Hayır, anlaşmalı boşanma davalarında şahit (tanık) dinletilmesine gerek yoktur. Tarafların bizzat mahkemede hazır bulunması ve iradelerini beyan etmeleri yeterlidir.

Zorunlu değildir. TMK m. 166/3'te aranan anlaşma, boşanmanın mali sonuçları (tazminat ve nafaka) ile çocukların durumu hakkındadır; Yargıtay mal rejiminin tasfiyesinin bu kapsamda olmadığını kabul ediyor. Mal paylaşımını protokole yazmak isterseniz açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde yazmalısınız. 'Mal talebimiz yoktur' gibi genel bir cümle Yargıtay'a göre mal rejiminden doğan haklardan feragat sayılmaz; boşanmadan sonra mal rejimi davası açılabilir.

E-Devlet şifresi ile UYAP Vatandaş Portal'a giriş yaparak, gerekli harçları online ödeyip, e-imza veya mobil imza kullanarak boşanma dilekçenizi online olarak gönderebilirsiniz.

Dilekçenin kendisinde detay yazmasanız bile, ekindeki protokolde nafaka miktarını, türünü (yoksulluk/iştirak) ve yıllık artış oranını net bir şekilde belirtmelisiniz.

Boşanma Nedenleri

Evet, kayınvalidenizin onayınız ve rızanız dışında sürekli, sık sık ve evin mahremiyetini bozacak şekilde evinize gelmesi ve eşinizin bu duruma sessiz kalması geçerli bir boşanma sebebidir. Bu durum 'bağımsız konut temin edememe' ve özel hayata müdahale olarak değerlendirilir.

Eşinizin ailesi size hakaret ettiğinde, eşiniz bu duruma sessiz kalıyor, sizi savunmuyor ve onların bu tutumuna müsamaha gösteriyorsa, eşinize 'evlilik birliğinin sarsılması' nedeniyle boşanma davası açabilirsiniz. Eşiniz, sizi korumadığı için kusurlu sayılacaktır.

Maaşınıza rızanız dışında el konulması ekonomik şiddettir. Eşinizin babasının bu eylemine göz yumması, eşinizi ağır kusurlu hale getirir. Bu ekonomik müdahaleyi gerekçe göstererek boşanma davası açabilir ve geçmişe dönük maddi kayıplarınız için tazminat talep edebilirsiniz.

Hayır, hukukumuza göre kimse eşinin anne, baba veya akrabalarıyla aynı evde yaşamaya zorlanamaz. Eşiniz bağımsız bir ev açmıyorsa ve ailesiyle yaşamayı dayatıyorsa, bu durum haklı bir evi terk ve boşanma sebebidir.

Eşinizin iddiaları asılsızsa, ailenizin ziyaretlerinin olağan sınırlar içinde olduğunu ve mahremiyeti ihlal etmediğini tanıklarla ispatlamalısınız. Ayrıca ailenizle eşiniz arasındaki ilişkide dengeyi sağladığınızı, eşinizi koruduğunuzu gösterecek mesajlaşma veya şahit beyanları sunabilirsiniz.

Planlı ve kurgulu şekilde alınan gizli ses veya görüntü kayıtları hukuka aykırı delil sayılır ve Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil edebilir. Ancak aniden gelişen bir saldırı veya hakaret anında, başka ispat imkanı yokken alınan kayıtlar istisnai olarak bazı dosyalarda kabul edilebilmektedir. Bu durum mutlaka bir avukatla değerlendirilmelidir.

Aile içi psikolojik baskı ve laf sokmalar genellikle tanık beyanlarıyla ispatlanır. Sizin akrabalarınız, ortak arkadaşlarınız veya komşularınız bu durumlara şahit olmuşsa mahkemede dinletilebilir. Ayrıca bu konuyu eşinizle mesajlaşırken dile getirdiğiniz yazışmalar da delil niteliği taşır.

Çocuğun eğitimi ve disiplini anne babaya aittir. Eşinizin ailesinin velayet haklarınıza sürekli müdahale etmesi ve eşinizin buna izin vermesi kusur teşkil eder. Çocuğun huzurlu bir ortamda büyümesi için velayet değerlendirmesinde bu baskı ve müdahaleler hakim tarafından dikkate alınır ve genellikle velayet, koruyucu ortamı sağlayan eşe verilir.

Aile mahkemesindeki boşanma davası sadece eşinize karşı açılır, eşinizden tazminat isteyebilirsiniz. Kayınvalide veya kayınpedere boşanma davası içinde tazminat davası açılamaz. Ancak size doğrudan hakaret veya saldırıda bulunmuşlarsa, Asliye Hukuk Mahkemesinde Borçlar Kanunu haksız fiil hükümlerine göre onlara ayrı bir tazminat davası açabilirsiniz.

Eşin sürekli ve aşırı şekilde kök ailesiyle vakit geçirmesi, kendi müşterek evini ve eşini ihmal etmesi "evlilik birliğinin gereklerini yerine getirmeme" olarak değerlendirilir. Bu durum süreklilik arz ediyorsa ve ortak hayatı çekilmez kılıyorsa haklı boşanma sebebidir.

Eşinizin ailesinin size iftira atması (örneğin aldatma iftirası) ve eşinizin bu iftiralara inanarak size cephe alması ağır bir boşanma sebebidir. İftira atan kişilere karşı savcılığa suç duyurusunda bulunabilir ve bu soruşturma dosyasını boşanma davanıza delil olarak sunabilirsiniz.

Evet, kesinlikle dinletebilirsiniz. Toplumdaki yaygın yanlış inanışın aksine, aile içi geçimsizlikleri ve eşin ailesinin müdahalelerini en iyi bilecek kişiler genellikle sizin kendi aile üyelerinizdir. Mahkemeler anne, baba veya kardeşlerin tanıklığını kabul eder.

Evet, eşinizin ve ailesinin baskıları nedeniyle psikolojik tedavi gördüyseniz, bu durumu doktor raporları veya reçetelerle belgeleyerek dosyaya sunabilirsiniz. Yaşadığınız bu derin sarsıntı ve psikolojik çöküntü, lehinize hükmedilecek manevi tazminat miktarını artırıcı bir unsurdur.

Konut dokunulmazlığı ve aile mahremiyeti esastır. Kayınvalidenizin rızanız dışında evinize girmesi suç olduğu gibi, eşinizin anahtarı geri almaması ve bu duruma izin vermesi evliliğin sarsılması sebebidir. Kilidi değiştirme hakkınız olduğu gibi, bu gerekçeyle boşanma davası da açabilirsiniz.

Evet, eşlerden birinin kendi müşterek ailesinin (eşinin ve çocuklarının) geçimini ihmal ederek tüm gelirini kendi anne babasına veya kardeşlerine aktarması ekonomik kusur sayılır. Evliliğin finansal yükümlülüklerinin ihlali nedeniyle boşanma davası açabilirsiniz.

Boşanma Sebepleri

Evet, eşinizin size küfür etmesi Türk Medeni Kanunu'na göre evlilik birliğinin temelinden sarsılması (şiddetli geçimsizlik) veya eylemin ağırlığına göre onur kırıcı davranış kapsamında geçerli bir haklı boşanma sebebidir. Bu durum eşinizin kusurlu sayılmasını sağlar.

Hakaretin niteliğine, ağırlığına ve söylendiği ortama göre tek bir sefer edilen ağır bir hakaret (örneğin toplum içinde haysiyeti ayaklar altına alan bir küfür) dahi boşanma sebebi sayılabilir. Ancak genellikle süreklilik arz eden psikolojik şiddet eylemleri mahkemelerce daha net bir sarsılma nedeni olarak kabul edilir.

Eğer taraflar birbirlerine karşılıklı olarak ve aynı ağırlıkta küfür edip hakaret etmişlerse, mahkeme büyük ihtimalle 'eşit kusur' kararı verecektir. Eşit kusur durumunda taraflar birbirinden maddi veya manevi tazminat talep edemezler.

Basit hakaret suçu şikayete tabi suçlar arasındadır. Eşinizin hakaret ettiğini ve bu fiili öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde Cumhuriyet Savcılığına veya polis merkezine şikayette bulunmanız gerekmektedir. Süreyi kaçırırsanız şikayet hakkınız düşer.

Evet, WhatsApp, SMS veya diğer mesajlaşma uygulamaları üzerinden edilen küfürler ve hakaretler hukuka uygun delil niteliğindedir. Ancak karşı tarafın inkar etmesi ihtimaline karşı mesajların bulunduğu cihazın güvenliğinin sağlanması veya noter kanalıyla tespiti faydalı olacaktır.

Kural olarak gizli ses kaydı almak özel hayatın gizliliğini ihlal suçudur ve delil sayılmaz. Ancak Yargıtay kararlarına göre, o an aniden gelişen, başka türlü ispatlanması imkansız bir haksız saldırı (hakaret) anında kendini korumak ve makamlara sunmak amacıyla alınan anlık kayıtlar hukuka uygun delil kabul edilebilmektedir. Önceden planlanmış, tuzak kurarak alınan kayıtlar ise suçtur.

Manevi tazminat miktarında kesin bir sınır veya tarife yoktur. Mahkeme hakimi; hakaretin ağırlığı, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, eylemin kişinin onurunda yarattığı tahribat gibi kriterleri göz önünde bulundurarak hakkaniyete uygun bir tazminat miktarı belirler.

Evet, boşanma hukuku açısından üçüncü kişilerin (aile, arkadaş, iş çevresi) yanında eşin aşağılanması ve hakarete uğraması, kişinin şeref ve haysiyetini daha fazla zedelediği için daha ağır bir kusur olarak kabul edilir ve hükmedilecek manevi tazminat miktarını doğrudan artırır.

Evet, 6284 sayılı Kanun kapsamında şiddet sadece fiziksel darp anlamına gelmez. Psikolojik şiddet ve hakaret de uzaklaştırma kararı almak için yeterli bir sebeptir. Aile mahkemesinden veya polis merkezinden tedbir talep edebilirsiniz.

Ceza davasında uzlaştırma bürosunda eşinizle uzlaşmanız, eylemi 'affettiğiniz' veya en azından 'hoşgörüyle karşıladığınız' şeklinde yorumlanma riski taşır. Affedilen olaylar boşanma davasında kusur olarak ileri sürülemeyeceğinden, uzlaşma aşamasında mutlaka avukatınıza danışmalısınız.

Kesinlikle evet. Yargıtay içtihatlarına göre sadece eşe değil, eşin anne, baba veya kardeşlerine yönelik edilen hakaretler, küfürler veya saygısız söylemler de evlilik birliğini temelinden sarsan ve kusur sayılan eylemlerdir.

Evet sayılır. Sosyal medya hesaplarında, doğrudan isim verilmese bile eşi ima eden, onu aşağılayan, hor gören, alay eden göndermeler veya paylaşımlar yapmak psikolojik şiddet ve onur kırıcı davranış kapsamında kusur olarak değerlendirilir.

Ağır kusurlu olan taraf, diğer taraftan yoksulluk nafakası talep edemez. Dolayısıyla, davada sürekli hakaret eden ve bu nedenle evliliğin yıkılmasına sebep olan taraf tam veya ağır kusurlu bulunursa, karşı tarafa nafaka ödemekle yükümlü tutulabilir, kendisi yoksulluk nafakası alamaz.

Evlilik terapistleri mesleki sır saklama yükümlülüğü altındadırlar ve kural olarak terapi seanslarında konuşulanlar mahkemede ifşa edilemez. Terapistin tanık olarak dinlenmesi çok istisnai durumlar ve kurallar çerçevesinde değerlendirilir.

Hayır. Türk Medeni Kanunu'na göre affeden tarafın dava hakkı yoktur. Eşinizin size hakaret etmesinden sonra onu affetmiş ve normal evlilik yaşantınıza devam etmişseniz, artık geçmişteki o hakaretleri boşanma sebebi olarak öne süremezsiniz. Dava açılabilmesi için affetmeden sonra yeni bir haksız eylemin gerçekleşmiş olması gerekir.

Hayır, tek başına ve sınırlar içinde kalan sosyal içicilik kanunlara göre bir boşanma sebebi değildir. Alkol tüketiminin boşanma sebebi sayılabilmesi için evliliğin huzurunu bozması, eşe veya çocuklara zarar vermesi ya da ailenin ekonomik durumunu sarsması gereklidir.

Kural olarak mahkemeler, çocuğun üstün yararını gözetir. Alkol bağımlısı, yaşam düzeni istikrarsız olan ve tedavi görmeyen bir ebeveyne çocuğun bedensel ve ruhsal gelişimini tehlikeye atacağı için velayet verilmez.

Eşinizin alkol problemini kabul etmemesi ve AMATEM gibi sağlık kuruluşlarında tedavi görmeyi reddetmesi, açacağınız boşanma davasında onun 'ağır kusurlu' sayılmasına neden olacak güçlü bir gerekçedir.

Gizli kamera veya ses kaydı almak genel kural olarak özel hayatın gizliliğini ihlal suçudur ve hukuka aykırı delil sayılır. Ancak aniden gelişen şiddet ve hakaret durumlarında başka türlü ispat imkanı yoksa istisnai olarak mahkemeye sunulabilir. Bunun yerine tanık veya polis tutanağı gibi hukuki yollar tercih edilmelidir.

Evet, oldukça etkilidir. Eşinizin maaşını veya kredi kartı limitlerini sürekli olarak tekel bayilerinde, barlarda veya alkol satılan mekanlarda harcadığını gösteren ekstreler, hem alkol alışkanlığını hem de ekonomik şiddeti ispatlamakta kullanılır.

Evet, zorundadır. Alkol bağımlılığı veya parayı alkole harcamak, yasal bir mazeret değildir. Mahkeme kişinin gelir potansiyeline göre yoksulluk ve iştirak nafakasına hükmeder. Ödenmemesi durumunda icra takibi başlatılabilir.

Evet, boşanabilirsiniz. Türk hukuk sisteminde 'alkolün etkisi altındaydım, iradem dışındaydı' savunması eşi kusurdan kurtarmaz. Bilerek alınan alkol sonrası yapılan hakaret ve şiddet eylemleri boşanma davasında ağır kusur sayılır.

Kesinlikle alabilir. Eşin alkol alıp şiddet uygulaması, hakaret etmesi veya sosyal ortamlarda rezil etmesi diğer eşin kişilik haklarına saldırı niteliği taşır. Bu yıpranmanın telafisi için hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilir.

Anlaşmalı boşanma protokolünün çok dikkatli hazırlanması gerekir. Alkolik eşin iradesinin sakatlanmadığından emin olunmalı ve velayet, nafaka, tazminat gibi haklar yoruma mahal vermeyecek şekilde protokole yazılmalıdır. Mutlaka bir avukat desteği alınmalıdır.

Evet, en güçlü delillerden biridir. Evde yaşanan bir taşkınlık sonrası çağrılan polislerin tuttuğu olay yeri tutanakları, alkolmetre ölçümleri ve şikayet dilekçeleri eşin alkol kaynaklı kusurunu net bir şekilde ispatlar.

Velayeti alamayan eşin çocuğu görme hakkı vardır ancak alkol bağımlılığı çocuğu riske atıyorsa mahkeme bu hakkı kısıtlayabilir. Görüşmeler sadece gündüz saatleri ile sınırlandırılabilir veya refakatçi gözetiminde (uzman/akraba) yapılmasına karar verilebilir.

Evet, yapabilir. Boşanma davalarında anne, baba, kardeş gibi birinci derece akrabaların tanıklığı geçerlidir. Önemli olan bu kişilerin olayları bizzat kendi gözleriyle görmüş veya kulaklarıyla duymuş olmalarıdır; duyuma dayalı olmamalıdır.

Hastane epikriz raporları ve acil servis kayıtları, alkol sorununun boyutunu tıbbi olarak kanıtladığı için mahkeme nezdinde kesin ve objektif delil olarak kabul edilir. Bu durum davacının iddialarını doğrudan doğrular.

Evet, ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamak yerine geliri alkole veya şahsi zevklere harcamak Yargıtay tarafından açık bir ekonomik şiddet ve evlilik birliğinin sarsılması sebebi olarak kabul edilmektedir.

Alkol bağımlılığı ve buna bağlı geçimsizlik 'sürekli devam eden' bir eylem olduğu için belirli bir hak düşürücü veya zamanaşımı süresi yoktur. Evlilik birliği çekilmez hale geldiği anda dava açılabilir.

Hayır, bu ifade tek başına Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç (hakaret veya tehdit içermediği sürece) oluşturmaz. Ancak aile hukuku ve Türk Medeni Kanunu açısından evlilik birliğini sarsan ağır bir kusur ve psikolojik şiddet kabul edilir, dolayısıyla boşanma sebebidir.

Evet, aile bireylerinden sadece birini dahi haksız yere eve almamak evlilik birliğini sarsıcı niteliktedir. Babanızın eşinize karşı haksız bir eylemi yoksa, eşinizin bu tutumu yine de kusur sayılır ve boşanma davasına konu edilebilir.

Kesinlikle hayır. Evin tapusunun kimin üzerine olduğu veya kira sözleşmesinin kimin adına olduğu aile hukuku açısından önemsizdir. O ev 'ortak konut' niteliğindedir ve her iki eşin de ailelerini o evde ağırlama hakkı vardır.

Evet, eşinizin ailenizi fiziken kapıdan kovmasa bile, geldiklerinde sürekli surat asması, selam vermemesi, odaya kapanarak onları yok sayması Yargıtay kararlarına göre aileyi istememekle eşdeğer tutulmakta ve duygusal şiddet sayılmaktadır.

Bu durumda kusurlu sayılmazsınız. Eğer eşinizin ailesi size hakaret etmiş, şiddet uygulamış veya evliliğinize zarar vermişse, onları ortak konuta istememek en doğal sınır koyma hakkınızdır. Mahkemede bu durumu ispatladığınızda haklı bulunursunuz.

Bu tür söylemler açık bir psikolojik baskı ve duygusal şantajdır. Bu sözleri mesajla yazıyorsa mesajları saklamalısınız. Bu durum devam ederse, eşinizin evi terk etmesi kendi aleyhine terk veya şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası açmanız için delil oluşturacaktır.

Evet, eşinizin ailenizi eve almaması, sizi ailenizden koparmaya çalışması kişilik haklarınıza bir saldırı niteliği taşır. Mahkemede haklılığınızı ispatladığınız takdirde eşiniz aleyhine manevi tazminata hükmedilebilir.

Hayır, anlaşmalı boşanmalarda taraflar boşanma sebeplerini detaylandırmak zorunda değildir. Sadece 'evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı' beyan edilir ve protokol imzalanır. Detaylı sebep gösterme zorunluluğu çekişmeli davalar için geçerlidir.

Teorik olarak eşinizin ailesi de mahkemede tanık olarak dinlenebilir. Ancak uygulamada genellikle kendi çocuklarının aleyhine ifade vermekten kaçınırlar. Yine de mahkeme huzurunda doğruyu söyleme yeminleri altında alınacak beyanları geçerli bir delildir.

Hayır, hukukta hiç kimse bir başkasını (eşi dahi olsa) birileriyle görüşmeye zorlayamaz. Eşiniz kendi ailesiyle görüşmek istemiyorsa, onu buna zorlamak sizin açınızdan kusurlu bir hareket kabul edilebilir.

Evet, günümüz hukuk pratiğinde hukuka uygun elde edilmiş WhatsApp mesaj kayıtları, ekran görüntüleri davanın en güçlü dijital delillerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Çekişmeli boşanma davaları, mahkemenin iş yüküne, tanık sayısına ve delillerin toplanma hızına bağlı olarak ilk derece mahkemesinde genellikle 1 ila 2 yıl arasında sürebilmektedir.

Velayet kararı verilirken asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Ancak eşinizin sizi ailenizden izole eden bu bencil ve psikolojik şiddet içeren tutumu, onun çocuk yetiştirme yeterliliği konusunda hakimde olumsuz bir kanaat oluşturabilir ve dolaylı olarak velayeti lehinize etkileyebilir.

Hukuken bu makul bir çözüm değildir. Ortak konut, her iki tarafın da misafirlerini, özellikle birinci derece yakınlarını ağırlayabileceği bir yerdir. Eşinizin bu kısıtlaması yine duygusal şiddet kapsamındadır.

Evet, aileniz eve geldiğinde kapıda yaşanan tartışmaları, bağrışmaları duyan veya eşinizin ailenizi içeri almadığına bizzat şahit olan komşularınız mahkemede çok değerli tanıklar olacaktır.

Evet, eşinizi makul ve haklı bir sebep olmaksızın (iş gereği vb.) sürekli olarak evde yalnız bırakmanız ve ortak yaşam alanını sadece yatmak için kullanmanız, Yargıtay'a göre ağır kusur ve boşanma sebebidir.

Eğer mesai, nöbet veya ticari faaliyetler gibi gerçek bir iş yoğunluğu varsa bu durum tek başına boşanma sebebi sayılmaz. Ancak iş bahane edilerek keyfi olarak eve gelinmiyorsa bu bir kusur oluşturur.

Eşin, aileyi ve eşini ihmal edip sürekli arkadaşlarıyla vakit geçirmesi, evlilik birliğinin yükümlülüklerinin ihlali demektir. Hukukta bu durum 'duygusal şiddet' olarak nitelendirilir ve ağır kusurdur.

Bu durumu komşu, akraba veya arkadaşlarınızın tanık beyanlarıyla, eşinizin sosyal medya yer bildirimleriyle (check-in), mesajlaşma kayıtlarıyla ve baz istasyonu sinyallerini gösteren HTS kayıtlarıyla ispatlayabilirsiniz.

Evi otel gibi kullanmak, bir eşin evle ve diğer eşle hiç ilgilenmemesi, sadece gece çok geç saatlerde uyumak, banyo yapmak veya üstünü değiştirmek için eve uğraması durumudur.

Kesinlikle isteyebilirsiniz. Sürekli yalnız bırakılmak kişilik haklarınıza saldırı ve duygusal şiddet sayıldığından manevi tazminat; evlilikten doğan menfaatlerinizin zedelenmesi nedeniyle de maddi tazminat talep etme hakkınız vardır.

Kendi evinizin içindeki genel yaşantınızı göstermek adına yapılan çekimler sınırlı ölçüde kabul edilebilir olsa da, eşinizi gizlice kameraya almak veya takip cihazı takmak suçtur ve bu deliller mahkemede reddedilir.

Evet, işten sonra aileyi ihmal edip her gün düzenli olarak kahvehane, lokal veya oyun salonlarında vakit geçirmek, eşe karşı ilgisizlik ve ortak hayatı sürdürmekten kaçınma anlamına gelir; geçerli bir boşanma nedenidir.

Evlendikten sonra eşlerin bağımsız bir yuva kurması esastır. Eşiniz, sizinle vakit geçirmek yerine sürekli kendi kök ailesinin (anne-babasının) evinde kalıyor veya oradan gece geç dönüyorsa bu durum boşanma açısından kusur sayılır.

Kanun dakika veya saat hesabı yapmaz. Önemli olan eşlerin hayatı paylaşması, günün değerlendirmesini birlikte yapması ve birbirlerine vakit ayırarak duygusal ve fiziksel iletişimi sürdürmesidir.

Eğer kadının kendi geliri yoksa veya asgari ücret gibi yetersiz bir geliri varsa, kusuru da eşinden daha ağır değilse, mahkeme süresince tedbir nafakası, boşanma sonrasında ise yoksulluk nafakası alabilir.

Evet. Şiddet sadece fiziksel vurma, kırma değildir. İlgisiz bırakmak, yok saymak ve eve gelmemek duygusal ve psikolojik bir şiddettir ve Yargıtay nezdinde ağır kusurlu eylemler arasında yer alır.

Eğer haklı bir sebep olmadan evi terk eder ve dönmezse, belli şartların oluşması halinde 'terk nedeniyle boşanma' veya mevcut 'şiddetli geçimsizlik' iddialarınız kuvvetlenerek kusur oranı eşiniz aleyhine artar.

HTS kayıtları sadece telefonun hangi bölgeden sinyal aldığını gösterir. Yani eşinizin iş çıkışı ev yerine başka semtlerde, mekanlarda bulunduğunu kanıtlamak için güçlü bir dolaylı delildir.

Hayır. Anlaşmalı boşanmada taraflar kusur tartışması yapmazlar. Eşinizle tazminat, nafaka ve boşanma konularında uzlaştıysanız, sebeplerin ne olduğu hakim tarafından derinlemesine araştırılmaz.

Boşanma Süreci

Hayır, duruşmada verilen kısa karar ile hukuken boşanmış sayılmazsınız. Kararın gerekçeli olarak yazılması, taraflara tebliğ edilmesi ve yasal itiraz sürelerinin dolması (kesinleşmesi) gerekmektedir. Kesinleşme tamamlanana kadar resmiyette evli görünmeye devam edersiniz.

Hayır, eski sistemdeki gibi kararı elden nüfus müdürlüğüne götürerek işlem yapamazsınız. Günümüzde kesinleşen mahkeme kararları, mahkeme kalemi tarafından UYAP sistemi üzerinden elektronik ortamda doğrudan MERNİS'e (Nüfus Müdürlüğüne) gönderilmektedir.

Mahkeme kalemi, kararın kesinleştiğini tespit ettikten sonra yasal olarak 10 gün içinde bu bildirimi yapmakla yükümlüdür. Çoğu adliyede bu işlem 1 ila 5 gün arasında sisteme entegre edilmektedir.

Karar kesinleşmesine rağmen 1-2 hafta içinde e-devlette hala evli görünüyorsanız, mahkeme kaleminin elektronik bildirimi yapmayı unutmuş olma ihtimali yüksektir. Kararı veren mahkemeye giderek durumu bildirmeli veya UYAP üzerinden bildirim talepli bir dilekçe göndermelisiniz.

Anlaşmalı boşanmalarda gerekçeli karar hızlıca yazılıp taraflar istinaftan feragat ederlerse, süreç çok kısalır. Ortalama olarak duruşma tarihinden itibaren 7 ila 10 gün içinde boşanma kararı nüfus kayıtlarına tamamen işlenmiş olur.

Özellikle kadınların soyadı değişikliği nedeniyle eski kimliklerini kullanmaları mümkün değildir. Sistemde medeni haliniz değiştiği andan itibaren yeni çipli kimlik kartı başvurusunda bulunmanız zorunludur.

Hayır, devlet kayıtlarında hiçbir resmi evlilik kaydı tamamen silinmez. Vukuatlı nüfus kayıt örneği aldığınızda medeni haliniz 'Bekar' veya 'Boşanmış' olarak görünür, ancak alt kısımdaki düşünceler hanesinde eski eşinizin adı ve boşanma mahkeme kararı bilgileri tarihi bir kayıt olarak kalır.

Mahkemenin boşanma kararı kesinleşip elektronik ortamda nüfusa bildirildiği an (MERNİS sistemine düştüğünde) kadının soyadı otomatik olarak evlenmeden önceki bekarlık soyadına güncellenir.

Evet, edebilirsiniz. Ancak bunun için haklı bir menfaatinizin olması ve eski eşinize zarar vermemesi gerekir. Bu talebi boşanma davası sırasında hakime iletmeli ve gerekçeli kararda bu yönde bir hüküm kurulmasını sağlamalısınız.

Hayır. Yabancı ülke mahkemelerince verilen boşanma kararları Türkiye'de otomatik olarak geçerli değildir. Türk nüfusuna işlenmesi için ya idari yoldan tanıma başvurusu yapmalı ya da Türkiye'de Tanıma ve Tenfiz davası açmalısınız.

Eğer MERNİS sistemine boşanmanız işlenmişse ve e-devlette medeni haliniz değişmişse kesinleşme şerhini elinizde fiziki olarak taşımanıza gerek yoktur, doğrudan nüfus müdürlüğüne kimlik başvurusu yapabilirsiniz.

Kesinlikle hayır. Nüfus kayıtlarınızda medeni haliniz 'Bekar' olarak güncellenmeden evlendirme daireleri yeni bir nikah başvurunuzu işleme almaz. Ayrıca kadınlar için nüfusa işlemenin ardından 300 günlük iddet (bekleme) süresi başlar.

Görevi ihmal niteliğinde sürekli ve kasıtlı bir durum varsa disiplin soruşturması yapılabilir, ancak uygulamada genellikle bu durumlar yoğun iş yükünden kaynaklanan sehven yapılmış hatalar olarak kabul edilir ve uyarı ile hemen düzeltilir.

Hayır. Kararın nüfus müdürlüğüne bildirilmesi adli sürecin doğal bir parçasıdır ve bunun için adliyeye veya nüfus müdürlüğüne ekstra bir harç ödenmez. Sadece yeni kimlik çıkartırken standart kimlik yenileme bedeli ödersiniz.

Hayır. Türk MERNİS sistemi yabancı ülkelerin nüfus sistemleriyle doğrudan bağlı değildir. Yabancı uyruklu eşin, Türkiye'deki kesinleşmiş kararı apostil ettirip tercümesiyle birlikte kendi ülkesinin makamlarına bizzat bildirmesi gerekmektedir.

Hakim duruşmada kararını açıkladıktan sonra gerekçeli kararı yazar. Bu gerekçeli karar taraflara tebliğ edildikten sonra 2 haftalık istinaf süresi başlar. Her iki taraf da bu süre içinde itiraz etmezse karar kesinleşir. İtiraz edilirse üst mahkeme (BAM ve Yargıtay) süreci bitene kadar kesinleşmez.

İstinaf başvuru süresi, mahkemenin yazdığı detaylı 'gerekçeli kararın' size fiziki olarak tebligatla veya e-tebligat yoluyla ulaştığı günün ertesi günü işlemeye başlar. Duruşma gününden itibaren başlamaz.

Evet, yerel mahkemenin boşanma kararına itiraz ettiğinizde karar kesinleşmediği için hukuken evliliğiniz devam eder. Bu süreçte eşlerin sadakat yükümlülüğü sürer ve yeniden evlenmek mümkün değildir.

Kısmi istinaf, mahkemenin boşanma kararına itiraz etmeyip, sadece tazminat, nafaka veya velayet gibi konularda verilen kararlara itiraz etmektir. Bu sayede boşanma kısmı kesinleşir ve taraflar resmi olarak boşanmış sayılır, itiraz sadece maddi/diğer konularda devam eder.

Eğer taraflar duruşmadan sonra istinaftan feragat dilekçesi vermediyse, 2 haftalık yasal süre içinde istinafa başvuru hakkı vardır. Ayrıca protokolün ağır bir tehdit veya hile (irade sakatlığı) altında imzalandığı iddia edilerek itiraz edilebilir.

Tüm itiraz yolları tükenmiş ve tamamen kesinleşmiş (arşive kaldırılmış) bir dava dosyasının, sonradan ortaya çıkan çok ağır hukuka aykırılıklar (sahte delil, yalancı tanık vb.) sebebiyle olağanüstü şekilde tekrar açılmasıdır.

Normal şartlarda iptal edilemez. Ancak yasanın sınırlı sayıda saydığı sahte evrak, hile veya yalan yere yemin edilmesi gibi durumlar varsa, yargılamanın yenilenmesi yoluyla kesinleşmiş kararın iptali istenebilir.

Bölge Adliye Mahkemesi kural olarak dosya üzerinden (evrak üzerinden) inceleme yapar. Ancak gerekli gördüğü çok nadir durumlarda tarafları duruşmaya çağırıp tanık dinleyebilir veya keşif kararı alabilir.

İstinaf mahkemelerindeki yoğunluğa ve davanın niteliğine göre süreç ortalama 1 ila 2 yıl sürebilmektedir. Eğer dosya Yargıtay'a (temyize) giderse bu süre 1-2 yıl daha uzayabilir.

2 haftalık yasal süre kesin süredir. Eğer deprem, sel, ağır hastalık (yoğun bakım) gibi kanunun kabul ettiği çok ağır bir 'mücbir sebep' yoksa, süreyi kaçırdığınızda itiraz hakkınızı kaybedersiniz ve karar kesinleşir.

Evet. Dava açıldığında bağlanan 'tedbir nafakası', dava kesinleşinceye kadar (yani istinaf ve temyiz süreçleri dahil) ödenmeye devam etmek zorundadır. Ödenmezse icra yoluyla tahsil edilir.

Kararın bir an önce kesinleşmesini isteyen tarafların, yerel mahkemenin verdiği kararı kabul ettiklerini ve üst mahkemeye taşıma (itiraz) haklarından kendi istekleriyle vazgeçtiklerini bildirdikleri hukuki işlemdir.

Eğer mal kaçırma işlemi yargılama sırasında tarafınızdan hiçbir şekilde bilinemeyecek düzeyde gizlenmişse ve davanın sonucunu etkileyecek yeni bir belge bulunduysa, yargılamanın yenilenmesi davası açılabilir. Ayrıca mal rejiminin tasfiyesi davaları için ayrı süreler mevcuttur.

Yargıtay kararı bozduğunda dosya, duruma göre İstinaf Mahkemesine veya Yerel Aile Mahkemesine geri gönderilir. Mahkeme Yargıtay'ın bozma gerekçesine uyarak yeniden yargılama yapar ve yeni bir karar verir.

Kesinlikle olur. İstinaf veya temyiz dilekçeniz mahkeme tarafından karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı tarafın da sizin dilekçenize karşı cevap verme ve 'katılma yoluyla' kendi itirazlarını sunma hakkı doğar.

Hayır, hemen başlamaz. Elektronik tebligat adresinize ulaştığı tarihi izleyen 5. günün sonunda okunmuş (tebliğ edilmiş) sayılır. Yasal 2 haftalık cevap süreniz bu 5 günlük sürenin dolmasından sonraki ilk gün işlemeye başlar.

Dava açıldıktan sonra mahkeme tensip zaptını hazırlar. E-tebligatınız varsa bu süre 3-5 gün içinde dijital ortamda gerçekleşir. Fiziki posta ile gönderiliyorsa PTT'nin iş yüküne ve yaşadığınız şehre göre ortalama 1 ile 2 hafta arasında kapınıza ulaşır.

Postacı sizi adreste bulamadığı için evrakı muhtara bırakıp kapınıza ihbarname yapıştırdıysa, kanuna göre ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır (Tebligat Kanunu m. 21). Süreler bu tarihe göre hesaplanır; evrakı muhtardan günler sonra almanız süreyi uzatmaz. Bu nedenle ihbarnameyi gördüğünüz anda tarihini not edip evrakı hemen almanız gerekir.

Sadece Vatandaş UYAP'a girip dilekçeyi görüntülemek veya indirmek yasal cevap süresini başlatmaz. Sürelerin hukuken işlemeye başlaması için resmi e-tebligatın süresinin dolması veya fiziki tebligatın adresinize ulaşması şarttır.

Dava dilekçesi adliye tevzi bürosuna verilip harçlar yatırıldığı gün dosya açılır ve esas numarası alır. Bu işlemden genellikle birkaç saat sonra e-Devlet (Vatandaş UYAP) üzerinden dosyanın açıldığını görüntüleyebilirsiniz.

Tebligatı almaktan kaçınırsanız postacı evrakı muhtara bırakır ve kapınıza ihbarname yapıştırır; ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır (Tebligat Kanunu m. 21). Yani tebligat hukuken size yapılmış olur ve süreler işlemeye başlar. Tebligattan kaçmak davayı durdurmaz, yalnızca savunma sürenizi kaybetmenize yol açar.

Mernis (yerleşim yeri) adresinize yapılan tebligatlar, kapıda adınız yazmasa dahi geçerlidir. Bu nedenle e-Devlet üzerinden ikametgahınızı sürekli güncel tutmalısınız. Aksi halde haberiniz olmadan davanız görülebilir ve karara bağlanabilir.

Yurt dışı adreslerine doğrudan PTT ile gönderim yapılamaz. Adalet Bakanlığı üzerinden konsolosluk veya yabancı mahkemeler aracılığıyla çevirili olarak gönderilir. Bu süreç genellikle 6 ay ile 1 yıl civarında sürmektedir.

Dava dilekçesindeki vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılırsınız (HMK m. 128), ancak karşı tarafa kusur yükleyecek vakıa ileri süremez ve bu amaçla tanık dinletemezsiniz; cevap süresi geçtikten sonra açılan karşı dava da asıl davadan ayrılır (HMK m. 133/2). Yargıtay, ilk derece mahkemesinde tazminat ve yoksulluk nafakası istemeyen davalının bunları istinafta isteyemeyeceğini kabul eden kararı onadı. Tedbir nafakası ise yargılamanın her aşamasında istenebilir.

Evet, dosya kapsamının genişliği veya delillerin toplanmasının zaman alması gibi makul gerekçeleriniz varsa, ilk 2 haftalık yasal süre dolmadan mahkemeye başvurarak 1 aya kadar ek süre (süre uzatım) talep edebilirsiniz.

Hayır, anlaşmalı boşanmalarda taraflar adliyeye gidip mahkeme kaleminden evrakı elden tebliğ alabilir ve sürelerden feragat ettiklerine dair dilekçe verebilirler. Bu sayede posta beklemeden birkaç gün içinde duruşma günü alınabilir.

Tebligat zarfının içinde davacı eşin mahkemeye sunduğu boşanma dava dilekçesi ve mahkeme hakiminin ilk aşamada belirlediği kuralları ve süreleri içeren Tensip Zaptı adı verilen resmi evrak bulunur.

Hayır, 6284 sayılı yasa kapsamında mahkemeden adres gizliliği kararı alınmışsa, dava dosyasına giren evraklarda ve karşı tarafa giden tebligatlarda ikametgah adresiniz gizlenir, eşiniz veya avukatı adresinizi sistemden göremez.

Evet, 2 haftalık cevap süresi hesaplanırken araya giren hafta sonları ve resmi tatiller de gün olarak sayılır. Sadece, sürenin son günü (14. gün) resmi tatile denk geliyorsa, süre takip eden ilk mesai günü mesai bitimine kadar uzar.

Evet, davacı taraf adres olarak çalıştığınız iş yerini bildirmişse tebligat iş adresinize yapılabilir. İş yerinizdeki evrak kayıt görevlisi veya yetkili bir çalışanın tebligatı alması durumunda da süreç geçerli şekilde başlamış olur.

Çekişmeli davada ilk duruşma, dava dilekçesinin tebliği ve karşılıklı dilekçeler aşamasından sonra belirlenir; cevap için 2 hafta, cevaba cevap ve ikinci cevap için ikişer hafta işler (HMK m. 127, 136). Uygulamada ilk duruşma çoğunlukla dava tarihinden 4-7 ay sonra yapılır. Anlaşmalı boşanmada duruşma 1 hafta ile 2 ay içinde verilir.

Dilekçeler aşaması tamamlanınca mahkeme ön inceleme duruşması için gün belirler ve davetiye gönderir (HMK m. 139). Bazı mahkemeler günü tensip zaptında baştan yazar; bu durumda dava açıldıktan birkaç gün sonra UYAP Vatandaş ve e-Devlet üzerinden görebilirsiniz.

Çoğunlukla anlaşmalı boşanmada karar tebliğ edildikten sonra imzalanan tebliğ tutanağını ve istinaftan feragat dilekçesini anlatır. İki taraf da imzalarsa iki haftalık istinaf süresi beklenmeden karar kesinleşir. Çekişmeli davada ise duruşma tutanakları ve dilekçeler imzalanır; kararın kesinleşmesi tebliğ ve istinaf süresine bağlıdır.

Boşanma Süreci ve Çocuk

Ortak velayet kararı verilebilmesi için ebeveynlerin iletişimlerinin iyi olması, çocuğun eğitimi, sağlığı ve gelişimi konularında uzlaşabilecek kapasitede olmaları gerekir. Uygulamada bu şartlar genellikle ebeveynlerin birlikte detaylı bir protokol hazırladığı anlaşmalı boşanma davalarında sağlanabilmektedir.

Teorik olarak mümkün olsa da, Aile Mahkemeleri çekişmeli davalarda tarafların uzlaşma zemini olmadığını varsaydığından ortak velayet taleplerini genellikle reddeder. Mahkeme, eşler arasındaki çatışmanın çocuğu olumsuz etkilemesini önlemek amacıyla velayeti eşlerden birine vermeyi tercih eder.

Ortak velayette çocuğun fiziksel olarak nerede kalacağı ve resmi ikametgah (MERNİS) adresi, ebeveynlerin hazırladığı protokolde net bir şekilde belirtilmelidir. Sorumluluk ortak olsa da çocuğun sabit bir yaşam alanı ve okul düzeni olması açısından ana ikametgahın belirlenmesi zorunludur.

Ortak velayet, tarafların nafaka yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz. Çocuğun bakımı, eğitimi ve sağlık giderleri için taraflar mali güçleri oranında katkı sağlarlar. İhtiyaç halinde, bir ebeveynin diğerine iştirak nafakası ödemesine yine karar verilebilir.

Ortak velayet uygulamasında çocuğun yurtdışına çıkabilmesi, pasaport alabilmesi veya yurtdışında eğitim görebilmesi için her iki ebeveynin de ortak ve yazılı muvafakati (noter onaylı izin) gerekmektedir. Eşlerden biri izin vermezse işlem yapılamaz.

Eğer usulüne uygun, eksiksiz ve uzman bir avukat aracılığıyla hazırlanmış bir anlaşmalı boşanma protokolü varsa, mahkeme süreci 2026 yılı pratiğinde genellikle ilk celsede (ortalama 2-4 hafta içinde) karara bağlanır ve boşanma ile birlikte ortak velayet tesisi gerçekleşir.

Pedagog, çocuğa doğrudan taraf seçmeye zorlayacak (Kimi daha çok seviyorsun, kiminle kalmak istersin) sorular sormaz. Oyunlar, resimler ve dolaylı sohbetler aracılığıyla çocuğun hangi ev ortamında daha mutlu ve güvende hissettiğini anlamaya yönelik psikolojik analizler yapar.

Çocuğun görüşü çok önemli bir delil ve unsurdur ancak tek başına belirleyici değildir. İdrak çağındaki çocuğun tercihi alınır, fakat hakim bu tercihin çocuğun üstün yararına (eğitim, güvenlik, ahlaki gelişim) uygun olup olmadığını değerlendirerek nihai kararını verir.

Evet, değiştirilebilir. Velayet kararları kamu düzenine ilişkindir ve kesin hüküm teşkil etmez. Eğer ortak velayet uygulaması sonradan yürümez hale gelir, ebeveynler sürekli çatışır veya çocuğun menfaati zarar görürse, Velayetin Değiştirilmesi davası açılarak tek velayete geçilebilir.

Evet, çocuk 18 yaşını doldurup ergin (reşit) olduğunda yasal olarak velayet kurumu kendiliğinden sona erer. Bu yaştan sonra çocuk kendi kararlarını kendisi alır ve herhangi bir ebeveynin velayet veya ortak velayet hakkı kalmaz.

Çocuğun gideceği okulun devlet okulu mu yoksa özel okul mu olacağı, kayıt işlemleri ve okul değişikliği gibi tüm temel eğitim kararları ebeveynlerin ortak rızası ve onayı ile gerçekleştirilmelidir.

Ebeveynlerden birinin yeniden evlenmesi, tek başına velayetin değiştirilmesi veya ortak velayetin kaldırılması için yeterli bir sebep değildir. Ancak yeni evlilik çocuğun huzurunu ve gelişimini olumsuz etkiliyorsa, bu durum dava konusu yapılabilir.

Anlaşmalı boşanmalarda hakim tarafların iradesine ve hazırladıkları protokole dayanarak uzman raporu olmadan da ortak velayete hükmedebilir. Ancak hakim gerekli görürse veya dava çekişmeli bir sürece evrilirse pedagog (SİR) raporu isteyebilir.

Sürecin çocuğa dürüstçe ama yaşının anlayabileceği bir dille, her iki ebeveyn tarafından birlikte anlatılması gerekir. Bu konuşma yapılmadan önce mutlaka bir çocuk psikoloğu veya pedagogdan rehberlik alınması hayati önem taşır.

Kesinlikle etkiler. Eğer ebeveynlerden birinin çocuğu diğerine karşı sistematik olarak doldurduğu, kötülediği ve çocuğu yabancılaştırdığı uzman raporlarıyla tespit edilirse, bu durum velayetin kötüye kullanılması sayılır ve velayet hakkı o ebeveynden alınabilir.

Boşanma Süreci ve Deliller

Hayır, dinletemezsiniz. Boşanma davaları dahil hukuk davalarında geçmişe dönük ses kayıtlarının veya konuşma içeriklerinin çıkarılması teknik ve hukuki olarak mümkün değildir. GSM operatörleri sesleri kaydetmez.

Hayır, istenmez. Anlaşmalı boşanmalarda taraflar her konuda uzlaşmış oldukları için kusur araştırması yapılmaz ve mahkeme delil toplamaz. HTS kayıtları sadece çekişmeli boşanma davalarında istenir.

Hayır, isteyemezsiniz. Aile Mahkemesi ancak evlilik tarihinden (resmi nikah tarihinden) sonrasına ait iletişim kayıtlarını talep edebilir. Evlilik öncesi dönem özel hayatın gizliliği kapsamındadır.

Boşanma davaları için kanunda belirlenmiş bir yıl sınırı yoktur. Mahkeme kayıtları kural olarak evlilik tarihinden dava tarihine kadar olan dönem için ister; fiilen ne kadar geriye gidilebileceğini ise operatörün elindeki kayıt belirler. 2012 tarihli BTK yönetmeliği arama kayıtları için bir yıllık saklama süresi öngörüyordu, ancak bu yönetmelik 2020'de yürürlükten kaldırıldı ve yenisi yıl sayısı vermiyor. Bu nedenle HTS talebini geciktirmeyin.

Hayır, çıkmaz. HTS dökümlerinde sadece mesajın hangi numaraya, hangi tarihte ve saatte gönderildiği görülür. Mesajın içindeki metin (yazı) GSM şirketleri tarafından kaydedilmediği için mahkemeye gönderilemez.

Hayır, WhatsApp uçtan uca şifreli ve internet tabanlı bir uygulama olduğu için normal HTS arama/SMS dökümlerinde görünmez. Operatör kayıtlarında sadece kişinin internete bağlı olduğu (veri kullandığı) saatler yer alır.

Evet, isteyebilirsiniz. Ancak öncelikle söz konusu şirket hattının fiilen (gerçekte) eşiniz tarafından kullanıldığını mahkemeye tanıklarla veya belgelerle ispat etmeniz gerekir. Hakim ikna olursa şirket hattı için de müzekkere yazar.

Hayır. Hat sizin adınıza kayıtlı olsa bile, fiili kullanıcının eşiniz olduğunu biliyorsanız bu dökümleri operatör bayilerinden şahsi olarak talep edemezsiniz. Bu kayıtlar ancak mahkeme kanalıyla istenebilir.

Baz istasyonu bilgileri, telefonun çekim yaptığı konumu gösterir. Eşinizin belirli bir saatte evde veya işyerinde olmadığını, başka bir semtte veya otel bölgesinde bulunduğunu ispatlamak için çok kritik bir delildir.

Kural olarak eklenemez. Boşanma davası açıldığı tarihteki şartlara tabidir. Dava açıldıktan sonraki döneme ait HTS kayıtları istenemez. Bu dönemdeki kusurlar için yeni bir birleşen dava açılması gerekir.

Mahkeme, ilgili kurumlara (BTK ve operatörler) müzekkere yazmak için davacı/davalı taraftan posta veya tebligat gideri talep edebilir. Bu miktar genellikle mahkeme veznesine yatırılan gider avansı içinden karşılanır.

Evet. HTS kayıtları kişilerin özel hayatına dair detaylar içerdiğinden, taraflar veya avukatları dosya için gizlilik (kapalı duruşma veya dosya inceleme kısıtlaması) talep edebilir. Hakim uygun görürse karara bağlar.

Evet, çıkar. Bir kişinin telefon cihazından kendi arama geçmişini veya SMS loglarını silmesi hiçbir şeyi değiştirmez. Çünkü HTS kayıtları cihazdan değil, GSM operatörünün şebeke veri tabanından mahkemeye gönderilir.

Evet, Türkiye merkezli bir GSM operatörü kullanılarak yapılan tüm uluslararası (yurtdışı) aramalar ve aranmalar HTS dökümlerinde saat, süre ve ülke kodu/numara bazında eksiksiz olarak görünür.

Mahkemenin ilgili kuruma müzekkere yazmasından itibaren genellikle 2 ila 4 hafta içerisinde kayıtlar CD veya UYAP sistemi üzerinden mahkeme dosyasına elektronik olarak ulaşmaktadır.

Mahkemenin ara kararı, müzekkerenin gönderilmesi ve kurumun cevabı ayrı ayrı zaman alır; uygulamada kayıtlar dosyaya birkaç hafta ile birkaç ay arasında ulaşır. Birden fazla operatör, geniş tarih aralığı ve numara taşıma geçmişi süreyi uzatır. Talebin numara, tarih aralığı ve ispatlanacak vakıayla birlikte eksiksiz yazılması süreci hızlandırır.

Hayır. Trafik kayıtları operatörde tutulur ve abonenin kontrolünde değildir; telefondaki arama geçmişini silmek ya da cihazı sıfırlamak bu kayıtları etkilemez. Kayıtlar yalnızca yasal saklama süresi dolduğunda operatör tarafından imha edilir. Asıl risk, talebin geciktirilip ilgili dönemin saklama süresi dışına çıkmasıdır.

Çıkmaz. Kapalı cihaz şebekeye kayıtlı olmadığı için o aralıkta arama, mesaj ve baz istasyonu verisi oluşmaz. Açık ama kullanılmayan telefon ise bulunduğu bölgedeki baz istasyonuna kayıtlı kalır ve konum verisi üretmeye devam eder. Kayıtlardaki boşluk tek başına bir şey ispatlamaz, başka delillerle birlikte değerlendirilir.

Kendi hattınız için operatörden arama ve mesaj dökümü alabilirsiniz; ancak bu, mahkemenin getirttiği adli HTS ile aynı değildir ve baz istasyonu verisi içermez. Başkasının hattına ait kayıtlar yalnızca mahkeme kararıyla getirtilebilir. Eşinizin telefonundan izinsiz döküm almak hukuka aykırı delil sayılır.

Boşanma Süreci ve Hukuki Statü

Hayır, boşanma davasının açılmasıyla soyadınız değişmez. Evlilik süresince kullandığınız soyadını, mahkeme kararı kesinleşene kadar tüm resmi işlemlerde kullanmaya devam etmek zorundasınız.

Evet, boşanma kararı kesinleşip nüfusa işlendikten sonra soyadınız bekarlık soyadınıza döneceği için en kısa sürede Nüfus Müdürlüğüne başvurarak kimlik kartınızı (TCKK) yenilemeniz gerekmektedir.

Anlaşmalı boşanmalarda eski eşin protokolle muvafakat (izin) vermesi gerekir. Çekişmeli boşanmalarda ise veya boşanma sonrası açılacak ayrı bir davada, haklı menfaatinizi ve eşinize zarar vermeyeceğinizi ispatlarsanız hakimin kararıyla bu soyadını kullanabilirsiniz.

Yargıtay uygulamalarına göre, sadece 'çocuğumla aynı soyadını taşımak istiyorum' gerekçesi, kocasının soyadını kullanmaya izin davasında tek başına yeterli bir hukuki menfaat olarak kabul edilmemektedir. Mesleki veya sosyal itibar gibi şahsi menfaatler ispatlanmalıdır.

Bu dava, doğrudan boşandığınız eski eşinize (kocanıza) karşı açılır. Çünkü dava konusu olan soyadı, onun kişilik hakkının bir parçasıdır.

Evet, anlaşmalı boşanma protokolüne kadının kocasının soyadını kullanmaya devam edeceğine dair bir madde ekleyebilirsiniz. Hakim bu maddeyi onayladığında karar geçerli olur.

Eğer şartlar değişmişse, örneğin siz bu soyadını kullanarak onun ticari itibarına zarar vermişseniz veya yeniden evlenmişseniz, eski eşiniz mahkemeye başvurarak bu iznin kaldırılmasını talep edebilir.

Evet, Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda, velayet hakkına sahip olan anne, Aile Mahkemesinde açacağı 'Çocuğun Soyadının Değiştirilmesi' davası ile haklı gerekçelerini sunarak çocuğuna kendi bekarlık soyadını verebilir.

Hayır, eski eşin soyadını kullanmaya devam etmek ile yoksulluk veya iştirak nafakası almak birbirinden tamamen bağımsız hukuki konulardır. Biri diğerine engel teşkil etmez.

Boşanma davası henüz kesinleşmediği için hukuken evli sayılırsınız. Bu nedenle pasaport veya ehliyet gibi tüm resmi belgelerde evlilik soyadınızı (kimliğinizde yazan soyadını) kullanmak zorundasınız.

Türk mahkemelerinde boşandığınızda Türk nüfus kayıtlarındaki evlilik soyadınız silinir. Kendi ülkenizin yasalarına göre (MÖHUK kapsamında) bekarlık soyadınıza dönüş işlemleriniz değerlendirilir.

Aile Mahkemelerindeki iş yüküne, delillerin toplanma hızına ve tanıkların dinlenmesine bağlı olarak bu davalar genellikle 6 ay ile 1 yıl arasında sonuçlanmaktadır.

Boşanma kararı kesinleştiğinde, kocasından gelen soyadı nüfus kayıtlarından silinir ve kadın sadece evlenmeden önceki kendi kök ailesine ait (bekarlık) soyadını kullanmaya başlar.

Evet, sosyal medyada veya dijital platformlarda evlilik soyadınızla büyük bir kitleye ulaştığınızı, mavi tik (onaylı hesap) aldığınızı ve ticari/sosyal bir itibarınız olduğunu ispatlamak, haklı menfaatinizi kanıtlamada güçlü bir delildir.

Evet, bu hakkı kullanmak için kanunda öngörülen kesin bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre bulunmamaktadır. Hukuki menfaatinizin varlığı devam ettiği sürece boşanmadan sonra da bu davayı açabilirsiniz.

Anayasa Mahkemesi, kadının evlenmekle kocasının soyadını almasını öngören Türk Medeni Kanunu'nun 187. maddesini tamamen iptal etmiştir. İptal hükümleri 28.01.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir ve maddenin yerine yeni bir hüküm konulmamıştır.

Değişmedi. İptal yalnız evlilik içindeki soyadı kuralını düzenleyen 187. maddeye ilişkindir. Boşanan kadının soyadını düzenleyen 173. madde yürürlüktedir; kadın evlenmeden önceki soyadını yeniden alır ve menfaati varsa hâkim izniyle eski eşinin soyadını taşıyabilir.

Boşanma Süreci ve Psikoloji

Evet, kesinlikle birlikte söylenmelidir. Ebeveynlerin yan yana durarak ortak bir dil kullanması, çocuğa 'ayrılsak da senin için hala bir takımız' mesajını verir ve güven duygusunu zedelemez.

Hayır, aldatma, şiddet veya ekonomik kriz gibi yetişkinlere ait ağır sorunlar çocukla paylaşılmamalıdır. Yaşına uygun olarak 'Anlaşamıyoruz, sürekli tartışmak yerine ayrı yaşamanın hepimiz için daha mutlu bir hayat sunacağına karar verdik' gibi daha genel ve sade açıklamalar yapılmalıdır.

Diğer ebeveyn ısrarla konuşmaya katılmıyorsa, çocuğu daha fazla belirsizlikte bırakmamak adına konuşmayı tek başınıza yapmalısınız. Ancak bu durumda bile diğer ebeveyni suçlamadan, durumu objektif bir dille aktarmaya özen göstermelisiniz.

Çocuğun ağlaması, bağırması veya öfkelenmesi son derece doğal bir yas tepkisidir. Onu susturmaya veya hemen sakinleştirmeye çalışmak yerine duygularını yaşamasına izin verin, sarılın ve 'Şu an çok üzgün ve kızgın olduğunu görüyorum, bu çok normal, yanındayım' diyerek alan tanıyın.

Zamanlama yaşa göre değişmekle birlikte, okul öncesi çocuklar için taşınmadan 3-4 gün önce, okul çağı ve ergenler için ise 1-2 hafta önce söylemek idealdir. Çok önceden söylemek uzun süreli kaygı yaratırken, son dakika söylemek şok etkisi yaratır.

Evet, çocuklar genellikle düzenlerinin nasıl değişeceği konusunda yoğun kaygı yaşarlar. Onlar sormadan, hangi evde yaşayacağını, okula nasıl gideceğini ve diğer ebeveyni hangi günlerde göreceğini somut bir şekilde anlatmalısınız.

Kesinlikle etkiler. Çocuğu hukuki çekişmelerin içine çekmek, mahkeme pedagogları tarafından 'çocuğun ruhsal gelişimini tehlikeye atma' olarak değerlendirilir. Bu durum, bu eylemi yapan ebeveynin velayeti kaybetmesine veya kişisel ilişki süresinin kısıtlanmasına neden olabilir.

Kural olarak çocuğun soyadı babanın soyadıdır ve boşanma ile değişmez. Ancak velayet anneye verilmişse ve haklı gerekçeler varsa, anne çocuğa kendi soyadının verilmesi için ayrı bir dava (Soybağının reddi değil, soyadı değişikliği davası) açabilir.

Eğer gitmek istememe nedeni istismar veya şiddet değilse, sırf düzen değişimi kaynaklı bir dirençse, ebeveyn çocuğu görüşmeye teşvik etmelidir. Aksi takdirde, mahkeme kararına uymama (velayetin kötüye kullanılması) durumu ortaya çıkabilir.

Pedagog (SİR raporu uzmanı), çocuğun kiminle yaşamak istediğinden ziyade, ebeveynlerin çocukla kurduğu bağa, çocuğun ihtiyaçlarını kimin daha iyi karşılayabileceğine ve çocuğun bir ebeveyn tarafından diğerine karşı manipüle edilip edilmediğine (doldurulup doldurulmadığına) bakar.

Ergenlerin sessizleşmesi ve uzaklaşması sık görülen bir tepkidir. Üzerine gitmeyin, ısrarla konuşturmaya çalışmayın. 'Hazır hissettiğinde burada seni dinlemek için bekliyorum' diyerek kapıyı açık bırakın ve bir süre profesyonel bir ergen terapistinden destek almayı düşünün.

Ortak velayette kararlar birlikte alınır ancak çocuğun fiziksel olarak bir 'ana ikametgahı' olmalıdır. Çocuğu sürekli iki ev arasında valizle dolaştırmak (örneğin 3 gün annede, 3 gün babada) aidiyet duygusunu zedeleyeceği için uzmanlar tarafından önerilmez.

Evet, süreç kesinleştikten sonra sınıf öğretmeni ve okul rehberlik servisi mutlaka bilgilendirilmelidir. Çocuğun akademik veya davranışsal değişiklikleri olursa öğretmenlerin bunu doğru yorumlayıp ebeveynleri yönlendirmesi hayati önem taşır.

Boşanmanın üzerinden en az 1-1.5 yıl geçmeden, çocuğun yeni düzeni tam oturmadan ve yeni ilişkinin çok ciddi ve kalıcı olduğuna emin olmadan çocukla yeni bir partneri tanıştırmak psikolojik olarak uygun değildir.

Çok net ve ikna edici bir şekilde, 'Hayır, bunun seninle hiçbir ilgisi yok. Sen harika bir çocuksun ve bu tamamen bizim yetişkinler olarak aramızdaki bir anlaşmazlık' denilmeli ve bu güvence farklı zamanlarda tekrarlanmalıdır.

Boşanma Süreci ve Stratejileri

Mesajların içeriğine ve sizin bunu ne zaman öğrendiğinize bağlıdır. Eğer bu mesajları 5 yıl önce görüp kavga ettiyseniz ve sonrasında evliliğe devam ettiyseniz, hukuken affetmiş sayılırsınız. Ancak bu mesajları daha yeni tesadüfen keşfettiyseniz, öğrenme tarihiniz yeni olduğu için delil olarak kullanabilirsiniz.

Evet, yaşayabilirsiniz. Hukukta af sadece sözlü olarak gerçekleşmez. Eşinizin ağır bir kusurunu öğrendikten sonra dava açmamakla kalmayıp, aynı yatağı paylaşmaya, tatile gitmeye veya normal evlilik hayatına devam ederseniz bu durum 'zımni (örtülü) af' olarak kabul edilir ve o olaya dayalı dava açma hakkınızı kaybedersiniz.

Darp raporu en güçlü delil olmakla birlikte tek delil değildir. Geçmişteki şiddet olaylarını o dönemde olaya şahit olan, yüzünüzdeki morlukları gören veya olayı anlattığınız aile bireyleri, komşular ve yakın arkadaşlarınızın tanıklığı ile de mahkemede ispatlayabilirsiniz.

6 aylık hak düşürücü süre, zina eylemini ve eşinizin sizi kiminle aldattığını kesin ve net bir şekilde (ispatlayabilecek düzeyde) öğrendiğiniz gün başlar. Sadece şüphelenmek süreyi başlatmaz.

Yazılı yargılama usulüne göre iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı vardır. Kural olarak dava dilekçenizde veya cevaba cevap dilekçenizde (dilekçeler aşamasında) yazmadığınız geçmiş bir olayı, sonradan duruşmada hakime söyleyemezsiniz, söyleseniz de hükme esas alınmaz.

Hayır. Yargıtay içtihatlarına göre, müşterek çocukların psikolojisi, eğitimi veya özel bir durumu nedeniyle eşin haksızlıklarına katlanmak zorunda kalmak 'hoşgörü' veya 'af' olarak değerlendirilmez. Bu durumu dilekçede ve tanık beyanlarıyla net bir şekilde ifade etmek gerekir.

Kural olarak boşanma davasında sadece resmi nikah yapıldıktan sonraki olaylar dikkate alınır. Nişanlılık dönemindeki olaylar doğrudan boşanma sebebi yapılamaz. Ancak evlilik sonrası devam eden şiddetin bir başlangıcı olarak hikaye örgüsünde bahsedilebilir.

Ekonomik güven sarsıcı davranışlar evlilik birliğinin temelinden sarsılması davası için güçlü bir sebeptir. Yıllarca süren bu durumu yeni öğrendiğinizi ispatlayarak (örneğin e-devlet şifresi, banka bildirimleri vb.), bu durumu genel boşanma sebebi olarak derhal ileri sürebilirsiniz.

Eşinizin ağır kusurunu öğrendikten sonra ortak yatağı ayırmak, karı-koca hayatını sonlandırdığınızın ve evliliği bitirme iradesi gösterdiğinizin ilk somut belirtisidir. Ancak dava açmak için çok uzun süre (örneğin aylar, yıllar) aynı evde hiçbir hukuki işlem yapmadan beklemek yine de risklidir.

Hayır. Sadece evliliğin çekilmez hale gelmesine sebep olan, süreklilik arz eden veya ispatlayabileceğiniz majör olayları yazmalısınız. İspatı olmayan, yıllar öncesinde kalmış önemsiz olayları yazmak davanızın ciddiyetini azaltır ve hakimi asıl konudan uzaklaştırır.

Bu mesajları 3 yıl önce görüp affettiyseniz yapamazsınız. Ancak bu mesajları bugün bulduysanız, öğrenme tarihiniz bugündür ve bu durumu güven sarsıcı davranış (TMK 166) kapsamında boşanma sebebi olarak ileri sürebilirsiniz.

Evet, ekonomik şiddet genellikle anlık değil, sürekli (temadi eden) bir eylemdir. Maaşa el koyma, sürekli harçlıksız bırakma, zorla kredi çektirme gibi eylemler yıllarca sürse bile, dava tarihinde son tetikleyici olayla birleştirilerek kusur olarak sunulabilir.

Karşı tarafın iddialarını cevap dilekçenizle çürütmeniz gerekir. İddia eden taraf, iddiasını ispatla mükelleftir (ispat yükü). Eğer geçmiş bir olayı tanık, belge veya yazışma ile ispatlayamıyorlarsa, bu iddialar mahkemece soyut beyan olarak kabul edilir ve reddedilir.

Dava açıldıktan SONRA gerçekleşen olaylar, kural olarak mevcut davaya doğrudan yeni bir vakıa olarak eklenmez (bazı istisnalar hariç). Bunun için ya yeni bir dava açıp mevcut davayla birleştirilmesi talep edilir ya da bu yeni olaylar, tarafların evliliği düzeltme ihtimalinin kalmadığını gösteren ek bir delil olarak sunulur.

Aldatmayı hukuken affettiğiniz için doğrudan 'zina' davası açamazsınız veya tazminatınızı affettiğiniz zina üzerinden isteyemezsiniz. Davanızı güncel 'şiddet' üzerinden (pek kötü muamele veya şiddetli geçimsizlik) açmalısınız. Ancak geçmişteki aldatma, eşinizin evliliğe genel bakışını ve sadakatsiz karakterini mahkemeye izah etmek için yan bir argüman olarak dilekçeye kısaca eklenebilir.

Boşanma ve Aile Hukuku

Evet, anne çalışmıyor olsa dahi özellikle küçük yaştaki çocukların velayetini alabilir. Mahkeme, çocuğun bakım ihtiyaçları için çalışan babanın iştirak nafakası ödemesine hükmeder.

Sadece aldatma fiili tek başına velayet hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak aldatma eylemi çocuğun gözü önünde yaşanmışsa, çocuğun ahlaki ve ruhsal gelişimini zedeliyorsa velayet diğer eşe verilebilir.

Kural olarak 0-3 yaş arası bebeklerin velayeti anne şefkatine muhtaç olmaları sebebiyle anneye verilir. Ancak annenin ağır bir psikiyatrik hastalığı varsa veya çocuğun hayatını tehlikeye atıyorsa istisnai olarak babaya verilebilir.

Uzman, taraflar ve çocukla görüşmelerini tamamladıktan sonra genellikle 2 ile 4 hafta arasında raporunu hazırlayarak mahkemeye sunar. Mahkemenin yoğunluğuna göre bu süre değişebilir.

12 yaş ve üzerindeki idrak çağına gelmiş çocuklar velayet davalarında mutlaka dinlenir. Daha küçük yaştaki çocuklar ise genellikle mahkeme salonunda değil, uzman pedagoglar eşliğinde uygun ortamlarda dinlenir.

Türk hukuk sisteminde velayet belirlenirken çocuğun cinsiyetine göre anneye veya babaya verilmesi şeklinde bir kural yoktur. Sadece çocuğun üstün menfaati değerlendirilir.

Sadece maddi durumun iyi olması babanın velayeti alması için yeterli bir sebep değildir. Velayet bir sevgi, şefkat ve bakım müessesesidir, maddi eksiklikler nafaka yoluyla giderilir.

Yargıtay uygulamalarına göre kardeşlerin birbirinden ayrılmaması esastır. Çok ekstrem ve zorunlu haller dışında mahkemeler kardeşlerin velayetini aynı ebeveyne verir.

Geçici velayet kararı, boşanma davası açıldıktan hemen sonra mahkemenin düzenlediği tensip zaptı ile ilk birkaç hafta içinde verilir ve dava süresince geçerlidir.

Ortak velayet genellikle anlaşmalı boşanma davalarında tarafların ortak talebi ve hakimin onaylaması ile alınabilir. Çekişmeli ve husumetli davalarda ortak velayet uygulanmaz.

Babanın çocukla kişisel ilişki kurma süreleri pedagog raporu ve çocuğun yaşına göre belirlenir. Genellikle her ayın 1. ve 3. hafta sonları, dini bayramların belirli günleri ve yaz tatillerinin bir bölümü olarak düzenlenir.

Annenin yeniden evlenmesi tek başına velayetin değiştirilmesi sebebi değildir. Ancak yeni evlilik çocuğun yaşam şartlarını ve psikolojisini olumsuz etkiliyorsa velayetin değiştirilmesi davası açılabilir.

Bağımsız olarak açılan velayet davaları veya velayetin değiştirilmesi davaları, delillerin toplanması ve uzman raporlarının alınması süreciyle birlikte ortalama 8 ile 18 ay arasında sürmektedir.

Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda, boşanma sonrası velayeti alan anne, haklı nedenlerini sunarak Aile Mahkemesinde dava açmak suretiyle çocuğun soyadını kendi kızlık soyadı ile değiştirebilir.

Sosyal İnceleme Raporu taraflara tebliğ edildikten sonra 2 hafta içerisinde yazılı bir dilekçe ile mahkemeye itiraz edilebilir. İtiraz üzerine hakim, başka bir uzmandan yeni rapor talep edebilir.

Boşanma ve Mal Paylaşımı Hukuku

Evlenmeden önce alınan ev 'kişisel mal' statüsündedir. Ancak bu evin evlilik birliği süresince getirdiği kira gelirleri yasa gereği 'edinilmiş mal' kabul edilir. Eğer bu kiralar bankada birikmişse veya bir mal alımında kullanılmışsa, boşanma durumunda diğer eş bu gelirlerin yarısını talep etme hakkına sahiptir.

Miras kalan dükkanın mülkiyeti tartışmasız olarak size aittir (kişisel mal). Fakat Türk Medeni Kanunu madde 219/4 gereği, aksi yönde bir mal rejimi sözleşmeniz yoksa, bu dükkanın evlilik süresince elde edilen kira gelirleri ortak (edinilmiş) maldır ve eşiniz biriken gelirler üzerinden pay talep edebilir.

Hayır, paylaşılmaz. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı (tevzi edildiği) gün itibarıyla sona erer. Bu tarihten sonra elde edilen kira gelirleri tamamen malın sahibine aittir ve mal paylaşımı hesabına dahil edilmez.

Banka kaydı olmaması ispatı zorlaştırsa da imkansız kılmaz. İlgili taşınmazda oturan kiracıların mahkemede tanık olarak dinletilmesi, kira sözleşmeleri ve mahkemenin bölgedeki emsal kira bedellerini araştırması (bilirkişi tespiti) yoluyla gelir ispatlanabilir.

Evet. Edinilmiş mal niteliğindeki kira gelirleri ile eşinizin kişisel borçları (örneğin evlenmeden önceki bir kredi veya şahsi bir tazminat) ödenmişse, tasfiye aşamasında 'denkleştirme' kuralları gereği bu meblağın ilgili kısmını geri talep edebilirsiniz.

Malvarlığının (paranın) durumu ve mevcut olup olmadığı boşanma davasının açıldığı tarihe göre belirlenir. Ancak tasfiye edilecek malların sürüm (piyasa) değerleri, mal rejiminin tasfiyesi davasının karar tarihine en yakın tarihteki değerler üzerinden hesaplanır.

Kira geliri edinilmiş mal olduğundan, bu parayla alınan yeni ev de kısmen veya tamamen edinilmiş mal sayılır. Mahkeme, yatırılan peşinatın (kiranın) yeni evin toplam alım değerine oranını bulur ve yeni evin güncel değerinin bu orana isabet eden kısmının yarısını diğer eşe katılma alacağı olarak verir.

Mülkiyetin tespiti açısından değişmez, kira geliri hala edinilmiş maldır ve yarı yarıya paylaşıma tabidir. Ortak hesaba yatması, paranın harcanmadığı ve mevcutta bulunduğu varsayımını güçlendirir. Ortak hesaptaki paranın yarısı zaten diğer eşin hakkı olarak hesaplanır.

Evet. Brüt kira geliri paylaşıma tabi değildir. Taşınmazın korunması, onarımı ve zorunlu tadilatları (kiracının verdiği zararların onarımı dahil) için harcanan belgelenmiş masraflar brüt kiradan düşülür ve sadece kalan saf (net) değer paylaşıma konu olur.

Evet. Dava tarihi itibarıyla hesapta tespit edilen döviz cinsinden kira birikimi, mal rejimi tasfiye edilirken karar tarihine yakın güncel kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek hesaplanır. Böylece kur farkından kaynaklanan değer korunmuş olur.

Hayır. Kira gelirlerinin, evlerin, arabaların ve bankadaki paraların paylaşımı ancak usulüne uygun açılmış bir 'Mal Rejiminin Tasfiyesi' davası ile mümkündür. Sadece boşanma davası açmak, malların da kendiliğinden paylaşıldığı anlamına gelmez.

Evet. TMK m. 229 gereğince, boşanma öncesi mal kaçırmak amacıyla yapılan bu tür karşılıksız devirler 'eklenecek değerler' kapsamında değerlendirilir. Para sanki eşinizin hesabındaymış gibi hesaplamaya dahil edilir ve alacağınız hesaplanır.

Kesinlikle zorundadır. Yargıtay uygulamalarına göre, devlete ödenmesi zorunlu olan vergiler, emlak vergileri ve harçlar taşınmazın yasal gideridir. Bilirkişi bu kalemleri hesaplayıp brüt gelirden düşmeden net katılma alacağını belirleyemez.

Bu üç yıllık dava süresi zarfında işleyen kiralar üzerinde hakkınız yoktur. Çünkü kanun, mal paylaşımında hesabı kesme tarihi olarak boşanma davasının açıldığı günü kabul eder. Dava sürerken geçen zaman mal sahibinin lehine, diğer eşin aleyhinedir.

Bu oldukça tartışmalı bir konudur. Kural olarak, fiilen elde edilmeyen bir gelir paylaşılamaz (varsayımsal kira istenemez). Ancak eşiniz sırf sizin katılma alacağınızı azaltmak kastıyla (kötü niyetle) evi bedelsiz kullandırıyorsa, bu durum istisnai olarak dava konusu edilebilir ve somut olayın özelliklerine göre mahkemece değerlendirilir.

Boşanma ve Velayet

Çekişmeli boşanma davalarında velayet konusunda taraflar arasında anlaşmazlık varsa pedagog (SİR) incelemesi yaptırılması mahkemelerce uygulamada zorunlu bir adım olarak görülmektedir. Anlaşmalı boşanmalarda ise hakimin şüphe duyduğu istisnai haller dışında genellikle pedagog raporu istenmez.

12 yaşından küçük çocuklara bu soru doğrudan sorulmaz; çünkü bu, çocuk üzerinde büyük bir baskı yaratır ve ebeveynlerinden birine ihanet ediyormuş hissi uyandırır. Ancak 12 yaş ve üzeri (idrak çağındaki) çocuklara kendi fikirleri açıkça sorulabilir.

Çocuk görüşme odasına tek başına alınır. Ebeveynlerin yanında çocuğun kendini özgürce ifade etmesi mümkün olmadığı için uzmanlar çocuğu yalnız dinler. Daha sonra ebeveynlerle ayrı ayrı görüşmeler yapılır.

Evet, uzmanlar gerekli gördükleri takdirde çocuğun yaşayacağı fiziksel ortamı, kendi odasının olup olmadığını ve hijyen şartlarını yerinde görmek için ev ziyaretleri (ev incelemesi) gerçekleştirebilirler.

Uzman görüşmeleri ve ev incelemeleri tamamlandıktan sonra raporun yazılıp mahkeme dosyasına sunulması adliyenin yoğunluğuna göre değişmekle birlikte ortalama 3 hafta ile 2 ay arasında sürmektedir.

Çocuğa asla ne söylemesi gerektiğini ezberletmeyin. Ona sadece kendisiyle sohbet etmek isteyen, hislerini merak eden bir görevliyle konuşacağını, doğruyu söylemesinin önemli olduğunu ve onu her iki ebeveyninin de çok sevdiğini belirtin.

Bu, bir ebeveynin çocuğu diğerine karşı doldurduğu, manipüle ettiği ve asılsız şekilde soğuttuğu anlamına gelir. Bu durum velayetin belirlenmesinde aleyhe ağır bir kusur kabul edilir ve velayetin diğer ebeveyne verilmesine sebep olabilir.

Rapor mahkeme dosyasına girip taraflara tebliğ edildikten sonra (genellikle 2 haftalık kesin süre içinde) mahkemeye yazılı bir itiraz dilekçesi sunulmalıdır. Dilekçede raporun eksik, yanlı veya bilimsellikten uzak olduğu gerekçelendirilerek yeniden rapor alınması talep edilir.

Hayır, kesin verilmez. Uzman çocuğun bu cümleyi neden kurduğunu, kendi hür iradesiyle mi yoksa diğer ebeveynin baskısıyla mı söylediğini araştırır. Eğer ezberletilmiş bir cümleyse mahkeme çocuğun bu beyanını dikkate almayabilir.

Adliyedeki pedagog görüşmeleri çocuğun yaşına ve kendini ifade etme hızına göre değişmekle birlikte genellikle 30 dakika ile 1 saat arasında sürmektedir.

Evet, verebilir. SİR raporları takdiri delildir. Eğer dosyada rapordaki kanaati çürüten somut deliller (şiddet, istismar, ağır ihmal belgeleri) varsa, hakim raporun aksine velayet kararı kurabilir.

3 yaşındaki çocuğa doğrudan karmaşık sorular sorulmaz. Uzman çocuğun oyuncaklarla oynamasını gözlemler, temel ihtiyaçlarını (yemek, uyku, teselli) kimin karşıladığını anlamak için dolaylı sorular yöneltir ve anne-çocuk bağını inceler.

Hayır. Aile Mahkemesi tarafından görevlendirilen Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü uzmanlarının hazırladığı SİR raporları ve görüşmeler için taraflardan herhangi bir uzman ücreti talep edilmez.

Kesinlikle etkiler. Kinetik Aile Çizimi adı verilen yöntemle çocukların bilinçaltı tahlil edilir. Çocuğun aile bireylerini nasıl, hangi boyutta ve kime yakın çizdiği uzmanlar için çok önemli bir psikolojik veridir.

Suç değildir ancak velayet davasında aleyhinize ciddi bir durum yaratır. Mahkemenin yönlendirdiği uzmana çocuğu götürmemek, süreci zorlaştırdığınız ve çocuğun menfaatlerini tehlikeye attığınız şeklinde yorumlanabilir.

Boşanmada Mal Paylaşımı

Sadece nakit para, eşya ve araç paylaşımı içeren sözleşmeler kendi aranızda yazılı yapılabileceği gibi noter onayıyla da yapılabilir. Ancak tapu devri (gayrimenkul) içeren bir vaat varsa, bu mutlaka noterde "düzenleme şeklinde" yapılmalı veya bir boşanma protokolü içine eklenerek Aile Mahkemesi hakimine onaylatılmalıdır.

Hayır, hukuken zorunlu değildir. Taraflar sadece boşanma, velayet ve nafaka konularında anlaşıp, mal paylaşımı haklarını saklı tutarak (ileride dava açmak üzere) anlaşmalı boşanabilirler. Ancak sonradan yeni bir dava süreci yaşanmaması adına tüm konuların tek protokolde çözülmesi tavsiye edilir.

Sözleşme mahkeme tarafından onaylanıp karar kesinleştikten sonra kural olarak dönülemez. Ancak eşlerden birinin malları kasten gizlediği, evrakta sahtecilik yaptığı veya irade sakatlığı (hata, hile, korkutma) olduğu ispatlanabilirse iptal davası açılabilir.

