Mal Paylaşımı

Boşanmadan Önce Mal Kaçırma: Muvazaalı Satış ve HGK 2025

Av. Murat Aydarİstanbul Boşanma Avukatı
Son güncelleme: 8 Ağustos 2026
22 dk okuma

Özet

Boşanmadan önce yapılan mal kaçırma devirlerine karşı iki araç vardır. Birincisi TMK m. 229: birinci bent mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içindeki karşılıksız kazandırmaları, ikinci bent ise mal rejiminin tamamı boyunca katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirleri — satışlar dâhil, süre sınırı olmaksızın — edinilmiş mallara değer olarak ekletir; maddenin son fıkrası uyarınca karar, dava ihbar edilmişse üçüncü kişiye karşı da ileri sürülebilir. İkincisi muvazaa davasıdır. Yargıtay HGK'nın 16.04.2025 tarihli ve 2023/618 E., 2025/231 K. sayılı kararına göre (karar düzeltme istemi 19.11.2025 tarihli 2025/557 E., 2025/730 K. ile reddedilerek kesinleşti) muvazaa davasında hukuki yarar dava şartıdır ve alacağın varlığı belirlenmeden dava görülemez; bu nedenle katılma alacağı davası bekletici mesele yapılır. En kritik sonuç: muvazaa ispatlansa bile kural olarak tapu iptali ve tescil verilmez, İİK m. 283 kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satış isteme yetkisi tanınır. Muvazaa davasında icra takibine geçmeye ve aciz belgesi almaya gerek yoktur. Üçüncü kişiye doğrudan başvuru TMK m. 241 ile mümkündür ancak tali niteliktedir ve 1 yıl / 5 yıl hak düşürücü süreye tabidir.

Boşanma davası açılmadan birkaç hafta önce eşiniz evi bir tanıdığına "sattı". Tapuda satış görünüyor, bedel ödenmiş gibi yazıyor. Siz ise yıllarca o eve katkı yaptınız. Şimdi katılma alacağı davası açacaksınız ama ortada gösterilecek mal kalmadı.

Ben Avukat Murat Aydar. Bu senaryodaki en yaygın refleks, hemen tapu iptali ve tescil davası açmaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16 Nisan 2025 tarihli kararı, bu refleksin neden çoğu zaman yanlış sonuç ürettiğini ve doğru talebin aslında ne olduğunu gösteriyor. Karar, karar düzeltme aşamasından da geçerek 19 Kasım 2025'te kesinleşti. Bu yazıda kararı tam metninden okuyup, mal kaçırmaya karşı elinizdeki araçları sırasıyla anlatacağım.

ℹ️Bilgi
30 saniyede özet:
1. Mal kaçırmaya karşı iki ayrı yol var: TMK m. 229 (değer olarak hesaba ekleme) ve muvazaa davası (işlemin geçersizliğini tespit).
2. TMK m. 229/2 çoğu kişinin gözünden kaçıyor: "katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler" — satışları da kapsar ve bir yıl sınırı yoktur.
3. HGK 16.04.2025: Muvazaa davasında hukuki yarar dava şartıdır; alacağınız olup olmadığı belirlenmeden dava görülemez.
4. Bu nedenle katılma alacağı davası bekletici mesele yapılmalı; alacak yoksa muvazaa davası reddedilir.
5. En kritik nokta: Muvazaa ispatlansa bile kural olarak tapu iptali verilmez. İİK m. 283 kıyasen uygulanarak size haciz ve satış isteme yetkisi tanınır.
6. Muvazaa davasında icra takibine geçmeye ve aciz belgesi almaya gerek yoktur — tasarrufun iptali davasından farkı budur.
7. TMK m. 229 son fıkra: mahkeme kararı, dava ihbar edilmişse üçüncü kişiye karşı da ileri sürülebilir.
8. TMK m. 241'deki üçüncü kişiye dava hakkı 1 yıl / 5 yıl hak düşürücü süreye tabidir.

