Özet
Boşanmadan önce yapılan mal kaçırma devirlerine karşı iki araç vardır. Birincisi TMK m. 229: birinci bent mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içindeki karşılıksız kazandırmaları, ikinci bent ise mal rejiminin tamamı boyunca katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirleri — satışlar dâhil, süre sınırı olmaksızın — edinilmiş mallara değer olarak ekletir; maddenin son fıkrası uyarınca karar, dava ihbar edilmişse üçüncü kişiye karşı da ileri sürülebilir. İkincisi muvazaa davasıdır. Yargıtay HGK'nın 16.04.2025 tarihli ve 2023/618 E., 2025/231 K. sayılı kararına göre (karar düzeltme istemi 19.11.2025 tarihli 2025/557 E., 2025/730 K. ile reddedilerek kesinleşti) muvazaa davasında hukuki yarar dava şartıdır ve alacağın varlığı belirlenmeden dava görülemez; bu nedenle katılma alacağı davası bekletici mesele yapılır. En kritik sonuç: muvazaa ispatlansa bile kural olarak tapu iptali ve tescil verilmez, İİK m. 283 kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satış isteme yetkisi tanınır. Muvazaa davasında icra takibine geçmeye ve aciz belgesi almaya gerek yoktur. Üçüncü kişiye doğrudan başvuru TMK m. 241 ile mümkündür ancak tali niteliktedir ve 1 yıl / 5 yıl hak düşürücü süreye tabidir.
Boşanma davası açılmadan birkaç hafta önce eşiniz evi bir tanıdığına "sattı". Tapuda satış görünüyor, bedel ödenmiş gibi yazıyor. Siz ise yıllarca o eve katkı yaptınız. Şimdi katılma alacağı davası açacaksınız ama ortada gösterilecek mal kalmadı.
Ben Avukat Murat Aydar. Bu senaryodaki en yaygın refleks, hemen tapu iptali ve tescil davası açmaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16 Nisan 2025 tarihli kararı, bu refleksin neden çoğu zaman yanlış sonuç ürettiğini ve doğru talebin aslında ne olduğunu gösteriyor. Karar, karar düzeltme aşamasından da geçerek 19 Kasım 2025'te kesinleşti. Bu yazıda kararı tam metninden okuyup, mal kaçırmaya karşı elinizdeki araçları sırasıyla anlatacağım.
1. Mal kaçırmaya karşı iki ayrı yol var: TMK m. 229 (değer olarak hesaba ekleme) ve muvazaa davası (işlemin geçersizliğini tespit).
2. TMK m. 229/2 çoğu kişinin gözünden kaçıyor: "katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler" — satışları da kapsar ve bir yıl sınırı yoktur.
3. HGK 16.04.2025: Muvazaa davasında hukuki yarar dava şartıdır; alacağınız olup olmadığı belirlenmeden dava görülemez.
4. Bu nedenle katılma alacağı davası bekletici mesele yapılmalı; alacak yoksa muvazaa davası reddedilir.
5. En kritik nokta: Muvazaa ispatlansa bile kural olarak tapu iptali verilmez. İİK m. 283 kıyasen uygulanarak size haciz ve satış isteme yetkisi tanınır.
6. Muvazaa davasında icra takibine geçmeye ve aciz belgesi almaya gerek yoktur — tasarrufun iptali davasından farkı budur.
7. TMK m. 229 son fıkra: mahkeme kararı, dava ihbar edilmişse üçüncü kişiye karşı da ileri sürülebilir.
8. TMK m. 241'deki üçüncü kişiye dava hakkı 1 yıl / 5 yıl hak düşürücü süreye tabidir.
Hukuk Genel Kurulu'nun Önündeki Dosya
Olay örgüsü, mal kaçırma dosyalarının ders kitabı örneği gibi:
- Taraflar 1991'de evlenmiş.