Kural olarak evlenmeden önce alınan ev 'kişisel mal' sayılır ve paylaşıma dahil edilmez. Ancak bu evin evlilik içindeki kira gelirleri veya evlilik sonrası çekilen kredi taksitlerinin evlilik içinde ödenen kısımları hesaplamaya (edinilmiş mal) dahil edilir.

Eğer protokolde 'tarafların birbirlerinden mal rejimine dair hiçbir talebi kalmamıştır' şeklinde genel ve kesin bir feragat beyanı varsa dava açılamaz. Fakat bu yönde bir feragat yoksa ve mal açıkça protokole yazılmamışsa, zamanaşımı süresi içinde dava açılabilir.

Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalar, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Bu süre geçtikten sonra talepte bulunulamaz.

Kripto paraların niteliği gereği şifre devri zor olduğundan, sözleşmeye cüzdandaki varlıkların belirli bir tarihteki TL veya USD karşılığının denkleştirme bedeli olarak diğer eşe ödeneceği yazılmalıdır. Borsaların adı ve hesap bilgileri de referans olarak eklenmelidir.

Hayır, yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre düğünde takılan takılar (kadına veya erkeğe takılması fark etmeksizin) kural olarak kadının kişisel malı sayılır. Bu nedenle mal rejiminin tasfiyesi oranlarına dahil edilmezler, ancak iadesi veya bedeli ayrı bir talep konusu yapılabilir.

Sözleşmede sadece malların mülkiyeti değil, o mala ait banka kredisi borcunun da kimin tarafından ödeneceği açıkça belirtilmelidir. Krediyi üstlenen tarafın ödememesi halinde uygulanacak yaptırımlar veya rücu hakkı protokole eklenmelidir.

Evet, mümkündür. Taraflar çekişmeli boşanma davası devam ederken harici bir sözleşme ile malları nasıl paylaşacaklarını kararlaştırabilirler. Ancak bu anlaşmanın ifası ve geçerliliği genellikle davanın kesinleşmesi şartına bağlanır.

Yurtdışında bulunan taşınmazlar veya banka hesapları da aynen Türkiye'dekiler gibi edinilmiş mal kapsamındadır. Protokolde ilgili ülkenin tapu ve banka bilgileri detaylıca yer almalı, devrin veya nakdi ödemenin nasıl yapılacağı netleştirilmelidir.

Ev veya araç devirlerinde doğrudan mülkiyet geçiriliyorsa değer yazmak zorunlu değildir. Ancak biri malı alıp diğerine nakit para (katılma alacağı) ödeyecekse, bu paranın miktarının ve ödeme tarihlerinin rakamsal olarak net şekilde yazılması şarttır.

Eğer protokol mahkemece onaylanıp ilam haline gelmişse, ödemeyi yapmayan tarafa karşı doğrudan 'ilamlı icra' takibi başlatılabilir. İlamlı icra yolu oldukça hızlıdır ve borçlunun maaşına, banka hesaplarına ve varlıklarına derhal haciz konulmasını sağlar.

Boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte aile konutu niteliği zaten kendiliğinden sona erer. Ancak protokolde evin karşı tarafa devredileceği yazıyorsa, tapu işleminden önce veya işlem sırasında ilgili şerhin kaldırılması talep edilebilir.

Evet. Evlilik süresi içinde çalışılan döneme isabet eden kıdem tazminatı, henüz işten çıkılmamış ve alınmamış olsa dahi edinilmiş maldır. İleride dava konusu olmaması için bu haktan feragat edildiği veya belirli bir tutarın paylaşıldığı protokole eklenmelidir.

Hayır, egemenlik hakları ve yargı yetkisi sınırları gereğince Türk mahkemeleri yabancı bir ülkedeki tapu siciline doğrudan tedbir şerhi işlenmesi için karar veremez. Ancak bu evin değeri tespit edilip mal paylaşımında katılma alacağı olarak nakden talep edilebilir.

Eşinizin hangi ülkede ve hangi bankada hesabı olduğuna dair temel bilgileri mahkemeye sunarak 'uluslararası istinabe' talebinde bulunmalısınız. Mahkeme, ilgili ülkenin adli makamları aracılığıyla bu hesapların bakiyelerini ve hareketlerini resmi yoldan tespit ettirir.

Yazışmaların Dışişleri ve Adalet Bakanlıkları ile ilgili ülkenin adli birimleri arasında dolaşması nedeniyle bu süreç ülkeden ülkeye değişmekle birlikte ortalama 6 ay ile 2 yıl arasında sürebilmektedir.

Yurtdışından belge ve bilgi getirtilmesini talep eden taraf (genellikle davacı), çeviri ve uluslararası tebligat masrafları için mahkeme veznesine belirlenen gider avansını yatırmakla yükümlüdür.

Kural olarak, varlık hangi ülkede ise o ülkenin para birimi (örneğin Euro veya Dolar) üzerinden değeri belirlenir. Tasfiye anında (karar tarihinde) bu tutar Merkez Bankası kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilerek hüküm kurulabileceği gibi, doğrudan döviz cinsi üzerinden de karar verilebilir.

Hayır, kaybetmezsiniz. Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde rızanız olmadan yapılan satışlar veya mal kaçırma kastıyla yapılan devirler 'eklenecek değer' olarak hesaplamaya dahil edilir ve evin yarı değeri yine eşinizden tahsil edilir.

Evet, etkiler. Yurtdışındaki boşanma kararının Türkiye'de sonuç doğurabilmesi için öncelikle tanıma ve tenfiz davası açılmalıdır. Bu karar Türkiye'de tanınmadan, Türkiye'de bağımsız bir mal paylaşımı davası yürütülemez.

Çalışma karşılığı elde edilen ve Sosyal Güvenlik Kurumu benzeri bir fon niteliği taşıyan yabancı emeklilik fonu birikimlerinin, evlilik süresine isabet eden kısmı 'edinilmiş mal' sayılarak mal paylaşımı hesaplamasına dahil edilir.

Şirketin fiziken bölünmesi veya hisselerinin yarısının doğrudan size devredilmesi Türk hukuku uygulamasında söz konusu değildir. Şirketin evlilik içi edinilmiş hisselerinin bilirkişilerce değeri hesaplanır ve bu değerin yarısı size parasal alacak olarak ödenir.

Hukuki süreç olarak farklı değildir. Eşinizin ister Türk vatandaşı, ister yabancı ülke vatandaşı, isterse çifte vatandaş olsun, evlilik birliği içinde elde ettiği mallar uluslararası istinabe kuralları çerçevesinde tespit edilerek paylaşıma konu edilir.

Yurtdışından gelen veya sizin kişisel çabalarınızla elde ettiğiniz tüm yabancı dildeki resmi evraklar, Türkiye'de yeminli tercüman tarafından çevrilmeli ve noter onaylı veya apostilli olarak mahkemeye sunulmalıdır.

Mal rejiminin tasfiyesi davalarında tarafların dürüstlük kuralına uygun davranması esastır. Eşin mal gizlediğinin daha sonra ortaya çıkması durumunda, gizlenen malın tamamı üzerinden hak talep edilebilir ve yargılama giderleri aleyhine hükmedilir.

Mal rejiminin tasfiyesi davası için öngörülen zamanaşımı süresi dolmamışsa (boşanmanın kesinleşmesinden itibaren 10 yıl), yeni tespit edilen bu mal varlığı için ek bir mal paylaşımı davası (katılma alacağı davası) açabilirsiniz.

Türk mahkemesinden aldığınız katılma alacağı hükmünün yurtdışındaki mallar üzerinden infaz edilebilmesi için, ilgili yabancı ülkede o kararın tenfiz edilmesi (uygulanabilirlik kazanması) ve ardından o ülkenin icra kurallarına göre tahsilat yapılması gerekir.

Kripto varlıklara doğrudan tedbir koymak zor olsa da, eşinizin Türkiye'deki bankalarından bu borsalara çıkış yaptığı tutarlar hesap hareketlerinden tespit edilerek bu paraların değeri mal paylaşımı davasına eklenebilir.

Ceza Hukuku

Evet. Kanun, 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun olarak 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır; kabul tarihi 10 Ağustos 2026'dır. Kanunun 11. maddesi uyarınca yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak yürürlüğe girmiş olması kanunun uygulanmaya başladığı anlamına gelmez; esas hükümlerin işleyebilmesi için Millî Güvenlik Kurulu kararının ayrıca Resmî Gazete'de yayımlanması gerekir.

7595. Tam adı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'dur; kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak anılmaktadır. TBMM Genel Kurulu'nda 10 Ağustos 2026'da 468 kabul, 88 ret ve 6 çekimser oyla kabul edilmiş, 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Toplam 12 maddeden oluşur ve hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Hayır, esasa ilişkin bir farklılık yoktur. Resmî Gazete'de yayımlanan 7595 sayılı Kanun metni ile TBMM Adalet Komisyonu'nun kabul ettiği ve Genel Kurul'da oylanan metin karşılaştırıldığında; erteleme süreleri (5 ve 10 yıl), kapsam dışı bırakılan suçlar (örgüt faaliyeti çerçevesinde kasten öldürme ile 1/6/2005 öncesi müebbet gerektiren suçlar), altı aylık başvuru süresi ve hak yoksunluğu için öngörülen iki ve üç yıllık bekleme süreleri birebir aynıdır. Farklar yalnızca imlaya ilişkindir; örneğin "onbeş yıl" ifadesi nihai metinde "on beş yıl" biçiminde ayrı yazılmıştır.

Hayır, henüz başlamadı. Kanunun 1, 3, 6 ve 7. maddelerinin tamamı; örgütün silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanmış olması şartına bağlanmıştır. Bu yazının güncellendiği 22 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla söz konusu MGK kararı henüz yayımlanmamıştır. Dolayısıyla bugün hiçbir soruşturma, kovuşturma veya infaz bu kanuna dayanılarak ertelenemez.

Hayır. Kanunun 9. maddesi bu süreyi kanunun yürürlüğe girmesine değil, Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasına bağlamıştır. Söz konusu karar henüz yayımlanmadığı için altı aylık süre de işlemeye başlamamıştır. Bu nedenle şu an için süre kaçırma endişesi yersizdir. Takip edilmesi gereken tarih, MGK kararının Resmî Gazete'de yayımlanacağı gündür; altı aylık süre o tarihten itibaren işlemeye başlayacaktır.

Kamuoyunda "çerçeve yasa" denilen düzenlemenin resmî adı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'dur. 339 milletvekilinin imzasıyla 5 Ağustos 2026'da TBMM Başkanlığı'na sunulmuş, 8 Ağustos'ta Adalet Komisyonu'nda kabul edilmiş ve 10 Ağustos 2026'da Genel Kurul'da kabul edilmiştir. Toplam 12 maddeden oluşur. Özü şudur: PKK/KCK ile bağlantılı belirli suçlarda yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile kesinleşmiş cezaların infazı, belirli şartlarla ve belirli sürelerle ertelenir. Mahkûmiyetleri ortadan kaldırmaz.

Hayır, af değildir. Bunu kanunun kendi resmî gerekçesi söylemektedir: "Teklif, mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu sona erdiren bir düzenleme niteliğinde değildir. Devam eden soruşturma ve kovuşturma süreçleri ile kesinleşmiş mahkûmiyet hükümleri bütün hukuki sonuçlarıyla varlığını korumaktadır." Yapılan şey erteleme, yani mahkûmiyetin silinmesi değil beklemeye alınmasıdır. Erteleme geri alınabilir; af kural olarak alınamaz.

Bu yazının hazırlandığı tarih itibarıyla hayır. Teklif 10 Ağustos 2026'da TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilmiştir; ancak yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı'na sunulması, onaylanması ve Resmî Gazete'de yayımlanması gerekir. Kanunun 11. maddesi "Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer" demektedir. Ayrıca yürürlüğe girmesi de tek başına yeterli değildir; esas hükümlerin işleyebilmesi için Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanması ayrıca gerekmektedir.

10 Ağustos 2026 tarihli oylamada toplam 562 milletvekili oy kullanmış; teklif 468 kabul, 88 ret ve 6 çekimser oyla kabul edilmiştir. Görüşmeler yaklaşık 12 saat sürmüştür. Bundan önce Adalet Komisyonu'ndaki görüşmeler 7 Ağustos'ta başlamış, yaklaşık 17,5 saatlik görüşmenin ardından 8 Ağustos 2026'da komisyonda kabul edilmiştir. Komisyon raporu TBMM'nin 290 sıra sayılı basmayazısı olarak dağıtılmıştır.

Hayır. Bu, en yaygın yanlış beklentidir. Kanunun 4. maddesinin resmî gerekçesi açıkça şunu söylemektedir: "Kanunun Resmî Gazete'de yayımlanması nedeniyle re'sen bu madde hükümlerine göre işlem yapılması söz konusu olamayacaktır." Yani savcılıklar ve mahkemeler kanun yayımlandı diye kendiliğinden harekete geçmeyecektir. İki şart daha gerekir: Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanması ve kişinin 9. madde uyarınca yazılı başvuru yapması.

Çünkü kanunun esas hükümlerinin tamamı bu karara bağlanmıştır. 1, 3, 6 ve 7. maddelerin hepsinde aynı şart tekrarlanır: örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Millî Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete'de yayımlanmış olması. Bu karar yayımlanmadıkça hiçbir erteleme kararı verilemez. Ayrıca 9. maddedeki altı aylık başvuru süresi de kanunun yayımından değil, bu MGK kararının yayımından itibaren işlemeye başlar.

Kanunun 9. maddesine göre, kişinin bulunduğu yerdeki Cumhuriyet başsavcılığına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirimde bulunması gerekir. Süre, Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren altı aydır. Başvuru yapmayan kişi kanundan yararlanamaz. Metinde bu süreyi kaçıranlar için eski hâle getirme benzeri bir telafi hükmü bulunmamaktadır; bu nedenle süreye dikkat edilmesi önemlidir.

Kanunun 1. maddesinin ikinci fıkrasına göre kapsam şunlardır: PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçları; bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçlar; ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'da düzenlenen suçlar. Kapsam yalnızca PKK/KCK ile bağlantılı bu suçlarla sınırlıdır; başka örgütler veya örgütle ilgisi olmayan adi suçlar bu kanunun konusu değildir.

İki istisna vardır ve bunlar hem 3. maddede hem 6. maddede aynen tekrarlanmıştır. Birincisi, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu. İkincisi, 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar. Buradaki 1/6/2005 tarihi, yürürlükteki 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihtir. Bu iki gruba giren dosyalar hakkında erteleme kararı verilemez.

İki ölçüt üzerinden belirlenir. Devam eden soruşturma ve kovuşturmalarda (m. 3): suçun cezasının üst sınırı 15 yıl veya daha az ise 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet gerektiriyorsa 10 yıl. Kesinleşmiş cezaların infazında (m. 6): hükümlünün toplam cezası 15 yıl veya daha az ise 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet ise 10 yıl. Dikkat edilmesi gereken fark şudur: birinci grupta suçun cezasının üst sınırına, ikinci grupta hükümlünün toplam cezasına bakılır.

Süre terör suçu işlenmeden geçirilirse sonuç kalıcı hâle gelir. Soruşturma aşamasındaki dosyalarda kovuşturmaya yer olmadığı kararı, kovuşturma aşamasındakilerde düşme kararı verilir (m. 5/2). İnfazı ertelenmiş cezalarda ise verilen ceza infaz edilmiş sayılır (m. 6/4). Yani süre sonunda kişi bakımından dosya kapanmış olur. Ancak bunun için sürenin temiz geçirilmiş olması şarttır.

Kanun burada özel bir şart koymuştur: erteleme, ancak terör suçlarından birinin işlenmesi hâlinde kalkar. Soruşturma ve kovuşturmalarda erteleme kararı kaldırılır ve dosya kaldığı yerden devam eder; bu yargılama sonunda mahkûmiyet verilirse o ceza 6. madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyetin tüm sonuçları doğar (m. 5/2). İnfazda ise infaz hâkimi erteleme kararını kaldırır ve cezanın infazının devamına karar verir (m. 6/4). Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.

Otomatik olarak hayır. Kanunun 4. maddesi, 3. madde kapsamına giren suçlardan verilmiş tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin ilgili hâkim, mahkeme, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ceza dairesince değerlendirileceğini ve "koşullarının bulunması hâlinde" kaldırılacağını söyler. Yani bir değerlendirme yapılır, kendiliğinden tahliye söz konusu değildir. Ayrıca bu maddenin uygulanabilmesi için de MGK kararının yayımlanmış ve yazılı başvurunun yapılmış olması gerekir.

Kural olarak bozma kararı verilir ve dosya erteleme kararı verilmek üzere geri döner (m. 4/2). Ancak burada çok önemli bir istisna vardır. 4. maddenin resmî gerekçesine göre, beraat veya zamanaşımı nedeniyle düşme gibi kişinin daha lehine olan durumlar söz konusuysa bozma kararı verilmeksizin esastan inceleme yapılarak yargılama sonuçlandırılacaktır. Bu çok değerli bir ayrımdır: beraat ihtimali olan bir dosyanın ertelemeye gönderilmesi hak kaybı olur, çünkü erteleme mahkûmiyeti ortadan kaldırmaz ama beraat kaldırır.

Evet. Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının verdiği karara karşı, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Kovuşturma aşamasında mahkemenin verdiği erteleme kararına karşı da iki hafta içinde itiraz edilebilir (m. 3/2). İnfazın ertelenmesinde ise infaz hâkiminin verdiği karara karşı itiraz yolu açıktır (m. 6/2). Ayrıca kanun, kararın kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edileceğini ve kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve merciinin gösterileceğini düzenlemektedir.

Bu kanun adli sicil kaydını doğrudan silen bir düzenleme içermemektedir. Mahkûmiyet hükümleri tüm hukuki sonuçlarıyla varlığını korur. Mahkûmiyetten doğan hak yoksunluklarının kaldırılması ise ayrı bir mekanizmaya bağlanmıştır: 7. maddenin dördüncü fıkrası uyarınca Kurul tarafından talep edilmesi ve ilgili merciin karar vermesi gerekir. Ayrıca bekleme süreleri vardır: beş yıllık erteleme kararlarında iki yıl, on yıllık erteleme kararlarında üç yıl geçmiş olmalıdır.

Kanun metni bu talebi Kurula bırakmış görünmektedir. 7. maddenin dördüncü fıkrası, erteleme kararlarının dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirileceğini ve "gerekli görülmesi hâlinde" hak yoksunluğunun kaldırılmasının Kurul tarafından talep edileceğini söyler. Talep hakkında ilgili mercii karar verir ve bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Yani karar aşamasında yargısal denetim vardır; ancak süreci başlatan mercii Kuruldur. Bu noktanın uygulamada nasıl işleyeceği henüz belirsizdir.

İki ayrı mercii öngörülmüştür. Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun kaldırılması sulh ceza hâkimliğinden veya mahkemeden; mahkûmiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun kaldırılması ise infaz hâkimliğinden talep edilir. Her iki hâlde de talebi Kurul yapar. Bekleme süresi şartı yalnızca ikinci grup için, yani mahkûmiyetten doğan yoksunluklar için öngörülmüştür: beş yıllık ertelemede iki yıl, on yıllık ertelemede üç yıl.

Hayır, tam tersi. Kanunun 3. maddesi, müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verileceğini ve bunların Hazineye irat kaydedileceğini düzenler. İnfazın ertelenmesinde de durum aynıdır: 6. maddenin birinci fıkrası, ertelemenin müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemeyeceğini açıkça söyler. Yani erteleme, el konulan mal varlığının geri verilmesi anlamına gelmez.

Hayır, erteleme süresi boyunca zamanaşımı durur. Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesinde dava zamanaşımı işlemez (m. 3/1); infazın ertelenmesinde ise ceza zamanaşımı işlemez (m. 6/1). Bu, ertelemenin geri alınabilir olmasının doğal sonucudur. Aynı mantıkla, erteleme kararı verilen dosyalar ve suçun ispatına yarayan deliller erteleme süresince muhafaza edilir; böylece erteleme kalkarsa dosyanın yeniden yürütülebilmesi sağlanır.

Serbest değildir, izne bağlıdır. Kanunun 3. maddesinin üçüncü fıkrası, Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılmasını Kurulun iznine bağlamıştır. Yani MGK kararından önceki döneme ilişkin kapsamdaki suçlar bakımından yeni dosya açılması, doğrudan savcılığın takdirine bırakılmamış, bir izin şartına tabi tutulmuştur.

Kanunun 7. maddesine göre Kurul, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Millî Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşur. Kurul ihtiyaç hâlinde alt komisyonlar oluşturabilir ve toplantılara kurum temsilcilerini davet edebilir. Sekretarya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğince yürütülür. Kurul çalışmaları hakkında TBMM'yi düzenli olarak bilgilendirir; ayrıca TBMM Başkanlığınca bir İzleme Komisyonu kurulur.

Evet, ancak sınırlı erişimli bir sisteme. Kanunun 5. maddesinin birinci fıkrası, erteleme kararlarının bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceğini düzenler. Bu kayıtlar herkese açık değildir; ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde ve yalnızca erteleme süresi içinde yeniden suç işlenip işlenmediğinin tespiti amacıyla kullanılabilir. İnfazın ertelenmesine ilişkin kararlar da aynı sisteme kaydedilir (m. 6/3).

Bu kanun ceza yargılamasının ve infazın ertelenmesini düzenlemektedir; mağdurların tazminat taleplerine ilişkin bir hüküm içermemektedir. Tazminat talepleri kural olarak ayrı bir hukuk davasının konusudur ve ceza davasının ertelenmesi bu talepleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ancak ceza dosyasının ertelenmesinin, hukuk davasında delil ve bekletici mesele bakımından nasıl sonuç doğuracağı uygulamada tartışılacak konulardan biridir.

Hayır. Kanunun 1. maddesinin ikinci fıkrası kapsamı açıkça PKK/KCK terör örgütü ve bununla bağlantılı oluşumlarla sınırlamıştır. Nitekim 1. maddenin resmî gerekçesinde de "Böylelikle Kanunun kapsamı, yalnızca PKK/KCK terör örgütünün faaliyetiyle ilgili olarak maddede yer alan suçlarla sınırlandırılmaktadır" denilmektedir. Diğer terör örgütlerinden veya örgütle ilgisi olmayan suçlardan yargılanan ya da hükümlü olan kişiler bu kanun kapsamında değildir.

Genel gerekçe bu ihtimale açıkça işaret etmektedir. Gerekçede, teklifin "süreç kapsamında öngörülen hukuki düzenlemelerin ilk adımını teşkil eden temel bir çerçeve" oluşturduğu ve uygulamada ortaya çıkabilecek ihtiyaçlar doğrultusunda yasama organının takdiriyle ilave değişiklikler yapılabileceği veya yeni kanuni düzenlemeler getirilebileceği belirtilmektedir. Kanunun "çerçeve yasa" olarak anılmasının sebebi de budur. Ayrıca 7. maddenin üçüncü fıkrası, Kurulun gerekli görmesi hâlinde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunacağını öngörmektedir.

Dört bilgi cevabı tamamen değiştirir: hangi suçtan yargılandığınız veya hüküm giydiğiniz, suçun işlendiği tarih, dosyanın hangi aşamada olduğu (soruşturma, kovuşturma, istinaf, temyiz veya infaz) ve ceza miktarı. Örneğin örgüt faaliyeti çerçevesinde kasten öldürme varsa kapsam dışıdır; 1/6/2005 öncesi müebbet gerektiren bir suç varsa yine kapsam dışıdır. Ceza miktarı ise 5 yıl mı 10 yıl mı erteleme uygulanacağını belirler. Bu nedenle genel yorumlara göre değil, dosyanın somut durumuna göre değerlendirme yapılmalıdır.

Hukuk tekniğinde çerçeve kanun, bir konuyu tüm ayrıntılarıyla düzenlemek yerine temel ilke ve sınırları belirleyen, ayrıntıların doldurulmasını ikincil düzenlemelere veya idareye bırakan kanundur. Kanun çerçeveyi çizer, içi sonradan doldurulur. Karşıtı, her ihtimali tek tek sayan ayrıntılı (kazuistik) düzenlemedir.

Torba kanun, tek bir metinle birbiriyle ilgisiz pek çok kanunda değişiklik yapan düzenlemedir; adı farklı konuların aynı torbaya doldurulmasından gelir. Çerçeve kanunda ise tek bir konu vardır, ancak o konu ayrıntısıyla değil ana hatlarıyla düzenlenir. İki kavram sıkça karıştırılır ama teknik olarak farklıdır.

Çünkü kanun kendi uygulanmasını büyük ölçüde başka işlemlere bağlamıştır. Erteleme hükümlerinin işlemesi Millî Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasına bağlanmış (m. 1, 3, 6), sürecin takibi bir Kurul'a bırakılmış (m. 7), silah ve malzeme tesliminin usul ve esasları ise ilgili bakanlıklara devredilmiştir (m. 8/2). Metin iskeleti kurar, ayrıntı dışarıda şekillenir.

Hayır, tamamen ayrı kavramlardır. Çerçeve anayasa, devletin temel yapısını ve temel hak ve özgürlükleri yalnızca ana hatlarıyla düzenleyip ayrıntıyı kanunlara bırakan anayasa tipini anlatır; karşıtı kazuistik anayasadır. Çerçeve yasa ise bir kanun yapma tekniğidir. Biri anayasa tipini, diğeri kanun tekniğini ifade eder.

TCK m. 158/4, 16/7/2026 kabul tarihli ve 7589 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle eklenen ve 31.07.2026 tarihli, 33326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren yeni bir fıkradır. Hüküm, Türk Ceza Kanunu'nun resmî konsolide metnine "(Ek:16/7/2026-7589/13 md.)" şerhiyle işlenmiştir. Fıkraya göre, TCK m. 157 ve 158'deki dolandırıcılık suçlarına iştirakin, haksız menfaat sağlamak amacıyla banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdindeki hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması hâlinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.

Fıkranın hedeflediği tam olarak bu durumdur. İndirim, iştiraki yalnızca kart, İBAN, hesap bilgisi veya kripto hesabı erişimini vermekten ibaret olanlar için öngörülmüştür. Parayı bizzat çekmemiş, mağduru aramamış ve organizasyonda rol almamış olmanız hâlinde fıkra kapsamındasınız demektir. Ancak bu durumun dosyadaki somut delillerle ortaya konması gerekir: bilirkişi raporu, ATM kamera görüntüleri, mağdurun kendisini arayanın siz olmadığına dair beyanı ve internet bankacılığı IP kayıtları bu tespiti sağlar. Dilekçenizde bu delilleri tek tek göstermelisiniz.

Hayır ve bu argüman dilekçenizde açıkça karşılanmalıdır. Fıkranın lafzı, iştirakin "kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla" hesabın verilmesiyle sınırlı olduğu hâlleri düzenler. Yani menfaat sağlama, fıkranın kapsam dışı bırakan bir unsuru değil, bizzat varsayımıdır. Mahkemelerin "komisyon aldığı için sıradan bir hesap verme sayılmaz" gerekçesiyle indirimi reddetmesi beklenebilir; böyle bir ek kararla karşılaşırsanız 5275 m. 101/3 uyarınca itiraz yoluna başvurmalı ve fıkranın metnindeki bu ifadeye dayanmalısınız.

Evet. Fıkra, banka ve kredi kartı gibi ödeme araçlarının yanında "banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları" vermeyi de açıkça saymaktadır. Kanun koyucu, para katırlığının yalnızca banka hesabıyla değil kripto borsası hesaplarıyla da yapıldığını dikkate almıştır. Aynı şekilde "ödeme hizmeti sağlayıcıları" ifadesi, elektronik para kuruluşlarındaki hesapları da kapsama almaktadır. Bu nedenle dilekçenizde hesabın türünü ve fıkradaki hangi ifadeye girdiğini açıkça belirtmelisiniz.

7589 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, yürürlük tarihinden önce TCK m. 157 veya 158 uyarınca hüküm verilmiş olup dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan ve eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemesi ceza dairelerindeki dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemesine gönderilir. Bu mekanizma resen işler; ancak dosyanızın 158/4 kapsamında olduğunu somut delillerle ortaya koyan bir dilekçe vermek süreci hızlandırır ve kapsam dışı bırakılma riskini azaltır. Tutukluysanız aynı dilekçede tahliye talebinde de bulunmalısınız.

Geçici m. 1/6'nın ikinci cümlesi bu durumu düzenler: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yani dosyanız temyiz aşamasındaysa da yeni fıkradan yararlanmak üzere ilk derece mahkemesine dönecektir. Burada da bir dilekçe vererek dosyanızın fıkra kapsamında olduğunu ve iştirakinizin hesap vermekten ibaret bulunduğunu somut delillerle açıklamanız yararlı olur. Ayrıca tutukluluk hâlinizin gözden geçirilmesini talep etmeyi ihmal etmeyin.

İki dayanağınız var. Birincisi TCK m. 7/2: sonradan yürürlüğe giren lehe kanun "uygulanır ve infaz olunur". İkincisi 7589 sayılı Kanun'un geçici 1/7. fıkrası: hakkında TCK m. 168 uygulanmamış hükümlülerden 158/4 kapsamına girenler, mağdurun zararını mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde tamamen gidermeleri hâlinde m. 168/2'deki etkin pişmanlıktan da yararlanır. Başvuru, 5275 m. 98/1-a uyarınca hükmü veren mahkemeye yapılır. Dilekçenizde hem 158/4 indiriminin uygulanmasını hem zarar giderme için ihtarda bulunulmasını talep etmelisiniz.

Hükmü veren mahkemeye. 5275 sayılı Kanun'un 98/1-(a) bendi açıktır: "sonradan yürürlüğe giren kanun hükmünün Türk Ceza Kanununun 7 nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirse, hükmü veren mahkemeden" karar istenir. İnfaz hâkimliği ise yalnızca (b) bendindeki hâllerde, yani çektirilecek cezanın hesabında duraksama olması ya da cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceğinin ileri sürülmesi hâlinde yetkilidir. Bu ayrımı karıştırmak dilekçenin görevsizlik nedeniyle reddine yol açar; bu, uyarlama başvurularında en sık yapılan hatadır.

Kendiliğinden durdurmaz. 5275 sayılı Kanun m. 98/2 açıktır: birinci fıkra uyarınca yapılan başvurular cezanın infazını ertelemez. Ancak aynı fıkra devam eder: mahkeme veya infaz hâkimliği olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir. Bu nedenle ayrı bir dilekçeyle açıkça 5275 m. 98/2'ye dayanarak durdurma talep etmelisiniz. Talebinizi güçlendiren en somut argüman, yarı indirim sonrası çekilmesi gereken cezanın hâlihazırda yatılan süreden az olacağının hesapla gösterilmesidir.

Hayır ve bu ayrım kritiktir. Geçici m. 1/7 açıkça şunu söyler: "Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez." Yani o fıkraya dayanarak durdurma isteyemezsiniz. Buna karşılık 5275 m. 98/2 ayrı ve genel bir yetki kuralıdır ve uyarlama başvuruları bakımından mahkemeye erteleme veya durdurma yetkisi tanır. Bu nedenle durdurma talebinizi geçici m. 1/7'ye değil, açıkça 5275 m. 98/2'ye dayandırmanız gerekir. Yanlış dayanak, talebin reddiyle sonuçlanır.

Geçici m. 1/7 yalnızca "haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlüler" için öngörülmüştür. Daha önce TCK m. 168 indirimi almışsanız bu özel geçiş yolundan yararlanamazsınız. Ancak bu, 158/4 indiriminden de yararlanamayacağınız anlamına gelmez: TCK m. 7/2 uyarınca lehe kanun hükmü uygulanır ve infaz olunur; dolayısıyla 5275 m. 98/1-a kapsamında hükmü veren mahkemeye başvurarak yalnızca 158/4 yarı indiriminin uygulanmasını talep edebilirsiniz. Dilekçenizde bu ayrımı açıkça belirtmeniz ve talebinizi TCK m. 7/2'ye dayandırmanız gerekir.

Geçici m. 1/7 bakımından yeterli değildir; fıkra zararın "tamamen" giderilmesini şart koşar ve bunu "aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi" ifadesiyle vurgular. Kısmî ödeme, mağdur razı olsa dahi bu özel geçiş hükmünün şartını karşılamaz. Buna karşılık genel etkin pişmanlık uygulamasında durum farklıdır: TCK m. 168/4 uyarınca kısmen geri verme veya tazmin hâlinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır. Yani kısmî ödeme yolu genel m. 168 uygulamasının konusudur; bu ayrımı dilekçenizde net tutmalısınız.

Geçici m. 1/7'ye göre süre, "mahkemece yapılacak ihtardan itibaren" işlemeye başlar. Yani kanunun yürürlük tarihinden veya başvuru tarihinden değil, mahkemenin size zararı gidermeniz için yaptığı ihtarın tebliğinden itibaren hesaplanır. Bu nedenle başvuru dilekçenizde ihtarda bulunulmasını açıkça talep etmeniz önemlidir; ihtar yapılmazsa süre başlamaz ve süreç askıda kalır. İhtarın tebliğ tarihini gösteren belgeyi saklayın; ödemeyi bildirdiğiniz dilekçede bu tarihe atıf yaparak ödemenin süre içinde yapıldığını ortaya koymalısınız.

Ödemeyi mahkeme veznesine yatırmayı talep edebilirsiniz. Bu yol iki avantaj sağlar: mağdura ulaşılamadığında süreç tıkanmaz ve ödemenin tarihi tartışmasız biçimde belgelenir. Ayrıca mağdura veya vekiline yazılı ödeme teklifinde bulunup IBAN bilgisi istemeniz, iyi niyetinizi ve süre içinde harekete geçtiğinizi belgelemeniz açısından önemlidir. Elden yapılan ve dekontu bulunmayan ödemeler ispat edilemediği için hiç yapılmamış sayılır; bu nedenle ödemeyi mutlaka banka kanalıyla ve açıklama yazarak yapın.

Fıkra cezanın yarı oranında indirilmesini öngörür. Örnek bir hesapla: m. 158/1-f'de alt sınır dört yıldır; üç veya daha fazla kişiyle işlenmişse m. 158/3 uyarınca yarı oranında artırılarak altı yıla çıkar; m. 158/4 yarı indirimiyle üç yıla iner; m. 62 takdiri indirimle iki yıl altı aya düşer; hükümden önce zarar giderilirse m. 168/2 ile yarıya kadar indirilerek bir yıl üç aya kadar inebilir. Ancak bu hesap örnektir: temel cezanın alt sınırdan belirlenip belirlenmeyeceği mahkemenin takdirindedir ve indirimin uygulama sırası henüz Yargıtay içtihadıyla test edilmemiştir.

Hayır, bu konuda henüz belirsizlik var ve dürüst olmak gerekirse bu yazının hazırlandığı tarihte konuya ilişkin yayımlanmış hiçbir Yargıtay kararı bulunmamaktadır; hüküm 31 Temmuz 2026'da yürürlüğe girmiştir. Özellikle m. 158/4 indiriminin m. 158/3 artırımından önce mi sonra mı uygulanacağı ve m. 62 takdiri indirimi karşısındaki yeri tartışmalı hâle gelebilir. TCK m. 61 cezanın belirlenmesinde izlenecek sıralamayı düzenler; dilekçenizde bu maddeye atıf yaparak sıralamayı lehinize olacak biçimde gerekçelendirmeniz isabetli olur. İçtihat oluştukça uygulamanın netleşmesi beklenir.

Sonuç ceza yeniden belirlendiği için adlî para cezasının da yeniden hesaplanması gerekir; ancak bunu dilekçenizde açıkça talep etmelisiniz. İBAN dosyalarında adlî para cezaları çok yüksek olabiliyor, çünkü TCK m. 158/1'in son cümlesi uyarınca (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz. Uyarlama talebinizde yalnızca hapis cezasının değil, adlî para cezasının ve buna bağlı olarak hak yoksunlukları ile infaz hesabının da güncellenmesini istemeniz gerekir. Bu, sık atlanan bir taleptir.

Hayır. 5275 sayılı Kanun m. 101/1 uyarınca cezanın infazı sırasında 98 ilâ 100. maddeler gereğince mahkemeden veya infaz hâkimliğinden alınması gereken kararlar duruşma yapılmaksızın verilir. Karar verilmeden önce Cumhuriyet savcısı ve hükümlünün görüşlerini yazılı olarak bildirmeleri istenebilir. Bunun pratik sonucu şudur: mahkeme sizi dinlemeyeceği için bütün argümanlarınız ve belgeleriniz dilekçede yer almalıdır. Sözlü açıklama yapma imkânınız olmayacağından dilekçenin kapsamlı, delil atıflı ve gerekçeli olması belirleyicidir.

İtiraz yoluna başvurabilirsiniz. 5275 sayılı Kanun m. 101/3 uyarınca bu madde kapsamında verilen kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir. İtiraz dilekçenizde ret gerekçesini hukuki yönden çürütmeniz gerekir. En sık karşılaşılacak ret gerekçeleri şunlardır: iştirakin vermek fiiliyle sınırlı olmadığı iddiası ve komisyon alınmış olması. Birincisine karşı gerekçeli karardaki tespitleri, ikincisine karşı ise fıkranın "haksız menfaat sağlamak amacıyla" ifadesini kullanmalısınız. Ayrıca TCK m. 7/2 uyarınca lehe kanunun uygulanmasının zorunlu olduğunu, mahkemenin bu konuda takdir yetkisi bulunmadığını vurgulayın.

Yazabilirsiniz ve yazının sonundaki onuncu örnek tam olarak bu amaçla, sade bir dille hazırlanmıştır. Dilekçe ceza infaz kurumu idaresi aracılığıyla gönderilebilir. Ancak dilekçenizde mutlaka baro tarafından müdafi görevlendirilmesini de talep edin. Uyarlama yargılaması teknik bir süreçtir; duruşma yapılmadığı için argümanların dilekçede eksiksiz yer alması gerekir ve indirim oranlarının doğru uygulanıp uygulanmadığı çoğu zaman ancak müdafi eliyle denetlenebilir. Müdafi talebi eklemek hiçbir şey kaybettirmez, aksine sürecin doğru yürümesini sağlar.

Evet. Geçici m. 1/7'nin son cümlesi bunu açıkça düzenler: fıkra hükümleri, maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır. Yani 31 Temmuz 2026 itibarıyla hakkınızda hüküm verilmiş ancak istinaf veya temyiz yoluna başvurmadığınız için karar bu tarihten sonra kesinleşmişse, siz de geçiş hükmünden yararlanabilirsiniz. Bu durumda başvurunuzu hükmü veren mahkemeye yapmalı ve dilekçenizde bu son cümleye açıkça atıf yapmalısınız.

Hayır. Fıkra fiili suç olmaktan çıkarmıyor; hesap veya kart vermek hâlâ nitelikli dolandırıcılığa iştiraktir ve değişen tek şey ceza miktarıdır. Ayrıca kart ve hesap kiralama, koşulları oluştuğunda başka suçları da gündeme getirebilir: banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması ile suç gelirlerinin aklanması bunların başında gelir. TCK m. 158/4 yalnızca dolandırıcılık cezasına ilişkindir; diğer suçlardan doğan sorumluluğu etkilemez. Bu nedenle iddianamedeki bütün sevk maddelerinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Menfaat elde etmemiş olmak, dolandırıcılığa iştirak sorumluluğunu tek başına ortadan kaldırmaz; kanun yararın "kendisine veya başkasına" sağlanmasını yeterli görür. Ancak yeni fıkra bakımından durumunuz zaten kapsam içindedir: fıkra iştirakin vermek fiiliyle sınırlı olması hâlini düzenlemekte ve "kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla" ifadesini kullanmaktadır. Yani menfaatin size değil başkasına sağlanmış olması indirimi engellemez. Dilekçenizde hem iştirakinizin vermekle sınırlı olduğunu hem de organizasyonda başka hiçbir rolünüz bulunmadığını delilleriyle ortaya koymanız gerekir.

İnfazdaki hükümlüler için temel ekler şunlardır: gerekçeli karar örneği, kesinleşme şerhi, infaz durum belgesi ve varsa vekâletname. Bunların yanında iştirakinizin sınırlı olduğunu gösteren delillere atıf yapmalı, mümkünse örneklerini eklemelisiniz: bilirkişi raporunun ilgili sayfası, ATM kamera görüntülerine ilişkin tespit tutanağı, mağdurun kendisini arayanın siz olmadığına dair beyanının bulunduğu duruşma tutanağı ve IP kayıtlarına ilişkin bölüm. Ayrıca gerekçeli kararda hakkınızda TCK m. 168'in uygulanmadığını gösteren sayfayı işaretlemeniz, geçici m. 1/7'nin ön koşulu bakımından önemlidir.

Öncelikle ödemenin ihtardan itibaren altı aylık süre içinde ve tamamen yapıldığını belgeleyen bir dilekçe verdiğinizden emin olun; dekont, ihtar tebliğ belgesi ve varsa katılan beyanı bu dilekçeye eklenmelidir. Buna rağmen indirim uygulanmamışsa 5275 m. 101/3 uyarınca itiraz yoluna başvurmalısınız. İtiraz dilekçenizde iki noktayı vurgulayın: 7589 sayılı Kanun geçici m. 1/7'nin şartlarının gerçekleştiğini ve TCK m. 168/2'nin uygulanmasının kanun gereği olduğunu. Ayrıca m. 158/4 indiriminin ayrı bir hüküm olduğunu, etkin pişmanlıktan bağımsız olarak uygulanması gerektiğini de belirtin.

Kullanmamanız gerekir. Buradaki örnekler genel bilgilendirme amaçlıdır ve dosyanıza uyarlanmak üzere hazırlanmıştır. Her dosyanın delil durumu, gerekçeli kararın içeriği, uygulanan maddeler ve infaz aşaması farklıdır. Köşeli parantez içindeki alanların dosyanızdaki gerçek bilgilerle doldurulması, argümanların ise gerekçeli kararınızdaki tespitlere göre yeniden kurulması gerekir. Özellikle iştirakinizin neden vermek fiiliyle sınırlı olduğunu gösteren delil atıfları dosyaya özgüdür ve dilekçenin en belirleyici kısmıdır. Yanlış veya eksik bir dilekçe, hakkınız olan indirimin reddine yol açabilir.

Hayır. 7589 sayılı Kanun'da genel af, özel af, infaz oranlarında değişiklik veya denetimli serbestlik genişletmesi bulunmamaktadır. İnfaz aşamasını etkileyen tek hüküm, TCK m. 158'e eklenen dördüncü fıkranın geçiş düzenlemesidir ve bu da yalnızca dolandırıcılık dosyalarındaki belirli bir fail grubunu kapsar. Geçici m. 1/7 kapsamındaki hükümlüler, mahkemenin ihtarından itibaren altı ay içinde zararı tamamen gidermeleri koşuluyla etkin pişmanlık indiriminden yararlanabilir; ancak bu bir af değil, cezanın yeniden hesaplanmasıdır ve zarar ödenmeden infaz durmaz.

Kanunda uyarlama kararı için belirlenmiş bir süre bulunmamaktadır. Karar duruşmasız verildiği için teorik olarak hızlı sonuçlanması beklenir; ancak uygulamada mahkemenin iş yükü, Cumhuriyet savcısından görüş alınması ve dosyanın temini süreyi uzatabilir. Bu belirsizlik, infazın durdurulması talebini daha da önemli hâle getirir: yarı indirim sonrası çekilmesi gereken cezanın hâlihazırda yatılan süreden az olacağı hesaplanabiliyorsa, 5275 m. 98/2 uyarınca durdurma talebinizi ayrı ve gerekçeli bir dilekçeyle mutlaka sunmalısınız.

Evet. Fıkranın metni "Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin" ifadesiyle başlar; yani hem TCK m. 158'deki nitelikli dolandırıcılık hem de m. 157'deki basit dolandırıcılık kapsamdadır. Uygulamada İBAN ve hesap kiralama dosyaları çoğunlukla m. 158/1-f (bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması) ve sıklıkla m. 158/1-l bentlerinden açıldığı için fıkra en çok bu dosyalarda gündeme gelecektir. Ancak fiil basit dolandırıcılık olarak nitelendirilmişse de indirim talep edilebilir; dilekçenizde hangi maddeden hüküm kurulduğunu belirtmeniz yeterlidir.

Sağlayabilir ve bu, indirimin en değerli pratik sonuçlarından biridir. Nitelikli dolandırıcılıkta m. 158/1'in son cümlesi uyarınca (f) bendinde hapsin alt sınırı dört yıldır. Temel ceza alt sınırdan belirlenir ve başka artırım uygulanmazsa, m. 158/4 yarı indirimiyle ceza iki yıla iner. Aynı 7589 sayılı Kanun'la yeniden yazılan CMK m. 231/5 ise hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis olması hâlinde HAGB'ye karar verilebileceğini öngörür. Yani 4 yıllık alt sınır, yarı indirimle tam olarak HAGB eşiğine oturur. Ancak m. 158/3 artırımı uygulanmışsa hesap 4-6-3 yıl olur ve eşiğin üstünde kalır.

Evet. CMK m. 231/6-(c) uyarınca HAGB'nin koşullarından biri, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesidir. İyi haber şu: bu ödeme, TCK m. 158/4 dosyalarında zaten etkin pişmanlık için yapılacak bir iştir; dolayısıyla aynı ödeme iki ayrı kazanım sağlar. Ayrıca 7589 sayılı Kanun'la yeniden yazılan m. 231/9, zararı derhâl gideremeyen sanık için denetim süresince aylık taksitlerle ödeme koşuluyla da HAGB kararı verilebilmesine imkân tanımaktadır. Bu imkânı dilekçenizde açıkça talep edin.

Bu, hükmün en tartışmalı yönü ve savunma açısından ciddi bir fırsat. TCK m. 39/2-(b) bendi "fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak", (c) bendi ise "yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak" der; hesabını veren kişinin fiili bu iki tanıma da uyar ve mahkemeler zaten "kolaylaştırmak suretiyle iştirak" ifadesini kullanmaktadır. m. 39/1 uyarınca yardım edenin cezasının yarısı indirilir. m. 158/4 ise "suçlara iştirakin" ifadesiyle başlar ve iştirakin türüne göre ayrım yapmaz. Buradan hareketle iki indirimin birlikte uygulanması savunulabilir. Ancak karşı görüş, bunun aynı katkının iki kez indirime konu edilmesi olacağını ileri sürmektedir; konu henüz içtihatla çözülmemiştir.

Uygulamada hesabını verenler çoğunlukla müşterek fail (TCK m. 37) sayılmış ve m. 39'daki yardım eden indirimi uygulanmamıştır. Ancak bu kabul tartışmaya açıktır: TCK m. 39/2-(b) "fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak" ve (c) "icrasını kolaylaştırmak" hâllerini yardım etme olarak tanımlar ve hesabını veren kişinin katkısı tam olarak budur. Nitekim Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 6 Şubat 2023 tarihli kararında mahkeme gerekçesi "dolandırıcılık suçunun işlenmesini kolaylaştırmak suretiyle atılı suça iştirak etmiş" biçimindeydi. Dilekçenizde sıfat tespitini ayrıca tartışmanız ve talebinizi kademeli olarak kurmanız gerekir.

Uyarlama dilekçesinde talepleri kademeli sıralamak, birinin reddi hâlinde diğerinin değerlendirilmesini güvence altına alır. Önerilen sıra şudur: birinci olarak müvekkilin yardım eden sıfatıyla sorumlu olduğunun tespiti ile TCK m. 39/1 ve m. 158/4 indirimlerinin birlikte uygulanması; bu kabul edilmezse ikinci olarak en azından m. 158/4 uyarınca yarı indirim yapılması; üçüncü olarak zarar giderme hâlinde TCK m. 168/2 etkin pişmanlığının uygulanması; dördüncü olarak sonuç cezanın HAGB eşiğine inmesi hâlinde CMK m. 231 değerlendirmesi yapılması; beşinci olarak adlî para cezası ve infaz hesabının güncellenmesi.

Kesinlikle. Bu, dosyanızı güçlendiren ama neredeyse hiç kullanılmayan bir adımdır. İlgili Cumhuriyet Başsavcılığına, hesabınızı fiilen kullanan kişiler hakkında ihbar dilekçesi vermeniz iki katkı sağlar: iştirakinizin "vermek fiiliyle sınırlı" olduğu iddianızı soyut bir savunma olmaktan çıkarıp somut bir iddiaya dönüştürür ve asıl failleri işaret etmeniz dosyadaki rolünüzün ikincil olduğunu gösteren bir karine oluşturur. İhbar dilekçesinde kişinin kullandığı isim, telefon numarası, sosyal medya hesabı, tanışma şekli ve size ödeme yaptığı IBAN gibi bilgileri; elinizdeki mesajlaşma ve dekont kayıtlarını sunun.

İnfaz aşamasındaki dosyalarda süreç yalnızca hükümlünün başvurusuyla başlamaz; Cumhuriyet başsavcılıkları da hükmü veren mahkemeye yazı yazarak uyarlama yargılaması yapılıp yapılmayacağının ve infazın durdurulup durdurulmayacağının değerlendirilmesini isteyebilir. Ancak bunu beklemek doğru değildir: savcılığın kendiliğinden harekete geçmesi zaman alabilir ve her dosyada gerçekleşmeyebilir. Kendi başvurunuzu yapmanız hem süreci başlatır hem de iştirakinizin sınırlı olduğuna dair delilleri dosyaya sizin koymanızı sağlar. Resen başlatılan bir incelemede bu delilleri kimse sizin yerinize toplamaz.

Bu yazının hazırlandığı tarihte konuya ilişkin yayımlanmış bir Yargıtay kararı bulunmamaktadır; hüküm 31 Temmuz 2026'da yürürlüğe girmiştir ve henüz kanun yolu incelemesinden geçmiş bir uygulama örneği oluşmamıştır. Bu nedenle özellikle iki konu tartışmalıdır: indirimin uygulama sırası ve "vermek fiiliyle sınırlı iştirak" kavramının sınırları. Bu yazıdaki dilekçe örnekleri hükmün lafzına, geçiş hükümlerine ve mevcut usul kurallarına dayanılarak hazırlanmıştır. İçtihat oluştukça uygulamanın netleşmesi ve bu içeriğin güncellenmesi gerekecektir.

Kamuoyunda 12. Yargı Paketi olarak bilinen düzenlemenin resmî adı, 7589 sayılı "Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"dur. 16 Temmuz 2026'da kabul edildi ve 31 Temmuz 2026 tarihli, 33326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı. Kanun 27 madde ve bir geçici maddeden oluşuyor ve 13 ayrı kanunda değişiklik yapıyor. Yürürlük kural olarak yayım tarihi: 31 Temmuz 2026. İstisnalar şunlar: Danıştay Kanunu değişikliği 23 Temmuz 2026'dan geçerli olmak üzere yayımda; vesayet altındakilerin taşınmazlarının e-satış portalında satışı ile e-duruşmada imza düzenlemesi ise yayımdan üç ay sonra, 31 Ekim 2026'da yürürlüğe girecek.

Hayır. Pakette genel af, özel af, infaz oranlarında değişiklik veya denetimli serbestlik genişletmesi yer almıyor. İnfaz aşamasını etkileyen tek hüküm, TCK m. 158'e eklenen dördüncü fıkranın geçiş düzenlemesidir ve yalnızca dolandırıcılık dosyalarındaki belirli bir fail grubunu — iştiraki kart, hesap veya İBAN bilgisi vermekten ibaret olanları — kapsar. Bu kişiler geçici m. 1/7 uyarınca, mahkemenin ihtarından itibaren altı ay içinde mağdurun zararını tamamen gidermeleri koşuluyla etkin pişmanlık indiriminden yararlanabilir; ancak bu bir af değil, cezanın yeniden hesaplanmasıdır ve zarar ödenmeden infaz durmaz.

TCK m. 158'e eklenen dördüncü fıkra uyarınca, dolandırıcılık suçlarına iştirakin "kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde" verilecek ceza yarı oranında indirilir. Yani komisyon karşılığı yalnızca kartını, İBAN'ını veya hesap erişimini verenlerin cezası yarıya iner. Fiil suç olmaya devam ediyor; değişen şey ceza miktarı. Parayı bizzat çeken, mağduru arayan veya organizasyonda yer alanlar bu indirimden yararlanamaz.

İki ayrı yol var. Dosyası istinaf aşamasında olanlar için geçici m. 1/6 uyarınca bölge adliye mahkemesi bozma kararı verir ve dosya ilk derece mahkemesine döner; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığındaki dosyalar da ilk derece mahkemesine gönderilir. Dosyası infaz aşamasında olan ve hakkında m. 168 etkin pişmanlık uygulanmamış hükümlüler ise geçici m. 1/7 uyarınca, mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde mağdurun zararını aynen geri verme veya tazmin yoluyla tamamen gidermeleri hâlinde m. 168/2'deki etkin pişmanlıktan (cezanın yarısına kadar indirim) yararlanır. Kanun yoluna başvurulmadığı için yürürlükten sonra kesinleşen hükümler de bu kapsamdadır. Zarar tamamen giderilinceye kadar bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez.

Evet. Yeni m. 158/4, banka ve kredi kartı gibi ödeme araçlarının yanında "banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları" vermeyi de açıkça sayıyor. Yani kripto borsasındaki hesabının erişim bilgilerini dolandırıcılık organizasyonuna veren kişi de — iştiraki bu vermekle sınırlı kalmak koşuluyla — yarı indirimden yararlanır. Elektronik para kuruluşlarındaki hesaplar da "ödeme hizmeti sağlayıcıları" ifadesiyle kapsama alınmış durumda.

HAGB kaldırılmadı; CMK m. 231'in beş ilâ ondördüncü fıkraları 7589 sayılı Kanun ile yeniden yazıldı. Temel yapı korunuyor: hükmolunan ceza 2 yıl veya daha az hapis ya da adlî para cezası ise, sanığın daha önce kasıtlı suçtan mahkûm olmaması, yeniden suç işlemeyeceği kanaati ve zararın tamamen giderilmesi şartlarıyla HAGB'ye karar verilebilir; denetim süresi 5 yıldır. Zararı derhâl gideremeyen sanık için denetim süresince aylık taksitlerle ödeme imkânı açıkça düzenlendi. İhlal hâlinde mahkeme hükmü açıklar, ancak yükümlülükleri yerine getiremeyen sanık için cezanın yarısına kadarının infaz edilmemesine, ertelemeye veya seçenek yaptırıma karar verebilir. Kanun yolu istinaftır ve inceleme usul ve esasa ilişkin yapılır.

Yeni ondördüncü fıkra uyarınca HAGB hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz. Bu, Anayasa Mahkemesi'nin kamu görevlilerinin şiddet içeren fiillerinde HAGB yoluyla fiilî cezasızlık doğduğu yönündeki eleştirilerine kanun koyucunun verdiği açık cevaptır. Bu suçlardan yargılanan kamu görevlileri bakımından HAGB beklentisi artık hukuken mümkün değildir; mahkûmiyet hâlinde hüküm doğrudan sonuç doğurur.

Evet. HMK m. 107, 7589 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle 31 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlükten kaldırıldı. Ancak geçici m. 1/10 uyarınca, kaldırılma tarihinden önce açılmış belirsiz alacak davaları bakımından m. 107 uygulanmaya devam eder; yani derdest dosyalar aynen yürür, usul değişikliği nedeniyle reddedilmez. 31 Temmuz 2026'dan sonra açılacak davalarda ise belirsiz alacak kalıbı artık kullanılamaz; alacağını tam belirleyemeyen taraf, kısmi dava açıp HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkradaki talep artırımı imkânını kullanacaktır.

HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra yeni mekanizmayı kuruyor: alacağın sadece bir kısmı dava edildiğinde talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Yani ıslaha gerek yok, karşı tarafın muvafakatine gerek yok. En önemli güvence de metinde: zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır — belirsiz alacak davasının sağladığı zamanaşımı koruması kısmi davaya taşındı. Dikkat edilecek nokta artırımın tek seferlik olması; bilirkişi raporu kesinleşmeden kullanmamak gerekir.

31 Temmuz 2026'dan sonra açılacak işçilik alacağı, bedensel zarar tazminatı ve boşanmaya bağlı katılma alacağı gibi miktarı baştan tam belirlenemeyen davalarda artık belirsiz alacak kalıbı kullanılamayacak. Bunun yerine kısmi dava açılıp m. 109/4'teki tek seferlik, ıslahsız talep artırımı kullanılacak. Zamanaşımı artırılan kısım için de dava tarihinden kesilmiş sayıldığından, hak kaybı riski büyük ölçüde giderilmiş durumda. Derdest davalar ise eski rejimde devam ediyor. Harç bakımından da kısmi davanın bilinen mantığı işler: dava açarken talep edilen kısmın harcı yatırılır, artırımda tamamlanır.

Sabit bir oran artık yok. 3095 sayılı Kanun'un değişen 1. maddesi uyarınca kanuni faiz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yıllık olarak hesaplanır. 30 Haziran günü belirlenen reeskont oranı, önceki 31 Aralık oranından beş puan veya daha fazla farklıysa, yılın ikinci yarısında 30 Haziran oranının yüzde sekseni geçerli olur. Yani oran her yıl — gerekirse yılda iki kez — kendiliğinden güncellenir. Eski sistemde oran Cumhurbaşkanı kararıyla belirleniyordu ve en son 1 Haziran 2024'te yıllık yüzde 24'e çıkarılmıştı.

TBK m. 55'e eklenen fıkra, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faiz başlangıcını ikiye ayırdı: zarar görenin veya desteğin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat kısmına olay tarihinden, kazancın bilinemediği döneme — yani ileriye dönük hesaplanan kısma — ilişkin tazminata ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. Ayrıca sigorta şirketlerinin dava öncesi yaptığı kısmî ödemeler, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilecek. Geçici m. 1/9 uyarınca bu kurallar yalnızca 31 Temmuz 2026'dan sonra meydana gelen olaylara uygulanır; önceki kazalarda eski rejim sürer.

Evet, İİK m. 114'e eklenen cümlelerle. Tüm maliklerin miras yoluyla edindiği ve üçüncü kişilerin mülkiyet hakkı bulunmayan taşınmazlarda, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmişse birinci artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılır ve bu usul bir defaya mahsus uygulanır. Mirasçılar arası bu artırmada teklifin muhammen kıymetin yüzde yüzünü geçmesi gerekir; mirasçılardan alıcı çıkmazsa ikinci artırma herkese açık yapılır ve alt sınır yüzde elliye iner. Geçici m. 1/1 uyarınca bu kural, ilanı 31 Temmuz 2026'dan önce yapılmış açık artırmalara uygulanmaz. Aile malının yok pahasına üçüncü kişilere gitmesi sorununa doğrudan cevap veren bir düzenlemedir.

İİK m. 114'ün değişen bentleri caydırıcılığı ciddi biçimde artırdı. En yüksek teklifi verip süresinde ihale bedelini yatırmayan alıcının teminatı iade edilmez; önce satış masraflarına mahsup edilir, kalan kısım icra dosyalarında hak sahiplerine, ortaklığın giderilmesi satışlarında ise paydaşlara payları oranında ödenir. Bedeli yatırmayan kişi satış isteyen alacaklıysa muhammen bedelin yüzde onu kendi alacağından mahsup edilir ve satış masrafı borçluya yüklenmeden kendisinde bırakılır. Ayrıca bedeli yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında idari para cezası verilir — bu cezayı doğrudan satışı yapan icra dairesi veya satış memuru keser ve tahsili için 6183 sayılı Kanun uyarınca tahsil dairesine bildirir.

CMK m. 308 iki yönde genişledi. Birincisi kapsam: itiraz artık Yargıtay ceza dairelerinin — yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç — tüm kararlarına karşı yapılabilir. İkincisi süre: aleyhe itirazda önceki otuz günlük süre yerine, dosyanın Başsavcılığa teslim edildiği tarihten itibaren üç aylık süre getirildi; sanık lehine itirazda süre aranmaması kuralı korundu. Ayrıca yeni dördüncü fıkra, itiraz isteminde bulunabilecekleri saydı: sanık ve sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar ile katılan, katılma isteği karara bağlanmamış ya da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olanlar. Geçici m. 1/8 uyarınca yeni süre, yürürlükten sonra teslim edilen dosyalara uygulanır.

CMK m. 80'in yeni hâline göre moleküler genetik inceleme sonuçları, kimlik bilgilerinden arındırılmış olarak mahsus bir sisteme kaydedilir. Kovuşturmaya yer olmadığı kararının kesinleşmesi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı hâllerinde kayıtlar derhâl, Cumhuriyet savcısı huzurunda yok edilir; diğer hâllerde — özellikle mahkûmiyette — mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle imha edilir. Saklanan veriler başka bir soruşturma veya kovuşturmada mahkeme, hâkim veya savcı kararıyla kullanılabilir; savcı kararına karşı sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. İlgili kişi, saklama amacı ortadan kalkarsa veya haklı neden varsa silme talep edebilir. Bu, fiilen bir adlî DNA veri bankası kurulması demektir.

Evet. HMK m. 147'ye eklenen üçüncü fıkra uyarınca duruşmalar arasındaki süre üç aydan uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde hâkim, gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebilir. Yani kural üç ay; istisna gerekçe şartına bağlı. Uygulamada dokuz-on ay sonrasına verilen duruşma günleri için taraf vekilleri artık bu fıkraya dayanarak gerekçe isteyebilir ve gerekçesiz uzun ertelemeleri istinafta ileri sürebilir. Hüküm 31 Temmuz 2026'da yürürlüğe girdi.

HMK m. 149'a eklenen dördüncü fıkra uyarınca, ses ve görüntü nakli yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına karar verilenler hakkında elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmaz. İstisna, sonuç doğurucu beyanlar: ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ve sulh hâllerinde imza rejimi devam eder. Böylece e-duruşmaya katılan vekilin tutanağı fiziken imzalayamamasından doğan tereddüt giderildi. Bu hüküm, vesayet satışlarının e-portala taşınmasıyla birlikte 31 Ekim 2026'da yürürlüğe girecek.

2576 sayılı Kanun'un 7. maddesindeki tutar 25.000 TL'den 486.000 TL'ye çıkarıldı. Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç, konusu 486.000 TL'yi aşmayan iptal ve tam yargı davaları idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözülür. Ayrıca parasal sınırdan bağımsız yeni kategoriler eklendi: uzaklaştırma ve ilişik kesme sonucu doğuranlar hariç öğrenci disiplin cezaları ile sınıf geçme, not, yurt, kredi ve burs işlemleri; kamu görevlilerinin geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemleri; uyarma cezaları; meslekten men sonucu doğurmayanlar hariç meslek kuruluşu disiplin cezaları ve 65 yaş aylığına ilişkin davalar. Geçici m. 1/2 uyarınca değişiklik, yürürlükten sonra açılan davalara uygulanır.

İYUK m. 45'in yeni beşinci fıkrası, bölge idare mahkemesinin kararı kaldırıp dosyayı ilk derece mahkemesine göndermesini tahdidi olarak sayılan hâllere bağladı: usule ilişkin nihai kararlar, görevsiz veya yetkisiz mahkeme ya da reddedilmiş/yasaklanmış hâkimin karar vermesi, dilekçe reddi kararı verilmeden esasa geçilmesi, eksik veya yanlış hasımla karar verilmesi, talep hakkında karar verilmemesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılmadan karar verilmesi ve duruşma yapılmadan karar verilmesi. Son iki hâldeki eksikliği bölge idare mahkemesi kendisi de giderebilir. Bu hâller dışında kaldırıp gönderme kararı verilemez. Ayrıca yeni üçüncü fıkra, gerekçeyi değiştirerek, düzelterek veya maddi yanlışlıkları gidererek istinafın reddine imkân tanıyor.

İYUK m. 46'ya eklenen ikinci fıkra, bölge idare mahkemesinin kaldırma üzerine yeniden verdiği kararlara karşı otuz gün içinde Danıştay'a temyiz yolunu açarken, bazı dava türlerini bu imkânın dışında tuttu. Bunlar arasında 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun uygulanmasından kaynaklanan davalar da var. Yani sınır dışı etme, idari gözetim gibi yabancılar hukuku uyuşmazlıklarında bölge idare mahkemesinin yeniden verdiği kararlar temyiz edilemeyecek ve istinaf aşamasında kesinleşecek. Aynı istisna tek hâkimle görülen davalar, çiftçi mallarının korunması ve taşınmaz zilyetliğine tecavüz davaları ile yalnızca vekâlet ücreti ve yargılama giderine ilişkin kararlar için de geçerli.

2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun kınama cezasını gerektiren fiilleri sayan 63. maddesinin ikinci fıkrasına yeni bir bent eklendi: "Mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak." Hukuki değerlendirmenin bilirkişiye bırakılamayacağı kuralı usul kanunlarında zaten vardı; yeni olan, bu kurala aykırılığın hâkim bakımından kişisel bir disiplin sonucuna bağlanması. Uygulamada dosyaların hukuki nitelendirme içeren bilirkişi raporlarıyla çözülmesi alışkanlığına karşı caydırıcı bir adım. Taraf vekilleri için de raporun hukuki değerlendirme içerdiği itirazı artık daha güçlü bir zemine oturuyor.

2659 sayılı Kanun'un mülga 26. maddesi yeniden düzenlendi: adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanabilmek için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora şartı getirildi ve ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile grup başkanları ve ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi dört yıl olarak belirlendi. Geçici m. 1/4'ün etkisi önemli: yürürlük tarihinde dört yıl veya daha uzun süredir görev yapanların görevleri sona erdi; dört yıldan az görev yapanlar kalan süreyi tamamlayacak. Görevi sona erenler, yerlerine atama yapılıncaya kadar görevlerine devam ediyor. Adli Tıp raporlarına yönelik tarafsızlık tartışmalarının yoğun olduğu bir dönemde kadro yenilenmesi anlamına geliyor.

Noterlik Kanunu'nun 55. maddesi yeniden yazıldı. Mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı noterlik evrakının aslını istediğinde, noter evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu onaylar, onaylı örneği aslın yerinde saklar ve aslı ilgili mercie gönderir. Onaylı örnek istendiğinde ise noter, evrakın aslını elektronik ortamda tarayıp güvenli elektronik imzayla oluşturduğu onaylı örneği elektronik ortamda iletir. Bu işlemler için yevmiye numarası verilmez; posta ve tarifedeki yol masrafı dışında harç, vergi, değerli kâğıt ücreti dâhil hiçbir ücret alınmaz. Ceza soruşturmalarında sahtecilik incelemesi için noter evrakının celbi bu sayede hızlanacak.

TMK m. 440 ve 444'te yapılan değişikliklerle, vesayet altındaki kişilere ait taşınmazların açık artırma yoluyla satışı Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine (UYAP) entegre elektronik satış portalında yapılacak. İhale, vesayet makamının onamasıyla tamamlanacak ve onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak on gün içinde verilmesi gerekecek. Bu değişiklikler 31 Ekim 2026'da yürürlüğe girecek. Geçici m. 1/5 uyarınca, satışına karar verilip de ilanı bu tarihten önce yapılmış açık artırmalarda eski usul uygulanmaya devam edecek. Amaç, kısıtlıların mallarının satışında şeffaflığı artırmak ve fiziki ihalelerdeki suistimalleri önlemek.

CMK m. 247/3'ün yeni hâline göre kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir; ancak daha önce sorgusu yapılmamışsa mahkûmiyet kararının yanı sıra ceza verilmesine yer olmadığı kararı da verilemez. Ayrıca güvenlik tedbirine karar verilmesi hâlinde kaçak sanık veya müdafii, savunma hakkının kullanılmak istendiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep edebilir. Böylece sorgusu yapılmamış sanık aleyhine sonuç doğurabilecek karar yelpazesi daraltıldı ve müsadere gibi güvenlik tedbirleriyle karşılaşan kaçak sanığa özel bir telafi mekanizması tanındı.

Üç grup var. Danıştay Kanunu'nun geçici 27. maddesindeki değişiklik (m. 3), 23 Temmuz 2026'dan geçerli olmak üzere yayım tarihinde yürürlüğe girdi. Vesayet altındakilerin taşınmazlarının elektronik satış portalında satışına ilişkin TMK m. 440 ve 444 değişiklikleri (m. 11-12) ile e-duruşmada imza hükümlerinin uygulanmayacağına ilişkin HMK m. 149/4 (m. 22), yayımdan üç ay sonra — 31 Ekim 2026'da — yürürlüğe girecek. Diğer tüm maddeler — TCK m. 158/4, HAGB, CMK m. 80 ve 308, HMK değişiklikleri, kanuni faiz, TBK m. 55 ve İİK m. 114 dâhil — 31 Temmuz 2026'da, yayım tarihinde yürürlüğe girdi.

Kural olarak geçici madde hangi rejimin uygulanacağını tek tek belirliyor. Belirsiz alacak davaları: 31 Temmuz 2026'dan önce açılanlar eski m. 107'ye göre devam eder. İcra ve vesayet satışları: ilanı yapılmış artırmalarda eski usul sürer. İdari yargı: tek hâkim kuralları yürürlükten sonra açılan davalara, istinaf-temyiz değişiklikleri yürürlükten sonra verilen BİM kararlarına uygulanır. TBK m. 55 faiz kuralları yalnızca yeni olaylara uygulanır. CMK m. 308'deki üç aylık süre, yürürlükten sonra Başsavcılığa teslim edilen dosyalar içindir. Ceza hukukundaki m. 158/4 ise lehe hüküm olduğu için ayrıksıdır: geçici m. 1/6-7 ile kesinleşmemiş ve infazdaki dosyalara da uygulanır.

Beş noktada. Birincisi, dolandırıcılık dosyalarında m. 158/4 taraması: hangi müvekkil "yalnızca verme" kapsamında, derhâl belirlenmeli. İkincisi, dilekçe şablonları: belirsiz alacak kalıbı çıkacak, kısmi dava + m. 109/4 artırım stratejisi girecek. Üçüncüsü, faiz hesapları: kanuni faiz artık endeksli; bedensel zararda faiz başlangıcı olay tarihine göre ikiye ayrılıyor. Dördüncüsü, duruşma takvimi: üç ayı aşan aralıklarda gerekçe istenebilecek. Beşincisi, izale-i şuyu dosyalarında mirasçılara özel birinci artırmanın müvekkile anlatılması ve satış takviminin buna göre planlanması. Bunların tamamı 31 Temmuz 2026 itibarıyla yürürlükte.

Hayır. Paket, Türk Ceza Kanunu'nda yalnızca tek bir değişiklik yapıyor: m. 158'e eklenen ve dolandırıcılığa sınırlı iştiraki düzenleyen dördüncü fıkra. Kasten yaralama, hakaret, tehdit, hırsızlık, yağma gibi suçların tanımları ve cezaları aynen yürürlükte. Ceza muhakemesi tarafındaki değişiklikler (HAGB, CGK itirazı, DNA verileri, kaçak sanık) ise suç türünden bağımsız olarak tüm dosyaları etkileyen usul hükümleridir. Örneğin hırsızlık dosyasında HAGB müzakeresi yapan bir sanık, artık zararı aylık taksitlerle giderme imkânını da masaya koyabilir.

TCK m. 141/1 uyarınca basit hırsızlığın cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapistir. Suç TCK m. 142'de sayılan nitelikli hâllerle işlenirse ceza birinci fıkradaki bentlerde 3 yıldan 7 yıla, ikinci fıkradaki bentlerde 5 yıldan 10 yıla kadar çıkar. Sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında işlenmesi hâlinde m. 142/3 uyarınca ceza 5 yıldan 12 yıla kadardır. Suç gece vakti işlenirse m. 143 uyarınca ceza yarı oranında artırılır. Buna karşılık m. 144, m. 145, m. 146 ve m. 147 cezayı ciddi biçimde düşüren, hatta tamamen kaldırabilen hükümlerdir.

Belirleyici olan eşyayı cebinize koymanız değil, mağdurun hâkimiyet alanından çıkarmanızdır. Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2021-2022 tarihli birçok kararında "alma teorisi" şöyle ifade edilir: mağdurun hâkimiyet alanından çıkıp failin veya üçüncü kişilerin hâkimiyet alanına girmesi ile eylem tamamlanır. Uygulamada kesintisiz takip olmaksızın eşyayı hâkimiyet alanına geçirdikten sonra yakalanma hâlinde suç tamamlanmış sayılıyor (13. CD, 26.10.2015). Takipte kesinti oluşmuşsa da suç tamamlanmış kabul edilmiştir (2. CD, 02.10.2013). Havale ile hesaba geçen parada bloke konulup para çekilememesi bile sonucu değiştirmemiştir (2. CD, 12.07.2018).

Hayır. Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 20 Mart 2014 tarihli kararında, teşebbüs aşamasında kalan hırsızlık suçlarında TCK m. 168/1'in uygulanamayacağı belirtilmiştir. Mantık şudur: suç teşebbüs aşamasında kaldıysa ortada giderilecek bir zarar oluşmamıştır, dolayısıyla "zararı tamamen gidermek" şartı gerçekleşemez. Bu nedenle teşebbüs indirimi ile etkin pişmanlık indirimi birbirinin alternatifi gibi çalışır ve savunma stratejisi kurulurken hangisinin daha avantajlı olduğu hesaplanmalıdır. Suç tamamlanmışsa m. 168 penceresi açıktır ve kovuşturma başlamadan önce ödeme 2/3'e kadar indirim sağlar.

Bu, TCK m. 142/2-h kapsamındadır ve cezası 5 yıldan 10 yıla kadar hapistir. Bent 18/6/2014 tarihli 6545 sayılı Kanun ile eklenmiştir; Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 16 Şubat 2022 tarihli kararında aynı Kanun'la m. 142/1-b'nin kaldırıldığı, m. 142/2-h'nin eklendiği ve ceza miktarının "beş yıldan on yıla" çıkarıldığı açıklanmıştır. Bendin iki görünümü vardır: herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle muhafaza, ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olma. Belirleyici olan kilidin fiilen koruma sağlayıp sağlamadığıdır.

Evet, ciddi biçimde değişir. Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 21 Ekim 2020 tarihli kararında, bisikletin kilide rağmen çalınmasının mümkün olduğu anlaşıldığından eylemin m. 142/2-h değil m. 142/1-e (kullanımı gereği açıkta bırakılmış eşya) kapsamında kaldığına karar verilmiştir; yani 5-10 yıl yerine 3-7 yıl. Buna karşılık aynı Dairenin 4 Aralık 2019 tarihli kararında elektrikli bisikletin direksiyon kilidi kırılarak hastane bahçesinden çalınması m. 142/2-h sayılmıştır. Bu nedenle savunmada kilidin niteliğinin ve etkinliğinin tespit edilmesi kritik önemdedir.

En etkili yol keşif talebidir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 7 Aralık 2020 tarihli kararında, eylemin m. 142/2-h mi yoksa m. 141'deki basit hırsızlık mı olduğunun mahallinde keşif yapılarak düzenlenecek bilirkişi raporuna göre belirlenmesi gerektiğine karar verilmiştir. Bu talep dosyanın en yüksek getirili tek adımı olabilir: 5-10 yıllık bir bendi 1-3 yıla indirebilir. Talebi dilekçenizde somut olarak yazmak gerekir — hangi noktada, hangi kilidin, hangi muhafazanın incelenmesini istediğinizi belirtin. Fotoğraf ibrazı tek başına yeterli görülmeyebilir.

TCK m. 145 uyarınca hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak ceza vermekten de vazgeçilebilir. Ancak üç noktaya dikkat: sabit bir oran yoktur, belirli bir parasal eşik yoktur ve madde yalnızca değere değil "suçun işleniş şekli ve özelliklerine" de bakılmasını emreder. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin elektrik hırsızlığına ilişkin 12 Temmuz 2011 ve su hırsızlığına ilişkin 26 Aralık 2011 tarihli kararlarında, işleniş biçimine göre m. 145'in koşulları bulunmadığı hâlde ceza vermekten vazgeçilmesi bozma sebebi yapılmıştır.

Bu, mahkemelerin sürekli hata yaptığı ve Yargıtay'ın sürekli bozduğu bir noktadır. m. 145 uyarınca ceza vermekten vazgeçiliyorsa mahkeme önce mahkûmiyet hükmü kurup sonra cezadan vazgeçemez; doğrudan, mahkûmiyet hükmü kurulmaksızın CMK m. 223/4 uyarınca "ceza verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi gerekir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi bu hatayı en az beş ayrı kararda bozmuştur: 20.01.2011, 18.04.2011, 12.07.2011, 26.12.2011, 31.10.2013 ve 24.11.2015. Fark teoride kalmaz; mahkûmiyet hükmü kurulması adlî sicile ve tekerrüre etki eder. Kararınızda bu ayrımın doğru yapıldığını kontrol ettirin.

TCK m. 146 uyarınca hırsızlık suçunun, malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde şikâyet üzerine verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir; ancak malın suç işlemek için kullanılmış olması hâlinde bu hüküm uygulanmaz. Maddenin en önemli sonucu indirim değil, suçu şikâyete bağlı hâle getirmesidir: m. 146 kabul edilirse mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi davayı düşürür. Kabul edilmezse aynı fiil 5-10 yıllık bir bende girebilir. Yargıtay 17. Ceza Dairesi'nin 11 Kasım 2019 tarihli kararında, otomobilin geçici kullanılıp zilyedine gerçekten iade edilmesi nedeniyle m. 146 uygulanarak cezadan 1/2 indirim yapılmıştır.

Genellikle sayılmıyor, çünkü terk etmek "iade" değildir. Yargıtay kararlarında çok tutarlı bir çizgi var: aracın terk hâlinde bırakılmış olarak bulunması (13. CD, 10.10.2018), kaza mahallinde terk edilmiş olarak ele geçirilmesi (13. CD, 09.11.2016), dur ihtarına uyulmayıp kovalamaca sonucu kaza yapılarak ele geçirilmesi (13. CD, 14.04.2014) ve teknenin deniz açıklarında yakalanması (6. CD, 23.02.2022) hâllerinde m. 146'nın "malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmesi" koşulunun gerçekleşmediğine karar verilmiştir. Elektrikli bisikleti bir süre kullanıp başka bir yere bırakmak da iade sayılmamıştır (2. CD, 21.05.2014). Ayrıca benzin ve yağ tüketilmesi düzenli olarak m. 146'nın aleyhine değerlendirilmektedir.

