Özet
5510 sayılı Kanun m. 56/2 uyarınca eşinden boşandığı hâlde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların ölüm aylığı kesilir, ödenenler geri alınır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.04.2026 tarihli ve 2025/18 E., 2026/205 K. sayılı kararına göre (aynı gün verilen 2025/20 E., 2026/206 K. sayılı karar da aynı yönde) Kurum ve mahkemeler boşanmanın samimi veya muvazaalı olup olmadığını araştıramaz; kesinleşmiş boşanma kararının geçerliliği sorgulanamaz, çünkü bu başka bir mahkemenin görevidir ve kanunda anlaşmalı boşanma zaten düzenlenmiştir. Aynı gerekçe ters yönde de işler: boşanma samimi olsa bile, 01.10.2008'den itibaren her ne sebeple olursa olsun birlikte yaşandığı saptanırsa aylık kesilir. Bu tarihten önceki dönem için borç çıkarılamaz; ancak aylığın 2008 öncesinde bağlanmış olması kazanılmış hak oluşturmaz. Borç m. 96/a kapsamında 10 yıl geriye gider ve faiz ödeme tarihlerinden işler; aylıktan kesinti %25'tir. Fiilî birliktelik sona ererse aylık yeniden bağlanabilir. Mahkemenin kolluk araştırması, muhtar-komşu-apartman görevlisi-esnaf tanıklığı, banka ve GSM adres kayıtları ile denetmen raporunun tek tek irdelenmesi zorunludur; eksik araştırma bozma sebebidir.
Babanızdan ya da eşinizden ölüm aylığı alıyorsunuz. Bir gün SGK'dan yazı geliyor: aylığınız kesildi ve üstelik yıllardır aldığınız paranın tamamı faiziyle birlikte borç çıkarıldı. Gerekçe tek cümle: "boşandığınız eşinizle fiilen birlikte yaşadığınız tespit edilmiştir."
Ben Avukat Murat Aydar. Bu dosyalarda insanların ilk savunması hep aynı oluyor: "Ama benim boşanmam gerçekti, danışıklı değildi." Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 1 Nisan 2026 tarihli kararında bu savunmanın neden sonuç doğurmadığını — ve aynı kuralın neden bazı hâllerde lehinize işlediğini — çok net biçimde ortaya koydu. Bu yazıda kararı tam metninden okuyup, uygulamada gerçekten neyin işe yaradığını anlatacağım.
1. 5510 sayılı Kanun m. 56/2: Eşinden boşandığı hâlde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların aylığı kesilir, ödenenler geri alınır.
2. Kural sadece dul eşi değil, çocukları da kapsar — babadan aylık alan boşanmış kız çocuğu dâhil.
3. HGK 01.04.2026: Kurum ve mahkemeler, boşanmanın samimi olup olmadığını araştıramaz. Kanun saike değil, fiilî duruma bakar.
4. Aynı kural ters yönde de işler: boşanmanız gerçekten samimi olsa bile, birlikte yaşıyorsanız aylık kesilir.
5. Hüküm 01.10.2008'de yürürlüğe girdi; bu tarihten öncesi için borç çıkarılamaz.
6. Aylığın 2008'den önce bağlanmış olması sizi korumaz — sosyal sigorta hakları "dinamik" kabul ediliyor.
7. Borç, kendi kusurunuzdan doğduğu için 10 yıl geriye gider ve ödeme tarihlerinden itibaren kanunî faiz işler (m. 96/a).
8. İyi haber: Fiilî birliktelik sona ererse, diğer şartlar varsa aylık yeniden bağlanabilir.
Yasal Dayanak: 5510 Sayılı Kanun m. 56/2
Bu uygulamanın tek dayanağı, 1 Ekim 2008'de yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır.
Metin çok kısa ama içindeki her kelime bir sonuç doğuruyor:
- "Eş ve çocukların" — Kural yalnızca dul eşe değil, çocuklara da uygulanır. Uygulamada en sık karşılaşılan senaryo tam da budur: babasından ölüm aylığı alabilmek için boşanan, ancak eski eşiyle aynı evde yaşamayı sürdüren kız çocuğu.
- "Fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" — Ölçüt fiilî durum. Nüfusta boşanmış görünmeniz, ayrı adres göstermeniz veya faturaların adınıza olması tek başına belirleyici değil.
- "Kesilir" — Kurumun takdir yetkisi yok; şartlar varsa kesmek zorunda.
- "96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır" — Aylığın kesilmesi işin yalnızca yarısı; asıl ağır sonuç geriye dönük borçtur.