Hukuk Genel Kurulu'nun Önündeki Dosya

Olay örgüsü, mal kaçırma dosyalarının ders kitabı örneği gibi:

  • Taraflar 1991'de evlenmiş.
  • Dava konusu taşınmaz, evlilik sürerken 2006 yılının Haziran ayında satın alınmış. Davacı koca İran'da çalıştığı için satış işlemlerini İstanbul'daki eş yapmış ve taşınmaz eşin adına tescil edilmiş.
  • 12.12.2012 — yani boşanma davasından yaklaşık bir ay önce — taşınmaz, eş tarafından üçüncü bir kişiye satış gösterilerek devredilmiş.
  • 18.01.2013'te boşanma, 31.01.2013'te katılma alacağı davası açılmış.

Koca, bu satışın kendisinden mal kaçırmak amacıyla muvazaalı yapıldığını ileri sürerek tapu iptali ve eski malik eş adına tescil talebiyle dava açtı.

İlk derece mahkemesi davayı kabul etti. Gerekçesi dikkat çekiciydi: boşanma ve katılma alacağı davalarından kısa süre önce yapılan devir mal kaçırma niyetini gösteriyordu ve taşınmazı devralan kişi, tasarrufunda olan yer için aidat dahi ödememişti. Mahkemeye göre davalılar bir plan dâhilinde ve birlikte hareket ederek temliki danışıklı yapmışlardı.

Karar önce onandı; ancak karar düzeltme üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 05.04.2022 tarihinde bozdu. Mahkeme direndi ve dosya Hukuk Genel Kurulu'na geldi.

💡İpucu
Yerel mahkemenin dayandığı "devralan aidat ödemiyor" tespiti, muvazaa dosyalarının en işlevsel delil türüne örnektir. Tapuda malik görünen kişi, malikin yapması gereken şeyleri yapmıyorsa — aidat ödememek, kirayı tahsil etmemek, vergi bildirimlerinde görünmemek, taşınmazı hiç kullanmamak — bu, görünürdeki işlemin arkasında gerçek bir devir bulunmadığının göstergesi sayılır. Dava dilekçesinde bu tür "malik gibi davranmama" delillerinin tek tek toplanması gerekir.

Birinci Yol: Değeri Hesaba Ekletmek (TMK m. 229)

Mal kaçırmaya karşı ilk ve çoğu zaman en pratik silah, kaçırılan malın değerinin tasfiye hesabına eklenmesidir. Bunun için tapuyu geri getirmeniz gerekmez.

Maddede iki ayrı bent var ve aralarındaki fark uygulamada sürekli karıştırılıyor:

TMK m. 229 — iki bendin karşılaştırması
1. bent2. bent
Kapsadığı işlemKarşılıksız kazandırmalar (bağış vb.)Devirler — satış dâhil
Zaman sınırıMal rejiminin sona ermesinden önceki 1 yılMal rejiminin devamı süresince (1 yıl sınırı yok)
Aranan koşulDiğer eşin rızasının bulunmaması; olağan hediyeler hariçKatılma alacağını azaltmak kastı
İspat yüküKazandırmanın karşılıksız olduğuKastın ortaya konması
Önemli
Uygulamada en çok kaçırılan nokta ikinci benttir. Birinci bende takılıp "tapuda satış görünüyor, karşılıksız kazandırma değil, o hâlde eklenemez" sonucuna varmak eksik bir okumadır. İkinci bent tam da "devirleri" hedefler ve satış biçiminde yapılmış devirleri kapsar; üstelik bir yıllık süreyle sınırlı değildir — mal rejimi süresince yapılmış her devir kapsamdadır. Buna karşılık ikinci bentte ispat konusu değişir: artık işlemin karşılıksız olduğunu değil, devrin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapıldığını ortaya koymanız gerekir.

Maddenin son fıkrası da çok işlevsel: bu tür uyuşmazlıklarda verilen mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.