Ceza Genel Kurulu'nun 15 Ocak 2025 tarihli kararına konu olayda sanık, gece saat 02.00 sıralarında park hâlindeki bir otobüsün hava mandalına basarak kapısını açmış, şoför koltuğu üzerindeki bölmede bulduğu kontak anahtarıyla aracı çalıştırmış, bir arkadaşını alıp gezmiş ve trafiği tehlikeye düşürdüğü ihbar edilince yakalanmıştır. Mağdur aracını sağlam ve eksiksiz teslim aldığını ve şikâyetçi olmadığını beyan etmiştir. İlk derece mahkemesi kullanma hırsızlığı sayıp davayı düşürmüş, sonrasında sanık m. 142/2-d ve m. 143 uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası almıştır. Ceza Genel Kurulu Başsavcılık itirazını reddederek nitelikli hırsızlık sonucunu onaylamıştır; dört üye karşı oy kullanmıştır.

Ceza Genel Kurulu'nun 15 Ocak 2025 tarihli kararı ölçütleri sistematik olarak sıralıyor. Suçun manevi unsuru maldan geçici olarak yararlanma kastıdır; eşyayı alırken sahiplenme kastı olan fail hakkında madde uygulanmaz. Belirleyici olan alma anındaki niyettir: mal alınırken iade etmek maksadı yoksa kısa sürede iade edilmiş olsa dahi kullanma hırsızlığı oluşmaz. Malı kısa süre kullanıp zilyedine iade etmek veya zilyedin kolaylıkla bulabileceği bir yere bırakmak karine olabilir. Mal kullanılırken fail yakalanmışsa, geri verilmek üzere alındığının açıkça anlaşılabilmesi gerekir. Malın hangi saikle alındığı konusunda şüphe varsa bu husus sanık lehine yorumlanmalıdır. "Geçici süre" ise malın fonksiyonuna göre belirlenir.

Olur ama cezası çok hafiftir. TCK m. 144/1-a uyarınca hırsızlık suçunun paydaş veya elbirliği ile malik olunan mal üzerinde işlenmesi hâlinde, şikâyet üzerine fail hakkında 2 aydan 1 yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. Bu, miras uyuşmazlıklarında sık karşımıza çıkar: mirasçılardan biri henüz paylaşılmamış, elbirliği mülkiyetine tabi bir eşyayı alıp götürürse fiil m. 141 değil m. 144/1-a kapsamındadır. Maddenin üç sonucu vardır: ceza 2 ay-1 yıla iner, hapis yerine adlî para cezası verilebilir ve suç şikâyete bağlı hâle geldiği için uzlaştırma kapısı da açılır.

Evet. TCK m. 144/1-b uyarınca hırsızlık suçunun bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi hâlinde, şikâyet üzerine 2 aydan 1 yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. Bu madde dolandırıcılıktaki TCK m. 159'un tam karşılığıdır ve aynı mantığa oturur: fail var olmayan bir hak yaratmıyor, gerçekten alacaklı olduğu bir değere hukuka aykırı yolla ulaşıyor. Maddeyi ileri sürerken iki şeyi ispatlamak gerekir: taraflar arasında gerçek bir hukuki ilişkinin varlığı ve fiilin amacının o alacağı tahsil etmek olduğu. Sözleşme, banka kayıtları, mesajlaşmalar ve tanık beyanları bu ispatın temelini oluşturur.

Evet. TCK m. 147 uyarınca hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi hâlinde, olayın özelliğine göre verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi ceza vermekten de vazgeçilebilir. Halk arasında "ekmek çalma" hâli denen düzenleme budur. İki şart birlikte aranır: ihtiyacın ağır ve acil olması. m. 145 ile karıştırmamak gerekir; m. 145 malın değerine, m. 147 failin içinde bulunduğu duruma bakar. Bir dosyada ikisi birlikte de ileri sürülebilir, örneğin az değerli bir gıda maddesinin acil ihtiyaç için alınması hâlinde. Bu madde de tam cezasızlığa kadar gidebilen bir imkân tanır.

TCK m. 143 uyarınca hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu artırım 18/6/2014 tarihli 6545 sayılı Kanun'un 63. maddesi ile ağırlaştırılmıştır: eskiden "üçte birine kadar" olan artırım "yarı oranında" hâline getirilmiştir. "Kadar" ibaresi kalktığı için artırım artık takdirî değildir; koşulu varsa yarı oranında uygulanmak zorundadır. Etkisi büyüktür: Ceza Genel Kurulu'nun 15 Ocak 2025 tarihli kararında sanık m. 142/2-d ve m. 143 uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası almıştır ve gece vakti artırımı bu sonucun önemli bir bileşenidir.

Ayrım tek soruya indirgenir: mağdura karşı cebir veya tehdit kullanıldı mı? Kullanılmadıysa hırsızlık, basit hâlde 1-3 yıl. Kullanıldıysa yağma, TCK m. 148/1 uyarınca 6 yıldan 10 yıla kadar hapis. Maddenin iki ince noktası vardır. m. 148/2 uyarınca cebir veya tehditle mağdurun senet vermeye, senedin alınmasına karşı koymamaya, ileride senet hâline getirilebilecek bir kâğıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye mecbur edilmesi de aynı cezayı doğurur. m. 148/3 uyarınca mağdurun herhangi bir vasıta ile kendisini bilmeyecek ve savunamayacak hâle getirilmesi de yağmada cebir sayılır.

Ölçüt zilyetliğin nasıl ve ne zaman el değiştirdiğidir. Hırsızlıkta zilyedin rızası yoktur ve mal bulunduğu yerden alınır. Güveni kötüye kullanmada ise mal hukuka uygun biçimde teslim edilmiş, sonra zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunulmuştur; cezası m. 155/1'de şikâyet üzerine 6 aydan 2 yıla kadar hapis ve adlî para cezasıdır. Ancak dikkat: m. 155/2 uyarınca suç meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin gereği teslim edilmiş eşya hakkında işlenirse ceza 1 yıldan 7 yıla çıkar. Ayrıca 24 Aralık 2025 tarihli 7571 sayılı Kanun ile eklenen m. 155/3 uyarınca suçun konusu motorlu kara, deniz veya hava taşıtı ise ceza bir kat artırılır.

Ceza Genel Kurulu'nun 4 Ekim 2022 tarihli kararı bu ölçütü net koyar: hileli davranışlar geçici de olsa rızai bir teslimi doğurmamış ve mal, failin el çabukluğu veya özel becerisi gibi maddi bir hareketiyle bulunduğu yerden alınmışsa eylem dolandırıcılık değil hırsızlık suçunu oluşturur. Yani hilenin varlığı tek başına dolandırıcılık yapmaz; hilenin mağdurun malı teslim etmesini sağlamış olması gerekir. Kurul ayrıca hırsızlık öncesinde kolaylaştırıcı unsur olarak hile kullanılmasının TCK m. 61 uyarınca temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabileceğini belirtmiştir. Yani hile suçun adını değiştirmese de cezayı yukarı çeker.

Sadece basit hırsızlıkta. CMK m. 253/1-b bendinin 6 numaralı alt bendi 24 Kasım 2016 tarihli 6763 sayılı Kanun ile eklenmiştir ve yalnızca "Hırsızlık (madde 141)" ifadesini taşır; m. 142'ye atıf yoktur. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 21 Haziran 2021 tarihli kararı bunu teyit eder: suça sürüklenen çocuğun eyleminin m. 142/2-h kapsamında olduğu ve m. 142/2-h'nin uzlaşma kapsamında bulunmadığı anlaşıldığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Ancak m. 144 ve m. 146 suçu şikâyete bağlı hâle getirdiği için, bu maddeler kabul edilirse CMK m. 253/1-a üzerinden uzlaştırma kapısı yeniden açılır.

Risk gerçektir, çünkü hırsızlık dolandırıcılığın aksine CMK m. 100/3'teki katalog suçlar arasındadır. m. 100/3-a bendinin 8 numaralı alt bendi "Hırsızlık (madde 141, 142)" ifadesini taşır ve bu alt bent 6/12/2006 tarihli 5560 sayılı Kanun ile eklenmiştir. Katalog suç olması, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı hâlinde tutuklama nedeninin "var sayılabilmesi" anlamına gelir; yani savcılığın ayrıca kaçma şüphesi veya delil karartma gerekçesi göstermesi kolaylaşır. Bu nedenle ifade ve sorgu aşamasından itibaren müdafi ile hareket etmek, sonradan telafisi güç sonuçları önlemek bakımından önemlidir.

TCK m. 168 hırsızlığı ilk sayılan suç olarak düzenler. Zararı kovuşturma başlamadan önce aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderirseniz cezanın üçte ikisine kadarı, kovuşturma başladıktan sonra ancak hükümden önce giderirseniz yarısına kadarı indirilir. Kısmen geri verme veya tazmin hâlinde ayrıca mağdurun rızası aranır. "Kovuşturmanın başlaması" anı için Yargıtay uygulamasında ölçüt iddianamenin kabul tarihidir. Hırsızlıktaki avantaj şudur: malın aynen geri verilmesi de yeterlidir, tazmin şart değildir. Ancak eşya kullanılmış, yıpranmış veya bir kısmı tüketilmişse fark tazmin edilmelidir.

Uygulamada genellikle uygulanmıyor, çünkü m. 145 yalnızca değere değil suçun işleniş şekli ve özelliklerine de bakılmasını emreder. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin elektrik hırsızlığına ilişkin 12 Temmuz 2011 ve su hırsızlığına ilişkin 26 Aralık 2011 tarihli kararlarında, suçun işleniş biçimine göre m. 145'in uygulanma koşullarının bulunmadığı gözetilmeden "değerin azlığı" gerekçesiyle ceza vermekten vazgeçilmesi bozma sebebi yapılmıştır. Bunun yanında sıvı veya gaz hâlindeki enerji bakımından m. 142/3 ayrı ve çok ağır bir ceza öngörür: 5 yıldan 12 yıla kadar hapis, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenirse yarı oranında artırım ve 10.000 güne kadar adlî para cezası.

Hayır. TCK m. 142/4 uyarınca hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz. Bu fıkra 6/12/2006 tarihli 5560 sayılı Kanun ile eklenmiştir. Normalde konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme şikâyete bağlı suçlardır; ancak hırsızlık amacıyla işlendiklerinde şikâyet şartı ortadan kalkar. Dolayısıyla "ev sahibi şikâyetçi değil" savunması bu suçlar bakımından sonuç doğurmaz ve hırsızlıkla birlikte ayrı ayrı cezalandırılırsınız.

Çünkü iki hüküm üst üste biniyor. Birincisi fiil genellikle m. 142/2-h veya m. 142/1-a gibi nitelikli bir bende girer. İkincisi ve daha önemlisi, TCK m. 142/5 uyarınca hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır. Bu fıkra 18/6/2014 tarihli 6545 sayılı Kanun ile eklenmiştir. "Geçici de olsa" ibaresi eşiği çok düşürür: kısa süreli bir kesinti bile artırımı tetikleyebilir. Suç gece vakti işlenmişse m. 143 artırımı da eklenir.

TCK m. 142/2-e uyarınca hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi nitelikli hâldir ve güncel cezası 5 yıldan 10 yıla kadar hapistir. Ceza Genel Kurulu'nun 4 Ekim 2022 tarihli kararına göre suçun oluşması için parayı bilişim sisteminde temsil eden verinin sanal ortamda yer değiştirmesi suretiyle failin hâkimiyet alanına alınması gerekir. Uygulamada en çok karşılaşılan eylem, internet bankacılığı şifresinin öğrenilip paraları temsil eden verilerin failin kontrolündeki başka bir hesaba aktarılmasıdır. Dikkat: internetteki birçok kaynak bu suçun cezasını hâlâ 3-7 yıl yazıyor; 6545 sayılı Kanun ile 5-10 yıla çıkarılmıştır.

Tüm hırsızlık suçları bakımından asliye ceza mahkemesi görevlidir; m. 142/3'te üst sınır 12 yıla çıksa da görev değişmez. İstinaf süresi ise 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun ile değişen CMK m. 273/1 uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftadır; internetteki birçok kaynak hâlâ yedi gün yazıyor ve bu doğrudan hak kaybına yol açan yaygın bir hatadır. Aynı Kanun HAGB'yi de yeniden düzenlemiş ve HAGB kararlarına karşı kanun yolunu itirazdan istinafa çevirmiştir. HAGB'nin ön koşullarından biri zararın giderilmesi olduğu için hırsızlık dosyalarında ödeme hem m. 168 hem HAGB bakımından iki kez değer taşır.

Hayır, bu bir uygulama hatasıdır. Yargıtay 17. Ceza Dairesi'nin 14 Ekim 2019 tarihli kararında, sanık hakkında hem TCK m. 141/1 hem m. 142/2-h uyarınca hüküm kurulması bozma sebebi yapılmıştır. Aynı kararda ikinci bir hata da tespit edilmiştir: CMK m. 226 gereğince sanığa m. 142/2-h ve m. 141/1 maddelerinden ek savunma hakkı tanınmadan hüküm kurulması. Ayrıca Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 20 Eylül 2021 tarihli kararında, gerekçede eylemin bina içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık olduğu belirtildiği hâlde uygulama maddesinin m. 142/2-h yerine m. 142/2-b gösterilmesi ve etkin pişmanlık maddesinin yazılmaması mahallinde giderilebilir eksiklik sayılmıştır.

Özel norm önce gelir. Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin 25 Ekim 2018 tarihli kararında, kamu kurumunda bulunan bir cep telefonunun çalınması olayında m. 142/1-a bendinin m. 142/2-h bendine göre daha özel nitelikte bulunduğu belirtilmiş ve m. 142/1-a uygulanmıştır. Bu tespitin savunma açısından değeri büyüktür: daha özel olan bent bu olayda daha hafif olduğu için (5-10 yıl yerine 3-7 yıl) ceza doğrudan düşmüştür. Bu nedenle iddianamedeki sevk maddesinin doğru bent olup olmadığı ayrıca tartışılmalıdır; savcılığın daha ağır bendi göstermesi tek başına bağlayıcı değildir.

Nitelendirme. Bu yazıdaki aralıklar farkı gösteriyor: aynı olay m. 141 sayılırsa 1-3 yıl, m. 142/1 sayılırsa 3-7 yıl, m. 142/2 sayılırsa 5-10 yıl, m. 144 sayılırsa 2 ay-1 yıl, m. 146 sayılırsa yarıya iner ve şikâyete bağlı hâle gelir, m. 145 veya m. 147 uygulanırsa ceza hiç verilmeyebilir. Bu nedenle önce şu sorular cevaplanmalıdır: kilit veya muhafaza gerçekten var mıydı ve etkili miydi (keşif talebi), suç tamamlandı mı yoksa teşebbüs mü, paydaşlık veya gerçek bir alacak ilişkisi var mı, alma anındaki niyet iade yönünde miydi, gece vakti artırımı doğru uygulandı mı ve etkin pişmanlık penceresi hâlâ açık mı.

TCK m. 243/1 uyarınca bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kişiye 1 yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir. 24/3/2016 tarihli 6698 sayılı Kanun ile fıkradaki "ve" ibaresi "veya" olarak değiştirildiği için hapis ile adlî para birlikte değil, seçenekli uygulanır. Fiil bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenirse ceza yarı oranına kadar indirilir (m. 243/2). Bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse ceza 6 aydan 2 yıla çıkar (m. 243/3). Sisteme girmeksizin teknik araçlarla veri nakillerini izlemek ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılır (m. 243/4).

Evet. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 24 Mayıs 2017 tarihli kararına konu olayda sanık, kız arkadaşı olan mağdurun Facebook hesabının şifresini, arkadaşlıkları sona erdikten sonra hakkı bulunmadığı hâlde kullanarak mağdura özel kısma girmiş ve hukuka aykırı olarak sistemde kalmıştır. Daire bu eylemin TCK m. 243/1'deki bilişim sistemine girme suçunu oluşturduğunu kabul edip hükmü onamıştır. Kritik nokta şudur: şifreyi size vermiş olması, ilişki bittikten sonra o şifreyi kullanma hakkı vermez. Madde iki seçimlik hareket içerir; girmek de, girdikten sonra orada kalmaya devam etmek de suçtur.

Şifre değiştirme, bilişim sistemine girme değil, TCK m. 244/2 kapsamındaki "verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma" suçunu oluşturur ve cezası 6 aydan 3 yıla kadar hapistir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 4 Mayıs 2016 tarihli kararında, hesabın şifresini kırma eylemlerinin verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunu değil m. 244/2'deki suçu oluşturduğu belirtilmiş ve suçun vasfında yanılgıya düşülmesi bozma sebebi yapılmıştır. Mantık şudur: şifreyi değiştirdiğinizde hesap sahibinin kendi verisine erişimini kesmiş, yani veriyi "erişilmez kılmış" olursunuz.

Hayır, ayrı ayrı değerlendirilir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 4 Mayıs 2016 tarihli kararında müştekiye ait Facebook hesabı ile e-posta hesabının iki farklı bilişim sistemi olduğu açıkça belirtilmiştir. Dolayısıyla aynı mağdurun hem sosyal medya hem e-posta hesabına girildiyse iki ayrı suç gündeme gelir. Aynı mağdura karşı aynı sistem üzerinde farklı zamanlarda birden fazla giriş yapılmışsa ise TCK m. 43 uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanır; bu durumda tek suç sayılır ama ceza artırılır. Farklı mağdurlara karşı işlenen fiiller her mağdur için ayrı suç oluşturur.

TCK m. 245/1 uyarınca başkasına ait bir banka veya kredi kartını her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kişi, kart sahibinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine ya da başkasına yarar sağlarsa 3 yıldan 6 yıla kadar hapis ve 5.000 güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza Genel Kurulu'nun 4 Ekim 2022 tarihli kararına göre üç şart birlikte gerçekleşmelidir: kartın ele geçirilmesi veya elde bulundurulması, rıza olmaksızın kullanılması veya kullandırılması ve yarar sağlanması. Bu suçta m. 245/5 yoluyla etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilir.

Tek başına yaramaz. Ceza Genel Kurulu'nun 4 Ekim 2022 tarihli kararında m. 245/1'deki "her ne suretle olursa olsun" ifadesinin, kartın kanunlarda suç oluşturmayan eylemlerle ele geçirilmesini kastettiği açıklanmıştır. Kararda şu tespit yapılır: kartın ele geçirilmesinin veya elde bulundurulmasının hukuka uygun olup olmadığı veya suç teşkil edip etmediği önemli değildir; kart sahibinin rızası dışında ya da suç teşkil eden yöntemlerle elde edilmiş olabileceği gibi, sahibinin rızası ile ele geçirilmiş de olabilir. Her iki hâlde de diğer şartlar varsa suç oluşur. Önemli olan, kartı kullananın hukuka aykırı yarar elde etmiş olmasıdır.

Kural olarak hayır. TCK m. 245/4, birinci fıkradaki suçun haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin, evlat edinen veya evlâtlığın ya da aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin zararına işlenmesi hâlinde ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmayacağını düzenler. Yargıtay 8. Ceza Dairesi bu fıkrayı somut olaylarda uygulamıştır: babasına ait kartla alışveriş (29.05.2013), kızına ait kartla alışveriş (20.03.2014), üvey babasına ait kartlarla nakit avans (08.04.2014) ve annesine ait kartla para çekme (21.04.2016). Bu bir şahsi cezasızlık sebebidir; fiil suç olmaya devam eder ama o akraba hakkında ceza verilmez.

Evet, iki önemli sınırı var. Birincisi, muafiyet yalnızca m. 245/1 için geçerlidir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 8 Aralık 2014 tarihli kararında, üretilen ve kullanılan kartın sahte nitelikte olması nedeniyle olayda m. 245/2-3 uygulanması gerektiği ve m. 245/4'teki şahsi cezasızlık sebeplerinin bu suçlarda uygulama yerinin bulunmadığı belirtilmiştir. Yani aile üyesi adına sahte kart ürettiyseniz muafiyet yoktur. İkincisi, eşler bakımından "haklarında ayrılık kararı verilmemiş" olmak şarttır; mahkemece ayrılık kararı verilmişse muafiyet ortadan kalkar. Hısımlık dereceleri ise Ceza Genel Kurulu'nun 28 Mayıs 2013 tarihli kararında belirtildiği üzere 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre belirlenir.

İki ayrı fıkra var. TCK m. 245/2 uyarınca başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi 3 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 10.000 güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. TCK m. 245/3 uyarınca sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir kartı kullanmak suretiyle yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde 4 yıldan 8 yıla kadar hapis ve 5.000 güne kadar adlî para cezası alır. Dikkat: m. 245/2'deki adlî para cezası 10.000 güne kadar olduğu için diğer fıkralardan yüksektir.

Ceza Genel Kurulu'nun 9 Mayıs 2017 tarihli kararına göre m. 245/2'deki sahte kart üretme, satın alma veya kabul etme suçları, m. 245/3'teki suçu işlemeyi kasteden fail bakımından "geçit suçu" niteliğindedir. Kararda öğretiden aktarılan ifade şudur: sahte kartı üreten failin kartı kullanarak menfaat sağlaması hâlinde, kartın üretimi suçu, kartın kullanılarak menfaat sağlanması suçu içinde erir. Ceza Genel Kurulu bu konuyu 11 Haziran 2019, 16 Aralık 2021 ve 8 Haziran 2022 tarihli kararlarında da ele almıştır. 8 Haziran 2022 tarihli kararda ayrıca sahte kartın hiç oluşmadığı hâllerde "maddi konunun" yokluğundan söz edilebileceği ve teşebbüs hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmiştir.

Ceza Genel Kurulu'nun 10 Mayıs 2022 tarihli kararına göre girmez. Gerekçe teknik ama belirleyicidir: başkasına ait sahte kimlik veya kimlik bilgileri ile o kişi adına kart çıkarılması hâlinde kart, kart çıkarmaya yetkili kuruluş tarafından düzenlenmekte ve doğrudan hiçbir ilişkilendirme olmadan çıkarılmaktadır. TCK m. 245/2 ise kartın "başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek" üretilmesini arar; bu şart gerçekleşmediği için m. 245/2'deki suç oluşmaz. Bu durumda sahtecilik ve dolandırıcılık hükümleri gündeme gelir. Nitekim Ceza Genel Kurulu'nun 11 Haziran 2019 tarihli kararında da sahte nüfus cüzdanı ile kart suçlarının birlikte değerlendirilmesi tartışılmıştır.

Şaşırtıcı biçimde bilişim bölümünde değil. İnternet bankacılığından para transferi TCK m. 142/2-e kapsamında "bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık" sayılır ve güncel cezası 5 yıldan 10 yıla kadar hapistir. Bu, m. 245/3'teki sahte kart kullanmaktan (4-8 yıl) bile ağırdır. İnternetteki birçok kaynak bu suçun cezasını hâlâ 3-7 yıl olarak yazıyor; bu bilgi eskidir. 18/6/2014 tarihli 6545 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile TCK m. 142/2'deki "üç yıldan yedi" ibaresi "beş yıldan on" şeklinde değiştirilmiştir. 2014 öncesi tarihli kararlarda 3-7 yıl görmeniz normaldir; orada suç tarihindeki hüküm uygulanmıştır.

Kural olarak TCK m. 142/2-e bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık. Ceza Genel Kurulu'nun 4 Ekim 2022 tarihli kararı, uygulamada en çok karşılaşılan eylemi şöyle tarif eder: kişilerin internet bankacılığı şifrelerinin bir şekilde öğrenilip, internet üzerinden bu şifre kullanılmak suretiyle ilgilinin hesabındaki paraları temsil eden verilerin failin kontrolündeki başka bir hesaba aktarılması ve paranın buradan çekilmesi. Karar bu konuda Ceza Genel Kurulu'nun 17 Kasım 2009 tarihli ve 193-268 sayılı kararına atıf yapar. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 25 Şubat 2019 tarihli kararı da aynı yöndedir. Belirleyici unsur, parayı temsil eden verinin sanal ortamda yer değiştirmesidir.

Ceza Genel Kurulu'nun 4 Ekim 2022 tarihli kararı tam bu olayı çözer ve sonuç şaşırtıcıdır: basit hırsızlık (TCK m. 141/1, 1-3 yıl). Kurul dört suçu tek tek eledi. m. 245/1 oluşmaz, çünkü kartı mağdur kendisi takmış, zilyetliği devam etmiş ve kart sanığın eline hiç geçmemiştir. m. 142/2-e oluşmaz, çünkü parayı temsil eden verinin sanal ortamda yer değiştirmesi yoluyla hâkimiyet alanına alınması söz konusu değildir. m. 157 dolandırıcılık oluşmaz, çünkü para hileyle elde edilen rıza doğrultusunda mağdur tarafından sanığa teslim edilmemiştir. Kalan tek suç, parayı rıza olmaksızın bulunduğu yerden almak, yani m. 141/1'dir. Kararda iki üye karşı oy kullanmıştır.

Evet. TCK m. 245/5, 6/12/2006 tarihli 5560 sayılı Kanun ile eklenmiştir ve birinci fıkra kapsamına giren fiillerle ilgili olarak malvarlığına karşı suçlara ilişkin etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanacağını belirtir; bu, TCK m. 168'e atıftır. Zararı kovuşturma başlamadan önce tamamen giderirseniz ceza üçte ikisine kadar, kovuşturma başladıktan sonra ancak hükümden önce giderirseniz yarısına kadar indirilir. Kısmen ödemede ayrıca mağdurun rızası aranır. Etkinliği çok yüksektir: Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 15 Aralık 2021 tarihli kararında sanık, m. 245/1, 168/1 ve 62 uyarınca yalnızca adlî para cezası ile cezalandırılmıştır — alt sınırı 3 yıl olan bir suçta.

Hayır. TCK m. 243, 244 ve 245'teki suçlar şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve şikâyetten vazgeçme dosyayı düşürmez. Bunun nedeni bu suçların TCK'da "Topluma Karşı Suçlar" kısmında, bilişim alanında suçlara ayrılan onuncu bölümde yer almasıdır; korunan hukuki değer yalnızca kişinin menfaati değil, bilişim sistemlerine duyulan güvendir. Buna karşılık aynı olayda birlikte işlenen bazı suçlar şikâyete bağlı olabilir. Bu nedenle iddianamedeki her sevk maddesinin şikâyet ve süre yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerekir.

Doğrudan bilişim suçlarında olmaz. CMK m. 253/1-b'de şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın sayılan suçlar arasında hırsızlık (m. 141) ve dolandırıcılık (m. 157) vardır; buna karşılık m. 243, 244 ve 245 bu listede yer almaz. Bunun pratik sonucu şaşırtıcıdır: ATM olayında olduğu gibi fiil m. 141/1 basit hırsızlık sayılırsa uzlaştırma yolu açıktır, aynı fiil m. 245/1 sayılırsa kapalıdır. Nitekim Ceza Genel Kurulu'nun 4 Ekim 2022 tarihli kararında, hırsızlık suçunun 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamına alınması nedeniyle bu hususun mahallinde değerlendirilmesi gerektiği ayrıca belirtilmiştir.

TCK m. 136/1 uyarınca kişisel verileri hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Alt sınır 21/2/2014 tarihli 6526 sayılı Kanun ile 1 yıldan 2 yıla çıkarılmıştır; yani bu suç artık m. 243'ten de m. 244/2'den de ağırdır. 17/10/2019 tarihli 7188 sayılı Kanun ile eklenen ikinci fıkra uyarınca, suçun konusu CMK m. 236'nın beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler ise verilecek ceza bir kat artırılır. Uygulamada bu madde bilişim sistemine girme ile birlikte uygulanır; Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 17 Ocak 2018 tarihli kararı m. 136/1, 43/2 ve m. 243/1'in birlikte uygulandığı bir dosyadır.

Birden fazla suçtan. Hesaba girmek TCK m. 243/1, şifreyi değiştirip sizi kilitlemek m. 244/2, fotoğrafları alıp başkasına vermek veya yaymak m. 136/1 (2-4 yıl) kapsamındadır; içerik ve olayın koşullarına göre özel hayatın gizliliğini ihlal ve şantaj gibi suçlar da gündeme gelebilir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 5 Şubat 2025 tarihli kararı bu dosyaların ne kadar genişleyebileceğini gösterir: aynı sanık hakkında bilişim sistemine girme, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, tehdit, cinsel taciz ve hakaret suçları birlikte değerlendirilmiş ve cezaların üst hadlerine göre TCK m. 66/1-e uyarınca 8 yıllık dava zamanaşımı tartışılmıştır.

Girmemelisiniz; bu iki yönlü zarar verir. Birincisi, eşinizin hesabına yetkisiz girmek TCK m. 243/1 kapsamında suçtur ve aldatma iddianızı ispatlamak amacıyla yapılmış olması fiili hukuka uygun hâle getirmez; Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 24 Mayıs 2017 tarihli kararında ilişkinin sona ermesinden sonra eski sevgilinin hesabına girilmesi mahkûmiyetle sonuçlanmıştır. İkincisi, hukuka aykırı yolla elde edilen kayıt boşanma dosyasında delil olarak kullanılamaz; yani hem ceza riski alırsınız hem eline geçen şey işinize yaramaz. Ayrıca ele geçirdiğiniz verileri paylaşırsanız m. 136 da gündeme gelir. Hukuka uygun ispat yolları için ilgili yazımıza bakabilirsiniz.

Hayır, fıkranın içinde kritik bir kayıt var: "başka bir suç oluşturmaması hâlinde". Bu, hukukçuların tali norm dediği bir düzenlemedir; m. 244/4 ancak fiil başka bir suça girmiyorsa uygulanır. Uygulamada bu şart maddeyi büyük ölçüde devre dışı bırakır, çünkü bilişim sistemiyle haksız çıkar sağlandığında fiil neredeyse her zaman m. 142/2-e bilişim yoluyla hırsızlık (5-10 yıl) veya m. 158/1-f bilişim yoluyla dolandırıcılık (alt sınır 4 yıl) kapsamına girer. Savunma açısından bu bir fırsattır: iddianame m. 142/2-e'den açılmışsa, fiilin aslında m. 244/4 kapsamında kaldığını savunmak cezayı belirgin biçimde düşürür.

Evet ve cezası sisteme girmekten üç kat ağırdır. 24/3/2016 tarihli 6698 sayılı Kanun ile eklenen TCK m. 243/4 uyarınca, bir bilişim sisteminin kendi içinde veya bilişim sistemleri arasında gerçekleşen veri nakillerini, sisteme girmeksizin teknik araçlarla hukuka aykırı olarak izleyen kişi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Karşılaştırma yapmak gerekirse sisteme girmenin cezası m. 243/1'de 1 yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır. Yani ağ trafiğini dinlemek, sisteme girmekten daha ağır cezalandırılmıştır. Bu fıkra ayrıca sisteme girme unsurunu aramadığı için ispat bakımından da farklı bir yapıdadır.

TCK m. 245/A bu fiili cezalandırır: bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun münhasıran bu bölümdeki suçlar ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için yapılması veya oluşturulması durumunda; bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran kişi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 5.000 güne kadar adlî para cezası alır. Maddedeki "münhasıran" kelimesi savunmanın dayanağıdır: cihaz veya programın yalnızca suç işlemek için yapılmış olması gerekir, meşru kullanımı da bulunan bir yazılım bu kapsamda değerlendirilemez.

TCK m. 246 uyarınca bu bölümdeki suçların işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Yani tüzel kişiye ceza verilmez ama güvenlik tedbiri uygulanabilir. Ayrıca m. 244/3 önemli bir artırım getirir: fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Şirket ve kurum sistemleri üzerinden işlenen fiillerde bu iki hüküm birlikte gözden geçirilmelidir; iddianamede yer almasa dahi sonradan gündeme gelebilir.

Görevli mahkeme cezanın üst sınırına göre belirlenir. m. 243 (üst sınır 1 yıl, m. 243/4'te 3 yıl), m. 244 (üst sınır 5 yıl, m. 244/4'te 6 yıl), m. 245/1-2-3 (üst sınırlar 6, 7 ve 8 yıl) ve m. 142/2-e bilişim yoluyla hırsızlık (üst sınır 10 yıl) bakımından asliye ceza mahkemesi görevlidir. Buna karşılık m. 158/1-f bilişim yoluyla nitelikli dolandırıcılık ağır ceza mahkemesinde görülür. Bu nedenle iddianamedeki sevk maddeleri yalnızca ceza miktarını değil, hangi mahkemede yargılanacağınızı da belirler. İstinaf süresi ise 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun ile değişen CMK m. 273/1 uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftadır.

Dava zamanaşımı süresi TCK m. 66 uyarınca suçun kanunda öngörülen üst sınırına göre hesaplanır; bu nedenle her madde için farklıdır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 5 Şubat 2025 tarihli kararında, bilişim sistemine girme (m. 243), verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme (m. 136/1), tehdit (m. 106/1), cinsel taciz (m. 105/1) ve hakaret (m. 125/1) suçları için belirlenecek cezaların türleri ve üst hadlerine göre TCK m. 66/1-e uyarınca 8 yıllık zamanaşımı süresi esas alınmıştır. Zincirleme suç uygulanan dosyalarda ise başlangıç anı son fiilin işlendiği tarihe göre belirlenir; bu, uzun süre devam eden erişimlerde hesabı değiştirir.

Bu dosyalarda deliller çok hızlı kaybolur: log kayıtları silinir, IP kayıtları saklama süresini aşar. Şifreyi değiştirmeden önce ekran görüntüsü alın: yetkisiz giriş bildirimleri, oturum açan cihaz listesi, değişen e-posta veya telefon bilgisi, gönderilmiş mesajlar. Platformun oturum geçmişi kaydını indirin; Facebook, Instagram ve Google giriş IP'lerini ve cihazları listeler, bu dosyanın en değerli delilidir. Aynı gün Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluğa şikâyet edin. Para kaybı varsa bankayı derhal arayıp iade talebinizi kayda geçirtin. Dilekçenizde platformdan ve internet servis sağlayıcısından giriş IP kayıtlarının istenmesini açıkça talep edin.

Kesinlikle hayır. Kendi hesabınıza ait kayıtları toplamak hakkınızdır, ancak şüphelendiğiniz kişinin hesabına girmek sizi mağdur konumundan sanık konumuna geçirir; fiil TCK m. 243/1 kapsamında bilişim sistemine girme suçunu oluşturur ve "faili bulmak istiyordum" savunması bu suçu ortadan kaldırmaz. Üstelik bu yolla elde ettiğiniz kayıt hukuka aykırı yolla toplandığı için delil değeri taşımaz; yani hem ceza riski alırsınız hem eline geçen şey işinize yaramaz. Doğru yol, somut taleplerinizi dilekçeye yazıp IP ve log kayıtlarının resmî yolla istenmesini sağlamaktır.

Nitelendirme. Bu yazıdaki tablo farkı gösteriyor: aynı olay m. 243/1 sayılırsa 1 yıla kadar hapis veya adlî para, m. 244/2 sayılırsa 6 ay-3 yıl, m. 245/1 sayılırsa 3-6 yıl, m. 142/2-e sayılırsa 5-10 yıl. Bu nedenle önce şu sorular cevaplanmalıdır: parayı temsil eden verinin sanal ortamda yer değiştirmesi gerçekten oldu mu (m. 142/2-e için Ceza Genel Kurulu bunu şart koşuyor), kart fiilen ele geçti mi yoksa mağdurun zilyetliğinde mi kaldı (m. 245/1 için şart), m. 245/4 muafiyeti var mı, etkin pişmanlık penceresi açık mı ve adli bilişim incelemesi CMK m. 134'e uygun yapıldı mı.

TCK m. 157 uyarınca basit dolandırıcılığın cezası 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5.000 güne kadar adlî para cezasıdır; adlî para cezası hapsin yanında verilir, seçenek değildir. Suç TCK m. 158'de sayılan nitelikli hâllerden biriyle işlenirse ceza 3 yıldan 10 yıla kadar hapis ve 5.000 güne kadar adlî para cezasına çıkar. (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde hapsin alt sınırı 4 yıldan, adlî para cezası suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz. Suç üç veya daha fazla kişiyle birlikte işlenirse ceza yarı oranında, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenirse bir kat artırılır (m. 158/3).

Türk hukukunda "hesap kiralama" adını taşıyan ayrı bir suç yoktur; Bankacılık Kanunu'nda da bu fiili özel olarak cezalandıran bir hüküm bulunmaz. Ancak uygulama bu fiili nitelikli dolandırıcılığa iştirak olarak nitelendiriyor ve sonuç asıl failin cezasıyla aynı oluyor. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 8 Aralık 2025 tarihli kararında, banka kartlarını ve hesap bilgilerini üçüncü kişilere kiraladıklarını beyan eden sanıklar, mağduru aramamış ve parayı çekmemiş olmalarına rağmen 6 yılı aşan hapis ve 347.500 TL adlî para cezası ile cezalandırılmış, hüküm onanmıştır. Üstelik kiraladıkları kişiler "üç veya daha fazla kişi" sayısına dâhil edilerek m. 158/3 artırımı uygulanmıştır.

Hayır. Kanun yararın "kendisine veya başkasına" sağlanmasını yeterli görüyor, bu yüzden parayı almamak suçu ortadan kaldırmıyor. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 6 Şubat 2023 tarihli kararında mahkeme şu gerekçeyi kurmuş ve Yargıtay onamıştır: sanığın savunması bir an için doğru kabul edilse dahi, banka hesabını kullandırarak dolandırıcılık suçunun işlenmesini kolaylaştırmak suretiyle suça iştirak etmiştir. Aynı kararda sanığın bu kadar yüklü bir havale için hesabını kullandırması ve karşı tarafın kimlik ile adres bilgilerini dahi verememesi hayatın olağan akışına aykırı bulunmuştur. Sonuç 6 yıl 3 ay hapis ve 1.500.000 TL adlî para cezası olmuştur.

Kesinlikle aleyhinize. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 6 Şubat 2023 tarihli kararında sanığın, banka kartını kullandırması karşılığında belli bir komisyon aldığını ifade etmesi, suçlamanın "tevil yollu ikrarı" sayılmıştır. Yani komisyon aldığınızı söylemek, işin niteliğini bildiğinizin göstergesi olarak değerlendiriliyor. 8 Aralık 2025 tarihli kararda ise kiralama beyanı doğrudan "dışa yansıyan irade" olarak nitelendirilmiş ve fikir ile eylem birliğinin kanıtı sayılmıştır. Buna karşılık "hiçbir menfaat elde etmedim" savunması da kabul edilmemiştir; çünkü kanun menfaatin başkasına sağlanmasını da yeterli görür.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 8 Aralık 2025 tarihli kararı tam bu durumu ele alıyor. Dosyadaki bilirkişi raporu, ATM'lerden üç kez nakit parayı çeken kişinin sanıklardan biri olmadığını belirlemişti; mağduru arayan da bir kadındı, yani sanıklar değildi. Buna rağmen Yargıtay hükmü onadı, çünkü sanıklar asıl faillikten değil iştirakten cezalandırılıyordu. Kararda "banka kartlarını kiralayan sanıkların meydana gelen neticeye iştirak iradelerinin bulunduğu" vurgulanmıştır. Dikkat çekici bir ayrıntı: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi bozma yönünde olmasına rağmen Daire onama kararı vermiştir.

Evet, çünkü TCK m. 158'de parasal bir alt eşik yoktur. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2 Şubat 2026 tarihli kararına konu olayda katılan, aracına sigorta yaptırmak için bir internet sitesine girmiş ve sanığın hesabına yalnızca 1.900 TL göndermişti. Sakarya 5. Ağır Ceza Mahkemesi sanığı TCK m. 158/1-f ve 158/1-l uyarınca 5 yıl hapis ve 4.800 TL adlî para cezası ile cezalandırdı. Yani 1.900 TL için 5 yıl hapis. Tutarın küçüklüğü yalnızca temel cezanın belirlenmesinde ve adlî para cezasının hesabında etkili olur; suçun niteliğini değiştirmez.

Yargıtay kararlarında tekrar eden delil zinciri şudur: banka hesap ekstresi (havale tarihleri ve paranın aynı gün başka hesaba aktarılması), ATM veya şube kamera kayıtları, internet bankacılığına erişim sağlayan IP adresinin sanığın adına kayıtlı GSM hattı olması, sanığın kendi beyanı (kiralama ve komisyon ikrarı), adli bilişim raporuyla çözülen mesajlaşmalar ve Elektronik Bankacılık Sözleşmesindeki imzanın kriminal incelemeyle sanığa ait çıkması. 2 Şubat 2026 tarihli kararda mahkeme, paranın şubeden çekildiğini, kamera kaydında parayı çekenin sanık olduğunu ve IP adresinin sanığın hattı olduğunu birlikte değerlendirerek sonuca varmıştır.

Evet, ödemeniz gerekebilir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 18 Kasım 2024 tarihli kararında davalı, kusuru bulunmadığını, hakkında takipsizlik kararı verildiğini, hesabına aktarılan paranın hemen ardından başka hesaba geçtiğini ve hesabında para kalmadığını savunmuştu. Yargıtay bu davalının tüm temyiz itirazlarını reddetti. Kararda benimsenen gerekçe şudur: para hesapta kalmamış olsa da haksız eylemin gerçekleşmesinde hesabı kullanılmıştır, hesabını kullandırmakla kusuru vardır ve haksız eyleme bu şekilde iştirak etmiştir; bu nedenle hesabın kullanıldığı miktar kadar sorumludur. Davalı 233.785 TL'den sorumlu tutulmuştur.

Saatler önemlidir, çünkü incelenen kararların hemen hepsinde para gönderildiği gün başka hesaplara dağıtılmıştır. Ceza Genel Kurulu'nun 22 Mart 2023 tarihli kararında her iki havalenin de gönderildikleri gün başka hesaba aktarıldığı tespit edilmiştir. Yapılacaklar: bankanızı derhal arayıp iade veya iptal talebinizi kayda geçirtmek, aynı gün Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluğa şikâyet etmek, dekont, İBAN, alıcı adı, arayan numaralar, yazışmalar ve ilan ekran görüntülerini saklamak, kripto ödediyseniz işlem kimliğini (Txid) ve cüzdan adresini dilekçeye eklemek ve hesaplara bloke konulmasını açıkça talep etmek.

Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz ederken "soruşturma eksik" demek yetmez; eksiklikleri somut olarak göstermelisiniz. Yargıtay'ın kanun yararına bozma kararları bu konuda yol haritası veriyor. 7 Ekim 2024 tarihli kararda, kripto dolandırıcılığı dosyasında Txid para çekim adresinin kime ait olduğunun Siber Suçlarla Mücadele İl Müdürlüğüne sorulması gerektiğine işaret edilmiştir. 2 Şubat 2026 tarihli kararda ise şüphelilerin banka ve kripto hesap bilgilerinin temin edilip incelenmesi, şikâyetçinin ibraz ettiği flash belleğin çözümünün yaptırılması ve şüpheliler hakkında benzer eylemler nedeniyle başka soruşturma dosyaları bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği belirtilmiştir.

Somut olayın koşullarına göre evet. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 18 Kasım 2024 tarihli kararı bankaların birer itimat kurumu olduğunu, bu nedenle sorumluluklarının objektif özen yükümlülüğü kapsamında ağırlaştırıldığını ve hafif kusurlarından dahi sorumlu olduklarını vurgular. Bankalar ayrıca adam çalıştıran sıfatıyla da sorumludur. Somut olayda banka, sahte imzalı EFT talimatlarını imza incelemesi yapmadan ve hesap sahibinden telefonla teyit almadan yerine getirmişti; Yargıtay bunu "sahteciliği önlemek için en basit tedbirlere dahi başvurmayan" davranış sayıp bankanın %30 kusur oranıyla değil zararın tamamından sorumlu olduğuna karar verdi. Ancak aynı kararda zarar görenin müterafik kusuru nedeniyle tazminattan indirim yapılması gerektiği de belirtilmiştir.

Bu fiil TCK m. 158/1-l kapsamındadır ve 2 Aralık 2016 tarihli 6763 sayılı Kanun ile nitelikli hâl olarak eklenmiştir. Ceza 3 yıldan 10 yıla kadar hapistir; ancak (l) bendi alt fıkra kapsamında olduğu için hapsin alt sınırı 4 yıldan, adlî para cezası elde edilen menfaatin iki katından az olamaz. Ceza Genel Kurulu'nun 22 Mart 2023 tarihli kararına konu olayda sanık, kendisini bir adliyenin Uzlaştırma Bürosu görevlisi olarak tanıtıp mağdurdan 2.200 TL ve 3.600 TL almış, m. 158/1-l, 158/son ve zincirleme suç hükmü uyarınca 6 yıl 3 ay hapis ve 15.000 TL adlî para cezası ile cezalandırılmış ve tutuklanmıştır.

Hayır, kural olarak basit dolandırıcılıktan. Ceza Genel Kurulu'nun 22 Mart 2023 tarihli kararında atıf yapılan 15. Ceza Dairesi içtihatlarında, kendisini avukat olarak tanıtıp "icradan ucuza mal alabilirsiniz" diyerek para alan sanıkların eylemi basit dolandırıcılık sayılmıştır; gerekçe avukatlık mesleğinin kamu görevi olmamasıdır. Ceza Genel Kurulu, TCK'da bazı hâllerde avukatların kamu görevlisi kabul edilmesinin, avukatın tüm işlerinde kamu görevlisi sayılacağı anlamına gelmediğini, özel normdan genel sonuca ulaşmanın kanunilik ilkesine ve kıyas yasağına aykırı olacağını vurgular. Ancak incelenen dosyada sanık ayrıca "Adliye Uzlaştırma Bürosu'ndan arıyorum" dediği için m. 158/1-l uygulanmıştır.

Hayır. Yerleşik kabule göre hile nitelikli bir yalandır; yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı ve sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez. 13. Ceza Dairesi'nin 24 Aralık 2012 tarihli kararına yazılan muhalefet şerhinde bu ilke açıkça belirtilir: hukuki işlemlerde ve sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmışsa, bu basit şekildeki aldatma dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmez. Suçun oluşması için yalana bir takım dış hareketlerin eklenmesi gerekir; öğretide buna "sahneye koyma" (mise en scène) teorisi denir.

Tek başına ödememe dolandırıcılık değildir. Yargıtay uygulaması, sözleşmesel ilişkide mücerret yalanın suç oluşturmadığını kabul eder; bu tür uyuşmazlıklar kural olarak hukuk mahkemesinin konusudur. Dolandırıcılıktan söz edebilmek için, borç ilişkisinin kurulduğu anda karşı tarafın baştan aldatma kastıyla hareket ettiğini ve yalanına dış hareketler eklediğini göstermek gerekir; örneğin var olmayan bir malı sahte belgeyle satmak, hiç sahip olmadığı bir sıfata sahipmiş gibi davranmak veya ödeme kabiliyeti hakkında sahte belge sunmak. Aksi hâlde fiil dolandırıcılık değil, alacak uyuşmazlığı olarak değerlendirilir.

TCK m. 168 uyarınca dolandırıcılık etkin pişmanlığa tabidir. Zararı kovuşturma başlamadan önce tamamen giderirseniz cezanın üçte ikisine kadarı, kovuşturma başladıktan sonra ancak hükümden önce giderirseniz yarısına kadarı indirilir. Kısmen ödeme hâlinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır. Kritik nokta "kovuşturmanın başlaması" anıdır: Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 20 Kasım 2024 tarihli kararında iddianamenin kabul tarihinin soruşturma evresinin tamamlandığı tarih olduğu ölçüt alınmıştır. Ödemenin bu tarihten bir gün önce veya sonra yapılması, indirim oranını 2/3 ile 1/2 arasında değiştirir.

Yargıtay bu yönde kararlar veriyor. 2. Ceza Dairesi'nin 9 Ekim 2024 tarihli kararında, etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesi bakımından sanığa uygun süre verilmesi, gerekirse mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan hasıl olan zararı ödeme imkânı tanınması ve sonucuna göre m. 168'in uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. 6. Ceza Dairesi'nin 30 Kasım 2023 tarihli kararında ise mağdurun kısmî iadeyi kabulü hâlinde m. 168/1, 168/3 ve 168/4'ün uygulanma ihtimalinin gözetilmemesi bozma sebebi yapılmıştır. 2. Ceza Dairesi'nin 5 Şubat 2025 tarihli kararında da zarar iade edilmesine rağmen indirim yapılmaması bozmayla sonuçlanmıştır.

Sadece basit dolandırıcılıkta. CMK m. 253/1-b bendinin 8 numaralı alt bendi, 24 Kasım 2016 tarihli 6763 sayılı Kanun ile eklenmiştir ve yalnızca "Dolandırıcılık (madde 157)" ifadesini taşır; madde 158'e atıf yoktur. Bu nedenle nitelikli dolandırıcılık uzlaştırmaya tabi değildir ve İBAN kiralama dosyalarında uzlaşma yolu kapalıdır. Ayrıca CMK m. 253/7 uyarınca birden fazla mağdur varsa uzlaştırma için hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir; dolandırıcılık dosyaları genellikle çok mağdurlu olduğu için bu şart pratikte çok sınırlayıcıdır. Uzlaşma sonuçsuz kalırsa m. 253/18 uyarınca tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez.

Hayır. TCK m. 75'teki önödeme kurumu, yalnızca adlî para cezası veya kısa süreli hapis cezası öngörülen suçlarda uygulanır. Basit dolandırıcılığın cezası 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve ayrıca adlî para cezası olduğu için önödeme kapsamına girmez; nitelikli dolandırıcılıkta ise ceza daha da ağırdır. Hakaret suçunda 7 Kasım 2024 tarihli 7531 sayılı Kanun ile getirilen önödeme imkânının dolandırıcılık için bir karşılığı yoktur. Bu konuda internette aksini yazan kaynaklara güvenmemek gerekir; dolandırıcılık dosyasını erken kapatan tek mekanizma basit dolandırıcılıkta uzlaştırmadır.

Evet, TCK m. 159 bu durumu ayrıca düzenler: dolandırıcılığın bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi hâlinde şikâyet üzerine 6 aydan 1 yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. Fark çok büyüktür: 1-5 yıl veya 3-10 yıl yerine 6 ay-1 yıl ve ayrıca adlî para cezası seçeneği. Ayrıca suç şikâyete bağlı hâle gelir ve uzlaştırma kapısı açılır. Bu maddeyi ileri sürerken iki şeyi ispatlamak gerekir: taraflar arasında gerçek bir hukuki ilişkinin varlığı ve fiilin amacının o ilişkiden doğan alacağı tahsil etmek olduğu. Uygulamada bu madde çoğunlukla "değişen suç vasfına göre" ibaresiyle uygulanır.

Bu fiil TCK m. 158/1-j kapsamındadır: banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla dolandırıcılık. Kapatılan 15. Ceza Dairesi'nin 28 Kasım 2013 tarihli kararı sınırları çizer: suçun oluşması için kredi elde eden kişinin banka görevlilerini hile ile aldatmış olması gerekir. Krediyi alan kişinin aldatıcı herhangi bir eylemi olmaksızın, sırf banka elemanlarının görevlerini layıkıyla yerine getirmemeleri yüzünden kredi açılmışsa dolandırıcılıktan bahsedilemez. Somut olayda sanık sahte senetleri teminat göstererek kredi almış ve hem resmî belgede sahtecilik hem nitelikli dolandırıcılıktan cezalandırılmıştır.

İki ayrı ceza verilir. TCK m. 212 uyarınca sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur; cezalar birleşmez, üst üste biner. 15. Ceza Dairesi'nin 28 Kasım 2013 tarihli kararında sahte senetlerle kredi alan sanık hem resmî belgede sahtecilik hem nitelikli dolandırıcılıktan cezalandırılmış ve hüküm onanmıştır. Aynı birleşim, sahte imzalı EFT talimatlarıyla para transfer eden muhasebecinin bilişim sistemleri ve banka araç olarak kullanılarak dolandırıcılık ile özel belgede sahtecilikten mahkûm olduğu dosyada da görülür.

Evet. Yargıtay kararlarında kripto para malvarlığı değeri olarak ele alınıyor ve dolandırıcılık dosyaları normal biçimde yürüyor. 11. Ceza Dairesi'nin 23 Şubat 2026 tarihli kararında Telegram üzerinden yönlendirilen müştekinin hesabına yaklaşık 6.318.316 TL yatırdığı, 8 Eylül 2025 tarihli kararında yüksek kâr payı vaadiyle toplam 45.000 USD gönderildiği, 9 Aralık 2024 tarihli kararında ise şikâyetçinin WhatsApp grubundan çıkarılarak 36.351 USDT'yi kaybettiği olaylar incelenmiştir. Yatırım kararını kendinizin vermiş olması suçu ortadan kaldırmaz; belirleyici olan rızanızın hileyle sağlanmış olmasıdır. Şikâyette Txid ve cüzdan adresini mutlaka belirtin.

Ayrım, malın zilyetliğinin nasıl ve ne zaman el değiştirdiğine bakılarak yapılır. Dolandırıcılıkta hile önce gelir ve mağdur malı hile nedeniyle kendi eliyle verir. Hırsızlıkta mağdurun rızası hiç yoktur, zilyetlik devredilmemiştir. Güveni kötüye kullanmada ise mal hukuka uygun biçimde teslim edilmiş, sonra amacı dışında kullanılmıştır. 13. Ceza Dairesi'nin 24 Aralık 2012 tarihli kararı bu ayrımın inceliğini gösterir: satılmak istenen telefonu "bilgisayarcıya göstereceğim" deyip alan sanığın fiilini Daire çoğunluğu dolandırıcılık saymış, muhalefet şerhi ise hilenin basit bir yalandan ibaret kaldığını ve fiilin hırsızlık olduğunu savunmuştur.

Basit ve nitelikli dolandırıcılık şikâyete bağlı değildir; savcılık suçu öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve şikâyetten vazgeçme dosyayı düşürmez. Tek istisna TCK m. 159'dur: bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenen dolandırıcılık şikâyet üzerine cezalandırılır. Buna karşılık basit dolandırıcılık uzlaştırmaya tabi olduğu için, uzlaşma sağlanması ve edimin def'aten yerine getirilmesi hâlinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Yani şikâyetten vazgeçmek değil, usulüne uygun uzlaşma dosyayı kapatır.

Basit dolandırıcılık (m. 157) ve alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık (m. 159) asliye ceza mahkemesinde, nitelikli dolandırıcılık (m. 158) ise cezanın üst sınırı 10 yıl olduğu için ağır ceza mahkemesinde görülür. İstinaf süresi, 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun ile değişen CMK m. 273/1 uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftadır; internetteki birçok kaynak hâlâ yedi gün yazıyor ve bu doğrudan hak kaybına yol açan yaygın bir hatadır. Aynı Kanun HAGB'yi de yeniden düzenlemiş ve HAGB kararlarına karşı kanun yolunu itirazdan istinafa çevirmiştir.

Önce yaygın bir yanlışı düzeltmek gerekir: dolandırıcılık, CMK m. 100/3'te sayılan katalog suçlar arasında değildir. O listede hırsızlık (m. 141, 142) ve yağma (m. 148, 149) vardır, dolandırıcılık yoktur; yani tutuklama nedeninin "var sayılması" kolaylığı bu suçta işlemez. Buna karşılık tutuklama mümkündür ve uygulamada sıktır, çünkü CMK m. 100/1-2'deki genel şartlar yeterlidir: kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller ve kaçma şüphesi ya da delilleri karartma girişimi. m. 100/4'teki yasak da korumaz, zira o yasak üst sınırı iki yılı geçmeyen suçlar içindir. Nitekim 11. Ceza Dairesi'nin 6 Şubat 2023 tarihli kararında sanık tutuklu yargılanmış, Ceza Genel Kurulu'nun 22 Mart 2023 tarihli kararına konu dosyada ise hükümle birlikte tutuklama kararı verilmiştir. Bu ayrım tahliye taleplerinde doğrudan kullanılabilir.

Ödenmeyen adlî para cezası hapis cezasına çevrilir. Bu, nitelikli dolandırıcılıkta özellikle ciddi bir risktir; çünkü m. 158/1'in son fıkrası uyarınca (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde adlî para cezası suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz. İncelediğim kararlarda 347.500 TL ve 1.500.000 TL gibi tutarlara hükmedilmiş ve bu cezalar taksitlendirilmiştir. Taksitlendirme talebi hükümle birlikte ileri sürülmelidir. Ayrıca 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun ile TCK m. 52'de bir gün karşılığı tutar 20-100 TL aralığından 100-500 TL aralığına çıkarıldığı için adlî para cezaları pratikte belirgin biçimde artmıştır.

Hukuken mümkündür. TCK m. 282/1 uyarınca alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkaran veya gayrimeşru kaynağını gizlemek maksadıyla çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi 3 yıldan 7 yıla kadar hapis ve 20.000 güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Dolandırıcılığın alt sınırı 1 yıl olduğu için öncül suç olmaya elverişlidir. İkinci fıkra daha geniştir: suça iştirak etmeksizin bu malvarlığı değerini özelliğini bilerek kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi 2 yıldan 5 yıla kadar cezalandırılır. Ancak dürüst bir tespit yapmak gerekir: incelediğim İBAN dosyalarında savcılıklar ağırlıklı olarak nitelikli dolandırıcılığa iştirak üzerinden gitmiştir.

TCK m. 282/6 bu imkânı tanıyor: bu suç nedeniyle kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz. Yani indirim değil, tam bağışıklık. Ancak iki sınırı vardır. Birincisi süre: bu hak yalnızca kovuşturma başlamadan önce kullanılabilir. İkincisi kapsam: bağışıklık sadece aklama suçu bakımındandır, dolandırıcılığa iştirak suçunu ortadan kaldırmaz. Dolandırıcılık tarafında ise TCK m. 168 kapsamında zararın giderilmesi yoluyla indirim gündeme gelir.

TCK m. 204/1 uyarınca bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçu, görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu belge üzerinde bir kamu görevlisi işlerse ceza 3 yıldan 8 yıla çıkar (m. 204/2); kamu görevlisi bakımından ayrıca gerçeğe aykırı belge düzenlemek de sayılmıştır. Belge kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli nitelikteyse ceza yarı oranında artırılır (m. 204/3). Bu suçta adlî para cezası seçeneği yoktur.

Belge bir kamu görevlisi tarafından görevi gereği ve usulüne uygun düzenlenmişse resmî belgedir; kişiler arasında düzenlenen belgeler özel belgedir. Ceza farkı büyüktür: resmî belgede 2-5 yıl, özel belgede 1-3 yıl. Bir fark daha var: TCK m. 207/1'de özel belge bakımından "düzenleyen veya değiştiren ve kullanan" ifadesi geçer, yani suçun tamamlanması için belgenin kullanılmış olması da gerekir. Resmî belgede ise m. 204/1'de düzenleme, değiştirme ve kullanma birbirinden bağımsız üç seçimlik harekettir. Kira sözleşmesi, adi senet ve fatura özel belge; nüfus cüzdanı, ehliyet, tapu kaydı ve noter senedi resmî belgedir.

Halk arasında faydasız sahtecilik denen kavram, belgenin aldatma yeteneğinin bulunmamasıdır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, Ceza Genel Kurulu'nun 14.10.2003 tarih 232-250 ve 09.10.2012 tarih 2011/8-335 E. 2012/1804 sayılı kararlarına dayanarak şu ölçütü kurar: sahtecilik suçunun oluşabilmesi için belgenin nesnel olarak aldatıcılık niteliği bulunmalı ve bu durum belgeden objektif olarak anlaşılmalıdır; muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiilî iğfal aldatıcılık niteliğinin varlığını göstermez. Aldatma yeteneği yoksa suçun yasal unsurları oluşmaz ve beraat gerekir. 8 Şubat 2022 tarihli kararda sahte tescil plakasında soğuk mühür izlerinin bulunmaması ve sahteciliğin ilk bakışta fark edilmesi nedeniyle beraat gerektiğine karar verilmiştir.

Aldatma yeteneği belgeden objektif olarak anlaşılmak zorunda olduğu için, belgenin aslı dosyada bulunmadığında bu inceleme yapılamaz. Yargıtay 11. Ceza Dairesi 26 Nisan 2021 tarihli kararında (E. 2021/8509, K. 2021/3998) tahrifat yapıldığı iddia edilen nüfus cüzdanının aslının ele geçirilemediği bir dosyada, belgenin aldatma yeteneğinin olup olmadığının tespit edilemeyecek olması nedeniyle resmî belgede sahtecilik suçunun yasal unsurlarının oluşmadığına karar vermiştir. Bu nedenle savunmada belgenin aslının dosyaya getirtilmesini istemek hem aldatma yeteneği hem de imza incelemesi bakımından iki yönlü fayda sağlar.

Çek, bono ve poliçe özel belge olmasına rağmen TCK m. 210/1 uyarınca resmî belgede sahtecilik hükümlerine tabidir. Madde, emre veya hamile yazılı kambiyo senedi, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil veya vasiyetnameyi bu kapsama alır. Sonuç olarak çekte tutar veya tarih tahrifatı 1-3 yıl değil, 2-5 yıl ile cezalandırılır. Vasiyetnamenin de bu listede olması miras uyuşmazlıkları bakımından önemlidir: sahte vasiyetname iddiası ağır ceza riski taşır. Savunmada belgenin aslının dosyada olup olmadığı ve tahrifatın ilk bakışta anlaşılıp anlaşılmadığı belirleyici olur.

Noter onayı bulunmayan adi kira sözleşmesi özel belgedir ve TCK m. 207 kapsamında 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası öngörülür. Ancak üç noktaya dikkat etmek gerekir. Birincisi, m. 207/1 uyarınca suçun tamamlanması için belgenin kullanılmış olması da gerekir. İkincisi, imzanın gerçekliği tartışmalıysa grafolojik inceleme için belgenin aslı gerekir. Üçüncüsü, sözleşme başka bir suçun işlenmesi sırasında kullanılmışsa TCK m. 212 uyarınca hem sahtecilikten hem o suçtan ayrı ayrı ceza verilir; örneğin sahte kira sözleşmesiyle bir kurumdan ödeme alınmışsa dolandırıcılık da gündeme gelir.

Sahtecilikte belge üzerinde bir müdahale vardır: belge baştan üretilir veya üzerinde tahrifat yapılır. Yalan beyanda ise belge usulüne uygun düzenlenir, ancak içeriği beyan sahibinin yalanı nedeniyle gerçeğe aykırı olur. TCK m. 206 uyarınca resmî belgeyi düzenlemek yetkisine sahip kamu görevlisine yalan beyanda bulunan kişi 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza aralığındaki fark çok büyüktür: 2-5 yıl yerine 3 ay-2 yıl ve ayrıca adlî para cezası seçeneği. Bu nedenle nitelendirme tartışması savunmanın en önemli hedeflerinden biridir.

TCK m. 209 bu durumu ayrıca düzenler ve iki fıkra arasındaki fark sonucu kökten değiştirir. Kâğıt belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere size teslim edilmişse ve siz verilme nedeninden farklı şekilde doldurduysanız, m. 209/1 uyarınca şikâyet üzerine 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası verilir. Buna karşılık imzalı boş kâğıdı hukuka aykırı olarak ele geçirdiyseniz veya elde bulundurup hukuki sonuç doğuracak şekilde doldurduysanız, m. 209/2 uyarınca doğrudan belgede sahtecilik hükümleri uygulanır; kâğıt senet ise m. 210/1 yoluyla ceza 2-5 yıla çıkar. Aynı fiil, kâğıdın nasıl ele geçtiğine göre yaklaşık beş kat ağır cezalandırılabilir.

Hayır. Kamu güvenine karşı suçlar bölümünde belgede sahtecilik için etkin pişmanlık hükmü öngörülmemiştir. Sahte belgeyi geri almanız, yırtmanız, işlemi iptal ettirmeniz veya karşı tarafın zararını tamamen gidermeniz cezayı kaldırmaz ve kanunda öngörülmüş bir indirim sağlamaz. Bu, dolandırıcılık ve hırsızlık gibi malvarlığı suçlarından önemli bir farktır. Buna karşılık zararı gidermek iki yerde etkili olabilir: TCK m. 62 kapsamındaki takdiri indirim ve CMK m. 231/6-c uyarınca HAGB'nin ön koşulu olarak. Yani zararı gidermek etkin pişmanlık değil, HAGB'nin şartı olarak değer taşır.

TCK m. 211 uyarınca belgede sahtecilik suçu bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla işlenmişse verilecek ceza yarısı oranında indirilir. Maddenin mantığı, failin var olmayan bir hak yaratmayıp gerçekten var olan bir alacağı belgelemek için yanlış yola sapmasıdır; tipik örnek gerçekten alacağı bulunan kişinin elinde senet olmadığı için senedi kendisinin düzenlemesidir. Bu maddeyi ileri sürerken iki şeyi ispatlamak gerekir: gerçek bir hukuki ilişkinin varlığı ve sahteciliğin amacının o ilişkiyi belgelemek olduğu. Yarı indirim, m. 204 dosyalarında HAGB eşiğini açan en önemli araçtır.

İki ayrı ceza verilir. TCK m. 212 uyarınca sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur. Cezalar birleşmez, üst üste biner. En sık görülen bileşim sahtecilik ve dolandırıcılıktır: sahte belgeyle kredi çekmek, sahte belgeyle mal almak, sahte raporla sigortadan ödeme almak gibi olaylarda sanık iki suçtan yargılanır. Bu nedenle savunmada yalnızca sahteciliği değil, ona bağlanan asıl suçu da ayrıca ele almak gerekir.

Belgede sahtecilik suçları kural olarak şikâyete bağlı değildir; savcılık öğrendiği anda resen soruşturma başlatır ve şikâyetten vazgeçme dosyayı düşürmez. Korunan değer belgelere duyulan toplumsal güven olduğu için mağdurun iradesi belirleyici değildir. Tek istisna TCK m. 209/1'dir: kendisine teslim edilen imzalı boş kâğıdı verilme nedeninden farklı şekilde dolduran kişi şikâyet üzerine cezalandırılır. Ayrıca bu suçlar uzlaştırma kapsamında da değildir ve önödemeye tabi değildir; yani hakarette olduğu gibi dosyayı erken kapatan bir mekanizma bulunmaz.

Görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Ancak kamu görevlisinin TCK m. 204/2 kapsamındaki fiili gibi üst sınırı yükselen hâllerde ve m. 204/3 artırımının uygulandığı dosyalarda görev tartışması çıkabilir; bu nedenle iddianamedeki sevk maddeleri dikkatle okunmalıdır. Hükme karşı istinaf süresi, 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun ile değişen CMK m. 273/1 uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftadır; internetteki birçok kaynak hâlâ yedi gün yazmaktadır ve bu, hak kaybına yol açan yaygın bir hatadır.

TCK m. 210/2 sağlık mesleği mensuplarını ayrıca düzenler: gerçeğe aykırı belge düzenleyen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak düzenlenen belge kişiye haksız bir menfaat sağlıyorsa ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıyorsa ceza doğrudan resmî belgede sahtecilik hükümlerine göre verilir; yani 2-5 yıla çıkar. Raporu kullanan kişi bakımından ise ayrıca m. 204 veya m. 207 kapsamında değerlendirme yapılır ve rapor başka bir suçta kullanılmışsa m. 212 devreye girer.

Dava zamanaşımı, suçun kanunda öngörülen üst sınırına göre hesaplanır; bu nedenle m. 204/2 gibi üst sınırı 8 yıl olan hâllerde süre uzar. Ancak daha önemli bir nokta var: sahte belge kullanılmaya devam ettiği sürece suçun işlendiği an tartışmalı hâle gelebilir. Örneğin sahte bir kira sözleşmesi yıllar boyunca farklı mercilere ibraz edilmişse, her kullanma ayrı bir hareket olarak değerlendirilebilir ve zamanaşımı hesabı buna göre değişir. Bu nedenle olayın eskiliğine güvenmeden önce belgenin kullanım geçmişini çıkarmak, hangi tarihte hangi mercie ibraz edildiğini tespit etmek gerekir.

Bir belgenin onaysız fotokopisi kural olarak aslının yerini tutmaz. Bunun iki sonucu vardır. Birincisi, aldatma yeteneği incelemesi belgenin aslı üzerinden yapılmalıdır; asıl dosyada yoksa bu inceleme mümkün olmadığı için Yargıtay suçun yasal unsurlarının oluşmadığına karar vermektedir. İkincisi, aynı sahte belgenin birden çok fotokopisinin ibraz edilmesi kendiliğinden zincirleme suç doğurmaz. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 1 Temmuz 2013 tarihli kararında (E. 2013/12440, K. 2013/12218) aslı dosyaya getirtilmeyen belge fotokopileri nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını bozma sebebi saymıştır.

Belgede sahtecilik kasten işlenebilen bir suçtur; taksirle işlenmesi mümkün değildir. TCK m. 207/2 özel belge bakımından bunu açıkça yazar: sahte özel belgeyi bu özelliğini bilerek kullanan kişi cezalandırılır. Yani belgenin sahte olduğunu bilmeden kullanan kişi bu suçtan cezalandırılamaz. Ancak bilmediğinizi söylemek tek başına yeterli olmaz; savunma dosyadaki somut verilerle desteklenmelidir: belgenin size nasıl geldiği, kimin hazırladığı, hangi aşamada devreye girdiğiniz. Mahkemeler failin işin niteliği gereği belgeyi kontrol etmesi beklenen bir konumda olup olmadığına bakar.

Ceza hukukunda belge sayılabilmek için üç nitelik birlikte aranır: yazılı olmak, düzenleyeninin belirlenebilir olması ve hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmak. Bu üçü yoksa üzerinde ne yazarsa yazsın o kâğıt belgede sahtecilik suçunun konusu olamaz. Özel notlar, alışveriş listesi gibi hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmayan metinler belge değildir. Tamamen anonim, kime ait olduğu hiçbir şekilde belirlenemeyen bir metin de düzenleyenin belirlenebilirliği şartını karşılamaz. Dijital kayıtlar bakımından ise e-imzalı belgeler ve resmî elektronik kayıtlar ayrı bir çerçevede değerlendirilir; sıradan bir e-posta kendiliğinden belge sayılmaz.

Aynı suç işleme kararıyla değişik zamanlarda birden fazla sahtecilik fiili işlenmişse zincirleme suç hükümleri uygulanır: ayrı ayrı cezalar değil, tek bir ceza verilir ve bu ceza artırılır. Ancak aynı belgenin birden çok kopyasının ibrazı otomatik olarak zincirleme suç doğurmaz; Yargıtay bu kabulü bozma sebebi saymıştır. Savunmada hedef, iddianamede sayılan fiillerin gerçekten ayrı hareketler mi yoksa tek bir fiilin görünümleri mi olduğunu tartışmaktır. Farklı belgeler söz konusuysa ve aynı suç işleme kararı varsa zincirleme suç uygulanır; biri resmî biri özel belge ise farklı suçlar oluşur ve ayrı ayrı değerlendirilir.

Hayır ve bu, savunmanın en sık gözden kaçırdığı risktir. Sahtecilikte korunan değer belgelere duyulan güven, dolandırıcılıkta ise malvarlığıdır; ikisi ayrı suçlardır. Belgenin aldatma yeteneği bulunmadığı için sahtecilik suçu oluşmasa bile, o belgenin kullanılmasıyla bir menfaat elde edilmişse dolandırıcılık tartışması devam eder. Örneğin ilk bakışta sahte olduğu anlaşılan bir gelir belgesiyle kredi çekilmişse sahtecilikten beraat gerekebilir ama dolandırıcılık ayrıca değerlendirilir. Sahte belge başka bir suçun işlenmesi sırasında kullanılmışsa TCK m. 212 uyarınca iki suçtan ayrı ayrı ceza verilir.

Hayır. Yargıtay'ın istikrarlı ölçütüne göre kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici söz hakaret suçu bağlamında değerlendirilmez; sözün açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı ya da sövme fiili oluşturması gerekir. 4. Ceza Dairesi 1 Nisan 2026 tarihli kararında "rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı" niteliğindeki sözler için beraat kararı vermiştir. Ayrıca bir hareketin tahkir edici olup olmadığı nispidir; zamana, yere ve duruma göre değişir. Yani aynı söz bir dosyada beraatle, bir başkasında mahkûmiyetle sonuçlanabilir.

Basit hâlde 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır (TCK m. 125/1). Kamu görevlisine görevinden dolayı, kişinin inanç ve kanaatlerini açıklamasından dolayı ya da kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenirse cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Hakaret alenen işlenmişse ceza altıda bir oranında artırılır. Hâkim hapis ile adlî para cezası arasında seçim yapar, ikisini birlikte vermez. Cumhurbaşkanına hakaret ise ayrı bir suçtur ve cezası 1 yıldan 4 yıla kadar hapistir (TCK m. 299).

7 Kasım 2024 tarihli 7531 sayılı Kanun ile hakaret önödeme kapsamına alındı; 24 Aralık 2025 tarihli 7571 sayılı Kanun ile kapsam yeniden belirlendi. Savcılığın tebliği üzerine 10 gün içinde belirlenen miktarı soruşturma giderleriyle ödersaniz hakkınızda kamu davası açılmaz (TCK m. 75). Miktar, hapis cezasının aşağı sınırının her günü için 100 TL üzerinden hesaplanır: basit hakaretin alt sınırı 3 ay yani 90 gün olduğundan yaklaşık 9.000 TL'dir. On gün içinde talep ederseniz birer ay ara ile üç eşit taksit imkânı vardır. Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret (m. 125/3-a) önödeme kapsamı dışındadır.

Hakaret kural olarak şikâyete bağlıdır ve süre fiili ve faili öğrendiğiniz günden itibaren 6 aydır. Ancak 7 Kasım 2024'ten beri hakaret bakımından ikinci bir sınır vardır: şikâyet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez (TCK m. 73/2). Bu süreler hak düşürücüdür; geçirilirse soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Yıllar önce yapılmış bir paylaşımı yeni fark etmiş olmanız artık şikâyet hakkı doğurmaz. Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret ise şikâyete bağlı değildir.

Oluşur, ancak ek bir şart vardır: mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir (TCK m. 125/1). Üç kişinin aynı anda bulunması şart değildir; fail sözü farklı zamanlarda ayrı ayrı üç kişiye söylemiş olabilir. Mağdur bu sayıya dahil edilmez. Söz yalnızca iki kişi tarafından duyulmuşsa suçun unsuru eksik kalır ve beraat gerekir. Bu şart tanık beyanlarıyla ispatlandığı için şikâyet dilekçesinde sözü duyan kişilerin kimlik ve iletişim bilgilerinin gösterilmesi gerekir.

Evet. Fiil, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmişse TCK m. 125/2 uyarınca birinci fıkradaki cezaya hükmolunur. Mesajı doğrudan mağdura gönderdiyseniz üç kişi şartı aranmaz, çünkü hakaret gıyapta değil muhataba yöneliktir. Mağduru muhatap almayan, üçüncü kişilere gönderilen mesajlarda ise gıyapta hakaret rejimi ve ihtilat şartı uygulanır. Grup sohbetlerinde mağdurun grupta üye olup olmadığı ve mesajı kaç kişinin gördüğü belirleyici olur; bu yüzden grup üye listesi önemli bir delildir.

Cezanın kendisi aynıdır ama aleniyet nedeniyle altıda bir oranında artırılır (TCK m. 125/4). Aleniyet için sözün belirsiz ve çok sayıda kişinin görmesini mümkün kılan bir ortamda söylenmesi yeterlidir; fiilen kaç kişinin gördüğü aranmaz. Herkese açık hesaptan yapılan paylaşım bu ölçütü karşılar, kapalı hesap veya küçük grup ise tartışmalıdır. Öte yandan paylaşımın hakaret sayılıp sayılmayacağı ayrı bir sorudur; Anayasa Mahkemesi Aralık 2025'te verdiği iki kararda sosyal medya paylaşımları bakımından biri ihlal biri ihlal olmadığı yönünde sonuca ulaşmıştır.

Zorunlu değil. TCK m. 129/3 uyarınca hakaret suçunun karşılıklı işlenmesi hâlinde hâkim, olayın mahiyetine göre taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek cezayı üçte birine kadar indirebileceği gibi ceza vermekten de vazgeçebilir. Dikkat edilmesi gereken nokta "olayın mahiyetine göre" ifadesidir: karşılıklılık kendiliğinden indirim getirmez ve ilk sözü söyleyen ile karşılık veren aynı sonuca ulaşmayabilir. Hakaret bir haksız fiile tepki olarak işlenmişse aynı maddenin birinci fıkrası, kasten yaralamaya tepki olarak işlenmişse ikinci fıkrası uyarınca ceza verilmez.

TCK m. 129/2 bu durumda emredici bir sonuç öngörür: hakaret suçunun kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi hâlinde kişiye ceza verilmez. Bu bir indirim değil, doğrudan ceza verilmemesi hâlidir. Ancak bunun uygulanabilmesi için kasten yaralamanın dosyada ortaya konması gerekir; bu nedenle olaydan sonra en kısa sürede adli muayene raporu (darp raporu) almak, olay yeri tanıklarını bildirmek ve savunmada bu fıkrayı madde numarasıyla açıkça ileri sürmek gerekir. Rapor yoksa bu güçlü hüküm pratikte kullanılamaz hâle gelir.

Hakaret kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmişse üç şey değişir: cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz (m. 125/3-a), suç şikâyete bağlı olmaktan çıkar (m. 131/1) ve önödeme kapsamı dışında kalır (m. 75/6). Ancak buradaki eşik iki yönlüdür. Anayasa Mahkemesi'ne göre kamu otoritelerinin kabul edilebilir eleştiri sınırları özel bireylere nazaran çok daha geniştir ve kamu gücünü kullananlar ceza yoluna başvurmakta kendilerini sınırlandırmalıdır. Yargıtay da 2023-2026 arası kararlarında kolluk görevlilerine söylenen bazı sert sözleri hakaret saymamıştır.

TCK m. 128'deki iddia ve savunma dokunulmazlığı devreye girebilir. Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında kişilerle ilgili somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması hâlinde ceza verilmez. Ancak iki şart vardır: isnat ve değerlendirmelerin gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması. Boşanma dilekçesindeki somut iddialar bu kapsamdadır; uyuşmazlıkla ilgisi olmayan, salt aşağılamaya yönelik nitelemeler dokunulmazlığın dışına çıkar.

Hakaret suçunun mağduru gerçek kişi olmak zorundadır; şirket, dernek, vakıf gibi tüzel kişilerin onur ve şerefi TCK m. 125 ile korunmaz, bunlar ancak haksız fiil hükümlerine göre tazminat isteyebilir. Ölmüş kişiler için ise ayrı bir suç vardır: TCK m. 130 uyarınca bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi 3 aydan 2 yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır, alenen işlenirse ceza altıda bir artırılır. Şikâyet hakkı ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eşi veya kardeşlerine aittir.