Hukuk Genel Kurulu kararında bu düzenlemenin daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında hiç bulunmadığı, ilk kez 5510 sayılı Kanun ile getirildiği özellikle vurgulanıyor. Madde gerekçesine göre amaç, hakkın kötüye kullanılmasının önlenmesidir.
Anayasa Mahkemesi Bu Hükmü Neden İptal Etmedi?
Hükmün Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla iptali için başvurular yapılmış, ancak Anayasa Mahkemesi 28.04.2011 tarihli ve 2009/86 Esas, 2011/70 Karar sayılı kararıyla bu istemleri oy çokluğuyla reddetmiştir. Hukuk Genel Kurulu kararında aktarılan gerekçe şöyle:
Ölüm aylığını alabilmek için evli olmamak koşulunu aşmak amacıyla iyi niyete dayanmayan ve dürüst olmayan boşanma isteği ve çabası ile boşanma kararı elde edilip buna bağlı olarak ölüm aylığı alınması, açıkça hakkın kötüye kullanılmasıdır. Hakkın kötüye kullanılması hukuk devletinin koruması altında değerlendirilemez.
Anayasa Mahkemesi ayrıca şu iki noktayı da belirtmiş: resmî evliliği olmadan birlikte yaşayanlar ile ölüm aylığı alabilmek için evliliğini boşanmayla sonlandırıp birlikte yaşamayı sürdürenler eşit kabul edilemez, dolayısıyla aralarında eşitlik karşılaştırması yapılamaz; ve ölüm aylığı doğrudan sigortalıya ilişkin bir ödeme değildir, hak sahipleri için getirilmiş bir ödemedir.
Hukuk Genel Kurulu buradan pratik bir sonuç çıkarıyor: hüküm yürürlükte olduğuna ve Anayasa Mahkemesince Anayasa'ya aykırı bulunmadığına göre, yargı organlarının bu hükmü uygulaması zorunludur.
Hukuk Genel Kurulu'nun 1 Nisan 2026 Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, aynı gün verdiği iki ayrı kararla (E. 2025/18, K. 2026/205 ve E. 2025/20, K. 2026/206) bu alandaki en tartışmalı soruyu cevapladı.
Dosyadaki Olay
Davacı kadının babası 14.01.2012'de vefat etmiş. Kadın 08.12.2015'te eşinden boşanmış, karar 11.01.2016'da kesinleşmiş ve 01.02.2016'dan itibaren babasından ölüm aylığı bağlanmış. Yaklaşık bir yıl sonra, 16.02.2017 tarihli sosyal güvenlik denetmen raporu ile eski eşiyle fiilen birlikte yaşadığı tespit edilmiş; Kurum aylığı kesip borç çıkarmış.
Kadının savunması oldukça güçlü görünüyordu:
- Boşanma, babanın ölümünden yaklaşık 4 yıl sonra gerçekleşmişti — yani aylık alma saikiyle açıklanamazdı.
- Önyargılara maruz kalmamak için boşandığını çevresine söylememişti; aidat listesinde eski eşin adının görünmesi bundandı.
- Ortak çocuk nedeniyle eski eşin soyadını kullanmasına mahkemece izin verilmişti.
- İkamet adresleri farklıydı, oturduğu evin abonelikleri kendi adınaydı ve kirayı kendisi ödüyordu.
İlk derece mahkemesi davayı kabul etti, Bölge Adliye Mahkemesi istinafı esastan reddetti. Ancak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi kararı iki kez bozdu (24.11.2022 ve 14.09.2023 tarihli kararlar) ve mahkeme sonunda direndi. Dosya böylece Hukuk Genel Kurulu'na geldi.
Birinci Kural: Boşanmanın Samimi Olup Olmadığı Araştırılamaz
Kararın en önemli paragrafı budur ve uygulamadaki yaygın bir yanlışı düzeltir:
5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinde oldukça yalın olarak; "eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen" ifadesi yer almakta olup maddede, boşanmanın amacına/saikine yönelik herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle gerek Kurum tarafından gerekse yargı organları tarafından uygulama yapılırken, eşlerin boşanma iradelerinin gerçek veya samimi olup olmadığı ya da boşanmanın muvazaalı olup olmadığı konusunda bir araştırma ve inceleme çabasına girilmemesi, boşanmaya ilişkin kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulanmaması gerekmektedir.
Kurul bunun iki gerekçesini veriyor. Birincisi görev: kesinleşmiş bir boşanma kararının tarafların gerçek iradesine dayanıp dayanmadığını araştırmak başka bir mahkemenin yetki ve görevindedir; iş mahkemesi bunu yapamaz. İkincisi ise çok yalın bir hatırlatma: Türk Medeni Kanunu'nda zaten "anlaşmalı boşanma" adı altında hukuki bir düzenleme vardır — yani eşlerin anlaşarak boşanması başlı başına bir kötülük değildir.