⚠️Dikkat
Bu son fıkradaki ihbar şartı pratikte sürekli atlanıyor. Katılma alacağı davanızda malın değerinin hesaba eklenmesini istiyorsanız, devirden yararlanan üçüncü kişiye davayı ihbar etmeyi unutmayın. İhbar edilmezse, alacağınızı o kişiye karşı ileri sürebilme imkânınız zayıflar.

Üçüncü Kişiye Doğrudan Dava: TMK m. 241

Kaçırılan mal, borçlu eşin kalan malvarlığıyla karşılanamıyorsa devreye bu madde girer.

Maddenin üç ayırt edici özelliği var. Birincisi ikincil (tali) nitelikte olması: ancak borçlu eşin malvarlığı yetmediğinde işler. İkincisi talebin eksik kalan miktarla sınırlı olması. Üçüncüsü ise sert hak düşürücü süreler: öğrenmeden itibaren 1 yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren 5 yıl.

🚨Kritik Uyarı
Bu süreler hak düşürücüdür; zamanaşımı gibi kesilmez veya durmaz. Mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıl geçmişse, muvazaayı ne kadar iyi ispatlarsanız ispatlayın TMK m. 241 yolu kapanır. Katılma alacağı davaları yıllarca sürdüğü için bu süre çoğu dosyada sessizce işler. Üçüncü kişiye başvurma ihtimaliniz varsa süreyi en baştan takvime almanız gerekir.

İkinci Yol: Muvazaa Davası

İkinci yol, devrin gerçekte hiç yapılmadığını tespit ettirmektir. Hukuk Genel Kurulu kararı, muvazaa kavramını ayrıntılı biçimde açıklıyor.

Muvazaa, kararda aktarılan tanımla, "tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarıdır." Kurul, 7 Ekim 1953 tarihli ve 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına atıfla şu tanımı da veriyor: açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri hâlde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hâli.

Muvazaalı bir işlemden söz edebilmek için üç unsur birlikte aranır:

  1. Taraf iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk,
  2. Üçüncü kişileri aldatmak niyeti,
  3. Taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesinin bulunması.

Mutlak Muvazaa ve Nispi Muvazaa Ayrımı

Kurul iki türü şöyle ayırıyor: taraflar gerçekte bir işlem yapmayı düşünmedikleri hâlde sırf üçüncü kişileri aldatmak için görünürde bir işlem yapıyorlarsa mutlak muvazaa; aralarındaki gerçek sözleşmeyi, iç iradelerine uymayan başka bir işlemle gizliyorlarsa nispi muvazaa söz konusudur.

Burada ilginç bir hukuki ayrıntı var. Kararda belirtildiği üzere Türk Borçlar Kanunu m. 19 yalnızca nispi muvazaayı düzenler; mutlak muvazaa kanunda hükme bağlanmamış, öğreti ve yargısal içtihatlarla şekillenmiştir. Kurul ayrıca pozitif hukukumuzda muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçlarını düzenleyen ayrı bir kanun metni bulunmadığını da not ediyor.

Eşin taşınmazı bir yakınına "satmış gibi" göstermesi tipik olarak mutlak muvazaa örneğidir: ortada gerçek bir satış iradesi yoktur, amaç yalnızca malı görünürde elden çıkarmaktır.

Muvazaa Davası ile Tasarrufun İptali Davası Aynı Şey Değil

Hukuk Genel Kurulu'nun benimsediği bozma kararı bu ayrımı çok net yapıyor:

Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar.

Bu ayrımın en önemli pratik sonucu şudur:

Önemli
Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesine ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Karar bunu açıkça belirtiyor. Çünkü İİK m. 277 ve devamındaki iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkân verdiği tasarruflardır; muvazaada ise ortada baştan geçersiz bir işlem vardır. Karar ayrıca İİK m. 277'deki iptal davası açma hakkının, davacının genel hükümlere ve muvazaaya dayanarak dava açmasına engel olmadığını da vurguluyor.

Hukuk Genel Kurulu Ne Karar Verdi?