HAGB kararı adli sicile değil, CMK m. 231/13 uyarınca bunlara mahsus ayrı bir sisteme kaydedilir ve bu kayıt yalnızca bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak savcı, hâkim veya mahkeme tarafından istenirse kullanılabilir. Denetim süresi beş yıldır; bu süre içinde kasten yeni bir suç işlemezseniz ve yükümlülüklere uyarsanız hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir. 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun iki önemli değişiklik getirdi: ihlal hâlinde mahkeme cezanın yarısına kadar bir kısmının infaz edilmemesine karar verebilir ve HAGB kararına karşı kanun yolu artık itiraz değil istinaftır.

İki yol var. Birincisi kanun yararına bozma (CMK m. 309): kesinleşmiş kararda hukuka aykırılık varsa Adalet Bakanlığı'nın talebiyle Yargıtay kararı bozabilir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 1 Nisan 2026 tarihli kararı tam böyle bir dosyadır; Daire hükmü bozmakla kalmayıp CMK m. 309/4-d uyarınca doğrudan beraat kararı vermiş ve cezanın çektirilmemesine karar vermiştir. İkincisi Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvurudur; ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla, nihai kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde yapılır. İhlal kararı çıkarsa dosya yeniden yargılanmak üzere mahkemeye gönderilir.

Evet ve bunlar ayrı yollardır. Ceza davası failin cezalandırılmasını sağlar; manevi zararınızın karşılığı için asliye hukuk mahkemesinde manevi tazminat davası açmanız gerekir. İnternet ortamındaki içerik için ayrıca sulh ceza hâkimliğinden erişimin engellenmesi ve içeriğin kaldırılması istenebilir; bu yol hızlıdır ve ceza dosyasının sonucunu beklemez. Kritik uyarı: TCK m. 73/7 uyarınca şikâyetten vazgeçerken şahsi haklarınızdan da vazgeçtiğinizi ayrıca açıklarsanız artık hukuk mahkemesinde dava açamazsınız. Vazgeçme beyanının "şahsi haklarım saklı kalmak kaydıyla" ibaresini içermesi gerekir.

Hayır. CMK m. 253/3 uyarınca hakaret suçunda uzlaştırma yoluna gidilemez. Bu kural iki adımda geldi: 7 Kasım 2024 tarihli 7531 sayılı Kanun önce yalnızca m. 125'in ikinci fıkrasını (ileti yoluyla hakaret) uzlaştırma dışına çıkardı; 24 Aralık 2025 tarihli 7571 sayılı Kanun ise yasağı tüm madde 125'e genişletti. Kanun koyucu bilinçli bir takas yaptı: hakareti uzlaştırmadan çıkarırken önödeme kapsamına aldı. İnternetteki kaynakların çoğu hâlâ eski hâli anlattığı için bu nokta sık yanlış biliniyor. Aynı olayda hakaretin yanında tehdit gibi uzlaştırmaya tabi başka bir suç varsa, o suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanabilir.

Bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı işlenen hakaretlerde zincirleme suç hükümleri uygulanır: ayrı ayrı cezalar değil, tek bir ceza verilir ve bu ceza artırılır. Aynı anda birden fazla kişiye yöneltilen hakarette ise her mağdur bakımından ayrı suç oluşur; ancak muhatabın belirlenebilir olması şarttır (TCK m. 126). Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakarette suç üyelere karşı işlenmiş sayılır ama yine zincirleme suç hükümleri uygulanır (TCK m. 125/5). Yargıtay, önce hangi sözlerin gerçekten hakaret oluşturduğunun ayıklanmasını, artırımın ondan sonra tartışılmasını arar.

Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. Süreç tipik olarak şu hattı izler: şikâyet, soruşturma, önödeme teklifi, iddianame, duruşma, hüküm ve istinaf. Süre dosyanın yoğunluğuna, tanık sayısına ve dijital delil incelemesi gerekip gerekmediğine göre değişir; taahhüt edilemez. Önödeme kabul edilirse dosya soruşturma aşamasında kapanır ve kovuşturmaya hiç geçilmez. Takipsizlik kararına karşı tebliğden itibaren 15 gün içinde sulh ceza hâkimliğine itiraz edilebilir. Hükme karşı istinaf süresi ise gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftadır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 17 Ekim 2023 tarihli kararında (E. 2021/16345, K. 2023/22667) "Ukala, terbiyesiz herif" sözlerinin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmadığını, nezaket sınırlarını aşan kaba söz niteliğinde bulunduğunu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığını belirtmiştir. 13 Mayıs 2025 tarihli kararda da doktora söylenen "kendini beğenmiş, kibirlisin, ukalasın" sözleri aynı şekilde kaba söz ve eleştiri sayılmıştır. Ancak bu bir sözlük kuralı değildir: kararların hepsinde tahkir edici olup olmanın nispi olduğu, zamana, yere ve duruma göre değiştiği vurgulanır. Aynı kelime, aşağılama kastıyla ve aleni biçimde tekrarlandığında farklı sonuç doğurabilir.

Sağlık çalışanı kamu görevlisiyse ve hakaret görevinden dolayı edilmişse TCK m. 125/3-a uygulanır: alt sınır 1 yıldan az olamaz, şikâyet aranmaz ve önödeme yolu kapanır. Ancak sözün önce hakaret eşiğini aşması gerekir. Yargıtay 2025'te verdiği iki kararda bu eşiği yüksek tuttu: randevusuz muayene olamayacağı söylenen hastanın "kibirlisin, ukalasın" demesi ve istediği ilaçlar yazılmayan hastanın "sen ne biçim doktorsun, diplomayı nerden aldın" demesi kaba söz ve eleştiri sayılarak beraat kararı verilmiştir. İkinci dosyada 2014'te verilen 10 ay hapis cezası ancak 11 yıl sonra kanun yararına bozma ile düzeltilebilmiştir.

Cümle parçalara ayrılarak değerlendirilir. Yargıtay'ın 13 Mayıs 2025 tarihli kararına konu olayda sanık doktora "kendini beğenmiş, kibirlisin, ukalasın, size gününü gösteririm, sizi keserim, siz bittiniz" demişti. Daire, cümlenin hakarete ilişkin kısmını kaba söz sayarak o suçtan beraat kararı verdi; tehdit ibareleri ise ayrı bir suç olan TCK m. 106 kapsamında değerlendirilir. Savunma açısından sonuç şudur: "hiçbir suç işlemedim" demek yerine hangi ibarenin hangi suça karşılık geldiğini, hangisinin hiçbir suça karşılık gelmediğini ayrı ayrı göstermek gerekir. Şikâyetçi taraf için de aynı şey geçerlidir: sözler dilekçede birebir ve tam olarak aktarılmalıdır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 4 Haziran 2018 tarihli kararında (E. 2014/38693, K. 2018/11070) sarf edilen sözlerin rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı ile beddua niteliğinde olduğunu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığını belirtmiştir. Bunun mantığı, hakaret suçunun somut bir fiil isnadı veya sövme gerektirmesidir; beddua ise ne bir olgu iddiasıdır ne de sövme niteliğindedir. 15 Şubat 2024 tarihli kararda trafik polisine söylenen "Allah senin bin belanı versin" ifadesi de aynı yaklaşımla hakaret sayılmamıştır. Yine de bağlam belirleyicidir; beddua aşağılayıcı başka ifadelerle birlikte kullanıldığında sonuç değişebilir.

Evet ve bu, bu yazıdaki kararların ortak hikâyesidir. Aktardığımız beraat kararlarının çoğunda yerel mahkeme mahkûmiyet kurmuş, karar istinaf ve temyizden geçerek kesinleşmiş, hata ancak kanun yararına bozma yoluyla düzeltilmiştir. Bir dosyada bu düzeltme 11 yıl sürmüştür. Bunun pratik sonucu şudur: sözün hakaret olmadığına güvenip savunmayı ihmal etmek risklidir. Savunmanın ilk aşamadan itibaren Yargıtay'ın "somut fiil isnadı veya sövme" ölçütüne ve Anayasa Mahkemesi'nin ifade özgürlüğü testine dayandırılması, dosyanın yıllarca sürmesini önleyebilir.

Fiil tarihindeki yaşı belirleyicidir. TCK m. 31 uyarınca 12 yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur ve haklarında kovuşturma yapılamaz; yalnızca çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. 12-15 yaş arasında mahkeme, çocuğun fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ile davranışlarını yönlendirme yeteneğini uzman raporuyla araştırır; yetenek yoksa ceza sorumluluğu doğmaz, varsa cezanın yarısı indirilir. 15-18 yaş arasında ceza verilir ama üçte biri indirilir. Ceza sorumluluğunun bulunmaması manevi tazminat davasını engellemez; velinin gözetim yükümlülüğü ayrıca tartışılabilir.

Evet. Hakaret dosyalarında genellikle sanığın ifade özgürlüğü tartışılır; ancak mağdurun da Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında korunan şeref ve itibar hakkı vardır ve devletin bu hakkı koruma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunur. Nitekim İsmail Uğur Dündar (B. No: 2022/104370) ve Aytunç Erkin ve diğerleri (B. No: 2023/3212) başvuruları, tazminat davalarının reddedilmesi üzerine mağdur tarafından yapılmıştır; AYM her ikisinde de ihlal bulmamış olsa da yolun açık olduğunu göstermiştir. Başvuru için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması ve nihai kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde başvurulması gerekir.

Karar birikimine bakıldığında üç örüntü görülüyor. Birincisi, gazetecilik ve köşe yazarlığı en korunaklı alandır: Bekir Coşkun, Hacı Boğatekin ve Orhan Gökdemir başvurularının üçünde de yazı nedeniyle verilen yaptırım ihlal sayılmıştır. İkincisi, siyasetçiye yönelik sözlerde sonuç iki yönlüdür; Hayko Bağdat ve Hasip Kaplan başvurularında ihlal bulunurken Kemal Kılıçdaroğlu'nun iki başvurusunda bulunmamıştır. Belirleyici ölçüt sözün kamusal tartışmaya katkısıdır. Üçüncüsü, Aralık 2025'te aynı gün verilen Veli Demir (ihlal) ve Adem Tufan (ihlal yok) kararları, sosyal medya paylaşımlarında çizginin somut olaya göre çizildiğini gösterir.

Kanunda sabit bir tutar yoktur; ceza formülle hesaplanır. Hâkim önce gün sayısını, sonra bir günün karşılığını belirler; günlük karşılık kişinin ekonomik durumuna göre 100 ile 500 TL arasındadır (TCK m. 52). Örneğin 120 gün ve günlük 100 TL takdirinde ceza 12.000 TL, günlük 300 TL takdirinde 36.000 TL olur. Aleniyet hâlinde tutar altıda bir oranında artar.

Devlet Hazinesine ödenir, mağdura değil. Mağdurun kendisi için talep edebileceği şey ayrı bir manevi tazminattır ve bu tutar hukuk mahkemesinde belirlenir. Ceza davasında hükmedilen adli para cezası ile tazminat birbirinden bağımsız iki ayrı kalemdir.

Evet. Hâkim, kesinleşmeden itibaren bir yıla kadar ödeme süresi verebilir ya da cezayı en az dört taksitle ve iki yılı geçmeyecek şekilde taksitlendirebilir. Taksitlerden biri zamanında ödenmezse kalan tutarın tamamı istenir ve ödenmeyen adli para cezası hapse çevrilir (TCK m. 52/4).

Çekişmeli Boşanma

Sürekli boşanma tehdidi hukuken ağır bir psikolojik şiddettir. Öncelikle yaşadığınız durumları ispatlayabilmek için mesaj, ses kaydı (hukuka uygun) veya tanık gibi delilleri koruma altına almalısınız. Gerekirse can ve ruh sağlığınızı korumak adına 6284 sayılı kanun kapsamında uzaklaştırma kararı talep edebilir ve çekişmeli boşanma davası açabilirsiniz.

Kriz anında bir kez söylenen 'boşanalım' sözü tek başına psikolojik şiddet veya ağır kusur sayılmayabilir. Ancak bu söylemin sürekli hale getirilmesi, bir baskı ve sindirme aracı olarak kullanılması Yargıtay kararlarına göre evlilik birliğini temelinden sarsan ağır bir kusurdur.

Kural olarak gizli ses kaydı almak suçtur. Ancak Yargıtay'ın istisnai kararlarına göre; size karşı o an işlenen bir suç (tehdit, hakaret) varsa ve aniden gelişen bu durumu başka bir yolla ispatlama imkanınız yoksa, sadece mahkemeye sunmak amacıyla aldığınız ses kaydı hukuka uygun delil sayılabilir.

Hayır, kesinlikle şart değildir. 6284 Sayılı Kanun uyarınca sadece fiziksel şiddet değil, psikolojik şiddet, ekonomik şiddet ve tehdit durumlarında da uzaklaştırma kararı alınabilir. Hakim olayın niteliğine göre karar verir.

Uzaklaştırma kararını ihlal eden eş hakkında mahkeme derhal zorlama hapsi kararı verir. İhlalin boyutuna göre kişi 3 günden 15 güne kadar cezaevine gönderilir ve bu ceza paraya çevrilemez.

Evet, olumsuz yönde etkiler. Eşini çocukları alarak tehdit etmek ağır bir psikolojik şiddettir. Hakim velayet kararını verirken eşlerin ebeveynlik kapasitesine bakar. Tehditkar ve istismarcı bir ebeveynin velayeti alması oldukça zordur.

Evet. Eşinizin sürekli boşanma ve benzeri tehditleri kişilik haklarınıza saldırı niteliğindedir. Bu nedenle boşanma davası ile birlikte uygun bir miktarda manevi tazminat talep etme hakkınız bulunmaktadır.

Bu tür ekonomik tehditler ciddiye alınmalıdır. Boşanma davası açtığınızda veya açmadan hemen önce, mahkemeden eşinizin üzerine kayıtlı olan menkul ve gayrimenkul mallar üzerine 'ihtiyati tedbir' konulmasını isteyerek mal kaçırmasını engelleyebilirsiniz.

Aile Mahkemesi tarafından 6284 sayılı kanun kapsamında verilen koruma ve uzaklaştırma kararları adli sicil kaydına (sabıka kaydına) işlemez. Ancak polis kayıtlarında tedbir amaçlı olarak görünür.

WhatsApp gibi uygulamalarda silinen mesajların içerikleri GSM operatörlerinden veya BTK'dan celp edilemez (HTS kayıtları sadece arama/mesajlaşma trafiğini gösterir, içeriği göstermez). Bu nedenle mesajları silinmeden önce ekran görüntüsü almanız veya yedeklemeniz hayati önem taşır.

Evet. Tehdit eden eşle aynı evde yaşarken de polis veya aile mahkemesine başvurarak eşinizin ortak konuttan uzaklaştırılmasını talep edebilirsiniz. Karar çıkınca kolluk kuvvetleri eşinizi evden çıkarır.

Hayır. Yargıtay içtihatlarına göre, eşine sürekli psikolojik şiddet uygulayan ve onu boşanmakla tehdit eden eş, olağan evlilik tartışmaları yaşayan diğer eşe göre daha ağır kusurlu kabul edilir.

Eşinizin ailesi (annesi, babası, kardeşleri) sizin lehinize mahkemede şahitlik yapabilir. Aile bireylerinin gerçeği anlatmaları durumunda mahkeme bu beyanlara itibar eder. Ancak tanıklıktan çekinme hakları da bulunmaktadır.

Tehdit ve şiddet durumlarında talep Aile Mahkemesine iletildiğinde, olayın aciliyetine binaen karar genellikle 24 saat içinde (çoğu zaman aynı gün) çıkmaktadır.

Sürekli hale gelmiş boşanma tehdidi, Türk Medeni Kanunu Madde 166 kapsamında 'evlilik birliğinin temelinden sarsılması' (şiddetli geçimsizlik) genel sebebiyle tek başına yeterli bir boşanma nedeni ve kusur oluşturur.

Evet, eşinizin anne, baba veya kardeşleri gibi birinci derece yakınlarına hakaret etmeniz, eşinize karşı yapılmış bir duygusal şiddet ve ağır kusur kabul edilir. Bu durum, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ve aleyhinize boşanma kararı verilmesine yol açabilir.

Evet, WhatsApp mesajları hukuka uygun elde edilmiş deliller arasında yer alır. Ancak mesajların manipüle edilmediğinin anlaşılması için ekran görüntülerinin tarih, saat ve gönderen numara görünecek şekilde, olay örgüsünden koparılmadan alınması ve gerektiğinde telefon cihazının incelenmesi önemlidir.

Önceden planlanarak, eşe tuzak kurularak veya eve/arabaya cihaz yerleştirerek alınan gizli kayıtlar hukuka aykırıdır ve suç teşkil eder. Ancak o an aniden gelişen, beklenmedik bir hakaret veya şiddet olayını ispat etmek için başka bir çareniz yoksa (ani gelişen durum istisnası) alınan anlık kayıtlar delil olarak kabul edilebilir.

Karşılıklı hakaret durumunda mahkeme her iki tarafı da kusurlu bulur. Ancak kimin ilk başlattığı, hakaretlerin şiddeti ve olayın genel gelişimi incelenerek bir tarafın 'ağır kusurlu', diğer tarafın ise 'az kusurlu' olduğuna karar verilebilir. Kusurların eşit bulunması halinde taraflar birbirlerinden tazminat alamazlar.

Fiziksel şiddet uygulayan taraf her zaman ağır kusurludur. Sizin can havliyle veya ağır tahrik altında sarf ettiğiniz sözler sizi tam kusursuz yapmasa da, fiziksel şiddete göre çok daha az kusurlu yapacaktır. Bu durumda tazminat talep etme hakkınız genellikle kaybolmaz.

Kesinlikle evet. Boşanma davalarında anne, baba, kardeş gibi birinci derece akrabaların tanıklığı son derece geçerlidir. Çünkü evlilik içi sorunlara ve kavgalara genellikle en yakından şahit olan kişiler aile bireyleridir.

Manevi tazminat miktarı kanunda sabit bir rakamla belirlenmemiştir. Hakaretin ağırlığı, ne kadar süredir devam ettiği, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile kişinin yaşadığı psikolojik yıkım dikkate alınarak hakim tarafından somut olaya göre takdir edilir.

Evet, evliliğin yıkılmasında ağır kusurlu olan taraf da TMK 166/2 uyarınca boşanma davası açabilir. Ancak az kusurlu veya kusursuz olan eşin bu davaya itiraz etme hakkı vardır. İtiraz hakkın kötüye kullanımı niteliğinde değilse ağır kusurlu tarafın davası reddedilebilir.

Velayet kararı, eşler arasındaki kusura değil çocuğun üstün yararına göre verilir. Eşe hakaret etmek tek başına velayetin kaybedilmesi anlamına gelmez. Ancak hakaretler çocuğun yanında yapılıyorsa ve çocuğun psikolojik gelişimine zarar veriyorsa, bu durum velayet kararını aleyhinize etkileyebilir.

Çekişmeli boşanma davalarında süre; mahkemelerin iş yüküne, tanık sayısına, toplanacak delillerin niteliğine (pedagog raporu, bilirkişi incelemesi, banka kayıtları vb.) göre değişmekle birlikte yerel mahkeme aşaması genellikle 1,5 ile 2,5 yıl arasında sürmektedir. İstinaf ve temyiz süreçleri bu süreyi uzatır.

İsim belirtilmemiş olsa dahi, paylaşılan içeriklerin zamanlaması, içeriği ve ortak çevrenin bu mesajın kimin için yazıldığını anlayabileceği durumlarda, bu tür 'göndermeler' ve pasif agresif paylaşımlar mahkemece hakaret veya onur kırıcı davranış olarak değerlendirilebilir.

Aynı evde kalmak teknik olarak davayı doğrudan düşürmez. Ancak davacı eş, dava süresince davalı ile normal evlilik yaşantısına, samimi paylaşımlara devam ediyorsa bu durum hakaretleri 'affetmiş' (zımni af) sayılmasına ve dolayısıyla davanın reddedilmesine neden olabilir.

Psikolojik şiddet fiziksel iz bırakmadığı için ispatı tanıklar üzerinden yürütülür. Ayrıca psikoloğa/psikiyatriste gidilmişse hastane kayıtları, kullanılan antidepresan reçeteleri, varsa tehdit/hakaret içerikli mesajlar veya ses kayıtları bu tür şiddetin ispatında kullanılır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı vardır. Yani dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra, karşı tarafın açık muvafakati (izni) olmadan dosyaya yeni bir olay veya iddia ekleyemezsiniz. Bu nedenle her şey en başta detaylıca dilekçeye yazılmalıdır.

Evet, çekişmeli olarak başlayan bir boşanma davası, tarafların mal paylaşımı, tazminat, nafaka ve velayet gibi tüm konularda ortak bir karara varması ve bir protokol sunmaları halinde, yargılamanın her aşamasında anlaşmalı boşanmaya dönüştürülebilir.

Evet, eşin çalışmasına izin vermemek Türk hukukunda evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan ağır bir kusurdur. Yargıtay kararlarına göre bu durum ekonomik ve psikolojik şiddet kabul edilir ve haklı boşanma sebebidir.

Kesinlikle evet. Eşinizin baskısıyla işten ayrılmak zorunda kaldıysanız, mahrum kaldığınız maaş, kıdem hakları ve gelecekteki kariyer kayıplarınız için maddi tazminat; yaşadığınız baskı ve stres için manevi tazminat talep edebilirsiniz.

Hayır. Dava açtığınız andan itibaren mahkemeden sizin için 'tedbir nafakası' bağlanmasını talep edebilirsiniz. Mahkeme, eşinizin gelirine göre dava süresince size düzenli bir ödeme yapılmasına karar verecektir.

Bu durumu WhatsApp mesajları, SMS kayıtları, e-postalar veya ses kayıtları ile kanıtlayabilirsiniz. Ayrıca bu baskıya şahit olan aile üyeleri, arkadaşlarınız veya eski iş arkadaşlarınızın mahkemedeki tanık beyanları en güçlü delillerdendir.

İstifa dilekçesinde 'özel nedenler' veya 'kendi isteğimle' yazması davanızı kaybettirmez. Mahkemeler, eş baskısıyla işten ayrılanların gerçek sebebi dilekçeye yazmaktan çekindiğini bilir. Önemli olan tanık ve mesajlarla arkadaki gerçek baskıyı ispatlamaktır.

Hayır, çalışmıyor olmanız çocuğun velayetini almanıza engel değildir. Velayette asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Eğer velayet size verilirse, eşiniz çocuk için 'iştirak nafakası', sizin için de 'yoksulluk nafakası' ödemek zorundadır.

Mahkeme; eşinizin sosyo-ekonomik durumunu, sizin mesleğinizi, ne kadar süredir çalışmadığınızı, alamadığınız maaşları ve mahrum kaldığınız terfi/emeklilik haklarını göz önünde bulundurarak hakkaniyete uygun yüklü bir tazminat belirler.

Evet, evlilik öncesi verilen sözlerin tutulmaması ve sonradan çalışma hayatınızın kısıtlanması eşinizin ağır kusurlu sayılmasına neden olur. Güven sarsıcı bir davranış olarak boşanma ve tazminat gerekçesidir.

Hukuken geçerli bir mazeret değildir. Eşler çocuğun bakımını ortak üstlenmek zorundadır. Kadının çalışmak istemesine rağmen 'çocuğa bakacaksın' denilerek iş hayatından zorla koparılması yine kusurlu bir harekettir.

Evet, eşi kendi işyerinde ücretsiz ve sosyal güvencesiz (sigortasız) olarak çalışmaya zorlamak ciddi bir ekonomik şiddettir. Hem boşanma sebebi hem de iş mahkemelerinde ayrı bir dava (hizmet tespiti) konusudur.

Kanuna göre meslek seçiminde eşlerin birbirinden izin alma zorunluluğu yoktur. Seçilen meslek yasadışı veya ahlaka aykırı değilse, sadece mesleği beğenmediği için çalışmanızı engellemesi hukuka aykırıdır.

Tedbir nafakasının sabit bir rakamı yoktur. Tarafların sosyal ve ekonomik durumları araştırılır. Eşinizin maaşı, üzerine kayıtlı mal varlıkları ve sizin temel ihtiyaçlarınız gözetilerek hakkaniyete uygun bir miktar belirlenir.

Eğer asgari ücret veya üzerinde, sürekli ve düzenli gelir getiren, yoksulluğu ortadan kaldıracak bir işe girerseniz, eski eşiniz nafakanın kaldırılması davası açarak yoksulluk nafakasının kesilmesini talep edebilir.

Zorunlu değildir ancak eşinizin baskıları nedeniyle psikolojik destek aldıysanız (ilaç raporları, psikolog epikrizleri vb.), bu raporlar yaşadığınız psikolojik şiddeti ve manevi yıkımı ispatlamada çok güçlü deliller olacaktır.

Çekişmeli boşanma davaları, tanıkların dinlenmesi, delillerin toplanması, sosyo-ekonomik durum araştırmaları ve mahkemenin iş yüküne bağlı olarak genellikle ilk derece mahkemesinde 1.5 ila 2.5 yıl arasında sonuçlanmaktadır.

Genel Hukuk

Hayır, en yaygın yanılgı budur. Ev doğrudan ikiye bölünmez; evin hangi kısmının kişisel malla, hangi kısmının evlilik içindeki ortak birikimle ve kredinin ne kadarının evlilik süresince ödendiği oransal olarak hesaplanır. Bulunan oran, evin tasfiye anındaki güncel değerine uygulanır.

Belirleyici tarih budur. Türk Medeni Kanunu m. 225 uyarınca mal rejimi, kararın kesinleşmesiyle değil boşanma davasının açıldığı tarihte sona erer. Dava tarihinden sonra ödenen kredi taksitleri tasfiyeye girmez; bu nedenle davanın ne zaman açılacağı doğrudan parasal sonuç doğuran bir karardır.

Paylaşımda evin alım bedeli değil, tasfiye anındaki güncel rayiç değeri esas alınır. Bu nedenle dava yıllar sürse bile alacağınız enflasyon karşısında erimez. Değer tespiti bilirkişi incelemesiyle yapılır.

Banka ipotekli taşınmazı satışa çıkarabileceği için ev kaybedilebilir. Diğer eş ödemeye devam ederek satışı önleyebilir; ancak yaptığı ödemeleri banka dekontlarıyla belgelemesi ve bu ödemelerin tasfiyede hesaba katılmasını talep etmesi gerekir. Belgelenmeyen ödemenin ispatı sonradan çok zordur.

Ev aile konutu ise satamaz. Kanun, eşlerden birinin diğerinin açık rızası olmadan aile konutunu devredemeyeceğini düzenler. Tapuya aile konutu şerhi konulması bu korumayı üçüncü kişilere karşı da görünür kılar. Şerh yoksa dava sırasında ihtiyati tedbir talep edilmelidir.

"Ev eşe bırakılacaktır" cümlesi tek başına yeterli değildir ve sorun doğurur. Kalan kredi borcunun kim tarafından ödeneceği, devir işleminin hangi tarihte yapılacağı ve bankanın borçlu değişikliğine onay vermemesi hâlinde ne olacağı ayrı ayrı yazılmalıdır. Protokolün bankayı bağlamadığı unutulmamalıdır.

Yeterli değildir. Mal rejiminin tasfiyesi ayrı bir davanın konusudur ve harcı ayrıca yatırılır. Boşanma dilekçesine sıkıştırılan mal talepleri çoğu zaman usulden reddedilir. Ayrıca katılma alacağı davalarında on yıllık zamanaşımı boşanma kararının kesinleştiği tarihte işlemeye başlar.

Hayır. Türk Medeni Kanunu boşanmanın sonuçlarını cinsiyete göre düzenlemez. Nafaka, tazminat, velayet ve mal paylaşımında ölçüt kusur, ihtiyaç, ödeme gücü ve çocuğun üstün yararıdır. "Çocuk her zaman anneye verilir" veya "nafakayı hep erkek öder" gibi yaygın kabuller hukuki değil, toplumsal alışkanlıktır.

Evet. Yoksulluk nafakasının şartı boşanma yüzünden yoksulluğa düşmek ve kusurunun daha ağır olmamasıdır; talep edenin cinsiyeti önemli değildir. Kadının geliri yüksek, erkeğin geliri yoksa veya çok düşükse erkek lehine de nafakaya hükmedilebilir.

İrat biçiminde ödenen nafaka, alacaklının yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar. Alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hâllerinde ise mahkeme kararıyla kaldırılır.

Her iki eş de ortak konutun kendisine tahsisini ve dava süresince tedbir nafakası bağlanmasını talep edebilir. Bu talepler cinsiyetten bağımsızdır ve dilekçede açıkça ileri sürülmelidir; mahkeme kendiliğinden karar vermeyebilir.

Bu konudaki içtihat 2024 yılında değişti. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin yeni ilkesel görüşüne göre önce tarafların anlaşması, yoksa ispatlanmış yerel örf ve adet uygulanır; bunlar yoksa erkeğe ve kadına takılan ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ancak takılar içinde karşı cinse özgü bir şey varsa, kime takıldığına bakılmaksızın o cinse verilmiş sayılır.

Hayır. 1 Ocak 2002 sonrasında evlenen çiftlerde yasal rejim edinilmiş mallara katılmadır. Evlilik içinde emekle edinilen mallar, tapu veya ruhsat kimin adına kayıtlı olursa olsun tasfiyeye girer. Belirleyici olan malın ne zaman ve hangi kaynakla edinildiğidir.

Hayır. Kanunun adı kadına yönelik şiddetin önlenmesine atıf yapsa da koruma tedbirlerinden şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan herkes yararlanabilir. Erkekler ve çocuklar da bu kapsamda koruma kararı talep edebilir.

Hayır. WhatsApp uçtan uca şifreleme kullandığı için mesaj içerikleri şirketin sunucularında okunabilir biçimde tutulmaz. Bu nedenle mahkeme müzekkere yazsa dahi yazışma içerikleri dosyaya gelmez. "Mahkeme istesin, WhatsApp göndersin" beklentisi uygulamada karşılıksızdır.

Evet. Sizinle eşiniz arasında geçen yazışmalar, sizin de tarafı olduğunuz bir haberleşmedir ve ekran görüntüsü veya döküm hâlinde dosyaya sunulabilir. Belirleyici olan içeriğin kime ait olduğu değil, o içeriğe nasıl ulaştığınızdır.

Risklidir. Türk Ceza Kanunu m. 132'ye göre kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirir ve içeriğin kaydedilmesi hâlinde ceza bir kat artırılır. Bu yolla elde edilen kayıt hem boşanma dosyasında değerlendirilmez hem de aleyhinize ceza sorumluluğu doğurabilir.

Bu en ağır hâldir. Eşin telefonuna izinsiz takip veya dinleme yazılımı yüklemek, elde edilen delili tamamen değersizleştirir ve ayrıca suç oluşturur. Uygulamada bu yola başvuran taraf, ispatlamak istediği kusuru ispatlayamadığı gibi kendi aleyhine yeni bir kusur yaratmış olur.

Mesajların geçtiği cihaz üzerinde adli bilişim uzmanı bilirkişi incelemesi talep edilir. İnceleme, yazışmanın cihazda gerçekten bulunup bulunmadığını ve üzerinde oynama yapılıp yapılmadığını ortaya koyar. Bu nedenle delil sunulacak telefonun formatlanmaması ve saklanması gerekir.

Vardır. Noter aracılığıyla yapılan tespit, yazışmanın belirli bir tarihte telefonunuzda bu içerikle bulunduğunu resmî biçimde kayıt altına alır. Karşı tarafın sonradan inkârına karşı güçlü bir dayanak oluşturur ve cihazın kaybolması ihtimaline karşı koruma sağlar.

Her zaman değil. Bulut yedeklemesi açıksa yedekten geri yükleme mümkün olabilir; cihaz hafızasından kurtarma ise silinmenin üzerinden geçen süreye ve telefonun ne kadar kullanıldığına bağlıdır. Bu nedenle önemli bir yazışma varsa vakit kaybetmeden yedeklemek ve tespit ettirmek gerekir.

Sunmamalısınız. Konuşmanın yalnızca lehinize olan bölümünü kesip sunmak, karşı taraf tam dökümü ibraz ettiğinde güvenilirliğinizi ciddi biçimde zedeler. Ayrıca aynı yazışmada üçüncü kişilerin kişisel verileri varsa, ilgisiz kısımların kapatılması uygun olur.

Hakim önce kimlik tespiti yapar, ardından boşanmak isteyip istemediğinizi, protokolü özgür iradenizle imzalayıp imzalamadığınızı ve içeriğini kabul edip etmediğinizi sorar. Çocuk varsa velayet, kişisel ilişki ve iştirak nafakası düzenlemeleri üzerinde ayrıca durur. Cevapların tutanağa geçmesi için net ve anlaşılır olması gerekir.

Hayır. Kanun, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesini şart koşar. Avukatınız yanınızda olsa dahi soruları kendi ağzınızdan yanıtlamanız gerekir; vekil aracılığıyla temsil bu şartın yerine geçmez.

Protokol eksiksizse ve çocukla ilgili bir sorun yoksa duruşmalar uygulamada oldukça kısa sürer; genellikle birkaç dakika içinde tamamlanır. Süreyi uzatan şey duruşmanın kendisi değil, protokolde hâkimin uygun bulmadığı bir düzenleme çıkmasıdır.

Evet. Her iki taraf da istese bile hâkim boşanmaya hükmetmek zorunda değildir. Tarafların iradesinin serbest olmadığı kanaatine varırsa, protokolü tarafların veya çocukların menfaatine aykırı bulursa ya da önerdiği değişiklikler kabul edilmezse dava anlaşmalı olmaktan çıkar ve çekişmeli olarak görülmeye devam eder.

İştirak nafakası çocuğun hakkıdır ve velayeti almayan eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlüdür. Bu nedenle hâkim, nafakasız bırakılan bir düzenlemeye çoğunlukla müdahale eder ve değişiklik önerir. Öneri kabul edilmezse dosya anlaşmalı boşanma olarak sonuçlanmaz.

Sorulara net, kısa ve tereddütsüz cevap verin. Protokolü okuduğunuzu, içeriğini anladığınızı ve baskı altında olmadan imzaladığınızı açıkça belirtin. Kararsız veya çelişkili ifadeler, hâkimde iradenin serbest olmadığı izlenimi doğurabilir ve duruşmanın uzamasına yol açar.

Mal Paylaşımı

Önce tapu kaydına bakılır. Ev iki eski eş adına paylı kayıtlıysa ve ikisi de satmak istiyorsa, tapu müdürlüğünde birlikte ya da noterden verilen vekaletnameyle temsilci aracılığıyla satılır ve bedel paylar oranında bölünür. Eşlerden biri razı değilse önce arabulucuya, anlaşma olmazsa sulh hukuk mahkemesinde ortaklığın giderilmesi davasına gidilir.

Boşanma tapuyu değiştirmez; paylı evde iki eski eş de payları oranında malik olmaya devam eder. Eşlerden biri, mal rejiminin tasfiyesi sırasında daha üstün bir yararı olduğunu ispat edip diğerinin payını ödeyerek evin bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir (TMK m. 226/2). Bu yol kullanılmazsa ortaklık, ortaklığın giderilmesi davasıyla sona erdirilir.

Paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü yoksa her paydaş malın paylaşılmasını isteyebilir (TMK m. 698). Önce arabulucuya başvurmak zorunludur; anlaşma sağlanamazsa taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinde ortaklığın giderilmesi davası açılır. Daire bölünemiyorsa mahkeme açık artırmayla satışa karar verir.

Davanın açılması tek başına satışı engellemez; eşin bu davadaki hakkı şahsi bir alacaktır. Ancak mahkeme eve veya paya devri yasaklayan bir ihtiyati tedbir kararı vermiş ve bu tapuya şerh edilmişse, tedbir kalkmadıkça ev veya pay satılamaz. Tedbir, aksi belirtilmedikçe nihai karar kesinleşinceye kadar sürer (HMK m. 397/2).

Karşı taraf dinlenmeden verilen tedbire bir hafta içinde itiraz edilebilir (HMK m. 394). Mahkemenin kabul edeceği bir teminat gösterilirse tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması istenebilir (HMK m. 395); koşullar değişmişse teminatsız kaldırma da mümkündür (HMK m. 396). Uygulaması bir hafta içinde istenmeyen veya davadan önce alınıp iki hafta içinde dava açılmayan tedbir kendiliğinden kalkar.

Pay haczedilebilir (TMK m. 688/3) ve haciz tasarruf yetkisini kısıtlayarak tapu siciline bildirilir (İİK m. 91). Hacizli pay devredilse bile haciz, payı sonradan edinen alıcıya karşı ileri sürülebilir (TMK m. 1010). Bu nedenle hacizli bir payın satışından önce haczin durumunun netleştirilmesi gerekir.

Evet. Her paydaş kendi payını devredebilir (TMK m. 688/3). Payı eski eşinize satarsanız önalım hakkı doğmaz. Payı üçüncü kişiye satarsanız eski eşiniz önalım hakkını kullanabilir; bu nedenle satışı noter aracılığıyla ona bildirmeniz, üç aylık sürenin başlaması bakımından önemlidir.

Paydaş olarak önalım hakkınızı kullanıp payı alıcıdan alabilirsiniz (TMK m. 732). Hak, alıcıya karşı dava açılarak kullanılır; 25 Aralık 2025'ten beri payın rayiç bedelini hâkim belirler ve siz bu bedel ile alıcıya düşen tapu giderlerini verilen kesin süre içinde yatırırsınız (TMK m. 734/2).

Önalım hakkı, satışın hak sahibine noter aracılığıyla bildirildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde satıştan itibaren bir yıl geçmekle düşer (TMK m. 733/4). Bir yıllık üst sınır 25 Aralık 2025'te yürürlüğe girdi; bu tarihten önce yapılan satışlarda eski hükümdeki iki yıllık süre uygulanır.

Evet. Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır (6325 sayılı Kanun m. 18/B). Arabuluculukta anlaşılırsa taşınmazla ilgili anlaşma belgesine taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden icra edilebilirlik şerhi alınır.

Görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir (HMK m. 4/1-b). Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir (HMK m. 12/1); yani ev İstanbul'daysa, eski eşiniz başka bir şehirde yaşasa bile dava İstanbul'da evin bulunduğu yerdeki sulh hukuk mahkemesinde açılır.

Mahkeme satışa karar verirse ev açık artırmayla satılır ve bedel paydaşlar arasında payları oranında bölüşülür (TMK m. 699). Eşlerin birlikte satın aldığı evde birinci artırmanın yalnızca paydaşlar arasında yapılması kuralı uygulanmaz; bu kural miras yoluyla edinilen taşınmazlara özgüdür (İİK m. 114).

Evet, tapu kimin adınaysa satış yetkisi de ondadır. Diğer eşin hakkı tapuda pay değil, mal rejiminin tasfiyesinde hesaplanacak para alacağıdır. Yargıtay, eşlerden birine ait malda diğer eşin mülkiyet veya ayni hak talebinde bulunamayacağını, hakkın şahsi alacak hakkı olduğunu belirtmektedir.

Evet. Evin satılması mal rejiminden doğan alacakları ortadan kaldırmaz. Değer artış payına konu mal daha önce elden çıkarılmışsa hâkim alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler (TMK m. 227/1). Mal rejiminin tasfiyesi davalarında on yıllık genel zamanaşımı uygulanır.

Protokolde yalnızca devir taahhüdü varsa ve eski eşiniz devirden kaçınıyorsa, mülkiyetin hükmen geçirilmesini hâkimden isteyebilirsiniz (TMK m. 716/1). Mülkiyet doğrudan mahkeme kararıyla kazanılmışsa ise tescili doğrudan yaptırabilirsiniz (TMK m. 705/2, 716/2).

Her paydaş, diğerinin haklarıyla bağdaştığı ölçüde evden yararlanabilir. Kullanım konusunda uyuşmazlık çıkarsa yararlanma ve kullanma şeklini hâkim belirler; bu, kullanımın zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir (TMK m. 693).

Mehir, evlenirken erkeğin kadına belirli bir mal, para veya altın vermeyi üstlenmesidir. Yargıtay mehri, erkeğin evlilik akdi nedeniyle belirli bir malı kadına bağışlama iradesini önceden ortaya koyması olarak tanımlar. Türk Medeni Kanunu'nda mehirle ilgili hüküm yoktur; bu yüzden mahkemeler yazılı mehir sözünü Borçlar Kanunu'ndaki bağışlama hükümlerine göre değerlendirir ve senede dayanan alacağı tahsil ettirir.

Mehir ya evlenirken hemen verilir (muaccel mehir) ya da ileride verilmek üzere söz verilir (müeccel mehir). Müeccel mehirde ödeme zamanı senette yazılıysa o tarihte, yazılı değilse borç doğumu anında muaccel sayılır (TBK m. 90). Evlilik sürdükçe eşler arasındaki alacaklarda zamanaşımı işlemediği için müeccel mehir uygulamada çoğunlukla ayrılık veya boşanma aşamasında istenir.

İstenebilir; mehir hakkı boşanmadan değil mehir senedinden doğar. Düğünde takılan muaccel mehir kadının malı olduğundan ziynet alacağıyla birlikte boşanma davasında istenebilir. Senetle vaat edilip verilmemiş müeccel mehir ise Borçlar Kanunu'na dayanan bir alacak olduğundan asliye hukuk mahkemesinde görülür; boşanma dilekçesine eklenirse aile mahkemesi bu talebi genellikle ayırır ve görevsizlik kararı verir.

Mehir, anlaşmalı boşanma protokolüne yazılarak çözülebilir. Protokolde mehirden söz edilmemesi tek başına vazgeçme anlamına gelmez; Hukuk Genel Kurulu mehir senedinden vazgeçildiğinin ancak aynı kuvvetteki bir belgeyle kanıtlanabileceğini belirtmiştir. En güvenli yol, protokole senetteki altınların cins, ayar, gram ve adetle hangi tarihte teslim edileceğini ya da açık bir vazgeçme beyanını yazmaktır.

Boşanmadaki kusur veya evi terk etmek, kanunda bağışlama sözünden dönme sebebi olarak sayılmamıştır. Erkek ancak Borçlar Kanunu'ndaki sınırlı sebeplerle mehirden kaçınabilir: kadının kendisine veya yakınlarına karşı ağır suç işlemesi, kendisine veya ailesine karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranması ya da kendi mali durumunun olağanüstü ağırlaşması gibi. Bu hak sebebin öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde kullanılmalı ve ispatlanmalıdır.

Yazılı ve sözü verenin imzasını taşıyorsa geçerlidir. Bağışlama sözü vermenin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır (TBK m. 288/1); noterde yapılması şart değildir, adi yazılı senet yeterlidir. Taşınmaz vaadinde ise resmî şekil gerekir (TBK m. 288/2). İmzası inkâr edilmeyen senet kadının iddiasını ispat için yeterlidir; erkek senetteki taahhüdü yerine getirdiğini yazılı delille ispatlamak zorundadır.

Henüz verilmemiş bir mehir için sözlü vaat bağışlama sözü olarak geçersizdir, çünkü kanun bağışlama sözünü yazılı şekle bağlamıştır (TBK m. 288/1). Ancak sözlü vaat yerine getirilmişse, örneğin vaat edilen altın düğünde takılmışsa, bu elden bağışlama hükmündedir (TBK m. 288/3) ve verilen altın kadının malı olur. Bu durumda altınların sonradan alınması hâlinde ziynet alacağı gibi iadesi istenebilir.

Mehir senedine dayanan talep Borçlar Kanunu'na dayandığı ve aile hukukundan kaynaklanan dava sayılmadığı için asliye hukuk mahkemesinde açılır. Yargıtay görevin kamu düzeninden olduğunu ve yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetileceğini belirtmiştir. Düğünde takılarak kadının malı olmuş muaccel mehrin iadesi ise ziynet alacağıyla birlikte aile mahkemesinde istenebilir.

Mehir senedini kayınpeder de imzalamışsa sorumludur. Hukuk Genel Kurulu, koca ve kayınpederin birlikte imzaladığı mehir senedinin ikisi için de bağlayıcı olduğunu ve senetteki yükümlülüğü yerine getirmek zorunda olduklarını kabul etmiştir. Kayınpeder senedi kefil olarak imzalamışsa kefalet hükümleri uygulanır. İmzası olmayan aile üyelerine karşı ise senede dayanarak dava açılamaz.

Çoğu dosyada altınların cins, ayar, gram ve adetle yalnızca aynen teslimini istemek daha güvenlidir. Hüküm yalnızca aynen teslime ilişkinse ve altın verilmezse icra memuru değeri haczin yapıldığı tarihteki rayice göre belirler (İİK m. 24/4). Terditli olarak dava tarihindeki bedel istenir ve mahkeme bu şekilde hükmederse icrada o tutar ve faizi istenir; uzun yargılama ve enflasyon bu tutarı eritir.

Mehir senedi yazılı olmalı ve söz veren kişi tarafından imzalanıp tarih atılmalıdır. Verilecek şey cins, ayar, gram ve adetle belirli yazılmalı; düğünde verilecek kısım ile sonraya kalan kısım ve sonraya kalan kısmın teslim zamanı ayrı ayrı gösterilmelidir. Ev veya tarla vaat edilecekse adi senet yetmez, resmî şekil gerekir. Mehri teslim eden taraf da imzalı bir teslim belgesi almalıdır; aksi hâlde teslimi tanıkla ispat edemez.

Mehir senedinden doğan alacak on yıllık genel zamanaşımına tabidir (TBK m. 146) ve süre alacağın muaccel olmasıyla başlar. Ancak evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirinden olan alacakları için zamanaşımı işlemez (TBK m. 153/3); bu nedenle kocaya karşı süre fiilen boşanmanın kesinleşmesinden sonra işler. Erkeğin bağışlamadan dönme hakkı ise sebebin öğrenilmesinden itibaren bir yıldır.

Açabilirsiniz. Hukuk Genel Kurulu, eşiyle yeniden bir araya geldiği için açtığı mehir davasından feragat eden kadının bu feragatinin hakkın özünden değil o dönem davayı takip etmekten vazgeçme niteliğinde olduğunu, bu nedenle kesin hüküm oluşmadığını kabul etmiş ve kadının yıllar sonra açtığı yeni davada senetteki altınların verilmesine hükmedilmesi gerektiğine karar vermiştir. Feragat dilekçesinin içeriği yine de önemlidir.

Dava kocaya açılabilir. Yargıtay, düğünden sonra geçici olarak kocanın anne ve babasına bırakılan ziynetler için kocanın kendisinde olmadığı savunmasıyla husumetin reddedilemeyeceğini, husumetin kocaya yöneltilmesinin yerinde ve zorunlu olduğunu belirtmiştir. Kayınpeder mehir senedini ayrıca imzalamışsa ona da dava açılabilir. Altınların teslim edildiğini ise karşı taraf yazılı delille ispatlamak zorundadır.

Araba, ruhsatta kimin adı yazılıysa onda kalır; boşanma kararı mülkiyeti değiştirmez. Araç evlilik içinde karşılığı verilerek alındıysa edinilmiş maldır ve diğer eş, aracın karar tarihine en yakın piyasa değeri üzerinden hesaplanan katılma alacağını para olarak isteyebilir. Yargıtay bu hakkın ayni değil şahsi alacak hakkı olduğunu, borçlu eş isterse borcunu aracı vererek ödeyebileceğini ama alacaklı eşin aracın kendisini talep edemeyeceğini kabul eder.

Hukuken ortak mülkiyet değildir; araç ruhsat sahibinin malıdır. Ancak eşler başka bir mal rejimi seçmemişse edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır ve evlilik içinde karşılığı verilerek alınan araç edinilmiş mal sayılır (TMK m. 219). Boşanmada bu aracın değeri tasfiye hesabına girer ve diğer eş, artık değerin yarısı üzerinden alacak isteyebilir. Kanun, aksi ispatlanana kadar bir eşin bütün mallarını edinilmiş mal kabul eder (TMK m. 222/3).

Ruhsat sahibi eşin olur ve boşanmadan sonra da onda kalır. Diğer eşin hakkı aracın kendisi değil, değerinden doğan alacaktır. Hesapta kesim tarihi boşanma davasının açıldığı tarihtir (TMK m. 225/2); değer ise karar tarihine en yakın piyasa değeridir. Aracın bedelinin bir kısmı evlilik öncesi birikimle veya miras parasıyla ödendiyse o kısım kişisel mal olarak ayrılır, kalan kısım paylaşılır.

Ruhsat kadının adınaysa araba kadında kalır. Araç evlilik içinde karşılığı verilerek alındıysa kadının edinilmiş malıdır ve koca, kadının artık değerinin yarısı üzerinden katılma alacağı isteyebilir. Aracın parasını koca ödediyse bu ödeme kadının malına yapılmış bir katkı olarak değerlendirilir ve koca, katkısı oranında değer artış payı talep edebilir (TMK m. 227). Mahkeme tescili değiştirip aracı kocaya vermez.

Evlenmeden önce alınan araç kişisel maldır (TMK m. 220/2); boşanmada sahibinde kalır ve diğer eş bunun için katılma alacağı isteyemez. İstisnalar vardır: aracın kredi taksitleri evlilik içinde edinilmiş mallardan ödendiyse denkleştirme istenebilir (TMK m. 230), diğer eş araca kendi parasıyla karşılıksız katkı yaptıysa değer artış payı gündeme gelir (TMK m. 227). Eski araç satılıp yenisi alındıysa satış bedeli oranında yeni araç da kişisel mal sayılır.

Dava tarihinden önce ödenen taksitler paylaşılacak değere, sonra ödenecek taksitler aracın borcuna sayılır. Yargıtay yöntemine göre dava tarihinde kalan kredinin toplam krediye oranı bulunur, satın alma bedeline oranlanır ve karara en yakın piyasa değeriyle çarpılarak borç payı hesaplanır; bu tutar değerden düşülür, kalanın yarısı katılma alacağıdır. Yargıtay, dava tarihine kadar 36 taksitten yalnızca 3'ü ödenmiş bir araçta bu oranlama yapılmadığı için kararı bozmuştur.

Kural olarak ruhsat sahibinde kalır. Ancak boşanma davası açılınca hâkim, eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ve çocukların bakımına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alır (TMK m. 169). Çocukların ulaşımı gibi somut bir ihtiyacı olan eş, aracın dava süresince kendisine tahsis edilmesini isteyebilir. Tahsis kararı mülkiyeti değiştirmez ve boşanma kesinleşince kalkar.

Evet. Eşlerden her biri kanunda aksine hüküm bulunmadıkça her türlü hukuki işlemi yapabilir (TMK m. 193); eşin rızası şartı yalnızca aile konutu için vardır (TMK m. 194) ve araba bu kapsamda değildir. Ancak satış alacağı yok etmez: dava tarihinden önceki bir yıl içinde rızasız yapılan karşılıksız kazandırmalar ve katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler tasfiyede değer olarak eklenir (TMK m. 229).

Satış geçerlidir ama sonuçsuz kalmayabilir. Satış bedeli olağan ihtiyaçlar için harcandıysa veya başka bir edinilmiş mala dönüştüyse hesap o mal üzerinden yapılır. Araç karşılıksız devredildiyse ya da katılma alacağını azaltmak kastıyla elden çıkarıldıysa değeri, devir tarihindeki değeriyle tasfiyeye eklenir (TMK m. 229, 235/2). Davanın kendisine ihbar edilmesi şartıyla karar aracı alan üçüncü kişiye karşı da ileri sürülebilir.

Aile konutu şerhi konulamaz, çünkü araç taşınmaz değildir. Aracın satılmasını önlemek için mahkemeden ihtiyati tedbir istenir (HMK m. 389-391); tedbir trafik kaydına işlenir ve noter, taşıt üzerinde devri kısıtlayan bir tedbir varken satış yapamaz (Karayolları Trafik Kanunu m. 20/d). Tedbir isteyen taraf kural olarak teminat gösterir; adli yardımdan yararlanan kişi teminattan muaftır (HMK m. 392/1).

Hayır, araba taşınır maldır. Bu ayrımın boşanmada iki sonucu vardır: arabaya tapu kütüğüne işlenen aile konutu şerhi konulamaz ve aracın satışı için diğer eşin rızası aranmaz. Araç, trafik kaydıyla izlenir; mülkiyeti ruhsatta adı yazan kişidedir ve satış ile devri noterde yapılır. Satışı önlemek için başvurulacak yol ihtiyati tedbirdir.

Araç ruhsat sahibinde kalır. Ancak düğünde takılan kadına özgü takılar kural olarak kadının kişisel malıdır; bu takılar bozdurulup kocanın adına araba alındıysa kadın takıların aynen, mümkün değilse bedelinin iadesini ya da mal rejimi tasfiyesinde takılarının araca katkısını talep edebilir. Takıların geri verilmemek üzere verildiğini iddia eden eş bunu ispatlamak zorundadır.

Kural olarak alabilir; kusur tasfiyeyi etkilemez. İstisna, zina veya hayata kast nedeniyle boşanmadır: hâkim kusurlu eşin artık değerdeki payını hakkaniyete uygun olarak azaltabilir veya kaldırabilir (TMK m. 236/2). Bu yetki yalnızca artık değere katılma alacağı için vardır, değer artış payını kapsamaz. Yargıtay payın tamamen kaldırılmasını olayın özelliklerine göre ölçüsüz bulabilmekte, daha az oranda azaltma yapılmasını istemektedir.

Protokol ve mahkeme kararı devri kendiliğinden gerçekleştirmez; ruhsat sahibinin noterde satış veya devir işlemi yapması gerekir. Noter, araçla ilgili vergi ve trafik cezası borcu bulunmadığını ve taşıt üzerinde devri kısıtlayan bir tedbir veya kayıt olmadığını kontrol eder (Karayolları Trafik Kanunu m. 20/d). Protokolde devir süresi, masrafların kime ait olduğu ve varsa kredi ile rehnin nasıl kapatılacağı açıkça yazılmalıdır.

Boşanma davasıyla birlikte veya boşanma kesinleştikten sonra açılabilir. Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin alacaklar on yıllık genel zamanaşımına tabidir ve süre boşanma kararının kesinleştiği tarihte başlar; Yargıtay önceki uygulamadaki bir yıllık sürenin terk edildiğini açıkça belirtmiştir. Ancak araç değer kaybettiği ve hesap karar tarihindeki değerle yapıldığı için beklemek alacağı küçültür.

İki sınır birlikte işler. Bankalar işlem belgelerini on yıl süreyle saklamak zorundadır (Bankacılık Kanunu m. 42); bu yüzden pratikte on yıldan eski hareketler için kayıt gelmeyebilir. Hukuken anlamlı dönem ise mal rejimi dönemidir: evlilik tarihinden (2002 öncesi evliliklerde 1 Ocak 2002'den) boşanma davasının açıldığı tarihe kadar. Rızasız karşılıksız kazandırma iddiası için dava tarihinden önceki son bir yıl, katılma alacağını azaltma kastıyla devir iddiası için ise tüm evlilik dönemi incelenir.

Mahkeme kendiliğinden araştırma yapmaz; taraflardan birinin talebi üzerine ve kaydı ispat için zorunlu görürse bankaya müzekkere yazar. Dayanak, üçüncü kişi veya kurumun elindeki belgenin ibrazını düzenleyen HMK m. 221'dir. Hesap hareketleri en çok mal rejiminin tasfiyesinde, ayrıca nafaka ve tazminat için gelir tespitinde ve ekonomik şiddet iddialarında kullanılır.

Hayır. Müşteriyle ilişki kurulduktan sonra oluşan veriler müşteri sırrıdır ve bu bilgiler kanundaki istisnalar dışında müşterinin talebi olmadan üçüncü kişilerle paylaşılamaz; sırlar ancak kanunen açıkça yetkili kılınan mercilere açıklanır (Bankacılık Kanunu m. 73). Eş bu merciler arasında değildir. Bilgiyi almanın tek güvenli yolu mahkemeden celp kararı istemektir.

Sorabilir, ancak talebin somut olması gerekir. Mahkeme belgeyi ispat için zorunlu görmedikçe celp kararı vermez; "tüm bankalardaki tüm hesaplar" biçimindeki genel istekler sıklıkla reddedilir veya sonuçsuz kalır. Bilinen banka ve şube, maaşın yatırıldığı banka, kesin tarih aralığı ve hangi vakıanın ispatı için istendiği yazıldığında talep kabul edilme şansını artırır.

Evet, dava konusu iddialarla ilgiliyse incelenir. Kanuna göre bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir (TMK m. 222); "bu para kişisel malımdır" diyen eş bunu ispatlamak zorundadır ve ispat çoğunlukla kendi hesap hareketleriyle yapılır. Ayrıca kişisel malların gelirleri edinilmiş mal sayıldığı için faiz ve kira gelirleri de tasfiyede dikkate alınır.

İstenebilir. Kredi kartı ekstreleri, harcama düzeyini ve ödeme gücünü göstermesi nedeniyle nafaka ve tazminat tartışmalarında; malın alımında kullanılan ödemeleri göstermesi nedeniyle mal rejimi tasfiyesinde delil olur. Talepte kart numarasının son haneleri, banka adı ve kesin tarih aralığı belirtilmelidir. Kredi ile alınan mallarda kredi sözleşmesi ve ödeme planının da celbi istenmelidir.

İncelenebilir. Mahkeme üçüncü kişinin elindeki belgenin ibrazını emredebilir (HMK m. 221). Yargıtay, davalının babasının hesabına gönderilen paranın kime transfer edildiğinin tespit edilmesi ve davalının hesap hareketleri gözetilerek kişisel mal savunmasının değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir. Uygulamada mahkemeler sınırsız tarama yapmaz; işlem tarihine odaklanan dar bir tarih aralığı ister.

Duruma bağlıdır. Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan karşılıksız kazandırmalar ile rejim boyunca katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler tasfiyeye eklenir (TMK m. 229). Parayı olağan ihtiyaçlar için harcadığınızı ispatlarsanız sorun olmaz. Yargıtay, satış bedelinin hesaplara hiç girmediği ve harcandığının ispatlanamadığı bir dosyada diğer eş lehine katılma alacağına hükmedilmesini onamıştır.

Bakılmaz. Anlaşmalı boşanmada hâkim kusur araştırması ve malvarlığı incelemesi yapmaz; tarafları bizzat dinler ve protokoldeki düzenlemeyi uygun bulup bulunmadığına karar verir. Ancak protokol mal rejimi tasfiyesini kapsamıyorsa, boşanma kesinleştikten sonra açılacak mal rejimi davasında hesap hareketleri incelenebilir.

Talep edilebilir. Hâkim, ailenin ekonomik varlığının korunması için gerekli görürse eşlerden birinin belirlenen malvarlığı değerleri üzerinde tasarruf yetkisini diğer eşin rızasına bağlayabilir (TMK m. 199). Dava sürerken hesaplara ihtiyati tedbir konulması da istenebilir. Tedbir kararı için hesabın varlığına ve boşaltılma riskine ilişkin somut bilgi sunmak gerekir.

Bu cevap olağandır, çünkü saklama yükümlülüğü on yıldır. Bu durumda ispat dolaylı delillerle yapılır: tapu ve trafik kayıtları, kredi sözleşmeleri ve ödeme planları, noter belgeleri, vergi ve SGK kayıtları, elde kalmış dekont ve ekstreler ile tanık beyanları birlikte değerlendirilir. Yargıtay, hesap hareketlerinin tarihleri tam örtüşmese de diğer delillerle birlikte kişisel mal savunmasının ispatlanabileceğini kabul etmiştir.

Sunmayın. Eşinizin internet bankacılığına izinsiz girmek bilişim sistemine hukuka aykırı girme suçunu oluşturabilir; bu fiil için bir yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmüştür (TCK m. 243). Ayrıca hukuka aykırı olarak elde edilen deliller mahkemece bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz (HMK m. 189/2). Kendi hesabınıza ait kayıtları ise bankadan alıp sunabilirsiniz.

Bu bir bozma sebebidir. Yargıtay, hükme esas alınan hesapların karşı tarafa ait olduğu ve davalı adına kayıtların dosyaya hiç getirtilmediği bir dosyada eksik incelemeyle kurulan hükmü bozmuştur. Benzer şekilde paranın kime transfer edildiği belirlenmeden kişisel mal savunması hakkında karar verilmesi de eksik araştırma sayılmıştır. Bu yüzden talebin reddi hâlinde ara karara karşı beyanlarınızı tutanağa geçirtmek ve istinaf dilekçesinde bu eksikliği ileri sürmek önemlidir.

Yurt dışı hesaplarında Türk mahkemesi doğrudan müzekkere yazamaz; istinabe ve adli yardım yollarıyla bilgi istenir, süreç uzundur ve her ülkeden sonuç alınamaz. Kripto varlıklarda ise Türkiye'de faaliyet gösteren platformlardan kullanıcı ve işlem kayıtları istenebilir; yurt dışı platformlar ve kişisel cüzdanlar için tespit çok daha güçtür. Her iki durumda da banka kayıtlarındaki para çıkışları en önemli iz olur.

Geçerlidir, ancak hukuktaki adı mal rejimi sözleşmesidir ve içeriği kanunla sınırlıdır. Eşler Türk Medeni Kanunu m. 202 uyarınca kanundaki dört rejimden birini seçebilir; serbest içerikli bir sözleşme yapamazlar. Geçerlilik için noterde düzenleme veya onaylama şekline uyulması zorunludur.

İki yol var. Birincisi noterde düzenleme veya onaylama şeklinde sözleşme yapmak; ikincisi evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejiminin seçildiğini yazılı olarak bildirmek. İkinci yol yalnızca evlenme anında kullanılabilir; evlendikten sonra rejim değiştirmenin tek yolu noterdir.

Yapılabilir. TMK m. 203 sözleşmenin evlenmeden önce veya sonra yapılabileceğini, m. 208 ise eşlerin her zaman yeni bir sözleşmeyle önceki veya başka bir rejimi kabul edebileceğini düzenler. Hâkim kararına veya gerekçe göstermeye ihtiyaç yoktur; iki eşin iradesi ve noter şekli yeterlidir.

Kapsamaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 19.09.2024 tarihli E. 2023/626, K. 2024/6099 ve 03.10.2024 tarihli E. 2023/7024, K. 2024/6794 sayılı kararlarında, sözleşmenin geçmişe etkili olacağına ilişkin maddelerinin geçersiz olduğunu ve sözleşmenin yapıldığı tarihten itibaren geçerli olduğunu belirtmiştir.

Dört rejim vardır: yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma, mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı. Sözleşme yapılmazsa edinilmiş mallara katılma uygulanır. Kanunda sayılanlar dışında yeni bir rejim yaratmak mümkün değildir.

Mal ayrılığında katılma alacağı doğmaz ve her eş kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur. Ancak bir eş diğerinin malının edinilmesine parasal katkı yapmışsa katkı payı alacağı talep edebilir. Yani mal ayrılığı, katkıyı tamamen ortadan kaldırmaz.

Değiştirilebilir. TMK m. 237, artık değere katılmada mal rejimi sözleşmesiyle başka bir esasın kabul edilebileceğini düzenler. Sınırı, eşlerin ortak olmayan çocuklarının ve onların altsoylarının saklı paylarının zedelenmemesidir. Mal ortaklığında da paylaşma oranı m. 276 uyarınca değiştirilebilir.

Evet. TMK m. 221, eşlerin sözleşmeyle bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan ve normalde edinilmiş mala girecek değerlerin kişisel mal sayılacağını kararlaştırabileceğini düzenler. Aynı madde, kişisel malların gelirlerinin de edinilmiş mallara dahil olmayacağının kararlaştırılmasına izin verir.

Hayır. TMK m. 184/5 uyarınca boşanmanın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz. Nafaka, velayet ve boşanma tazminatı mal rejimi sözleşmesinin konusu değildir; bunlar ancak boşanma davasındaki protokolde ve hâkimin onayıyla düzenlenebilir.

Kanun, sözleşmenin geçerliliği için tapuya şerh veya nüfus kaydına işlenme gibi bir tescil şartı öngörmemiştir; geçerlilik noter şekline bağlıdır. Bu nedenle sözleşmenin bir nüshasının saklanması ve noterdeki tarih ile yevmiye numarasının not edilmesi pratikte önemlidir.

İleriye dönük olarak yarar, geçmişe dönük olarak yaramaz. 2002 öncesi evliliklerde evlenme tarihinden 01.01.2002'ye kadar mal ayrılığı, o tarihten sonra edinilmiş mallara katılma geçerlidir. Yasal rejimi evlenme tarihinden itibaren geçerli kılma imkânı 4722 sayılı Kanun m. 10 ile yalnızca bir yıl için tanınmıştı ve 01.01.2003'te sona erdi.

Haklı bir sebep varsa mahkemeye başvurup mevcut rejimin mal ayrılığına dönüşmesini isteyebilirsiniz. TMK m. 206 haklı sebep olarak diğer eşin malvarlığının borca batık olmasını, menfaatleri tehlikeye düşürmesini, gereken rızayı haklı sebep olmadan esirgemesini, malvarlığı ve borçları hakkında bilgi vermekten kaçınmasını ve sürekli ayırt etme gücü yoksunluğunu sayar.

Korunmaz. TMK m. 213, mal rejiminin kurulması, değiştirilmesi veya tasfiyesinin alacaklıların haklarını alabilecekleri malları sorumluluk dışında bırakamayacağını düzenler. Kendisine böyle mallar geçen eş borçlardan kişisel olarak sorumlu olur; ancak malların borcu ödemeye yetmediğini ispat ederse o ölçüde sorumluluktan kurtulabilir.

Eşler evlilik malları için evlenme anındaki mutad mesken veya millî hukuklarından birini açıkça seçebilir. Seçim yoksa sırasıyla evlenme anındaki müşterek millî hukuk, müşterek mutad mesken hukuku, bunlar da yoksa Türk hukuku uygulanır. Malların tasfiyesinde taşınmazlar için bulundukları ülke hukuku geçerlidir.

Türk Medeni Kanunu m. 220'ye göre dört grup kişisel maldır ve paylaşıma girmez: eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya; mal rejiminin başlangıcında yani evlenmeden önce sahip olunan malvarlığı değerleri; miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde edilenler; ve manevi tazminat alacakları. Dördüncü olarak bu malların yerine geçen değerler de kişisel maldır. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta, bu korumanın otomatik olmamasıdır; kişisel mal olduğunu iddia eden taraf bunu ispatlamakla yükümlüdür.

Hayır, evlilik öncesinde edinilmiş mallar TMK m. 220 uyarınca kişisel maldır ve paylaşıma girmez. Ancak iki önemli istisna vardır. Birincisi, evin kirası kişisel mal değildir; TMK m. 219/4 uyarınca kişisel malların gelirleri edinilmiş mal sayılır ve paylaşılır. İkincisi, eşiniz o evin edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunmuşsa TMK m. 227 uyarınca değer artış payı isteyebilir. Örneğin evin kredisi evlilik içinde ortak gelirle ödendiyse veya eşiniz kendi parasıyla kapsamlı tadilat yaptıysa bu durum gündeme gelir.

Hayır. Miras yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri TMK m. 220/2 uyarınca kişisel maldır ve paylaşıma girmez. Aynı hüküm bağış gibi karşılıksız kazanmaları da kapsar. Ancak iki noktaya dikkat edilmelidir: miras kalan malın geliri, örneğin kirası veya faizi, TMK m. 219/4 uyarınca edinilmiş mal sayılır ve paylaşılır. Ayrıca miras kalan malı ispatlamak gerekir; veraset ilamı ve intikal işlemli tapu kaydı bu konuda en güçlü belgelerdir.

Hayır, tam tersi. Bu, en çok şaşırtan kurallardan biridir. TMK m. 219'un dördüncü bendi, kişisel malların gelirlerini açıkça edinilmiş mallar arasında saymıştır. Yani miras kalan dairenin kendisi sizin kişisel malınızdır ve paylaşılmaz; ancak o dairenin evlilik süresince elde edilen kirası edinilmiş maldır ve artık değerin yarısı üzerinden paylaşıma girer. Aynı kural banka faizi ve hisse temettüsü için de geçerlidir. Bunun aksi ancak noterde düzenlenecek bir mal rejimi sözleşmesiyle kararlaştırılabilir (m. 221/2).

Kısmen. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre ölçüt, paranın ne zaman ödendiği değil hangi döneme ait çalışmanın karşılığı olduğudur. 1 Ocak 2002 tarihinden önceki çalışmaya düşen kısım kişisel mal, bu tarihten sonraki çalışma karşılığında hak edilen kısım ise TMK m. 219/1 uyarınca edinilmiş mal sayılır. Çalışma süresi her iki döneme yayılıyorsa toplam kıdem tazminatı dönemlere düşen süreyle orantılı biçimde bölünür. 1 Ocak 2002, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun yürürlüğe girdiği ve edinilmiş mallara katılma rejiminin yasal rejim hâline geldiği tarihtir.

Kıdem tazminatıyla aynı mantık geçerlidir: 1 Ocak 2002 öncesi çalışmaya düşen kısım kişisel, sonrasına düşen kısım edinilmiş mal sayılır ve oranlama yapılır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin E.2013/14162 K.2014/12725 sayılı kararında, emekli ikramiyesinin tamamen kişisel mal kabul edilerek tasfiye dışı bırakılması doğru bulunmamıştır. Dolayısıyla ne "tamamı benim" ne de "tamamı ortak" iddiası doğrudur; dönem ayrımı yapılması zorunludur. Bu ayrım için SGK hizmet dökümü ve işe giriş tarihi belirleyici belgelerdir.

Hayır. Manevi tazminat alacakları TMK m. 220/3 uyarınca açıkça kişisel mal sayılmıştır ve paylaşıma girmez. Bunun mantığı, manevi tazminatın kişinin çektiği acının karşılığı olması ve kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak niteliği taşımasıdır. Buna karşılık çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar TMK m. 219/3 uyarınca edinilmiş maldır ve paylaşılır. Aynı kazadan doğan iki tazminat kalemi bu nedenle farklı gruplara girer; ödeme belgesinde kalemlerin ayrı ayrı görünmesi önemlidir.

Ziynet eşyasında iki ayrı soruyu ayırmak gerekir. Birincisi kime ait olduğudur: yerleşik uygulamada kadına özgü ziynet eşyası kime takılmış olursa olsun kadına ait sayılır. İkincisi kişisel mal olup olmadığıdır: evlilik öncesinde sahip olunan veya düğünde karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen ziynet, TMK m. 220 kapsamında kişisel mal niteliğindedir ve paylaşıma girmez. Ziynet bozdurulup ev veya araç alımında kullanıldıysa hak kaybolmaz; kişisel maldan edinilmiş mala yapılmış bir katkı söz konusu olur.

Evet. TMK m. 220'nin dördüncü bendi, kişisel malların yerine geçen değerlerin de kişisel mal olduğunu düzenler. Hukukta buna ikame veya sürrogasyon denir. Miras kalan tarlayı satıp o parayla daire aldıysanız daire de kişisel malınızdır. Ancak kritik şart, para akışını kesintisiz gösterebilmenizdir. Satış bedelini maaş hesabınıza yatırıp aylarca kullandıysanız para maaşlarınızla karışmış olur ve kişisel mal iddiasını ispatlamak çok zorlaşır. Bu nedenle miras veya bağış parasının ayrı bir hesapta tutulması önemlidir.

Hayır, tapunun kimin üzerinde olduğu tek başına belirleyici değildir. TMK m. 222'nin son fıkrası, bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edileceğini düzenler. Yani tapu sizin adınıza olsa bile mal, aksi ispatlanmadıkça edinilmiş mal sayılır ve artık değerinin yarısı diğer eşe gider. Belirleyici olan malın kimin adına kayıtlı olduğu değil, hangi parayla ve ne zaman edinildiğidir. Bu nedenle mal rejimi davalarında en güçlü delil genellikle banka hesap hareketleridir.

İspat aracı mal türüne göre değişir. Evlilik öncesi edinim için tapu kaydındaki edinim tarihi, ruhsat veya trafik tescil tarihi ve ödeme dekontları; miras için veraset ilamı ve intikal işlemli tapu kaydı; bağış için bağış sözleşmesi ve banka havale açıklaması; manevi tazminat için kalemin manevi olduğunu açıkça gösteren mahkeme kararı ve ödeme belgesi; kıdem tazminatı için SGK hizmet dökümü ve işe giriş tarihi kullanılır. Yerine geçen değerlerde ise kesintisiz para akışını gösteren hesap dökümleri belirleyicidir.

Evet, alır. Mal rejiminin tasfiyesi kusura bakmaz; aldatma, şiddet veya başka bir kusur mal paylaşımı oranını değiştirmez. Kusur; maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası bakımından önemlidir, mal paylaşımında değil. Bu, danışanlarımın en çok şaşırdığı konulardan biridir. Aldatan eş boşanmada tazminat ödemeye mahkûm edilebilir ve yoksulluk nafakası alamayabilir, ancak edinilmiş malların artık değeri üzerindeki katılma alacağı hakkı devam eder.

Hayır. Edinilmiş malların artık değeri kural olarak yarı yarıya paylaşılır; hangi eşin daha çok kazandığı paylaşım oranını değiştirmez. Nitekim edinilmiş mallara katılma rejiminin temel mantığı budur: evlilik birliği içinde eşlerin katkısının farklı biçimlerde olabileceği, ev içi emeğin de değerli olduğu kabul edilir. Ancak şu ayrım önemlidir: paylaşıma giren şey her eşin kendi edinilmiş mallarının artık değeridir; her eş kendi malları üzerinden hesap yapar ve karşılıklı alacaklar denkleştirilir.

Paylaşım oranını etkilemez. Bir yıllık evlilikte de kırk yıllık evlilikte de kural aynıdır: edinilmiş malların artık değeri yarı yarıya paylaşılır. Değişen tek şey, evlilik süresince biriken malvarlığının miktarıdır; uzun evliliklerde doğal olarak daha fazla edinilmiş mal birikmiş olur. Ayrıca uzun evliliklerde kişisel mal ile edinilmiş malın karışması ihtimali arttığı için ispat da zorlaşır. Bu nedenle uzun evliliklerin tasfiyesi genellikle daha karmaşık ve uzun sürer.

Evet, isteyebilir. TMK m. 227 uyarınca eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında o malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur. Buna değer artış payı denir. Örneğin eşinize miras kalan daireye siz kendi paranızla kapsamlı tadilat yaptıysanız, daire kişisel mal olduğu için paylaşılmaz ama tadilatınızın yarattığı değer artışından katkınız oranında alacak hakkınız doğar.

TMK m. 227'ye göre alacak, malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır. Bu, katkıda bulunan eşin lehinedir: on yıl önce yapılan katkı, bugünkü değer üzerinden karşılık bulur ve enflasyon karşısında erimez. Bir değer kaybı söz konusuysa katkının başlangıçtaki değeri esas alınır; böylece katkıda bulunan eş değer kaybı riskini tek başına üstlenmez. Malın daha önce elden çıkarılmış olması hâlinde ise hâkim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler.

Kısmen evet. TMK m. 221 iki imkân tanır. Birincisi, eşler mal rejimi sözleşmesiyle bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan ve normalde edinilmiş mallara dahil olması gereken değerlerin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. İkincisi, kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını kararlaştırabilirler. Ancak bunun için noterde düzenlenmiş geçerli bir mal rejimi sözleşmesi gerekir; sonradan "biz aramızda öyle anlaşmıştık" demek hukuki sonuç doğurmaz.

TMK m. 220/2, miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malvarlığı değerlerini kişisel mal sayar. Buradaki "herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma" ifadesi geniştir ve karşılığında emek veya bedel verilmeden elde edilen kazanımları kapsar. Bu nedenle ikramiye niteliğindeki kazanımların kişisel mal sayılacağı savunulabilir. Ancak somut olayın özellikleri, biletin hangi parayla alındığı gibi hususlar tartışma yaratabileceğinden dosyanın kendi şartlarına göre değerlendirme yapılmalıdır.

Hesabın kimin adına olduğu belirleyici değildir; belirleyici olan paranın kaynağıdır. Maaş, ticari kazanç gibi çalışma karşılığı elde edilen paralar TMK m. 219/1 uyarınca edinilmiş maldır ve paylaşılır. Miras, bağış veya evlilik öncesi birikim ise kişisel maldır. Ancak TMK m. 222 uyarınca aksi ispatlanmadıkça tüm mallar edinilmiş sayılacağı için, hesaptaki paranın kişisel kaynaktan geldiğini ispatlamak size düşer. Farklı kaynaklı paraların aynı hesapta karışması, bu ispatı çok zorlaştırır.

Belirleyici olan kredinin hangi dönemde ve hangi kaynaktan ödendiğidir. Ev evlilik içinde alınmış ve kredisi evlilik süresince maaşlarla ödenmişse edinilmiş mal sayılır ve paylaşılır. Ev evlilik öncesinde alınmış ancak kredi taksitlerinin bir kısmı evlilik içinde ortak gelirle ödenmişse, evin kendisi kişisel mal olmakla birlikte evlilik içinde ödenen kısım bakımından diğer eşin katkısı gündeme gelir. Bu tür karma durumlarda ödeme dökümlerinin tarih tarih çıkarılması ve bilirkişi incelemesi yapılması gerekir.

Mal rejiminden kaynaklanan davalar boşanma davasıyla birlikte değil, ayrı bir dava olarak açılır ve kural olarak boşanma kararının kesinleşmesi beklenir. Mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona erer (TMK m. 225/2), ancak tasfiye davası boşanmanın kesinleşmesinden sonra görülür. Zamanaşımı süresi boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren on yıldır. Bu süre uzun görünse de "nasıl olsa hakkım var" diyerek beklemek hakkın tamamen kaybedilmesiyle sonuçlanabilir.

Bu durum uygulamada mal kaçırma olarak adlandırılır ve hukuken karşılıksız değildir. Tasfiyede eklenecek değerler kurumu devreye girer; mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yapılan olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ile katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler, hesaplamada edinilmiş mallara eklenir. Ayrıca muvazaalı olduğu ispatlanan devirlerin iptali için ayrı dava yolları bulunmaktadır. Bu tür dosyalarda devrin zamanlaması ve bedelin gerçekten ödenip ödenmediği belirleyicidir.

