Mal Paylaşımı

Belirsiz Alacak Davası Kaldırıldı: Artık Kısmi Dava (HMK 109/4)

Av. Murat Aydarİstanbul Boşanma Avukatı
Son güncelleme: 8 Ağustos 2026
20 dk okuma

Özet

HMK m. 107'de düzenlenen belirsiz alacak davası, 7589 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle 31.07.2026 itibarıyla yürürlükten kaldırıldı; konsolide metinde artık yalnızca "(Mülga:16/7/2026-7589/19 md.)" yazıyor. Yerine HMK m. 109'a eklenen dördüncü fıkra geldi: alacağın bir kısmı dava edildiğinde talep, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir ve zamanaşımı artırılan kısım bakımından da dava tarihinden kesilmiş sayılır. Kaldırmanın asıl sebebi, işçilik alacağı davalarının dava şartı yokluğundan reddi nedeniyle Anayasa Mahkemesi'nin verdiği çok sayıda mahkemeye erişim hakkı ihlali kararıdır (öncü karar İsmail Avcı 2019/12190; son örnekler 13.01.2026, 03.03.2026 ve Ali Demir 05.05.2026). Kanun faiz konusunda sessizdir: Yargıtay'ın 2026 tarihli kararları kısmi davada artırılan kısma hâlâ ıslah tarihinden faiz işletmektedir, bu nedenle faizin tamamı için dava tarihinden talep edilmesi gerekir. 31.07.2026'dan önce açılan belirsiz alacak davalarında geçici m. 1/10 uyarınca mülga m. 107 uygulanmaya devam eder. Artırım hakkı tek seferliktir.

On beş yıldır Türk hukukunun en tartışmalı dava türüydü. Hangi alacak için açılabileceği bir türlü netleşmedi; yanlış seçim yapan davacıların dosyaları esasa hiç girilmeden reddedildi. Anayasa Mahkemesi bu redler nedeniyle onlarca ihlal kararı verdi. 31 Temmuz 2026 itibarıyla belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırıldı.

Ben Avukat Murat Aydar. Bu yazıda üç şeyi anlatacağım: tam olarak ne kaldırıldı, yerine ne geldi ve — en önemlisi — yeni düzenlemenin çözmediği sorun ne. Çünkü kamuoyunda "artık her şey dava tarihinden işleyecek" şeklinde dolaşan bilgi, kanun metninin söylediğinden fazlasını iddia ediyor.

ℹ️Bilgi
30 saniyede özet:
1. HMK m. 107 mülga — 7589 sayılı Kanun m. 19 ile, yürürlük 31.07.2026. Konsolide metinde artık yalnızca "(Mülga:16/7/2026-7589/19 md.)" yazıyor.
2. Yerine HMK m. 109/4 geldi: kısmi davada talep, bir defaya mahsus, ıslaha gerek olmaksızın, tahkikatın sonuna kadar artırılabilir.
3. Zamanaşımı çözüldü: artırılan kısım bakımından da dava tarihinden kesilmiş sayılır.
4. ⚠️ Faiz çözülmedi. Fıkra yalnızca zamanaşımından söz ediyor; faiz konusunda sessiz.
5. Derdest davalar etkilenmez — geçici m. 1/10 uyarınca 31.07.2026'dan önce açılmış belirsiz alacak davalarında m. 107 uygulanmaya devam eder.
6. Kaldırmanın asıl sebebi AYM'nin ihlal kararları: davaların "dava şartı yokluğu"ndan reddi mahkemeye erişim hakkını ihlal ediyordu.
7. Artırım hakkı tek seferlik; erken kullanmak hak kaybettirir.

Tam Olarak Ne Kaldırıldı?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesi, 2011'den beri yürürlükteydi. Bugün mevzuat.gov.tr'deki konsolide metinde madde başlığının altında tek bir satır var: "MADDE 107– (Mülga:16/7/2026-7589/19 md.)".

Mülga hükmün birinci fıkrası şöyleydi — metni, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 26 Mart 2026 tarihli kararından aynen aktarıyorum:

Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

İkinci fıkra ise, alacak tahkikat sırasında belirli hâle geldiğinde davacının iddianın genişletilmesi yasağından etkilenmeksizin talebini artırabileceğini düzenliyordu.

Kâğıt üzerinde kusursuz görünen bu sistem, uygulamada bambaşka bir şeye dönüştü.

Sorunun Kaynağı: Hukuki Yarar Tuzağı

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin aynı kararında, yerleşik ölçüt şöyle özetleniyor:

Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez.