Kurul önündeki uyuşmazlık teknik bir usul sorusuydu: aile mahkemesindeki katılma alacağı davasının, muvazaa davasında HMK m. 165 uyarınca bekletici sorun yapılmasının gerekip gerekmediği.

Kural: Önce Alacak, Sonra Muvazaa

Kurul, muvazaa davası açabilmenin ön koşulunu şöyle kuruyor: üçüncü kişinin muvazaalı işlemle haklarının zarara uğradığının benimsenebilmesi için, onun muvazaalı işlemde bulunandan alacaklı olması ve muvazaalı işlemin bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış bulunması gerekir.

Buradan doğrudan bir dava şartı çıkıyor:

Hukuki yarar bir dava şartı olup, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı davacının alacağının olduğunun saptanması ile mümkün olacaktır. Davacının bir alacağının bulunup bulunmadığı yani hukuki yararının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından davacı ve davalı arasındaki mal tasfiyesi davasının sonucu beklenmelidir.

Kurulun mahkemeye verdiği talimat üç adımlı: davacıya muvazaa iddiasının kapsamı sorulmalı, mal tasfiyesine ilişkin davanın sonucu beklenmeli, alacağın varlığı sabit olur ve muvazaa olgusu ispat edilirse davanın kabulüne, aksi hâlde reddine karar verilmeli.

Dosyada ilginç bir kısır döngü de vardı: aile mahkemesindeki katılma alacağı davası bu muvazaa dosyasının sonucunu bekliyordu. Hukuk Genel Kurulu bu düğümü, önceliği alacağın tespitine vererek çözdü.

En Kritik Nokta: Tapu İptali Değil, Haciz ve Satış Yetkisi

Kararın uygulamadaki en önemli sonucu budur ve talep sonucunuzu doğrudan değiştirir. Hukuk Genel Kurulu'nun benimsediği bozma kararına göre:

Davacının iddiasını kanıtlaması hâlinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.

Yani muvazaayı ispatlasanız bile mahkeme kural olarak tapuyu iptal edip eski malik adına tescil etmez. Bunun yerine, İcra ve İflâs Kanunu m. 283 kıyasen uygulanarak size o taşınmaz üzerinde haciz ve satış isteme yetkisi tanınır. Taşınmaz üçüncü kişinin adında kalır; siz alacağınızı o mal üzerinden tahsil edersiniz.

🚨Kritik Uyarı
Dilekçe pratiği açısından sonuç: Bu davada doğrudan "tapu iptali ve tescil" talebiyle yetinmek, davanın reddiyle sonuçlanabilir. Talep sonucunun, muvazaanın tespiti ile birlikte İİK m. 283 kıyasen uygulanarak haciz ve satış isteme yetkisi verilmesi biçiminde — ya da en azından terditli olarak — kurulması gerekir. İncelediğimiz dosyada yerel mahkeme tapu iptaline karar vermiş ve karar tam da bu nedenle bozulmuştur.

Karar, davalıların karar düzeltme istemi üzerine bir kez daha incelendi ve Hukuk Genel Kurulu 19.11.2025 tarihli kararıyla karar düzeltme istemini reddederek bozmayı kesinleştirdi.

Kararın Tartışmalı Yönleri: Karşı Oylar

Her iki karar da oy çokluğuyla alındı. Karşı oylarda dile getirilen görüşler bağlayıcı değil; ancak bir savunma kurarken hangi argümanların gündemde olduğunu göstermeleri bakımından değerli. Bu ayrımı özellikle vurgulamak isterim: aşağıdakiler Kurulun kararı değil, azınlıkta kalan görüşlerdir.

TMK m. 241 Tartışması

16.04.2025 tarihli karara yazılan karşı oy, bozma sonucuna katılmakla birlikte karara bir ekleme yapılmasını savunuyor: mal rejiminin tasfiyesi sonucu bir alacak doğar ve muvazaa da belirlenirse, davacının önce asıl borçlu eşe başvurması, ondan tahsil edemediği eksik kalan miktarla sınırlı olarak üçüncü kişiye gitmesi gerektiği açıkça yazılmalıydı.