Ev eşyalarında ayrım kişisel kullanım ölçütüne göre yapılır. Yalnız bir eşin kişisel kullanımına yarayan eşya TMK m. 220/1 uyarınca kişisel maldır. Buna karşılık evlilik birliği içinde ortak kullanım için edinilen beyaz eşya, mobilya gibi eşyalar edinilmiş mal niteliğindedir ve paylaşıma girer. Uygulamada ev eşyalarının değeri genellikle taşınmazların yanında küçük kaldığı için taraflar bu konuda çoğunlukla anlaşma yoluna gider; anlaşmalı boşanmalarda protokolde ev eşyası paylaşımına ayrı bir madde konulması yerinde olur.

Tam olarak değil ve bu yaygın bir yanlış anlamadır. Yarı yarıya paylaşılan şey tüm malvarlığı değil, yalnızca her eşin edinilmiş mallarının artık değeridir. Kişisel mallar bu hesabın tamamen dışındadır. Ayrıca her eş kendi edinilmiş malları üzerinden hesap yapar, borçlar düşülür ve karşılıklı alacaklar denkleştirilir. Yani "her şey ikiye bölünür" ifadesi hukuken doğru değildir; doğru ifade, kişisel mallar ayrıldıktan ve borçlar düşüldükten sonra kalan artık değerin yarısının talep edilebileceğidir.

En etkili tedbir kayıt disiplinidir. Miras veya bağış yoluyla gelen parayı ayrı bir hesapta tutun ve o hesabı başka işlemler için kullanmayın; bir taşınmaz alacaksanız ödemeyi doğrudan o hesaptan yapın. Evlilik öncesi edinimlerin tapu, ruhsat ve ödeme belgelerini saklayın. Ziynet eşyası için düğün fotoğraf ve videoları ile kuyumcu belgelerini muhafaza edin. Daha güçlü bir koruma isteniyorsa noterde mal rejimi sözleşmesi yapılabilir. Bu tedbirler dava anında değil, çok daha önce alınması gereken tedbirlerdir.

Evet. HMK m. 107, 7589 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır ve değişiklik 31 Temmuz 2026 tarihli, 33326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir. Bugün mevzuat.gov.tr'deki konsolide HMK metninde madde başlığının altında yalnızca "MADDE 107– (Mülga:16/7/2026-7589/19 md.)" ibaresi yer almaktadır. Yerine, HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra ile güçlendirilmiş kısmi dava sistemi getirilmiştir. Bu tarihten önce açılmış belirsiz alacak davaları ise geçici m. 1/10 uyarınca eski hükme göre yürümeye devam eder.

Hiçbir şey olmaz; aynen devam eder. 7589 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin onuncu fıkrası açıktır: yürürlükten kaldırılan HMK m. 107, kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunur. Yani 31 Temmuz 2026'dan önce açtığınız dava usul değişikliği nedeniyle reddedilmez, dava türünüzü değiştirmeniz gerekmez ve ek bir işlem yapmanız gerekmez. Mülga madde bu dosyalar bakımından yaşamaya devam eder ve Yargıtay'ın m. 107'ye ilişkin yerleşik içtihadı da bu dosyalarda uygulanmayı sürdürür.

Kısmi dava. HMK m. 109/1 uyarınca talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda alacağın sadece bir kısmı dava yoluyla ileri sürülebilir. Dilekçenizde dava türünü açıkça "kısmi dava" olarak belirtin ve HMK m. 109'a atıf yapın; "belirsiz alacak davası" ibaresini artık kullanmayın. Alacağın tamamını baştan belirleyebiliyorsanız elbette tam eda davası da açabilirsiniz. Yeni sistemin en büyük kazancı, dava türü seçme riskinin ortadan kalkmasıdır: artık "bu alacak belirsiz mi" sorusunu dava açarken doğru cevaplamak zorunda değilsiniz.

Bir kez. HMK m. 109/4 açıkça "aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere" demektedir. Bu, yeni sistemin en büyük tuzağıdır: eski belirsiz alacak davasında talep, alacak belirli hâle geldikçe düzeltilebiliyordu; yeni sistemde bir kez artırırsınız. Sonradan bilirkişiden daha yüksek bir rakam çıkarsa ikinci artırım iddianın genişletilmesi yasağına takılır. Bu nedenle artırımı yapmadan önce bilirkişi raporunun kesinleştiğinden, rapora itirazların karşılandığından ve değer esaslı dosyalarda hesabın en güncel tarihe göre yapıldığından emin olun.

Hayır. HMK m. 109/4, artırımın "iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın" yapılabileceğini düzenler. Bu, ıslaha da karşı tarafın muvafakatine de gerek olmadığı anlamına gelir; basit bir talep artırım dilekçesi yeterlidir. Bu, eski kısmi dava uygulamasına göre önemli bir kolaylıktır, çünkü orada artırım ıslah yoluyla yapılıyor ve ıslah kurumunun kendi sınırlamalarına tabi oluyordu. Ancak dikkat: ıslahtan farklı olarak bu hak tek seferliktir ve tahkikatın sona ermesine kadar kullanılmalıdır.

Tahkikatın sona ermesine kadar. HMK m. 109/4 süreyi bu şekilde belirlemiştir. Pratikte bu, bilirkişi raporu alındıktan ve rapora itirazlar değerlendirildikten sonra, ancak sözlü yargılama aşamasına geçilmeden önce artırım yapılması gerektiği anlamına gelir. Tahkikatın kapanmasını dikkatle takip etmek gerekir; tahkikat kapandıktan sonra artırım hakkı kullanılamaz. Hakkın tek seferlik olması nedeniyle zamanlama kritik önemdedir: çok erken kullanırsanız eksik kalır, çok geç kalırsanız hiç kullanamazsınız.

Evet, artırılan kısım bakımından çözüldü. HMK m. 109/4'ün son cümlesine göre zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Eski sistemde kısmi davada zamanaşımı yalnızca dilekçedeki miktar için kesiliyordu. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'ne gelen bir dosyada ilk derece mahkemesi davayı kısmi dava sayıp artırılan kısmı zamanaşımından reddetmiş, Yargıtay ise davanın belirsiz alacak davası olduğunu belirterek bozmuştu; bozmadan sonra verilen karar 18.05.2026'da onandı. Artık sonuç bu nitelendirmeye bağlı değil.

Bu, yeni düzenlemenin çözmediği sorundur. HMK m. 109/4 yalnızca zamanaşımından söz eder, faize değinmez. Yerleşik uygulamada kısmi davada dilekçedeki miktara dava veya temerrüt tarihinden, sonradan artırılan kısma ıslah tarihinden faiz işletilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 12.05.2026 tarihli kararında dava öncesi ihtarla istenen 1.600.000 TL'ye temerrüt tarihinden, kalan kısma ıslah tarihinden faiz işletti. Belirsiz alacak davası olarak açılan bir dosyada ise 05.05.2026 tarihli kararla tazminatın tamamına olay tarihinden faiz uygulandı. Konu içtihatla netleşene kadar tartışmalıdır.

Dava dilekçenizde faizi açıkça ve alacağın tamamı için dava tarihinden itibaren talep edin; artırım dilekçenizde de bu talebi tekrarlayın. Talep edilmemiş faize hükmedilemeyeceği için bu, kaybedilmesi en kolay haklardan biridir. İki yorum mümkündür: lafza dayanan yoruma göre hüküm yalnızca zamanaşımını düzenlediğinden faiz bakımından eski uygulama sürer ve artırılan kısma artırım tarihinden faiz işler; amaca dayanan yoruma göre ise kanun koyucunun amacı kısmi davayı belirsiz alacak davasının yerine geçecek şekilde güçlendirmekse artırılan kısma da dava tarihinden faiz işlemelidir. Talebinizi ikinci yorum doğrultusunda kurun.

Asıl sebep Anayasa Mahkemesi'nin istikrarlı ihlal kararlarıdır. İşçilik alacağı davalarının "dava şartı yokluğu" gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine dair çok sayıda karar verilmiş ve bu kararlar 2026'da da devam etmiştir; yalnızca son aylarda 13 Ocak 2026, 3 Mart 2026 ve 5 Mayıs 2026 tarihli kararlar bulunmaktadır. Öncü karar İsmail Avcı (B. No: 2019/12190, 22.02.2022) kararıdır. Sorun münferit dosyalarda değil sistemin kendisindeydi: alacağın belirlenebilir olup olmadığı ancak dava sonunda anlaşılıyor, yanlış seçim yapan davacının dosyası esasa hiç girilmeden ölüyordu.

Mahkeme, ölçülülük denetimini dört adımda yapıyor ve dördüncü adımda ihlal buluyor. Müdahalenin kanunla öngörüldüğünü ve meşru amaç taşıdığını kabul ediyor; usulden reddin, en etkili davanın açılmasını temin etme amacı bakımından elverişli bir araç olduğunu da kabul ediyor. Ancak gereklilik şartının karşılanmadığını belirtiyor: HMK, dava dilekçelerinin usulüne uygun hâle getirilmesi ve davacının maddi hakkının şekil eksiklikleri sebebiyle usule feda edilmesinin önlenmesi için hâkime güçlü yetkiler vermiştir. Davanın genel eda davası olduğu kabul edilerek talep sonucunun netleştirilmesi için süre verilmesi daha hafif bir araçtır.

Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararlarında verdiği giderim, yeniden yargılamadır. Örneğin Ali Demir kararında Mahkeme, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar vermiş, tazminat talebini ise yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Dolayısıyla davası bu gerekçeyle usulden reddedilmiş ve kanun yollarını tüketmiş kişiler için bireysel başvuru yolu anlamlı bir seçenektir. Ancak bireysel başvuru sürelerine dikkat etmek ve dosyanızın somut durumunu değerlendirmek gerekir.

Sistemin neden çöktüğünü tek başına anlatan bir hikâye. İşçi, iş akdi feshedildikten sonra 23 Haziran 2014'te belirsiz alacak davası açtı; kıdem, ihbar, fazla mesai, yıllık izin, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile asgari geçim indirimi talep etti. Mahkeme 2015'te esastan reddetti. Yargıtay bozdu ama esastan değil: başvurucunun çalışma süresini ve ücretini bildiği, dolayısıyla kıdem, ihbar, yıllık izin ve AGİ alacaklarını belirleyebileceği, bu kalemlerde hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle. Mahkeme bu kalemleri usulden reddetti, Yargıtay 2020'de onadı. AYM 5 Mayıs 2026'da ihlal kararı verdi. Dava 12 yıl sonra hâlâ esastan karara bağlanmış değil.

Boşanmaya bağlı katılma alacağı, değer artış payı ve katkı payı davaları belirsiz alacak davasının en yoğun kullanıldığı alanlardan biriydi. Artık bu davalar kısmi dava olarak açılacak ve talep, HMK m. 109/4 uyarınca bir defaya mahsus artırılacak. Bu alanda ayrı bir teknik zorluk var: mal rejimi tasfiyesinde alacak, malların tasfiye tarihindeki sürüm değerine göre hesaplanır ve Yargıtay uygulamasına göre tasfiye tarihi karar tarihidir. Bu nedenle dava açarken talep edilen miktar neredeyse her zaman eksik kalır ve artırım pratikte zorunlu hâle gelir.

Çünkü alacağın miktarını doğrudan belirler. Artık değere katılma alacağı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların bu tarihteki durumlarına göre ancak tasfiye tarihindeki sürüm rayiç değerleri esas alınır. Yargıtay uygulamasına göre tasfiye tarihi karar tarihidir; Bölge Adliye Mahkemesince tasfiye yapılırsa Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 26 Mart 2026 tarihli kararında, taşınmazın ve aracın karar tarihinden yaklaşık bir buçuk yıl önceki değerlerine göre hesap yapılması bozma sebebi sayılmıştır. Artırım hakkı bu yüzden en güncel değer raporundan sonra kullanılmalıdır.

En büyük değişiklik burada yaşanacak, çünkü Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararlarının neredeyse tamamı işçilik alacaklarından çıktı. Eski uygulamada işçinin çalışma süresini ve ücretini bildiği varsayılarak kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ve asgari geçim indirimi gibi kalemler "belirlenebilir" sayılıyor ve bu kalemler yönünden açılan belirsiz alacak davaları hukuki yarar yokluğundan usulden reddediliyordu. Artık böyle bir ayrım yapmaya gerek yok: dava kısmi dava olarak açılır, tahkikat sonunda talep bir kez artırılır ve zamanaşımı dava tarihinden korunur.

HMK m. 109/1 uyarınca kısmi dava, talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda açılabilir. Para alacakları kural olarak bölünebilir nitelikte olduğundan bu koşul alacak davalarında genellikle sorun çıkarmaz. Ayrıca m. 109/2'deki eski sınırlama — talep konusunun taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağı kuralı — 1 Nisan 2015 tarihli ve 6644 sayılı Kanun ile zaten yürürlükten kaldırılmıştı. Dolayısıyla bugün alacağın belirli olması kısmi dava açılmasına engel değildir.

HMK m. 109/3 uyarınca dava açılırken talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması geri kalan kısımdan feragat edildiği anlamına gelmez. Yani kanunen saklı tutma kaydı zorunlu değildir. Buna karşılık dilekçeye "fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla" ibaresini yazmak yerleşik ve güvenli uygulamadır; hiçbir sakıncası yoktur ve olası tereddütleri baştan giderir. Asıl dikkat edilmesi gereken, dilekçede yanlışlıkla kalan kısımdan feragat anlamına gelebilecek bir ifade kullanılmamasıdır.

Evet. Kısmi davada dava açarken yalnızca talep edilen kısmın harcı yatırılır, artırım sırasında harç tamamlanır. Bu, özellikle yüksek meblağlı alacaklarda dava açma aşamasındaki nakit yükünü belirgin biçimde hafifletir. Eski belirsiz alacak davasında da benzer bir avantaj vardı: asgari miktar üzerinden harç ödeniyordu. Dolayısıyla harç bakımından yeni sistem eski sisteme göre kayda değer bir dezavantaj getirmemektedir. Ancak artırım yapıldığında harç tamamlanmazsa usule ilişkin sorunlar doğabileceğinden, artırım dilekçesiyle birlikte harcın da yatırılması gerekir.

Bu tartışmalı bir nokta. 7589 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin onuncu fıkrası yalnızca mülga m. 107'nin eski davalarda uygulanmaya devam edeceğini düzenler; m. 109/4'ün 31 Temmuz 2026'dan önce açılmış kısmi davalara uygulanıp uygulanmayacağı konusunda açık bir hüküm yoktur. Usul kurallarının derhal uygulanması ilkesi gereği uygulanması gerektiği savunulabilir. Ancak bu tartışma çözülene kadar derdest kısmi davalarda ıslah yolunu tercih etmek ve karşı tarafın ıslaha karşı zamanaşımı defi ileri sürmesi ihtimaline karşı hazırlıklı olmak daha güvenlidir.

HMK'nın ıslaha ilişkin hükümleri (m. 176 vd.) yürürlüktedir ve kaldırılmamıştır. m. 109/4 ise ıslahtan bağımsız, ayrı bir talep artırım imkânı getirmektedir; artırımın "iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın" yapılabilmesi bunu göstermektedir. Bu iki yolun birlikte nasıl kullanılabileceği — örneğin m. 109/4 ile artırım yaptıktan sonra ayrıca ıslah yoluna başvurulup başvurulamayacağı — henüz içtihatla netleşmemiştir. Uygulama oturana kadar artırım hakkının tek seferlik olduğu varsayımıyla hareket etmek ve onu en doğru anda kullanmak en güvenli yaklaşımdır.

Bu davalar da belirsiz alacak davasının yoğun kullanıldığı alanlardandı ve artık kısmi dava olarak açılacaktır. Ancak 7589 sayılı Kanun bu alanda ayrı bir değişiklik daha yapmıştır: TBK m. 55'e eklenen fıkralarla, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında faiz başlangıcı ikiye ayrılmıştır. Kazancın bilindiği döneme ilişkin tazminata olay tarihinden, kazancın bilinemediği döneme ilişkin tazminata ise karar tarihinden faiz işler. Bu kural yalnızca 31 Temmuz 2026'dan sonra meydana gelen olaylara uygulanır. Ayrıntı için 12. Yargı Paketi rehberimize bakabilirsiniz.

Altı nokta: dava türünü açıkça kısmi dava olarak belirtin ve HMK m. 109'a atıf yapın; fazlaya ilişkin hakları saklı tutun; faizi alacağın tamamı için dava tarihinden itibaren açıkça talep edin; artırım hakkının tek seferlik olduğunu bilerek zamanlamayı planlayın; tahkikatın kapanmasını takip edin; harcı planlayın. Bunların içinde en çok hak kaybettireni faiz talebidir, çünkü talep edilmemiş faize hükmedilemez ve yeni düzenleme faiz konusunda sessizdir. İkinci sırada artırım hakkının erken harcanması gelir.

Hakkınızı kullanmış olursunuz ve ikinci bir artırım iddianın genişletilmesi yasağına takılır. Bu, yeni sistemin en önemli riskidir. Eski belirsiz alacak davasında talep alacak belirli hâle geldikçe düzeltilebiliyordu; yeni sistemde "bir defaya mahsus" ifadesi bu esnekliği ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle artırımdan önce bilirkişi raporunun kesinleşmesini bekleyin, rapora itirazlarınızın sonucunu görün ve değer esaslı dosyalarda hesabın en güncel tarihe göre yapıldığından emin olun. Şüphedeyseniz, ek rapor talep edip artırımı sonraya bırakmak daha güvenlidir.

31 Temmuz 2026. 7589 sayılı Kanun 16 Temmuz 2026'da kabul edilmiş, 31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Kanun'un 26. maddesi uyarınca HMK m. 107'yi kaldıran 19. madde ile m. 109/4'ü ekleyen 20. madde, yayım tarihinde yürürlüğe girmiştir. Paketteki yalnızca üç madde farklı tarihte yürürlüğe girmiştir: Danıştay Kanunu değişikliği 23 Temmuz 2026'dan geçerli olmak üzere, vesayet altındakilerin taşınmazlarının e-satış portalında satışı ile e-duruşmada imza düzenlemesi ise 31 Ekim 2026'da.

Ana sorunu çözdüğü söylenebilir. Belirsiz alacak davasının asıl zararı, davacıyı dava açarken doğru cevaplaması imkânsız bir soruya mahkûm etmesi ve yanlış cevabı esastan inceleme yapılmaksızın reddetmekle cezalandırmasıydı; Anayasa Mahkemesi bunu defalarca mahkemeye erişim hakkının ihlali saydı. Yeni sistemde dava türü seçme riski ortadan kalkmıştır ve zamanaşımı koruması kanunla güvence altına alınmıştır. Buna karşılık iki yeni risk doğmuştur: artırım hakkının tek seferlik olması ve faiz konusundaki belirsizlik. İkincisi içtihatla çözülene kadar dikkatli dilekçe kurgusu gerektirir.

İki ayrı yolunuz var. Birincisi TMK m. 229 uyarınca kaçırılan malın değerinin tasfiye hesabına eklenmesini istemek; bunun için tapuyu geri getirmeniz gerekmez. İkincisi muvazaa davası açarak devrin gerçekte hiç yapılmadığını tespit ettirmek. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.04.2025 tarihli ve 2023/618 E., 2025/231 K. sayılı kararına göre muvazaa davasında hukuki yarar dava şartıdır ve alacağınızın bulunup bulunmadığı belirlenmeden dava görülemez; bu nedenle katılma alacağı davasının sonucu bekletici mesele yapılır. Uygulamada çoğu dosyada TMK m. 229 yolu daha hızlı ve güvenli sonuç verir.

Sayılabilir. Burada TMK m. 229'un iki bendini ayırmak gerekir. Birinci bent karşılıksız kazandırmalarla ilgilidir ve mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yılı kapsar. Ancak ikinci bent, bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirleri edinilmiş mallara değer olarak ekletir. Bu bent satış biçimindeki devirleri de kapsar ve bir yıllık süreyle sınırlı değildir. Dolayısıyla tapuda satış görünmesi tek başına yolu kapatmaz; ancak ispat konusu değişir, artık devrin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapıldığını ortaya koymanız gerekir.

Birinci bent karşılıksız kazandırmaları, yani bağış niteliğindeki işlemleri kapsar; mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde, diğer eşin rızası olmadan ve olağan hediyeler dışında yapılmış olması gerekir. İkinci bent ise doğrudan devirleri hedefler: bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler. İkinci bentte zaman sınırı yoktur, mal rejiminin tamamı kapsamdadır ve işlemin karşılıksız olması aranmaz. Buna karşılık kastın ispatı gerekir. Mal kaçırma iddiasında bulunurken her iki bendi de açıkça ileri sürmek stratejik olarak önemlidir.

Kural olarak hayır ve bu, Hukuk Genel Kurulu kararının en önemli sonucudur. Kurulun benimsediği bozma kararına göre, davacının iddiasını kanıtlaması hâlinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu gözetilerek İİK m. 283/1 ve 2 kıyasen uygulanır ve iptal ile tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulur. Yani taşınmaz üçüncü kişinin adında kalır, siz alacağınızı o mal üzerinden tahsil edersiniz. İncelediğimiz dosyada yerel mahkeme tapu iptaline karar vermiş ve karar tam da bu nedenle bozulmuştur.

Doğrudan tapu iptali ve tescil talebiyle yetinmek davanın reddiyle sonuçlanabilir. Talep sonucunun, muvazaanın tespiti ile birlikte İİK m. 283'ün kıyasen uygulanarak size haciz ve satış isteme yetkisi verilmesi biçiminde kurulması gerekir; en azından terditli olarak bu talebin eklenmesi isabetli olur. Ayrıca katılma alacağı davanızda kaçırılan malın değerinin TMK m. 229/1 ve 229/2 uyarınca edinilmiş mallara eklenmesini açıkça istemeli ve devirden yararlanan üçüncü kişiye davayı ihbar etmelisiniz. Bu dosyalar çoğunlukla muvazaanın ispat edilememesi yüzünden değil, yanlış talep kurulması yüzünden kaybediliyor.

Hayır. Hukuk Genel Kurulu'nun benimsediği bozma kararı bunu açıkça belirtiyor: muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesine ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Gerekçesi şu: İİK m. 277 ve devamındaki iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkân verdiği tasarruflardır; muvazaada ise ortada baştan geçersiz bir işlem vardır. Karar ayrıca İİK m. 277'deki iptal davası açma hakkının, davacının genel hükümlere ve muvazaaya dayanarak dava açmasına engel olmadığını da vurgulamaktadır.

Kararda bu ayrım net biçimde yapılıyor: yüzeysel bakıldığında iki dava benzer görünse de benzerlik güttükleri amaçtan öte gitmez. İİK m. 277'deki iptal davaları, borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Muvazaa davası ise borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Pratik sonuçları da farklıdır: muvazaa davasında aciz belgesi ve kesinleşmiş alacak ön koşul değildir, buna karşılık davacının muvazaalı işlemde bulunandan bir alacağının bulunması ve işlemin bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olması gerekir.

Açabilirsiniz ancak Hukuk Genel Kurulu'nun 16.04.2025 tarihli kararına göre muvazaa davasında hukuki yarar bir dava şartıdır ve davacının hukuki yararının bulunup bulunmadığı ancak alacağının olduğunun saptanmasıyla belirlenir. Bu nedenle mal tasfiyesine ilişkin davanın sonucu beklenmelidir. Kurulun mahkemeye verdiği talimat üç adımlıdır: davacıya muvazaa iddiasının kapsamı sorulmalı, mal tasfiyesi davasının sonucu beklenmeli, alacağın varlığı sabit olur ve muvazaa ispat edilirse davanın kabulüne, aksi hâlde reddine karar verilmelidir. Dolayısıyla iki dava paralel yürüse de muvazaa dosyası bekleyecektir.

İncelediğimiz dosyada tam olarak bu kısır döngü yaşandı: aile mahkemesindeki katılma alacağı davası muvazaa dosyasının sonucunu bekliyordu, muvazaa dosyasında ise katılma alacağı davasının beklenmesi gerektiği söyleniyordu. Hukuk Genel Kurulu bu düğümü önceliği alacağın tespitine vererek çözdü; yani önce katılma alacağı davası sonuçlanmalı, sonra muvazaa dosyası karara bağlanmalıdır. Bu nedenle dilekçenizde hangi dosyanın önce yürümesi gerektiğini gerekçelendirmeniz ve aile mahkemesindeki dosyanın bu kararı gerekçe göstererek beklemeyi bırakmasını talep etmeniz pratik fayda sağlar.

Hukuk Genel Kurulu kararında muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmaları olarak tanımlanıyor. Kurul, 7 Ekim 1953 tarihli ve 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına atıfla, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri tanımını da veriyor. Üç unsur birlikte aranır: taraf iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, üçüncü kişileri aldatmak niyeti ve taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesinin bulunması.

Kurul iki türü şöyle ayırıyor: taraflar gerçekte bir işlem yapmayı düşünmedikleri hâlde sırf üçüncü kişileri aldatmak amacıyla görünürde bir işlem yapıyorlarsa mutlak muvazaa söz konusudur. Nispi muvazaada ise taraflar aralarındaki gerçek sözleşmeyi, iç iradelerine uymayan ve dışarıya karşı yaptıkları başka bir işlemle gizlerler. Eşin taşınmazı bir yakınına satmış gibi göstermesi tipik olarak mutlak muvazaa örneğidir. Kararda ayrıca önemli bir hukuki ayrıntı da belirtiliyor: Türk Borçlar Kanunu m. 19 yalnızca nispi muvazaayı düzenler, mutlak muvazaa kanunda hükme bağlanmamış olup öğreti ve yargısal içtihatlarla şekillenmiştir.

En işlevsel delil türü, tapuda malik görünen kişinin malik gibi davranmamasıdır. İncelediğimiz dosyada yerel mahkemenin dayandığı tespitlerden biri, taşınmazı devralan kişinin tasarrufunda olan yer için aidat dahi ödememesiydi; mahkeme buradan davalıların bir plan dâhilinde ve birlikte hareket ettiği sonucuna varmıştı. Toplanması gereken deliller: aidat, vergi ve abonelik kayıtları, kiranın kim tarafından tahsil edildiği, taşınmazın fiilen kim tarafından kullanıldığı, devir bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği, alıcının ödeme gücü ve gelir durumu, tapudaki bedel ile rayiç değer farkı ve taraflar arasındaki yakınlık ilişkisi.

Evet, çoğu dosyanın kilit noktası budur. Tapuda yazan bedelin gerçekten ödendiğine dair hiçbir iz yoksa bu, görünürdeki işlemin arkasında gerçek bir devir bulunmadığının en güçlü göstergelerinden biridir. Bu nedenle alıcının banka kayıtlarının, ödeme gücünün ve gelir durumunun celbi istenmelidir. Ayrıca satış tarihinden hemen önce veya sonra taraflar arasında gerçekleşen para hareketleri, tapuda gösterilen bedel ile taşınmazın rayiç değeri arasındaki fark ve alıcının böyle bir bedeli ödeyebilecek ekonomik durumda olup olmadığı da araştırılmalıdır. Tek bir delil yerine bu unsurların bütünü değerlendirilir.

TMK m. 229'un son fıkrası bunu açık bir koşul olarak düzenliyor: bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Uygulamada bu ihbar sürekli atlanıyor ve sonradan telafisi güç oluyor. Katılma alacağı davanızda kaçırılan malın değerinin hesaba eklenmesini istiyorsanız, devirden yararlanan üçüncü kişiye davayı mutlaka ihbar edin; aksi hâlde elde edeceğiniz kararı o kişiye karşı ileri sürebilme imkânınız zayıflar.

TMK m. 241 bu imkânı tanıyor ancak ikincil niteliktedir. Maddeye göre tasfiye sırasında borçlu eşin malvarlığı veya terekesi katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir. Yani önce borçlu eşin malvarlığının yetmediğinin ortaya çıkması gerekir ve talep eksik kalan miktarla sınırlıdır. Ayrıca maddenin son fıkrası uyarınca, yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

İki ayrı hak düşürücü süre vardır ve ikisi birlikte işler. Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Bu süreler hak düşürücü olduğu için zamanaşımı gibi kesilmez veya durmaz. Katılma alacağı davaları yıllarca sürdüğünden beş yıllık süre çoğu dosyada sessizce işler ve fark edildiğinde iş işten geçmiş olur. Üçüncü kişiye başvurma ihtimaliniz varsa bu süreyi en baştan takvime almanız gerekir.

TMK m. 225 uyarınca mahkemece boşanma sebebiyle evliliğin sona erdirilmesine karar verilmesi hâlinde mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Bunun pratik sonucu şudur: TMK m. 229/1'deki mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl hesabı, boşanma kararının kesinleşme tarihinden değil, boşanma davasının açıldığı tarihten geriye doğru yapılır. İncelediğimiz dosyada devir 12.12.2012'de, boşanma davası ise 18.01.2013'te açılmıştı; yani devir, dava tarihinden yaklaşık bir ay önce gerçekleşmişti ve bu nedenle bir yıllık pencerenin içinde kalıyordu.

Hayır, her iki karar da oy çokluğuyla alınmıştır. 16.04.2025 tarihli esas karar oy çokluğuyla ve ikinci görüşmede verilmiş, 19.11.2025 tarihli karar düzeltme reddi de oy çokluğuyla karara bağlanmıştır. Karşı oylarda dile getirilen görüşler bağlayıcı değildir ancak hangi argümanların gündemde olduğunu göstermeleri bakımından değerlidir. Bu ayrımı özellikle vurgulamak gerekir: internette bu tür kararlar aktarılırken karşı oydaki değerlendirmelerin Kurulun kararıymış gibi sunulması sık rastlanan bir hatadır. Bağlayıcı olan, çoğunluğun benimsediği gerekçedir.

16.04.2025 tarihli karara yazılan karşı oy, bozma sonucuna katılmakla birlikte karara bir ekleme yapılmasını savunuyor. Karşı oya göre, tasfiye alacağı ve muvazaa belirlenirse davacının önce asıl borçlu eşe başvurması, ondan tahsil edemediği eksik kalan miktarla sınırlı olarak üçüncü kişiye gitmesi gerektiği açıkça yazılmalıydı. Endişe şu: bu yapılmazsa her iki davalı müteselsilen sorumlu hâle gelir ve alacaklı eşe, TMK m. 241'in açık hükmüne aykırı biçimde alacağının tamamını asıl borçludan istemeden doğrudan üçüncü kişiden isteme yolu açılır. Aynı görüş Kurul görüşmelerinde de ileri sürülmüş ancak çoğunlukça benimsenmemiştir.

İncelediğimiz dosyada durum tam olarak buydu: boşanma davası sonuçlanmış ancak davacı lehine herhangi bir mali hakka hükmedilmemişti. Buna rağmen ayrı bir katılma alacağı davası derdestti ve Hukuk Genel Kurulu değerlendirmesini bu dava üzerinden yaptı. Yani boşanma davasında tazminat veya nafakaya hükmedilmemiş olması muvazaa davası yolunu kapatmaz; belirleyici olan mal rejiminin tasfiyesinden doğan bir alacağınızın bulunup bulunmadığıdır. Ancak bu alacağın varlığı belirlenene kadar muvazaa davasında hukuki yararınızın bulunup bulunmadığı da belirlenemeyeceği için dava bekletilecektir.

Taraflar arasındaki yakınlık ilişkisi muvazaa değerlendirmesinde dikkate alınan unsurlardan biridir ancak tek başına yeterli değildir. Belirleyici olan, devrin gerçek bir devir olup olmadığını gösteren somut delillerdir: bedelin gerçekten ödenip ödenmediği, devralanın ödeme gücü, devralanın malik gibi davranıp davranmadığı, aidat ve vergilerin kim tarafından ödendiği, taşınmazın fiilen kim tarafından kullanıldığı. Yakınlık, bu delillerle birlikte değerlendirildiğinde muvazaa kanaatini güçlendirir. İncelediğimiz dosyada mahkeme, davalıların bir plan dâhilinde ve birlikte hareket ettiği sonucuna bu tür somut tespitlerden ulaşmıştı.

İlk adım ihtiyati tedbirdir. Boşanma veya katılma alacağı davasıyla birlikte, risk gördüğünüz taşınmaz ve araçlar üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep edin. Mal zaten devredilmişse dahi, devralan kişi üzerinden yeni devirler yapılmasını engellemek için tedbir istemek gerekir; aksi hâlde mal el değiştirmeye devam eder ve iyiniyetli üçüncü kişi savunmasıyla karşılaşırsınız. Bunun yanında tapu kayıtlarının geçmişe dönük olarak celbi, taşınmazın rayiç değerinin tespiti ve devirle ilgili tüm resmî belgelerin dosyaya getirtilmesi erken aşamada istenmelidir.

Pratikte çoğu zaman yeterlidir, çünkü amacınız zaten alacağınızı tahsil etmektir. Tapu iptali ile mal eski malik eşin adına döner ve siz yine o mal üzerinden alacağınızı tahsil etmek zorunda kalırsınız. Haciz ve satış yetkisi ise doğrudan tahsile yönelik bir sonuçtur: taşınmaz üçüncü kişinin adında kalır ancak siz o mal üzerinde haciz koydurup sattırabilirsiniz. Hukuk Genel Kurulu'nun benimsediği yaklaşım da bu yöndedir; iddianın taşınmazın aynına değil alacağın tahsiline yönelik olduğu gözetilerek İİK m. 283 kıyasen uygulanır.

Hayır. TMK m. 229'un ikinci bendi genel olarak devirlerden söz eder; taşınmaz, araç, banka mevduatı, şirket payı gibi malvarlığı değerlerinin katılma alacağını azaltmak kastıyla devredilmesi bu kapsamda değerlendirilebilir. Muvazaa davası bakımından da durum benzerdir; ancak talep sonucu malın niteliğine göre şekillenir. İncelediğimiz karar bir taşınmaz devrine ilişkin olduğundan İİK m. 283 kıyasen uygulanarak haciz ve satış yetkisi verilmesinden söz edilmiştir. Şirket payları ve şirket üzerinden yapılan gizlemeler ayrı bir teknik alan oluşturur ve bu tür dosyalarda ayrıca değerlendirme gerekir.

Muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil davası asliye hukuk mahkemesinde görülmüştür; incelediğimiz dosyada İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesi karar vermiştir. Katılma alacağı davası ise aile mahkemesinde, İstanbul 11. Aile Mahkemesinde derdestti. Yani iki dava iki ayrı mahkemede yürümekteydi ve Hukuk Genel Kurulu'nun çözdüğü sorun tam da bu iki dosyanın hangisinin diğerini bekleyeceğiydi. Temyiz süreci ise önce kapatılan 17. Hukuk Dairesinde, sonra Yargıtay 4. Hukuk Dairesinde ve nihayet direnme üzerine Hukuk Genel Kurulunda tamamlanmıştır.

Evet. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 16.04.2025 tarihli ve 2023/618 E., 2025/231 K. sayılı kararıyla direnme kararını bozmuş, davacı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine yapılan inceleme sonucunda 19.11.2025 tarihli ve 2025/557 E., 2025/730 K. sayılı kararla karar düzeltme istemi reddedilmiştir. Böylece bozma kesinleşmiştir. Karar düzeltme kararında ayrıca, 1086 sayılı Kanun'un 442. maddesi uyarınca karar düzeltme isteyenden takdiren 3.000 TL para cezası alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine de hükmedilmiştir; bu, dayanaksız karar düzeltme istemlerinin yaptırıma bağlandığını gösteren pratik bir hatırlatmadır.

Muvazaaya dayalı iptal davalarının hukuki sebebini 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi oluşturur. Bu maddeye göre bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Ancak Hukuk Genel Kurulu kararında belirtildiği üzere bu madde yalnızca nispi muvazaayı düzenler; mutlak muvazaa kanunda hükme bağlanmamıştır ve öğreti ile yargısal içtihatlarla şekillenmiştir. Kararda ayrıca pozitif hukukumuzda muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçlarını düzenleyen ayrı bir kanun metni bulunmadığı da not edilmektedir.

İki yönde kullanabilirsiniz. Birincisi, aile mahkemesi dosyanız muvazaa dosyasının sonucunu bekliyorsa, Hukuk Genel Kurulu'nun önceliği alacağın tespitine verdiğini göstererek beklemenin bırakılmasını ve tasfiye hesabının yapılmasını talep edebilirsiniz. İkincisi, kaçırılan malın değerinin TMK m. 229/1 ve özellikle m. 229/2 uyarınca edinilmiş mallara eklenmesini isteyerek, muvazaa davasının sonucunu beklemeden hesabın bu değeri içerecek biçimde yapılmasını sağlayabilirsiniz. Her iki durumda da devirden yararlanan üçüncü kişiye davanın ihbar edilmiş olması gerekir.

Kural olarak muvazaalı işlem nedeniyle hakları zarara uğratılan üçüncü kişiler bu işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilir; çünkü muvazaalı bir hukuki işlemle üçüncü kişilere zarar verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir. Ancak Hukuk Genel Kurulu, genel usul kuralı gereğince bu davada da davacının hukuki yararının bulunmasının zorunlu olduğunu vurguluyor. Üçüncü kişinin muvazaalı işlemle haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için onun muvazaalı işlemde bulunandan alacaklı olması ve muvazaalı işlemin alacağının ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olması gerekmektedir.

Esas karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.04.2025 tarihli ve 2023/618 Esas, 2025/231 Karar sayılı kararıdır. Bu karara karşı yapılan karar düzeltme istemi ise aynı Kurulun 19.11.2025 tarihli ve 2025/557 Esas, 2025/730 Karar sayılı kararıyla reddedilmiştir. Kararların tam metnine Adalet Bakanlığı içtihat bilgi bankası üzerinden ulaşılabilir. Bu yazıdaki alıntıların tamamı kararların tam metninden alınmış, atıf yapılan TMK m. 229 ve m. 241 hükümleri ise resmî kaynağından doğrulanmıştır. Karşı oylardaki görüşler ayrıca ve açıkça karşı oy olarak belirtilmiştir.

Kime takıldığına bağlıdır. 2024'teki içtihat değişikliğinden sonra, anlaşma ve ispatlanmış örf-adet yoksa kadına takılan altınlar kadına, erkeğe takılanlar erkeğe aittir; kim taktığının önemi yoktur. Erkeğin ailesinin geline taktığı altınlar kadınındır, damada taktığı çeyrek altın ve nakit ise erkekte kalır. Kadına özgü bir takı damada takılmışsa yine kadına verilmiş sayılır.

Evet, geri alabilirsiniz. Kadının ortak evin masrafları, araba alımı veya ev alımı için kendi rızasıyla altınlarını vermesi, iade edilmemek üzere bağışladığı anlamına gelmez. Hukuken yatırım (iade amaçlı) kabul edilir.

En etkili ispat yöntemi düğün video kayıtları ve yüksek çözünürlüklü fotoğraflardır. Bu kayıtlar mahkemece bilirkişiye (kuyumcu) gönderilir ve üzerinizdeki takıların cinsi, gramı ve ayarı tek tek tespit edilir.

Kişisel malınız olan altınları bozdurup ev (edinilmiş mal) aldığınızda, evin zaman içindeki değerlenmesinden altınlarınızın katkısı oranında pay alma hakkınızdır. Sadece altının eski değerini değil, güncel ev değerinden oransal pay alırsınız.

Bu durumda hem verdiğiniz altın peşinatından dolayı 'değer artış payı' talep edebilir, hem de evlilik içinde ödenen kredi taksitlerinden dolayı evin kalan değeri üzerinden 'katılma alacağı' talep edebilirsiniz.

Altınların aynen iadesini istiyorsanız mülkiyet hakkı zamanaşımına uğramaz, her zaman açabilirsiniz. Ancak satılıp eve dönüştüğü için bedelini veya değer artış payını istiyorsanız, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde dava açmalısınız.

Bu durumda doğrudan Aile Mahkemesinde mal paylaşımı davası yeterli olmaz. Asliye Hukuk Mahkemesinde inançlı işlem veya sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak üçüncü kişiye (kayınpedere) karşı ayrı bir dava açılması gerekir.

Evet, isteyebilirsiniz. Eşler arasında evlilik devam ederken de kişisel malların (altınların) korunması esastır. Boşanma davası açmadan sadece 'Ziynet Alacağı Davası' açmanız hukuken mümkündür.

Altınların sizden habersiz alınarak satılması durumunda da ziynet davası açabilirsiniz. Üstelik bu durum boşanma davasında eşiniz aleyhine ekonomik şiddet/güven sarsıcı davranış olarak kusur sayılacaktır.

Bu mal kaçırma girişimidir. Engellemek için dava açar açmaz evin tapusuna Aile Konutu Şerhi veya İhtiyati Tedbir kararı koydurmalısınız. Evi çoktan satmışsa, üçüncü kişiye karşı tasarrufun iptali veya mal paylaşımında denkleştirme istenebilir.

Nakit paralar da ekonomik değer taşıyan takılar gibi değerlendirilir: 2024 içtihadına göre kime takıldıysa ona aittir; cinsiyete özgü olmadıkları için karşı cinse özgü takı istisnası nakit için uygulanmaz. Takı sandığına konulan ve her iki cinse de özgü olan değerler ise ortak kabul edilir.

Evet, dinletilebilir. Özellikle altınların zorla alındığına, hangi tarihte bozdurulduğuna veya ev almak için harcandığına dair birebir görgüsü olan kişiler (aile, akraba, emlakçı vb.) tanık olarak dinlenebilir.

Hayır. Kadının kullanmasına fiziksel veya cinsiyet doğası gereği imkan bulunmayan, sadece erkeğe özgü tasarlanmış takı ve saatler erkeğin kişisel malı kabul edilir ve kadına ait sayılmaz.

Ziynet davası nispi harca tabidir. Yani talep ettiğiniz altın bedeli veya evden alacağınız pay tutarı üzerinden belirli bir oranda harç ödersiniz. Şimdilik kısmi dava veya belirsiz alacak davası açılarak düşük harçla sürece başlanabilir.

Hayır, açamazsınız. Anlaşmalı boşanma protokolünde 'maddi/manevi tazminat, mal paylaşımı ve ziynet eşyası talebim yoktur' şeklinde bir madde imzalarsanız, karar kesinleştikten sonra bu taleplerinizden feragat etmiş sayılırsınız.

Hayır, boşanma davasının açılması mallara otomatik olarak bloke konulmasını sağlamaz. Eşinizin mal satışını engellemek için mahkemeden açıkça 'ihtiyati tedbir' kararı talep etmeniz ve hakimi bu konuda ikna etmeniz gerekmektedir.

Eğer oturduğunuz ev 'aile konutu' ise ve tapuya aile konutu şerhi düşülmüşse, eşiniz sizin açık rızanız olmadan bu evi satamaz. Şerh yoksa tapuda satış yapabilir, bu nedenle acilen tapuya giderek evlilik cüzdanınızla şerh koydurmalısınız.

Eğer eşiniz aracı mal kaçırmak amacıyla satmışsa ve parayı saklamışsa, mal paylaşımı davasında aracın güncel değerinin yarısını talep edebilirsiniz (eklenecek değer). Satış danışıklı ise tasarrufun iptali davası açarak satışı iptal ettirebilirsiniz.

Hayır, şart değildir. Tapu Müdürlüğüne giderek evlilik cüzdanınız, nüfus kayıt örneğiniz ve muhtarlıktan alacağınız yerleşim yeri belgesi ile doğrudan başvuru yaparak aile konutu şerhi işletebilirsiniz.

Mal paylaşımı davası açarken ihtiyati tedbir talep ettiğinizde, mahkeme durumu acil bularak genellikle birkaç gün içinde (tensip zaptı ile birlikte) karar verebilir. Araçlar ve tapu için sistem üzerinden hızlıca şerh konulur.

Evet, evlenmeden önce alınan mallar 'kişisel mal' statüsündedir ve kural olarak mal paylaşımına tabi değildir. Eşinizin bu ev üzerinde bir hakkı olmadığı için, evi boşanma sürecinde dilediğiniz gibi satabilirsiniz.

Aile mahkemelerinde görülen mal paylaşımı davalarında talep edilen ihtiyati tedbirler genellikle teminatsız olarak verilir. Ancak istisnai durumlarda hakim belli bir oranda teminat yatırılmasını isteyebilir.

Evet, birinci derece akrabalara yapılan satışlar genellikle mal kaçırma (muvazaa) amacı taşıdığı için şüpheli kabul edilir. 'Tasarrufun İptali' davası açarak bu devir işleminin danışıklı olduğunu kanıtlayabilir ve iptal ettirebilirsiniz.

Muvazaa; malın çok düşük bir bedelle satılması, alıcı ile eş arasındaki akrabalık veya yakın arkadaşlık ilişkisi, banka kayıtlarında para transferinin olmaması veya transfer edilen paranın geri çekilmesi gibi durumlarla ispat edilebilir.

Evet isteyebilirsiniz. Ancak hesaplama yapılırken evin güncel piyasa değerinden kalan kredi borcu düşülür. Ortaya çıkan net (artık) değer üzerinden yarısı oranında katılma alacağı hakkınız doğar.

Eşin kendi adına kayıtlı bir malı satması Türk Ceza Kanunu kapsamında doğrudan bir suç (hapis cezası gerektiren bir eylem) değildir. Ancak bu durum hukuki olarak mal kaçırma sayılır ve mal paylaşımı davasında tazmin edilmesi gerekir.

Banka hesaplarına tedbir koydurmak, taşınmazlara göre daha zordur. Eşinizin parayı yurt dışına transfer edeceğine veya saklayacağına dair somut deliller (mesajlar, biletler) sunarak mahkemeden hesaplara bloke konulmasını talep edebilirsiniz.

Eğer mal izinsiz satılmış ve eklenecek değer olarak hesaba katılacaksa, malın devredildiği (satıldığı) tarihteki değil, mal paylaşımı davasının karar tarihindeki (en güncel) piyasa değeri baz alınarak hesaplama yapılır.

Hayır, yeterli değildir. Eşinizin mallarından hak talep edebilmek ve bu mallara tedbir koydurabilmek için boşanma davasının yanında veya eş zamanlı olarak ayrı bir 'Mal Rejiminin Tasfiyesi (Mal Paylaşımı)' davası açmanız gerekir.

Bu tamamen sizin hazırlayacağınız protokole bağlıdır. Protokolde satışın kim tarafından yapılacağı, asgari satış tutarı ve paranın hangi hesaba kaç gün içinde yatırılacağı detaylıca yazılmalıdır. Mahkeme bu protokole göre karar verir.

Ev kural olarak tapuda kimin adına kayıtlıysa mülkiyet onda kalır. Ancak diğer eş, evin evlilik içinde alınan veya ödenen kısımları üzerinden %50 katılma alacağı talep eder ve bu meblağ kendisine nakit olarak ödenir.

Kredisi bitmemiş evin boşanma davası tarihine kadar ödenen taksitleri ortak mal sayılarak yarı yarıya paylaştırılır. Dava tarihinden sonra ödenecek bakiye taksitler ise tapu sahibinin kişisel borcu sayılır ve paylaşıma dahil edilmez.

Evet, eşler kendi aralarında hazırlayacakları protokolle evi kime bırakacaklarını ve kredi borcunu kimin ödeyeceğini serbestçe belirleyebilirler. Ancak bu anlaşma bankayı bağlamaz, banka asıl borçluyu tanımaya devam eder.

Mal rejimi tasfiyesi davasında, evin değeri davanın karar tarihindeki (en güncel) sürüm (rayiç) bedeli üzerinden hesaplanır. Evin alındığı tarihteki fiyatı dikkate alınmaz.

Eşiniz krediyi ödemezse banka eve haciz koyup satış isteyebilir. Evi kaybetmemek için taksitleri siz ödeyebilir, ödediğiniz bu tutarları daha sonra mal paylaşımı davasında eşinizden yasal faiziyle geri talep edebilirsiniz.

Ev evlilikten önce alındığı için sizin kişisel malınızdır. Ancak evlilik süresi boyunca ödenen taksitler edinilmiş maldan ödendiği kabul edildiği için, diğer eş sadece bu ödenen kısım oranında değer artış payı/katılma alacağı isteyebilir.

Hukuken bir borcun devri ancak alacaklının (bankanın) açık rızası ile mümkündür. Bankalar genellikle kredi şartlarını sağlayan yeni bir müşteri olmadığı sürece mevcut kredinin başka bir şahsa (eski eşe) devrine onay vermezler.

Kesinlikle katılır. Kadına ait olan altınlar kişisel maldır. Bu altınlarla ödenen peşinatın evin toplam alım değerine oranı tespit edilir ve güncel değer üzerinden 'değer artış payı' olarak kadına öncelikle iade edilir.

Eğer ev aile konutu niteliğindeyse, eşiniz sizden habersiz satamaz. Satışı engellemek için tapu müdürlüğüne giderek evin üzerine ücretsiz olarak 'Aile Konutu Şerhi' koydurabilirsiniz.

Boşanma davası kesin olarak zina (aldatma) sebebiyle kabul edilirse, aile mahkemesi hakimi aldatan eşin edinilmiş mallar (kredili evin ödenen taksitleri) üzerindeki %50 hakkını tamamen kaldırabilir veya miktarını büyük oranda azaltabilir.

Eşinizin dava tarihinden sonra yapacağı erken kapatma ödemeleri onu ilgilendirir ve onun kişisel malı sayılır. Sizin katılma alacağınız hesaplanırken, sadece evlilik tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar yapılan ödemeler dikkate alınır.

Hayır. Bankaya karşı imzalanan kefalet sözleşmeleri boşanma kararı ile otomatik olarak iptal olmaz. Eşiniz krediyi ödemezse banka sizden de tahsilat yapabilir. Bu durumu anlaşmalı boşanma protokolünde özel bir teminatla çözmelisiniz.

Evet edebilir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde, eşlerden birinin hiç geliri olmasa (çalışmasa) dahi, diğer eşin evlilik içinde maaşıyla ödediği kredi taksitleri üzerinde %50 oranında hak sahibidir. Evlilikteki ev işleri ve çocuk bakımı yasal olarak eşdeğer katkı kabul edilir.

Mal rejimi tasfiyesi davası (mal paylaşımı), boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren en geç 10 yıl içerisinde açılmalıdır. 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra talepte bulunulamaz.

Eğer eşinizin ailesi bu parayı bağış olarak (karşılıksız) verdiyse, bu para eşinizin kişisel malı sayılır. Ev tamamen bu bağışla ve kredi çekilmeden alındıysa ev eşinizin olur. Kredi kullanıldıysa, bağışlanan kısmın oransal karşılığı ayrılır, krediyle ödenen kısımlar ortak kabul edilir.

Hayır, eşinizin sizden habersiz bankadan çektiği ihtiyaç kredisi sizi doğrudan bağlamaz. Banka size haciz yapamaz. Mal paylaşımı davasında ise, bu kredinin evlilik birliğine harcanmadığı kanıtlanırsa, borç tamamen eşinizin kişisel borcu sayılır ve sizin alacağınızdan düşülemez.

Ev tapuda kimin adınaysa onda kalmaya devam eder ve kalan kredi taksitlerini tapu sahibi öder. Diğer eş, davanın açıldığı tarihe kadar ödenen kredi taksitlerinin evin güncel değerine olan oranı üzerinden kendi katılma alacağını (hakkını) nakit olarak talep eder.

Ek kartlarda ana sorumlu her zaman asıl kart sahibidir. Banka alacağını asıl kart sahibinden talep eder. Ancak harcama eşler arası mal paylaşımı davasında, harcamanın kimin tarafından ve ne amaçla yapıldığına göre hesaplamaya dahil edilir.

Hayır, etkilemez. Kumar, bahis veya şans oyunları nedeniyle yapılan borçlar kanunen 'kişisel borç' niteliğindedir. Mal paylaşımı hesaplamasında bu borçlar ortak varlıklardan düşülemez ve diğer eşin hakkını azaltmaz.

Boşanma davasının açıldığı tarih, mal rejiminin sona erdiği tarihtir. Bu tarihten sonra eşinizin yapacağı hiçbir harcama, çekeceği kredi veya kredi kartı borcu mal paylaşımı havuzunu etkilemez; tamamen kendi şahsi sorumluluğundadır.

Şahsi sorumluluk ilkesi gereği, eşinizin vergi, SGK veya ticari borçları nedeniyle sizin maaşınıza, banka hesaplarınıza veya kendi adınıza kayıtlı taşınmazlara haciz işlemi uygulanamaz. Ancak eşinize kefil olduysanız durum değişir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde, hangi kredinin kim tarafından ödeneceği açıkça madde madde yazılmalıdır. Eğer bir eş borcu üstleniyorsa, diğer eşin bu borçtan gayrikabili rücu ibra edildiği (muaf tutulduğu) mutlaka belirtilmelidir.

Eğer eşiniz muvazaalı (danışıklı) olarak borç senedi düzenler veya mal kaçırmak için ihtiyaç kredisi çekerse, mal rejiminin tasfiyesi davasında bu borçların kötü niyetli olduğu iddia edilebilir. Mahkeme bu işlemleri mal kaçırma olarak nitelendirip, borcu hesaplamaya katmayabilir.

Eşinizin borcu nedeniyle ortak ikametgaha icra gelirse, icra memurlarına eşinizin artık o evde yaşamadığını beyan etmeli ve 'istihkak iddiasında' bulunmalısınız. Malların size ait olduğunu faturalarla ispatlayarak İcra Hukuk Mahkemesi'nde istihkak davası açabilirsiniz.

Araç kimin üzerineyse onda kalır ve o kişi kalan taksitleri ödemeye devam eder. Diğer eş, evlilik içinde ödenen taksitlerin oranına göre, aracın mal paylaşımı karar tarihindeki güncel piyasa değerinin yarısını talep etme hakkına sahiptir.

Kadına takılan ziynet eşyaları (altınlar) kadının kişisel malıdır. Eğer bu altınlar satılıp evlilik birliğinin bir borcuna (örneğin ev kredisine) ödendiyse, kadın mal paylaşımı veya boşanma davasında bu altınların aynen iadesini veya güncel bedelini talep edebilir.

Kesinlikle hayır. Evlilik öncesi doğan borçlar, hukuken kişinin tamamen 'kişisel borcu' sayılır. Eşinizin önceki evliliğinden kaynaklanan nafaka, tazminat veya kredi borçları sizin malvarlığınızı veya mal paylaşımındaki hakkınızı etkilemez.

Şirkete ortak değilseniz ve eşinizin şirket işlemleri veya çektiği ticari krediler için şahsi kefalet imzası atmadıysanız, şirket borçlarından ötürü hiçbir hukuki veya maddi sorumluluğunuz bulunmamaktadır.

Evet çekebilirsiniz. Ancak boşanma davası açıldıktan sonra çektiğiniz krediler sizin kişisel borcunuz sayılır ve mal paylaşımı davasında 'ortak borç' olarak değerlendirilip diğer eşe yansıtılamaz.

Kripto para, forex veya borsada riskli yatırımlarla kaybedilen paralar veya bu uğurda çekilen krediler kişisel borç kabul edilir. Diğer eşin rızası olmadan yapılan bu tür işlemler evlilik birliğinin borcu sayılmaz ve diğer eşi bağlamaz.

Boşanma davası öncesinde eşinizin mal kaçırmak amacıyla evi satması durumunda, bu evin değeri 'eklenecek değer' olarak mal paylaşımı hesabına dahil edilir. Ayrıca alacağınızı tahsil edebilmek için evi satın alan kişiye ve eşinize karşı tasarrufun iptali veya muvazaa davası açabilirsiniz.

Evet, kesinlikle istenir ve istenmelidir. Davanın daha en başında, kaçırılan malın üçüncü, dördüncü kişilere devrini engellemek amacıyla mahkemeden taşınmazın tapu kaydına veya aracın siciline ihtiyati tedbir konulması talep edilir.

Hayır, hemen sonuçlanmaz. Tasarrufun iptali davasına bakan mahkeme, iptal kararı verebilmek için sizin eşinizden gerçekten ne kadar alacaklı olduğunuzu bilmek ister. Bu nedenle, öncelikle açmış olduğunuz mal paylaşımı davasının sonuçlanmasını ve kesinleşmesini 'bekletici mesele' yapar.

Boşanma ve mal paylaşımı davalarında mahkeme kanalıyla eşinizin tüm banka hesap hareketleri geriye dönük olarak Merkez Bankası ve ilgili bankalardan celbedilir. Bankadan nakit çekilen veya EFT yapılan yüksek tutarlar tespit edilir ve hesaba eklenir.

Kanuna göre kardeş gibi yakın hısımlara yapılan devirler, bedeli ödenmiş bile olsa bağışlama hükmünde sayılır ve iptale tabidir. Kardeşin mal kaçırma kastını bildiği karine kabul edildiğinden, bu tür işlemlerin iptali nispeten daha kolaydır.

Eğer alıcı tamamen iyi niyetli, eşinizi tanımayan sıradan bir vatandaşsa ve evi piyasa değerinden almışsa, satışı iptal etmek çok zordur. Ancak evin bedeli mal paylaşımında hesaba katılır ve eşinizin diğer malvarlıklarından alacağınızı tahsil edebilirsiniz.

Türk Medeni Kanunu'na göre, olağan dışı karşılıksız kazandırmalar son 1 yıl içinde yapılmışsa doğrudan hesaba katılır. Ancak diğer eşin alacağını azaltmak kastıyla (mal kaçırma kastıyla) yapılan devirlerde herhangi bir süre sınırı yoktur, mal rejiminin devamı süresince yapılan her işlem incelenebilir.

Hayır, beklemek zorunda değilsiniz. Malın daha fazla el değiştirmesini önlemek ve üzerine derhal tedbir koydurmak için boşanma süreci devam ederken de mal paylaşımı ve akabinde tasarrufun iptali davalarını açabilirsiniz.

Eşinizin yerli veya yabancı borsalara para transfer ettiği banka hesap hareketlerinden tespit edilebilir. Mahkemeler SPK denetimindeki yerli borsalardan hesap dökümlerini getirtebilmekte ve bu varlıklar da mal paylaşımına dahil edilmektedir.

Eğer mal paylaşımı davası sonucunda eşinizden bir katılma veya değer artış payı alacağınız doğmazsa (örneğin hesaplama sıfır çıkarsa), tasarrufun iptali davası da reddedilir. Çünkü ortada tahsil edilmesi gereken bir borç/alacak ilişkisi yoktur.

Evin boşanma öncesi satılması mal kaçırma olarak değerlendirilebilir. Satış bedeli, kredinin kalan borçları düşüldükten sonra net değer üzerinden mal paylaşımı hesabına 'eklenecek değer' olarak katılır.

Evet, evlilik birliği içerisinde edinilmiş ve mal paylaşımına tabi şirket hisselerinin mal kaçırmak kastıyla devredilmesi muvazaa veya tasarrufun iptali davasına konu edilebilir ve hisse devirlerine tedbir konulabilir.

Hayır, farklı hukuki kurumlardır. Muvazaa, işlemin gerçekte hiç yapılmak istenmediği (görünüşte işlem) iddiasına dayanır ve Borçlar Kanunu'na tabidir. İİK kapsamındaki tasarrufun iptali ise geçerli bir işlemin, borçlu alacaklıya zarar verdiği için iptali istemidir.

Bu davayı, elinde gerçek ve geçerli bir alacak hakkı bulunan mağdur eş (alacaklı) açabilir. Davacının mal paylaşımından kaynaklı alacaklı sıfatını taşıması esastır.

Genel hukuk kurallarına göre ihtiyati tedbir için mahkeme teminat (genellikle malın değerinin %10-15'i oranında) isteyebilir. Ancak aile hukukundan kaynaklanan mal rejimi davalarında hakim, durumun özelliklerine göre teminatsız tedbir kararı da verebilmektedir.

Kural olarak boşanma davası açıldıktan sonra kişisel maaş veya gelirle alınan mallar alan eşin kişisel malı sayılır ve paylaşıma tabi olmaz. Ancak alınan malın parası evlilik içinde biriktirilen ortak bir paradan karşılanmışsa, diğer eşin bu mal üzerinde hakkı devam eder.

Eğer eşiniz bu evi alırken dava tarihinden önce biriktirdiğiniz paraları (banka hesapları, yastık altı altınlar vb.) kullanmışsa ikame kuralı gereği hak iddia edebilirsiniz. Tamamen dava açıldıktan sonraki şahsi kazancıyla almışsa hak iddia edemezsiniz.

Boşanma davası reddedilip kesinleşirse, mal rejimi hukuken hiç sona ermemiş sayılır. Bu durumda, 3-4 yıllık dava süreci boyunca eşlerin aldığı tüm ev, araba ve mallar edinilmiş (ortak) mal statüsüne geri döner.

Bu durum açıkça mal kaçırma (muvazaa) kastıdır. Mal rejimi tasfiyesi davası açılarak banka hesap dökümleri istenir, paranın izi sürülür ve değer artış payı/katılma alacağı olarak hakkınız olan tutar eşinizden tahsil edilir.

Hayır. Dava açıldıktan sonra eşlerin mali ortaklığı sona erdiği için çektiğiniz kredi tamamen sizin şahsi borcunuzdur. Arabanın tamamı da sizin kişisel malınız olacaktır.

Haklı sebeplerin varlığı ve mal kaçırma riskinin ispatı halinde (yaklaşık ispat), ihtiyati tedbir talepleri Aile Mahkemesi tarafından genellikle birkaç gün içerisinde hızlıca karara bağlanır.

Dava tarihi itibarıyla mal rejimi sona erdiği için, eşinizin dava açıldıktan sonra kurduğu şirket tamamen kendi kişisel malı ve ticari faaliyeti sayılır. Bu şirketten kural olarak pay talep edemezsiniz.

Kesinlikle paylaşılmaz. Miras, kanunen "kişisel mal" kabul edilir. Evlilik öncesi, evlilik birliği içi veya boşanma davası sürerken kalması fark etmeksizin miras kalan mal tamamen size aittir.

Bu doğrudan bir ceza hukuku suçu (hırsızlık vb.) oluşturmaz çünkü eşler arası malvarlığına karşı suçlarda cezasızlık halleri vardır. Ancak bu paranın izi Aile Mahkemesinde mal paylaşımı davası ile bulunup yasal faiziyle geri alınır.

Hayır, ayrı bir dava olarak açılır veya aynı dilekçede talep edilse bile tefrik edilir (ayrılır). Mahkeme, mal paylaşımı hesaplamasını yapmak ve karar vermek için öncelikle boşanma davasının bitmesini ve kesinleşmesini bekler.

Alamaz. Şans oyunlarından, piyangodan veya ikramiyelerden kazanılan paralar karşılıksız kazandırma niteliğinde olduğundan kişisel mal sayılır. Dava süreci bir yana, evlilik içinde çıksa dahi kişisel maldır.

Eğer resmi bir boşanma davası açılmamışsa, fiili ayrılık döneminde maaşınızla aldığınız altınlar kanunen edinilmiş mal sayılır. Ancak resmi dava açıldıktan sonraki maaşınızla alırsanız bunlar kişisel malınızdır.

Yastık altı altınların (örneğin düğün takıları) kime ait olduğu önemlidir. Düğün takıları kadına ait sayılır. Ancak evlilik içinde ortak biriktirilen altınlarsa ve bunlarla dava sürecinde ev alınmışsa, ikame kuralı gereği o evin üzerinde diğer eşin de hakkı vardır.

Eğer o arabanın sizin evlilik içi ortak birikimlerinizle (ikame yoluyla) alındığını yaklaşık olarak ispat edebilirseniz tedbir koydurabilirsiniz. Aksi halde sırf dava sürerken aldığı için tedbir konulmaz.

Boşanma davasından feragat ederseniz dava düşer ve mal rejimi hiç sona ermemiş kabul edilir. Feragat tarihine kadar geçen sürede edinilen tüm mallar evlilik birliği içerisinde edinilmiş sayılarak ileride ortak paylaşıma dahil edilir.

Evlenmeden önce alınan ev kanunen 'kişisel mal' sayılır ve kural olarak tapu sahibinde kalır. Boşanmada evin mülkiyeti paylaşılmaz, ancak evlilik içinde kredi ödemesi yapılmışsa diğer eş bu ödemeler oranında değer artış veya katılma alacağı talep edebilir.

Hayır, evlenmeden önce edinilen araba ortak (edinilmiş) mal değildir, kişisel maldır. Evlilik öncesi peşin alınmışsa diğer eş hak talep edemez. Sadece araç kredisinin bir kısmı evlilik içinde ödenmişse, ödenen kısım üzerinden hesaplama yapılarak alacak talep edilebilir.

Evet, talep edebilir. Bekarken çekilen kredinin evlilik süresince (eşlerin maaşları/gelirleri ile) ödenen kısmı kanunen edinilmiş mal kabul edilir. Diğer eş, evlilik içinde ödenen bu taksitlerin malın güncel değerine oranı üzerinden katılma alacağı isteyebilir.

Evlilik öncesi alınan ev kişisel mal olduğu için tapu sahibi bu evi dilediği gibi satabilir veya devredebilir. Ancak bu satıştan elde edilen gelirle yeni bir mal alınırsa, bu da 'kişisel malın yerine geçen değer' sayılır. Eğer tapu üzerinde 'aile konutu şerhi' varsa diğer eşin izni olmadan satılamaz.

Evet, geri alabilirsiniz. Eşinizin kişisel malı olan eve kendi cebinizden (veya ortak bütçeden) yaptığınız kalıcı iyileştirmeler ve tadilatlar için 'değer artış payı alacağı' davası açarak, yaptığınız masrafın güncel karşılığını talep edebilirsiniz.

Bankadaki anapara kişisel maldır ve tapu/hesap sahibine aittir. Ancak Türk Medeni Kanunu'na göre kişisel malların gelirleri (faiz, kar payı, kira vb.) edinilmiş mal sayılır. Dolayısıyla evlilik süresince hesaba işleyen faiz gelirlerinin yarısı üzerinde diğer eş hak iddia edebilir.

Eski evin satışından elde edilen miktar, yeni evin peşinatı olarak kabul edilir ve kişisel mal sayılır. Yeni evin toplam değeri içinde bu peşinatın oranı tapu sahibine verilir. Geriye kalan borç evlilik içinde ödenmişse, bu kısım ikiye bölünerek paylaştırılır.

Açılabilir ancak mal paylaşımı davası boşanma davası ile aynı dosyada görülmez. Ayrı bir dava olarak açılır ve mahkeme, mal paylaşımına geçmek için öncelikle boşanma davasının bitmesini ve kararın kesinleşmesini bekler.

Arsa, evlenmeden önce alındığı için kişisel mal statüsünü korur ve arsa sahibine aittir. Ancak evlilik içinde ortak gelirlerle yapılan bina (yapı) üzerinde diğer eşin hakkı doğar. Binanın güncel değeri hesaplanarak diğer eşe nakdi bir tazminat (değer artış payı) ödenir.

Nişanlılık döneminde, henüz evlilik birliği kurulmadan alınan çeyiz ve eşyalar kural olarak kimin faturasıyla ve ödemesiyle alınmışsa ona aittir, yani kişisel maldır. Ancak ortak bir bütçeyle alınmışsa, katkı oranında talep hakkı doğar.

Boşanma davasının açıldığı tarih (mal rejiminin sona erdiği tarih) baz alınır. Bu tarihe kadar ödenen taksitlerin toplam değer içindeki oranı hesaplanarak evdeki 'ortak pay' bulunur. Kalan borç tapu sahibinin kişisel borcu sayılır ve mal bu orana göre paylaştırılır.

Kanuna göre bir malın kişisel mal olduğunu iddia eden kişi bunu ispatlamakla yükümlüdür. İspat, banka dekontları, geçmişe dönük hesap dökümleri, tapu alış ve satış kayıtları, araç tescil belgeleri ve satın alma faturaları gibi yazılı ve resmi delillerle yapılır.

İleride herhangi bir sürpriz dava ile karşılaşmamak için, tarafların birbirinden malvarlığına (evlilik öncesi dahil) dair hiçbir maddi/manevi talebi kalmadığının anlaşmalı boşanma protokolüne açıkça, madde madde yazılması son derece önemlidir.

Şirketin mülkiyeti, payları ve sermayesi evlilik öncesi kişisel mal sayılır ve paylaşılmaz. Ancak şirketin evlilik süresi boyunca elde ettiği net karlar (kişisel malın geliri sayıldığından) eşler arasında 'edinilmiş mal' olarak paylaşıma konu olabilir.

Boşanma davası neticesinde verilen kararın kesinleştiği tarihten itibaren mal rejimi tasfiyesi, katılma alacağı veya değer artış payı davası açmak için kanuni zamanaşımı süresi 10 yıldır. Bu süre geçtikten sonra dava açılamaz.

Evet, Türk Medeni Kanunu gereğince evlilik birliği içerisinde edinilen gelirlerle (maaş, ticari kazanç vb.) alınan kripto paralar edinilmiş mal kabul edilir ve mal paylaşımına dahildir.

Eşinizin banka dökümlerinde kripto para borsalarına yapılan EFT/Havale işlemleri, kredi kartı ekstrelerindeki dövizli borsa harcamaları veya telefon/bilgisayarındaki bilişim incelemeleri ile ispat edebilirsiniz.

Hayır, yurtdışında yerleşik global kripto para borsalarına Türk mahkemelerinin doğrudan tedbir kararı uygulama yetkisi yoktur. Bu tür şirketler Türk mahkemelerinin doğrudan emirlerini genellikle yerine getirmez.

Yabancı borsalardaki varlıkların tespiti için Adalet Bakanlığı aracılığıyla o borsanın bulunduğu ülkenin adli makamlarına 'İstinabe' (uluslararası adli yardımlaşma) yazısı yazılması talep edilir.

Türkiye'de yerleşik borsalara yönelik ihtiyati tedbir kararları, mahkemenin müzekkeresi UYAP üzerinden veya elektronik yolla ulaştığı andan itibaren genellikle birkaç gün içinde uygulanır.

İstinabe, bir ülkenin mahkemesinin başka bir ülkenin mahkemesinden hukuki yardım (örneğin belge tespiti) talep etmesidir. Ülkeye göre değişmekle birlikte genellikle 6 aydan fazla sürebilen uzun bir süreçtir.

Mal paylaşımı davasında hesaplama yapılırken, kripto paraların boşanma davasının açıldığı tarihteki miktar ve değeri esas alınarak katılma alacağı havuzuna eklenir.

Doğrudan müzekkere ile bulunamaz. Ancak borsalardan bu cüzdanlara yapılan transfer izleri (TxID) ve donanım cüzdan alım faturaları mahkemeye sunularak dolaylı yoldan ispat edilebilir.

Evlenmeden önce alınan kripto paralar 'Kişisel Mal' sayılır ve kural olarak paylaşıma tabi değildir. Ancak evlilik süresince bu paralarla al-sat yapılarak elde edilen kârlar üzerinde inceleme yapılması gerekebilir.

Kişisel mal statüsünde bir kripto para olsa dahi, evlilik süresince elde edilen staking (kripto faizi) veya airdrop gibi yan gelirler 'Kişisel malların gelirleri' kapsamında edinilmiş mal sayılarak paylaşıma dahil edilebilir.

Eğer satış işlemi boşanma veya mal paylaşımı davasından hemen önce yapılmışsa, mahkeme bunu 'mal kaçırma kastı' olarak değerlendirebilir ve eksilen bu değeri (eklenecek değerler kapsamında) hesaba dahil eder.

Mahkeme kararıyla cihazlara (telefon, bilgisayar) el konulursa, bilişim uzmanları cihazın imajını alır. İnternet geçmişi, uygulama logları ve silinmiş mesajlar kurtarılarak borsa üyelikleri tespit edilir.

Telefon faturası tek başına kripto hesabı tespiti için yeterli değildir. Ancak borsalardan gelen SMS onay (2FA) kodlarının dökümleri GSM operatöründen istenerek hangi borsaların kullanıldığı tespit edilebilir.

Şifre verilmemesi yargılamayı uzatsa da, mal kaçırma niyeti olarak yorumlanabilir. Mahkeme, eldeki diğer banka/transfer delilleri üzerinden eşin zimmetinde kabul edilen miktarın karşılığını ödemesine hükmedebilir.

Hayır, sadece boşanma davası açarak mallara tedbir konulamaz. Ayrı bir mal paylaşımı (katılma alacağı) davası açılmalı ve nispi harcı ödenerek ihtiyati tedbir talep edilmelidir.

Evet, ev aldatan eşin kendi üzerine kayıtlıysa mülkiyet hakkı devam eder, sadece karşı tarafın bu ev üzerindeki %50 alacak hakkını ödemekle yükümlüdür. Ev aldatılan eşin üzerine kayıtlıysa, hâkim kararıyla aldatan eşin bu ev üzerindeki katılma alacağı %0'a indirilerek hak talep etmesi engellenebilir.

Hayır, hukukumuzda aldatan eşin mallarına tamamen el koyma (müsadere) sistemi yoktur. Eşinizin üzerine kayıtlı olan malların ancak yarısını (katılma alacağı oranı kadar) talep edebilirsiniz. Kalan yarı eşinizde kalır.

Aldatan eşin, diğer eşin malları üzerindeki yüzde elli oranındaki katılma alacağının mahkeme kararıyla silinmesi demektir. Kendi adına kayıtlı mallardaki mülkiyeti etkilenmez; onların yarı değerini karşı tarafa ödemeye devam eder. Ayrıca sıfıra indirme otomatik değildir: TMK m. 236/2 hâkime azaltma veya kaldırma yetkisi verir ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, evlilik süresi ile zinanın gerçekleşme şekliyle örtüşmeyen bir tam kaldırmayı bozarak payın TMK m. 4 ve TBK m. 50 uyarınca daha az oranda azaltılmasını istemiştir (E. 2024/4305, K. 2025/2817).

Üç şart birlikte gerekir. Birincisi boşanma kararının zina veya hayata kast sebebine dayalı olarak kesinleşmiş olması. İkincisi kusurlu eşin bir artık değere katılma alacağının bulunması ve bunun inceleme ile sabit olması; Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, delil toplanmadan zina gerekçesiyle davanın reddedilmesini bozmuştur (E. 2014/12512, K. 2015/21469). Üçüncüsü hâkimin hakkaniyet takdirini kullanması. Madde yalnızca artık değere katılma alacağı için işler; mal ayrılığı rejimindeki katkı payı ve TMK m. 227'deki değer artış payı alacaklarına uygulanmaz. Malik olan eşin kusurlu olduğu hâllerde maddenin uygulanıp uygulanamayacağı ise şu anda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nda tartışılmaktadır.

Klasik yorum şudur: Aldatan eşin sizden talep edebileceği bir katılma alacağı olmadığı için hâkim olmayan bir alacağı sıfıra indiremez; siz yine yalnızca yüzde elli katılma alacağınızı alırsınız. Anayasa Mahkemesi de 2023 tarihli kararında kuralın kusurlu eşin katılma alacaklısı olduğu durum için öngörüldüğünü belirtmiştir. Ancak bu yorum artık tartışmalıdır: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 18 Mart 2025 tarihli kararında, malik olan eşin kusurlu olmasının maddenin uygulanamayacağı anlamına gelmediğine karar verdi. Bölge Adliye Mahkemesi direndi ve dosya 22 Ocak 2026'da Hukuk Genel Kurulu'na gönderildi. Karar henüz çıkmadığı için dilekçenizde her iki yorumu da karşılayan talep kurmanız gerekir.

Evet, hukuka uygun şekilde elde edilmiş WhatsApp konuşmaları, ekran görüntüleri ve mesajlaşmalar zinanın ispatında güçlü birer yan delildir ve mahkemeler tarafından dikkate alınır.

Mal rejimi TMK m. 225/2 uyarınca boşanma davasının açıldığı tarihte sona erdiği için, tasfiye talebinin doğması boşanma davasının açılmasına bağlıdır. Boşanma davası açıldıktan sonra tasfiye davası hemen açılabilir; kesinleşmeyi beklemek zorunlu değildir. Boşanma hâlâ derdestse mahkeme davayı reddetmez, HMK m. 30 uyarınca boşanma dosyasını bekletici mesele yapar. Mal kaçırma riski varsa beklememek ve dava ile birlikte ihtiyati tedbir talep etmek daha güvenlidir.

Dava süreci başlamadan önce tapuya 'aile konutu şerhi' işletebilirsiniz. Dava açılırken ise karşı tarafın menkul ve gayrimenkulleri ile banka hesaplarına ihtiyati tedbir konulmasını mahkemeden talep etmelisiniz.

İstanbul Anadolu 3. Aile Mahkemesi, TMK m. 236'nın ikinci fıkrasının Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için başvurmuştu (AYM, E. 2023/125, K. 2023/132). Gerekçe şuydu: ülkemizde malvarlığı genellikle erkek eş üzerine kayıtlı olduğu için, malı elinde tutan eş zina etse bile bu maddeden ekonomik olarak etkilenmiyor. Anayasa Mahkemesi 26 Temmuz 2023'te başvuruyu oybirliğiyle reddetti; ancak maddeyi anayasaya uygun bulduğu için değil, başvuran mahkemenin yetkisiz olduğu için: bakılan davada kusurlu eş katılma alacaklısı konumunda olmadığından kuralın o davada uygulanma imkânı bulunmadığına karar verdi. Yani maddenin anayasaya uygunluğu bugüne kadar esastan hiç incelenmedi.

Mal paylaşımındaki yüzde elli katılma alacağınız kaybolmaz; o, kusurdan bağımsızdır. Kaybettiğiniz şey zinaya dayalı dava hakkı ve dolayısıyla TMK m. 236/2'yi işletme imkânıdır. TMK m. 161 açıkça 'affeden tarafın dava hakkı yoktur' der. Zinayı öğrenmenize rağmen evliliğe devam etmek, birlikte tatile çıkmak veya affettiğinizi gösteren mesajlar göndermek af olarak değerlendirilebilir. Dava zina yerine evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dönerse, karşı tarafın payının azaltılması veya kaldırılması istenemez.

TMK m. 161 uyarınca davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Bu bir hak düşürücü süredir. Altı aylık süre kaçırılırsa o eyleme dayalı zina davası açılamaz; dosya ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayandırılabilir ve bu durumda TMK m. 236/2 uygulanamaz. Zina süregelen bir ilişki biçimindeyse süre, ilişkinin son bulduğu tarihten hesaplanır; bu nedenle ilişkinin devam ettiğine dair güncel deliller önem taşır.