Buradaki sorun şuydu: alacağın "belirlenebilir" olup olmadığı ancak dava sonunda anlaşılıyordu. Davacı dava açarken belirsiz olduğunu düşünüyor, mahkeme veya Yargıtay yıllar sonra "bu alacak aslında belirlenebilirdi" diyordu. Ve sonuç yıkıcıydı: dava esasa hiç girilmeden, hukuki yarar yokluğundan usulden reddediliyordu.

🚨Kritik Uyarı
Uygulamayı asıl sertleştiren kural şuydu: kapatılan Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin içtihadına göre, şartları bulunmadığı hâlde dava belirsiz alacak davası olarak açılmışsa, davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddedilmesi gerekiyordu. Yani düzeltme imkânı yoktu. İşçi, kıdem ve ihbar tazminatını hesaplayabileceği varsayıldığı için davasını kaybediyordu — alacağı gerçekten var olsa bile.

Asıl Sebep: Anayasa Mahkemesi'nin İhlal Kararları

Bu uygulama Anayasa Mahkemesi'ne taşındı ve Mahkeme istikrarlı biçimde ihlal kararı verdi. Konu, işçilik alacağı davalarının dava şartı yokluğundan reddi. İhlal kararları bugün de devam ediyor: yalnızca son aylarda 13 Ocak 2026, 3 Mart 2026 ve 5 Mayıs 2026 tarihli kararlar var.

Öncü karar İsmail Avcı (B. No: 2019/12190, 22.02.2022). Anayasa Mahkemesi'nin bu karardaki muhakemesi, 5 Mayıs 2026 tarihli Ali Demir (B. No: 2021/5181) kararında aynen tekrarlanıyor ve şu adımları izliyor:

  1. Kanunilik: Müdahale kanunla öngörülmüştür. ✓
  2. Meşru amaç: Mahkemelerin hukuken yarar elde edilemeyecek davalarla meşgul edilmesinin önlenmesi ve kişilerin daha elverişli olan dava yoluna başvurmaya zorlanması meşru bir amaçtır. ✓
  3. Elverişlilik: Genel eda davası olarak açılması gerekirken belirsiz alacak davası olarak açılan davanın usulden reddi, en etkili davanın açılmasını temin etme amacı bakımından elverişli bir araçtır. ✓
  4. Gereklilik: İşte burada kırılıyor.

Mahkemenin dördüncü adımdaki gerekçesi çok net:

6100 sayılı Kanun'un usule aykırı olarak düzenlenen dava dilekçelerinin usulüne uygun hâle getirtilmesine yönelik olarak davacının maddi hakkının birtakım şekil eksiklikleri sebebiyle usule feda edilmesinin önlenmesi ve bu suretle mahkemeye erişim hakkından yararlanmasının sağlanması amacıyla hâkime güçlü yetkiler verdiği belirtilmiş, hatalı olarak belirsiz alacak davası biçiminde açıldığının düşünülmesi hâlinde davanın genel eda davası olduğu kabul edilerek başvurucunun talep sonucunu netleştirmesi için başvurucuya süre verilmesinin davanın usulden reddi biçimindeki ağır bir müdahaleden kaçınılmasını sağlayacak bir araç olduğu ifade edilmiştir.

Sonuç: hâkimin elinde daha hafif bir araç (süre verip talebi netleştirtmek) varken, "başvurucunun mahkemeye erişimini imkânsız kılan ağır bir aracın" tercih edilmesi gereklilik şartına uygun değildir. Anayasa'nın 36. maddesindeki mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiştir.

📋Örnek
Ali Demir kararındaki somut hikâye — sistemin neden çöktüğünü tek başına anlatıyor:

İşçi, iş akdi feshedildikten sonra 23 Haziran 2014'te belirsiz alacak davası açtı: kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, hafta tatili, UBGT ve asgari geçim indirimi.

Mahkeme 2015'te davayı esastan reddetti. Yargıtay bozdu — ama esastan değil: başvurucunun çalışma süresini ve ücretini bildiği, dolayısıyla kıdem, ihbar, yıllık izin ve AGİ alacaklarının miktarını belirleyebileceği, bu kalemler yönünden belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle.

Mahkeme bozmaya uydu ve bu kalemleri usulden reddetti. Yargıtay 2020'de onadı.

Anayasa Mahkemesi 5 Mayıs 2026'da ihlal kararı verdi ve dosyayı yeniden yargılama için mahkemeye gönderdi.