Karşı oydaki endişe şu: bu ekleme yapılmazsa her iki davalı müteselsilen sorumlu hâle gelir ve alacaklı eşe, TMK m. 241'in açık hükmüne aykırı biçimde, alacağının tamamını asıl borçludan istemeden doğrudan üçüncü kişiden isteme yolu açılır. Karşı oy bunu İİK m. 45'e ve "alacağın asıl borçludan istenmeden kefilden istenemeyeceği" yönündeki yerleşik uygulamaya da aykırı buluyor.

Aynı görüş Kurul görüşmeleri sırasında da ileri sürülmüş, ancak kararda belirtildiği üzere Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

"Tapuda Satış Görünüyorsa Değer Eklenemez mi?"

19.11.2025 tarihli karar düzeltme kararına yazılan karşı oyda ise şu değerlendirme yer alıyor: TMK m. 229/1 karşılıksız kazandırmalarla ilgili olduğundan, akit tablosu içeriğinde satış yoluyla devir yapıldığı görülüyorsa o taşınmaza yapılan katkılar edinilmiş mallara değer olarak eklenemez; ancak işlemin gerçek bir satış olmadığını, muvazaalı olduğunu ve asıl işlemin karşılıksız kazandırma niteliği taşıdığını ispatlayan bir karar elde edilirse ekleme mümkün olur.

Bu görüş, muvazaa davasının katılma alacağı davasından önce sonuçlanması gerektiği sonucuna varıyor — yani çoğunluğun kurduğu sıralamanın tam tersine.

⚠️Dikkat
Bu karşı oyu okurken bir noktayı gözden kaçırmamak gerekir: değerlendirme yalnızca m. 229/1 üzerinden yapılmıştır. Oysa yukarıda gördüğümüz gibi m. 229/2, "katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirleri" ayrıca kapsar ve satış biçimindeki devirler için karşılıksızlık şartı aramaz. Bir mal kaçırma dosyasında iddianızı yalnızca birinci bende dayandırmamak, ikinci bendi de açıkça ileri sürmek stratejik olarak önemlidir.

Eşiniz Mal Kaçırdıysa: Yol Haritası

Mal kaçırmaya karşı araçlar
AraçNe sağlarDikkat
TMK m. 229/1Karşılıksız kazandırmanın değeri hesaba eklenirSon 1 yıl · rıza yok · olağan hediye değil
TMK m. 229/2Alacağı azaltma kastıyla yapılan devrin değeri eklenirSüre sınırı yok; kast ispatlanmalı
TMK m. 229 son fıkraKarar üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilirDavanın ihbarı şart
TMK m. 241Üçüncü kişiden eksik kalan miktar istenirTali nitelikte · 1 yıl / 5 yıl hak düşürücü süre
Muvazaa davasıİşlemin geçersizliği tespit edilir; haciz ve satış yetkisiAlacak belirlenmeden görülmez · tapu iptali kural olarak verilmez
İhtiyati tedbirDevrin sürmesini engellerEn erken aşamada istenmeli

Sıralama önerim şu:

  1. Önce tedbir. Boşanma veya katılma alacağı davasıyla birlikte, riskli taşınmaz ve araçlar üzerine ihtiyati tedbir talep edin. Mal zaten devredilmişse dahi, devralan üzerindeki yeni devirleri engellemek için tedbir isteyin.
  2. Katılma alacağı davasını doğru kurun. Kaçırılan malın değerinin TMK m. 229/1 ve 229/2 uyarınca hesaba eklenmesini açıkça talep edin. Bu, çoğu dosyada tapuyu geri getirmeye hiç gerek kalmadan sonucu sağlar.
  3. Üçüncü kişiye davayı ihbar edin. TMK m. 229 son fıkra bunu kararın ona karşı ileri sürülebilmesi için şart koşuyor.
  4. Muvazaa davasını talep sonucunu doğru yazarak açın. Tapu iptali yerine, muvazaanın tespiti ile İİK m. 283 kıyasen uygulanarak haciz ve satış isteme yetkisi verilmesini isteyin.
  5. Süreleri takvime alın. TMK m. 241 için öğrenmeden itibaren 1 yıl, mal rejiminin sona ermesinden itibaren 5 yıl.
  6. Delilleri "malik gibi davranmama" ekseninde toplayın. Aidat, vergi, kira, abonelik, kullanım, devir bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği, alıcının ödeme gücü ve taraflar arasındaki yakınlık.
💡İpucu
Bedelin gerçekten ödenip ödenmediği çoğu dosyanın kilit noktasıdır. Alıcının banka kayıtları, ödeme gücü ve gelir durumu, tapudaki bedel ile rayiç değer arasındaki fark, satış tarihinden hemen önce veya sonra taraflar arasında gerçekleşen para hareketleri istenmelidir. Tapuda yazan bedelin ödendiğine dair hiçbir iz yoksa, bu tek başına muvazaanın en güçlü göstergesidir.

Hangi Süre Neye İşliyor?

Süreler
KonuSüre
TMK m. 241 — üçüncü kişiye dava (öğrenme)1 yıl (hak düşürücü)
TMK m. 241 — üçüncü kişiye dava (her hâlde)Mal rejiminin sona ermesinden 5 yıl (hak düşürücü)
TMK m. 229/1 — geriye dönük kapsamMal rejiminin sona ermesinden önceki 1 yıl
TMK m. 229/2 — geriye dönük kapsamMal rejiminin tamamı (sınır yok)

Mal rejiminin ne zaman sona erdiği bu hesabın çıkış noktasıdır: TMK m. 225 uyarınca boşanma hâlinde mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Yani "önceki bir yıl" hesabı, boşanma kararının kesinleşme tarihinden değil, davanın açıldığı tarihten geriye doğru yapılır. Bu ayrıntı, incelediğimiz dosyada devrin (12.12.2012) boşanma davasından (18.01.2013) yaklaşık bir ay önce yapılmış olması nedeniyle doğrudan belirleyicidir.

Bu Dosyalarda Avukatın Rolü

Kararı tam metninden okuduktan sonra söyleyebileceğim şu: bu dosyalar çoğunlukla muvazaanın ispat edilememesi yüzünden değil, yanlış talep kurulması yüzünden kaybediliyor. Kontrol listesi:

  1. Talep sonucunu doğru yazın. Tapu iptali değil, muvazaanın tespiti + İİK m. 283 kıyasen haciz ve satış yetkisi.
  2. İki bendi birlikte ileri sürün. TMK m. 229/1 ve m. 229/2 — özellikle satış görünümlü devirlerde ikinci bent hayati.
  3. Üçüncü kişiye ihbar edin. m. 229 son fıkranın açık şartı.
  4. Hukuki yararı baştan kurun. Alacağınızın varlığını ortaya koyan verileri muvazaa dosyasına da sunun; Kurul bunu dava şartı sayıyor.
  5. Hak düşürücü süreleri takip edin. Özellikle m. 241'in beş yıllık süresi sessizce işler.
  6. Bekletici mesele düzenini yönetin. İki dosyanın birbirini beklemesi ihtimaline karşı, hangi dosyanın önce yürümesi gerektiğini dilekçenizde gerekçelendirin.

Mal rejimi ve tasfiye hesabının temelleri için boşanmada mal paylaşımı ve mal paylaşımı davası yazılarımıza, malvarlığının şirket üzerinden gizlendiği dosyalar için şirket üzerine alınan mallar yazımıza bakabilirsiniz. Dosyanızı değerlendirmek için mal paylaşımı avukatı sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında
Av. Murat Aydar

Av. Murat Aydar

Boşanma Avukatıİstanbul Barosu - Sicil No: 62459

İstanbul'da aile hukuku alanında müvekkillerime hizmet veriyorum. Özellikle anlaşmalı ve çekişmeli boşanma, nafaka, velayet ve mal paylaşımı davalarında hukuki destek sağlıyorum.