On yıldır ve boşanma kararının kesinleştiği tarihte başlar. Süre TMK'da düzenlenmemiş olup TMK m. 5 yollamasıyla uygulanan TBK m. 146'dan gelir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, önceki uygulamasında TMK m. 178'deki bir yıllık süreyi kabul etmişse de Hukuk Genel Kurulu'nun 17 Nisan 2013 tarihli kararı doğrultusunda görüş değişikliğine gitmiştir (E. 2015/15009, K. 2017/3963). Sürenin boşanmanın kesinleşmesiyle başlamasının nedeni TBK m. 153/3'tür: evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirinden olan alacakları için zamanaşımı işlemez, işlemişse durur.

Hayır, kural olarak evlenmeden önce edinilen mallar 'kişisel mal' sayılır ve boşanmada paylaşıma tabi tutulmaz. Ancak o evden elde edilen kira gelirleri evlilik içinde birikmişse, bu birikim paylaşıma dahil edilebilir.

Miras yoluyla intikal eden mallar, edinilmiş mal değil kişisel maldır. Bu sebeple ister aldatma olsun ister olmasın, miras kalan mallar boşanma esnasında eşler arasında paylaşıma konu edilmez.

Evet, mahkeme mal varlıklarının değerini, edinilme tarihlerini ve katılma alacağı miktarlarını hesaplamak için dosyayı mutlaka uzman nitelikli hukukçu ve hesap bilirkişilerine gönderir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 18 Mart 2025 tarihli kararı ölçütleri açıkça sayıyor: tarafların evlilik süresi, boşanma dosyası içeriğiyle sabit olan zinanın gerçekleşme şekli ve tanık beyanları. Bu unsurlar birlikte değerlendirilir ve pay oranı TMK m. 4 ile TBK m. 50 uyarınca hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Uzun süren bir evlilikte tek seferlik bir eylem ile yıllarca süren ve aile düzenini yıkan bir ilişki aynı sonucu doğurmaz. Bu nedenle dosyaya yalnızca zinanın varlığını değil, ağırlığını ve süresini de ortaya koyan delilleri sunmak gerekir.

Tartışma, TMK m. 236/2'nin kimlere uygulanabileceğidir. Bölge Adliye Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi'nin 2023 tarihli kararındaki okuma, kuralın yalnızca kusurlu eşin katılma alacaklısı olduğu durumlar için öngörüldüğü yönündedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ise 18 Mart 2025 tarihli kararında malik olan eşin kusurlu olmasının maddenin uygulanamayacağı anlamına gelmediğine karar vermiş, direnme üzerine 22 Ocak 2026'da maddenin kusurlu eşin taraf sıfatına bakılmaksızın düzenlendiğini belirterek dosyayı Hukuk Genel Kurulu'na göndermiştir. HGK kararı, tüm malların aldatan eş adına kayıtlı olduğu dosyalarda sonucu doğrudan değiştirebilir.

Uygulamada iki ayrı dilekçeyle açılması tercih edilir. Boşanma davası TMK m. 161'e (gerekirse m. 166 ile terditli olarak) dayandırılır; mal rejiminin tasfiyesi ise belirsiz alacak davası olarak ayrıca harçlandırılır. Aynı dilekçede talep edilse bile mahkeme genellikle tefrik eder, çünkü tasfiyeye karar verilebilmesi için boşanmanın kesinleşmesi gerekir. Ayrı dilekçe verilmesinin pratik bir yararı da vardır: tasfiye dosyasında hemen ihtiyati tedbir istenerek karşı tarafın taşınmaz ve araç devri engellenebilir.

Klasik yorumda maddenin işlevi sınırlıdır ve tam da bu yüzden Anayasa Mahkemesi'ne taşınmıştır. Madde yalnızca karşılıklı alacak bulunan dosyalarda etkili olur: her iki eşin de kendi adına malı varsa, aldatan eşin diğerinin malı üzerindeki alacağı silinir ve aldatılan eş kendi malını eksiksiz korur. Tüm mallar aldatan eşin adına ise klasik yorumda madde işlemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025 görüşü bu boşluğu kapatma yönündedir; konu Hukuk Genel Kurulu'nda karara bağlanacaktır.

Mal Paylaşımı Hukuku

Evet, alabilirsiniz. Eğer bu devir işlemi, sizin katılma alacağınızı azaltmak amacıyla yapılmışsa veya boşanma davasından önceki 1 yıl içinde gerçekleşmişse, TMK 229 gereği mal paylaşımına dahil edilir. Gerekirse tasarrufun iptali davası ile tapu kaydı üzerinde işlem yapılabilir.

Mal kaçırma iddiası, esasen 'Mal Rejimi Tasfiyesi' davasının bir parçasıdır. En doğrusu, boşanma davası açılır açılmaz ayrı bir dosya olarak mal rejimi davasını da açmak ve mallara tedbir talep etmektir. Boşanma davasının bitmesini beklemek hak kaybına yol açabilir.

Sadece boşanma davası içinde talep edilen tedbirler genellikle reddedilir. Ancak mal rejimi tasfiyesi (mal paylaşımı) davası açarsanız, mahkeme mal kaçırma şüphesi gördüğünde taşınmazlara ve araçlara 'ihtiyati tedbir' koyabilir.

Eşinizin parayı çektiğini banka kayıtlarıyla ispatlayabilirsiniz. Parayı 'harcadım' demesi onu borçtan kurtarmaz. Mahkeme, bu parayı nereye harcadığını ispatlamasını ister. İspatlayamazsa, o para sanki hala hesabındaymış gibi mal paylaşımına dahil edilir (Eklenecek Değer).

Türk Ceza Kanunu'na göre, sadece boşanma sebebiyle mal kaçırmak doğrudan bir 'suç' olarak tanımlanmamıştır (hırsızlık vb. hariç). Ancak İcra İflas Kanunu kapsamında alacaklıdan mal kaçırma suçu oluşabilir. Genellikle bu konu ceza hukukundan ziyade, aile hukuku ve tazminat boyutunda çözülür.

Evet, sayılır. Eşiniz şirket hisselerini muvazaalı (danışıklı) olarak başkasına devrederse, Ticaret Mahkemesi ve Aile Mahkemesi nezdinde yapılacak incelemelerle bu devrin iptali veya bedelinin tazmini sağlanabilir.

Evet. Eğer malı devralan üçüncü kişi, eşinizin mal kaçırma niyetini biliyorsa veya bilmesi gereken bir konumdaysa (akraba, yakın arkadaş vb.), eksik kalan alacağınız için o kişiye karşı dava açabilirsiniz. Bunun için davanın o kişiye ihbar edilmesi şarttır.

Anlaşmalı boşanmada taraflar mal paylaşımı konusunda da anlaşmış sayılır. Protokol imzalandıktan ve boşanma kesinleştikten sonra, 'eşim benden mal kaçırmış' diyerek yeni bir dava açmak çok zordur. Bu nedenle protokol imzalamadan önce tüm mal varlığı detaylıca araştırılmalıdır.

Mal rejimi tasfiyesi davası, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde açılabilir. Ancak Yargıtay'ın bazı kararlarında bu süre 1 yıl olarak da yorumlanabilmektedir. Hak kaybı yaşamamak için boşanma kesinleşir kesinleşmez veya boşanma davasıyla birlikte açılması önerilir.

Dava açıldıktan sonra mahkeme kanalıyla TAKBİS (Tapu), Trafik Tescil ve Bankalara müzekkere yazılarak eşinizin üzerine kayıtlı tüm varlıklar sorgulanabilir. Dava öncesinde ise kişisel verilerin korunması kanunu nedeniyle bu bilgilere ulaşmanız zordur.

Eşinizin mal varlığını ailenin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürecek şekilde (kumar, gereksiz lüks harcama vb.) tüketmesi durumunda, hakim bu değerleri de mal paylaşım hesabına dahil edebilir.

Tasarrufun iptali ve mal rejimi davaları nispi harca tabidir. Yani talep ettiğiniz değer üzerinden binde 68,31 oranında harç ödenir (bunun 1/4'ü peşin). Değer arttıkça harç ve masraflar da artar.

Eğer satış, boşanma davasından önceki 1 yıl içinde yapılmışsa ve rızanız yoksa doğrudan talep edebilirsiniz. 1 yıldan daha eskiyse, satışın 'sizin payınızı azaltmak kastıyla' yapıldığını ispatlamanız gerekir.

Miras kalan mallar 'kişisel mal' sayılır ve kural olarak mal paylaşımına dahil edilmez. Ancak, miras kalan malın satılmasıyla elde edilen gelirin faizi veya kira geliri 'edinilmiş mal' sayılabilir. Duruma göre değerlendirilmelidir.

Davanın ihbarı, mal paylaşımı davası devam ederken, malı devralan üçüncü kişiye 'bak bu davayı kaybedersem senden para isteyeceğim, gel davaya katıl' demektir. İhbar yapılmazsa, sonrasında üçüncü kişiden tahsilat yapmanız usulen zorlaşır.

Mal paylaşımı davası, boşanma davası ile aynı anda açılabileceği gibi, boşanma davası devam ederken veya boşanma kararının kesinleşmesinden sonra da açılabilir. Ancak mahkemeler genellikle boşanma davasının kesinleşmesini 'bekletici mesele' yapar, yani boşanma bitmeden mal paylaşımını sonuçlandırmaz.

Boşanmada ev doğrudan bir tarafa 'kalmaz'. Ev edinilmiş mal ise, değeri hesaplanır ve diğer eşin bu değerin yarısı kadar alacak hakkı doğar. Evi elinde tutmak isteyen eş, diğer eşin payını (katılma alacağını) nakit olarak ödemek zorundadır. Anlaşamazlarsa mahkeme evi satışa çıkarıp parayı paylaştırabilir.

Genel kural olarak aldatan (zina yapan) eş de mal paylaşımından yarı yarıya pay alır. Ancak, Türk Medeni Kanunu Madde 236/2'ye göre, boşanma davası ZİNA (veya hayata kast) sebebiyle açılmış ve bu sebeple kabul edilmişse, hakim kusurlu eşin payını tamamen kaldırabilir veya azaltabilir. Bu çok istisnai bir durumdur.

Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, düğünde takılan ziynet eşyaları kadına bağışlanmış sayılır ve kadının 'Kişisel Malı'dır. Bu nedenle mal paylaşımına dahil edilmez, yani erkek bunlardan pay isteyemez. Ancak kadın, takılarını erkeğin borçları veya ev alımı için verdiyse, bunların bedelini ayrıca talep edebilir.

Hayır, evlilik tarihinden önce alınan mallar 'Kişisel Mal' statüsündedir ve boşanmada paylaşıma konu edilmez. Sadece bu malların evlilik süresince elde edilen gelirleri (örneğin kira geliri, faiz geliri) edinilmiş mal sayılarak paylaşıma dahil edilebilir.

Mal paylaşımı davaları, bilirkişi incelemeleri, tapu ve banka kayıtlarının toplanması, değer tespitleri gibi teknik süreçler içerdiğinden uzun süren davalardır. 2026 şartlarında İstanbul gibi büyükşehirlerde ortalama 2 ile 4 yıl arasında sürebilmektedir.

Eşlerden biri boşanma öncesinde mal kaçırmışsa (satış veya bağış), bu malların değeri 'Eklenecek Değer' olarak hesaba katılır. Tapu iptal ve tescil davası açılabileceği gibi, mal elden çıkmışsa bedeli üzerinden hesaplama yapılarak diğer eşin hakkı korunur.

Araba evlilik birliği içinde edinilmişse, ruhsat kimin üzerine olursa olsun değeri ikiye bölünür. Aracın güncel piyasa değeri bilirkişi tarafından belirlenir, varsa kredi borcu düşülür ve kalan net değer üzerinden diğer eşe %50 katılma alacağı ödenir.

Hayır, miras yoluyla intikal eden mallar (ev, arsa, para vb.) kanunen 'Kişisel Mal'dır ve boşanmada mal paylaşımına dahil edilmez. Diğer eşin miras malı üzerinde hiçbir hakkı yoktur.

Boşanma tarihinde kredi borcu devam ediyorsa, ödenmiş taksitlerin toplam değere oranı bulunur. Evlilik içinde ödenen kısım paylaşıma tabidir. Boşanma davasından sonra ödenecek taksitler ise o evi sahiplenen eşin kişisel borcu sayılır ve hesaplamada dikkate alınmaz.

Kanunen zorunlu değildir ancak mal paylaşımı davaları çok karmaşık matematiksel hesaplamalar ve hukuki prosedürler içerir. Hak kaybına uğramamak, 'değer artış payı' gibi gizli hakları kaçırmamak için uzman bir boşanma avukatı ile çalışmak hayati önem taşır.

Şirket evlilik içinde kurulmuşsa hisse değeri edinilmiş maldır. Şirket evlilik öncesi kurulmuş olsa bile, evlilik süresince elde edilen ve dağıtılmayan kâr payları, şirkete yapılan yatırımlar veya büyüme payı üzerinde diğer eşin hakkı olabilir.

Evet, evlilik birliği içerisinde ödenen primlere karşılık gelen Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) birikimleri edinilmiş mal kabul edilir ve boşanma durumunda paylaşıma konu olur.

Mal paylaşımı davası nispi harca tabidir. Yani talep edilen değerin belli bir yüzdesi (binde 113,8'in dörtte biri peşin olarak) devlete harç olarak ödenir. Dava sonunda kazanılan miktara göre kalan harç tamamlanır.

Eğer anlaşmalı boşanma protokolünde 'tarafların mal rejiminden kaynaklı birbirinden hiçbir alacağı yoktur' şeklinde açık bir feragat maddesi varsa dava açılamaz. Ancak böyle bir madde yoksa veya protokolde mal paylaşımına hiç değinilmemişse, boşanma kesinleştikten sonra 10 yıl içinde dava açılabilir.

Hayır, aracı doğrudan mülkiyet olarak alamazsınız. Araç şirkete aittir. Ancak bu aracın değeri şirketin toplam değerini artırır. Siz, eşinizin şirketteki hisse değerinin artışı üzerinden 'katılma alacağı' adı altında nakit para talep edebilirsiniz.

Şirket evlilik öncesi kurulmuşsa 'kişisel mal'dır, doğrudan hakkınız yoktur. Ancak evlilik süresince şirket kâr elde etmiş ve bu kârla sermaye artırımı yapılmışsa veya şirketin değeri eşinizin çabasıyla (sektörel artış haricinde) artmışsa, bu 'gelir' ve 'değer artışı' üzerinden hak talep edebilirsiniz.

Bu durumda 'eklenecek değer' davası devreye girer. Eşinizin mal kaçırmak kastıyla yaptığı bu devir, mahkemece iptal edilmese bile, sanki hisseler hiç devredilmemiş gibi değeri hesaplanır ve alacağınız buna göre belirlenir. Geriye dönük 1 yıl içindeki karşılıksız kazandırmalar ve evlilik süresince mal rejimini zedeleyici kasıtla yapılan tüm devirler hesaba katılır.

Evet, etkiler. Şirketin net aktif değeri hesaplanırken, varlıklarından borçları düşülür. Eğer şirket aşırı borçluysa ve özsermayesi eksideyse, şirketin değeri sıfır veya eksi çıkabilir, bu durumda talep edilebilecek bir değer kalmayabilir.

Evet, mahkemeler genellikle şirketin ticari faaliyetini durduracak (banka hesabına bloke gibi) tedbirleri reddederken, davalı eşin 3. kişilere hisse devrini önlemek amacıyla hisse senetleri veya pay defterindeki kayıtlar üzerine tedbir koymaktadır.

Ev şirket adına kayıtlı olduğu için tapu iptali ve tescil isteyemezsiniz. Ancak bu ev şirketin aktif değerini artırdığı için, yapılacak şirket değerlemesinde evin güncel piyasa değeri hesaba katılır ve alacağınız miktar buna göre yükselir.

Resmi vergi kayıtlarında şirket zararda görünebilir. Ancak boşanma davalarında uzman bilirkişiler sadece vergi levhasına bakmaz. Şirketin banka hareketleri, alınan krediler, kredi kartı harcamaları ve yaşam standardı incelenerek gerçek durum tespit edilir.

Eşiniz ailesiyle (baba, kardeş vb.) ortaksa durum değişmez. Eşinizin sahip olduğu hisse oranı (%20, %30 vb.) üzerinden hesaplama yapılır. Ancak aile şirketlerinde kâr dağıtımı genellikle resmi yapılmadığı için, gizlenen kâr paylarının tespiti için daha detaylı bilirkişi incelemesi gerekir.

Hayır. Şirket tasfiyesi Ticaret Kanunu'na göre şirketin kapanmasıdır. Mal rejimi tasfiyesi ise Medeni Kanun'a göre eşler arasındaki hesaplaşmadır. Boşanma davasında şirketin kapatılmasına karar verilmez, sadece eşin hissesinin parasal karşılığı hesaplanır.

Hamiline yazılı hisselerin tespiti zordur çünkü ticaret sicilinde görünmeyebilir. Bu durumda şirketin genel kurul hazirun cetvelleri, yönetim kurulu karar defterleri ve banka imza sirküleri incelenerek eşin ortaklığı ispatlanmaya çalışılır.

Evet, şirket değerlemesi teknik bir konudur ve bilirkişi raporları sıklıkla hatalı olabilir. Özellikle 'gerçek piyasa değeri' yerine 'defter değeri' kullanılmışsa, ek rapor alınması için itiraz etmek hayati önem taşır.

Yargıtay uygulamalarına göre 'Net Aktif Değer' yöntemi esastır. Yani şirketin varlıklarının güncel piyasa değerinden borçlarının düşülmesiyle bulunan değerdir. Ancak bazı durumlarda 'Gelir İndirgeme' yöntemi de destekleyici olarak kullanılabilir.

Mal rejimi davasının konusu, boşanma dava tarihindeki (veya mal rejiminin sona erdiği tarihteki) değerdir. Dava sürerken şirket iflas etse bile, mal rejiminin sona erdiği tarihte şirketin bir değeri varsa, bu değer üzerinden hesaplama yapılır.

Bu 'muvazaa' (danışıklılık) iddiasıdır. İspatı zordur ancak tanık beyanları, eşinizin şirketi fiilen yönettiğine dair e-postalar, banka yetkileri ve yaşam standardı ile aldığı maaş arasındaki orantısızlık delil olarak kullanılabilir.

Mal rejimi tasfiyesi (katılma alacağı) davası, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak delillerin kaybolmaması için boşanma davasıyla birlikte veya hemen akabinde açılması önerilir.

İki farklı tarih vardır. Hangi malların tasfiyeye gireceği mal rejiminin sona erdiği tarihe, yani boşanma dava tarihine göre belirlenir (TMK m. 225/2, 235/1). Bu malların değeri ise tasfiye anındaki sürüm (rayiç) değeri üzerinden hesaplanır ve Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamasına göre tasfiye tarihi karar tarihidir (8. HD, K. 2021/1049). Yani dava süresince oluşan değer artışı hesaba yansır.

Hayır. Yargıtay 2. HD'nin 11.05.2023 tarihli kararında aktarıldığı üzere, katılma alacağı bakımından davacının edinilen mala maddî bir katkısının olup olmamasının ya da çalışmasının bir önemi bulunmamaktadır. Katkı ispatı yalnızca 2002 öncesi mal ayrılığı dönemine ilişkin katkı payı alacağı davasında gerekir.

Evet, alabilirsiniz. Yargıtay 8. HD'nin 03.07.2018 tarihli kararında, kök payın kişisel mal olduğu tartışmasız olsa bile edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılan sermaye artırımının kaynağı ispat edilemediğinden edinilmiş mallardan karşılandığının kabulü gerektiği ve bu artırım üzerinde katılma alacağı hakkı bulunduğu belirtilmiştir. İspat yükü şirket sahibi eştedir.

Düşmez. TMK m. 231 açıkça 'değer eksilmesi göz önüne alınmaz' demektedir; şirketin zararı diğer eşin alacağından mahsup edilemez. Yargıtay'ın 09.02.2021 tarihli kararında davalının 'şirket pasif durumda, bir değeri yok' savunmasına rağmen şirket hissesi için 95.000 TL katılma alacağına hükmedilmesi onanmıştır.

Hayır, otomatik değildir. TMK m. 229 uyarınca devrin ya mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde karşılıksız yapılmış olması ya da katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılmış olması ispatlanmalıdır. Yargıtay 2. HD'nin 26.03.2026 tarihli kararında, boşanma dava tarihinde erkek adına hisse bulunmadığı ve TMK m. 229 kapsamındaki amaç ispatlanamadığı için şirket hissesi yönünden davanın reddi gerektiğine karar verilmiştir.

Ancak davayı ona ihbar etmişseniz. TMK m. 229'un son fıkrası, mahkeme kararının kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesini davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluna bağlar. İhbar yapılmazsa dava kazanılsa bile karar o kişiyi bağlamaz.

Belirsiz alacak davası olarak (HMK m. 107) açılması ve bunun dilekçede açıkça belirtilmesi kritik önemdedir. Aksi hâlde kısmi dava açıp bilirkişi raporundan sonra ıslahla talebi artırdığınızda artırılan kısım zamanaşımına takılabilir. Yargıtay 2. HD'nin 11.05.2023 tarihli kararında, tespit edilen 141.161 TL alacağın ıslahla artırılan 71.161 TL'lik kısmı zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş ve bu hüküm onanmıştır.

Evet. TMK m. 236/2 uyarınca zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya tamamen kaldırılmasına karar verebilir. Bu, kusursuz eşin payını artırmaz; kusurlu eşin payını azaltır.

TMK m. 239'un son fıkrası uyarınca aksine anlaşma yoksa tasfiyenin sona ermesinden başlayarak faiz yürütülür. Yargıtay uygulamasında tasfiye tarihi karar tarihi olduğundan faiz karar tarihinden işler. Değerlemenin bozma öncesi mi sonrası mı yapıldığına göre faiz başlangıcının ayrı ayrı gösterilmesi gerekir (8. HD, K. 2021/1049).

Mal Paylaşımı ve Boşanma Hukuku

Kural olarak evlenmeden önce alınan ev kişisel maldır ve boşanmada paylaşıma tabi değildir, tapu sahibi eşte kalır. Ancak evin kredisi evlilik süresince ödenmişse veya diğer eş evlilik içinde kendi birikimiyle evin tadilatını yaptırmışsa, bu maddi katkılar değer artış payı olarak talep edilebilir.

Hakim, davanın devamı süresince geçici bir önlem olarak evin kimde kalacağına karar verir. Bu kararda çocukların üstün yararı, eşlerin barınma imkanları ve olası şiddet riskleri göz önünde bulundurulur. Genellikle velayet geçici olarak kime verildiyse veya şiddet mağduru olan eş kimse, konut ona tahsis edilir.

Müşterek olarak yaşadığınız ev ise, tapu müdürlüğüne giderek evin üzerine 'Aile Konutu Şerhi' koydurabilirsiniz. Bu şerh sayesinde eşiniz, sizin açık yazılı rızanız olmadan evi başkasına satamaz veya ev üzerine ipotek tesis edemez.

Hayır. Ev, kayınpederin veya bir başkasının mülkiyetindeyse, boşanma davasında mal paylaşımına konu edilemez. Mal paylaşımı davası sadece eşlerin kendi adlarına kayıtlı mal varlıkları üzerinden yürütülür.

Boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ödenen kredi taksitleri evlilik içi edinilmiş mal kabul edilerek yarı yarıya paylaşım hesabına katılır. Dava açıldıktan sonra kalan kredi borçları ise tapu sahibi eşin kişisel borcu sayılır ve paylaşıma dahil edilmez.

Evet, taraflar anlaştığı takdirde anlaşmalı boşanma protokolüne evin mülkiyetinin müşterek çocuğa devredileceğine dair bir madde ekleyebilirler. Bu madde hakim tarafından onaylandıktan sonra tapu müdürlüğünde devir işlemi gerçekleştirilebilir.

Oturma hakkı, bir kişiye belirli bir evde veya o evin belirli bir bölümünde barınma yetkisi veren ayni bir haktır. Boşanma davalarında genellikle çocukların velayetini alan eşin, çocuk reşit olana kadar evde kalabilmesini sağlamak amacıyla kurulur.

Hayır. Sükna (oturma) hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Hak sahibi sadece bizzat kendisi o evde oturabilir. Evi bir başkasına kiraya verip kira geliri elde etmesi hukuken mümkün değildir. Kiraya verme hakkı intifa hakkı sahibine aittir.

Evlilik içinde alınan ev eşyaları da kural olarak edinilmiş maldır ve değerlerinin yarısı üzerinde diğer eşin alacak hakkı vardır. Ancak uygulamada, eşyaların ikinci el değeri düşük olduğundan, genellikle evi kim kullanmaya devam edecekse eşyalar da onda kalır ve bu durum protokole bağlanır.

Eğer satılan ev sizin 'aile konutunuz' ise, eşinizin sizin rızanız olmadan yaptığı bu satış geçersizdir. Derhal Aile Mahkemesinde 'Tapu İptal ve Tescil' davası açarak, yapılan haksız satışın iptalini ve evin eski durumuna getirilmesini talep edebilirsiniz.

Hayır. Miras yoluyla elde edilen mallar, Medeni Kanun'a göre kişisel mal sayılır. Bu nedenle boşanma davasında miras kalan evin değeri yarı yarıya paylaşılmaz, ev miras kalan eşin tam mülkiyetinde kalır.

Hayır. Aile Mahkemeleri, mal paylaşımına dair karar vermek için öncelikle boşanma kararının kesinleşmesini (tarafların resmi olarak boşanmış olmasını) bekletici mesele yapar. Boşanma kesinleşmeden mal rejimi tasfiye edilemez.

Eğer eşler evlenmeden önce veya evlilik sırasında noterde geçerli bir 'Mal Ayrılığı' veya başka bir mal rejimi sözleşmesi yapmışlarsa, evin paylaşımı kanunun genel kurallarına göre değil, bu sözleşmedeki şartlara göre yapılır.

Hakim, konutu bir eşe tahsis ederken kullanım masraflarının (fatura, aidat vb.) kim tarafından ödeneceğini belirtebilir. Genellikle evi kullanan taraf olağan giderleri öderken, yoksulluğa düşecek tarafa nafaka bağlanarak bu masrafları karşılaması sağlanır.

Eğer mahkeme geçici tedbir kararıyla müşterek konutu diğer eşe tahsis etmişse veya evden uzaklaştırma kararı (6284 Sayılı Kanun) verilmişse, evden ayrılan eş anahtarı teslim etmek zorundadır. İzinsiz eve girmesi durumunda konut dokunulmazlığının ihlali veya tedbire muhalefet suçu oluşabilir.

Mal Paylaşımı ve Tasfiye

Bu durumda vakit kaybetmeden boşanma ve mal rejiminin tasfiyesi davası açılmalı ve mahkemeden eşinizin hesaplarına ihtiyati tedbir konulması talep edilmelidir. Çekilen bu para, mal paylaşımı hesabında sanki hiç çekilmemiş gibi dahil edilecek ve yasal hakkınız olan %50'lik payınız korunacaktır.

Evet, kesinlikle girer. Türk Medeni Kanunu'na göre, mal rejimi sona ermeden önceki 1 yıl içinde yapılan karşılıksız kazandırmalar ve mal kaçırma kastıyla yapılan olağandışı işlemler 'eklenecek değer' olarak kabul edilir ve hesaplamaya dahil edilir.

Mahkeme eşinizin sadece sözlü (soyut) beyanına inanmaz. Parayı çeken eş, o yüklü miktarın gerçekten ailevi bir ihtiyaca (kira, sağlık, eğitim vb.) veya yasal bir borca harcandığını fatura veya resmi belgelerle kanıtlamak zorundadır. Kanıtlayamazsa para hesaba dahil edilir.

Kişisel verilerin gizliliği nedeniyle eşinizin banka dökümlerini siz bankadan doğrudan isteyemezsiniz. Bu kayıtlar, açacağınız dava kapsamında aile mahkemesi hakimi tarafından yazılacak müzekkerelerle ilgili bankalardan veya BDDK üzerinden UYAP aracılığıyla resmi olarak talep edilir.

Mahkeme ilamını İcra Dairesi'ne koyarak icra takibi başlatmalısınız. Eşinizin o an üzerine mal olmasa dahi bu borç sistemde kayıtlı kalır. İleride sigortalı bir işe girdiğinde maaşına haciz gelir, miras kalırsa payına el konulur veya bir mülk edinirse anında haczedilir.

Evet, bu durumda açılacak bir muvazaa (danışıklı işlem) veya tasarrufun iptali davası ile üçüncü kişilere yapılan bu aktarımların mal kaçırma kastıyla yapıldığı ispatlanarak, paranın izi sürülür ve iadesi istenebilir.

Boşanma davası açıldığı an, mal kaçırma şüphesini haklı gösterecek somut emareler (örneğin tehdit mesajları veya daha önceki şüpheli işlemler) sunularak mahkemeden acilen ihtiyati tedbir (bloke) talep edilebilir.

Evet, hesap kapatılmış olsa dahi bankalar geçmiş işlem hareketlerini sistemlerinde saklamak zorundadır. Mahkeme emriyle kapatılan hesapların da geçmişe dönük tüm hareketleri incelenebilir.

Eğer hesap açılışında 'tek imza ile para çekilebilir' seçeneği işaretlenmişse banka açısından işlemi yapması yasaldır. Ancak aile hukuku açısından, ortak hesaptaki paranın tamamını diğer eşten habersiz çekmek mal kaçırma sayılır ve çekilen paranın diğer eşe ait olan payı iade edilmelidir.

Evlilik süresince maaşından artırarak biriktirdiği para da 'edinilmiş mal' statüsündedir ve yarısı size aittir. Kendi adına olan bu hesabı sıfırlaması, katılma alacağınızı ortadan kaldırmaz, yine eklenecek değer olarak hesaplamaya girer.

Evet, Yargıtay içtihatlarına göre eşten habersiz ailenin birikimlerini çekmek ve mal kaçırmak güven sarsıcı bir davranıştır. Bu durum ekonomik şiddet olarak kabul edilir ve boşanma davasında parayı çeken eşi kusurlu hale getirir.

Türkiye'de faaliyet gösteren veya bankalar aracılığıyla para transferi yapılan yerli/yabancı kripto borsalarına giden paralar, banka hesap dökümlerindeki transfer açıklamalarından (Örn: Binance TR, BtcTurk, Paribu) tespit edilebilir ve izi sürülebilir.

Mahkemenin ilgili bankalardan kayıtları toplaması birkaç ay sürebilir. Kayıtlar tamamlandıktan sonra dosyanın mali bilirkişiye gitmesi ve raporun hazırlanması ortalama 1 ile 3 ay arasında bir zaman alır.

Mal rejiminin tasfiyesi davalarında, mahkemenin hesapladığı katılma alacağına karar tarihinden itibaren (veya davacının özel talebine göre tasfiye tarihinden itibaren) yasal faiz işletilir. Böylece geçen süreçte paranın değer kaybı bir nebze engellenmiş olur.

Hesaplama her zaman boşanma davasının açıldığı tarihe göre yapılır. Dava tarihinden geriye doğru gidilerek mal kaçırma kastıyla yapılan çekim işlemleri tespit edilir ve o günkü değerler üzerinden (faiz eklenerek) hesaplama yoluna gidilir.

Mal Paylaşımı ve Ziynet

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 4 Nisan 2024 tarihli ilke kararına göre (E. 2023/5704, K. 2024/2402) önce tarafların anlaşmasına, yoksa iddia ve ispat edilmişse yerel örf ve adete bakılır. Bunlar yoksa erkeğe takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak erkeğe aittir. Ancak takı kadına özgü bir eşyaysa (bilezik, gerdanlık, set) kime takıldığından bağımsız olarak kadına ait sayılır. Kim taktı sorusu değil, kime takıldı ve takının cinsi belirleyicidir.

Çeyrek, yarım, tam, gram ve cumhuriyet altını gibi takılar kadına ya da erkeğe özgü değildir; her iki cinse özgüdür. Yargıtay'ın ilke kararına göre bu tür bir takı, takılan/verilen eşe ait olur. Gelinin kurdelesine takılan çeyrekler gelinin, damadın yakasına takılanlar damadın olur. Buna karşılık aynı çeyrek altınlar takı sandığına veya torbasına atılmışsa kime takıldığı belirlenemediği için ortak kabul edilir ve yarı yarıya paylaştırılır.

Kural olarak evet. Bir takının kadının kişisel malı olduğu belirlendikten sonra, o takı bozdurulup harcanmış olsa bile iade yükümlülüğü devam eder. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, ev veya araç alımı, evin ihtiyaçları, düğün borçları ya da balayı gibi sebeplerle bozdurulan altınların karşılığının hibe edilmediği müddetçe iadesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir (E. 2016/6111, K. 2016/6590). Erkek ancak altınların iade edilmemek üzere kendisine verildiğini veya kadının isteği ve onayıyla bozdurulup harcandığını ispatlarsa iadeden kurtulur (2. HD, E. 2016/18388, K. 2018/8694). Rıza göstermek ile bağışlamak aynı şey değildir.

Yargıtay'ın ilke kararı bu konuda nettir: Takı sandığına veya torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şeyse o cinse verilmiş sayılır; her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilir. Zarf içindeki nakit para ve üniseks altınlar bu ikinci gruba girdiği için eşler arasında yarı yarıya paylaştırılır. Zarfların üzerine isim yazılmışsa veya kamera kaydından kimin kime verdiği tespit edilebiliyorsa artık sandık kuralı değil, kime verildiği kuralı işler.

Nişan evlilikle sonuçlanmışsa nişan takıları da ziynet rejimine tabidir ve boşanmada yukarıdaki kurallara göre paylaşılır. Ancak nişan evlenme dışında bir sebeple bozulmuşsa TMK m. 122 uygulanır: nişanlıların birbirlerine veya ana babanın ya da onlar gibi davrananların diğer nişanlıya verdiği alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir. Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa sebepsiz zenginleşme hükümleri işler. Burada süre çok kısadır: TMK m. 123 uyarınca nişanlılığın sona ermesinden doğan dava hakları bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Evet. Ziynet alacağı, boşanmanın fer'i (eklentisi) değil bağımsız bir taleptir; boşanma davası içinde ayrı harçlandırılarak istenebileceği gibi boşanma kesinleştikten sonra ayrı bir dava olarak da açılabilir. Görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Altınların aynen iadesi isteniyorsa mülkiyet iddiasına dayandığı için zamanaşımı işlemez. Bedel isteniyorsa TBK m. 146 uyarınca on yıllık zamanaşımı uygulanır ve bu süre TBK m. 153/3 gereği pratikte boşanma kararının kesinleşmesiyle başlar.

Hayır, altınların hırsızlık gibi mücbir sebeplerle eşin kusuru olmaksızın elden çıkması durumunda diğer eşten iadesi talep edilemez. Ancak hırsızlık olayının resmi makamlarca belgelenmiş olması gerekir.

Verilmez. Klasik bir erkek kol saati veya altın kol düğmesi erkeğe özgü takıdır; Yargıtay'ın ilke kararına göre karşı cinse özgü bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Bu nedenle söz konusu saat geline hediye edilmiş olsa bile erkeğin kişisel malı kabul edilir. Bir takının hangi cinse özgü olduğu çekişmeliyse hâkim kendi başına karar vermez, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırır. Bilirkişi o şeyin her iki cinse özgü olduğunu belirlerse takı, takılan eşe ait olur.

Nitelendirme evin kimin adına alındığına göre değişir. Ev kadının kendi adına alındıysa kişisel malından kendi edinilmiş mal kesimine aktarım vardır ve kurum TMK m. 230/3 denkleştirmedir. Ev kocanın adına alındıysa kadının katkısı TMK m. 227 değer artış payıdır; madde açıkça diğerine ait bir malın edinilmesine katkıdan söz eder. Konut kredisi ziynetle ödendiyse Yargıtay 8. Hukuk Dairesi bu ödemenin TMK m. 220/4 kapsamında kişisel mal yerine geçen değer olduğunu, o oranda artık değer ve katılma alacağı doğmayacağını belirtmiştir (E. 2020/949, K. 2020/5378). Her hâlde hesap, katkı oranının malın güncel sürüm değerine uygulanmasıyla yapılır.

Evet, ziynet davalarında tanık dinlenebilir. Özellikle altınların kimin elinde kaldığı, kim tarafından bozdurulduğu gibi konularda tanık beyanları değerlidir, ancak düğün görüntüleri daha güçlü delildir.

Görsel delil olmadan da ispat mümkündür ama zorlaşır. Düğünde bizzat bulunan tanıklar dinlenir; ancak yalnızca yakın akraba beyanı, başka delille desteklenmiyorsa yüksek miktarlı talepler için yeterli görülmeyebilir. Bunun yanında kuyumcu kayıtları, banka ve kasa hareketleri, sosyal medya paylaşımları ve özellikle sonradan yapılmış yazışmalar çok değerlidir. Yargıtay'ın 4 Nisan 2024 kararında, erkeğin inkâr etmediği mesaj kayıtları nedeniyle ispat yükünün yer değiştirerek erkeğe geçtiği kabul edilmiştir. Yani karşı tarafın altınları bir dönem elinde tuttuğunu kabul ettiği tek bir mesaj, davanın seyrini değiştirebilir.

Para üniseks bir değer olduğu için kural olarak kime takıldıysa onundur. Erkeğin yakasına takılan paralar erkeğin kişisel malı sayılır.

Altın tespih genellikle erkeğe özgü bir eşya olarak kabul edilir. Geline hediye olarak verilmiş olsa dahi cinse özgülük kuralı gereği ihtilaf halinde erkeğe ait kabul edilebilir.

Kasa kimin adına açılırsa açılsın, kasadaki altının mülkiyeti değişmez; ancak ispat kolaylığı bakımından fark yaratır. Kadına özgü ziynetin kadının himayesinde bulunması olağan sayıldığı için, altınlar kadının adına kayıtlı bir kasada duruyorsa boşanma sırasında bunların kadında olmadığını ispatlamak çok güçleşir. Bu nedenle en güvenli yol, kasayı takının sahibi eşin adına açmak ve kasaya giriş çıkış kayıtlarını saklamaktır. Ortak kasa kullanılıyorsa kasa açılışına ilişkin banka kayıtları ve giriş logları delil olarak istenebilir.

Protokole genel ibareler yerine 'Düğünde takılan tüm ziynet eşyaları X kişisinde kalacaktır, diğer eşin hiçbir ziynet/altın talebi yoktur' şeklinde açık ve net bir feragat maddesi yazılmalıdır.

İçtihat değişiklikleri, kanun değişikliği gibi ileriye dönük olarak değil, derdest dosyalara da uygulanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E. 2023/5704, K. 2024/2402 sayılı ilke kararındaki formülü sonraki dosyalarda kelime kelime tekrarlamış ve 2024 öncesi açılmış davalarda dahi bu ilkelere göre inceleme yapılmasını isteyerek yerel mahkeme kararlarını bozmuştur. Nitekim 9 Nisan 2026 tarihli kararında, 2021 yılında açılmış bir dosyada takıların tümünün kadına verilmesini hatalı bularak bozma vermiştir (E. 2025/8772, K. 2026/3891). Dolayısıyla davanız hangi yıl açılmış olursa olsun, henüz kesinleşmemişse yeni ilkeler uygulanır.

Rapor, takıları toplu bir liste hâlinde vermekle yetinmemeli; kadına takılanlar, erkeğe takılanlar ve sandığa atılanlar şeklinde ayrıştırmalıdır. Her takı için cins, adet, gram ve ayar (örneğin 22 ayar 20 gram burma bilezik) ile güncel Türk Lirası karşılığı belirtilmelidir. Ayrıca çekişmeli takılar için o takının hangi cinse özgü olduğu değerlendirilmelidir. Yargıtay 9 Nisan 2026 tarihli kararında, bilirkişinin sadece taraflara takılan tüm takıları tespit etmesi üzerine mahkemenin hepsini kadına vermesini bozmuş ve gerekirse yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak ayrıştırma yapılmasını istemiştir.

Mümkünse yalnızca aynen iade isteyin. Hüküm yalnızca aynen iadeye ilişkinse ve borçlu altını teslim etmezse icra dairesi değeri haczin yapıldığı tarihteki rayice göre belirler; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, harç için ilamda yazılan değerlerin bu hesabı bağlamadığını kabul etmiştir. Bedeli terditli isteyip "aynen iadesine, olmazsa şu kadar TL'ye" şeklinde hüküm alırsanız icrada o tutar ve yasal faizi istenir; uzun yargılama ve enflasyon bu tutarı eritir. "Ödeme günündeki bedel" talebinde ise Yargıtay hukuki yarar görmemektedir. Talep ettiğiniz değer üzerinden nispi harcı eksiksiz yatırmayı unutmayın.

Reddedilen kısım için karşı taraf lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilir ve bunu siz ödersiniz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 4 Nisan 2024 tarihli kararına konu dosyada, ilk derece mahkemesi ziynet alacağı talebini reddettiği için davacı kadın aleyhine erkek lehine 44.589,38 TL nispi vekâlet ücreti takdir etmiştir. Bu nedenle 'fazlaya ilişkin haklarım saklı' ifadesine güvenerek ispat edemeyeceğiniz kadar yüksek bir tutar talep etmek maliyetlidir. Talep miktarı, elinizdeki delillerin ispat gücüyle uyumlu belirlenmelidir.

Evet ve bu, Yargıtay'ın kurduğu hiyerarşinin birinci basamağıdır. İlke kararı, taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma varsa paylaşımın bu anlaşmaya göre gerçekleştirileceğini söylüyor. Anlaşma düğün öncesinde, sırasında veya sonrasında yapılabilir. Bu, mahkemenin cinse özgülük ve takı sandığı kurallarına hiç geçmeden uygulayacağı ilk kaynak olduğu için, iki satırlık yazılı bir mutabakat yıllar sürecek bir davanın önünü kesebilir. Anlaşmalı boşanma protokolünde ise ziynetin ayrıca ve açıkça yazılması gerekir; genel 'eşya talebi yoktur' ibaresi ziynetten feragat sayılmaz.

Hükümde yalnızca aynen iade varsa, borçlu ziynetleri veya mislini teslim etmediğinde icra memuru değeri borsa, ticaret odası ya da bilirkişiden sorarak haczin yapıldığı tarihteki rayice göre belirler ve bu değer için ayrıca icra emri gerekmeden haciz yapılabilir (İİK m. 24/4-5). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, harç için ilamda gösterilen değerlerin bu hesabı bağlamadığını kabul etmiştir. Hükümde "aynen iadesine, olmazsa şu kadar TL'ye" şeklinde terditli bir bedel yazılıysa ilamdaki tutar ve faizi istenir. Değer takdirine karşı icra mahkemesine şikâyet yolu açıktır.

Miras Hukuku

Hayır. Bulunduğunuz ülkedeki Türk konsolosluğunda düzenlettireceğiniz vekâletnameyle mirasçılık belgesinin alınması, veraset ve intikal vergisi beyanı, tapu intikali ve dava açılması dâhil tüm işlemler Türkiye'deki vekiliniz tarafından yürütülebilir.

MÖHUK m. 20/1 uyarınca miras kural olarak ölenin millî hukukuna tabidir; ancak Türkiye'de bulunan taşınmazlar hakkında istisnasız Türk hukuku uygulanır. Mirasın açılması sebepleri, iktisabı ve taksimi ise terekenin bulunduğu ülke hukukuna tabidir.

Türkiye'deki taşınmaz için Türk Medeni Kanunu hükümleri uygulanır; paylar Türk hukukuna göre belirlenir. Yargıtay'ın önüne gelen bir dosyada Rus vatandaşı murisin Rusya'da alınmış apostilli mirasçılık belgesine karşın Türkiye'deki mallar için MÖHUK m. 20 uyarınca Türk miras hukuku uygulanarak mirasçılık belgesi düzenlenmiştir.

MÖHUK m. 43 uyarınca mirasa ilişkin davalar ölenin Türkiye'deki son yerleşim yeri mahkemesinde görülür; ölenin Türkiye'de yerleşim yeri yoksa terekeye dâhil malların bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Yani muris uzun yıllar yurt dışında yaşamışsa dava taşınmazın bulunduğu yerde açılır.

En güvenli yol bulunduğunuz ülkedeki Türk konsolosluğunda Türkçe olarak düzenletmektir; ek tasdik gerekmez. Alternatif olarak yabancı noterde düzenletip Lahey Apostil Sözleşmesi'ne taraf ülkelerde apostil, taraf olmayan ülkelerde Türk konsolosluğu tasdiki almanız ve Türkiye'de yeminli tercümesini yaptırmanız gerekir.

Mirasçılık belgesi almak, veraset ve intikal vergisi beyannamesi vermek ve ilişik kesme belgesi almak, tapuda intikal ve tescil yapmak, elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini istemek, dava açıp takip etmek (sulh, feragat, kabul yetkileri açıkça), mirası reddetmek, banka ve araç işlemleri ile tevkil yetkisi. Tapu işlemleri için fotoğraflı vekâletname aranır.

VİVK m. 9 uyarınca ölüm Türkiye'de olmuş ve mirasçılar yurt dışındaysa 6 ay; ölüm yurt dışında olmuş ve mirasçılar Türkiye'deyse 6 ay; mirasçılar ölümün olduğu ülkedeyse 4 ay; mirasçılar üçüncü bir yabancı ülkedeyse 8 aydır. Vergi çıkmasa bile beyanname verilmesi zorunludur.

Doğrudan tapuya veya bankaya sunamazsınız. Yabancı mahkeme kararına dayanan belgeler için MÖHUK m. 58 uyarınca tanıma usulü işletilmelidir; yabancı noter belgeleri ise apostil ve yeminli tercümeyle Türkiye'deki sulh hukuk mahkemesine delil olarak sunulur ve Türk hukukuna göre yeni bir mirasçılık belgesi alınır.

Önce tanıma davası açılması gerekir. MÖHUK m. 58/3 açıkça, yabancı mahkeme ilâmına dayanılarak Türkiye'de idarî bir işlem yapılmasında da aynı usulün uygulanacağını düzenler. Tapu tescili idarî bir işlem olduğundan tanıma adımı atlanamaz.

Tüm mirasçılar Türk vatandaşı ve nüfus kayıtları eksiksizse noterden alınabilir. Ancak yabancılık unsuru bulunan dosyalarda (yabancı uyruklu mirasçı, yurt dışında düzenlenmiş belgeler), ortada vasiyetname varsa veya ıskat/yoksunluk söz konusuysa sulh hukuk mahkemesine başvurulması gerekir.

Evet ve Türk vatandaşı gibi işlem yaparsınız. TVK m. 28 uyarınca doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izniyle vatandaşlığı kaybedenler ve üçüncü dereceye kadar altsoyları, kanunda sayılan istisnalar dışında Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanır. İstisnalar seçme-seçilme, muafen ithal ve askerlik olup miras ile taşınmaz edinimi bunlara dâhil değildir.

Evet, miras yoluyla edinebilir. Ancak Tapu Kanunu m. 35 sınırları uygulanır: edinilen taşınmazların toplam alanı özel mülkiyete konu ilçe yüzölçümünün %10'unu ve kişi başına ülke genelinde 30 hektarı geçemez. Sınırı aşan kısım, Maliye Bakanlığınca verilecek bir yılı geçmeyen süre içinde tasfiye edilmezse tasfiye edilerek bedele çevrilir.

Şekil yönünden geçerli olabilir: MÖHUK m. 20/4 ve m. 7 uyarınca vasiyetname ya düzenlendiği ülkenin ya da ölenin millî hukukunun şekil kurallarına uygunsa geçerlidir. Ancak Türkiye'deki taşınmaz için Türk hukuku uygulandığından saklı pay kuralları devreye girer; saklı payı aşan vasiyet tenkis davasına konu olabilir.

Hayır. Reddi mirasın üç aylık süresi ölümü ve mirasçı olduğunuzu öğrenmenizle işlemeye başlar; yurt dışında bulunmanız bu süreyi uzatmaz. Uzayan süre yalnızca veraset ve intikal vergisi beyanına ilişkindir. Ayrıca intikal başvurusu yapmak mirası kabul anlamına gelebileceğinden sıralama önemlidir.

Evet. Yabancı uyruklu davalıya adil yargılanma hakkı kapsamında kendi dilinde tebligat yapılması gerekebilir; tercüme ve yurt dışı tebligat masrafı gider avansından karşılanır. Yargıtay'ın 21.04.2025 tarihli kararında, verilen kesin süre içinde gider avansı tamamlanmadığı için davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi onanmıştır.

Mirasbırakanın, kanunda sayılan iki sebepten biri varsa saklı paylı mirasçısını ölüme bağlı bir tasarrufla (vasiyetname veya miras sözleşmesi) mirasından çıkarmasıdır. Saklı pay güvencesinin tek gerçek istisnasıdır ve yalnızca altsoy, ana-baba ile sağ kalan eş için mümkündür.

Hayır. TMK m. 510 uyarınca ıskat yalnızca ölüme bağlı tasarrufla yapılabilir. Yargıtay 7. HD'nin 30.03.2023 tarihli kararında, hayattayken açılan mirasçılıktan çıkarma davası hukuki yarar yokluğundan usulden reddedilmiş ve bu karar onanmıştır. Doğru yol noterde vasiyetname düzenlemek ve çıkarma sebebini oraya yazmaktır.

TMK m. 510 iki sebep sayar: (1) mirasçının, mirasbırakana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi, (2) mirasçının, mirasbırakana veya ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi. Bu liste sınırlıdır; başka gerekçelerle ıskat yapılamaz.

Evet, şarttır. TMK m. 512/1 uyarınca mirasçılıktan çıkarma ancak mirasbırakan tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir. Sebep yazılmazsa tasarruf mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; yani pratikte ıskat hiç yapılmamış gibi sonuç verir.

Çıkarmadan yararlanan mirasçıda veya vasiyet alacaklısındadır (TMK m. 512/2). Çıkarılan mirasçı itiraz etmekle yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır; sebebin gerçekten var olduğunu ispat etmek zorunda değildir. Bu ters ispat yükü, ıskat dosyalarının çoğunun çıkarılan mirasçı lehine sonuçlanmasının temel sebebidir.

Genellikle yeterli değildir. Yargıtay 'aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde ihlali' ölçütünü sıkı uygular. 02.03.2015 tarihli bir kararda çıkarmadan yararlananın kayınvalidesi ve kayınpederi olan tanıkların beyanları ile kulaktan duyma anlatımlar yeterli görülmemiş, ayrıca bakıcı ücretlerinin çıkarılan mirasçılar tarafından ödendiği saptanarak çıkarma ayakta tutulmamıştır.

Hayır. TMK m. 512/3 uyarınca tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; yani mirasbırakanın tasarruf nisabı içinde kalan iradesi korunur ve iptal yalnızca saklı payla sınırlı olur. Yargıtay, tasarrufun tümünü iptal eden kararları bu nedenle bozmakta veya düzelterek onamaktadır.

TMK m. 511 uyarınca mirasbırakan başka türlü tasarrufta bulunmadıkça, çıkarılan kimsenin payı o kişi mirasbırakandan önce ölmüş gibi varsa altsoyuna, yoksa mirasbırakanın yasal mirasçılarına kalır. Çıkarılanın altsoyu, o kimse önce ölmüş gibi saklı payını isteyebilir.

Hayır. TMK m. 511/1 açıkça mirasçılıktan çıkarılan kimsenin mirastan pay alamayacağı gibi tenkis davası da açamayacağını düzenler. Ancak çıkarma geçersizse veya sebep ispatlanamazsa saklı payını isteyebilir.

TMK m. 513 uyarınca mirasbırakan, hakkında borç ödemeden aciz belgesi bulunan altsoyunu saklı payının yarısı için mirasçılıktan çıkarabilir; ancak bu yarıyı çıkarılanın doğmuş ve doğacak çocuklarına özgülemesi şarttır. Miras açıldığında aciz belgesinin hükmü kalmamışsa veya borç, miras payının yarısını aşmıyorsa çıkarma iptal olunur.

TMK m. 578 dört sebep sayar: mirasbırakanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürmek veya öldürmeye teşebbüs etmek; onu sürekli şekilde ölüme bağlı tasarruf yapamayacak duruma getirmek; ölüme bağlı tasarruf yapmasını veya dönmesini aldatma, zorlama, korkutmayla sağlamak ya da engellemek; artık yeniden yapamayacağı bir zamanda tasarrufunu kasten ortadan kaldırmak veya bozmak.

Hayır. Yargıtay 14. HD'nin 03.03.2016 tarihli kararında belirtildiği üzere mirastan yoksunluk kendiliğinden sonuç doğurduğundan ayrıca bir mahkeme kararı alınmasına gerek yoktur. Yapılacak iş, sulh hukuk mahkemesinden yoksunluğu ve yoksun kişinin payının kime kalacağını gösteren mirasçılık belgesi istemektir.

Hayır. TMK m. 579 uyarınca yoksunluk yalnız yoksun olanı etkiler; yoksun kişinin altsoyu, mirasbırakandan önce ölen kimsenin altsoyu gibi mirasçı olur. Yani torunlar dedelerinin mirasından pay alır. Ancak Yargıtay yoksunluğun dolaylı yollarla aşılmasına izin vermez.

Evet. TMK m. 578'in son cümlesi uyarınca mirastan yoksunluk, mirasbırakanın affıyla ortadan kalkar. Af, ölüme bağlı tasarrufa yazılabileceği gibi mirasbırakanın davranışlarından da anlaşılabilir. Ayrıca kasıt ve hukuka aykırılık şartları gerçekleşmemişse (örneğin taksirle ölüme sebep olma veya meşru savunma) yoksunluk hiç doğmaz.

Iskatın iptali, vasiyetnamenin iptaliyle aynı sürelere tabidir (TMK m. 559): tasarrufu, iptal sebebini ve hak sahibi olduğunu öğrenmeden itibaren bir yıl; her hâlde vasiyetnamenin açılmasından itibaren iyiniyetli davalıya karşı on, kötüniyetliye karşı yirmi yıl. Süre hak düşürücüdür ve her davacı için ayrı işler.

TMK m. 557 dört sebep sayar: (1) mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa, (2) yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa, (3) içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka ya da ahlaka aykırıysa, (4) kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.

TMK m. 559 uyarınca davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde açılmalıdır. Her hâlde vasiyetnamenin açılma tarihinden itibaren iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle hak düşer.

Vasiyetnameyi, iptal sebebini ve hak sahibi olduğunuzu öğrendiğiniz tarihte başlar. Uygulamada bu tarih, vasiyetnamenin açılması dosyasında tebligatın yapıldığı duruşma veya talimat tarihinden çıkarılır. Süre her davacı için ayrı ayrı işler; kardeşinizin tebligatı daha sonra alması sizin sürenizi beklemez.

Dava açamazsınız, ancak TMK m. 559'un son cümlesi uyarınca hükümsüzlüğü def'i (savunma) yoluyla her zaman ileri sürebilirsiniz. Örneğin vasiyet alacaklısı vasiyetin yerine getirilmesi için size dava açarsa, o davada vasiyetnamenin hükümsüzlüğünü savunma olarak öne sürebilirsiniz. Ancak tescil çoktan yapılmışsa def'i geri alma sonucu doğurmaz.

TMK m. 558 uyarınca tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı açabilir. Mirasçı veya vasiyet alacaklısı sıfatı bulunmayan kişilerin davası sıfat yokluğundan reddedilir. Tenkis davasından farklı olarak saklı paylı mirasçı olma şartı yoktur.

Belirleyici olan hastalığın varlığı değil, vasiyetnamenin düzenlendiği andaki ayırt etme gücüdür (TMK m. 502). Mahkeme tüm tedavi evraklarını topladıktan sonra Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alır. Rapor o tarihte fiil ehliyeti bulunmadığını söylerse vasiyetname iptal edilir.

Hayır, tek başına kanıtlamaz. Yargıtay 7. HD'nin 26.02.2025 tarihli kararında davalıların 'noterin onayladığı sağlık raporuna öncelik verilmesi' itirazı yerinde bulunmamış ve tüm tedavi evrakları üzerinden alınan Adli Tıp Kurumu raporuna itibar edilerek iptal kararı onanmıştır.

Hastane ve tedavi evrakları (epikriz, reçete, görüntüleme, psikiyatri notları), SGK ilaç kullanım kayıtları, bakım/huzurevi kayıtları, engelli sağlık kurulu raporu, varsa vasi veya kayyım kararı ve tanık beyanları toplanır. Adli Tıp Kurumu muayene yapamayacağı için yalnızca dosyayı inceler; bu nedenle hangi belgelerin dosyaya girdiği sonucu doğrudan belirler.

Evet. TMK m. 536 uyarınca mirasbırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamaz. Ayrıca katılan memur ve tanıklara ve onların yakınlarına o vasiyetnameyle kazandırma yapılamaz. Bu sakatlıkta kural olarak tasarrufun tamamı değil yalnızca söz konusu kazandırmalar iptal edilir.

Tarih, el yazılı vasiyetnamenin zorunlu unsurlarından biridir; yokluğu şekil noksanı olarak iptal sebebi oluşturur. Diğer iki zorunlu unsur metnin baştan sona mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış olması ve altının imzalanmasıdır.

Hayır. Yargıtay bunu 'şekil eksikliği değil, gereği olmayan bir şekil fazlalığı' olarak niteler. Örneğin okumaksızın düzenlenen resmî vasiyetnamede murisin ayrıca imza atmış olması bir bozukluk değil, kanun koyucunun amacını pekiştiren garanti sayılır. Bu yaklaşım mirasbırakanın iradesini ayakta tutan favor testamenti ilkesine dayanır.

TMK m. 558/2 uyarınca dava tasarrufun tamamının veya bir kısmının iptaline ilişkin olabilir; mahkeme sakatlığın kapsamıyla sınırlı iptale karar verir. Örneğin mirasçılıktan çıkarmada sebep ispatlanamazsa tasarrufun tümü iptal edilmez; tasarruf nisabı içinde kalan kısım geçerli sayılır ve iptal saklı payla sınırlı tutulur (TMK m. 512/3).

Evet ve açılması gerekir. Uygulamada birinci kademede iptal, kabul edilmezse ikinci kademede tenkis talep edilir. Tenkis de bir yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğundan (TMK m. 571), iptal davası bittikten sonra ayrı bir tenkis davası açmayı planlamak süre yönünden çok risklidir.

Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise HMK m. 11/1-a uyarınca ölenin son yerleşim yeri mahkemesidir ve bu yetki kesindir; taraflar anlaşarak başka bir yer mahkemesini yetkili kılamaz. Dava, vasiyetname konusu malvarlığının değeri üzerinden nispî harca tabidir.

Dört adımda yapılır: (1) noterden veya sulh hukuk mahkemesinden mirasçılık belgesi alınır, (2) murisin son ikametgâhının bulunduğu vergi dairesine veraset ve intikal vergisi beyannamesi verilir, (3) taşınmazın bulunduğu tapu müdürlüğüne (veya Web-Tapu üzerinden) başvurulur, (4) taşınmaz mirasçılar adına elbirliği mülkiyeti olarak tescil edilir.

İntikal başvurusu için hak düşürücü süre yoktur; her zaman yapılabilir ve mülkiyet kaybedilmez. Hak kaybı doğuran süre veraset ve intikal vergisi beyanı süresidir (kural olarak 4 ay). Mirası reddetmek isteyenler için ayrıca üç aylık ret süresi işler.

Evet. VİVK m. 19 uyarınca intikal eden gayrimenkullerin tescil işlemi, verginin tahakkuku beklenmeksizin yapılır. Verginin tamamı ödenmedikçe yapılamayan şey satış, devir ve ipotek gibi işlemlerdir. Tapu memurları ilişik kesme belgesi olmadan devir ve ferağ yapamaz; intikal tescili bundan farklıdır.

Veraset yoluyla intikal tescilinde tapu harcı alınmaz. Harçlar Kanunu m. 57 uyarınca yalnızca (4) sayılı tarifede yazılı işlemler harca tabidir ve tarifenin I/3-b bendi taşınmaz intikallerini 'intikalinde alınmamak kaydıyla' ifadesiyle dışarıda bırakır. Yalnızca döner sermaye hizmet bedeli ödenir.

Evet. Terekeye dahil taşınmazların kanuni ve atanmış mirasçılar arasında aynen veya ifrazen taksiminde kayıtlı değer üzerinden binde 22,77 nispî harç alınır ((4) sayılı tarife I/3-a). Bu nedenle harçsız intikal ile taksimli işlem arasındaki maliyet farkı işlem öncesinde hesaplanmalıdır.

57 Seri No.lu VİVK Genel Tebliği uyarınca 1/1/2026'dan itibaren evlatlıklar dâhil füruğ (çocuk) ve eşten her birine isabet eden miras hissesinin 2.907.136 TL'si istisnadır; çocuk bulunmaması hâlinde eşe isabet eden hissede bu tutar 5.817.845 TL'dir. İvazsız intikallerde ve şans oyunu ikramiyelerinde istisna 66.935 TL'dir.

Veraset yoluyla intikallerde matrahın ilk 3.000.000 TL'si için %1, sonra gelen 7.000.000 TL için %3, sonra gelen 15.000.000 TL için %5, sonra gelen 30.000.000 TL için %7 ve 55.000.000 TL'yi aşan bölüm için %10. İvazsız intikallerde aynı dilimlerde %10, %15, %20, %25 ve %30 uygulanır.

Hayır. VİVK m. 10/b uyarınca gayrimenkuller emlak vergisine esas olan değerle değerlenir; piyasa (rayiç) değeriyle değil. Emlak vergisi değeri genellikle rayiç değerin çok altında olduğu için birçok dosyada istisna aşılmaz ve vergi çıkmaz. Buna karşılık menkul mallar ve araçlar rayiç bedelle değerlenir.

Evet, gerekir. İstisna nedeniyle ödenecek vergi çıkmasa bile beyanname verilmesi zorunludur. Beyan verilmezse usulsüzlük cezası ve gecikme faizi doğar; ayrıca tapu müdürlüğü beyan belgesi olmadan işlemi tamamlamaz.

VİVK m. 19 uyarınca vergi, tahakkukundan itibaren üç yılda ve her yıl mayıs ve kasım aylarında olmak üzere iki eşit taksitte, yani toplam altı taksitte ödenir. Bu ödemeler sürerken tapu intikali yapılabilir; yalnızca satış ve ipotek için verginin tamamının ödenmesi gerekir.

Evet. Mirasçılardan yalnızca biri başvurarak tüm mirasçılar adına intikal tescili yaptırabilir; diğerlerinin imzası veya muvafakati gerekmez. Diğer mirasçıların imzası ancak satış, ipotek gibi tasarruf işlemlerinde zorunlu hâle gelir.

Kural olarak elbirliği (iştirak) mülkiyeti olarak tescil edilir; mirasçıların ayrı ayrı payı bulunmaz ve her tasarruf işlemi oybirliği gerektirir. Mirasçılardan biri, TMK m. 644 uyarınca sulh hukuk mahkemesine başvurarak veya idari yolla tapu müdürlüğünde elbirliğinin paylı mülkiyete dönüştürülmesini isteyebilir.

Hayır. TMK m. 705/2 uyarınca mirasta mülkiyet tescilden önce kazanılsa da malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi tescile bağlıdır. Tek mirasçıdan yapılan devirler tescille sonuçlanmaz; alıcı bedelini geri almak için yıllarca dava peşinde koşar.

Beyan süresi 6 veya 8 aya çıkar (VİVK m. 9). İşlemler Türkiye'deki bir vekil aracılığıyla yürütülebilir; vekâletnamenin konsoloslukta düzenlenmesi veya apostilli olması ve tapuda intikal işlemi yapma yetkisini açıkça içermesi gerekir.

Mülkiyetinizi kaybetmezsiniz ve intikali yine yapabilirsiniz. Ancak vergi beyanı gecikmesi nedeniyle usulsüzlük cezası ve gecikme faizi doğmuş olabilir; bu arada vefat eden mirasçılar için ek mirasçılık belgeleri gerekir ve mirasçı sayısı çoğalır. Ayrıca kaçırılmış devirler üçüncü kişilere geçmiş olabilir.

Tek bir rakam yoktur; maliyet mirasçılık belgesi ücreti, istisnayı aşan pay varsa veraset ve intikal vergisi ve tapu döner sermaye ücretinden oluşur. Veraset yoluyla intikal tescilinde tapu harcı alınmaz; harç yalnızca mirasçıların taşınmazı kendi aralarında taksim etmesi hâlinde kayıtlı değer üzerinden binde 22,77 olarak doğar.

Belgeler tamamsa tapudaki tescil aynı gün ile birkaç gün içinde biter. Süreyi belirleyen önceki adımlardır: noterden mirasçılık belgesi aynı gün ile birkaç gün, mahkemeden alınıyorsa haftalar ile aylar sürer; veraset ve intikal vergisi beyanı ölümden itibaren dört ay içinde verilir. Belgeler sırayla toplanırsa süreç çoğu dosyada birkaç haftaya iner.

Hayır. Tescil için veraset ve intikal vergisi beyannamesinin verilmiş olması yeterlidir; verginin ödenmiş olması şart değildir. Vergi, beyan sonrasında tahakkuk eder ve mevzuatın öngördüğü şekilde taksitle ödenebilir. "Vergi ödenmeden intikal yapılamaz" bilgisi yaygın ama yanlıştır.

Tenkis davası, mirasbırakanın saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlararası karşılıksız kazandırmalarının yasal sınıra indirilmesini sağlayan davadır. Kazandırma tümüyle iptal edilmez; yalnızca saklı payı ihlal eden kısmı geri alınır. Yargıtay bu davayı öncesine etkili, yenilik doğurucu (inşai) dava olarak niteler.

TMK m. 506 uyarınca saklı pay; altsoy için yasal miras payının yarısı, ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri, sağ kalan eş için altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçüdür.

Yalnızca saklı paylı mirasçılar açabilir: altsoy (çocuk, torun), ana ve baba ile sağ kalan eş. Kardeşlerin, yeğenlerin ve büyükanne-büyükbabanın saklı payı bulunmadığından tenkis davası açma hakları da yoktur.

TMK m. 571 uyarınca saklı payın zedelendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl; her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinden itibaren on yıl içinde açılmalıdır. Bu süreler hak düşürücü süredir; hâkim kendiliğinden gözetir.

Dava açamazsınız ancak tenkis iddiasını def'i (savunma) olarak her zaman ileri sürebilirsiniz (TMK m. 571 son cümle). Örneğin vasiyet alacaklısı size karşı vasiyetin yerine getirilmesi davası açtıysa, o davada saklı payınızın zedelendiğini savunma olarak öne sürebilirsiniz.

Hayır. Aksine, Yargıtay muvazaa davasının açıldığı tarihi saklı payın zedelendiğinin öğrenildiği tarih olarak kabul etmiştir. 7. HD'nin 19.02.2024 tarihli kararında bu nedenle sonradan açılan tenkis davası hak düşürücü süreden reddedilmiştir. Tenkis talebi aynı davada terditli olarak ileri sürülmelidir.

Hesap ölüm günündeki tereke üzerinden yapılır (TMK m. 507). Ölüm anındaki malvarlığına tenkise tâbi sağlararası kazandırmalar eklenir (TMK m. 508); borçlar, cenaze giderleri, tereke yazım giderleri ve bakılan kişilerin üç aylık geçim giderleri düşülür. Kalan net tereke üzerinden saklı pay ve tasarruf oranı bulunur.

Hayır. Yargıtay, tasarruf edilebilir kısmın ve saklı paya el atma olup olmadığının terekenin bütün olarak ölüm tarihine göre tespit edilmesiyle anlaşılabileceğini belirtmiştir. Terekede yeterli mal varsa saklı pay zedelenmemiş olabilir ve dava reddedilir.

Tasarrufun tamamının değeri ile fazla verilen (teberru) kısım arasındaki orandır ve mirasbırakanın ölüm tarihindeki değer esas alınarak hesaplanır. Örneğin 3.600.000 TL'lik bir kazandırmada fazla teberru 2.100.000 TL ise sabit tenkis oranı yaklaşık %58,33 olur. Bu oran her davacı ve her davalı için ayrı hesaplanır.

TMK m. 564'teki tercih hakkı gündeme gelir: kazandırma alan kişi dilerse tenkisi gereken kısmın değerini ödeyip malı tutar, dilerse tasarruf edilebilir kısmın karşılığı olan parayı alıp malı bırakır. Tercih hakkı ancak sabit tenkis oranı belirlenip bölünmezlik saptandıktan sonra doğar; davalı kullanmazsa hak davacılara geçer.

Sabit tenkis oranı ölüm tarihindeki değerden bulunur, ancak ödenecek para karar günündeki değer üzerinden hesaplanır. Yargıtay'a göre ölüm günündeki değer, karar gününe kadar geçen süredeki fiyat endeksleri ile nitelik ve imar değişikliği gibi özel unsurlar ve hakkaniyet kuralları dikkate alınarak hâkim tarafından belirlenir.

Ölüme bağlı tasarruflar saklı payı aştığı ölçüde koşulsuz tenkise tâbidir; ayrıca saklı payı zedeleme kastı ispatlanması gerekmez. Sağlararası kazandırmalarda ise yalnızca TMK m. 565'te sayılan hâller tenkise girer ve 4. bent için saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacının açık olması gerekir.

Kural olarak hayır; bu sözleşme ivazlı bir işlemdir ve karşı tarafa verilen mal veya para tenkise konu olmaz. Ancak mirasbırakanın gerçek bir bakım amacı olmaksızın sırf saklı pay kurallarını dolanmak için yaptığı açık olan sözleşmelerdeki kazandırmalar tenkise tâbidir.

Denkleştirme (TMK m. 669) mirasçılar arasında eşitliği sağlar ve saklı pay ihlali olmasa bile istenebilir; ancak mirasbırakan aksini açıkça belirtirse uygulanmaz. Tenkis ise saklı payı korur, kanunen güvence altındadır ve mirasbırakanın iradesiyle ortadan kaldırılamaz. Uygulamada ikisi birlikte terditli olarak talep edilir.

Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir; yetkili mahkeme ölenin son yerleşim yeri mahkemesidir ve bu yetki kesindir (HMK m. 11). Tapu iptali ile birlikte terditli açılıyorsa uygulamada taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi esas alınır. Dava nispî harca tabidir; harç talep edilen tenkis miktarı üzerinden hesaplanır ve rapor sonrası artan talep için ikmal edilmesi zorunludur.

Paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır ya da taşınmaz mallarda paydaşlar arasındaki birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdî mülkiyete geçmeyi sağlayan davadır. Mal ya aynen bölünerek ya da satılıp bedeli paylaşılarak paylaştırılır (TMK m. 698-699).

Evet. TMK m. 698 uyarınca paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir; diğer paydaşların onayı gerekmez. Dava, paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından diğer bütün paydaşlara karşı açılır.

Görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir (HMK m. 4/1-b). Yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir ve bu yetki kesindir (HMK m. 12); taraflar anlaşarak başka bir yer mahkemesini yetkili kılamaz. Yargılama basit usule tabidir.

Evet. 6325 sayılı Kanun'a 7445 sayılı Kanun ile eklenen m. 18/B uyarınca, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır ve kural 1 Eylül 2023'ten beri yürürlüktedir. Başvurulmadan dava açıldığı anlaşılırsa dava, hiçbir işlem yapılmaksızın dava şartı yokluğundan usulden reddedilir. Anlaşmaya varılamadığına dair son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi de zorunludur.

Anlaşma belgesi için icra edilebilirlik şerhi alınması zorunludur; taşınmazla ilgili belgelerde bu şerh taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesinden alınır. 7531 sayılı Kanun ile 7 Kasım 2024'te eklenen 6325 sayılı Kanun m. 18/B son fıkrası uyarınca, şerh alındıktan sonra taraflardan biri doğrudan tapu müdürlüğünden tescil talebinde bulunabilir ve işlem resmî senet düzenlenmeksizin tamamlanır. Böylece açık artırma satışındaki değer kaybı ve satış masrafları hiç doğmaz.

Asıl olan aynen taksimdir. Ancak mahkeme taşınmazın yüzölçümü, niteliği, pay ve paydaş sayısı ile imar mevzuatını değerlendirir. Taşınmaz önemli ölçüde değer kaybedecekse ya da paydaşlar taksim biçiminde anlaşamazsa satışa karar verilir (TMK m. 699).

Evet. Ortaklığın satış suretiyle giderilmesi için paydaşların rızası gerekmez; mahkeme aynen taksim mümkün değilse satışa hükmeder. Rıza yalnızca artırmanın sadece paydaşlar arasında yapılması için gereklidir (TMK m. 699/son).

Uygulamada tek taşınmazlı ve az paydaşlı dosyalarda ilk derece yargılaması yaklaşık 1-1,5 yıl sürer. Paydaş sayısı fazla, mirasçılık belgesi eksik veya muhdesat çekişmeli dosyalarda 2-3 yıla uzayabilir. Karar kesinleştikten sonraki satış aşaması ayrıca aylar alır.

Dava iki taraflı olduğundan kazanan-kaybeden taraf yoktur; yargılama giderleri ve vekâlet ücreti paydaşlara payları oranında yükletilir. Davayı açan paydaş harç ve avansı peşin öder ancak sonuçta yalnızca kendi payına düşen kısmı üstlenir.

Bina, ağaç gibi bütünleyici parçalar (muhdesat) kural olarak arzla birlikte satılır. Muhdesatın belirli paydaşlara ait olduğu tapuda şerhliyse veya tüm paydaşlar bu konuda ittifak ediyorsa, arz ve muhdesat değerleri ayrı tespit edilip yüzdelik oran kurulur; muhdesata isabet eden bedel o paydaşa ödenir.

Hak iddia eden paydaşa, görevli mahkemede muhdesatın aidiyetinin tespiti davası açmak üzere HMK m. 165 uyarınca uygun bir süre verilir. Bu süre içinde dava açılırsa sonucu beklenir; açılmazsa o konuda uyuşmazlık yokmuş gibi davaya devam edilir.

Verilemez. Yargıtay'a göre keşif yalnızca aynen taksim imkânı için değil, taşınmazın fiilî durumunun tapu kaydına uygunluğu ve muhdesatların tespiti için de zorunludur. Bilirkişi refakatinde keşif yapılmadan verilen satış kararı eksik inceleme nedeniyle bozulur.

Eksik değerdeki parçaya para (ivaz) eklenerek denkleştirme sağlanır. Hangi paydaşın hangi parçayı alacağı konusunda anlaşma yoksa mahkeme huzurunda kura çekilir. Paydaşlar rıza göstermedikçe taşınmazın bir bölümü paylı (müşa) bırakılamaz.

Bağımsız bölümlere elverişli bina bulunan taşınmazda aynen taksim talebi, kat mülkiyeti kurulması suretiyle ortaklığın giderilmesi talebini de kapsar. Binanın projeye ve imar mevzuatına uygun olması, bağımsız bölümlerin kat mülkiyetine elverişli olması gerekir.

Ölen paydaş için mirasçılık belgesi (veraset ilamı) alınıp tüm mirasçıların davaya katılması sağlanmalıdır. HMK m. 27 uyarınca davada bütün paydaşların yer alması zorunludur; eksik paydaş, kararın bozulmasına yol açar.

Hayır. Paylaşmayı isteme hakkı zamanaşımına tabi değildir ve her zaman kullanılabilir. Sınırlamalar yalnızca üç hâlde vardır: paydaşların en çok on yıl için yaptığı sözleşmesel kısıtlama, malın sürekli bir amaca özgülenmiş olması ve uygun olmayan zamanda istemde bulunma yasağı (TMK m. 698).

Evet. Paylaşılmamış mirastaki (elbirliği mülkiyeti) pay doğrudan satılamadığından alacaklı, İİK m. 121 uyarınca icra mahkemesinden alacağı yetki belgesiyle borçlu adına ortaklığın giderilmesi davası açabilir. Bu davada muhdesat aidiyeti konusunda alacaklının da muvafakati aranır.

Hayır. Miras yoluyla veya herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde edilen malvarlığı değerleri TMK m. 220/2 uyarınca kişisel maldır ve edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde paylaşıma tabi tutulmaz. Diğer eş bu mal üzerinde katılma alacağı isteyemez.

Evet. TMK m. 219/4 uyarınca kişisel malların gelirleri edinilmiş maldır. Miras kalan evin kendisi kişisel mal olarak sizde kalır, ancak kira gelirleri edinilmiş mal sayılır ve artık değerin yarısı diğer eşin katılma alacağını oluşturur.

Evet. Anapara kişisel mal olsa da faiz geliri kişisel malın geliri olduğundan edinilmiş maldır ve paylaşıma girer. Yargıtay, banka hesabındaki paranın faizinin edinilmiş mal olduğunu açıkça belirtmiştir.

Tedavüllü tapu kaydı, mirasçılık belgesi ve intikal kayıtları, banka hesap hareketleri, satış ve alım tarihleri arasındaki yakınlık ile tanık beyanları kullanılır. TMK m. 222 uyarınca ispat yükü kişisel mal iddiasında bulunan eştedir; ispatlanamazsa mal edinilmiş sayılır.

Evet, ikame kuralı gereği kişisel malların yerine geçen değerler de kişisel maldır (TMK m. 220/4). Ancak zinciri ispatlamanız gerekir: satış bedelinin hesaba giriş tarihi ile yeni alımın tarihi arasındaki yakınlık, öncelik-sonralık ilişkisi ve tutar uyumu incelenir.

Miras parası maaş gibi edinilmiş mal gelirleriyle karışırsa kişisel mal kısmının ayrıştırılması çok zorlaşır ve ispat edilemeyen kısım edinilmiş mal sayılabilir. Miras kaynaklı paranın ayrı bir hesapta tutulması ve alımların o hesaptan yapılması önerilir.

Evet. TMK m. 227 uyarınca bir eş diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına karşılıksız katkıda bulunmuşsa değer artış payı isteyebilir. Bu alacak malın tasfiye sırasındaki güncel değerine göre hesaplanır, katkının nominal tutarı üzerinden değil.

Hayır. Katılma alacağı kanundan doğan bir haktır; talep eden eşin gelirinin olması veya malın edinilmesine katkıda bulunmuş olması gerekmez. Bu nedenle bir malın kişisel mi edinilmiş mi olduğu doğrudan sonucu belirler.

Sayılabilir, ancak ispat edilmesi şarttır. Yargıtay, taşınmazın bedelsiz olarak mirasen taksim yoluyla devredildiği iddiasını kişisel mal iddiası olarak nitelendirmiş ve ispat yükünün bu iddiada bulunan eşte olduğunu belirtmiştir. Tanık beyanları ve diğer parsellerin dağılımı incelenir.

Hayır. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan malvarlığı değerleri de kişisel maldır (TMK m. 220/2). Ancak bu malın evlilik süresince elde edilen gelirleri edinilmiş mal sayılır.