Sonuç: 2014'te açılan dava, 12 yıl sonra hâlâ esastan karara bağlanmış değil — ve bunun tek sebebi dava türünün yanlış seçilmesiydi.

Kanun koyucunun m. 107'yi tamamen yürürlükten kaldırmasının arkasındaki gerçek gerekçe budur. Sorun tek tek dosyalarda değil, sistemin kendisindeydi.

Yerine Ne Geldi? Güçlendirilmiş Kısmi Dava

Kanun koyucu, belirsiz alacak davasını kaldırırken doğacak boşluğu kısmi davayı güçlendirerek doldurdu.

Fıkranın dört unsuru var ve her biri ayrı bir sonuç doğuruyor:

HMK m. 109/4'ün dört unsuru
UnsurAnlamı
"Bir defaya mahsus"Artırım hakkı tek seferliktir. Erken veya eksik kullanılırsa yenilenemez
"İddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın"Islaha gerek yok, karşı tarafın muvafakati gerekmez
"Tahkikatın sona ermesine kadar"Zaman sınırı tahkikat sonu — bilirkişi raporundan sonra kullanılabilir
"Zamanaşımı ... dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır"Artırılan kısım da dava tarihinde korunmuş olur

Dördüncü unsur, eski sistemin en can yakıcı sorununu çözüyor. Bunun ne kadar gerçek bir sorun olduğunu görmek için Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 18 Mayıs 2026 tarihli kararına bakmak yeterli: davacı davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak açmamış, dolayısıyla dava kısmi dava sayılmış; ıslahla talebini artırmış; ancak davalı ıslaha karşı zamanaşımı definde bulunmuş ve mahkeme ıslah edilen kısım yönünden davanın zamanaşımına uğradığına karar vermiş. Davacı, hak ettiği tutarın büyük bölümünü yalnızca usul tercihi yüzünden kaybetmiş.

Yeni m. 109/4 ile bu senaryo — 31 Temmuz 2026'dan sonra açılan davalar bakımından — ortadan kalkıyor.

Eski ve yeni rejimin karşılaştırması
Belirsiz alacak davası (mülga m. 107)Kısmi dava + m. 109/4 (yeni)
Dava açarkenHukuki ilişki + asgari miktarAlacağın bir kısmı açıkça talep edilir
Yanlış tür seçimi riskiUsulden ret — dosya esasa hiç girmeden ölürYok — kısmi dava her alacak için açılabilir
ArtırımAlacak belirli hâle gelinceBir defaya mahsus, tahkikat sonuna kadar
Islah gerekir mi?GerekmezdiGerekmez
ZamanaşımıTamamı için dava tarihindenArtırılan kısım da dava tarihinden
FaizYargıtay uygulamasında dava tarihindenKanun sessiz — aşağıya bakınız
HarçAsgari miktar üzerindenTalep edilen kısım üzerinden
Önemli
Yeni sistemin en büyük kazancı, aslında artırım hakkı değil: dava türü seçme riskinin ortadan kalkması. Artık "bu alacak belirsiz mi, belirli mi" sorusunu dava açarken doğru cevaplamak zorunda değilsiniz. Kısmi dava, HMK m. 109/1 uyarınca talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu her durumda açılabilir. Anayasa Mahkemesi'nin onlarca ihlal kararına konu olan tuzak, kaynağında kurutulmuş oluyor.

Çözülmeyen Sorun: Faiz

Şimdi bu yazının en önemli bölümüne geliyoruz. Kamuoyunda ve bazı yayınlarda "yeni düzenlemeyle faiz farkı da ortadan kalktı" deniyor. Kanun metni bunu söylemiyor.

Fıkranın son cümlesini bir kez daha okuyalım: "Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır." Hüküm yalnızca zamanaşımından söz ediyor. Faiz hakkında tek kelime yok.

Bu neden önemli? Çünkü kısmi davada yerleşik Yargıtay uygulaması şudur: dava dilekçesindeki miktara dava (veya temerrüt) tarihinden, sonradan artırılan kısma ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilir. Bu uygulama bugün de aynen sürüyor:

  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 12.05.2026: "dava kısmi dava olarak açıldığından dava dilekçesinde belirtilen 50.000,00 TL'ye tahliye tarihi olan 16.12.2019 tarihinden, kalan kısma ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken, alacak bedelinin tamamına 16.12.2019 tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olmasının doğru olmadığı".
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 11.05.2026: kısmi davada "dava dilekçesinde talep edilen kısma dava tarihinden, bakiye kalan kısma ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilerek" hüküm kurulması isabetli bulunmuş.
  • Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 05.05.2026: tazminatın 2.000 TL'sine doğum tarihinden, 2.069.081,91 TL'sine ıslah tarihinden faiz.
🚨Kritik Uyarı
Sonuç: Yeni m. 109/4, artırılan kısmı zamanaşımına karşı koruyor; ancak o kısmın faizinin ne zaman başlayacağı konusunda sessiz. Kanun metnine dayanarak bugün söylenebilecek en dürüst şey şudur: faiz sorunu çözülmemiştir ve tartışmalıdır.