- Dava konusu taşınmaz, evlilik sürerken 2006 yılının Haziran ayında satın alınmış. Davacı koca İran'da çalıştığı için satış işlemlerini İstanbul'daki eş yapmış ve taşınmaz eşin adına tescil edilmiş.
- 12.12.2012 — yani boşanma davasından yaklaşık bir ay önce — taşınmaz, eş tarafından üçüncü bir kişiye satış gösterilerek devredilmiş.
- 18.01.2013'te boşanma, 31.01.2013'te katılma alacağı davası açılmış.
Koca, bu satışın kendisinden mal kaçırmak amacıyla muvazaalı yapıldığını ileri sürerek tapu iptali ve eski malik eş adına tescil talebiyle dava açtı.
İlk derece mahkemesi davayı kabul etti. Gerekçesi dikkat çekiciydi: boşanma ve katılma alacağı davalarından kısa süre önce yapılan devir mal kaçırma niyetini gösteriyordu ve taşınmazı devralan kişi, tasarrufunda olan yer için aidat dahi ödememişti. Mahkemeye göre davalılar bir plan dâhilinde ve birlikte hareket ederek temliki danışıklı yapmışlardı.
Karar önce onandı; ancak karar düzeltme üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 05.04.2022 tarihinde bozdu. Mahkeme direndi ve dosya Hukuk Genel Kurulu'na geldi.
Birinci Yol: Değeri Hesaba Ekletmek (TMK m. 229)
Mal kaçırmaya karşı ilk ve çoğu zaman en pratik silah, kaçırılan malın değerinin tasfiye hesabına eklenmesidir. Bunun için tapuyu geri getirmeniz gerekmez.
Maddede iki ayrı bent var ve aralarındaki fark uygulamada sürekli karıştırılıyor:
| 1. bent | 2. bent | |
|---|---|---|
| Kapsadığı işlem | Karşılıksız kazandırmalar (bağış vb.) | Devirler — satış dâhil |
| Zaman sınırı | Mal rejiminin sona ermesinden önceki 1 yıl | Mal rejiminin devamı süresince (1 yıl sınırı yok) |
| Aranan koşul | Diğer eşin rızasının bulunmaması; olağan hediyeler hariç | Katılma alacağını azaltmak kastı |
| İspat yükü | Kazandırmanın karşılıksız olduğu | Kastın ortaya konması |
Maddenin son fıkrası da çok işlevsel: bu tür uyuşmazlıklarda verilen mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.
Üçüncü Kişiye Doğrudan Dava: TMK m. 241
Kaçırılan mal, borçlu eşin kalan malvarlığıyla karşılanamıyorsa devreye bu madde girer.
Maddenin üç ayırt edici özelliği var. Birincisi ikincil (tali) nitelikte olması: ancak borçlu eşin malvarlığı yetmediğinde işler. İkincisi talebin eksik kalan miktarla sınırlı olması. Üçüncüsü ise sert hak düşürücü süreler: öğrenmeden itibaren 1 yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinden itibaren 5 yıl.
İkinci Yol: Muvazaa Davası
İkinci yol, devrin gerçekte hiç yapılmadığını tespit ettirmektir. Hukuk Genel Kurulu kararı, muvazaa kavramını ayrıntılı biçimde açıklıyor.
Muvazaa, kararda aktarılan tanımla, "tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizleyerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarıdır." Kurul, 7 Ekim 1953 tarihli ve 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına atıfla şu tanımı da veriyor: açıklanan beyanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri hâlde, tarafların kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi göstermeleri hâli.
Muvazaalı bir işlemden söz edebilmek için üç unsur birlikte aranır:
- Taraf iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk,
- Üçüncü kişileri aldatmak niyeti,
- Taraflar arasında gizli işlemi yaratan muvazaa sözleşmesinin bulunması.