İkinci Kural: Samimi Boşanma da Sizi Kurtarmaz
Madalyonun diğer yüzü ise çoğu kişinin beklemediği yönde. Kurul, saikin önemsizliğini her iki yönde de uyguluyor:
Boşanma tarihi itibariyle gerçek/samimi boşanma iradesine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda bağlanan gelirin veya aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Yani "boşanmam gerçekti" savunması tek başına hiçbir işe yaramaz. Kararda öğretiden aktarılan cümle bunu şöyle özetliyor: hakkın kötüye kullanılması hangi dürtüyle (saikle) ortaya çıkarsa çıksın, sonuçta hukuk bakımından sadece ve sadece "kötüye kullanma"dır.
"Fiilen Birlikte Yaşama" Nasıl Tespit Ediliyor?
Madem tek tartışma konusu bu, o hâlde asıl mesele ispat. Hukuk Genel Kurulu, yerel mahkemenin araştırmasını yetersiz bularak direnme kararını bozdu ve yapılması gerekenleri tek tek saydı. Bu liste, hem Kurumun hem de savunmanın yol haritasıdır.
Süreç Nasıl Başlıyor: Denetmen Raporu
Süreç genellikle bir sosyal güvenlik denetmeni raporuyla başlar. İncelediğimiz dosyada denetmen raporunda şu tespitler yer alıyordu:
- Davacının oturduğu apartmanın yöneticisi ve bir komşusu, davacı ile eski eşinin birlikte yaşadıklarını beyan etmiş.
- Boşanma sonrasına ait aidat listesi ve makbuzlarında eski eşin adı yer alıyormuş.
- Eski eşin kendi beyanı: boşanma sonrası reklam ve matbaa işlerini yürüttüğü iş yerinde kaldığını, ikamet adresinin iş yeri olduğunu söylemiş — yani ayrı ve gerçek bir konutu bulunmadığı izlenimi doğmuş.
Mahkemenin Yapmak Zorunda Olduğu Araştırma
Hukuk Genel Kurulu'nun benimsediği Özel Daire bozma kararlarına göre mahkemenin yapması gerekenler şunlar:
| Adım | Kapsam |
|---|---|
| Kolluk araştırması | Tespite konu dönemde tutanaklarda ve adres kayıt sisteminde yer alan hem davacının hem eski eşin adresleri için ayrı ayrı ve geniş kapsamlı |
| Tanık dinleme | İlgili dönemde görev yapan muhtar ve azalar, ikamete yakın komşular, apartman görevlisi ve yöneticileri, civar esnaf — hüküm vermeye yeterli sayıda |
| Kurum kayıtları | Tarafların uyuşmazlık döneminde verdikleri adres bilgileri bankalardan ve GSM operatörlerinden sorulmalı |
| Denetmen raporunun irdelenmesi | Raporda fiilî birlikteliğe dair tespit edilen hususlar tek tek ele alınmalı; aksinin ispat edilip edilmediği belirlenmeli |
| Çelişki giderme | Denetmen raporundaki beyanı ile mahkemedeki beyanı farklı olan tanıkların çelişkileri giderilmeli |
Bu listedeki dördüncü satır savunma açısından hayati. Kurul, denetmen raporunu peşinen doğru saymıyor; raporun aksinin ispat edilip edilemediğinin araştırılmasını emrediyor. Yani rapor bir sonuç değil, çürütülebilir bir başlangıç noktasıdır.
Yerel Mahkemenin İtirazı ve Kurulun Cevabı
Dosyada dikkat çekici bir ayrıntı var. Yerel mahkeme direnme kararında, bu tür araştırmaların pratikte işe yaramadığını savunmuştu: şehrin fiziki şartları, komşuluk ilişkilerinin giderek zayıflaması ve hayatın olağan akışı nedeniyle araştırmanın yetersiz kaldığını; bu dosyaların ancak birkaçında kamu tanığına ulaşılabildiğini, ulaşılan tanıkların da çoğunlukla konu hakkında hiçbir bilgisinin bulunmadığını; dolayısıyla bu araştırmaların usul ekonomisine aykırı olduğunu ve yargılamayı uzattığını belirtmişti.
Hukuk Genel Kurulu bu gerekçeyi kabul etmedi. Kurula göre ilk bozma kararına uyulmuş olmasına rağmen bozma gerekleri yerine getirilmemiş, yalnızca bir tanığın yeniden dinlenmesiyle yetinilmişti; bu hâliyle karar eksik araştırma ve incelemeye dayanıyordu.