İki yorum mümkün. Birincisi lafza dayanır: hüküm yalnızca zamanaşımını düzenlediğine göre faiz bakımından eski uygulama sürer ve artırılan kısma artırım tarihinden faiz işler. İkincisi amaca dayanır: kanun koyucunun amacı kısmi davayı belirsiz alacak davasının yerine geçecek şekilde güçlendirmekse, artırılan kısma da dava tarihinden faiz işlemelidir; aksi hâlde koruma yarım kalır.

Bu tartışma Yargıtay içtihadıyla çözülene kadar, dava dilekçenizde faizi açıkça ve talep ettiğiniz tutarın tamamı için dava tarihinden itibaren talep etmeniz ve artırım dilekçenizde bu talebi tekrarlamanız gerekir. Talep edilmemiş faize hükmedilemez.

Faizin pratik ağırlığını küçümsememek gerekir. Ayrıca 7589 sayılı Kanun'un kanuni faizi sabit orandan TCMB reeskont oranının yüzde seksenine endekslediğini de hatırlatalım; ayrıntısı için 12. Yargı Paketi rehberimize bakabilirsiniz.

Derdest Davalar Ne Olacak?

Bu, en çok sorulan soru ve cevabı rahatlatıcı.

Yani 31 Temmuz 2026'dan önce açılmış belirsiz alacak davalarınız aynen devam eder. Usul değişikliği nedeniyle reddedilmez, dava türünüzü değiştirmeniz gerekmez, ek bir işlem yapmanız gerekmez. Mülga m. 107 bu dosyalar bakımından yaşamaya devam eder — Yargıtay'ın bu maddeye ilişkin içtihadı da öyle.

Hangi rejim uygulanır?
Dava tarihiUygulanacak rejim
31.07.2026'dan önce açılmış belirsiz alacak davasıMülga HMK m. 107 uygulanmaya devam eder (geçici m. 1/10)
31.07.2026'dan sonra açılan davaKısmi dava + m. 109/4 talep artırımı
31.07.2026'dan önce açılmış kısmi davaArtırım için m. 109/4'ün uygulanıp uygulanmayacağı tartışmalı; ıslah yolu her hâlde açık
⚠️Dikkat
Üçüncü satır dikkat gerektiriyor. Geçici m. 1/10 yalnızca mülga m. 107'nin eski davalarda uygulanmaya devam edeceğini söylüyor; m. 109/4'ün derdest kısmi davalara uygulanıp uygulanmayacağı konusunda açık bir hüküm yok. Usul kurallarının derhal uygulanması ilkesi gereği uygulanması gerektiği savunulabilir; ancak bu tartışma çözülene kadar derdest kısmi davalarda ıslah yolunu tercih etmek ve zamanaşımı definin gelmesi ihtimaline karşı hazırlıklı olmak daha güvenli.

Bu Değişiklik Hangi Davaları Etkiliyor?

Belirsiz alacak davası en yoğun olarak üç alanda kullanılıyordu:

  • İşçilik alacakları — kıdem, ihbar, fazla mesai, yıllık izin, UBGT. Anayasa Mahkemesi kararlarının neredeyse tamamı bu alandan çıktı.
  • Bedensel zarar ve destekten yoksun kalma tazminatları — trafik ve iş kazaları.
  • Boşanmaya bağlı mal rejimi davalarıkatılma alacağı, değer artış payı ve katkı payı.

Üçüncüsü bu sitenin okurlarını doğrudan ilgilendiriyor ve orada ayrı bir teknik zorluk var: mal rejimi tasfiyesinde alacağın miktarı, malların tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerine göre hesaplanır ve Yargıtay uygulamasına göre tasfiye tarihi karar tarihidir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 26 Mart 2026 tarihli kararında, Bölge Adliye Mahkemesi tasfiyeyi yeniden yaptığında tasfiye tarihinin Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi olduğu belirtilmiş; taşınmazın ve aracın karar tarihinden yaklaşık bir buçuk yıl önceki değerlerine göre hesap yapılması bozma sebebi sayılmıştır.