Mutlak Muvazaa ve Nispi Muvazaa Ayrımı
Kurul iki türü şöyle ayırıyor: taraflar gerçekte bir işlem yapmayı düşünmedikleri hâlde sırf üçüncü kişileri aldatmak için görünürde bir işlem yapıyorlarsa mutlak muvazaa; aralarındaki gerçek sözleşmeyi, iç iradelerine uymayan başka bir işlemle gizliyorlarsa nispi muvazaa söz konusudur.
Burada ilginç bir hukuki ayrıntı var. Kararda belirtildiği üzere Türk Borçlar Kanunu m. 19 yalnızca nispi muvazaayı düzenler; mutlak muvazaa kanunda hükme bağlanmamış, öğreti ve yargısal içtihatlarla şekillenmiştir. Kurul ayrıca pozitif hukukumuzda muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçlarını düzenleyen ayrı bir kanun metni bulunmadığını da not ediyor.
Eşin taşınmazı bir yakınına "satmış gibi" göstermesi tipik olarak mutlak muvazaa örneğidir: ortada gerçek bir satış iradesi yoktur, amaç yalnızca malı görünürde elden çıkarmaktır.
Muvazaa Davası ile Tasarrufun İptali Davası Aynı Şey Değil
Hukuk Genel Kurulu'nun benimsediği bozma kararı bu ayrımı çok net yapıyor:
Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. İİK 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılır. Oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi amaçlar.
Bu ayrımın en önemli pratik sonucu şudur:
Hukuk Genel Kurulu Ne Karar Verdi?
Kurul önündeki uyuşmazlık teknik bir usul sorusuydu: aile mahkemesindeki katılma alacağı davasının, muvazaa davasında HMK m. 165 uyarınca bekletici sorun yapılmasının gerekip gerekmediği.
Kural: Önce Alacak, Sonra Muvazaa
Kurul, muvazaa davası açabilmenin ön koşulunu şöyle kuruyor: üçüncü kişinin muvazaalı işlemle haklarının zarara uğradığının benimsenebilmesi için, onun muvazaalı işlemde bulunandan alacaklı olması ve muvazaalı işlemin bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış bulunması gerekir.
Buradan doğrudan bir dava şartı çıkıyor:
Hukuki yarar bir dava şartı olup, davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı davacının alacağının olduğunun saptanması ile mümkün olacaktır. Davacının bir alacağının bulunup bulunmadığı yani hukuki yararının bulunup bulunmadığının tespiti bakımından davacı ve davalı arasındaki mal tasfiyesi davasının sonucu beklenmelidir.
Kurulun mahkemeye verdiği talimat üç adımlı: davacıya muvazaa iddiasının kapsamı sorulmalı, mal tasfiyesine ilişkin davanın sonucu beklenmeli, alacağın varlığı sabit olur ve muvazaa olgusu ispat edilirse davanın kabulüne, aksi hâlde reddine karar verilmeli.
Dosyada ilginç bir kısır döngü de vardı: aile mahkemesindeki katılma alacağı davası bu muvazaa dosyasının sonucunu bekliyordu. Hukuk Genel Kurulu bu düğümü, önceliği alacağın tespitine vererek çözdü.
En Kritik Nokta: Tapu İptali Değil, Haciz ve Satış Yetkisi
Kararın uygulamadaki en önemli sonucu budur ve talep sonucunuzu doğrudan değiştirir. Hukuk Genel Kurulu'nun benimsediği bozma kararına göre:
Davacının iddiasını kanıtlaması hâlinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir.
Yani muvazaayı ispatlasanız bile mahkeme kural olarak tapuyu iptal edip eski malik adına tescil etmez. Bunun yerine, İcra ve İflâs Kanunu m. 283 kıyasen uygulanarak size o taşınmaz üzerinde haciz ve satış isteme yetkisi tanınır. Taşınmaz üçüncü kişinin adında kalır; siz alacağınızı o mal üzerinden tahsil edersiniz.
Karar, davalıların karar düzeltme istemi üzerine bir kez daha incelendi ve Hukuk Genel Kurulu 19.11.2025 tarihli kararıyla karar düzeltme istemini reddederek bozmayı kesinleştirdi.