Zaman Bakımından Uygulama: 1 Ekim 2008 Sınırı
Hukuk Genel Kurulu, kanunların geriye yürümemesi ilkesini ayrıntılı biçimde tartışıp iki ayrı sonuca varıyor. Bu ayrımı bilmek, çıkarılan borcun bir kısmını silebilir.
| Durum | Sonuç |
|---|---|
| Fiilî birliktelik 01.10.2008'den önce başlamış olsa bile | Yürürlük tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuk ettirilemez |
| 01.10.2008'den itibaren fiilî birliktelik sürüyorsa | Aylık kesilir, m. 96'ya göre borç çıkarılır |
| Aylık 01.10.2008'den önce bağlanmışsa | Sonuca etkili değil — kazanılmış hak oluşturmaz |
Üçüncü satır ilk bakışta şaşırtıcı gelebilir. Kurul bunu, sosyal sigorta haklarının niteliğiyle açıklıyor: bu haklar "dinamik" nitelik taşır, dış etkiye açıktır ve güncellenir. Bir kez tanınmış olmaları, sunum koşulları ortadan kalkıncaya kadar varlıklarını sürdürdükleri anlamına gelir; dolayısıyla önceden doğmuş olmaları, yeni düzenlemelerden etkilenmeyecekleri anlamına gelmez.
Kurul ayrıca TMK m. 2'deki dürüstlük kuralına ve "hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı" ilkesine dayanıyor: 01.10.2008 öncesinde hak kazanılmış olsa dahi, ilgililer her ne amaçla boşanmış olurlarsa olsunlar, fiilî birlikteliklerini yeni düzenleme sonrasında da sürdürüyorlarsa hakkın kötüye kullanımı kabul edilir.
Aylık Kesilince Çıkan Borç: 10 Yıl Geriye ve Faiz
Uygulamada asıl yıkıcı sonuç aylığın kesilmesi değil, geriye dönük borçtur. Buradaki rejimi 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi belirler ve borcun kimin kusurundan doğduğu her şeyi değiştirir.
| Hak sahibinin kusuru (a) | Kurumun hatası (b) | |
|---|---|---|
| Geriye dönük süre | En fazla 10 yıl | En fazla 5 yıl |
| Faiz başlangıcı | Ödemelerin yapıldığı tarihler | Tebliğden 24 ay sonra (ilk 24 ay faizsiz) |
| Pratik ağırlık | Çok ağır — her ay ayrı faiz işler | Görece hafif |
Boşandığı eşiyle birlikte yaşama hâlinde borç, niteliği gereği (a) bendine girer: kişinin kendi davranışından doğar. Sonuç olarak tespit tarihinden 10 yıl geriye gidilir ve faiz, her bir aylığın ödendiği tarihten itibaren işler. On yıllık bir dönemde bu, ana paranın kat kat üzerine çıkabilen bir tutar demektir.
Maddenin iki ayrıntısı daha var: borç öncelikle ilgilinin Kurumdan alacağı varsa ondan mahsup edilir, yoksa genel hükümlere göre tahsil edilir; ve yersiz ödeme gelir veya aylıktan kesiliyorsa, kesinti %25 oranında uygulanır.
Fiilî Birliktelik Biterse Aylık Yeniden Bağlanır mı?
Evet. Hukuk Genel Kurulu bunu kararında açıkça belirtiyor:
Kuşkusuz hak sahibine fiilî birlikteliğin sona erdiği tarihten itibaren diğer koşulların da varlığı durumunda yeniden gelir veya aylık bağlanabileceği açıktır.
Yani aylığın kesilmesi kalıcı bir hak kaybı değildir. Birlikte yaşama fiilen sona erdiyse, diğer şartlar da varsa yeni bir tahsis talebiyle aylık yeniden bağlanabilir. Burada kritik olan, sona erme tarihini belgelemektir: ayrı konuta ilişkin kira sözleşmesi, abonelik ve fatura kayıtları, adres değişikliği ve tanık beyanları bu tespiti sağlar.