💡İpucu
Bu, mal paylaşımı davalarında talep artırımını zorunlu hâle getiren yapısal bir sebeptir: değer karar tarihine göre belirlendiği için, dava açarken talep ettiğiniz miktar neredeyse her zaman eksik kalır. Aynı kararda, davacının verdiği dilekçenin "talep açıklama dilekçesi" olarak değerlendirilmesi gerektiğine de işaret edilmiştir. Yeni rejimde bu işlevi m. 109/4 artırımı görecek — ve tek seferlik olduğu için en güncel değer raporundan sonra kullanılmalıdır.

Yeni Dilekçe Nasıl Kurulmalı?

  1. Dava türünü "kısmi dava" olarak belirtin. Dilekçede HMK m. 109'a atıf yapın; "belirsiz alacak davası" ibaresini artık kullanmayın.
  2. Fazlaya ilişkin hakları saklı tutun. HMK m. 109/3 uyarınca kısmi dava açılması, açıkça feragat edilmedikçe kalan kısımdan feragat anlamına gelmez; yine de saklı tutma kaydını yazmak yerleşik ve güvenli uygulamadır.
  3. Faizi tam olarak talep edin. Faiz sorunu çözülmediği için, talebinizi "alacağın tamamına dava tarihinden itibaren" biçiminde kurun ve artırım dilekçesinde tekrarlayın.
  4. Artırım hakkını erken harcamayın. Tek seferlik. Bilirkişi raporu kesinleşmeden ve — mal rejimi dosyalarında — değerler güncellenmeden kullanmayın.
  5. Tahkikatın kapanmasını takip edin. Artırım hakkı tahkikatın sona ermesine kadar kullanılabilir; sözlü yargılamaya geçildikten sonra kapanır.
  6. Harcı planlayın. Kısmi davada başlangıçta talep edilen kısmın harcı yatırılır, artırımda tamamlanır. Bu, dava açarken nakit yükünü hafifleten bir avantajdır.
🚨Kritik Uyarı
Artırım hakkının tek seferlik olması, yeni sistemin en büyük tuzağıdır. Eski belirsiz alacak davasında talep, alacak belirli hâle geldikçe düzeltilebiliyordu. Yeni sistemde bir kez artırırsınız; sonradan bilirkişiden daha yüksek bir rakam çıkarsa, ikinci artırım iddianın genişletilmesi yasağına takılır. Bu nedenle artırımı yapmadan önce raporun kesinleştiğinden, itirazların karşılandığından ve — değer esaslı dosyalarda — hesabın en güncel tarihe göre yapıldığından emin olun.

Dilekçe Örnekleri

Aşağıdaki iki şablon, yeni rejime göre kurulmuştur. Köşeli parantezli alanları kendi dosyanıza göre doldurun; her dosyanın kendine özgü şartları olduğu için şablonları bir avukatla birlikte uyarlamanız gerekir.

1. Kısmi Dava Dilekçesi (Talep Sonucu Bölümü)

📋Örnek
… NÖBETÇİ AİLE MAHKEMESİ HÂKİMLİĞİNE

DAVACI : [Ad Soyad] (T.C. …)
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : [Ad Soyad]
DAVA TÜRÜ : Kısmi dava (HMK m. 109) — Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı
DAVA DEĞERİ : Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla […] TL

KONU : Taraflar arasındaki edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi ile fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik […] TL katılma alacağının, alacağın tamamına dava tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte davalıdan tahsili talebidir.

AÇIKLAMALAR

  1. Taraflar [tarih]'te evlenmiş, [mahkeme] tarafından verilen [E./K.] sayılı kararla boşanmalarına hükmedilmiş ve karar [tarih]'te kesinleşmiştir. Mal rejimi, TMK m. 225/2 uyarınca boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir.
  2. Evlilik birliği içinde davalı adına [taşınmaz/araç/banka hesabı] edinilmiştir. …
  3. Dava türü hakkında: 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesi, 7589 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından işbu dava kısmi dava olarak açılmıştır. Katılma alacağının miktarı, tasfiyeye konu malların tasfiye tarihindeki sürüm değerlerine göre belirleneceğinden bu aşamada tam olarak hesaplanamamaktadır. Alacak, yargılama sırasında alınacak bilirkişi raporuyla belirlendiğinde talebimiz HMK m. 109/4 uyarınca artırılacaktır.