Kararın Tartışmalı Yönleri: Karşı Oylar
Her iki karar da oy çokluğuyla alındı. Karşı oylarda dile getirilen görüşler bağlayıcı değil; ancak bir savunma kurarken hangi argümanların gündemde olduğunu göstermeleri bakımından değerli. Bu ayrımı özellikle vurgulamak isterim: aşağıdakiler Kurulun kararı değil, azınlıkta kalan görüşlerdir.
TMK m. 241 Tartışması
16.04.2025 tarihli karara yazılan karşı oy, bozma sonucuna katılmakla birlikte karara bir ekleme yapılmasını savunuyor: mal rejiminin tasfiyesi sonucu bir alacak doğar ve muvazaa da belirlenirse, davacının önce asıl borçlu eşe başvurması, ondan tahsil edemediği eksik kalan miktarla sınırlı olarak üçüncü kişiye gitmesi gerektiği açıkça yazılmalıydı.
Karşı oydaki endişe şu: bu ekleme yapılmazsa her iki davalı müteselsilen sorumlu hâle gelir ve alacaklı eşe, TMK m. 241'in açık hükmüne aykırı biçimde, alacağının tamamını asıl borçludan istemeden doğrudan üçüncü kişiden isteme yolu açılır. Karşı oy bunu İİK m. 45'e ve "alacağın asıl borçludan istenmeden kefilden istenemeyeceği" yönündeki yerleşik uygulamaya da aykırı buluyor.
Aynı görüş Kurul görüşmeleri sırasında da ileri sürülmüş, ancak kararda belirtildiği üzere Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
"Tapuda Satış Görünüyorsa Değer Eklenemez mi?"
19.11.2025 tarihli karar düzeltme kararına yazılan karşı oyda ise şu değerlendirme yer alıyor: TMK m. 229/1 karşılıksız kazandırmalarla ilgili olduğundan, akit tablosu içeriğinde satış yoluyla devir yapıldığı görülüyorsa o taşınmaza yapılan katkılar edinilmiş mallara değer olarak eklenemez; ancak işlemin gerçek bir satış olmadığını, muvazaalı olduğunu ve asıl işlemin karşılıksız kazandırma niteliği taşıdığını ispatlayan bir karar elde edilirse ekleme mümkün olur.
Bu görüş, muvazaa davasının katılma alacağı davasından önce sonuçlanması gerektiği sonucuna varıyor — yani çoğunluğun kurduğu sıralamanın tam tersine.
Eşiniz Mal Kaçırdıysa: Yol Haritası
| Araç | Ne sağlar | Dikkat |
|---|---|---|
| TMK m. 229/1 | Karşılıksız kazandırmanın değeri hesaba eklenir | Son 1 yıl · rıza yok · olağan hediye değil |
| TMK m. 229/2 | Alacağı azaltma kastıyla yapılan devrin değeri eklenir | Süre sınırı yok; kast ispatlanmalı |
| TMK m. 229 son fıkra | Karar üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilir | Davanın ihbarı şart |
| TMK m. 241 | Üçüncü kişiden eksik kalan miktar istenir | Tali nitelikte · 1 yıl / 5 yıl hak düşürücü süre |
| Muvazaa davası | İşlemin geçersizliği tespit edilir; haciz ve satış yetkisi | Alacak belirlenmeden görülmez · tapu iptali kural olarak verilmez |
| İhtiyati tedbir | Devrin sürmesini engeller | En erken aşamada istenmeli |
Sıralama önerim şu:
- Önce tedbir. Boşanma veya katılma alacağı davasıyla birlikte, riskli taşınmaz ve araçlar üzerine ihtiyati tedbir talep edin. Mal zaten devredilmişse dahi, devralan üzerindeki yeni devirleri engellemek için tedbir isteyin.