Savunma Stratejisi: Ne İşe Yarar, Ne Yaramaz
İncelediğim kararda davacının ileri sürdüğü savunmaların bir kısmı hukuken doğru olmakla birlikte sonucu değiştirmeye yetmedi. Aşağıdaki tablo, hangi argümanın nereye oturduğunu gösteriyor.
| Savunma | Değeri | Neden |
|---|---|---|
| "Boşanmam samimiydi, muvazaalı değildi" | Tek başına işe yaramaz | Kanun saike bakmıyor; HGK saikin her iki yönde de önemsiz olduğunu belirtti |
| "Boşanma, ölümden yıllar sonra gerçekleşti" | Tek başına yetmez | Zamanlama saike ilişkindir; belirleyici olan fiilî durumdur |
| "Nüfusta ve adres kaydında ayrıyız" | Zayıf | Kayıt fiilî durumu değil, beyanı gösterir |
| "Abonelikler benim adıma, kirayı ben ödüyorum" | Destekleyici | Tek başına yeterli değil ama bütünün parçası |
| Eski eşin ayrı ve gerçek konutunun belgelenmesi | Güçlü | Dosyadaki en zayıf halka tam da buydu |
| Denetmen raporundaki tespitlerin tek tek çürütülmesi | Güçlü | HGK, raporun aksinin ispatının araştırılmasını emrediyor |
| Muhtar, komşu, apartman görevlisi ve esnaf tanıklığı | Belirleyici | Kurulun saydığı zorunlu araştırma kalemi |
| Eksik araştırma itirazı | Usul silahı | Zorunlu adımlar yapılmadıysa karar bozulur |
| 01.10.2008 öncesi dönemin borçtan çıkarılması | Kesin sonuç doğurur | Kurul bu dönem için borç çıkarılamayacağını açıkça belirtti |
| 10 yıllık sınırın denetlenmesi | Kesin sonuç doğurur | m. 96/a sınırı aşılamaz |
Dava Süreci: Nerede, Nasıl?
Görevli mahkeme iş mahkemesidir. İncelediğimiz dosya da iş mahkemesinde görülmüş, oradan Bölge Adliye Mahkemesine, ardından Yargıtay 10. Hukuk Dairesine ve nihayet Hukuk Genel Kuruluna gelmiştir. Dava, Kurum işleminin iptali ve borçlu olunmadığının tespiti istemiyle SGK'ya karşı açılır.
Sürecin uzunluğu konusunda gerçekçi olmakta fayda var: bu dosyada denetmen raporu 2017, Hukuk Genel Kurulu kararı ise 2026 tarihlidir — ve karar bozma olduğu için yargılama hâlâ bitmiş değildir. Bu nedenle dava açarken yürütmenin durdurulması ve tedbir taleplerinin ihmal edilmemesi, borcun aylıktan %25 kesintiyle tahsil edilmeye başlanmasına karşı erken önlem alınması önemlidir.
Bir uyarı daha: ceza boyutu. Gerçeğe aykırı beyan veya belgeyle Kurumdan haksız ödeme alınması hâlinde, koşulları oluşuyorsa dolandırıcılık ve belgede sahtecilik suçları da gündeme gelebilir. Bu nedenle SGK dosyasındaki beyanlarınızın ceza dosyasında da kullanılabileceğini bilerek hareket etmek gerekir.
Bu Dosyalarda Avukatın Rolü
Kararı tam metninden okuduktan sonra söyleyebileceğim şu: bu dosyalar duygusal savunmayla değil, teknik savunmayla kazanılıyor. Kontrol listesi:
- Tartışmayı doğru yere sabitleyin. "Boşanmam gerçekti" tartışması hukuken kapalı; tek konu fiilî birlikteliktir.
- Eski eşin ayrı konutunu belgeleyin. Kira sözleşmesi, abonelik, fatura, adres kaydı — dosyanın kazanıldığı yer burasıdır.
- Denetmen raporunu satır satır çürütün. Hangi tespit, hangi belgeyle yanlış? Aidat makbuzu gibi dolaylı delillerin açıklaması nedir?
- Zorunlu araştırma yapılmadıysa eksik araştırma itirazında bulunun ve eksikleri isim isim gösterin.
- Borcun dönemini ve tutarını denetletin. 01.10.2008 öncesi var mı? 10 yıllık sınır aşılmış mı? Faiz doğru başlatılmış mı?
- Birliktelik sona erdiyse yeniden tahsis talebinde bulunun ve sona erme tarihini belgeleyin.
Boşanma sürecinin kendisiyle ilgili sorularınız için anlaşmalı boşanma protokolü ve boşanmada mal paylaşımı yazılarımıza bakabilirsiniz. Dosyanızı değerlendirmek için İstanbul boşanma avukatı sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Av. Murat Aydar
İstanbul'da aile hukuku alanında müvekkillerime hizmet veriyorum. Özellikle anlaşmalı ve çekişmeli boşanma, nafaka, velayet ve mal paylaşımı davalarında hukuki destek sağlıyorum.