Evet. Eşler noterde yapacakları mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını kararlaştırabilir. Önemli bir miras beklentisi olanlar için pratik bir korumadır.

Miras malı zaten kişisel mal olduğundan devri katılma alacağını doğrudan etkilemez. Ancak edinilmiş mal niteliğindeki değerler (örneğin kira gelirleri) mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde karşılıksız devredilmişse veya katılma alacağını azaltmak kastıyla devredilmişse, bu değerler hesaba geri eklenir (TMK m. 229).

Hayır. TMK m. 220/3 uyarınca manevi tazminat alacakları kişisel maldır. Buna karşılık çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar TMK m. 219/3 uyarınca edinilmiş mal sayılır.

Kural olarak evet, çünkü boşanma kesinleşmemiştir. Ancak ölen eşin mirasçılarından biri davaya devam eder ve sağ kalan eşin kusurunu ispatlarsa mirasçılık sıfatı kaybedilir (TMK m. 181/2). Anlaşmalı boşanma davalarında kusur tartışılmadığından mirasçılar bu ispatı yapamaz.

Ölüm hâlinde ölüm tarihinde; boşanma veya iptal hâlinde ise mahkeme kararıyla birlikte dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer (TMK m. 225). Bu tarih, hangi malın rejim süresince edinildiğinin belirlenmesinde esas alınır.

TMK m. 538 uyarınca üç şart birlikte aranır: metnin baştan sona mirasbırakanın kendi el yazısıyla yazılması, yapıldığı yıl-ay-gün olarak tarihin gösterilmesi ve metnin el yazısıyla imzalanması. Bu üç unsurdan birinin eksikliği vasiyetnameyi geçersiz kılar.

Hayır. El yazılı vasiyetnamede metnin tamamının mirasbırakanın el yazısıyla yazılmış olması zorunludur. Bilgisayar çıktısının altını imzalamak, daktiloyla yazdırmak veya bir başkasına yazdırıp yalnızca imzalamak geçersizlik sebebidir. Bilgisayarda hazırlanacaksa noterde resmî vasiyetname yapılmalıdır.

Evet. Yıl, ay ve gün birlikte gösterilmelidir. Yargıtay, tarihi bulunmayan bir belgenin el yazılı vasiyetname olarak geçerli sayılamayacağına hükmetmiştir. Uygulamada en sık karşılaşılan geçersizlik sebebi tarihin unutulmasıdır.

TMK m. 502 uyarınca ayırt etme gücüne sahip olmak ve on beş yaşını doldurmuş olmak gerekir. Ehliyet, vasiyetnamenin yapıldığı an için aranır; sonradan ayırt etme gücünün kaybedilmesi geçerli bir vasiyetnameyi etkilemez.

Üç tür vardır: resmî vasiyetname (noter, sulh hâkimi veya yetkili memur tarafından iki tanık katılımıyla düzenlenir), el yazılı vasiyetname ve olağanüstü hâllere özgü sözlü vasiyet. Sözlü vasiyet yalnızca yakın ölüm tehlikesi, savaş, hastalık gibi durumlarda kullanılabilir.

Zorunlu değildir. TMK m. 538 uyarınca el yazılı vasiyetname saklanmak üzere açık veya kapalı olarak notere, sulh hâkimine ya da yetkili memura bırakılabilir; bu bir imkândır, geçerlilik şartı değildir. Ancak kaybolma ve yok edilme riskine karşı bırakılması önerilir.

Hayır. Altsoy, anne-baba ve sağ kalan eş için saklı pay korunur (TMK m. 506). Saklı payı aşan vasiyetler, saklı pay sahiplerinin açacağı tenkis davasıyla orantılı biçimde indirilir. Yalnızca tasarruf edilebilir kısım serbestçe vasiyet edilebilir.

Evet, her zaman. Kanunda öngörülen şekillerden birine uyarak yeni bir vasiyetname yapabilir, vasiyetnameyi yok edebilir veya vasiyet konusu mal üzerinde bağdaşmayan bir tasarrufta bulunabilirsiniz (TMK m. 542, 544). Vasiyetnamenin tamamından veya bir kısmından dönmek mümkündür.

Kural olarak sonraki vasiyetname öncekinin yerini alır; ancak öncekini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tamamlıyorsa ikisi birlikte geçerli olur (TMK m. 544). Önemli uyarı: sonraki vasiyetname şekil şartını taşımadığı için geçersizse, önceki geçerli vasiyetname geri alınmış sayılmaz.

Vasiyetnameyi elinde bulunduran kişi sulh hâkimine teslim eder; vasiyetname geçerli olup olmadığına bakılmaksızın teslimden itibaren bir ay içinde mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hâkimi tarafından açılır ve ilgililere okunur (TMK m. 596). Açılıp okunma, geçerli olduğu anlamına gelmez.

TMK m. 557'ye göre dört sebep vardır: mirasbırakanın tasarruf ehliyetinin bulunmaması, yanılma-aldatma-korkutma-zorlama, içeriğin hukuka veya ahlâka aykırı olması ve kanunda öngörülen şekillere uyulmaması. Uygulamada en sık dayanılan sebepler şekil eksikliği ve ehliyetsizliktir.

Tasarrufu, iptal sebebini ve hak sahibi olunduğunu öğrenme tarihinden itibaren bir yıl; her hâlde vasiyetnamenin açılmasından itibaren iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayanlara karşı yirmi yıl içinde açılmalıdır (TMK m. 559). Hükümsüzlük def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.

Mahkeme uzman bilirkişi incelemesi yaptırır. İnceleme için mirasbırakanın önceki tarihli yazı örnekleri temin edilir. Yargıtay, raporun hangi ortamda ve hangi teknik cihazlarla hazırlandığının açıklanmasını ve sonucun denetime elverişli biçimde ortaya konulmasını arar; yetersiz rapora dayalı hüküm kurulamaz.

Hayır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu el yazılı vasiyetnamede düzenleme yerinin gösterilmesini aramaz; bu şart eski 743 sayılı Kanun döneminde vardı. Bugün yer yazılmaması geçersizlik sebebi değildir, ancak tarih hâlâ zorunludur.

TMK m. 536 uyarınca fiil ehliyeti bulunmayanlar, ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar, okuryazar olmayanlar ile mirasbırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bunların eşleri katılamaz. Ayrıca düzenlemeye katılan memur ve tanıklara ve onların yakınlarına o vasiyetnameyle kazandırmada bulunulamaz.

Mirasçı olduğunuzu ve miras payınızı gösteren resmî belgedir. Mirasbırakan ile mirasçılar arasındaki soy ilişkisini ortaya koyar ve terekenin mirasçılara geçmesini sağlar. TMK m. 598 uyarınca sulh hukuk mahkemesince veya noterlikçe verilir.

Yeni bir belge düzenlenemez. e-Devlet'teki 'Veraset İlamı Sorgulama' hizmeti, daha önce bir mahkeme veya noter tarafından düzenlenmiş ve sisteme kayıtlı belgenin görüntülenip barkodlu olarak indirilmesini sağlar. Kayıt yoksa notere veya sulh hukuk mahkemesine başvurmanız gerekir.

Herhangi bir noterden veya mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesinden alınabilir. Noter başvurusu genellikle aynı gün sonuçlanır ve yer sınırı yoktur; mahkeme yolu daha uzun sürer.

Noterlik Kanunu m. 71/B uyarınca üç hâlde veremez: belge verilmesi yargılamayı gerektiriyorsa, nüfus kayıtları yeterli değilse veya belge yabancılar tarafından talep ediliyorsa. Bu durumlarda sulh hukuk mahkemesine başvurulur.

Hayır. Mirasçılardan herhangi biri tek başına başvurabilir; diğer mirasçıların imzası veya onayı aranmaz. Belgede yine tüm mirasçılar ve payları gösterilir.

Mirasbırakanın vukuatlı nüfus kayıt örneği ve ölüm belgesi ile başvuranın kimliği yeterlidir. Noter ve mahkeme bu kayıtları sistemden de temin edebilir. Vekâletname ile avukat aracılığıyla da başvurulabilir.

Hayır. Yargıtay uygulamasına göre mirasçılık belgesi ilam niteliğinde değildir; aksi sabit oluncaya kadar geçerli bir karine oluşturur. TMK m. 598/3 uyarınca geçersizliği her zaman ileri sürülebilir.

Belgede gösterilen diğer mirasçılara husumet yöneltilerek iptal davası açılır. Yargıtay uygulamasına göre dava hasımlı ve çekişmeli olduğundan asliye hukuk mahkemesinde görülür. Noterin verdiği belgeye karşı ise menfaati ihlal edilenler sulh hukuk mahkemesine itiraz edebilir (Noterlik K. m. 71/C).

Hayır. TMK m. 598/3 uyarınca mirasçılık belgesinin geçersizliği her zaman ileri sürülebilir; hak düşürücü süre veya zamanaşımı bulunmamaktadır. Ancak belgeye dayanarak yapılmış tapu ve banka işlemleri arttıkça düzeltme pratikte zorlaşır.

Yargıtay'a göre yalnızca ret durumuna işaret edilmesi yeterli değildir; reddi nedeniyle mirasçılık sıfatını kaybedenlerin ve bunların payının kime kalacağının da belgede gösterilmesi gerekir. Altsoyun tamamı reddetmişse TMK m. 613 uyarınca pay sağ kalan eşe geçer.

Evet. Mirastan feragat, mirasçılıktan çıkarma veya mirasın reddi hâlleri mirasçılık belgesi istemeye engel değildir. Bu durumların hukuki sonuçları terekenin bölüştürülmesi sırasında gözetilir ve belgede payın kime kalacağı gösterilir.

Türk vatandaşıysanız noterden alınabilir; konsolosluktan düzenleteceğiniz vekâletname ile Türkiye'deki avukatınız başvuruyu yapar ve sonraki işlemleri yürütür. Mirasçılardan biri yabancı uyrukluysa noter belge veremez, sulh hukuk mahkemesine başvurulması gerekir.

Veraset ve intikal vergisi beyannamesi verebilir, tapuda intikal işlemi yaptırabilir, banka hesaplarına ulaşabilir, araç devri yapabilir ve mirasa ilişkin dava açabilirsiniz. Ayrıca e-Devlet üzerinden mirasbırakana ait tapu, banka, icra ve dava dosyası sorgulamalarını kullanabilirsiniz.

Mirasçılık belgesi istemi kural olarak hasımsız açılır ve çekişmesiz yargıda görülür. Ancak uyuşmazlık çıkaran kişiler varsa, hukuki yarar bulunması koşuluyla bu kişiler hasım gösterilerek dava açılabilir. Yargıtay'ın 2024 tarihli uyuşmazlığı giderme kararına göre hasımlı mirasçılık belgesi taleplerinde görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir.

Ölüm Türkiye'de gerçekleşmiş ve mükellef Türkiye'de ise beyanname süresi ölümü izleyen 4 aydır; mükellef yurt dışındaysa 6 ay, ölüm yurt dışında olup mükellef başka bir ülkedeyse 8 aydır. Tahakkuk eden vergi 3 yılda, her yıl mayıs ve kasım aylarında iki eşit taksitte ödenir.

Mirasbırakan ile muhtemel mirasçısı arasında yapılan ve mirasçının ileride doğacak miras hakkından tamamen veya kısmen vazgeçmesini sağlayan sözleşmedir (TMK m. 528). Feragat eden mirasçılık sıfatını kaybeder. Karşılıksız (ivazsız) veya bir karşılık sağlanarak (ivazlı) yapılabilir.

Miras sözleşmesinin bir türü olduğundan resmî vasiyetname şeklinde, yani noterde resmî memur ve iki tanık huzurunda düzenlenmelidir (TMK m. 545). Adi yazılı belge, el yazısıyla yazılmış metin veya aile içinde imzalanan taahhütname geçersizdir.

Hayır. Yargıtay uygulamasına göre mirasbırakanın sözleşmeye bizzat katılması gerekir; vekâleten düzenlenen mirastan feragat sözleşmesi geçersizdir. Yaşlı veya hasta ebeveynin vekâleti kullanılarak yapılan feragatler bu nedenle iptal edilmektedir.

Feragat, mirasbırakan hayattayken onunla birlikte noterde yapılan iki taraflı bir sözleşmedir. Mirasın reddi ise mirasbırakanın ölümünden sonra mirasçının tek taraflı olarak sulh hukuk mahkemesine yaptığı beyandır ve ölümü öğrenmeden itibaren 3 aylık süreye tabidir.

Feragat ivazlı yapılmışsa, sözleşmede aksi öngörülmedikçe altsoyu da bağlar ve çocuklar mirasçı olamaz (TMK m. 528/3). Feragat ivazsız yapılmışsa feragat edenin altsoyu mirasçılık sıfatını kaybetmez ve mirasçı olmaya devam eder.

Mirasçının, mirasbırakandan bir karşılık (para, taşınmaz, taşınır) alarak miras hakkından vazgeçmesidir. Bu tür feragat aksi kararlaştırılmadıkça feragat edenin altsoyu için de sonuç doğurur ve ayrıca TMK m. 530 kapsamında tereke alacaklılarına karşı sınırlı sorumluluk yaratır.

Hayır. Yargıtay uygulamasına göre sağ kalan eşin mirasçılık sıfatı mirastan feragat, mirasın reddi, mirasçılıktan çıkarma veya yoksunluk nedeniyle sona ermiş olsa dahi, mal rejiminin tasfiyesinden doğan katılma alacağını mirasçılardan isteyebilir.

Evet. Feragat belirli bir kişi lehine yapılmışsa ve o kişi herhangi bir sebeple mirasçı olamazsa feragat hükümden düşer. Belirli bir kişi lehine yapılmamışsa en yakın ortak kökün altsoyu lehine yapılmış sayılır; onların da mirasçı olamaması hâlinde feragat yine hükümden düşer (TMK m. 529).

Hayır. Resmî vasiyetname şeklinde yapılma zorunluluğu yalnızca geçerlilik şekline ilişkindir. Kanunda mirastan feragat sözleşmelerinin vasiyetnameler gibi açılıp okunacağına veya ölüm hâlinde sulh hâkimine gönderileceğine dair bir düzenleme yoktur.

Sınırlı olarak evet. TMK m. 530 uyarınca tereke borçları karşılayamıyor ve mirasçılar da ödemiyorsa; feragat eden ve mirasçıları, ölümden önceki beş yıl içinde mirasbırakandan aldıkları karşılıktan, mirasın açılması anındaki zenginleşmeleri tutarında alacaklılara karşı sorumlu olur.

Vasiyetname tek taraflı bir işlemdir ve mirasbırakan her zaman tek başına dönebilir; resmî, el yazılı veya sözlü şekilde yapılabilir. Miras sözleşmesi ise iki taraflıdır, yalnızca resmî vasiyetname şeklinde yapılabilir ve kural olarak tarafların yazılı anlaşmasıyla ortadan kaldırılabilir.

Kural olarak hayır; tarafların yazılı anlaşması gerekir (TMK m. 546). Ancak mirasçı atanan veya kendisine belirli mal bırakılan kişi, sözleşmeden sonra mirasbırakana karşı mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturan bir davranışta bulunursa mirasbırakan sözleşmeyi tek taraflı ortadan kaldırabilir.

Mirasbırakanın, mirasını veya belirli bir malını sözleşme yaptığı kişiye ya da üçüncü bir kişiye bırakma yükümlülüğü altına girdiği sözleşmedir (TMK m. 527). Mirasbırakan malvarlığında serbestçe tasarruf etmeyi sürdürür; ancak sözleşmedeki yükümlülüğüyle bağdaşmayan ölüme bağlı tasarruf ve bağışlamalarına itiraz edilebilir.

Evet. Mirastan feragat, mirasçılık belgesi istemeye engel değildir. Feragatin hukuki sonuçları terekenin bölüştürülmesi sırasında gözetilir ve belgede feragat edenin tereke yönünden mirasçılık sıfatını kaybettiği ile payın kime kalacağı gösterilir.

Şekil şartlarını taşıyorsa hukuken geçerlidir; Türk hukukunda cinsiyete dayalı bir geçersizlik sebebi bulunmamaktadır. Ancak sözleşme noterde iki tanık huzurunda düzenlenmemişse veya mirasbırakan vekâletle temsil edilmişse geçersizdir. Taşınmaz doğrudan erkek çocuğa satış gösterilerek devredilmişse ayrıca muris muvazaası gündeme gelebilir.

Tereke, mirasbırakanın ölüm anındaki malvarlığının bütünüdür; taşınmazlar, taşınırlar, banka hesapları ve alacaklar kadar kredi, kefalet ve vergi gibi borçları da kapsar. Halk arasında 'miras' denilen şey hukuken terekedir.

Taşınmazlar, araç ve ziynet gibi taşınırlar, banka hesapları, şirket hisseleri, alacaklar ve telif hakları terekeye dahildir. Mirasbırakanın kredi, kefalet, vergi borçları ve hakkındaki icra takipleri de terekenin pasifini oluşturur.

Hayır. Yargıtay uygulamasına göre ölüm aylığı ve ölüm geliri ödemeleri terekeye dahil değildir; bunlar mirasçıya kanunun tanıdığı kendi hakkıdır. Bu nedenle mirası reddeden mirasçı dahi ölüm aylığı almaya devam edebilir.

Hayır. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölenin desteğinden yoksun kalan kişinin kendi şahsına ait bir hak olarak kabul edilir; mirasbırakandan geçen bir tereke değeri değildir ve tereke alacaklıları tarafından talep edilemez.

Mirasbırakanın ölüm anındaki mal, hak ve borçlarının mahkeme eliyle belirlenmesidir. Mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine başvurulur; mahkeme tapu, banka, trafik tescil ve vergi dairesi gibi kurumlardan kayıt toplar. Hangi davanın açılacağına karar vermeden önceki en ekonomik adımdır.

Koruma önlemi olarak terekenin tespiti süreye bağlı değildir; bu önlemin alınması olanaksız veya yararsız hâle gelmedikçe tereke paylaşılmadığı sürece istenebilir. TMK m. 590/3'teki bir aylık süre hak düşürücü olmayıp hâkime yönelik bir düzenlemedir.

Terekenin tespiti TMK m. 589 vd.'de düzenlenen bir koruma önlemidir, süreye bağlı değildir ve delil teşkil etmez. Resmî defter tutma ise TMK m. 619 vd. uyarınca mirası kabul veya redde esas olmak üzere ölümden itibaren bir ay içinde istenir ve deftere göre kabulde sorumluluğu deftere yazılı borçlarla sınırlar.

Hayır. Sulh hâkiminin koruma önlemi kapsamındaki tespit ve defter tutma kararları nihai hüküm niteliğinde olmadığından temyiz edilemez. Yargıtay bu yönde istikrarlı kararlar vermiştir.

Mirasçılar tereke borçlarından müteselsilen sorumludur (TMK m. 641) ve bu sorumluluk kişisel malvarlıklarını da kapsar (TMK m. 599). Alacaklı borcun tamamını herhangi bir mirasçıdan isteyebilir; ödeyen mirasçı diğerlerine payları oranında rücu eder.

Dört yol vardır: 3 ay içinde mirasın reddi (TMK m. 606), tereke ölüm anında borca batıksa süreye tabi olmayan hükmen ret (TMK m. 605/2), sorumluluğu deftere yazılı borçlarla sınırlayan deftere göre kabul (TMK m. 619 vd.) ve mirasçıların borçlardan hiç sorumlu olmadığı resmî tasfiye (TMK m. 632).

Paylaşmaya kadar tereke üzerinde elbirliği mülkiyeti doğar; mirasçıların ayrı ayrı payları yoktur ve her birinin hakkı malların tamamına yaygındır. Tasarruf işlemleri oybirliği gerektirir; tek bir mirasçı bile katılmazsa satış yapılamaz (TMK m. 640, 702).

Mirasçılardan biri sulh hâkimine başvurur; diğer mirasçılara çağrı yapılır. Elbirliğinin devamını haklı kılan bir itiraz ileri sürülmez veya süresinde paylaşma davası açılmazsa mal üzerindeki elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesine karar verilir (TMK m. 644).

Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, paylaşmaya kadar miras ortaklığına bir temsilci atayabilir (TMK m. 640/3). Temsilci terekeyi yönetir ve gerektiğinde dava açar; mirasçılar arasında anlaşmazlık olduğunda elbirliği kilidini aşmayı sağlar.

Mirası reddederseniz terekeden hiçbir şey alamazsınız. Resmî tasfiyede ise tereke mahkeme gözetiminde paraya çevrilip borçlar ödenir, artan değer mirasçılara verilir ve mirasçılar borçlardan sorumlu olmaz. Ancak mirasçılardan biri mirası kabul ederse resmî tasfiye istemi dikkate alınmaz.

Reddi mirası düşünüyorsanız evet. Terekeye ait parayı çekmek, malı satmak veya eşyayı sahiplenmek mirası örtülü kabul sayılır ve TMK m. 610 uyarınca ret hakkınızı düşürür. Karar verene kadar terekeye ait hiçbir değere dokunmayın.

Tereke, mirasbırakanın ölümü anındaki malvarlığının bütünüdür ve alacaklar kadar borçları da kapsar. Miras ise bu bütünün mirasçılara geçişini ve mirasçıların bu bütün üzerindeki hakkını anlatır. Payınıza düşen, terekenin aktifinden borçlar düşüldükten sonra kalan kısımdır; borçlar fazlaysa tereke borca batıktır.

Terekedeki bir malın aynen paylaşılamaması hâlinde satılıp bedelinin mirasçılara payları oranında dağıtılmasıdır. Kanun her mirasçıya, aynen paylaşma mümkün değilse satış yoluyla paylaştırmayı sulh mahkemesinden isteme hakkı tanır (TMK m. 642). Satış, ortaklığın giderilmesi davasında açık artırmayla yapılır ve bedel çoğu zaman rayicin altında kalır.

Sulh hukuk hâkiminin kararıyla tutulur; mirasçıların kendi listesi resmî defter sayılmaz. Hâkim, mirasçılar arasında vesayet altında biri varsa, bir mirasçı uzun süredir bulunamıyorsa ya da bir mirasçı ölümden itibaren bir ay içinde isterse defter tutulmasına karar verir. Mirası reddetme hakkı olan mirasçı da bir ay içinde resmî defter tutulmasını isteyebilir.

Kelime aynı, işlev farklıdır. Osmanlı kadı sicillerindeki tereke defterleri ölen kişinin eşya, alacak ve borçlarının yazıldığı tarihsel kayıtlardır ve tarihçiler tarafından dönemin gündelik hayatını incelemek için kullanılır. Bugünkü tereke defteri ise sulh hâkimi kararıyla tutulan ve miras hukuku bakımından sonuç doğuran resmî bir belgedir.

Sağ kalan eş net terekenin 1/4'ünü, çocukların her biri 3/8'ini alır. Örneğin net tereke 800.000 TL ise eş 200.000 TL, her çocuk 300.000 TL alır. Eş ayrıca evlilik içinde edinilen mallar üzerindeki katılma alacağını miras payından ayrı olarak talep edebilir.

TMK m. 499'a göre sağ kalan eş; altsoyla birlikte mirasın 1/4'ünü, anne-baba zümresiyle birlikte 1/2'sini, büyük anne-büyük baba zümresiyle birlikte 3/4'ünü alır. Bunların hiçbiri yoksa mirasın tamamı eşe kalır.

Hayır. Miras payı 1/4 olsa da eş, ölümle sona eren mal rejiminin tasfiyesinden doğan katılma alacağını ayrıca alır. Terekedeki malların tamamı evlilik içinde edinilmişse eşin toplam hakkı 5/8'e ulaşır; çünkü önce artık değerin yarısını alacak olarak alır, kalan yarının 1/4'ünü miras payı olarak alır.

Baba vefat etmiş, geride eşi (anne) ve iki çocuk kalmışsa anne sağ kalan eş sıfatıyla 1/4, çocukların her biri 3/8 pay alır. Anne ayrıca evlilik içinde edinilen mallar üzerindeki katılma alacağını talep edebilir.

Eş 1/4 alır; kalan 3/4 üç çocuk arasında eşit bölünür ve her çocuk yine 1/4 alır. Yani bu durumda dört mirasçı da eşit pay almış olur.

Yasal miras payı, mirasbırakanın herhangi bir ölüme bağlı tasarrufu bulunmadığında kanunun mirasçılara doğrudan tanıdığı paydır. Zümre sistemine göre belirlenir ve sağ kalan eşin payı birlikte bulunduğu zümreye göre değişir (TMK m. 495-499).

Hayır. Türk Medeni Kanunu'nda miras paylaşımında cinsiyet ayrımı yoktur; kız çocuk ile erkek çocuk birebir eşit pay alır. 'Kızlar yarım pay alır' inancıyla imzalatılan feragat veya yapılan devirler hukuki sonuç doğurabileceğinden imzadan önce hukuki görüş alınmalıdır.

TMK m. 500 uyarınca evlatlık ve altsoyu, evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olur; yani öz çocukla eşit pay alır. Evlatlığın kendi biyolojik ailesindeki mirasçılığı da devam eder. Buna karşılık evlat edinen ve hısımları evlatlığa mirasçı olamaz.

Hayır. Üvey çocuk ile üvey ebeveyn arasında soybağı bulunmadığından mirasçılık doğmaz. Ancak usulüne uygun olarak evlat edinilmişse öz çocukla eşit mirasçı olur.

Mirasbırakandan önce ölen çocuğun payı, halefiyet yoluyla kendi altsoyuna, yani mirasbırakanın torunlarına geçer (TMK m. 495/3). Örneğin ölen çocuğun 3/8'lik payı iki torununa 3/16'şar olarak bölünür.

Saklı pay, mirasbırakanın vasiyet veya bağışla ortadan kaldıramayacağı asgari paydır. TMK m. 506'ya göre altsoy için yasal payın 1/2'si, anne ve babadan her biri için 1/4'ü, sağ kalan eş için altsoy veya anne-baba zümresiyle birlikte mirasçı olduğunda payının tamamıdır. Kardeşlerin saklı payı 2007'de kaldırılmıştır.

Otomatik olarak kalmaz; eş talep etmelidir. TMK m. 240 uyarınca katılma alacağına mahsup edilmek, yetmezse bedel eklenmek suretiyle konut üzerinde intifa veya oturma hakkı, haklı sebep varsa mülkiyet hakkı tanınması istenebilir. TMK m. 652 ise miras hakkına mahsuben mülkiyet talebine imkân tanır.

Kural olarak evet, çünkü boşanma kesinleşmemiştir. Ancak ölen eşin mirasçılarından biri davaya devam eder ve sağ kalan eşin kusurunu ispatlarsa, sağ kalan eş mirasçı sıfatını kaybeder (TMK m. 181/2). Anlaşmalı boşanma davalarında kusur tartışılmadığından mirasçılar bu ispatı yapamaz ve sağ kalan eş mirasçılığını korur.

Hayır. Yargıtay uygulamasına göre sağ kalan eşin mirasçılık sıfatı mirastan feragat, mirasın reddi, mirasçılıktan çıkarma veya yoksunluk nedeniyle sona ermiş olsa dahi, mal rejiminin tasfiyesinden doğan katılma alacağını mirasçılardan isteyebilir.

Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı davalarında Aile Mahkemesi, terekenin tasfiyesine ilişkin davalarda ise mirasbırakanın yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir (TMK m. 658). Ortaklığın giderilmesi sulh hukukta, tenkis ve tapu iptali davaları asliye hukukta görülür.

Mirasbırakanın, mirasçılarını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi göstererek devretmesidir. Görünürdeki sözleşme gerçek iradeye uymadığı, gizli bağış da resmî şekil şartını taşımadığı için her ikisi de geçersizdir.

Hayır. Yargıtay yerleşik uygulamasına göre muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında hiçbir zamanaşımı veya hak düşürücü süre yoktur. Muvazaalı işlem zamanla geçerli hâle gelmez. Ancak dava hakkı mirasbırakanın ölümüyle doğar; mirasbırakan hayattayken bu dava açılamaz.

Saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açabilir. Bu yönüyle muris muvazaası, yalnızca saklı pay sahiplerinin açabildiği tenkis davasından ayrılır.

Yargıtay; ülke ve yörenin gelenekleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalının alım gücü, satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark ve taraflar arasındaki beşeri ilişki gibi olguların birlikte değerlendirilmesini arar. Banka kayıtları, tapu ve rayiç değer bilirkişi raporu ile tanık beyanları temel delillerdir.

Evet. Mirasçılar bu davayı mirasbırakanın halefi olarak değil, kendi miras hakları çiğnendiği için üçüncü kişi konumunda açtıklarından senetle ispat kuralına bağlı değildir; muvazaa iddiası tanık dahil her türlü delille ispatlanabilir.

Tek başına yeterli kabul edilmeyebilir. Yargıtay, satış bedeli ile rayiç değer arasındaki farkın diğer olgularla birlikte değerlendirilmesini ister; bedelin hiç ödenmemiş olması, alıcının alım gücünün bulunmaması ve mirasbırakanın satmaya ihtiyacının olmaması gibi unsurlarla desteklendiğinde muvazaa sonucuna varılır.

Evet. Bakım alacaklısının gerçek amacı bakılıp gözetilmek değil de mirasçılardan mal kaçırmaksa, sözleşmenin ivazlı olduğundan söz edilemez ve bağış amacının üstün tutulduğu kabul edilerek 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uygulanır. Devredilen malın bakım edimiyle makul oranda olup olmadığı belirleyicidir.

Hayır, tek başına geçersiz kılmaz. Yargıtay'a göre bakım gereksiniminin sözleşmeden sonra doğması ya da bakımın çok kısa sürmesi sözleşmenin geçerliliğine etkili değildir. Belirleyici olan, mirasbırakanın gerçek amacının bakım mı yoksa mal kaçırma mı olduğudur.

Üçüncü kişi TMK m. 1023 anlamında iyiniyetli ise kazanımı korunur ve tapu iptali istenemez; talep bedele dönüşür. Ancak yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken kişi TMK m. 1024 uyarınca iyiniyet iddiasında bulunamaz. Yargıtay iyiniyeti şeklen değil, tüm deliller derinlemesine incelenerek değerlendirir.

Tapu iptali ve tescil davası asliye hukuk mahkemesinde görülür. Yetki bakımından taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir (HMK m. 12).

Muris muvazaasında işlem baştan geçersizdir; tüm mirasçılar açabilir, süre yoktur ve miras payı oranında tapu iptali ve tescil sağlanır. Tenkiste ise işlem geçerlidir, yalnızca saklı pay sahipleri açabilir, 1 yıllık ve her hâlde 10 yıllık hak düşürücü süreye tabidir ve yalnızca saklı payı aşan kısım indirilir.

Evet, uygulamada dava terditli (kademeli) olarak açılır: Öncelikle muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil, bu kabul edilmezse saklı payın tenkisi istenir. Muris muvazaası davası tenkise göre daha geniş kapsamlı olduğundan mahkemece önce muvazaa iddiası incelenir.

Hayır. Aslı tapusuz olan taşınmazlarda zilyetliğin devri şekle tabi olmadığından 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uygulanmaz. Bu nitelikteki taşınmazlar bakımından yalnızca tenkis davası açılabilir.

Dava açılırken tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi konulmasını talep etmeniz gerekir. Aksi hâlde davalı yargılama devam ederken taşınmazı devredebilir ve iyiniyetli üçüncü kişi korunursa talebiniz tapu yerine bedele dönüşür.

Keşif ve bilirkişi incelemesi gerektiğinden ilk derecede ortalama 1,5-3 yıl, kanun yolları dahil 4-6 yıl sürebilmektedir. Dava konusu taşınmaz olduğundan harç, taşınmazın değeri üzerinden nispi olarak hesaplanır. Avukatlık ücreti Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak belirlenir.

Mirasın reddi süresi 3 aydır (TMK m. 606). Bu süre yasal mirasçılar için mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten, vasiyetname ile atanmış mirasçılar için tasarrufun kendilerine resmen bildirildiği tarihten başlar. Süre hak düşürücüdür ve hâkim tarafından resen dikkate alınır.

Ret beyanı, mirasbırakanın son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine sözlü veya yazılı olarak yapılır (TMK m. 609). Beyanın kayıtsız ve şartsız olması zorunludur. Noterden, e-Devlet üzerinden veya bankaya bildirim yoluyla reddi miras yapılamaz.

Mirasbırakan öldüğü tarihte ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse miras kanun gereği reddedilmiş sayılır (TMK m. 605/2). Buna hükmen ret denir. Bu talep hiçbir süreye tabi değildir; alacaklılara husumet yöneltilerek açılan tespit davasıyla ileri sürülür.

Tereke mirasbırakanın ölüm tarihinde zaten borca batıksa mirasın hükmen reddi yoluna başvurabilirsiniz; bu yol süreye tabi değildir. Ancak ret süresi içinde terekeye sahip çıkan bir davranışta bulunmamış olmanız gerekir. Ayrıca önemli sebep varsa sulh hâkiminden süre uzatımı istenebilir (TMK m. 615).

Evet. Süresinde ve usulüne uygun yapılan ret ile mirasçı hiç mirasçı olmamış sayılır; mirasbırakanın borçlarından sorumlu tutulmaz. Ancak reddeden mirasçının payı altsoyuna geçtiğinden, çocuklarınız da kendi süreleri içinde reddetmezse borç onlara geçer.

TMK m. 611 uyarınca reddeden mirasçının payı, miras açıldığı anda o kişi sağ değilmiş gibi hak sahiplerine, yani kendi altsoyuna geçer. Çocuklar da kendi 3 aylık süreleri içinde reddetmezse mirası ve borçları kazanmış olurlar.

Anne veya baba da aynı mirasta mirasçıysa menfaat çatışması doğduğundan çocuğu temsil etmek üzere kayyım atanır; kayyım da küçük adına mirası reddedebilmek için vesayet makamından ayrıca izin almak zorundadır. Küçükler için de aynı 3 aylık süre işlediğinden süreç ilk günlerde başlatılmalıdır.

Terekedeki malı satmak veya devretmek, banka hesabındaki parayı çekip kullanmak, tereke mallarını gizlemek ya da kendine mal etmek, tapuda intikal yaptırmak mirası örtülü kabul sayılır ve ret hakkını düşürür (TMK m. 610). Buna karşılık cenaze masraflarını karşılamak, malları korumaya yönelik tedbir almak, zamanaşımını kesmek için dava açmak ret hakkını etkilemez.

Hayır. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 02.12.2020 tarihli, 2016/18187 E. ve 2020/7985 K. sayılı kararında, yasal yükümlülüğün yerine getirilmesi amacıyla veraset ve intikal vergisi beyannamesi verilmesinin mirası kabul anlamında yorumlanamayacağını belirtmiştir.

Ölüm tarihi itibarıyla mirasbırakanın tüm malvarlığı terekenin aktifini, tüm borçları pasifini oluşturur; pasifin aktiften fazla olması borca batıklığı gösterir. Yargıtay uygulamasına göre bankalar, trafik tescil müdürlüğü, vergi daireleri, belediyeler ve tapu müdürlüğünden kayıt sorulmalı, mirasbırakanın ekonomik-sosyal durumu kolluk aracılığıyla araştırılmalıdır. İcra dosyasından alınan aciz vesikası da güçlü bir delildir.

Mümkündür. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 30.12.2019 tarihli, 2017/5221 E. ve 2019/12596 K. sayılı kararında, salt emekli maaşının varlığının yeterli olmadığını; maaşın miktarının ve tüm borçları karşılamaya yetip yetmediğinin araştırılması gerektiğini belirtmiştir.

Mirasın hükmen reddi davaları tespit davası niteliğinde olduğundan harç ve vekâlet ücreti maktu olarak hesaplanır; borcun miktarı üzerinden nispi harç alınmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 10.05.2010 tarihli, 2009/20682 E. ve 2010/9311 K. sayılı kararı bu yöndedir. Avukatlık ücreti ise Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi esas alınarak belirlenir.

Süresinde yapılan ret beyanı, mirasın açıldığı yer sulh mahkemesinin özel kütüğüne yazılır ve mirasçı talep ederse kendisine reddi gösteren bir belge verilir (TMK m. 609/4). Bu belge icra takiplerine itirazda, banka ve SGK işlemlerinde kullanılır.

Evet. Malvarlığı borcuna yetmeyen mirasçı, alacaklılarına zarar vermek amacıyla mirası reddederse alacaklıları veya iflas idaresi, yeterli güvence verilmediği takdirde ret tarihinden itibaren altı ay içinde reddin iptali davası açabilir (TMK m. 617). Bu altı aylık süre de hak düşürücüdür.

En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddedilen miras, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir (TMK m. 612). Tasfiye sonunda bir değer artarsa, bu değer mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.

Nafaka Hukuku

Mahkeme kararına bağlanmış nafakada on yıldır. Yargıtay, nafaka alacağının zaman geçtikçe tahakkuk ettiğini belirterek icra takibinde takip tarihinden geriye doğru on yıldan önce işlemiş nafakanın zamanaşımına uğradığını, son on yılın nafakasının ise istenebileceğini kabul etmektedir (TBK m. 156/2).

Borçlar Kanunu dönemsel edimler için beş yıllık süre öngörür (TBK m. 147/1); ancak borç bir mahkeme kararına bağlanmışsa yeni süre her zaman on yıldır (TBK m. 156/2). Yargıtay, mahkeme kararıyla hükmedilen nafakada on yıllık süreyi uygulamaktadır; bu nedenle ilamlı nafakada takip tarihinden geriye doğru on yıl istenebilir.

İcra takibinin başladığı tarihten geriye doğru son on yılın ödenmeyen nafakası istenebilir. Daha eski aylar, borçlu zamanaşımı itirazında bulunursa düşer. Çocuk bu arada reşit olduysa iştirak nafakası reşit olduğu tarihe kadar istenebilir.

Uğrar; her ayın nafakası, takip tarihinden geriye doğru on yıldan eskiyse zamanaşımına uğramış sayılır. Ancak zamanaşımı kendiliğinden uygulanmaz: borçlu ileri sürmedikçe hâkim bunu göz önüne alamaz (TBK m. 161). Yargıtay, borçlu iddia etmediği hâlde zamanaşımını re'sen uygulayan icra mahkemesi kararını bozmuştur.

Birikmiş iştirak nafakası da takip tarihinden geriye doğru on yıl için istenebilir. İştirak nafakası çocuk reşit olduğu tarihte kendiliğinden sona erer; bu tarihten sonraki aylar için nafaka doğmaz. Eğitimi devam eden ergin çocuk yeni bir dava açarak yardım nafakası isteyebilir.

Evet. Çocuğun reşit olmasından önceki ödenmemiş aylar, takip tarihinden geriye doğru on yıllık sınır içinde kalıyorsa icra yoluyla istenebilir. Yargıtay bir dosyada nafakanın takip tarihinden geriye on yıl ve çocukların reşit oldukları tarihe kadar istenebileceğini açıkça belirtmiştir.

Uğrayabilir. İlama dayalı takip, son işlemden itibaren on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (İİK m. 39). İcra takibiyle kesilen zamanaşımı alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başladığından (TBK m. 157/2) dosyayı uzun süre işlemsiz bırakmamak gerekir.

Yoksulluk nafakası davası boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde açılmalıdır (TMK m. 178). Bu süre hak düşürücü değil zamanaşımı süresidir; yabancı mahkemede boşanılmışsa tanıma veya tenfiz kararının kesinleşmesinden başlar. Çocuk için nafaka davası bakımından kanunda ayrı bir süre öngörülmemiştir.

Davalı süresinde ve açıkça zamanaşımı itirazında bulunursa dava reddedilir. Ancak zamanaşımı kendiliğinden gözetilmez; Hukuk Genel Kurulu, boşanmadan 15 yıl sonra açılan davada davalının sadece aradan uzun süre geçtiğini söylemesini zamanaşımı def'i saymamış ve zamanaşımının net ve açık ifadelerle ileri sürülmesi gerektiğini belirtmiştir.

Kararla hükmedilmiş ama ödenmemiş nafaka, takip tarihinden geriye doğru on yıl için istenebilir. Henüz karar verilmemiş dönem için ise tedbir nafakası, dava açılınca davanın devamı süresince alınan geçici bir önlemdir (TMK m. 169); Yargıtay tedbir nafakasının dava tarihinden itibaren başlatılması gerektiğini belirtmiştir.

Boşanma davası sırasında hükmedilen tedbir nafakası, boşanmaya ilişkin hükmün kesinleşmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar; davanın kabul veya reddedilmesi fark etmez. Bu tarihten sonrası için tedbir nafakası ilamına dayanılarak takip yapılamaz. Boşanma davası olmadan ayrı yaşama sebebiyle hükmedilen nafaka ise ayrı yaşama devam ettiği sürece geçerlidir.

Tazyik hapsi için şikayet hakkı, fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer (İİK m. 347). Bu süre yalnızca tazyik hapsi yolunu ilgilendirir; birikmiş nafaka on yıllık sınır içinde icra yoluyla istenmeye devam eder.

İlamlı takipte borçlu, icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine başvurarak zamanaşımı itirazında bulunabilir. İcra emrinin tebliğinden sonraki dönemde gerçekleşen zamanaşımına dayanan geri bırakma istekleri her zaman yapılabilir (İİK m. 33).

Farklı değildir. Protokolde kararlaştırılan nafaka, anlaşmalı boşanma kararıyla hükme bağlandığından ilamlı nafaka niteliğindedir. Bu nedenle ödenmeyen aylar için de takip tarihinden geriye doğru on yıllık süre uygulanır.

Evet. Ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düşen eş ayrı yaşama hakkına sahiptir (TMK m. 197). Ayrı yaşamakta haklı olduğunu ispatlayan eş, boşanma davası açmadan aile mahkemesinde kendisi ve çocukları için nafaka isteyebilir. Uygulamada buna bağımsız tedbir nafakası denir.

Evden ayrılmasının haklı bir sebebi varsa alabilir; örneğin fiziksel şiddet, eşin ailesinin onu istemediğini söyleyip eşin de buna katılması ya da eşin onu annesinin evine bırakıp barışmak için çaba göstermemesi Yargıtay kararlarında haklı sebep sayıldı. Haklı bir sebep olmadan ayrılan eş 197. maddeye dayanarak nafaka isteyemez. Haklılığı ispat yükü nafaka isteyen eştedir. Çocuklar için nafaka ise annenin veya babanın haklı olup olmamasına bağlı değildir.

Hayır. Koşulları varsa ayrı yaşama hakkı kanundan doğar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, mahkemenin görevinin eşin ayrı yaşamakta haklı olup olmadığını tespit edip diğer eşin yapacağı katkıyı belirlemek olduğunu, tarafların ayrı yaşamasına izin verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtti. Dava nafaka, konut, ev eşyası ve çocuklara ilişkin önlemler için açılır.

Boşanma davasındaki tedbir nafakası TMK m. 169'a dayanır, hâkim tarafından talep olmaksızın takdir edilir, kusur durumundan etkilenmez ve kaldırılmazsa boşanma kararının kesinleşmesiyle sona erer. Bağımsız tedbir nafakası ise TMK m. 197'ye dayanan ayrı bir davada istenir, ayrı yaşamada haklılığın ispatını gerektirir ve eşlerin ayrı yaşama durumu devam ettiği sürece geçerlidir.

Alabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, iki kuyumculuk şirketinde hissesi bulunan kadının yüksek geliri olduğu gerekçesiyle reddedilen talebine ilişkin kararı bozdu. Kurula göre tarafların ekonomik ve sosyal düzeyi davanın kabulünde değil, nafakanın miktarında önem taşır. Geliri olan eşe daha düşük miktarda nafaka takdir edilebilir.

Kanunda bir formül veya sabit oran yoktur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na göre eşlerin ekonomik güçleri ve birlikte yaşarken davalının eşine sağladığı yaşam düzeyi dikkate alınır; kira, elektrik, yakıt ve su gibi ortak giderlere davalı eş de katılmalıdır. Hâkim, birlikte yaşarken sürdürülen hayat seviyesinin ayrı yaşarken de korunmasını gözetir.

Darp raporu, kolluk tutanağı, koruma kararı, yazışmalar, eşin evi terk ettiğini gösteren tutanaklar ve olaylara bizzat tanık olan kişilerin anlatımları kullanılabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, olayları görmeyip davacıdan duyduklarını anlatan tanıkla evi bir kez ziyaret eden tanığın anlatımını yeterli görmedi. Karşı taraf davaya cevap vermese bile haklılık ispatlanmalıdır.

Eşler birlikte yaşıyorsa talebin dayanağı 197. madde değil 196. maddedir. Hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine ailenin geçimi için her birinin yapacağı parasal katkıyı belirler; ev işleri ve çocuk bakımı da dikkate alınır ve katkı geçmiş bir yıl ile gelecek yıllar için istenebilir. Yargıtay, evin sabit giderlerini karşılayıp eşinin ve çocuklarının kişisel giderleri için para vermeyen eşe aylık katkı yükleyen kararı onadı.

Evet. Ergin olmayan çocuklar varsa hâkim gerekli önlemleri alır (TMK m. 197/4) ve ortak hayata son verilmişse velayeti eşlerden birine verebilir (TMK m. 336/2). Yargıtay'a göre bu, evlilik devam ettiği için bir koruma tedbiri olarak velayetin geçici düzenlenmesidir. Ayrı yaşama sabitken geçici velayet talebinin reddi bozma sebebi sayıldı.

Davalar birleştirilebilir. Yargıtay, boşanma davasındaki tedbir nafakası ile bağımsız tedbir nafakasının boşanma kesinleşinceye kadar ve tahsilde tekerrür olmamak üzere birlikte hükmedildiği kararı onadı. Nafaka davasında kanıtlanan fiziksel şiddet gibi olaylar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na göre sonraki boşanma davasında kesin delil oluşturur.

Bu nafaka eşlerin ayrı yaşama durumu devam ettiği sürece geçerlidir. Koşullar değişirse eşlerden biri kararın değiştirilmesini, sebep ortadan kalkmışsa (örneğin eşler yeniden birlikte yaşamaya başlamışsa) kaldırılmasını isteyebilir (TMK m. 200). Evlilik boşanma kararının kesinleşmesi veya ölümle sona erdiğinde nafakanın dayanağı olan evlilik de sona ermiş olur.

Görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde belirlenen asliye hukuk mahkemesi bakar. Yetkili mahkeme eşlerden herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesidir. İki eş de önlem istemişse ilk başvuranın yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir (TMK m. 201). Dava basit yargılama usulüyle görülür.

Evet. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez (HMK m. 350/1, 367/1). Yargıtay 12. Hukuk Dairesi de aile hukukuna ilişkin ilamların kesinleşmeden yerine getirilemeyeceği kuralının tedbir nafakasının infazını kesinleşmeye bağlamadığını belirtir. Nafaka ödenmezse alacaklının şikâyeti üzerine borçluya üç aya kadar tazyik hapsi verilebilir (İİK m. 344).

Çoğu dosyada taşınamaz. Temyiz sınırı her yıl yeniden değerleme oranında güncellenir ve Yargıtay yıllık nafaka tutarı bu sınırın altında kalan kararlara yönelik temyiz dilekçelerini miktardan reddediyor. Örneğin yıllık 6.000 TL'lik nafakada 378.290 TL'lik sınır uygulandı. Çok küçük tutarlarda istinaf yolu da kapanabileceğinden deliller ilk derece mahkemesinde eksiksiz sunulmalıdır.

İhtar her durumda sonuç doğurmaz. Yargıtay, bağımsız tedbir nafakası davası ihtardan önce açıldığı için kadının ihtar tarihinde ayrı yaşamakta haklı kabul edilmesi gerektiğini, altı aylık ayrılığın dördüncü ayı dolmadan istenen ihtarın da iyiniyete dayalı sayılamayacağını belirterek terke dayalı boşanma kararını bozdu. İhtar geldiğinde süreleri ve ayrılığın haklılığını hemen değerlendirmek gerekir.

Anayasa Mahkemesi 4 Haziran 2026'da "süresiz olarak" ibaresini iptal etti, ancak karar henüz hüküm doğurmadı. Anayasa m. 153'e göre iptal edilen hüküm, kararın Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar; bu karar 11 Eylül 2026 itibarıyla yayımlanmadı ve yürürlüğü ayrıca dokuz ay ertelendi.

Karar 4 Haziran 2026 tarihinde oy çokluğuyla verildi. Başvuru Antalya 12. Aile Mahkemesi tarafından yapılmıştı. Mahkeme iptal hükmünün yürürlüğe girişini dokuz ay erteledi; bu dokuz ay, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren işlemeye başlayacak.

Gerekçeli kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından dokuz ay sonra. Yayım henüz gerçekleşmediği için kesin tarih belli değil. Anayasa m. 153 uyarınca erteleme süresi, yayım gününden başlayarak bir yılı geçemez.

Kendiliğinden kesilmez. Anayasa m. 153 açıkça "iptal kararları geriye yürümez" der. Kesinleşmiş kararla bağlanmış nafaka, iptal yürürlüğe girdiğinde otomatik olarak sona ermez. Değişiklik isteyen tarafın aile mahkemesinde dava açması gerekir.

Hayır. İptal edilen, TMK m. 175'in birinci fıkrasındaki "süresiz olarak" ibaresidir. Yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, karşı tarafın malî gücü oranında nafaka isteme hakkı duruyor. TMK m. 176'daki kalkma ve kaldırma hâlleri de aynen yürürlükte.

Hayır. İptal yalnızca eşler arasındaki yoksulluk nafakasına ilişkin. Çocuk için ödenen iştirak nafakası TMK m. 182'ye, dava süresince ödenen tedbir nafakası TMK m. 169'a dayanır ve iptalin kapsamı dışındadır.

Bırakamazsınız. Yürürlükteki mahkeme kararı bağlayıcıdır; ödememe hâlinde icra takibi yapılır ve şartları oluştuğunda tazyik hapsi gündeme gelir. Hukuki durumunuz değiştiyse yapılacak şey ödemeyi kesmek değil, azaltma veya kaldırma davası açmaktır.

Evet, bu mevcut hukukta da mümkün. TMK m. 176/4 lafzen artırma ve azaltmadan söz etse de Anayasa Mahkemesi 25.06.2009 tarihli kararında, hâkimin TMK m. 1 ve 4 uyarınca, borçlunun kendi kusuru olmaksızın yoksulluğa düşmesi hâlinde nafakayı tamamen kaldırabileceğini belirtmiştir.

Kesin tarih yok. Yasama yılı 1 Ekim'de başlıyor ve paketin Ekim ayında Meclis'e sunulması bekleniyor. Sunulmak yasalaşmak değildir; komisyon ve Genel Kurul aşamaları ile Resmî Gazete'de yayımlanması gerekir. Anayasa m. 153, iptal kararının doğurduğu boşluğu dolduracak teklifin öncelikle görüşülmesini emreder.

Bugün söylemek mümkün değil. Basında evlilik süresinin yarısı ya da kısa evlilikler için asgari bir taban süre gibi formüller aktarılıyor, ancak rakamlar kaynaklar arasında değişiyor ve Meclis'e sunulmuş resmî bir metin yok. Kesin sayı veren içeriklere temkinli yaklaşın.

Alabilirsiniz, ama otomatik değil. Yerleşik içtihada göre asgari ücret seviyesindeki gelir kişiyi yoksulluktan kurtarmaz; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.12.2014 tarihli kararı bu yöndedir ve 2. Hukuk Dairesi erkeğin geliri daha yüksek olduğu dosyalarda bu ölçütü uyguluyor. Ancak gelirler denkse ya da asgari ücretli gelir sürekli ve düzenliyse Daire nafakayı reddedebiliyor. Belirleyici olan gelir farkı ve gelirin sürekliliğidir.

Evet, ancak süre sınırlı. TMK m. 178'e göre boşanmadan doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Bu süre içinde bağımsız bir yoksulluk nafakası davası açabilirsiniz.

Hayır, nafaka kurumu tamamen kalkmamıştır. Anayasa Mahkemesi sadece yoksulluk nafakasının 'süresiz' olmasını öngören ibareyi iptal etmiştir. Nafaka ödemeleri şartları oluştuğunda belirli sürelerle devam edecektir.

Kısa karar 4 Haziran 2026'da verilmiş olsa da, gerekçeli karar henüz Resmi Gazete'de yayımlanmamıştır. Yayımlandıktan sonra genellikle 9 aylık bir geçiş süreci öngörülmektedir.

Kesinlikle hayır. İptal kararı yürürlüğe girene ve yeni bir mahkeme kararı (uyarlama) çıkana kadar mevcut nafaka ödemeleri devam etmek zorundadır. Ödenmemesi halinde icra takibi ve hapis cezası riski vardır.

Hayır. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları kural olarak geriye yürümez. O ana kadar hukuka uygun olarak ödenmiş ve tükenmiş bedellerin iadesi talep edilemez.

Hayır, iştirak nafakası ve geçici tedbir nafakaları bu kararın kapsamı dışındadır. Bu karar sadece boşanan eşe bağlanan 'yoksulluk nafakası'nı ilgilendirmektedir.

Henüz TBMM tarafından yeni bir kanun çıkarılmamıştır. Ancak evlilik süresi, yaş, meslek gibi kriterlerin dikkate alındığı, hakimin somut olaya göre süre belirlediği bir sisteme geçilmesi en güçlü ihtimaldir.

Mevcut yasada kısa evlilik olsa dahi süresiz nafaka bağlanabiliyordu. Yeni düzenleme ile birlikte 1 aylık gibi çok kısa süreli evliliklerde ya hiç nafaka bağlanmaması ya da sadece çok kısa bir süre için (örn. birkaç ay) destek niteliğinde bağlanması beklenmektedir.

İptal kararının yürürlük süresi biter ve Meclis yeni yasayı çıkarmazsa kanun boşluğu oluşur. Bu durumda Aile Mahkemesi hakimleri, TMK Madde 1 gereği kendilerini kanun koyucu yerine koyarak somut olaya göre adil bir süre belirleyeceklerdir.

Evet, yeni yasal düzenlemeler veya Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararının yürürlüğe girmesinin ardından, değişen şartlara dayanarak nafakanın kaldırılması veya süreye bağlanması talebiyle uyarlama davası açabilirsiniz.

Kadınların nafaka alamayacağı şeklindeki söylentiler asılsızdır. Yoksulluğa düşecek taraf (kadın veya erkek) yine nafaka alacaktır, ancak bu nafaka ömür boyu olmak yerine makul ve hakkaniyetli bir süre ile sınırlandırılacaktır.

Nafakanın kaldırılması veya süreye bağlanması (uyarlama) davaları, nafaka alacaklısının yerleşim yeri Aile Mahkemesi'nde açılmaktadır.

Mahkeme kararıyla belirlenmiş nafakayı zamanında ödememeniz halinde hakkınızda icra takibi başlatılabilir, maaşınıza haciz konulabilir ve şikayet üzerine 3 aya kadar tazyik hapsi cezası verilebilir.

Anlaşmalı boşanma protokolü ile serbest iradeyle kabul edilen yoksulluk nafakasının iptali veya indirilmesi daha zordur. Ancak olağanüstü ekonomik değişiklikler veya yeni yasal mevzuat kapsamında uyarlama talep edilebilir.

Nafaka alacaklısının yoksulluğu ortadan kaldıracak düzeyde asgari ücret ve üzeri bir gelirle sigortalı işe girmesi, halihazırda yürürlükteki kanuna göre de nafakanın kaldırılması sebebidir. Dava açılması gerekir.

TBMM 1 Temmuz'da tatile gireceği için, yeni yoksulluk nafakası düzenlemesinin 2026 yılı sonbahar aylarında, yeni yasama döneminde Meclis gündemine gelmesi ve yasalaşması beklenmektedir.

Evet, 18 yaşın doldurulmasıyla birlikte yasal olarak iştirak nafakası sona erer. Ancak öğrenci lise eğitimine devam ettiği için kendi adına ebeveynine karşı 'yardım nafakası' davası açarak eğitim giderlerinin karşılanmasını talep edebilir.

Çocuk 18 yaşını doldurduğu için annenin velayet hakkı sona erer. Bu nedenle yardım nafakası davasını kesinlikle 18 yaşını geçmiş olan çocuğun bizzat kendisi açmalıdır. Annenin kendi adına açtığı dava reddedilir.

Kanunen 18 yaşın dolmasıyla nafaka bitse de, icra müdürlükleri bu durumu genellikle resen takip etmez. Nafaka yükümlüsünün icra dairesine başvurarak çocuğun 18 yaşını doldurduğunu bildirmesi ve kesintinin durdurulmasını talep etmesi gerekir.

Liseden sonra üniversiteye hazırlık sürecinde geçen makul süre (genelde 1-2 yıl) eğitim sürecinin bir parçası kabul edilir. Çocuk dershaneye gittiğini veya aktif şekilde sınava hazırlandığını kanıtlarsa yardım nafakası alabilir.

Kural olarak sadece açıköğretim (AÖF) öğrencisi olmak nafaka almak için yeterli görülmemektedir. Çünkü AÖF eğitimi, kişinin tam zamanlı bir işte çalışmasına engel değildir. İstisnai sağlık sorunları veya ek eğitimler haricinde AÖF öğrencilerine nafaka bağlanması zordur.

Yardım nafakası için kanunda üst bir yaş sınırı yoktur; 'eğitim bitene kadar' kuralı geçerlidir. Ancak yargı kararlarında bu eğitim kural olarak lisans/önlisans mezuniyeti ile sınırlandırılır ve makul eğitim süresinin kasten aşılmaması beklenir.

Genel uygulamada üniversite (lisans) mezuniyeti ile birlikte kişinin meslek sahibi olduğu varsayılır ve nafaka yükümlülüğü biter. Yüksek lisans ve doktora eğitimleri için ebeveynlerin kural olarak nafaka ödeme zorunluluğu yoktur.

Çocuğun yarı zamanlı (part-time) çalışarak elde ettiği cüzi bir gelir doğrudan nafakanın kesilmesine neden olmaz. Ancak elde ettiği bu gelir, mahkeme tarafından belirlenecek yardım nafakası miktarının daha düşük tutulmasında hesaba katılır.

Evet bağlanır. KYK öğrenim kredisi geri ödemeli bir borçtur ve çocuğun 'geliri' olarak kabul edilmez. Ancak karşılıksız KYK bursu alıyorsa, bu durum ihtiyaç miktarını azaltacağından nafaka bedelini etkileyebilir.

Evet açabilirsiniz. Sırf iletişim eksikliği veya görüşmeme durumu, ebeveynin eğitim hayatına destek olma yükümlülüğünü kaldırmaz. Ancak ebeveyne karşı ağır bir kusurunuz veya hakaretiniz varsa nafaka talebiniz reddedilebilir.

Eğitimi olmayan ancak kendi çabasına (İŞKUR kaydı vb.) rağmen iş bulamayan ve yoksulluğa düşen ergin bir kişi, durumu iyi olan ebeveyninden yoksulluğa düşmemek için genel hükümlere göre yardım nafakası talep edebilir.

İştirak nafakası yasa gereği 18 yaşında biteceği için bu madde icra dairesinde doğrudan uygulanamayabilir. Bu madde mahkemeler nezdinde bir 'yardım nafakası taahhüdü' olarak değerlendirilir, çocuğun yine de dava yoluyla bunu talep etmesi gerekebilir.

Miktar; öğrencinin kira, yurt, beslenme ve okul masraflarının toplamı ile davalı anne/babanın ekonomik ödeme gücü arasındaki dengeye bakılarak hakim tarafından hakkaniyete göre belirlenir.

Kendi hayatını idame ettiremeyecek düzeyde zihinsel veya fiziksel engeli bulunan çocuklarda nafaka yükümlülüğü (yardım nafakası olarak) ömür boyu devam eder.

Dava süreci 1 yılı bulabilir. Ancak dava açılırken 'tedbir nafakası' talep edildiğinde, mahkeme dava süresince ödenmek üzere geçici bir nafakaya hükmeder, böylece öğrenci dava devam ederken mağdur edilmez.

Kalabilir. Türk Medeni Kanunu m. 194'ün son fıkrası uyarınca aile konutu eşlerden biri tarafından kira ile sağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş kiralayana yapacağı bildirimle sözleşmenin tarafı hâline gelir. Bu bildirim yapıldığında evde kalma hakkı ev sahibine karşı da korunmuş olur.

Evet, bilinmesi gereken bir yüzü var. Aynı hüküm, bildirimde bulunan eşin diğer eş ile birlikte müteselsilen sorumlu olacağını düzenler. Yani sözleşmenin tarafı hâline gelirken kira borcundan da birlikte sorumlu duruma gelirsiniz. Bildirim öncesi bu sonucu değerlendirmek gerekir.

Hayır. Kanun, eşlerden birinin diğerinin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemeyeceğini açıkça düzenler. Sözleşme kimin adına olursa olsun, tek taraflı fesih bildirimi bu koruma nedeniyle sonuç doğurmaz.

Bu, eşler arasındaki iç ilişkiyi ilgilendirir ve mahkemenin vereceği tedbir kararlarıyla düzenlenir. Hâkim, dava süresince tarafların ve varsa çocukların barınması için gerekli önlemleri alır; tedbir nafakası belirlenirken kira yükü de hesaba katılabilir. Bu talebin dilekçede açıkça ileri sürülmesi gerekir.

Ev sahibine karşı sözleşmedeki sorumluluk devam eder; ev sahibi kira alacağı için icra takibi başlatabilir ve koşulları varsa tahliye isteyebilir. Bu nedenle evde kalan eşin, ödemeyi kendi yapıp yaptığı ödemeleri belgelemesi ve iç ilişkide rücu hakkını saklı tutması önemlidir.

Evet. Hâkim, boşanma veya iptal kararıyla birlikte aile konutu kira sözleşmesinin taraflardan birine devredilmesine karar verebilir. Bu talep de kendiliğinden değerlendirilmez; dava dilekçesinde ya da yargılama sırasında açıkça istenmelidir.

Hayır, nafaka ödemesini kendi inisiyatifinizle kesemezsiniz. İşe girme durumu nafakanın 'kendiliğinden' kalkacağı sebeplerden değildir. Mutlaka Aile Mahkemesinde nafakanın kaldırılması davası açmanız ve mahkemeden karar almanız gerekmektedir. Aksi takdirde hakkınızda icra takibi başlatılabilir.

Türk Medeni Kanununa göre nafaka alacaklısı resmi olarak evlendiğinde yoksulluk nafakası kendiliğinden kalkar. Dava açmanıza gerek yoktur. Evliliği ispatlayan nüfus kayıt örneği ile ilgili icra dairesine başvurarak nafaka dosyasının işlemden kaldırılmasını talep edebilirsiniz.

Kesinlikle hayır. Eski eşinizin yeniden evlenmesi, sadece onun için ödediğiniz 'yoksulluk nafakasını' keser. Çocuğun bakım ve giderleri için ödediğiniz 'iştirak nafakası', çocuk reşit olana kadar (18 yaş) devam etmek zorundadır.

Yargıtay kararlarına göre sadece asgari ücretle işe girmiş olmak, yoksulluğu tamamen ortadan kaldıran bir durum olarak kabul edilmemektedir. Ancak bu durum, ödenen nafaka miktarında ciddi bir 'indirim' yapılması için haklı bir sebep teşkil eder.

Evet, kanunumuzda 'evliymiş gibi fiilen beraber yaşama' nafakanın kaldırılması sebebidir. Ancak bu durumu mahkemede tanıklar, sosyal araştırma, fatura kayıtları gibi delillerle kesin olarak ispatlamanız gerekmektedir.

Mahkemenin iş yükü ve delillerin toplanma hızına bağlı olmakla birlikte, bir nafakanın kaldırılması davası ortalama 1 ile 1.5 yıl arasında sürmektedir. Bu süreçte tedbir kararı alınmazsa nafaka ödenmeye devam edilir.

Kural olarak mahkeme nihai kararını verene kadar nafaka ödemeye devam etmelisiniz. Ancak davayı açarken 'ihtiyati tedbir' talep ederek, hakime sunduğunuz güçlü delillerle (örneğin eski eşin yüksek maaş bordrosu) nafaka ödemesinin dava sonuna kadar durdurulmasını isteyebilirsiniz.

Eski eşiniz resmi olarak evlendiği hâlde bunu bilmeden ödemeye devam ettiyseniz, evlilik tarihinden sonraki ödemeleri sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilirsiniz; bunun için kendinizi borçlu sanarak ödediğinizi ispat etmeniz gerekir (TBK m. 78/1). İşe girme veya başkasıyla yaşama durumlarında ise nafaka ancak mahkeme kararıyla kalkar ve kaldırma kararı dava tarihinden itibaren geçerli olur; dava tarihinden önceki ödemeler geri istenemez.

Sigortasız çalışma durumu mahkeme kanalıyla istenen banka hesap hareketleri (düzenli para girişleri), emniyetin yapacağı sosyal ekonomik durum araştırması, tanık beyanları ve iş yerine yapılacak keşif ile ispatlanabilir.

Evet, kendisine yüklü bir miras kalan, gayrimenkul veya nakit para edinen eski eşin yoksulluk durumu ortadan kalkacağı için nafakanın kaldırılması davası açılarak nafaka iptal ettirilebilir.

Özel dedektif tutmak yasak değildir ancak dedektifin elde ettiği delillerin hukuka uygun olması şarttır. Kamu alanlarında çekilen fotoğraf ve videolar mahkemede delil olabilirken, eve gizli kamera koymak veya telefon dinlemek suçtur ve delil sayılamaz.

Nafakanın kaldırılması davası, nafaka alacaklısının (eski eşinizin) yerleşim yerindeki (ikametgahının bulunduğu yerdeki) Aile Mahkemesinde açılmalıdır.

Türk Medeni Kanunu imam nikahını resmi evlilik saymaz. Dolayısıyla nafaka kendiliğinden kesilmez. Ancak bu durum 'fiilen evliymiş gibi yaşama' kapsamında değerlendirilir ve dava açılarak nafaka tamamen kaldırılabilir.

Evet, uygulamada 'terditli dava' şeklinde, öncelikle nafakanın tamamen kaldırılması, mahkeme aksi kanaatte ise miktarının indirilmesi şeklinde tek bir dava dilekçesi ile her iki talep de ileri sürülebilir.

Nafaka mahkeme kararıyla tamamen kaldırıldıktan sonra, eski eş kendi isteğiyle veya başka bir sebeple işsiz kalırsa, kaldırılan o nafaka kendiliğinden geri gelmez. Yeniden yoksulluk nafakası talep edilebilmesi için yeni ve ayrı bir dava açılması gerekebilir, ancak ilk boşanmadaki şartlar birebir aranacağından bu çok zor bir süreçtir.

Hayır, nafaka ödenmediği için borçlu anında hapse girmez. Öncelikle mahkeme kararına dayanarak icra takibi başlatmanız, icra emrinin borçluya bizzat tebliğ edilmesi ve tebliğden sonra en az 1 aylık yeni borcun doğmuş olması gerekir. Bu şartlar sağlanırsa şikayet üzerine 3 aya kadar tazyik hapsi verilebilir.

Hayır, tazyik hapsi bir disiplin hapsi niteliğinde olduğu için kişinin adli sicil kaydına (sabıka kaydına) işlemez. Amacı kişiyi suçlu ilan etmek değil, borcunu ödemeye zorlamaktır.

Hayır. Takipten önceki dönemden kalan ve icra emrinin tebliğinden önceki aylara ait birikmiş nafaka için tazyik hapsi istenemez; bu aylar icra takibi ve haciz yoluyla tahsil edilir. Tazyik hapsi, icra emrinin tebliğinden sonra ödenmeyen güncel (cari) nafaka için söz konusudur. Birikmiş nafaka yine de nafaka niteliğini tamamen yitirmez: örneğin haciz talebinden önceki son bir yıl içinde tahakkuk eden kısmı, satış bedelinin paylaştırılmasında birinci sırada yer alır.

Nafaka yükümlülüğünü ihlal suçunun cezası, İcra ve İflas Kanunu'na göre 3 aya kadar tazyik hapsidir. Cezaevinde geçirilecek süre maksimum 3 aydır, ancak kişi borcunu ödediği an bu süre beklenmeden derhal tahliye edilir.

İcra Ceza Mahkemelerinin uygulamalarına göre, tazyik hapsi verilebilmesi için ödeme emrinin borçluya 'bizzat' tebliğ edilmesi şarttır. Muhtara yapılan tebligatlar (Mernis 21. madde) icra takibini kesinleştirse de, ceza vermek için kastı ispatlamada yeterli görülmemektedir.

Hayır, tazyik hapsi cezası adli para cezasına çevrilemez. Ayrıca Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verilemez veya ceza ertelenemez. İnfazı zorunlu bir hapis türüdür.

Borçlu cezaevinde infaz aşamasındayken, şikayete konu olan nafaka miktarını icra dosyasına veya banka hesabına eksiksiz olarak yatırırsa, derhal tahliye edilir. Gün veya saat beklenmez.

Nafaka ödememe şikayeti için hak düşürücü süre, ödenmeyen nafakanın doğduğu tarihten (muaccel olduğu tarihten) itibaren 3 aydır. Her halükarda nafakanın doğduğu tarihten itibaren 1 yıl geçtikten sonra şikayet hakkı ortadan kalkar.

Evet, kişinin işsiz olması, sigortasız olması veya malvarlığının bulunmaması nafaka borcunu ve hapis cezasını ortadan kaldırmaz. Eğer usulüne uygun icra tebligatı yapılmış ve şikayet sürelerine uyulmuşsa, işsiz borçlu hakkında da tazyik hapsi kararı verilir.

Kendiliğinden durmaz. Nafakanın kaldırılması veya azaltılması davası açtıysanız İcra Ceza Mahkemesi, ileri sürdüğünüz sebepleri göz önünde bulundurarak tazyik hapsinin uygulanmasını bu davanın sonuna bırakabilir (İİK m. 344/2). Bu, mahkemenin takdirindedir. Yargıtay, dava açılmış olmasının tek başına beraat sebebi olmadığını, ancak mahkemenin davanın sonucunun beklenmesine gerek olup olmadığı hakkında karar vermesi gerektiğini belirtmiştir.

Güncel (cari) aylık nafakanın tamamı, orana bakılmaksızın borçlunun maaşından öncelikle kesilir. Geriye dönük birikmiş nafaka da varsa, işleyen nafaka kesildikten sonra birikmiş nafaka diğer hacizlerle birlikte sıraya girer ve kalan maaştan ancak dörtte bir oranında kesilir. Maaş üzerinde daha önce konmuş bir haciz varsa, onun kesintisi bittikten sonra birikmiş nafaka için kesintiye başlanır.

Evet, nafaka hükmünün eksiksiz yerine getirilmesi gerekir. Aylık nafaka miktarını eksik yatırmak (örneğin 5.000 TL yerine 3.000 TL yatırmak) suçu ortadan kaldırmaz ve tazyik hapsine engel olmaz.

Normal borçlarda SGK emekli maaşına izinsiz haciz konulamazken, nafaka alacakları bu kuralın istisnasıdır. Nafaka borcu için kişinin emekli maaşına rızası aranmaksızın haciz uygulanabilir.

Hayır, nafaka ödememe suçundan işlem yapılabilmesinin ön koşulu, İcra Müdürlüğü aracılığıyla resmi bir icra takibi başlatılmasıdır. Karakola veya savcılığa doğrudan yapılan başvurular sonuçsuz kalır.

İcra Ceza Mahkemesinin verdiği tazyik hapsi kararlarına karşı, kararın tebliğ veya tefhiminden itibaren 7 gün içinde bir üst numaralı İcra Ceza Mahkemesine itiraz dilekçesi verilerek itiraz edilebilir.

Nafaka artırım davaları, mahkemelerin iş yoğunluğuna ve delillerin toplanma süresine göre değişmekle birlikte, İstanbul'da ortalama 8 ila 14 ay arasında sonuçlanmaktadır. Ancak tanıkların dinlenmesi ve ekonomik durum araştırmaları süreyi etkileyebilir.

Kanunen avukat tutmak zorunlu değildir. Ancak nafaka artırım davalarında harç hesaplaması, dava değeri ve nispi vekalet ücreti riskleri bulunduğundan, hatalı işlem yapmamak ve karşı tarafa borçlu çıkmamak adına bir boşanma avukatı ile çalışılması şiddetle tavsiye edilir.

Mahkemenin vereceği nafaka artırım kararı, davanın açıldığı tarihten itibaren geçerli olur. Dava süresince biriken farklar, karar kesinleştikten sonra toplu olarak talep edilebilir.

Prensip olarak her zaman dava açılabilir ancak Yargıtay uygulamalarına göre anlaşmalı boşanmanın üzerinden makul bir süre geçmesi veya olağanüstü, öngörülemeyen bir değişikliğin olması beklenir. Genellikle 1-2 yıl geçmeden açılan davalarda 'hakkaniyet' şartının oluşmadığı düşünülebilir.

Kural olarak dava masraflarını davayı açan taraf peşin öder. Dava kazanılırsa, yapılan yargılama giderleri davalıdan (karşı taraftan) tahsil edilir. Ancak dava kısmen kabul kısmen red edilirse, masraflar oranlanarak paylaştırılır.

Nafaka artırım davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemesi olmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri Aile Mahkemesi sıfatıyla davaya bakar.

Türk Medeni Kanunu'na göre nafaka artırım davalarında yetkili mahkeme, nafaka alacaklısının (davacının) yerleşim yeri mahkemesidir. Yani kendi bulunduğunuz yerdeki mahkemede dava açabilirsiniz.

Hayır, nafaka artırım davalarında artış talebi davanın açıldığı tarihten sonrası için geçerlidir. Dava açılmadan önceki geçmiş dönemler için artış talep edilemez.

Nafaka borçlusunun gelirinin azalması veya işsiz kalması, nafaka artırım talebinin reddedilmesine veya nafakanın azaltılmasına (kaldırılmasına) neden olabilir. Mahkeme her iki tarafın da ekonomik dengesini gözetir.

Evet açabilirsiniz. Eğer hükmedilen TÜFE artışı, çocuğun artan ihtiyaçlarını veya değişen piyasa koşullarını karşılamakta yetersiz kalıyorsa, 'hakkaniyet' ilkesi gereği ek artış talep edilebilir.

Evet, nafaka artırım davalarında çocuğun ihtiyaçlarının arttığını, yaşam standardının değiştiğini veya davalının gelirinin yükseldiğini ispatlamak için tanık beyanlarına başvurulabilir.

Evet, en büyük risk buradadır. Dava değerini (yıllık artış miktarını) çok yüksek gösterir ve mahkeme talebinizin büyük kısmını reddederse, reddedilen miktar üzerinden karşı tarafın avukatına nispi vekalet ücreti ödemek zorunda kalırsınız.

Evet, çocuk 18 yaşını doldurmuş olsa bile eğitimi devam ediyorsa 'yardım nafakası' adı altında nafaka talep edebilir ve mevcut nafakanın artırılması için dava açabilir. Bu davayı çocuk bizzat açmalıdır.

Taraflar anlaşmalı boşanmada döviz üzerinden anlaşmışsa mümkündür. Ancak mahkeme kararıyla hükmedilen TL cinsinden nafakalar, sonradan açılan artırım davasıyla dövize çevrilemez, TL üzerinden artış yapılır.

Nafaka artırım davası nispi harca tabidir. Talep edilen aylık artış miktarının 12 katı (yıllık değer) üzerinden binde 68,31 oranında harç hesaplanır ve bunun dörtte biri peşin alınır. Buna başvuru harcı ve gider avansı da eklenir.

Nafaka artış oranı, öncelikle mahkeme kararında veya boşanma protokolünde yazan maddeye göre belirlenir. Genellikle TÜİK'in açıkladığı ÜFE veya TÜFE oranları esas alınır. Yargıtay uygulamalarında en çok kabul gören oran, TÜFE 12 aylık ortalamalara göre değişim oranıdır.

Eğer mahkeme kararında nafakanın her yıl artacağına dair bir hüküm yoksa, nafaka kendiliğinden artmaz. Bu durumda Aile Mahkemesi'ne 'Nafaka Artırım Davası' açarak hem nafakanın güncel tutara yükseltilmesini hem de sonraki yıllar için otomatik artış kuralı konulmasını talep etmeniz gerekir.

Hayır, tedbir nafakası boşanma davası süresince geçerli olan geçici bir önlemdir ve mahkeme ara kararla özel olarak artırmadıkça sabit kalır. Otomatik yıllık artışa tabi değildir. Davanın uzaması durumunda artış için talep dilekçesi verilmelidir.

Nafaka artışı, boşanma kararının kesinleştiği tarihin yıl dönümlerinde yapılır. Örneğin karar 15 Şubat 2024'te kesinleştiyse, ilk artış 15 Şubat 2025'te, ikinci artış 15 Şubat 2026'da yapılır.

Evet, eğer mahkeme kararında otomatik artış maddesi var ancak borçlu bu artışları yapmadan ödeme yaptıysa, son 10 yıla dönük eksik ödenen artış farklarını icra yoluyla talep edebilirsiniz.

Ekonomik konjonktüre göre değişmekle birlikte, genellikle ÜFE (Üretici Fiyat Endeksi) TÜFE'den (Tüketici Fiyat Endeksi) daha yüksek çıkabilir. Ancak Yargıtay, nafaka borçlusunun ödeme gücünü zorlamamak ve hakkaniyeti sağlamak adına genellikle TÜFE oranını (12 aylık ortalamalar) esas almaktadır.

Asgari ücretin artması nafakayı doğrudan ve otomatik olarak artırmaz. Ancak asgari ücret artışı, nafaka artırım davası açıldığında hakimin yeni nafakayı belirlerken dikkate aldığı önemli bir ekonomik göstergedir.

Kanunen şart değildir ancak çocuğun ve eşin gelecekte mağdur olmaması için protokolde mutlaka bir artış oranı (TÜFE/ÜFE gibi) belirlenmesi şiddetle tavsiye edilir. Aksi takdirde ileride tekrar dava açmak gerekir.

Yabancı para (döviz) üzerinden belirlenen nafakalara ayrıca TEFE/TÜFE artışı uygulanmaz. Ancak ödenmeyen nafaka borcu için devlet bankalarının o yabancı paraya uyguladığı en yüksek faiz oranı talep edilebilir.

Evet, işsizlik tek başına nafakayı ortadan kaldırmaz. Ancak kişi ödeme gücünü tamamen kaybettiyse 'Nafaka Kaldırma' veya 'Nafaka Azaltma' davası açabilir. Dava sonuçlanana kadar mevcut hüküm geçerlidir.