- Katılma alacağı davasını doğru kurun. Kaçırılan malın değerinin TMK m. 229/1 ve 229/2 uyarınca hesaba eklenmesini açıkça talep edin. Bu, çoğu dosyada tapuyu geri getirmeye hiç gerek kalmadan sonucu sağlar.
- Üçüncü kişiye davayı ihbar edin. TMK m. 229 son fıkra bunu kararın ona karşı ileri sürülebilmesi için şart koşuyor.
- Muvazaa davasını talep sonucunu doğru yazarak açın. Tapu iptali yerine, muvazaanın tespiti ile İİK m. 283 kıyasen uygulanarak haciz ve satış isteme yetkisi verilmesini isteyin.
- Süreleri takvime alın. TMK m. 241 için öğrenmeden itibaren 1 yıl, mal rejiminin sona ermesinden itibaren 5 yıl.
- Delilleri "malik gibi davranmama" ekseninde toplayın. Aidat, vergi, kira, abonelik, kullanım, devir bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği, alıcının ödeme gücü ve taraflar arasındaki yakınlık.
Hangi Süre Neye İşliyor?
| Konu | Süre |
|---|---|
| TMK m. 241 — üçüncü kişiye dava (öğrenme) | 1 yıl (hak düşürücü) |
| TMK m. 241 — üçüncü kişiye dava (her hâlde) | Mal rejiminin sona ermesinden 5 yıl (hak düşürücü) |
| TMK m. 229/1 — geriye dönük kapsam | Mal rejiminin sona ermesinden önceki 1 yıl |
| TMK m. 229/2 — geriye dönük kapsam | Mal rejiminin tamamı (sınır yok) |
Mal rejiminin ne zaman sona erdiği bu hesabın çıkış noktasıdır: TMK m. 225 uyarınca boşanma hâlinde mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Yani "önceki bir yıl" hesabı, boşanma kararının kesinleşme tarihinden değil, davanın açıldığı tarihten geriye doğru yapılır. Bu ayrıntı, incelediğimiz dosyada devrin (12.12.2012) boşanma davasından (18.01.2013) yaklaşık bir ay önce yapılmış olması nedeniyle doğrudan belirleyicidir.
Bu Dosyalarda Avukatın Rolü
Kararı tam metninden okuduktan sonra söyleyebileceğim şu: bu dosyalar çoğunlukla muvazaanın ispat edilememesi yüzünden değil, yanlış talep kurulması yüzünden kaybediliyor. Kontrol listesi:
- Talep sonucunu doğru yazın. Tapu iptali değil, muvazaanın tespiti + İİK m. 283 kıyasen haciz ve satış yetkisi.
- İki bendi birlikte ileri sürün. TMK m. 229/1 ve m. 229/2 — özellikle satış görünümlü devirlerde ikinci bent hayati.
- Üçüncü kişiye ihbar edin. m. 229 son fıkranın açık şartı.
- Hukuki yararı baştan kurun. Alacağınızın varlığını ortaya koyan verileri muvazaa dosyasına da sunun; Kurul bunu dava şartı sayıyor.
- Hak düşürücü süreleri takip edin. Özellikle m. 241'in beş yıllık süresi sessizce işler.
- Bekletici mesele düzenini yönetin. İki dosyanın birbirini beklemesi ihtimaline karşı, hangi dosyanın önce yürümesi gerektiğini dilekçenizde gerekçelendirin.
Mal rejimi ve tasfiye hesabının temelleri için boşanmada mal paylaşımı ve mal paylaşımı davası yazılarımıza, malvarlığının şirket üzerinden gizlendiği dosyalar için şirket üzerine alınan mallar yazımıza bakabilirsiniz. Dosyanızı değerlendirmek için mal paylaşımı avukatı sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.

Av. Murat Aydar
İstanbul'da aile hukuku alanında müvekkillerime hizmet veriyorum. Özellikle anlaşmalı ve çekişmeli boşanma, nafaka, velayet ve mal paylaşımı davalarında hukuki destek sağlıyorum.