HUKUKİ SEBEPLER : TMK m. 202, 218-241, HMK m. 109 ve ilgili mevzuat.
DELİLLER : Boşanma dosyası, tapu ve trafik kayıtları, banka kayıtları, bilirkişi incelemesi, tanık ve her tür yasal delil.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan nedenlerle fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik […] TL katılma alacağının, alacağın tamamına dava tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte davalıdan tahsiline; yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini vekâleten talep ederiz. [Tarih]

Davacı Vekili
Av. …

💡İpucu
Talep sonucundaki "alacağın tamamına dava tarihinden itibaren" ifadesi bilinçli seçilmiştir. Faiz konusu tartışmalı olduğu için, talebi baştan geniş kurmak gerekir; mahkeme dar yorumlarsa da talep edilmemiş olmaktan kaynaklanan bir kayıp yaşamazsınız. Talep edilmemiş faize hükmedilemez.

2. Talep Artırım Dilekçesi (HMK m. 109/4)

📋Örnek
… AİLE MAHKEMESİ HÂKİMLİĞİNE

DOSYA NO : [E. …/…]
DAVACI : [Ad Soyad]
VEKİLİ : Av. …
DAVALI : [Ad Soyad]

KONU : HMK m. 109/4 uyarınca talep sonucunun artırılması talebimizdir.

AÇIKLAMALAR

  1. Sayın Mahkemenizin yukarıda esas numarası yazılı dosyasında görülmekte olan dava, kısmi dava olarak açılmış ve fazlaya ilişkin haklarımız saklı tutulmuştur.
  2. Dosyaya sunulan [tarih] tarihli bilirkişi raporunda müvekkilin katılma alacağı […] TL olarak hesaplanmıştır. Rapora karşı beyanlarımız sunulmuş ve rapor kesinleşmiştir.
  3. 6100 sayılı Kanun'un 109. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Tahkikat henüz sona ermemiş olduğundan işbu artırım talebimiz süresindedir ve ıslaha ve karşı tarafın muvafakatine tabi değildir.
  4. Aynı fıkra uyarınca zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Bu nedenle artırılan kısma yönelik olası zamanaşımı definin reddi gerekir.
  5. Artırılan kısma ilişkin harç işbu dilekçe ekinde sunulan makbuzla yatırılmıştır.

SONUÇ VE İSTEM : Açıklanan nedenlerle dava dilekçemizdeki […] TL tutarındaki talebimizin […] TL'ye artırılmasına; artırılan kısım dâhil alacağın tamamına dava tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini vekâleten talep ederiz. [Tarih]

Davacı Vekili
Av. …

EK : Harç makbuzu

⚠️Dikkat
Artırım dilekçesinde 4. maddeyi mutlaka yazın. Karşı taraf refleks olarak zamanaşımı definde bulunabilir; m. 109/4'ün son cümlesine yapılan açık atıf, bu definin neden dinlenemeyeceğini baştan ortaya koyar. Aynı şekilde 3. maddedeki "tahkikat henüz sona ermemiştir" tespiti de dilekçenin süresinde olduğunu kayda geçirir.

Sonuç

Belirsiz alacak davasının kaldırılması, bir hakkın geri alınması değil; on beş yıldır davacıları cezalandıran bir usul tuzağının kaldırılmasıdır. Anayasa Mahkemesi'nin 2022'den bu yana verdiği ve 2026'da hâlâ devam eden ihlal kararları, sorunun münferit değil sistemik olduğunu gösteriyordu.

Yeni sistem daha basit: kısmi dava aç, tahkikat sonunda bir kez artır, zamanaşımı dava tarihinden korunsun. Ancak faiz konusundaki sessizlik gerçek bir boşluk ve ilk Yargıtay kararları çıkana kadar dilekçelerin buna göre kurulması gerekiyor.

Paketin tamamı için 12. Yargı Paketi rehberimize, mal rejimi tasfiyesinin esasları için boşanmada mal paylaşımı ve mal paylaşımı davası yazılarımıza bakabilirsiniz. Dosyanızı değerlendirmek için mal paylaşımı avukatı sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında
Av. Murat Aydar

Av. Murat Aydar

Boşanma Avukatıİstanbul Barosu - Sicil No: 62459

İstanbul'da aile hukuku alanında müvekkillerime hizmet veriyorum. Özellikle anlaşmalı ve çekişmeli boşanma, nafaka, velayet ve mal paylaşımı davalarında hukuki destek sağlıyorum.