İştirak nafakası çocuk 18 yaşını doldurduğunda kendiliğinden sona erer. Artış da durur. Eğer çocuk eğitimine devam ediyorsa, kendisi 'Yardım Nafakası' davası açmalıdır; eski nafaka otomatik devam etmez.

Hukuken küsuratlar atılmaz, kuruşu kuruşuna hesaplama yapılması gerekir. Ancak uygulamada taraflar ödeme kolaylığı açısından rakamı yuvarlayabilmektedir.

Bu oran her ay TÜİK tarafından açıklanan verilere göre değişir. Kesin bir oran vermek yanıltıcı olur ancak yıllık enflasyon trendleri ve TÜFE 12 aylık ortalamalar takip edilmelidir.

TÜİK her ayın başında tüketici fiyat endeksini ve on iki aylık değişim oranını açıklar; mahkeme kararınızda TÜFE veya ÜFE yazıyorsa ilgili endeksin on iki aylık değişimi esas alınır. Oranı TÜİK'in resmî sitesinden alıp yukarıdaki araca girmeniz yeterlidir.

Şiddet

Evet. Eşe yöneltilen hakaret ve aşağılama, evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında geçerli bir boşanma sebebidir. Kanun bu konuda cinsiyet ayrımı yapmaz; hakaretin kimden geldiğine değil, ortak hayatın çekilmez hâle gelip gelmediğine bakılır.

Uygulamada eşin cinselliğine veya yeterliliğine yönelik aşağılamalar, ailesine yöneltilen küfür ve hakaretler ile kazancını küçümseyip başkalarıyla kıyaslayan sürekli ifadeler ağır kusur olarak değerlendirilir. Belirleyici olan sözün ağırlığı, sürekliliği ve kimlerin yanında söylendiğidir.

Duruma bağlıdır. Süreklilik göstermeyen tek bir olay çoğu zaman ortak hayatı çekilmez hâle getirmiş sayılmaz. Ancak sözün ağırlığı çok yüksekse veya üçüncü kişilerin önünde söylenerek onur zedelenmişse tek olay da kusur tespiti için yeterli görülebilir.

Bu, davaların çoğunda karşılaşılan durumdur. Hâkim kusurları tartar ve denk görürse taraflar birbirinden tazminat alamaz, yoksulluk nafakası talebi de çoğunlukla reddedilir. Bu değerlendirmede en çok önem verilen ayrıntı, olayı hangi tarafın başlattığıdır.

En güçlü delil tanık beyanlarıdır; olaya bizzat tanık olan komşu, akraba veya arkadaşların yeminli anlatımı esas alınır. Bunun yanında hukuka uygun biçimde elde edilmiş mesaj ve sesli mesaj kayıtları ile varsa karakol tutanakları kullanılabilir. Somut tarih ve olayla eşleştirilmeyen genel iddialar sonuç doğurmaz.

İstenebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat talep edebilir. Ayrıca hakaret eden eşin daha ağır kusurlu bulunması, o eşin yoksulluk nafakası talebinin reddine yol açabilir.

Tüketici Hukuku

Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış ve Yönetmeliğin 15. maddesi uyarınca 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Değişiklik toplam 16 maddeden oluşmakta olup sosyal medya etkileyicilerine ilişkin düzenleme, Yönetmeliğe eklenen 23/A maddesidir. Ayrıca 4. maddeye "sosyal medya" ve "sosyal medya etkileyicisi" tanımları eklenmiştir.

Yönetmelikte takipçi sayısına ilişkin hiçbir eşik yoktur. Tanım şöyledir: sosyal medya üzerinden, doğrudan veya dolaylı olarak kendisi ya da reklam veren adına bir mal veya hizmetin tanıtımına yönelik içerik paylaşarak pazarlama iletişiminde bulunan ve bu iletişimi herhangi bir menfaate dönüştüren gerçek veya tüzel kişi. Belirleyici olan takipçi sayısı değil, paylaşımın bir menfaate dönüştürülmüş olmasıdır. Bin takipçili bir hesap da beş milyon takipçili bir hesap da aynı kurallara tabidir.

Evet, mutlaka. Bu en sık yapılan hatadır. Yönetmeliğin 23/A maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi, reklam sayılan hâller arasında "reklam verenden maddi kazanç veya ücretsiz ya da indirimli mal ya da hizmet gibi faydalar sağlanması" hâlini açıkça saymıştır. Yani bir kuruş almasanız bile, markanın gönderdiği hediye ürünü tanıtan paylaşım reklamdır ve etiketlenmesi zorunludur. Aynı şekilde indirimli alışveriş imkânı da bu kapsamdadır.

İki zorunluluk birlikte aranır. Birincisi, "Reklam" veya "Tanıtım" ifadelerinden birine mutlaka yer verilmelidir. İkincisi, bu ifadeyle birlikte reklam verenin adı veya ticaret unvanına ya da Yönetmelikte sayılan açıklamalardan birine yer verilmelidir. Kabul edilen açıklamalar şunlardır: "@[reklam veren] tarafından sağlandı.", "Ürünleri bana gönderdiği için @[reklam verene] teşekkürler.", "@[reklam verene] teşekkürler." Yani sadece "Reklam" yazıp markayı belirtmemek eksiktir.

Hayır. Yönetmeliğin 23/A maddesinin üçüncü fıkrası, "Reklam" ya da "Tanıtım" ifadelerinden birine yer verilmesini zorunlu kılmıştır. #işbirliği, #sponsored, #ad, #hediye, #collab gibi etiketler bu iki kelimeyi içermediği için tek başına yeterli değildir. Platformların kendi "ücretli iş birliği" etiketini kullanmak da Yönetmeliğin aradığı ifadeyi karşılamaz. Türkçe olarak "Reklam" veya "Tanıtım" kelimesinin bulunması gerekir.

Hayır. Yönetmeliğin 23/A maddesinin dördüncü fıkrası etiketin nasıl görüneceğini ayrıntılı düzenlemiştir. Etiket, tüketicilerin paylaşımla ilk karşılaştıkları anda kolayca dikkat çekecek şekilde, görünen ekranı kaydırmalarına gerek kalmadan ve başka bir alana yönlendirmeden anlaşılacak biçimde ve konumda belirtilmelidir. Yani "devamını gör" bağlantısının arkasında kalan bir etiket kurala aykırıdır. Ayrıca başka etiketler varsa, reklam etiketi onlardan önce ve açıkça ayırt edilebilir şekilde yer almalıdır.

Hayır. Yönetmelik bunu özel olarak yasaklamıştır. 23/A maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendine göre, paylaşımda başka etiket veya açıklamalara yer verilmesi durumunda reklam etiketi bunlardan önce ve bunlardan açıkça ayırt edilebilir şekilde belirtilmelidir. Ayrıca (a) bendi uyarınca etiket, paylaşımda kullanılan renklerden ve arka fondan ayırt edilebilir nitelikte ve kolaylıkla okunabilir büyüklükte olmalıdır. Hashtag yığınının içine gömülen bir etiket her iki kurala da aykırıdır.

Evet. Yönetmeliğin 23/A/4 maddesinin (d) bendi, içeriğin birden fazla paylaşıma yayıldığı durumda etiketin her bir paylaşımda yer almasını zorunlu kılar. Yani bir iş birliğini beş story'ye böldüyseniz beşinde de etiket bulunmalıdır. Ayrıca (e) bendi uyarınca, reklam içeriğinin farklı paylaşım biçimlerinde yer alması veya bir paylaşım biçiminden diğerine alıntı yapılması durumunda da her paylaşımda etiket bulunmalıdır. Bir gönderiyi story'de paylaştığınızda etiketi yeniden eklemeniz gerekir.

Yönetmeliğin 23/A maddesinin beşinci fıkrasına göre, yalnızca sesli olarak yapılan paylaşımlarda yayının başında ve yayınlanacak reklamın öncesinde "[reklam veren] hakkında reklam/tanıtım içerir." ifadesine yer verilmelidir. Buradaki incelik, bildirimin iki kez yapılmasıdır: hem yayının en başında hem de reklam bölümünün hemen öncesinde. Yalnızca yayının başında söylemek yeterli değildir.

Yaptırımlar 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 77. maddesinde düzenlenmiştir. Aykırılık internet aracılığıyla gerçekleşmişse Kanun metnindeki idari para cezası aralığı 600.000 TL ile 6.000.000 TL arasındadır; diğer mecralar için 60.000 TL ile 600.000 TL arasıdır. Bu tutarlar Kanun metninde yazan tutarlardır ve her yıl yeniden değerleme oranında artırılır; dolayısıyla fiilen uygulanan güncel rakamlar daha yüksektir. Somut bir dosyada ilgili yılın güncel tutarına bakılmalıdır.

Evet, Reklam Kurulu'nun elinde dört ayrı araç vardır ve bunları ihlalin niteliğine göre birlikte veya ayrı ayrı uygulayabilir: durdurma cezası, aynı yöntemle düzeltme, idari para cezası ve gerekli görülen hâllerde üç aya kadar tedbiren durdurma. Ayrıca internet ortamındaki ihlallerde erişimin engellenmesi kararı verilebilir. Aynı yöntemle düzeltme, aykırı reklamın yapıldığı mecrada düzeltme yayını yapılması anlamına gelir ve itibar açısından çoğu zaman para cezasından daha ağır sonuç doğurur.

Evet. Reklam Kurulu, aykırılığın internet ortamında gerçekleşmesi hâlinde içeriğin çıkarılması için elektronik yollarla bildirimde bulunur; bu bildirime rağmen yirmi dört saat içinde içerik çıkarılmazsa erişimin engellenmesine karar verebilir. Muhataba bildirim yapılamaması hâliyle sınırlı olmak üzere doğrudan erişim engeli kararı da verilebilir. Karar kural olarak yalnızca aykırılığın gerçekleştiği içerikle sınırlıdır; ancak teknik olarak o içeriğe erişim engellenemiyorsa internet sitesinin tümüne yönelik karar verilebilir.

Bu, cevabı göründüğü kadar basit olmayan bir sorudur. 6502 sayılı Kanun'un 61/7. maddesi yükümlüleri "reklam verenler, reklam ajansları ve mecra kuruluşları" olarak sayar; metinde sosyal medya etkileyicisi ayrıca geçmez. Buna karşılık Yönetmelik etkileyiciyi tanımlamış ve 23/A ile doğrudan ona yükümlülük yüklemiştir. Uygulamada Reklam Kurulu somut olayın niteliğine göre hem reklam verene hem de etkileyiciye yaptırım uygulayabilmektedir. Kendi ürününü tanıtan etkileyici zaten reklam veren konumundadır.

Üç hususu mutlaka yazılı hâle getirin. Birincisi, etiketleme yükümlülüğünün kime ait olduğu ve etiketin hangi biçimde kullanılacağı. İkincisi, içeriğin yayından önce marka tarafından onaylanıp onaylanmayacağı ve onay sürecinin nasıl işleyeceği. Üçüncüsü ve en önemlisi, idari para cezası doğması hâlinde rücu ilişkisi. Ceza kesildikten sonra "bana marka böyle söyledi" demek idari yaptırım karşısında sizi kurtarmaz; ancak yazılı bir sözleşmeniz varsa ödediğiniz cezayı markaya rücu edebilirsiniz.

Yönetmeliğin 18. maddesine eklenen sekizinci fıkraya göre, reklamlarda tüketicilerin bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde etkileyecek şekilde yapay zekâ veya başka bir yazılımın kullanılması yahut yapay zekâ teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi hâlinde bu husus açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir şekilde belirtilir. Kural her yapay zekâ kullanımını değil, tüketicinin ekonomik davranışını önemli ölçüde etkileyecek nitelikte olanı hedeflemektedir.

Evet, açıkça yasaktır. Yönetmeliğin 27. maddesine eklenen on ikinci fıkraya göre, gerçek bir kişinin yapay zekâ teknolojileri kullanılarak oluşturulmuş dijital kopyasının, gerçeğe aykırı şekilde bir mal veya hizmeti bizzat deneyimlediği veya kullandığı izlenimi verdiği ya da tavsiyede bulunduğu reklamlar yapılamaz. Bu, yalnızca idari boyuttur; aynı fiil kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat sorumluluğu, koşulları varsa dolandırıcılık gibi suçlar bakımından cezai sorumluluk da doğurabilir.

Yönetmeliğe eklenen 25/A maddesi, tüketicinin çocuk olduğunun bilindiği veya makul olarak bilinmesinin beklendiği durumlarda, kişisel verilere dayalı profilleme yöntemleri kullanılarak hedefli reklam yapılmasını yasaklamıştır. Buradaki "makul olarak bilinmesinin beklendiği" ifadesi önemlidir; "yaşını bilmiyordum" savunmasını büyük ölçüde etkisiz kılar. İçeriğinin kitlesi ağırlıklı olarak çocuklardan oluşan bir hesap bakımından bu kuralın uygulanmayacağını savunmak zordur.

Yönetmeliğin 27. maddesine eklenen on birinci fıkra uyarınca beşerî tıbbi ürün, elektronik sigara, tütün mamulleri ve alkollü içkilerin reklamı yapılamaz. Üçüncü fıkra uyarınca falcı, medyum, astrolog ve benzerlerinin hizmet reklamları ile yasadışı bahis, yasadışı şans oyunu ve kumar oyunlarının reklamları hiçbir şekilde yapılamaz. Onuncu fıkra, takviye edici gıdaların normal beslenme kapsamında tüketilen gıdaların yerine geçtiği izlenimi uyandırılarak reklamını yasaklar. Sekizinci fıkra ise sohbet, arkadaşlık ve eş bulma hatlarını kapsar.

Bu, işin en riskli kısmıdır çünkü yalnızca idari para cezasıyla sınırlı değildir. Yönetmelik bakımından yasadışı bahis, yasadışı şans oyunu ve kumar reklamı hiçbir şekilde yapılamaz ve ihlali idari para cezasına tabidir. Ancak yasadışı bahis oynanmasına yer ve imkân sağlamak veya reklamını yapmak, 7258 sayılı Kanun kapsamında ayrıca suç teşkil eder ve hapis cezası gündeme gelir. Sosyal medyada "güvenilir site" yönlendirmesi yapan içerik üreticilerinin karşılaştığı asıl risk budur.

Evet. Yeniden yazılan 28/B maddesinin sekizinci fıkrasına göre, bir mal veya hizmetin satışını artırmak amacıyla doğru olmayan değerlendirmelerin yapılmasına ya da mal veya hizmeti onaylayan ifadelerin kullanılmasına yönelik gerçek veya tüzel kişiyle anlaşma yapılamaz ya da hizmet satın alınamaz. Dikkat edilmesi gereken nokta, yasağın yalnızca sahte yorumu yazana değil, bu yönde anlaşma yapan veya hizmeti satın alan tarafa da yönelik olmasıdır. Yani hizmeti satın alan marka da sorumludur.

Yorumlara yalnızca ilgili malı veya hizmeti satın alanlar tarafından yapılmasına izin verilir; satın alım sürecine ilişkin doğrulama yapılması mümkün olmayan mecralardan alınan değerlendirmeler yayınlanamaz. Değerlendirmeler olumlu-olumsuz ayrımı yapılmaksızın, yönlendirme yapılmadan en az bir yıl süreyle yayınlanır. Doğrulaması yapılmamış değerlendirmeler reklamlarda kullanılamaz. Ayrıca satıcıya cevap hakkı için tanınan süre yetmiş iki saatten kırk sekiz saate indirilmiş, bu sürede cevap verilmezse değerlendirmenin doğrudan yayınlanacağı kurala bağlanmıştır.

Yönetmeliğin değişen 14/3 maddesine göre, mal satışına ilişkin reklamlarda indirimden önceki fiyat tespit edilirken indirimin başlangıç tarihinden önceki on gün içinde uygulanan en düşük fiyat esas alınır. Meyve ve sebze gibi çabuk bozulabilen mallar ile hizmetlerde ise indirimli fiyattan bir önceki fiyat esas alınır. Ayrıca eklenen fıkralarla, farklı satış kanallarındaki fiyatların birbirine dayanak yapılamayacağı, sadakat programları ve koşullu satış reklamlarının da bu madde kapsamında olduğu düzenlenmiştir.

Evet. 6502 sayılı Kanun'un 77/A maddesi uyarınca, idari para cezası kararının tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde ve henüz idari yargı yoluna başvurulmamış olmak kaydıyla uzlaşma talebinde bulunulabilir. Uzlaşma hâlinde indirim oranı yüzde elliyi geçemez. Uzlaşma talebi dava açma süresini durdurur; uzlaşma sağlanamazsa süre kaldığı yerden işlemeye başlar ve yeniden uzlaşma talebinde bulunulamaz. Uzlaşma sağlanırsa tutanak kesindir ve artık dava açılamaz.

Hayır. 6502 sayılı Kanun'un 77/A maddesinin beşinci fıkrası açıktır: uzlaşma talebinde bulunulan idari para cezaları hakkında Kabahatler Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca ayrıca peşin ödeme indiriminden yararlanılamaz. Bu nedenle "önce uzlaşmayı deneyeyim, olmazsa peşin ödeme indirimi alırım" şeklinde bir hesap yapılamaz. Hangi yolun daha avantajlı olduğu, somut ceza tutarı üzerinden önceden hesaplanmalıdır. Uzlaşılan tutar, tutanağın tebliğinden itibaren on beş gün içinde ödenir.

Hayır, uygulanmaz. 6502 sayılı Kanun'un 77/19. fıkrası, bir takvim yılında uygulanan toplam idari para cezasına ciro esaslı bir üst sınır getirmekte ve bu tutarın kural olarak yıllık gayrisafi gelirin yüzde beşini aşamayacağını düzenlemektedir. Ancak aynı fıkra, on ikinci ve on üçüncü fıkralardaki cezaları bu sınırın dışında tutmuştur. Reklam ihlalleri on ikinci fıkrada düzenlendiğinden, bu ihlallerde ciro tavanı korumasından yararlanılamaz.

Yönetmelik değişikliği 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir ve kural olarak bu tarihten sonraki paylaşımlara uygulanır. Ancak sosyal medyada içerikler yayında kaldığı sürece erişilebilir olmaya devam eder; hâlen yayında olan ve menfaat karşılığı yapılmış bir tanıtım içeriğinin bugün itibarıyla da bir reklam olarak görüntülendiği değerlendirilebilir. Bu nedenle risk almak istemiyorsanız, hâlâ yayında olan iş birliği içeriklerinizi gözden geçirip etiketlerini güncellemeniz daha güvenli olacaktır.

Hayır, platform ayrımı yoktur. Yönetmelik "sosyal medya"yı, sosyal etkileşim amacıyla kullanıcıların internet ortamında metin, görüntü, ses ve konum gibi içerikleri oluşturmalarına, görüntülemelerine veya paylaşmalarına imkân sağlayan ortam olarak tanımlamıştır. Bu tanım Instagram, YouTube, TikTok, X, Facebook, Twitch, bloglar ve podcast platformları dâhil tüm mecraları kapsar. Nitekim 23/A maddesinin dördüncü fıkrasının (ç) bendi, etiketin "paylaşımın yer aldığı mecranın ara yüz ve teknik özellikleri de dikkate alınarak" sunulmasını öngörerek farklı platformları açıkça gözetmektedir.

Velayet

Ortak velayet, boşanma veya ayrılıktan sonra çocuğa ilişkin karar alma yetkisinin anne ve babada birlikte kalmasıdır. Türk Medeni Kanunu m. 336/3 velayetin boşanmada çocuk kendisine bırakılan tarafa ait olduğunu söylediği için kanunda ortak velayeti düzenleyen bir hüküm yoktur. Uygulama, 6684 sayılı Kanunla onaylanan Ek 7 No'lu Protokol'ün 5. maddesine ve Yargıtay içtihadına dayanır. Ortak velayette çocuğun fiilen hangi ebeveynin yanında kalacağı kararda ayrıca belirlenir.

Mümkündür. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 20.02.2017 tarihli kararıyla ortak velayet düzenlenmesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığını kabul etmiş, aynı yılın sonunda tarafların Türk vatandaşı olduğu bir dosyada da aynı sonuca varmıştır. Anayasa Mahkemesi de 6/10/2021 tarihli kararında, kanunda düzenleme bulunmamasına rağmen Protokol ve içtihat dikkate alındığında boşanmada velayetin ortak kullanılmasının mümkün olduğunu belirtmiştir. Ancak kurulma ve sona erdirme usulü mevzuatta ayrıca düzenlenmemiştir.

Ortak velayet kararı çocuğun nerede yaşayacağını kendiliğinden belirlemez. Mahkeme hükümde çocuğun fiilen hangi ebeveynin yanında kalacağını ayrıca yazar; diğer ebeveyn için kişisel ilişki takvimi kurulur. Kararlarda bu ifade genellikle velayetin taraflara ortak verilmesine, çocuğun fiilen anne veya baba yanında kalmasına ve diğer ebeveynle şahsi ilişki tesisine şeklinde geçer. Yani ortak velayet, çocuğun zamanının yarı yarıya bölünmesi anlamına gelmez.

Değildir. Eşit süreli nöbetleşe bakım Türk hukukunda düzenlenmiş bir model değildir. Ortak velayette paylaşılan şey karar alma yetkisidir; çocuğun fiilî ikameti ve kişisel ilişki takvimi ayrı başlıklardır. Anayasa Mahkemesi, çocuğun alıştığı fiilî düzenin gerekçesiz değiştirilmesini eleştirmiş ve alınan tedbirlerin uygulanabilir olmasını aramıştır. Bu nedenle mahkemeler çoğunlukla çocuğun okul ve istikrar ihtiyacına uygun tek bir ana ikamet belirler.

Anayasa Mahkemesi'nin 2021 tarihli kararına göre ortak velayetin çocuğun yararına olduğu bilimsel görüş ve raporlar gibi yeterli ve objektif verilere dayandırılmalı, ebeveynlerin velayeti ortak kullanma konusundaki istek ve iradeleri araştırılmalı, dinlenebilecek yaştaysa çocuğun beyanına başvurulmalı ve taraflar arasında ihtilaf bulunup bulunmadığı gözetilmelidir. Çekişme ölçütü hem çocuğun üstün yararının tespiti hem de uygulamanın sürdürülebilirliği bakımından belirleyicidir.

Pratikte çok güçtür. Anayasa Mahkemesi, annenin ortak velayete açıkça itiraz ettiği ve babanın da açık bir talebi bulunmadığı bir dosyada ortak velayete karar verilmesini aile hayatına saygı hakkının ihlali saymıştır. Gerekçe, her iki tarafın önceliğinin velayetin kendisine verilmesi olduğu durumda ortak velayetin çekişmeye yol açabileceği ve sürdürülebilir olmayacağıdır. Yargıtay'ın ortak velayeti kabul ettiği kararlarda ise tarafların bu konuda çekişmesinin bulunmadığı özellikle vurgulanmıştır.

Ortak velayette kanuni temsil birlikte kullanılır; kural olarak iki ebeveynin iradesi gerekir. TMK m. 342/2 iyiniyetli üçüncü kişilerin, ebeveynlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını varsayabileceğini söylediği için okul ve hastane gibi günlük işlemler çoğunlukla tek ebeveynle yürür. Ancak bu karine yargısal işlemlerde geçerli değildir: bölge adliye mahkemesi kararlarında ortak velayet altındaki çocuk adına tek ebeveynin tek başına dava açamayacağı, tek başına verdiği vekâletnamenin eksik olduğu belirtilmiştir.

Kural olarak evet. Pasaport Kanunu m. 17/C, reşit olmayanların yalnız seyahat etmek üzere pasaport alabilmesi için kanuni mümessillerinin muvafakatini taşıyan, resmî makamdan tasdikli belge aranacağını düzenler. Tek velayette bu yetki velayet sahibi ebeveyndedir. Ortak velayette ise kanuni temsil birlikte kullanıldığından iki ebeveynin de iradesi aranır. Bu nedenle ortak velayet protokolüne pasaport ve yurt dışı seyahat başvurularının nasıl yürütüleceğinin yazılması önemlidir.

Ödenebilir. TMK m. 182/3 velayetin kendisine verilmediği eşin bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmasını öngörür; ortak velayette ikisi de velayet sahibi olduğu için madde lafzı doğrudan uymaz. Uygulamada çocuk fiilen bir ebeveynin yanında kalıyorsa diğerinden iştirak nafakası istenebiliyor ve hükmedilebiliyor. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2023 tarihli kararına konu dosyada ortak velayetle birlikte çocuklar yararına tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmiştir.

Kısa süreli yurt içi seyahat için kural olarak izin gerekmez; belirleyici olan kişisel ilişki takvimine uyulmasıdır. Kalıcı taşınma ise TMK m. 183 kapsamında yeni bir olgudur ve düzenin yeniden ele alınmasını gerektirebilir. Yurt dışında ölçüt, çocuğun yerleşim yerini belirleme yetkisinin kimde olduğudur. Yargıtay, yabancı mahkemenin ortak velayete karar verdiği ancak yerleşim yeri belirleme yetkisini tek başına anneye verdiği bir dosyada, çocuğun Türkiye'ye getirilmesinin haksız alıkoyma sayılamayacağına karar vermiştir.

Yazılabilir ve en gerçekçi yol budur, çünkü çekişme bulunmaması şartı burada sağlanmış olur. Ancak TMK m. 166/3 uyarınca hâkimin, çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulması şarttır; hâkim tarafların ve çocukların menfaatini gözeterek anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu nedenle protokolde ortak velayet ibaresinin yanında çocuğun fiilî ikameti, karar alma usulü, kişisel ilişki takvimi ve nafaka somut biçimde düzenlenmelidir.

En sık sebep taraflar arasındaki çekişmedir: bir ebeveyn itiraz ediyorsa ya da her ikisinin önceliği velayetin kendisine verilmesiyse ortak velayet sürdürülebilir görülmez. Diğer sebepler ebeveynler arasında iletişimin bulunmaması, dosyada uzman raporu gibi objektif verinin eksik olması ve çocuğun yerleşik fiilî düzeninin gerekçesiz bozulmasıdır. Yargıtay ortak velayet talebinin reddine ilişkin hükümleri onamıştır; ancak reddin de eksik incelemeyle yapılamayacağını belirten bozma kararı vardır.

Kaldırılabilir. Talep, ortak velayetin kaldırılarak velayetin bir ebeveyne verilmesi biçiminde açılır. Burada önemli bir usul kuralı vardır: velayetin değiştirilmesi HMK m. 382/2-b-13 uyarınca çekişmesiz yargı işidir ve bölge adliye mahkemesinin bu işlerde verdiği kararlar m. 362/1-ç uyarınca kesindir, temyiz edilemez. Yani ortak velayette istinaf son duraktır. Bu nedenle dosyanın ilk derece ve istinaf aşamasında doğru kurulması gerekir.

Yargıtay bu istemi reddetmiştir. Ortak velayet altındaki çocuk için annenin kızlık soyadının baba soyadıyla birlikte kullanılmasına izin verilmesi talebinde Daire, somut delil gösterilmeden sırf velayet hakkına dayanılarak bunun istenemeyeceğini ve konuda yasal bir düzenleme bulunmadığını belirtmiştir. Kararda ayrıca çocuğun anne ve baba soyadını birlikte kullanmasının nüfus kayıtlarında ve altsoy bakımından karışıklığa yol açacağı, bu durumda çocuğun üstün yararının bulunmadığı vurgulanmıştır.

Mümkünse her iki ebeveyn bir arada, sakin bir ortamda ve çocuğun yaşına uygun bir dille anlatmalıdır. Ayrılığın sebebinin çocuk olmadığı açıkça söylenmeli, her iki ebeveynin de sevgisinin devam edeceği vurgulanmalıdır. Suçlayıcı anlatım, çocuğu taraf tutmaya zorlar ve en çok zarar veren yaklaşımdır.

Çok küçük çocuklar olayı kavramsal olarak anlamaz ama evdeki gerginliği hisseder ve uyku, beslenme düzeninde değişiklik gösterebilir. Okul öncesi dönemde çocuk ayrılığı kendi hatasına bağlama eğilimindedir. Okul çağında taraf tutma davranışı, ergenlikte ise öfke ve içe kapanma daha sık görülür.

Çocuğun ebeveynleri arasındaki uyuşmazlıkta tanık konumuna sokulması, çocuğun yararına aykırı bir yaklaşımdır ve mahkemeler bundan kaçınır. Çocuğun görüşü tanıklık yoluyla değil, idrak çağındaysa uzman eşliğinde yapılan görüşmeyle alınır ve sosyal inceleme raporuna yansıtılır.

Etkiler ve genellikle bunu yapanın aleyhine sonuç doğurur. Velayette ölçüt çocuğun üstün yararıdır; çocuğun diğer ebeveynle bağını zedelemeye çalışmak, ebeveynlik kapasitesi bakımından olumsuz değerlendirilir ve uzman raporlarına yansır.

Mahkeme, velayet konusunda karar vermeden önce adliye bünyesindeki psikolog, pedagog veya sosyal hizmet uzmanından rapor ister. Uzman, ebeveynlerle ve idrak çağındaysa çocukla ayrı ayrı görüşür, gerektiğinde ev ziyareti yapar. Rapor bağlayıcı değildir ancak kararda ağırlığı yüksektir.

Hayır. Çocuğun süreçten etkilendiğini fark edip uzman desteği almak, ebeveynlik sorumluluğunun gereğidir ve olumlu değerlendirilir. Aksine, çocuğun belirgin sıkıntısına rağmen hiçbir adım atılmaması ihmal olarak yorumlanabilir.

Velayet Hukuku

Kanun kişisel ilişkinin hangi şehirde kullanılacağını sınırlamaz. Mahkeme kararında günübirlik görüşme veya belirli bir yerde görüşme gibi özel bir sınırlama yoksa baba, kendisine tanınan süre içinde çocuğu yurt içinde yaşadığı şehre götürebilir. Önemli olan çocuğu sürenin bitiminde belirlenen yere getirmektir; getirmezse şikâyet üzerine üç aya kadar disiplin hapsi uygulanabilir (5395 s. K. m. 41/F-3).

Evet. Velayet sahibi anne çocuğun bakım ve eğitimine ilişkin kararları alır (TMK m. 339) ve çocukla şehir dışına çıkabilir ya da başka şehre taşınabilir; ortak yerleşim yeri yoksa çocuğun yerleşim yeri, kendisine bırakıldığı ebeveynin yerleşim yeridir (TMK m. 21). Ancak babanın kişisel ilişki günlerine uyulmalıdır; görüşmeleri engellemek velayetin değiştirilmesine yol açabilir (TMK m. 324/3).

Kararda özel bir sınırlama yoksa kişisel ilişki süresi içinde yurt içinde şehir dışına çıkmak kanunda annenin iznine bağlanmamıştır; süreye ve teslim yerine uyulması yeterlidir. Yurt dışı ise farklıdır: Çocuğun pasaportu için velayet sahibinin muvafakati aranır ve mahkemece yurt dışına çıkması yasaklanan çocuk yurt dışına çıkarılamaz (Pasaport Kanunu m. 22).

Mahkeme gün, saat ve süre belirterek kişisel ilişki kurar; farklı şehirlerde yatılı hafta sonu, bayram ve yaz tatili düzeni kurulabilir. Yargıtay, günümüz ulaşım koşullarını da gözeterek aynı şehir ve farklı şehir için iki ayrı düzen kurulmasını doğru bulmuyor. Takvim okul çağındaki çocuğun eğitimini aksatmamalı ve kardeşlerin birbirini görmesine imkân vermelidir.

Çocuğun yanında yaşamadığı ebeveynle görüşme süresinde şehir dışına çıkması için kararda sınırlama bulunmaması ve süreye uyulması yeterlidir. Çocuğun yaşadığı yerin başka şehre taşınması ise çocuğun hayatını esaslı biçimde etkilediğinden ortak velayette iki ebeveynin birlikte karar vermesi beklenir; anlaşma olmazsa aile mahkemesinden yeni düzenleme istenmelidir (TMK m. 183).

Taşınma tek başına velayet değişikliği sebebi değildir. Kanun başka bir yere gitmeyi, hâkimin gerekli önlemleri almasını gerektirebilecek yeni olgulara örnek gösterir (TMK m. 183); hâkim önce kişisel ilişkiyi yeni duruma göre düzenleyebilir. Taşınma çocuğun yararını zedeliyor veya görüşmeleri fiilen engelliyorsa velayetin değiştirilmesi gündeme gelebilir (TMK m. 324/3).

Kanun, velayet sahibinin çocukla yurt içinde başka bir şehre taşınmasını diğer ebeveynin iznine bağlamaz; ortak yerleşim yeri yoksa çocuğun yerleşim yeri, kendisine bırakıldığı ebeveynin yerleşim yeridir (TMK m. 21). Bununla birlikte baba, taşınma nedeniyle görüşmeler fiilen imkânsızlaşıyorsa kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesini isteyebilir (TMK m. 183).

Kişisel ilişki için kendisine çocuk teslim edilen hak sahibi, sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmezse, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine, fiil suç oluştursa dahi üç aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılır (5395 s. K. m. 41/F-3). Çocuk velayet hakkı sahibine teslim edilirse bu ceza düşer. Ayrıca çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu (TCK m. 234) gündeme gelebilir.

Kanunda kişisel ilişkiye gidip gelirken doğan yol giderlerini kimin karşılayacağına dair özel bir hüküm yoktur. Bu nedenle anlaşmalı boşanma protokolünde veya mahkeme kararında teslim yerinin, ulaşım düzeninin ve giderlerin açıkça belirlenmesi, ebeveynler farklı şehirlerde yaşadığında çıkabilecek uyuşmazlıkları azaltır.

Evet. Pasaport uygulama talimatına göre boşanmış anne ve babada velayet sahibi ebeveynin muvafakati aranır; babanın izni gerekmez. Yargıtay'ın onadığı bir dosyada bölge adliye mahkemesi, velayet sahibinin çocuğu yurt dışına çıkarmasının kural olarak boşandığı eşin muvafakatine bağlı olmadığını belirtmişti. Mahkemece verilmiş bir yurt dışı çıkış yasağı varsa çıkış yapılamaz.

Anne ve baba evliyse ikisinin de muvafakati aranır. Boşanmışlarsa velayet sahibi ebeveynin muvafakati yeterlidir. Boşanma davası sürüyorsa mahkemenin ara kararına göre işlem yapılır; kararda velayetin kime verildiği belli değilse ikisinin de muvafakati aranır. Ebeveynlerden biri yabancı uyrukluysa onun noterce düzenlenmiş muvafakati istenir (İkinci Nesil Pasaport Uygulama Talimatı m. 16).

Pasaport başvurusunda velayet sahibi için babanın izni aranmaz. Ancak bazı ülkelerin temsilcilikleri vize için diğer ebeveynin iznini isteyebilir; bu durumda aile mahkemesinden izin alınabilir. Yargıtay, velayeti annede olan çocuğun annesinin doktora eğitimi için Kanada'ya götürülmesine izin verilmesine ilişkin kararı onadı (2. HD, 11.04.2023, E. 2023/1718).

Kaçırılma riski varsa aile mahkemesinden çocuğun yurt dışına çıkışının yasaklanması istenebilir. Mahkemelerce yurt dışına çıkması yasaklananlara pasaport verilmez, verilmişse geri alınır ve çıkışları engellenir (Pasaport Kanunu m. 22). Boşanma davası sırasında tedbiren verilen yasak, Yargıtay'a göre karar kesinleşince ortadan kalkar; risk sürüyorsa ayrıca ileri sürülmelidir.

Kurallar velayetin babada olduğu hâlde de aynıdır. Velayet sahibi baba çocukla şehir dışına çıkabilir veya taşınabilir; anne ise kendisine tanınan kişisel ilişki süresinde, kararda aksine bir sınırlama yoksa çocuğu yurt içinde yaşadığı şehre götürebilir. Yurt dışı pasaport işlemlerinde velayet sahibi babanın muvafakati aranır.

İsteyebilir; ancak telefon veya görüntülü görüşme kanunda ayrıca düzenlenmiş bir hak değildir ve her dosyada kabul edilmez. Yargıtay, bir kişisel ilişki dosyasında babaya görüntülü görüşme hakkı tanınmamasına yönelik temyiz itirazını yerinde görmedi (2. HD, 15.01.2026, E. 2025/8535). Talep, çocuğun yaşı ve ilişkinin sürekliliği bakımından gerekçelendirilmelidir.

Velayetin kaldırılması, anne veya babanın çocuk üzerindeki velayet hak ve yetkilerinin mahkeme kararıyla sona erdirilmesidir (TMK m. 348). Velayetin değiştirilmesinden farklı olarak velayet diğer ebeveyne geçmeyebilir; iki ebeveynden de kaldırılırsa çocuğa vasi atanır. Kanun bu kararı, çocuğu korumaya yönelik diğer önlemler yetersiz kaldığında başvurulacak son çare olarak düzenler.

Önce çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamamış olması veya bunların yetersiz kalacağının baştan anlaşılması gerekir. Buna ek olarak ebeveynin deneyimsizlik, hastalık, başka yerde bulunma gibi sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi ya da çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması aranır (TMK m. 348).

Velayetin değiştirilmesinde velayet bir ebeveynden alınıp diğerine verilir. Velayetin kaldırılmasında ise ebeveynin velayeti sona erer ve karar iki ebeveyni kapsıyorsa çocuk vesayet altına alınır. Yargıtay, kaldırma kararından önce velayetin diğer ebeveyne verilmesiyle yetinilip yetinilemeyeceğinin araştırılmasını istiyor ve velayetin kaldırılmasını en ağır ve en son tedbir sayıyor.

Kanun başvurabilecek kişileri tek tek saymaz; velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan re'sen araştırma ilkesi geçerlidir. Yargıtay'a ulaşan dosyalarda davayı anneanne, babaanne ve dede gibi büyükanne ve büyükbabalar, amca ve Bakanlık il müdürlüğü açmıştı. Korunma ihtiyacı olan çocuğu fark eden kurumların sosyal hizmet kurumuna bildirim yükümlülüğü de vardır (5395 s. K. m. 6).

Görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesi kurulamayan yerlerde bu iş için belirlenen asliye hukuk mahkemesi bakar. Dava çekişmesiz yargı işi olduğundan, kanunda aksine hüküm yoksa talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesi yetkilidir (HMK m. 382/2-b-13, 384).

Evet. Velayetin kaldırılması hâlinde anne ve babanın çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğü devam eder; anne, baba ve çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler Devletçe karşılanır (TMK m. 350). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu yükümlülüğün velayetin kaldırılması hâlinde bile sürdüğünü vurgulamıştır.

Kural olarak evet. Anne ve babadan her biri velayeti altında bulunmayan çocukla uygun kişisel ilişki kurulmasını isteyebilir (TMK m. 323). Yargıtay, velayeti kendisinden kaldırılan anne ile çocuklar arasında kişisel ilişki kurulmamasını bozma sebebi saydı. Görüşmeler çocuğun huzurunu tehlikeye sokuyorsa kişisel ilişki ayrıca reddedilebilir veya kaldırılabilir (TMK m. 324/2).

Çocuğa vasi atanır (TMK m. 348/2). Vasiyi aile mahkemesi değil, vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesi atar; aile mahkemesi bu amaçla ihbarda bulunur. Vesayet makamı haklı sebep yoksa öncelikle çocuğun yakın hısımlarından birini vasi seçer (TMK m. 414). Çocuk ayrıca bir aile yanına, koruyucu aileye veya bir bakım kuruluşuna yerleştirilebilir.

Cezaevine girmek tek başına TMK m. 348 anlamında velayetin kaldırılması değildir, ancak iki ayrı sonuç doğabilir. Kasten işlenen suçtan hapis cezasına mahkûmiyet, infaz tamamlanıncaya kadar velayet hakkından yoksunluk doğurur; cezası ertelenen, denetimli serbestlikle infaz edilen veya koşullu salıverilen hükümlünün kendi çocukları bakımından bu yoksunluk uygulanmaz (TCK m. 53). Ayrıca cezaevinde bulunmak, velayet görevinin yerine getirilememesi sebebiyle TMK m. 348'e dayanan bir kaldırma davasına konu olabilir.

Tek başına kaldırılmaz. Velayete sahip anne veya babanın yeniden evlenmesi velayetin kaldırılmasını gerektirmez; ancak çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebilir, durum ve koşullara göre velayet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir (TMK m. 349). Belirleyici olan evliliğin kendisi değil, çocuk üzerindeki etkisidir.

Evet. Velayetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim re'sen ya da anne veya babanın istemi üzerine velayeti geri verir (TMK m. 351). Çekişmesiz yargı kararları maddi anlamda kesin hüküm oluşturmadığından koşullar değiştiğinde yeniden başvuru yapılabilir (HMK m. 388). Sebebin gerçekten ortadan kalktığı somut delillerle gösterilmelidir.

Bağımsız açılan davada hayır. Karara karşı istinaf yoluna gidilebilir, ancak bölge adliye mahkemesinin çekişmesiz yargı işlerinde verdiği kararlar temyiz edilemez (HMK m. 362/1-ç) ve Yargıtay bu tür temyiz dilekçelerini reddediyor. Boşanma davası içinde verilen velayet hükmü ise temyiz incelemesinden geçebilir.

Yargıtay'a göre hayır. Velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan bu davalardan feragat edilemez, dava geri alınamaz, takipsiz bırakıldığı için işlemden kaldırılamaz ve tam ıslahla davanın türü değiştirilemez. Sonradan ileri sürülen kişisel ilişki talebi ancak kısmi ıslah olarak değerlendirilebilir.

Kararda aksi belirtilmedikçe velayetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar (TMK m. 348/3). Sebep yalnız bir çocuk bakımından ispatlanmışsa kararın o çocukla sınırlandırılması gerekir; Yargıtay bu sınırlamayı içermeyen bir hükmü, diğer çocukları kapsamadığı cümlesini ekleyerek düzeltti.

Kural olarak evet. Velayet ergin olmayan çocuk üzerindedir (TMK m. 335/1); erginlik on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar ve evlenme de kişiyi ergin kılar (TMK m. 11). Hâkim vasi atanmasına gerek görmedikçe kısıtlanan ergin çocuklar ana ve babanın velayeti altında kalır (TMK m. 335/2).

Açabilir, ancak hak kendiliğinden doğmaz. TMK m. 325 uyarınca olağanüstü hâller mevcutsa ve çocuğun menfaatine uygun düşüyorsa anne ve baba dışındaki kişilere, özellikle hısımlara kişisel ilişki hakkı tanınabilir. Anneanne ve dede için de aynı kural geçerlidir. Olağanüstü hâli ve kişisel ilişkinin çocuğun yararına olduğunu ortaya koymak davayı açana düşer.

Aile mahkemesinde torunla kişisel ilişki kurulması davası açabilirsiniz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, çocuğun babasının ölümünü olağanüstü hâl sayıyor ve anneyle aradaki husumetin tek başına kişisel ilişkiye engel olmadığını kabul ediyor. Dava velayet sahibi anneye karşı açılır; mahkeme genellikle uzman raporu alır ve idrak çağındaki çocuğun görüşünü dikkate alır.

Oğlunuz boşanma kararıyla tanınan kişisel ilişki hakkını kullanabiliyorsa Yargıtay, torununuzu bu sürede görebileceğinizi kabul ederek davayı kural olarak reddediyor. Oğlunuzun yurt dışında yaşaması veya onunla küs olmanız da tek başına olağanüstü hâl sayılmadı. Ancak baba hakkını fiilen kullanamıyor ve anne onun yokluğunda görüşmeye hiç izin vermiyorsa sonuç değişebilir.

Kanun olağanüstü hâlleri saymaz; mahkeme her olayı ayrı değerlendirir. Yargıtay kararlarında torunun anne veya babasının ölümü, yıllardır nerede olduğunun bilinmemesi, cezaevinde bulunması veya görüş hakkını fiilen kullanamaması olağanüstü hâl kabul edildi. Buna karşılık babanın yurt dışında yaşaması, yeniden evlenmesi ya da büyükannenin oğluyla küs olması tek başına yeterli görülmedi.

Çocuk üzerinde velayet hakkı olan kişiye karşı açılır. Anne ve baba evliyse, aralarında boşanma davası sürse bile ikisi birlikte davalı gösterilmelidir; Yargıtay yalnızca anneye açılan davayı eksik hasım saymıştır. Çocuk evlat edinilmişse evlat edinen de davaya dahil edilmelidir; anne ve baba ölmüşse dava vasiye karşı açılır.

Görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesi kurulamayan yerlerde belirlenen asliye hukuk mahkemesi bakar. Bu dava için özel bir yetki kuralı olmadığından genel kural uygulanır ve dava davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılır. Yetki kesin olmadığından davalı süresinde ve yetkili mahkemeyi göstererek itiraz etmezse davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.

Kanunda sabit bir süre yoktur. Yargıtay'a göre üçüncü kişilerin görüşme süresi anne ve babaya tanınan genişlikte olamaz ve velayet görevini engelleyemez; ama torun sevgisini tatmaya yetecek kadar da olmalıdır. İncelenen kararlarda çoğunlukla ayda bir gün veya bir hafta sonu, dinî bayramlarda bir iki gün ve bazı dosyalarda yaz tatilinde birkaç günden iki haftaya kadar süreler belirlendi.

İdrak çağındaki çocuğun görüşü alınır ve önemlidir, ancak bağlayıcı değildir. Olağanüstü hâl bulunan bir dosyada Yargıtay, çocukların tercihinin kendi üstün yararlarına aykırı olabileceğini belirterek kısa da olsa kişisel ilişki kurulmasını istedi. Olağanüstü hâlin kanıtlanamadığı bir dosyada ise çocuğun beyanı ret kararında dikkate alındı.

Tek başına kaybettirmez. Yargıtay, husumetin torunla kişisel ilişkiye engel olacak derecede olmadığı dosyalarda ret kararlarını bozdu; miras ve icra anlaşmazlıklarını da torunla ilişkiden ayrı tuttu. Ancak görüşmeler çocuğun huzurunu tehlikeye sokuyorsa veya hak yükümlülüklere aykırı kullanılıyorsa kişisel ilişki reddedilebilir ya da kaldırılabilir.

Karar kesinleştikten sonra çocuğun yerleşim yerindeki adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne başvurulur; 5395 sayılı Kanun başvuru hakkını hak sahibine tanır. Müdürlük gerekirse teslim emri gönderir. Emre aykırı davranan kişi, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine üç günden on güne kadar disiplin hapsiyle cezalandırılabilir. Bu işlemler harçtan istisnadır.

Açabilir. TMK m. 325 bu hakkı yalnızca büyükanne ve büyükbabaya değil, diğer kişilere ve özellikle hısımlara tanır. Yargıtay, anne ve babası ölen bir çocuk için teyzenin talebini yerinde buldu; babaanneyle birlikte amcanın davacı olduğu bir dosyadaki kişisel ilişki kararı da onandı. Aynı şartlar aranır: olağanüstü hâl kanıtlanamayan bir ablanın davasının reddi gerektiğine hükmedildi.

Götürülebilir. Bu dava çekişmesiz yargı işleri arasında sayılmadığından bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz yolu açıktır ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu davaları esastan inceliyor. Temyiz incelemesi dosya üzerinden yapılır. Aile hukukuna ilişkin kararlar kesinleşmeden yerine getirilemediğinden, yargılama sürerken geçici bir düzenleme gerekiyorsa mahkemeden tedbir istenebilir.

Kurulabilir. Babasıyla birlikte yurt dışına yerleşen bir çocuk için dedeyle dinî bayramların ikinci günü ve her yıl 1-7 Temmuz arasında kişisel ilişki kurulmasına dair karar Yargıtay'ca onandı. Bu dosyalarda görüşme günleri çocuğun Türkiye'de bulunabileceği dönemler ve yaşı dikkate alınarak belirlendi.

Yargıtay, babası öldükten sonra annesinin yeni eşi tarafından evlat edinilen bir çocuk ile babaanne ve dede arasında kişisel ilişki kurulmasına dair kararı onadı. Kararda ilk altı ay uzman refakatinde kısa görüşmelerle başlayan kademeli bir düzen belirlenmişti. Aynı dosyada bölge adliye mahkemesi, davanın evlat edinene de yöneltilmesi gerektiğini vurgulamıştı.

Açabilirsiniz; anne ve baba birlikte davalı gösterilir. Yargıtay'ın onadığı kararlarda, geliniyle arası bozulduğu için torununu yıllardır göremeyen veya doğumundan beri baktığı torunuyla bağı tamamen kesilen babaanne için olağanüstü hâl kabul edildi. Buna karşılık görüşmeler seyrek de olsa sürüyor ve anne-baba karşı çıkmıyorsa dava reddedildi. Kurulan düzenler günübirlik ve kısa süreliydi.

Değiştirilebilir. TMK m. 183 uyarınca yeniden evlenme, başka yere gitme veya ölüm gibi yeni olgular zorunlu kılarsa hâkim, ebeveynlerden birinin istemi üzerine veya kendiliğinden gerekli önlemleri alır. Belirleyici olan, boşanmadan sonra ortaya çıkan değişikliğin çocuğun üstün yararı bakımından velayet düzenlemesinin değiştirilmesini gerektirmesidir.

Velayet sahibinin velayet görevini ihmal etmesi veya kötüye kullanması, diğer ebeveynle kişisel ilişkiyi engellemesi ya da çocuğun fiziksel, ruhsal ve sosyal gelişiminin tehlikeye girmesi gibi haklı sebeplerin ispatı hâlinde kabul edilir. Her dosyada uzman raporu ve çocuğun üstün yararı esas alınır.

Tek başına geçmez. TMK m. 349 uyarınca velayet sahibinin yeniden evlenmesi velayetin kaldırılmasını gerektirmez; ancak çocuğun menfaati gerektiriyorsa velayet sahibi değiştirilebilir. Mahkeme yeni eşin çocuk üzerindeki etkisini uzman incelemesiyle değerlendirir.

Alınabilir. TMK m. 324/3 uyarınca velayet kendisine bırakılan ebeveyn kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir. Bu sonuç kişisel ilişki kararında taraflara ihtar edilir. Engellemenin resmî tutanaklarla belgelenmesi önemlidir.

Aile mahkemesinde açılır; aile mahkemesi olmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla bakar. Dava çekişmesiz yargı işi olduğundan, HMK m. 384 uyarınca talepte bulunanın veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesi yetkilidir. Arabuluculuğa başvurma zorunluluğu yoktur.

Kanunda sabit bir yaş yoktur; idrak çağındaki çocuğun görüşü alınır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 13.03.2025 tarihli kararında 2018 doğumlu, yaklaşık yedi yaşındaki bir çocuğu da idrak çağında kabul etmiştir. Çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde görüşünün aksine karar verilebilir.

Çocuğun isteği önemlidir ama tek başına bağlayıcı değildir. Mahkeme idrak çağındaki çocuğun görüşünü alır, uzman raporuyla birlikte değerlendirir ve üstün yarar gerektiriyorsa görüşün aksine karar verebilir. Çocuğun bir ebeveyn tarafından yönlendirildiği tespit edilirse beyanına itibar edilmeyebilir.

Hayır. HMK m. 382/2-b-13 velayetin bir ebeveynden alınıp diğerine verilmesini çekişmesiz yargı işi sayar; HMK m. 362/1-ç uyarınca bölge adliye mahkemesinin bu işlerde verdiği kararlar temyiz edilemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2023-2025 kararlarında bu yöndeki temyiz dilekçelerini reddetmiştir.

Açılabilir. HMK m. 388 uyarınca çekişmesiz yargı kararları maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz. Ancak yeni başvurunun, önceki karardan sonra ortaya çıkan yeni olgulara dayanması gerekir; aynı olgularla aynı talebi tekrarlamak sonuç vermez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 09.06.2020 tarihli kararında, velayet değişikliği kararı verilip kesinleştiğinde daha önce hükmedilen iştirak nafakasının kendiliğinden sona ereceğini belirtmiştir. Velayeti kaybeden ebeveyn ise çocuğun giderlerine gücü oranında katılmakla yükümlü olur ve bu nafaka aynı davada talep edilebilir.

Boşanma kararıyla velayet anneye verilmişse kendiliğinden geçmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 18.11.2024 tarihli kararında velayetin askıda kalacağını, hâkimin durumu araştırıp babanın velayeti üstlenmesine engel yoksa ona vereceğini, engel varsa vasi atanması için sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunacağını belirtmiştir.

Gerekmez. 6325 sayılı Kanun m. 1/2 uyarınca arabuluculuk yalnızca tarafların serbestçe tasarruf edebileceği uyuşmazlıklarda uygulanır. Velayet kamu düzenine ilişkindir ve hâkim delilleri kendiliğinden araştırır; tarafların davayı kabul etmesi bile tek başına sonuç doğurmaz.

Kural olarak kardeşlerin birbirinden ayrılmaması ilkesi gözetilir ve Yargıtay yetersiz incelemeyle verilen kararları bozar. Ancak ilke mutlak değildir; uzman raporu ve çocuğun bir ebeveynle güçlü bağı gibi somut koşullar farklı bir düzenlemeyi gerektirebilir.

Hayır. HMK m. 350/2 ve 367/2 uyarınca aile hukukuna ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. Karar kesinleştikten sonra çocuk rızayla teslim edilmezse, teslim adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğü aracılığıyla yapılır.

On altı yaşını doldurmamış ve ihlalden hemen önce mutat meskeni sözleşmeye taraf bir devlette bulunan çocuklara uygulanır. Çocuk 16 yaşına geldiğinde sözleşmenin uygulanması sona erer. Ayrıca kaçırma olayının, sözleşmenin iki devlet arasında yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşmiş olması gerekir.

Çocuğun yaşadığı ülkenin merkezi makamına, Türk Merkezi Makamı olan Adalet Bakanlığına veya sözleşmeye taraf herhangi bir devletin merkezi makamına başvurabilirsiniz. Merkezi Makam çocuğun yerini tespit eder, önce gönüllü iadeyi dener; olmazsa Cumhuriyet başsavcılığı aile mahkemesinde iade davası açar. Başvuruyu bir yıl dolmadan yapmak kritiktir.

Sayılır. Burada söz konusu olan götürme değil alıkoymadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 18.04.2024 tarihli E. 2024/2653, K. 2024/2670 sayılı kararında, yaz tatili için babanın onayıyla getirilen çocukların dönmeleri gereken zamanda dönmemesini koruma hakkını ihlal eden haksız alıkoyma saymıştır.

Türkiye'de açamazsınız. 5717 sayılı Kanun'un 7. maddesine göre iade davaları Merkezi Makam adına mahallî Cumhuriyet başsavcılığınca açılır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 26.09.2024 tarihli kararında ebeveynin doğrudan açtığı davanın husumetten reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvuran ebeveyn ise başsavcılığın açtığı davaya katılabilir.

Yine edilebilir, ama risk artar. Bir yıldan önce yapılan başvuruda çocuğun yeni ortama alışması iadeyi engellemez. Bir yıl geçtikten sonra yapılan başvuruda da iade kuraldır; ancak çocuğun yeni çevresine intibak ettiği tespit edilirse mahkeme iadeyi reddedebilir. Bu nedenle beklemek, karşı tarafın elini güçlendirir.

Engellemez. 5717 sayılı Kanun'un 13. maddesine göre iade başvurusundan sonra verilen velayet kararı iadenin reddine gerekçe oluşturmaz; iade davası sürerken açılan velayet davası da bekletilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 19.04.2021 tarihli kararında Türkiye'de alınan geçici velayetin sözleşme bakımından önemi olmadığını vurgulamıştır.

Tek başına yeterli değildir. Yargıtay, yaş küçüklüğünün ve anne yanındaki ortama alışmanın sözleşmede iadeden kaçınma sebebi olarak kabul edilmediğini belirtiyor ve AİHM'in Türkiye'yi AİHS m. 8 bakımından ihlalden sorumlu tuttuğu İlker Ensar Uyanık kararına atıf yapıyor. İadenin kendisinin çocuk için ciddi risk yaratacağı somut olarak ortaya konmalıdır.

Sözleşmedeki sınırlı hâllerde: koruma hakkının fiilen kullanılmaması veya götürmeye rıza gösterilmiş olması, iadenin çocuğu fiziki veya psikolojik ciddi bir tehlikeye sokacak olması, yeterli yaş ve olgunluktaki çocuğun dönmeye itiraz etmesi, bir yıldan sonra yapılan başvuruda çocuğun yeni çevresine uyum sağlaması ve iadenin temel insan hakları ilkelerine aykırı olması.

Somut delille ispatlanırsa engelleyebilir. Anayasa Mahkemesi, ciddi risk istisnasının klasik örnekleri olarak çocuk istismarı ve aile içi şiddeti sayar. Yargıtay'ın 12.09.2024 tarihli kararıyla onanan bir dosyada, tanıklarla sabit şiddet ve çocuğun yönlendirilmemiş görüşü birlikte değerlendirilerek iade reddedilmiştir. İspatlanmayan iddialar ise iadeyi durdurmaz.

Çocuğun itirazı, görüşünün dikkate alınmasını uygun kılacak yaş ve olgunluğa erişmişse iadenin reddi için sebep olabilir. Küçük yaştaki çocuğun beyanı tek başına yeterli sayılmaz. Mahkemeler çocuğun görüşünün tutarlı ve yönlendirmeden bağımsız olup olmadığını uzman raporlarıyla birlikte değerlendirir.

Sözleşme, mahkemenin başvurudan itibaren altı hafta içinde karar vermesini hedefler; aksi hâlde gecikmenin nedeni sorulabilir. Uygulamada usul eksiklikleri nedeniyle dosyalar yıllarca sürebilmektedir. Anayasa Mahkemesi yaklaşık üç yıl süren bir iade yargılamasını aile hayatına saygı hakkının ihlali saymıştır.

Dava harca tabi değildir. Yargılama masrafları kovuşturma ödeneğinden karşılanır, ancak sonunda davayı kaybedene yükletilir. Avukat masrafları ve çocuğun iadesinden doğan masraflar ödenekten karşılanmaz. Mahkeme, seyahat, temsil ve dönüş masraflarını çocuğu götüren tarafa yükleyebilir. Başvuran adli yardımdan yararlanabilir.

Boşanma davası sırasında aile mahkemesinden çocuğun yurt dışına çıkışının yasaklanmasını isteyebilirsiniz; hâkim çocukların korunmasına ilişkin geçici önlemleri TMK m. 169 uyarınca alır. İade veya şahsi ilişki davası açılmışsa 5717 sayılı Kanun'un 24. maddesindeki yurt dışı çıkışı durdurma ve pasaporta el koyma gibi tedbirler de istenebilir.

Lahey Sözleşmesi ceza değil iade düzenler. TCK m. 234/1, failin velayet yetkisi elinden alınmış ebeveyn olmasını aradığından velayeti devam eden ebeveyn için kural olarak uygulanmaz. Ancak iade ilamının icrası sırasında çocuğu gizleyen, çocuğu tekrar kaçıran veya tedbirlere uymayan kişiye 5395 sayılı Kanun m. 41/F uyarınca disiplin hapsi uygulanır.

Çocuğun yerleşim yeri adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne, velayet veya görüşme kararınızı ibraz ederek başvurun. Müdürlük yükümlüyle irtibata geçer; sonuç alınmazsa teslim emri tebliğ eder. Emre uyulmazsa çocuk uzman eliyle, gerekirse kolluk yardımıyla alınır ve size teslim edilir.

Yapılmıyor. 7343 sayılı Kanun, İcra ve İflas Kanunu'nun 25, 25/a, 25/b ve 341. maddelerini yürürlükten kaldırdı ve süreci 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun Dördüncü Kısmına taşıdı. İşlemler adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerince yürütülür; sistem 2023 Ağustos'undan beri ülke genelinde işliyor.

Ödenmez. 5395 m. 41/H, bu işlemleri 492 sayılı Harçlar Kanunu ile diğer kanunlar uyarınca alınması gereken tüm harçlardan istisna tutar ve işlemler için yapılacak tüm masrafların, avukatlık ücreti hariç, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacağını düzenler.

Verilen yaptırım disiplin hapsidir, ceza mahkûmiyeti değildir ve adli sicile işlemez. Çocuk teslimi emrine aykırılıkta üç aya kadar, kişisel ilişki emrine aykırılıkta üç günden on güne kadar disiplin hapsi uygulanır. Şikâyetin bir ay içinde yapılması gerekir.

Kural olarak hayır. TCK m. 234/1, failin velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya baba ya da üçüncü derece dâhil kan hısmı olmasını arar. Velayet kendisinde olan ebeveyn çocuğu teslim etmediğinde bu fıkra uygulanmaz; işleyen yol müdürlük süreci ve aile mahkemesine disiplin hapsi şikâyetidir.

Teslim emri yükümlüye tebliğ edildikten sonraki dönemde hak sahibi, her görüşme için teslim saatinden en az kırk sekiz saat önce çocuğu almaya geleceğini müdürlüğe bildirmek zorundadır. Bildirim yapılmazsa yükümlünün çocuğu getirme zorunluluğu doğmaz ve o görüşme yapılmaz.

Bildirim yaptığınız hâlde haklı bir mazeret olmaksızın art arda iki kez veya bir yılda üç kez gelmezseniz, müdürlük dosyayı işlemden kaldırır ve teslim emri hükümsüz hâle gelir. Süreci yeniden başlatmak için tekrar başvurmanız ve yeni emir çıkarılması gerekir.

Kararda belirtilen sürenin bitiminde çocuğu belirlenen yere getirmezseniz veya kendinizden kaynaklanmayan makul sebepler dışında geç getirirseniz, bir ay içinde yapılacak şikâyet üzerine üç aya kadar disiplin hapsiyle cezalandırılırsınız ve müdürlük hakkınızda suç duyurusunda bulunur.

Uzman önce çocukla ve taraflarla ayrı ayrı görüşür. Çocuk yine kabul etmezse durum gerekçeleriyle tutanağa bağlanır, sorunun tespiti ve çözümü için bir plan hazırlanır. Bu görüşmeler en geç bir sonraki kişisel ilişki tarihine kadar ve her hâlde on beş günü geçmemek üzere yapılır; sonunda değerlendirme raporu düzenlenir.

Kural olarak gelmez. Yönetmelik, zorunlu hâller dışında iş ve işlemlerin taraflar yüz yüze getirilmeden gerçekleştirilmesini öngörür. Uzman, teslim öncesinde hak sahibi ve yükümlüyle ayrı ayrı görüşür ve çocuğu sürece hazırlar.

Müdürlük işlem ve kararlarına karşı öğrenme veya tebliğden itibaren bir hafta içinde aile mahkemesine şikâyet edilir. Şikâyet üzerine verilen karara itiraz süresini Kanun iki hafta, 2022 tarihli Yönetmelik ise bir hafta olarak gösteriyor. Kanun esas olmakla birlikte güvenli yol bir hafta içinde itiraz etmektir.

Değişebilir. 7343 sayılı Kanun'la TMK m. 182'ye eklenen fıkra uyarınca mahkeme, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Ayrıca müdürlük, ilk aykırı hareketten itibaren danışmanlık tedbiri talep eder.

Dosya kapatılıp resen yeni yer müdürlüğüne gönderilir ve o müdürlük işlemlere kaldığı yerden devam eder. Yeniden başvuru gerekmez; dosyadaki teslim emri kapsamında yalnızca teslimin yapılacağı yeni yer yükümlüye tebliğ edilir, değişiklik hak sahibine de bildirilir.

Kesinlikle verilmez. Çocuğun beyanı çok önemli bir kriterdir ancak mahkeme ve uzman pedagog, çocuğun bu kararı neden verdiğini inceler. Eğitim hayatı, ebeveynlerin çocuğa sunacağı ortam ve çocuğun üstün yararı değerlendirilerek nihai karar verilir.

Hakim genellikle çocuğu duruşma salonunda anne ve babanın gözü önünde dinlemez. Çocuğun psikolojisini korumak için, adliyedeki özel görüşme odalarında uzman pedagoglar veya psikologlar eşliğinde, ebeveynler dışarıdayken görüşme yapılır.

Bu durum uzman pedagoglar tarafından tespit edilebilir. Çocuğun iradesinin maddi vaatlerle veya disiplinsizlik ortamı sunularak manipüle edildiği anlaşılırsa, çocuğun isteğine rağmen velayet disiplinli ve düzenli hayat sunan ebeveynde bırakılır.

Eğitim hayatının istikrarı velayet kararlarında kritik öneme sahiptir. Çocuğun lise ve üniversiteye hazırlık sürecinin aksamaması, günlük yol yorgunluğu gibi faktörler SİR raporunda değerlendirilir. Okula yakınlık velayetin sizde kalması için önemli bir argümandır.

Bu zorlu durumda mahkeme, çocuğun psikolojik destek almasını sağlayacak, onun ergenlik sorunlarını daha sağlıklı yönetecek, sabırlı ve iletişimi kuvvetli olan ebeveyni tercih edecektir. Ebeveynlerin çocukla kurduğu bağın kalitesi incelenir.

Evet, çocuk büyüdükçe (özellikle lise çağında) okul, dershane, giyim ve sosyal aktivite masrafları artar. Hakimin takdir edeceği iştirak nafakası, çocuğun bu artan ihtiyaçları ve babanın gelir durumu göz önüne alınarak bebeklik dönemine göre daha yüksek belirlenir.

Kural olarak kardeşlerin birbirinden ayrılmaması esastır. Ancak 15 yaşındaki çocuk kesin kararla babada kalmak isterse ve 5 yaşındaki anne bakımına muhtaçsa, mahkeme istisnai olarak çocukları ayırabilir, fakat sık sık görüşmelerini sağlayacak düzenlemeler yapar.

Evet, değiştirebilirsiniz. Yargıtay kararlarına göre, çocuğun zihnini zehirlemek ve diğer ebeveyne düşman etmek (yabancılaştırma sendromu) velayet hakkının kötüye kullanılmasıdır ve velayet değiştirme davası için haklı ve yeterli bir nedendir.

Çocuk 18 yaşını doldurduğu an reşit sayılır ve yasal olarak kimsenin velayeti altında olmaz. Kendi nerede ve kiminle yaşamak istediğine tamamen kendisi karar verir. Devam eden velayet davası konusuz kalır.

Kural olarak çekişmeli boşanmalarda ortak velayet verilmez. Ortak velayetin en büyük şartı, anne ve babanın çocuk hakkında uyum içinde karar alabilme becerisidir. Şiddetli geçimsizlik varsa mahkeme velayeti tek bir eşe verir.

Evet, SİR raporu kesin hüküm değildir. Raporun eksik incelemeye dayandığını, çocuğun yönlendirildiğini veya ev ortamınızın yeterince incelenmediğini düşünüyorsanız, raporun tebliğinden itibaren süresi içinde itiraz edebilir ve yeni rapor talep edebilirsiniz.

Uzmanlar, zorla konuşmak istemeyen çocuklarla inatlaşmaz. Çocuğun bu tavrının arkasındaki neden (korku, baskı, ebeveyn telkini) rapora yansıtılır. Gerekirse ilerleyen tarihlerde daha rahat bir ortamda tekrar görüşme denenir.

Kesinlikle alabilirsiniz. Velayet ihale gibi çok para verene kalmaz. Çocuğun bakımı, eğitimi ve duygusal gelişimi için en uygun ortamı siz sunuyorsanız velayet size verilir, eksik kalan maddi kısım eşinizden iştirak nafakası olarak alınır.

Ergen çocuklara zorla bir şey yaptırmak ters teper. Çocuğu babaya karşı siz kışkırtmıyorsanız, çocuk kendi geçerli sosyal sebepleriyle (sınavı var, maçı var vs.) gitmiyorsa, durumu eski eşinize uygun dille anlatmalısınız. Çocuğu icra yoluyla zorlamak ruh sağlığını bozar.

Reşit olmadığı için çocuk bizzat dava açamaz veya resmi hukuki işlem yapamaz. Davayı veya velayet değiştirme talebini, velayeti almak isteyen ebeveyn açmalı; çocuk ise mahkemece atanan uzman pedagoglar aracılığıyla bu talebini sözlü olarak ifade etmelidir.

Evet, kesinlikle alabilir. Türk Hukukunda velayet değerlendirmesinde belirleyici olan unsur ebeveynlerin maddi gücü değil, çocuğun üstün yararı, psikolojik gelişimi ve anne şefkatine olan ihtiyacıdır. Mahkeme, bakım ve şefkat sağlayan anneye velayeti vermeye eğilimlidir.

Velayet kendisine bırakılan ancak maddi geliri olmayan anne için mahkeme, diğer eşin (babanın) ekonomik gücü oranında 'iştirak nafakası' ödemesine hükmeder. Çocuğun sağlık, eğitim ve beslenme gibi temel giderleri bu nafaka ile karşılanır.

Babanın ekonomik durumunun çok iyi olması tek başına velayeti alması için yeterli değildir. Eğer çocuğun anne ilgisine ve bakımına ihtiyacı varsa, mahkeme velayeti anneye verir ve zengin olan babanın yüksek miktarda iştirak nafakası ödemesine karar verir.

Evet, 0-3 yaş arası dönem 'anne şefkatine mutlak muhtaç olunan dönem' kabul edilir. Annenin çocuğu istismar etmesi veya ağır psikolojik sorunları olması gibi çok istisnai durumlar dışında, çalışmasa dahi velayet doğrudan anneye verilir.

Evet, ev hanımları boşanma davası süresince geçimlerini sağlamak için 'Tedbir Nafakası', boşanma kesinleştikten sonra ise yoksulluğa düşecekleri için 'Yoksulluk Nafakası' talep edebilir ve alabilirler.

Aldatma (zina), eşler arasındaki evlilik birliğinin ihlalidir ancak doğrudan annelik vasfını yok etmez. Eğer anne çocuğun bakımıyla yakından ilgileniyorsa ve çocuğa zarar vermiyorsa, sadakatsizlik kusuruna rağmen velayeti alabilir.

Pedagog ve psikologlar maddi durumu değil, ebeveyn ile çocuk arasındaki bağı inceler. Çalışmayan bir anne çocuğuyla sağlıklı bir iletişim kurmuşsa, SİR raporu büyük ihtimalle annenin lehine gelir ve hakimin kararını olumlu yönde etkiler.

Hayır, nafaka ödememek velayeti değiştirme sebebi değildir. Aksine, babanın nafakayı kasten ödememesi hukuken suçtur (nafaka ihlali) ve hapis cezası gibi yaptırımlara tabidir. Annenin velayet hakkı bundan etkilenmez.

Evet. Boşanma davası açıldığında, hakim çocuğun alıştığı düzenin bozulmaması ve kadının mağdur olmaması için evin dava süresince anne ve çocuğa tahsis edilmesine karar verebilir. Ev babanın üzerine olsa bile baba evden uzaklaştırılabilir.

Bu tür söylemler genellikle psikolojik baskı ve manipülasyon amaçlıdır. Hukuki karşılığı yoktur. Korkuya kapılmadan, haklarınızı korumak için uzman bir boşanma avukatına başvurmalı ve asılsız tehditlere boyun eğmemelisiniz.

12 yaş ve üzeri çocuklar idrak çağında kabul edilir. Mahkeme çocuğun fikrini sorar. Çocuk çalışmayan annesiyle kalmak istediğini beyan ederse ve bu durum çocuğun aleyhine değilse, hakim çocuğun isteğini dikkate alarak velayeti anneye verecektir.

Anlaşmalı boşanmada taraflar velayet konusunda serbestçe anlaşabilirler. Eğer baba velayetin annede kalmasını ve iştirak nafakası ödemeyi protokol ile kabul ederse, hakim bu protokolü onaylar ve velayet geliri olmayan anneye verilir.

Çalışmayan anne ancak çocuğa fiziksel/psikolojik şiddet uygularsa, ağır madde bağımlısıysa, çocuğun bakımını kasıtlı olarak ihmal ediyorsa veya tedavi gerektiren ağır akıl hastalıkları varsa velayeti kaybedebilir. Parasızlık bir kayıp sebebi değildir.

Hayır, mahkemede dürüst olmak esastır. Çalışmadığınızı belirtmek, hakimin sizin lehinize yoksulluk nafakası ve çocuğunuz için iştirak nafakası bağlaması için gerekli bir bilgidir. Gizlemenize gerek yoktur.

Siz işe girseniz dahi çocuk için ödenen 'İştirak Nafakası' kesilmez, çünkü bu çocuğun hakkıdır. Ancak kendi adınıza aldığınız 'Yoksulluk Nafakası', gelirinizin yoksulluk sınırını aşması halinde babanın açacağı dava ile kaldırılabilir veya azaltılabilir.

Hukukumuzda kesin bir yaş sınırı olmamakla birlikte, Yargıtay içtihatlarına göre 0-3 yaş arası çocukların mutlak anne bakımına muhtaç olduğu kabul edilir. 3-7 yaş aralığında da anne önceliklidir ancak istisnai durumlarda babaya verilebilir.

10 yaşındaki çocuk henüz tam idrak çağında (12 yaş) kabul edilmese de mahkeme uzmanlar aracılığıyla çocuğun görüşünü alır. Çocuğun beyanı önemlidir ancak tek başına bağlayıcı değildir; hakim tüm koşulları (üstün yarar) birlikte değerlendirir.

Evet, kesinlikle verilir. Annenin gelirinin olmaması velayeti kaybetmesi için tek başına bir sebep değildir. Babanın ödeyeceği iştirak nafakası ile çocuğun maddi ihtiyaçları karşılanır.

Çekişmeli boşanma davası ile birlikte yürüyen velayet dosyaları yerel mahkemede ortalama 1.5 - 2 yıl sürebilmektedir. Ancak davanın en başında 'geçici velayet' kararı verilerek çocuğun durumu güvence altına alınır.

Annenin çocuğa şiddet uygulaması, istismar etmesi, akıl hastalığının bulunması, ağır madde bağımlısı olması veya velayet görevini kasten ihmal etmesi durumları ispatlandığında baba velayeti kesin olarak alabilir.

Evet, yasal hale gelmiştir. Özellikle anlaşmalı boşanmalarda tarafların talep etmesi ve hakimin uygun bulması halinde ortak velayet kararı verilerek her iki ebeveynin de söz hakkı korunmaktadır.

Tek velayet sahibi olan eş çocuğu yurt dışına götürebilir ancak diğer eşin kişisel ilişki hakkını ihlal etmemelidir. Ortak velayet varsa, yurt dışına çıkış için diğer eşin noter onaylı muvafakatnamesi şarttır.

Hayır, velayet sahibinin yeniden evlenmesi tek başına velayetin değiştirilmesi sebebi olamaz. Ancak yeni eşin çocuğa kötü davranması veya yeni evlilik sebebiyle çocuğun menfaatinin zarar görmesi durumunda dava açılabilir.

Hayır, velayeti almayan taraf çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Buna hukukta 'iştirak nafakası' denir ve hakim tarafından belirlenir.

Evet, davanın devamı sırasında verilen geçici velayet ara kararına itiraz edilebilir. Yeni deliller veya uzman raporları sunularak hakimin bu karardan dönmesi talep edilebilir.

Tarafların Sosyal İnceleme Raporuna itiraz etme hakkı mevcuttur. Raporun eksik inceleme içerdiği düşünülüyorsa, mahkemeden dosyanın yeni bir uzman heyetine gönderilmesi talep edilebilir.

Evet, çok önemlidir. Ebeveynlerin çocukla olan ilişkisi, ev içindeki davranışları ve çocuğa sunulan yaşam standartları genellikle yakın çevrenin tanıklığı ile ispatlanır.

Aldatma (zina), eşe karşı işlenmiş bir kusurdur. Çocuğa zarar veren bir durum yaratmadığı sürece sırf zina yapıldı diye anne veya babanın ebeveynlik hakkı (velayet) elinden alınmaz.

12 yaşından büyük çocuklar idrak çağında kabul edildiği için 15 yaşındaki bir çocuğun beyanı (eğer kendi aleyhine açık bir durum yoksa) hakimin kararını büyük oranda bağlar.

Hakim, çocuğun yaşına, okul durumuna ve tarafların yaşadığı şehirlere göre bir 'kişisel ilişki tesisi' takvimi belirler. Genellikle iki haftada bir hafta sonu, dini ve milli bayramların belli günleri ile yaz tatilinde belirli bir süre olarak düzenlenir.

Kanunda yaşa bağlı kesin kural yoktur; ölçüt çocuğun üstün yararıdır. 13 yaş idrak çağı sayıldığından hâkim çocuğu dinler ve tercihine önemli ağırlık verir; pedagog görüşmesi ve sosyal inceleme raporuyla bu tercihin yönlendirilmiş olup olmadığını denetler. Tercih tek başına bağlayıcı değildir.

Uygulamada 0-3 yaş grubunda anne bakımına öncelik verilir; ancak annenin bakım gücü veya uygunluğu bulunmuyorsa, çocuğu ihmal ediyorsa ya da çocuk fiilen babanın bakımındaysa velayet babaya verilebilir. Hâkim sosyal inceleme raporuna göre karar verir.

Dava açılınca hâkim TMK m. 169 uyarınca geçici velayet kararı verir; bu karar çoğunlukla tensip veya ön inceleme aşamasında çıkar. Karar verilene kadar çocuğun içinde bulunduğu fiili düzen esas alınır. Geçici velayet bir ara karardır ve dava sonunda değişebilir.

Anne veya babadan biri ölürse velayet sağ kalana aittir (TMK m. 336/3). Boşanmadan sonra velayeti taşıyan ebeveyn ölürse sağ kalan ebeveyn mahkemeye başvurur; hâkim çocuğun yararına göre velayeti ona verir veya vasi atar. İkisi de ölmüşse çocuk vesayet altına alınır ve öncelikle yakın hısımlardan biri vasi olur (TMK m. 404, 414).

Bebeklerde anne bakımı ve emzirme ihtiyacı belirleyicidir; annenin bakım gücünün bulunmaması veya çocuğu tehlikeye atan bir durum gibi ağır bir sebep yoksa velayet anneye verilir. Baba için düzenli kişisel ilişki günleri belirlenir.

Kardeşlerin birbirinden ayrılmaması esastır; iki çocuğun velayeti kural olarak aynı ebeveyne verilir. Çocukların yaşları, ihtiyaçları ve uzman raporu ayrılmayı zorunlu kılıyorsa istisnaen velayet paylaştırılabilir. Ayrıntıyı yukarıdaki kardeşlerin ayrılması bölümünde bulabilirsiniz.

Hala sorunuz mu var?

Her vaka kendine özgüdür. Durumunuzu detaylı görüşmek için bize ulaşın, size özel hukuki yol haritasını birlikte çizelim.